noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
romegames 1
romegames
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Bvural41 1
Bvural41
NovaLst 1
NovaLst
bikral 1
bikral
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Aşka Dokunuş - 5. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 202

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 19 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

5.
BÖLÜM
Şimdiye kadar sadece tek başıma gezmeye çıkmıştım. Hastanedeki
yürüyüşlerden bahsetmiyordum, hemşirelerin sahte gülümseyişlerinden. Ece
elindeki siyah-beyaz çizgili eteği bana gösterdiğinde içime dolan yabancı bir
mutluluktu bu.
Benim arkadaşım vardı, gerçek bir
tane. Hikâyeler veya kitaplardaki gibiydi. Yanımdaydı ve biz alışverişe
çıkmıştık! Tamamen normaldik burada. Deli damgası vurulmamıştı, sıradanlığa
bürünmüştük. Tek istediğim buydu zaten.
Babam yanımıza yaklaşırken elinde iki kutu taşıdığını gördüm. Birini Ece’ye
diğerini de bana uzattıktan sonra cansızca gülümsedi, hali kalmamış gibi.
‘‘Bunlar ikinci el fakat çok kullanılmamış. Bu yüzden idare edebileceğinize
inanıyorum.’’
Aynı telefonlar, aynı kıyafetler. Ece arkadaşım değildi, artık değildi. O benim kardeşimdi. Aynı
liseye gidecek, belki kavga edecektik. Yine de unuttuğum o sıcak duyguyu
hatırlatacaktı bana. Annemin içime işlediği o görkemli sevgiyi. ‘‘Buna gerek
yoktu.’’ dedi biraz utanarak. Gözlerimi kocaman açarken her hareketini
inceledim. Utandığından yanakları kızarmıştı, elleriyle oynuyordu.
‘‘Ece, babamı baban olarak kabul etmezsin belki ama ihtiyaçlarını
karşılamasına izin vermelisin.’’ Nedense babamı paylaşıyor gibi hissetmiyordum.
Belki de babanı hissetmiyorsundur diye
çıkıştı iç sesim. Ben babamla her zaman iyi anlaşmaya çalışmıştım. Ona
sığınmıştım, beni istemeyen oydu. Aramıza her an daha da artan duvarlar ören,
gözlerindeki soğuklukla beni süzen, eli tenime değdiğinde yüzünü buruşturan
kişi; babamdı. Ben değil. Bu mesafeyi ben açmamıştım, bu yüzden olsa gerek hiç
pişmanlık duymuyordum.
Onlar aniden konuşmaya dalınca gözlerimi kırpıştırdım. Babam… Benimle iki
cümle konuşmayan adam Ece’ye gülümsüyor muydu? Ellerim titremeye başlarken fark
etmesinler diye elimi askılardan birine attım. Gri, dizlerime gelebilecek sade
elbiseye bakarken içimin neden bu kadar karardığını düşündüm.
Babamın nefret ettiği tek insan bendim. Gözlerim yanmaya başlarken onlara
tamamen arkamı döndüm. Dikkatimi dağıtmam gerekiyordu, mağazanın içinde çalan
şarkıyı hatırlamaya çalıştım. James Arthur’un söylediğini biliyordum fakat
kelimeler uğultu şeklinde kulaklarıma ulaşıyor, algılama seviyemi düşürüyordu.
Elbiseyi dikkatle incelerken görüşümün bir düzelip bir bulanıklaştığını
anlamamaları için birkaç adım attım. Akmayan gözyaşlarım gözlerimi yakıyordu.
Keşke ağlayabilseydim, babamın yüzüne bağırıp nefretimi kusabilseydim.
Yapamazdım. O bana nasıl davranmış olursa
olsun babamdı işte. Küçükken eve geldiğimde beni kucaklayan, cebindeki çekme
çikolatayı öpücüğü karşısında avucuma koyan, bazen sırf beni mutlu etmek için
elinde bebekle eve gelen ilk aşkımdı.
Bizim de mutlu zamanlarımız olmuştu. Annemin yaşadığı, babamın beni sevdiği
zamanlar. Şuan o anlar bana o kadar uzaktı ki. Sanki asla bunlar yaşanmamıştı,
birileri zorla zihnime girip oraya yerleştirmişti. Hayır, annemin son fotoğrafı
elimdeyken böyle düşünemezdim, henüz değil.
‘‘İmge?’’Ece’nin sesi kulaklarıma dolarken bakışlarımı yukarı kaldırdım. Yüzümdeki o
gerçek gülümseme silinip gitmişti. Yerini
zorlukla iki yandan çekiliyormuş gibi gözüken huzursuz bir sırıtış almıştı.
‘‘İyi misin? Gözlerin kızarmış.’’ diye sordu endişeyle. Çok kısa, kendi kafamda
kurduğumu düşündürtecek kadar minik zaman dilimi içinde babamın bana
bakışlarını yakaladım.
Aynı eve oyuncak bebek alıp geldiğinde baktığı gibi bakmıştı.‘‘İyiyim, alerji herhalde.’’ dedim gözlerimi yalandan ovuştururken. Ece’ye
yalan söylemekten nefret ediyordum ki fark ediyordu zaten. Gözlerindeki zeki
parıltılar bile kaçırmayacağının göstergesiydi.
‘‘Sonra konuşacağız.’’ dedi. Bu konuyu ona açmayacaktım. Kendini suçlu
hissetmesini sağlamayacaktım, onu yanında isteyen bendim. Tamamen bencil olan
bendim!
Elimde hala duran elbiseyi gösterdikten sonra ‘‘Denesem mi?’’ diye sordum.
Başını olumsuz anlamda iki yana salladı. ‘‘Bu çok kasvetli! Çok!’’ Ardından
beyaz kumaşın üzerine pembe çiçeklerle detay atılmış, mini elbiseyi çekip aldı.
Eliyle koymuş gibi nasıl bulabilmişti ki?
‘‘Bunu dene.’’‘‘İmkansız!’’Yüzündeki sırıtıştan benimle dalga geçtiğini anlayınca kafasına yumruğumla
hafifçe vurdum. Ardından elbiseyi çekiştirerek elinden aldım ve kabinlere doğru
yürümeye başladım. Ellerini çırptıktan sonra ‘‘Seni onun içinde göreceğim asla
aklıma gelmezdi.’’ diye şakıdı.
‘‘Benim de’’ diye homurdandım. ‘‘Bende böyle acınası bir elbise giyeceğimi
tahmin etmezdim.’’
Şeffaf renkli askıyı dışarı bıraktıktan sonra perdeyi iyice kapattım. Böyle
yerlerde giyinmekten hiç haz etmiyordum. Normal kapı yapsalar olmuyordu sanki!
Ayakkabılarımı çıkardıktan sonra kotumu da üzerimden attım. Ardından tişörtüm.
En sonunda elbisenin kumaşı vücudumu sardı.
Her kıvrımıma tam oturduğunu hissediyordum. Aynada kendime bakınca ani iç
güdüyle elim bağlanmış saçlarıma gitti. Tek hamle de tokamı çekip çıkardım.
Elimle saçlarımı karıştırdıktan sonra elbisenin kırışıklıklarını düzeltmeye
çalışarak perdeyi açtım.
‘‘Bu olmadı gal-’’Zaman durdu. Her şey, herkesin sesi yok oldu. Askıların metala çarparken
çıkardıkları ses, konuşmalar, ’nin
bana ulaşan melodisi. Yalçın, Olcay ve Ece’nin bakışları bana kilitlenmişti.
Şok olmuş ifadelerine bakarken kafamı duvara gömmek istedim.
Buhar
olup havaya karışmak. Yerin yedi kat altına inmek. Belki de ani kalp kriziyle
ölmek. Onların bana olan bakışlarından kurtulmamın en kısa yolunu bulmalıydım.
‘‘Olmadı!’’ diye bağırdım ardından içeri girmek için hamle yaptım.
Ece
kolumu tuttuktan sonra ‘‘Ne oluyor?’’ diye sordu büyük gözlerini kırpıştırarak.
Dudağımı ısırdığım sırada Olcay ıslıkla oturduğu siyah deri koltuktan doğruldu.
‘‘Asabi perinin böyle bir yönü de varmış demek.’’ Tam ona birkaç cümle
kuracağım an Ece atıldı. Kaşlarını çatarak ellerini belinde birleştirdi. Ondan
daha uzundum bu yüzden benim önüme geçerek komik bir durum yaratmıştı.
‘‘Olcay
veya Yalçın mı bu haddini bilmez!’’
‘‘Ben
Olcay ve sen de…’’
İnatla
kaşlarını çattıktan sonra ‘‘Tanımadığım insanlarla tanışmam.’’ diyerek dünyanın
en saçma cümlesini kurdu.
