ShadowFon 1
ShadowFon
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
romegames 1
romegames
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Bvural41 1
Bvural41
NovaLst 1
NovaLst
bikral 1
bikral
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Aşka Dokunuş - 9. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 191

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 19 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Gürültü.Kavga eden insanların çıkardığı belli belirsin uğultular bana ulaşıyordu. Saniyeler, dakikalar belki de saatler geçmişti. Benliğimi kapatmış, çöktüğüm yerde sırtımı duvara dayayarak öylece boşluğa bakmaya başlamıştım. Zaman kavramını yitirmiştim. Esen rüzgâr her tenime çarpışında titriyordum.Kalbimi çelikten bir elle sıkıyorlardı. El, kocaman ve güçlüydü. Soluklarımı hızlandırmıştı. Yara olmayan bir yer nasıl bu kadar acıtabilirdi? Bir insan daha ne kadar çaresiz hissedebilirdi? Veya işe yaramaz.Gözlerimin önü kararmaya başlamıştı. Her yerde siyah noktalar görüyordum. İlacımı içmiş miydim hatırlamıyordum. Yalçın ve Olcay yoktu, yanımda bir insanın varlığını hissediyordum fakat onu da tanımıyordum. Telefonumun melodisi kulaklarımdan sızarken zorlukla uzandım.Bütün kaslarım isyan edercesine tutulmuş gibiydi. Kolum yanıyor, karıncalanıyordu. Telefonu acı içinde kulağıma dayadığımda Ece’nin çığlık atan sesiyle karşılaştım.‘‘İmge! Neredeler?! Olcay ve Yalçın nerede? Bende geleceğim, adres ver çabuk.’’Neredeydik? Saat kaçtı? Bizim için endişelenen sadece Ece miydi? Sorular aklımı ele geçirirken nefesimi tuttum. ‘‘Bilmiyorum.’’ diye mırıldandım ağzımın içinden. Akmayan gözyaşlarım canımı acıtıyordu. Binlerce iğne tenime batırılıyormuş hissini yaşıyordum.‘‘Duyamıyorum, sesli konuş biraz!’’‘‘Bilmiyorum, Ece. Bilmiyorum!’’Fısıltıyla başlayan sesim kocaman bir bağırışa dönüşürken dudaklarımı kanatana kadar ısırdığımı fark ettim. Ağzımın içindeki metalik, bakırımsı tat rahatsızlık vericiydi. ‘‘Nasıl bilmezsin?’’ diyerek bana meydan okudu Ece. ‘‘Onlarla birlikte değil misin? Yanlarında gitmedin mi? Ne diyorsun Allah aşkına?!’’Benim varlığım gereksizdi, hiçbir şey yapamayan biri olarak insanlara bağırma hakkım yoktu. ‘‘Bilmiyorum.’’ diyerek tekrarladım son on dakikadır başka söz söyleyemeden. ‘‘Bilmiyorum, bilmiyorum!’’Telefonun kapandığını belirten ‘dıt’ sesi kulaklarımda yankılandı. Başımı duvara doğru sertçe vurdum. Acı beni kendime getirmişti, belki de bilincimi kapatıyordu. Karar veremiyordum. İkinci defa sertçe çarptım başımı.‘‘Hey, iyi misin?’’Yanımda sessizce bekleyen, gözleri ileriye -inşaata- kilitlenen oğlan doğrularak kızarıp şişen gözlerime baktı. ‘‘Oradan iyi görünmediğimi biliyorum.’’ dedim kıkırdarken. Anlamlandıramadığım şekilde kahkaha atmak istiyordum, sonsuza kadar gülmek. Kıkırtılarım belli belirsiz hıçkırıklara dönüştüğünde çocuğun fişek gibi ayağa fırladığını gördüm.‘‘Olcay!’’ diye bağırınca dikkatimi çekebilmişti. Üzerime düşen gölgeye aldırmadan kafamı kaldırdım. Olcay ve Yalçın yanağımdan süzülmekte olan gözyaşına bakıyorlardı. Dağılmış saçlarıma, kızaran gözlerime, titreyen vücuduma, harap olmuş halime.Onları gördüğüm anda kendime hâkim olamadan çömeldiğim yerden fırladım. Kavga etmişlerdi, az önce duyduğum uğultular onlardan geliyordu, bariz belliydi. Yalçın’ın sol yanağında kocaman morluk vardı, kaşı da patlamıştı. Dudağından kan sızıyordu. Az önceki haliyle bu halinin alakası yoktu.Olcay ise… Onu gördüğüm an nefesim akciğerlerimde tıkalı kalmıştı. Çünkü binlerce kat kötü durumdaydı. Dudaklarını tamamen kırmızıya boyanan kan çenesine doğru damlıyordu. Vücudu acı ve dayağın etkisiyle kamburlaşmıştı, gözlerinin altında morluk oluşmuştu. Tek eli yaralı olduğunu düşündüğüm omzuna bastırılmıştı.Senin suçun diye fısıldadı iç sesim mantıklı tarafımı devre dışı bırakırken. Yalçın’ı kızdıran, Olcay’ı içeri tek gönderen sensin. Hepsi senin suçun!‘‘Ö… Özür dilerim.’’Dudaklarımdan titrekçe dökülen özürlerimi ardı ardına sıralamaya başladım. Ellerim iki yanımda yumruk olmuştu. Gözümden akan yaşları biliyor, durdurmak adına hiçbir şey yapamıyordum. Buna devam ediyordum, ta ki Yalçın’ın soğuk elini omzumda hissedene kadar.‘‘Senin suçun değildi.’’Omzuma sıkıca sardığı eli soğuk olmasına karşın boynuma doladığı kolu sıcacıktı. Ne yaptığını ilk başta anlayamadım, kocaman açılmış gözlerimle her hareketini izledim sadece. En sonunda sarıldığını fark ettim. Aramıza duvar ördüğünü söylediğim Yalçın bana sarılıyordu! Hıçkırmamak için yanağımın iç tarafını ısırmak zorunda kalmıştım.Yalçın’ın kolları arasında yeni doğmuş bir bebek gibi bağırarak ağlamak istiyordum. Beni saran sert vücut gözyaşlarımı durdurmuştu.‘‘Ben suçluydum, İmge. Öfkemi kontrol edememem kendi suçum. Olcay’ın beni takip etmesi de. Kendini yormaktan vazgeç artık.’’Hafifçe kıpırdandığımda ağzının içinde birkaç küfür geveledi. O an canının ne kadar yandığını anladım. Kolunu dikkatle tutarak bir adım geri çekildim. ‘‘Yaralısınız. Hastane... Hastaneye gidelim.’’Yalçın’ın kaşları anlık olarak çatıldı fakat yorumda bulunmadı. Olcay’ın kötüleştiğini biliyordu, gitmeleri gerektiğini de. ‘‘Olcay’ın amcası doktor. Onun hastanesine gidelim.’’ diye mırıldandı ağzının içinde. Hızlı adımlarla onun yanına geçerek destek oldum.‘‘Kendini suçlayacağını düşünmemiştim, İmge.’’Titreyen vücudumla gülümsemek zor olsa da başarmıştım sanırım. Yalçın’ın taksi numarası çevirdiğini görünce içime ferahlık yayıldı. En azından daha iyilerdi. (…) Zaman hızla akıp geçmiş saat akşamın yedisi olmuştu. Ece evdeydi fakat meraktan çatlamak üzereydi. Hala Olcay ve Yalçın’ın yanında kalmakta ısrar ediyordum. Babama kısa mesaj çekerek durumu üstü kapalı anlatmıştım. Oturduğum deri, siyah koltukta geriye yaslandım. Olcay’ı hastane yatağına almışlardı, Yalçın ise hemen yanımdaki kanepeye.Aramızdaki sessizlik uzayıp giderken gerildiğimi anlamasınlar diye ellerimle oynamaya başladım. Bugün ne kadar çok korktuğumu anlamış olmalıydılar. Ne demem gerektiğini bilmiyordum, tek bildiğim eve olabildiğince erken dönmek zorunda olduğumdu. ‘‘Bağımlılık.’’Ne zaman kapattığımı bilmediğim gözlerimi aralayıp başımı kaldırdım. Büyümüş gözbebeklerim direk olarak Olcay’ı hedef almıştı. Yüzünde hüzünlü bir gülümseme vardı, sanki geçmişteki anıları aklında canlanmış gibi.‘‘O okula gelme sebebim; uyuşturucu bağımlısı olmamdı. Eskiden yani.’’Bu konunun neden açıldığını bilmesem de huzursuzca kıpırdandım. ‘‘Sinirle söylenmiş birkaç kelime için bunları bana anlatmana gerek yok, biliyorsun.’’ Korkmaya başlamıştım. Olcay’ın sırlarını bilirsem daha fazla üzerine düşerdim. Çektikleri acılar, içimdeki şefkat duygusunu uyandırırdı.‘‘Bunları senin için değil, kendim için anlatıyorum İmge.’’ dedikten sonra doğrulmaya çalıştı. Yalçın’a baktığımda gözlerini kapatmış, yatar şekilde kıpırdanarak bizi dinlediğini fark ettim. Ortam git gide geriliyordu.‘‘Yani… Bir şekilde kullanıcı oldum işte. Herkesten nefret ediyordum, en çok da kendimden. Ailem parçalanmıştı ve savunmasızdım. Kesinlikle mazeret değildi tabi. Kaçmaya çalıştım, bağımlılığın verdiği unutkanlığa kapıldım. Cesur değildim. Sahte mutluluğu gerçek acıya tercih ettim. Beynimin mantıklı tarafı tamamen devre dışı kalmıştı. Bugün gittiğimiz yer… O zaman hap aldığım yerdi. Her neyse Yalçın bana yardımcı oldu. Beni korudu, kendime getirdi. Ne zaman kriz geçirsem yanımda kaldı. Bir sene gibi uzun zamanda bırakabildim. Bu sefer o delirdi.’’‘‘Yeter.’’Yalçın’ın sesi Olcay’ı susturunca dudağımı ısırdım. İkisi arasındaki fazlalıkmış gibi hissediyordum. Yalçın’a döndüğümde kaşlarının çatılmış olduğunu gördüm. Sağ eli kanepenin tek kenarını sıkıca kavramıştı. ‘‘Sen hayatını ortaya sermiş olabilirsin fakat benimkini karıştırma.’’Olcay başını olumlu anlamdan aşağı yukarı salladı. Oturduğum yerden birdenbire doğruldum. Duyduklarımı sindirmem gerekiyordu, kendime gelmeliydim. ‘‘Be… Ben gitmeliyim.’’ Neredeyse koşar adım odadan çıkıp ilerlemeye başladım. Hastanenin bilindik kokusu burnumu sızlatarak ciğerlerime dolarken öksürdüm.Onlar anlatıyordu peki ben? Hazır mıydım söylemeye? Gerçekleri kendi yüzüme vurmaya? Sanmıyordum. Yapamazdım ki, konuşamazdım. Dilim lal olur, nefesim boğazıma takılırdı. Gözyaşlarımla savaşırken son zamanlarda fazla dramatik olduğumu hatırlattım kendime.Öylece yürümeye devam ederken çantamı hastane odasında bıraktığımı fark ettim. Ne oraya dönecek nede gözlerine bakabilecek cesaretim vardı. Düşünmeden yürümeye çalıştım. Cebimdeki bozuklukları görünce otobüse binmenin en iyisi olacağına karar verdim.‘‘İmge!’’Kafamı kaldırdığımda Asmin’in endişeyle beni seyrettiğinin farkına vardım. Yüzüme gülümseme yayılması için uğraşırken ‘‘Selam.’’ dedim, sesim o kadar kısık çıkmıştı ki ben bile duyamadım. Büyük ihtimalle sadece dudaklarım kıpırdanmıştı.‘‘Neredeler?’’‘‘Üçüncü kat, üç yüz dokuz.’’‘‘Sen iyi misin?’’Neden birisi bana ‘iyi misin’ diye sorduğunda kötü oluyordum? İyi değildim işte! Islanan kirpiklerim, dolan gözlerim, kısılan sesim hepsi iyi olmadığıma işaretti. Başımı iki yana olumsuz anlamda salladım.‘‘Kötüyüm.’’Açıkça cevap vermeme şaşırmış olmalı ki koluma uzandı. Kendimi geriye çekerken hayal kırıklığına uğramış ifadesini seyrettim. ‘‘Gidiyorum.’’ Arkamı döndüğümde Yalçın’ın orada olduğunu gördüm. Kollarını göğsünde kavuşturmuş beni izliyordu, Asmin’in takındığı aynı ifadeyi almıştı suratı.Hayal kırıklığı.‘‘Ne yaptığını sanıyorsun? Olcay sana içini dökerken aniden kaçarak…’’Geriye doğru sendeleyince gözlerini kaçırdı. ‘‘Duymak istemiyorum.’’ dedim sesimin titrek çıkmasını umursamadan. ‘‘Bilmek, öğrenmek ve acılarınızı paylaşmak istemiyorum!’’Asmin ne demesini gerektiğini bilmiyordu, Yalçın ise bunu bekliyormuş gibiydi. ‘‘Benden uzak duramaz mısınız? Ne zaman kendime söz versem, sizden uzak duracağımı düşünsem bu imkânsız oluyor. Bir yerden çıkıyor bütün savunma sistemimi çökertiyorsunuz!’’‘‘Aptal!’’Asmin’e dönünce iki yanda yumruk olmuş ellerini gördüm. Öfkesi onu ele geçirmişti. Başka bir patlama anı.‘‘Aptalın tekisin İmge! Asla anlamıyorsun, biz sana yardım etmeye çalışıyoruz. Asla senden bir şey beklemedik. Seninle sırlarımızı paylaştığımızda seninde anlatmanı istemedik. Sadece yanında olmamıza izin vermeliydin. Bunu bile başaramıyor musun? İnsanlara değer vermek düşündüğün kadar kötü değil, emin ol. En azından uzaklaştırmamalıydın. Seninle konuşmayı seviyordum, iyi bir insan olduğunu biliyordum. Fakat böyle yapmaya devam edersen tahammül edebileceğimi sanmıyorum. Herkesin sınırı var, sana değer verseler bile.’’Sesini geri kazanmak ister gibi boğazını temizlediğinde dudağımı ısırdım. Asla anlamayacaklardı, belki de anlamayan bendim.‘‘Korkuyorum. Asmin değer verdiğim insanların hepsi…’’‘‘Herkes aynı değildir.’’ dedi Yalçın sözümü keserek. Birkaç adım önümde duruyordu. ‘‘Yardım edemedim.’’ diye fısıldadım sesimin çıkması için çabalarken. ‘‘Olcay içeriye koştuğunda peşinden gitmek istedim ama ayaklarım hareket edemedi. Çok korktum. Oysa içeri de olsaydım yardım isterdim. Bağırırdım, en azından dikkatleri üzerime çekebilirdim. İkiniz de bu halde olmazdınız.’’Sonunda itiraf etmiştim işte.‘‘Herkes korkardı, normal değildi ki yaşadıkların.’’‘‘Hayır,’’ diye mırıldandım Asmin’e dönerken. ‘‘Mesela sen giderdin. Hiç düşünmezdin, ben… Kalakaldım.’’Gergin bir sessizlik olduğunda ‘‘Babam…’’ dedim. Yalçın anlamıştı, kolumu tutarak çekiştirmeye başladı. Arkasına dönerek Asmin’e ‘‘Olcay’ın yanına çık, en geç bir saate dönerim.’’ dedi.‘‘Hey! Hastane çıkış işlemlerin yapılmadı.’’‘‘Asıl giriş işlemlerim yapılmadı.’’ ‘‘Ne?!’’‘‘Olcay’ın amcasının vip hastalarıyız da.’’Yaptığı espriye gülmedim. Sürekli canlarının yandığını bilmek hiç hoş değildi. Eli hala kolumu sıkıca kavramıştı. Hastane sınırları dışına çıktığımızda havanın karardığını gördüm. Gerçekten soğumuştu, kollarımı kendime sarmamak için kendime savaştım.‘‘Soğuk değil mi?’’‘‘Hayır.’’Hemen, alelacele verdiğim cevaba güldü. Ardından elini kaldırarak boş taksilerden birine işaret verdi. İki dakika sonra önümüzde araba duruyordu. Arka koltuğa yerleştiğimizde ‘‘Adresin?’’ diye sordu. Bir, iki saniye kafamda tarttıktan sonra kısaca açıkladım.‘‘Telefonun nerede?’’‘‘Çantamda.’’‘‘Ah, ne güzel.(!) Çıkar da ver diye sorduk herhalde!’’Çantamın en gözünü öylece karıştırdıktan sonra sonunda ona ulaşmıştım. Telefonumu Yalçın’a verdiğimde numarasını yazdı. ‘‘Numaralarımızı alalım, acil bir şey olursa diye.’’Daha dakikalar önce onlardan uzaklaşmak istediğimi bağırıyordum, böyle dost canlısı davranmasa ne olurdu? Kendime olan saygınlığımı yok ediyorlardı. ‘‘Seninkini söyle.’’ dedi kendi telefonunun tuş kilidini açarken. O an bir kızın fotoğrafını kapak ekranına koyduğunu fark ettim.‘‘O kim?’’Ben tam yüz hatlarını inceleyemeden rehber kısmına tıkladı. ‘‘Sana ne.’’ Kızın kim olduğuna emin değildim çünkü çizimle yapılmıştı. ‘‘Hadi canım! Resim mi çiziyorsun?’’ İlk defa Yalçın’ın kızarmaya başladığına şahit olunca delirmiş gibi kahkaha atmaya başladım.‘‘Oha! Çok şaşırdım şuan! Vay be.’’‘‘Susar mısın? Çok utandırıcı.’’‘‘Başka yeteneklerinde var mı bay mükemmel?’’‘‘Evet, çok güzel yumruklarım var.’’ ‘‘Sert çocuk.’’ diye sızlandım ama gülümsüyordum. Hatta kıkırdamamak için kendimi zor tutuyordum. ‘‘Sakinleşmek için.’’ dedi göz ucuyla beni süzdükten sonra. ‘‘Yardımcı oluyor, öfkemi dizginlemek istediğimde resim çizerim de.’’‘‘Ne yani bir kaç yumruk attıktan sonra dur bir kardeş resim çizip geliyorum mu diyorsun?’’‘‘Bugünler espri dağarcığın genişlemiş İmge.’’Gözlerini devirdikten sonra ‘‘Özür dilerim.’’ dedi. O an bomba patlasa bu kadar şaşırmazdım. Yalçın benden özür diliyordu, hem de tam aramız düzelmişken! ‘‘Yani… O gün çok korkunçtum. Öfkemi dizginleyemedim ve duvarı yumrukladım. Ardından ortadan kayboldum, sonra siz… Olcay’ın canı yandı. Üzgünüm, böyle olacağını tahmin etmemiştim.’’‘‘Seni sinirlendiren bendim, hem bunu aştık sanıyordum. İkimizde suçluyuz, ikimiz de hatalarımızı anladık ve birbirimizden özür diledik. Konunun uzaması sadece bizi yorar.’’‘‘Kesinlikle.’’‘‘Değil mi? Kesinlikle çok mükemmelim.’’ dedim ortamı yumuşatabilmek adına. ‘‘Tabi canım.’’ diyerek dalga geçti. Arabanın durduğunu o an fark ettik.‘‘O zaman iniyorum.’’Kapının açma koluna uzandığım sırada omzumda ağırlık hissettim. Yalçın, başını omzuma yaslamıştı. ‘‘Biraz bekler misin?’’ dedi boğuk çıkan sesiyle. Dediğine uyarak durdum, nefes almaktan korkuyordum. Taksicinin aynadan garip bakışlar attığını görsem de umursamadım. Tam Yalçın kafasını kaldırdığı sırada bütün ortam bozuldu çünkü taksicinin de öfkesi sınıra dayanmıştı.‘‘Taksimetre yazıyor gençler.’’‘‘Biliyoruz amca!’’ dedi sinirlendiği belli olan ses tonuyla. Sessizce güldüğümün farkına varınca yanağımı sıkarak ‘‘Hadi in, çabuk! Bak taksimetre yazıyor.’’ dedi. Sesindeki alay o kadar barizdi ki indiğimde bile gülmeye devam ettim. Kapıyı tutarak son kez gülümsedim.‘‘Her şey için teşekkür ederim.’’ Öncelikle bir şey belirtmek istiyorum, her karakterin inişleri ve çıkışları oluyor. Bir paragraf arayla çelişkili düşünüyor. Bu karakterlerin hepsinin farklı sorunları var. Bu yüzden karakterlerin özelliklerini garipsemenizi istemem. Keyifli okumalar ^^
10169393_725808264137120_2717449707997536999_n.png
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst