HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Yumuşak, sıcak bir yerde uyumama rağmen rüzgârın serinletici etkisini hissediyordum. Kendime gelebilmek için gözlerimi kırpıştırmam gerekti. Önce mor benekler görmeye başladım, daha sonra ise bembeyaz bulutları. Görüşüm netlik kazanırken Yalçının gözlerini ileriye sabitleyerek öylece baktığına şahit oldum. Uyanıp kıpırdamama rağmen hiçbir şey yapmadı.Saat kaç? diye sorduğumda dikkat dağıldı, gözlerini bana çevirdi. Fakat ne gülümsedi ne de bir tepki verdi. Öylece bakmayı sürdürdü tam delirdiğini düşünmeye başladığım sırada başını arkaya atıp gür bir kahkaha patlattı. Kuşların hepsi aniden uçunca şaşkınlıkla ona bakakaldım.Yalçın. Kafayı mı yedin?Sadece şaşırmış ifadeni görmek istedim İmge.Ne demem gerektiği hakkında hiç fikrim yoktu. Böyle saçmalamadan sadece bana kötü davransa zorlanmayacaktım! Şakaklarımı ovalamaya başladığımda Öğleden sonraki ikinci dersteler. diye mırıldandı.Neden beni uyandırmadığı hakkında bağırıp çağırabilirdim, kötü bakışlarla yanağına tokadımı geçirebilirdim, benimle dalga geçen o güzel yüzünü dağıtabilirdim. Fakat tek yaptığım ayağa kalkarak çıkışa yürümek oldu.Hemen derse girip çantamı almak ve evime gitmek istiyordum. Zaten yok yazılmıştım dersleri çekmenin ne anlamı vardı ki? Beni durdurmadı, neden durdurması gerektiğini düşünüyordum ki sanki.Koridora indikten sonra sınıfıma yöneldim. Adımlarım boşlukta yankılanıyor gibiydi. Çıkan ses birazcık ürkütücü gelse de hemen kendimi sınıfa attım. Gözlüklü, siyah takım elbise giymiş, biraz yaşlı coğrafya öğretmeni tam akarsulardan bahsederken içeri girmemden hoşlanmamış olmalı ki huzursuzca kıpırdandı.Ne var?Çantamı almaya geldim.İki saat yok yazıldın.BiliyorumAramızdaki diyalog buydu, yok yazılmamdan ona neydi ki? Ön sıramdan çantamı aldım ve sol koluma taktım. Tam geri çekileceğim sırada Asmin koluma yapıştı. Kimleydin? Neredeydin? Bir ara Yalçın yukarı çıkmıştı, ne yaptınız? Çıkıyor musunuz?Hey sakinleş. Yok, öyle bir dünya.Göz kırptıktan sonra arkamı dönüp kapıya doğru adımlar atmaya başladım. Gidemezsin. diyen öğretmen önümü kesip elindeki kitabı bana doğrulttu. Otur sırana.Dediğiniz gibi yok yazıldım zaten. Devamsızlığıma yazıldıktan sonra neden sınıfta durayım? Giderim dedim ve cevap beklemeden sınıftan çıktım. Buna alışık olmaları gerekmez miydi? Kapıya doğru giderken pencerelerden dışarı baktım. Yağmur yağmıyordu ama hava kapalıydı. Ne yapacaktım? Ani bir dürtüyle telefonumu çıkarıp duvara yaslandım ve psikologumun numarasını tuşladım.Çaldı, çaldı ve çaldı.Tam kapatmak üzereyken onun sesini duydum. İmge? dedi kısık ve tereddüde düşmüş ses tonuyla. Eceyle konuşmak istiyorum, hemen şimdi.Emreden sert konuşmamı umursamadan Tamam dedi. Birkaç hışırtı çalındı kulağıma. Gözlerimi kapayıp beklemeye başladım, normalde bu yasaktı fakat doktor Ecenin sağlığını iyi etkilediğimi düşünüyordu. Hemşireyle aralarında geçen konuşmadan en ufak bir şey anlamamıştım.Başımı geriye doğru attıktan sonra dudaklarımı birbirine bastırdım. Ne kadar klişe! Hayatım o kadar sıradandı ki. Oflayıp puflarken birden çığlık duydum.Ece!Doğrulurken endişeyle sürekli aynı ismi sayıklıyordum. Ece. Kalp atışlarım hızlanmıştı, kulaklarım uğulduyordu. Gözlerimi bir noktaya sabitleyememiştim. Koridora çıkan öğretmenlerinden biri elini omzuma koydu. Ne kadar yüksek ses tonuyla konuşuyordum ki?Onu ittikten sonra tekrar bağırdım.Ece!Şuan olmaz, kriz geçiyor. Konuşamazsınız!Ecenin çığlığı kulaklarımda çınlarken telefonun kapanış sesi beynime matkapla girilmiş gibi acı yarattı. Demirden bir el boğazımı yakalamıştı, hem kalbini patlatmak istercesine sıkıyordu hem de nefes almamı engelliyordu. Gözlerim bulanıklaşmıştı.O da gidiyor dedi içimden bir ses. En yakın arkadaşında seni bırakıyor. Belki de hafızasını silerler.O hastanede böyleydi. Adını bilmediğim garip cihaz vardı. Psikolojini bozan her şeyi unutman için hafızanı siliyordu. Sonra bir robot oluyordun. Yemek yiyor, konuşuyor, bakıyordun fakat hatırlamıyor, görmüyor, hissetmiyordun.Ya da benim gözlemim böyleydi.Hızla aynı numarayı ardı ardına tuşlarken diğer elimi sıkışan boğazıma doğru götürdüm. Beni değer veren başka bir insanı daha kaybedemezdim! Ece olmazdı! Sakin ol. diye fısıldadı birisi. Yakınımdaki biri. Sakinleş, sonra konuş Asmin telefonu elimden alırken titrememi dindirebilmek amacıyla yere çöktüm.Başımı kaldırdığımda koridordaki her sınıfın öğretmeninin beni izlediğini gördüm. Aradan olayı görmeye çalışan öğrencilerle birlikte. Ne zamandır kafayı bulmuş gibi bağırıyordum ki? Ne zaman hepsi koridora dökülmüştü?Derin nefesler al.Asminin rahatlatıcı sesi zihnimi açarken burnumu çektim. Ece. O hastanede delirmemi engelleyen tek insan. Beni dinleyen, yorum yapan, acısını paylaşan en yakın arkadaşım. O
Onu arayacağım.Elimi telefonumu istediğimi göstermek için açtım ve gözlerimi Asmine diktim. Kararsızlıkla telefonumu avucuma koyduğunda anında son arananlardan psikologum numarasını buldum. Aceleyle tekrar arayıp beklemeye başladım.Bacaklarım ayakta durmamı engelleyecek kadar titrediği için yerden kalkmadım. Bana sonsuzluk gibi gelen bir süre açılmasını bekledim. Herhangi birinin sesini duymayı. Meşgule düştüğünde pes etmeden tekrar ve tekrar aradım. Sınıf öğretmenimiz elini omzuma koyup Odama gel diyene kadar.Hareket kabiliyetimi kaybetmiş gibiydim. Gözlerim bulanıklaşırken ne yapmam gerektiğini düşündüm, nasıl davranmam gerektiğini. Ece için çok endişelenmiştim. İyi olmalıydı, yoksa bu sefer gerçekten delirirdim!Hayata, kadere, sevgiye kısaca her şeye olan inancım yavaşça zayıflıyordu. Hayat acı çektirmeyi çok seviyordu. Her daim birilerinin en yakınını belki de tutunduğu son dalı koparıp alıyordu, bu çok acımasızcaydı!Bırakın. dedim tek damla gözyaşı dökemeden. Aldığım ilaçlar ağlamamı engelliyordu. Vücudum kasılmıştı, sinirimi bir şekilde atmam gerekiyordu. Gitmem lazım, onu görmem lazım.Birileri öğrencileri sınıfa soktu, seslerle aramda metreler var gibiydi. Duyuyor ama dinlemiyordum. Uğultu yok olunca kafamı kaldırdım. Asmin önümde dizleri üzerine çökmüş, yüzümü inceliyordu. Bizim sınıfımızdaki herkes kapının önüne yığılmıştı. Sınıf öğretmenim ayakta bakışlarını bana dikmişti. En kötüsü ise Yalçın ve Olcay endişeyle beni izliyordu.Sakinleştin değil mi?Evet.Elimin titremesini umursamadan tekrar çevirdim numarayı. İmge! Ne yapıyorsun sen?! Yirmi dört arama ne?Ece! Ece iyi mi? Hafızasını mı sildiniz? Yoksa sakinleştirici mi verdiniz? Ne kadar kötü? ardı ardına sıraladığım sorular beynini bulandırmış olmalıydı. Dur! dedi. Önce sakinleş, Eceye hiçbir şey unutturmadık ama sanırım sonu o olacak. Sen gittiğinden beri kendinden geçti. Söylemeyecektim sana, kendine zarar vermeye başladı. İki kere intihara teşebbüs etti. Gizem olmasaydı başarmıştı da. Hemşireler yakaladı, onu görmen lazım.Sanırım
Şoktaydım.Hareket edemiyordum, gözlerimi duvarın mavi boyasına kilitlemiş öylece bakıyordum. Ece. Ece kendini öldürmeye çalışmıştı. Aklıma ilk gelen şeyi söyledim. Okula gelmesi gerek. Onunda insan içine karışması gerek! Ecenin yanımda olması gerek, onu korumalıyım!İmkânsız, velisi yok. Velayetini alacak kimse yok.Deneyeceğim dedim. Halledeceğim.(
)Babamın sıkıntıyla şakaklarını ovalamasını izledim. Buraya yeniden gelmek onun için çok zor olmalıydı, kızını çekip çıkardığı deli çukuruna dönmek. Psikologumuz elindeki kalın dosyayla döndüğünde kararsızlıkla babama döndü.Emin misiniz? Her şeyini üstlenmiş olacaksınız. Yemek, ev, kıyafet. Her şey.Babam bana sinirli sayılabilecek bir bakış attıktan sonra endişe içinde yüzünü sıvazladı. Bu durumun hiç hoşuna gitmediğini biliyordum. Onunla yaptığım konuşmada daha önce ondan hiçbir şey istemediğimi belirtip annemin onun yüzünden öldüğünü yüzüne vurmuştum. Mecburen kabullenişi, kendini pes ettirmiş gibi hissettiriyordu. Bakışlarındaki yenilmişlik bile bunu anlatıyordu.Eminim. Getirin şu kızı. İlaçlarını da düzgün yazın lütfen. deyip kararsız kalmış gibi doktoruma doğru eğildi. Hırsızlık falan yapmaz değil mi? Kurduğu cümle başımdan aşağı buz gibi su dökülmüş hissi vermişti. Ece, hırsız olamazdı. Buna inanıyor muydu?Baba! diye inledim seslice. Eceyle yıllardır arkadaşım!Burada çalacak bir şey yok ondan çalamamıştır! Buna kendini korumaya almak diyorum.Ben bu yaptığına acımasızlık diyorum! dedikten sonra ayağa kalkarak yürümeye başladım. Odadan çıkıp kapıyı sertçe kapattığımda değiştiğimin farkına vardım. Normal de olsa babama sesimi yükseltemezdim bile. Dudaklarıma yayılan sırıtmayla Ecenin odasına koştum. Nefes nefese içeri girdiğimde beklediğim görüntü kesinlikle karşımdaki değildi.Ece ellerini başının üzerine kapamış, dizlerini karnına çekmiş bir şekilde yatağında yatıyor ve gözyaşlarını sayıyordu. Kalbim acımaya başlarken ona doğru ilerledim. Ece? diye mırıldandığımda kendi kendine Yirmi iki. dedi. Ece? diyerek tekrarladım onun adını. Aniden kendine gelmiş gibi kafasını kaldırdı.İmge! diye çığlık attığında bir başka gözyaşı süzüldü gözlerinden. Aptal, şimdi otuz üçe kadar ağlamam gerekiyor. İşi dalgaya vurduğunu biliyordum, Ece ölmek istiyordu. Kollarımı onun omzuna doladığımda başını göğsüme gömdü.Burada boğuluyorum İmge. Sen de gittin. Kimsem kalmadı artık, ölmek istiyorum.Öyle bir şey yapmayacaksın. Seni buradan çıkaracağım Ece.Geri çekilip inanamıyormuş gibi gözlerini kırpıştırdı. Kızarmış ela gözleri, yeşil rengine dönmüştü. Gülümsedim ve arkasını dönmesini işaret ettim. Bana itaat ettiğinde saçlarını üçe ayırdım. İpeksi, sarı ve gür saçları onu kıskanmam için bir sürü nedenden biriydi. Örmeye başlarken huzursuzca kıpırdandığını gördüm.Beni nasıl buradan çıkaracaksın? diye sordu nefesini üflerken. İnanmak istiyor ama kendini umutlandırmakta istemiyordu. Saçlarını örmeye devam ederken Babamı ikna ettim. diye fısıldadım. Velayetini alacak. Onun kızı olacaksın, tek yolu bu. İlaçlara devam edeceksin fakat liseye gideceksinBaşını öne eğdiğinde neredeyse örgüyü bitirmiştim. Elimi önüne uzattığımda çiçek desenli hastane kıyafetinin cebinden siyah toka çıkardı. Saçının ucunu bağladığımda hemşire kapıyı tıklatarak içeri girdi. Elinde katlanmış tişört, kot ve ayakkabılar vardı.Gözün aydın Ece. dedi mutlulukla gülümseyerek. Arkadaşım suratını astıktan sonra Bana mı size mi? diye sordu küskün tavrıyla. Hadi git ve giyin. Çok merak ediyorum. dedim.Başını salladıktan sonra kıyafetleri alıp banyosuna ilerledi. Ben de hemşirenin kapının önüne bırakmış olduğu bavulu alarak kapağını açtım. Odada gözlerimi gezdirdikten sonra dolaba yürüdüm. Kıyafet yoktu zaten. Birkaç çerçeve resmi, yanından hiç ayırmadığı battaniyesi, bir de annesinin verdiği oyuncak ayısı. Bunları düzenle bavulun içine yerleştirdiğimde banyodan çıktı.Sırıtıyordu.Siyah, beyaz çizgili tişört, siyah pantolon ve yine siyah vans giydiği için mutluluktan ölecek gibi duruyordu. İşte o an babamı bu işe sürüklediğim için hiç tatmadığım bir neşeyi tattım. Ben
Ben gerçekten çıkıyorum! Kurtuluyorum yani? dedi titreyen sesiyle.Başımı olumlu anlamda aşağı yukarı salladıktan sonra kollarımı omzuna doladım. Ecenin içinden saymaya başladığını fark edince geri çekilmeye çalıştım. Bana bak, düzenli olarak buraya uğrayacağız ama! diye homurdandım.Tamam!Onu sürükleyerek dışarı çıkardığımda yanından geçen kimseyi gözü görmedi. Sonunda kapının önüne geldiğimizde her geçtiğimiz pencerede kendini izlediği görmüştüm. Baba buEce. Bu da yeni baban. diye tanıttım hiç istekli olmasam da. Benim babam kesinlikle onun babası olamazdı! Kıskançlık falan değildi, sadece Ece kendi ailesini anlatırdı. Birlikte yaptıklarını.İmkânsız!Seni de o liseye yazdırmamız gerekecek. Hadi alışverişe çıkalım.Ani kabullenişi beni sersemletse de suratımı asmadım. Eceyi yanıma alıp kocaman sırıtarak yürütmeye başladım. Aynı anda ona liseyi anlatıyordum. Asminden bahsettim. Olcay ve Yalçından. Ecenin de benim de yüzümüze yayılan gülümseme, uzun zamandan sonra gerçekti.İlaçlarla kazanılmış veya doktoru kandırmak için yapılmış huzursuz sırıtma değildi, dişlerimizi gösteren ve içten bir gülümseyiş!
Keyifli okumalar
Keyifli okumalar