Yalçın
yanımıza gelmek için adım attığında yanımdaki perde çekildi ve bir kız içinden
çıktı. Benim üzerimdeki elbisenin aynısıyla! Kendi etrafında bir tur döndükten
sonra eteklerinin ucunu tutarak şirin tavrına büründü.
‘‘Olmuş
mu Olcay?’’
Onun
yanında aynı elbiseyi giymiş olmaktan
utanmıştım. Benden farklıydı. Kocaman gülümsemesi, iri ve maviye dönük gözleri,
sarı buklelerinin omzuna dökülüşü, elbiseyi taşıyışı. Her şeyiyle benim zıttım
olan biriydi! Bacakları uzundu, beli benden birazcık daha inceydi. Aniden
kaşlarımı çattım. Neden kendimle o kızı karşılaştırıyordum!
‘‘Çok
güzel görünüyorsun, Öykü!’’
Adının
Öykü olduğunu öğrendiğim kız aniden döndü ve beni gördü. Beklediğimin aksine
yumuşak gülümsemesiyle elini bana uzattı. ‘‘Tanışıyorsunuz galiba. Ben Öykü, şu
sırığın kardeşiyim.’’ Eliyle Yalçın’ı işaret edince kaşlarımı kaldırdım.
‘‘Bende
Ece!’’ diye atıldı arkadaşım yeni birinin samimiyetini hissedince. Yalçın
eliyle başına vurduktan sonra ‘‘Sürekli konuştuğun şu kız!’’ dedi. Ece
gözlerini kısıp kendince tehditkâr bakışını atıp ‘‘Şu değil!’’ diye bağırdı.
Mağazada
çok dikkat çekiyorduk. Ellerimi yanaklarıma koyarak kızarmalarını önlemek
istedim. Sanırım en kısa yol; utançtan ölmek olacaktı! ‘‘Azıcık sessiz olun!’’
diye uyardım herkesi. ‘‘Bunu almalısın.’’ dedi Ece yüzündeki büyük sırıtışla.
Hiç kırışıklığı olmadığı halde düzeltmeye çalıştığım elbiseden ellerimi iterek
uzaklaştırdı.
‘‘Bunu
almalısın tabi Öykü almayacaksa! Hadi kavga edin!’’
‘‘Ece!’’
diye homurdanıp içeriye kaçtım ve perdeyi çektim. Kalbim patlayacak kadar hızlı
atıyor, canımı yakıyordu. Fakat bu duyguyu sevmiştim. Elbiseyi üzerimden çekip
çıkardıktan sonra utançla saçlarımı karıştırdım.
Yalçın
ve Olcay beni pembe çiçek desenli bir elbisenin içinde görmüştü! Gözlerimi
ovuştururken Ece’nin bir çılgınlık yapıp perdemi çekmemesini diledim. Bir anı diğerine uymuyordu, sebebi kişilik
bozukluğu olabilirdi veya fazla çılgın olması.
Kıyafetlerimin
tamamını giydikten sonra elbiseyi özenle katlayarak elime aldım. Dışarıya
çıkınca Öykü’nün benden hızlı davrandığını gördüm. Sanırım deneyimle
alakalıydı. ‘‘Biz yemek yiyeceğiz. Siz?’’ diye sordu Ece.
‘‘Yemek
mi yiyeceğiz?’’ diye mırıldandım bu planı ne zaman yaptığımızı düşünürken. Yan
tarafıma aldığım dirsek darbesi her şeyi açıklığa kavuşturdu. Ece şuan fena
derecede sallıyordu! Yemek falan yemeyecektik, bizimle gelebilme ihtimallerini
düşünüp konuşuyordu.
‘‘Eminim
onlar aç değildir.’’
‘‘Aslında
ben acıkmıştım.’’ dedi Öykü utana sıkıla. Onu bu duruma soktuğum için suçlu
hissetsem de işin gidişatı iyi değildi. Olcay ve ya Yalçın’ı daha fazla
yakınımda görmek istemiyordum. Hele ki o okulun çatısında uyuma mevzusundan
sonra.
‘‘O zaman sizinle gelmemizin bir sakıncası var mı?’’‘‘Hayır!’’‘‘Evet!’’Ece’nin sesi benim olumsuz cevabımı bastırınca bütün gözlerin bana
çevrildiğini fark ettim. ‘‘İmge! Onlar bizimle yemezse bende yemeyeceğim!’’
diyerek beni tehdit eden Ece’ye bezmiş bakışlarımı attım. Ardından başımı
olumlu anlamda salladım.
‘‘Gelin madem.’’Öykü dişlerini göstererek güldükten sonra kolunu Ece’nin koluna doladı.
Anlamadığım bir konudan bahsetmeye başladıklarında dışlanmış gibi hissettim.
Tamam, kızsal konularla pek ilgilenmiyordum fakat bunu yapmaları da hoş
değildi!
Suratımı asarak peşlerinden yürümeye başladım. Aynı anda Olcay kolunu
Öykü’nün boynuna sarıp yanaklarını çekiştirmeye başladı. Fazla samimilerdi.
Yalçın, Olcay ve Öykü. Birbirleriyle iyi geçinen, gerçekten sevgi dolu
insanlardı.
Aniden adımlarımı durdurdum, Yalçın siniri yüzünden o okuldaydı bende
depresyon. Peki Olcay? Hızlı adımlarla Yalçın’a yetiştim ve kolunu yakaladım.
Birazcık utanç duysam da olan olmuştu.
‘‘Olcay neden öyle bir okula gidiyor?’’Yalçın birdenbire ona sorduğum soru karşısında donup kalmıştı. Ece arkasına
dönüp gözlerini beni ararcasına etrafta gezdirdiğinde elimi git anlamında salladım. Tam sorumu
tekrarlayacağım sırada ‘‘Bunu sana Olcay anlatmalı.’’ diye mırıldandı. Yalçın’ın
kararmış gözleri yere bakıyordu, hatırlamak istemediği anılarını
canlandırdığımı fark edince suçlu çocuklar gibi kafamı eğdim.
Böyle anlarda ne demem gerektiğini, hareketlerimi kontrol edemiyordum.O an hareketlerimin değiştiğinin farkına varmış oldum.Yalçın karşıma dikildiği ilk gün, ona bakarak kötü anılarıyla alay
edercesine birkaç cümle kurmuştum. Şimdi ise kendimi suçluyor ve onu nasıl
rahatlatsam diye düşünüyordum. Saçmalığın daniskası!
Düşüncelerimin arasından yanımıza gelen bir görevli sayesinde kurtulmuştum.
Elimdeki elbiseye gülümseyerek baktıktan sonra ‘‘Alacak mısınız?’’ diye sordu.
Almayı düşünmüyordum, imkânı yoktu!‘‘Hayır almayacağım.’’Görevlinin eline tutuşturduğum elbiseye son bir bakış attıktan sonra çoktan
gözden kaybolmuş Ece’nin arkasından yürümeye başladım. Yalçın donmuş gibi
dikilmiş, gözleri bir şey arar gibi etrafı tarıyordu.
‘‘Gelmiyor musun?’’ diye seslendim en sonunda. Bakışları kısa bir an bana
döndü ardından tekrar göz gezdirmeye devam etti. ‘‘Sen git, size yetişirim.’’
Omuz silktikten sonra hızlandım. Ece yalnızlığım, çaresizliğim ya da
acınasılığım hakkında hikâyeler anlatmaya başlamadan onları bulmalıydım. Yemek
katına doğru yol alırken aklımın köşesindeki ‘Yalçın ne yapacak?’ sorusunu kenara itmeye çalışıyordum.
Nefes nefese onları beyaz bir masada, renkli sandalyelerde oturup gülüşerek
konuşurken buldum. Kendimi mor renkli sandalyeye bırakırken ellerimi göğsümde
birleştirdim. Kalbim çok hızlı atıyordu.
Öykü kaşlarını kaldırıp geldiğim yöne baktı ve ‘‘Ağabeyim nerede?’’ diye
sordu. Ece’nin imayla parlayan gözlerinden kaçınmak için boğazımı temizleyip
‘‘İşi varmış.’’ dedim.
Hemen sonra babamı arayarak masadan kalktım. Genelde biz mağazalara
girdiğimizde dışarı da bekliyordu. Elimdeki telefonun onun eski telefonuydu.
Yeni aldığı telefonların hatları henüz açılmamıştı.
‘‘Efendim?’’ dedi o soğuk, mesafeli ses tonuyla. ‘‘Biz arkadaşlarımla
karşılaştık, yemek katındayız. Eğer açsan gel yok yemem diyorsan git. Dönüşü
hallederiz biz.’’
Birkaç nefes sesi ulaştı kulağıma ardından hışırtılar. ‘‘Ben gidiyorum, eve
dönünce ara.’’ Hemen sonra cevabımı beklemeden yüzüme kapanmıştı telefon.
Herkesin yanına dönüp oturduğum ne yememiz gerektiğine karar
veremediklerini anladım. ‘‘McDonald’s tabi ki!’’ diyerek diretiyordu Öykü.
‘‘Pizza Hut!’’ dedi Ece. İkisinin üzerinde bakışlarımı gezdirdikten sonra
‘‘Buldum’’ dedim babamı taklit eden ruhsuz ses tonumla.
‘‘Ece ve ben Pizza Hut’tan yiyelim, Öykü ve Olcay McDonald’s’dan.’’‘‘Olmaz!’’‘‘Neden?’’ dedi Olcay. Ses tonu yalvarır gibi çıkmıştı, acıkmış olduğunu
anlamıştım hemen. ‘‘Çünkü hepimiz aynı yerden yemeliyiz.’’ dedi Öykü avucuna
çenesini dayarken. ‘‘O zaman Burger King’den yiyelim.’’ dedim sinirle. Olcay
eliyle masa da ritim tutarken ‘‘Ya da açlıktan geberelim!’’ dedi.
Öykü ve Ece yeni bir tartışmaya girdiğinde kollarımı birleştirip kendime
yastık yaptım ve başımı ellerime dayadım. Yemek yiyebilmek güzel olurdu! Fakat
iki inatçı keçi bütün haklarımızı elimizden almaya karar vermiş gibiydi!
‘‘Popeyes’den yiyelim!’’Yalçın’ın sesi diğerlerinin gürültüsünü sustururken minnetle başımı
kaldırdım. Elindeki üç poşeti masaya koyduktan sonra içini karıştırdı. Kırmızı
renkli hediye paketine sarılmış bir şey çıkarıp Öykü’ye uzattı.
‘‘Bugün iyi günümdesiniz, hediye aldım herkese.’’Öykü sevinçle hediyeyi kapıp hızla yırttı. Ece ellerini kucağında
birleştirip gözlerini masaya dikti. Hafifçe titreyen dudakları her an
ağlayabilme ihtimalini göz önüne seriyordu. Yalçın ikinci fakat mavi renkli
hediye paketini Olcay’a uzattı.
‘‘Bu çok istediğim etek! Teşekkür ederim, ağabey!’’ Öykü Yalçın’ın
yanaklarını öperken kıskançlık damarım kabardı. Göğsümde sıkışma hissi her an
artarken Ece’ye baktım. Yanağından yuvarlanan bir damla yaşı yakalayabilmiştim.
Tam onu teselli etmek için bir cümle kuracağım sırada Yalçın pembe hediye
paketini onun önüne sürdü. Ben bile şaşırmıştım, ilk defa gördüğün birine ne
hediye alırsın ki?
Olcay hediye paketinin içinden çıkan tişörtü elinde evirip çevirdi.
Ardından ‘‘Allah belanı lan!’’ diye homurdandı. ‘‘Homoseksüel gibi mi duruyorum
oradan?’’
Pembe, yakalarında mor çizgiler olan tişörtü tiksinmiş ifadesiyle masaya
attı. ‘‘Ona para verdim pis abaza.’’
‘‘O zaman sen giy.’’Onların tartışması sırasında Ece çoktan paketi açmıştı. Herkes açlığını
unutmuş gibi duruyordu. Hatırlayan bir bendim! Minik kolyeyi avucunda döndürdü
ve ucundaki meleğe büyülenmiş gözlerle baktı.
Aynen benim yaptığım gibi!Gerçekten mükemmel kolyeydi, basit ve ucuz olduğu belliydi ama bir cazibesi
vardı. ‘‘Ve sonuncusu.’’ dedikten sonra çıkardığı beyaz hediye kabını bana
uzattı. Sakinliğimi korurken içimde tepinen, sevinç çığlıkları atan filleri
görmezden geldim.
Ah, benim içimde narin kızlardaki gibi kelebekler yoktu. Ben filleri daha
sevimli buluyordum!
Elbiseye bakarken dudağımı ısırdım, dalga geçtiğini anlamalıydım. Denediğim
beyaz, pembe çiçekli elbise avuçlarımdaydı. Düşünmesi bile beni mutlu etmişti.
Gülümsedikten sonra geriye koydum pakete.
‘‘Yalçın bunları aldın ama neremize sokacağız?’’Bu sefer hepimize hediye paketlerimizin sığacağı poşetler dağıttı, Ece
dışında. Onun arkasına dolanıp elinde tuttuğu kolyeyi aldı ve saçlarını yana
çekip romantik dizilerdeki gibi taktı. Gözlerimi kaçırdım. Ece’yi yanımıza
aldırdığım için en ufak pişmanlık duymaya niyetim yoktu!
‘‘Çok düşüncelisin.’’ diye homurdandı Öykü. ‘‘Evde görün bunu bir de.
Çorabını orada burada bırakmalar, düzensizliği, köpek bağlasanız içinde
barınmayacağı odası. Bu halinden eser yok!’’
‘‘Yemek!’’ diye inledim ellerimi karnımın üzerinde birleştirirken.
‘‘Açlıktan midem kendini sindiriyor galiba!’’
Herkes tepkime kahkaha atarken Olcay ayaklandı. ‘‘Ben Ece ve Öykü’yü alarak yemek
almaya gidiyorum, sizde burayı kimseye kaptırmayın. Sandalye falan isterlerse ‘başka kapıya kardeş’ dersiniz.’’
Olumlu anlamda başımı salladıktan sonra ellerimi masanın üzerinde
birleştirdim. Yalçın kendini yanımdaki masaya bıraktığında dudağımı ısırdım.
Bana hediye veren birine karşı nazik olmalıydım.Elimdeki bilekliğimle oynarken ani bir dürtüyle ona döndüm. ‘‘Neden bize de
hediye aldın ki?’’ Bakışlarını bana çevirdiğinde sormamış olmayı diledim.
Tekrar önüme bakmaya başladım. Yalçın bazen ürkütücü oluyordu.
Bilekliğimi bileğimden sıyırıp avucumun içine aldım. Kendimi zorlayarak
onun önüne bıraktım.
‘‘Bunu al. Değersiz bir şey ama elbisenin karşılığında sana vermek
istedim.’’
‘‘Bana bunu ver diye almadım o hediyeyi. Hediye hediyedir. Karşılıklı
yapılmaz.’’
‘‘Olsun!’’ diye ısrar ettim. ‘‘Al işte!’’Bakışları yumuşadı. Bilekliği bileğine geçirdikten sonra ‘‘Azıcık
sıkıyor.’’ diye homurdandı. ‘‘Ver o zaman! Geri ver!’’ dedim ona doğru
atılırken. Elini arkasına saklayıp gülerek kaşlarını çatmaya çalıştı.
‘‘Her verdiğini geri mi alırsın sen?’’Kollarımı göğsümde kavuşturup geriye yaslandım. Ne istiyorsa yapabilirdi.
‘‘Atabilirsin, gücenmem.’’
‘‘Bana verilen hediyelere saygılı davranan biriyim.’’Başımı anladığımı belirtircesine salladım. Olcay, Ece ve Öykü üçlüsü
zorlukla taşıdıkları tepsileri masaya bırakıp oturdular. Sessiz yemek faslında
Öykü’nün ağabeyinin bileğine bakıp durduğunu fark etmiştim.
Yanaklarımın kızardığını görmesinler diye saçlarımın önüme düşmesine izin
vermiştim. Nihayet vedalaşma vakti geldiğinde ayağa kalktım. ‘‘Ece’yle biz
önden gidiyoruz.’’
‘‘Görüşürüz!’’ Olcay’ın keyifli sesini duyduktan sonra bende ‘‘Görüşürüz’’
diyerek cevap verdim. Ece koluma girip kocaman gülümsedi. Uzaklaştığımızdan
emin olunca heyecanla ellerini çırptı.
‘‘Ben birinden hoşlanıyorum İmge! Sonunda!’’Kuracağım bütün cümleler, düşündüklerim her şey tuzla buz olurken gülmeye
çalıştım. Neden gerilmiştim ki?
‘‘Yalçın’dan değil mi?’’ dedim. ‘‘Hayır, aptal! Olcay’dan. Sıradayken bir
oğlan beni itti. Beyaz atlı prens gibi kendini ortaya attı ve oğlana özür
dilemesi gerektiğini söyledi. Acayip havalıydı! Ona bakarken kitaplardaki
karakteri yaşadım resmen! Zaman durdu, kalbim küt küt attı.’’
Onu sakince onayladım, gerçek okul hayatım daha yeni başlıyor gibi
hissediyordum.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst