Bvural41 1
Bvural41
kralhakan2009 1
kralhakan2009
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Cannn6161 1
Cannn6161
B 1
berione65
sen272 1
sen272
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Aşka Dokunuş - 3. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 196

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 15 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Yalnız kız.

Asmin beni aynen böyle tarif ediyordu. Haklıydı. Ben çok küçükken etrafıma bir set kurmuştum. Kimsenin yaklaşmasına izin vermemiştim, kalbim taşlaşmıştı belki de. Duvarlarım her saniye de daha da kalınlaşıyordu. İnsanlar bana asla ulaşamayacaktı, gerçek bana.Kimse asla nasıl hissettiğimi anlayamayacaktı.

Şimdiye kadar duvarlarımdan sızabilen biri çıkmamıştı karşıma. Ne babam, ne Ece. Hiç kimse. Onlar bana bakmak ya da dinlemek istemiyordu. Sadece görüyor ve duyuyorlardı. Bu yeterli değildi ki!

Bir haftadır sessizce okuluma devam ediyor, Asmin’i görmezden geliyor, sınıfta dokunulmaz kızı oynuyordum.

Bundan şikâyetçi olan da yoktu. Öğretmen ilk gün müzik dinleyen hocaydı. Kısaca sonunda(!) hayatım rutinliğe oturmuştu. Aynı zamanda havalar da git gide soğuyordu.

Okula doğru yürürken ellerimi ovuşturdum. Soğuk beni o kadar da etkilemiyordu. Asıl fırtına içimdeydi, kalbimde. Sanırım bu yüzden en çok kış ayını seviyordum.

‘‘Günaydın. Yine cevap vermeyeceksin biliyorum. Sadece seninle konuşmaya çalıştığım için beni aşağılama yeter. İmge, ben bir gün seninle gerçekten konuşabileceğime inanıyorum. Bugün sınıftakileri anlatmaya devam edecektim değil mi? Yalçın’dan devam ediyorum. İlk geldiğin gün sana dayılanan endişe bozukluğu olan oğlan.’’

Okulun içindeki banklardan birine yerleştim ve hep yaptığımı yapıp gözlerimi yere diktim. ‘‘O… Bu okula ilk geldiğinde delirmiş gibiydi. Sürekli birilerine vuruyor, kavgalara karışıyordu. Öyle agresifti ki kimse yanına yaklaşamıyordu. Onu karanlıktan kurtaran Olcay oldu. Çekti çıkardı bütün pisliklerden tek tek. Olcay olmasaydı belki de Yalçın kendi pisliğinde boğulmuştu çoktan.’’

Anlattığı şeyler gerçekten ilgimi çekmişti. Yine de dönüp ‘Sonra?’ diye soramazdım, bu yenilgi olurdu.

‘‘Yalçın’ın sorunu çok küçük yaşta yaşadığı travma yüzündenmiş. Çok sarsılmış-’’

‘‘İnsanlara gereksiz şeyler anlatıp beni sinirlendirmeye mi çalışıyorsun Asmin?’’

Yalçın’ın buz gibi sesi Asmin’in kurmaya çalıştığı cümleyi yarıda keserken gerildim. Onun hakkında fazladan bir şey bilmek istemiyordum, bu gereksizdi. ‘‘Ben… Anlatmayacaktım! Gerçekten!’’ Asmin’in yüzünün rengi kül rengine dönüyordu yavaşça. O kadar korkunç olamazdı canım.

Olabilir miydi?

‘‘Her neyse. Sonuçta beni ilgilendirmiyor.’’ dedim ayağa kalkarken. ‘‘Bana acımayacaksanben anlatabilirim. İnsanların saçma dedikoduları sinirlerimi bozuyor.’’ dedi.

‘‘Senin hakkında bir şeyler öğrenmek istediğimi düşünüyorsan; aptalsın.’’

Aniden Olcay olaya dalıp Yalçın’ın kapşonunu başına geçirdi. ‘‘Ne yapıyorsunuz?’’ Sesi kulaklarımı tırmalamıştı, öyle canlı ve akıcı konuşuyordu ki.

‘‘Sabahın köründe bu enerjiyi nasıl buldun Allah aşkına?!’’ diyerek onları azarladıktan sonra adımlarımı hızlandırdım. Çantamı düzelttikten sonra hafif gölge ve yalnızlığı bulabileceğim bir alana bakmaya çalıştım. Fakat Asmin’in beni yalnız bırakmaya niyeti yoktu. Anında adımlarımızı eşitledi.

‘‘Of! Ölüyorum sandım. O ses tonuyla konuştuğunda Yalçın çok korkunç!’’

Arkamız da onların neşeyle bir şeylerden bahsettiklerini duyabiliyordum. ‘‘Neden seninle konuşmak için uğraştığımı merak ettin mi hiç? Etmişsindir tabi. Taş değilsin sonuçta. Yani güzel kızsın, yanlış anlama. Taş derken hissizlikten bahsediyorum. Neyse dediğim gibi nedeni var. Birine çok benziyorsun, eski bir arkadaşıma.’’

‘‘Hiç şaşırmadım!’’ diye bağırdım. Okulun bahçesinde sinir krizi geçiren ilk kişi olacaktım. Sabahın köründe benimle uğraşmaları için hiçbir sebep yoktu!

‘‘İnsanlar benimle keyiflerinden konuşmuyorlar. Mutlaka bir şey lazımdır. Sus. Ne zenginim ne de herhangi birine benziyorum. Sadece uzak dur, hepiniz. Hepinize bu sözlerim. Rahat bırakın beni artık!’’

Adımlarımı okulun kapısına doğru çevirdiğimde ağlayamadığımı fark ettim. Normal insanlar böyle durumlarda hunharca ağlarken ben tek gözyaşı dökemiyordum. Tam Olcay’ın önünden geçiyordum ki kolumdan tutuldum.

‘‘İnsanlara böyle davranmaya hakkın olduğunu mu düşünüyorsun? Kızı neden küçük düşürdün? Herkesin ortasında.’’

‘‘O kadar çok ilgileniyorsan git yanına, düzelt moralini. Bana da bir daha dokunmaya kalkma!’’

Kolunu hışımla ittim ama yerinden kıpırdamamıştı. ‘‘Ne var?’’ dedim yumruğumu yüzüne geçirmemek için kendimi zor tutarken. Ona vurursam yaralanan ben olacaktım ne yazık ki. ‘‘Davranışların çok anormal.’’

Başıma geriye atıp gülmeye başladım. Bana kanatlarım çıkmış da uçmuşum gibi baktıktan sonra soru dolu gözlerini gözlerime dikti.

‘‘Sanki hepiniz çok normalsiniz gibi konuşuyorsun ya. Sen kapalı yerlerden korkmuyor musun? Endişe bozukluğun, öfkeni kontrol edememe durumun yok mu? Bana ne hakla davranışlarımın anormal olduğunu söylersin? En normaliniz benim be!’’

Nefes nefese soluklandıktan sonra bana vuracağını düşünmeye başlamıştım. Bakışları öyle soğuk ve korkutucuydu ki. Olcay kolunu tutup ‘‘Tamam lan sakin ol.’’ diyene kadar karanlık bir aurayla gözlerini bana dikti.

‘‘Evet.’’ dedi alayla dudaklarını büküp. ‘‘Karanlık yerlerden korkuyorum. Kapalı yerlerden korkuyorum. Yine de senin gibi kendi kabuğuma çekilmiyorum, sinirliyim ama senin asla sahip olamayacağın bir şeye sahibim. Arkadaşa.’’

‘‘Bu iğrenç feminen konuşma da ne?’’

Gözlerini devirdikten sonra ‘‘Asla anlamayacaksın.’’ dedi. ‘‘Asla insanlarla arkadaş olamayacaksın, bence sen evde kalırsın. Kız kurusu olur çıkarsın.’’

‘‘İyi de bundan sana ne be manyak?!’’

Hızla okulun içine doğru yürümeye başladığımda insanlar fısıldayarak konuşuyorlardı. Ah, çok da umurumda. Sonunda koridora çıktığımda kalbim acımaya başladı. Kendi kendimi motive etmeye çalışmam da sonuç vermiyordu.

Tamam, kabulleniyorum. Üzülmüştüm.

Ona o kadar bağırmam gerekmezdi. Fakat sinirlenmiştim. Ayrıca bu okul hastalarla dolu bir liseydi! Yaptığım şey normal bile sayılabilirdi.

Yanaklarımı aldığım nefesle şişirdikten sonra sınıfa girdim. Çantamı fırlatırcasına sıraya bırakıp kollarımı birleştirdim. Masaya uzanırken gözlerimi yumdum.

Yalçın itiraf etmişti.

Korkuyorum demişti. Ben neden diyemiyordum? Her şeyi açıkça söylemek insanı rahatlatırdı. Söyleyip kurtulmak istediğim çok yük vardı fakat yapamazdım. Kelimelere ulaşmaya çalıştığım da boğazıma yumru oturuyor ve nefesimi kesiyordu.

Şimdiye kadar konuştuğum üç insan varken nasıl sosyal olmamı beklerlerdi? Babam, psikologum ve Ece dışında kimseyle konuşmuyordum ki!

‘‘Artık seni rahatsız etmemeye karar verdim. Sonuçta bir haftadır seninle konuşmaya çalışıyorum. Ne kadar rahatsız edici olduğunu bilemezsin. Belki de insanlara böyle davrandığın için yanında kimse yoktur. Herkes sana sırtını dönerken senle konuşmuştum, aldığım karşılığa bak. Her neyse umarım kendin gibi bir arkadaş bulursun ve beni anlarsın!’’

‘‘Asmin. Özür dilerim.’’

Adımlarını durdurup büyümüş gözlerini bana yönelttiğinde başımı sıraya gömmek istedim. Ellerimi kucağımda birleştirip sadece başımı sıraya yasladım. O da yanıma gelip sıraya oturdu ve söyleyeceklerimi dinlemeye başladı.

Pes etmiştim.

Arkadaşım olsun istiyordum.

‘‘Hata ettim biliyorum ama konuşamam. Yani… Ben… Bak, yaşadığım şeyler yüzünden hastaneye kapatıldım. Konuştuğum üç kişi vardı; babam, psikologum ve Ece diye bir kız. Arada da hemşirem. Benden nasıl kendimi dürüst şekilde anlatmamı beklersiniz?’’

O an ışıl ışıl gülümsemesiyle ‘‘İmge!’’ diye bağırdı ve kollarını omuzlarıma doladı. ‘‘Nefes alamıyorum!’’

‘‘Ben senin arkadaşın olurum!’’ dedi heyecanla ellerini çırparak. ‘‘Birinden çok hoşlanıyorum’’ diye fısıldadı kulağıma. ‘‘Daha iki dakika önce benimle konuşmayacağını söylüyordun be! Uzaklaş.’’

‘‘Biraz önce söylediğin kelimeler yüzünden sen kaç kere defol desen de yanında kalacağım.’’

‘‘Sevgilim misin?’’ dedim homurdanarak. Ama mutluydum, ilk defa birine bir şeyleri söyleyebilmiştim. Kelimeler birleşmiş ve üzgünlüğümü belirten cümleye dönüşmüştü. Bir kere yaptıysam daha yapabilirdim!

Daha önce kimse benimle bu kadar uğraşmamış arkadaşı olarak görmemişti. Çünkü azıcık huysuz, ucundan gıcık ve biraz da uçuk bir insandım.

‘‘Kimden hoşlandığımı tahmin et!’’

Gözlerimi kısıp sınıfa bakışlar atmaya başladım. Daha birkaç kişi gelmişti. Yalçın ve Olcay’da sınıftaydı. Fark etmemiştim ama yerlerine geçmişlerdi. Bizi izliyorlardı, onlara dil çıkardıktan sonra Asmin’e döndüm.

‘‘Olcay ya da Yalçın deme de kim dersen de!’’

‘‘Çağan Canbolat.’’ dedi heyecanla ellerini çırpıp. Birkaç kere ismini duymuştum o oğlanın. Geriye doğru attığım bakışlarla elindeki kitabı okuyan, kare çerçeveli gözlüklü, siyah küpeli, fazla göze çarpmayan oğlan dikkatimi çekti. ‘‘Hiçbir albenisi yok. Çok yakışıklı değil, nasıl âşıksın buna?’’

‘‘Bir gün bana yardım etmişti. Aslında diğer çocuklar benimle dalga geçerken kitabını yere düşürdü ve ilgiyi kendi üzerine topladı. Bunu sosyal fobisine rağmen yaptı. Kalabalıktan korkmasına rağmen. Her neyse sonra öğrendim ki kitabı beni kurtarmak için düşürmüş falan değilmiş. Gerçekten yanlışlıkla düşürmüş ama ben çoktan ondan hoşlanmaya başlamıştım ile.’’

‘‘Asmin gerçekten inanılmazsın!’’ dedim şaşkınlık içinde. ‘‘Biliyorum salağın tekiyim! Her neyse isminin nereden geldiğini biliyor musun? Çağan demek mutlu gün, bayram demek. Aslında ailesi başka isim düşünmüşler fakat kurban bayramında doğduğu için Çağan koyalım ismini demişler.’’

Yüksek sesle içten bir kahkaha attım. ‘‘Kurban bayramında doğması öküz olduğunun belirtisi bence. Alın bunu kesin der gibi.’’ Kurduğum cümleyle güldü ama bana kaşlarını çatmayı da ihmal etmedi.

‘‘Onun beni görmesini istiyorum.’’

‘‘Görüyor zaten.’’

‘‘Hayatımda gördüğüm en anlayışsız kızsın!’’ diye homurdandı ama hoca içeri girdiği için susmak zorunda kaldı. Herkes ayağa kalktığında ilk dersin geometri olmasının nasıl bir mesaj olduğunu düşünmeye başladım. Bana neydi ki çemberden, yamuktan, dikdörtgenden!

(…)

Sıkıcı geçen başka bir günün ardından çatıda öğle yemeğini yemek kadar keyif verici bir şey yoktu. Gerçi kek ve meyve suyu pek yemek sayılmazdı ama olsun. Gözlerimi kapatıp esen rüzgârın keyfini çıkarırken saç tokamın çekildiğini hissettim. Tutamlar yüzüme doğru inerken başımı yana çevirdim.

‘‘Ne var?’’

‘‘Bir kızın daha nazik olması gerekmez mi?’’

Ses tonundan onun Yalçın olduğunu anlamıştım. ‘‘Bir ayıyla konuşurken nasıl nazik olmamı beklersin?’’ diye homurdandım. Çıkardığı hışırtılardan yanıma oturduğunu anladım ama gözümü açmadım.

Rüzgâr her hücremi okşayarak beni rahatlatırken neden bu büyüyü bozmalıydım ki? ‘‘Sana anlatmak istiyorum.’’ dedi. Neden bahsettiğini biliyordum. Neden korktuğunu anlatacaktı ve belki de beni soracaktı.

‘‘Ben istemiyorum, dinlemeyeceğim.’’

‘‘Ben anlatacağım. Dinleyip dinlememek sana kalmış. Kaç yaşındaydım? Beş mi? Altı mı? Her neyse küçüktüm işte. Asansördeydik, annemle. Aniden asansör durdu ve bir şeyler oldu. Tam olarak hatırlamıyordum ama düştük. Bildiğimiz boşluğa düştük. Gözlerimi açtığımda annemin üzerimde olduğunu gördüm, bana kalkan olmuştu. Benim üzerime düşecek parça onun üzerine düşmüştü. Kurtuldum ama olaylar bitmedi. Devamı sonra…’’

‘‘Annen öldü değil mi?’’

Konuşmayınca gözlerimi araladım. Gülümsüyordu ama ağlıyormuş gibi hissettim. ‘‘Öldü.’’ dedi. Ne yapmam gerektiğine emin olamadığımdan dudağımı ısırdım.

‘‘Seni ne rahatlatır?’’

‘‘Bilmem, her insanı ne rahatlatırsa o. Sanırım…’’

Kollarımı boynuna doladığımda öylece kalakaldı. Onun şapşal haline sırıtıp sıktım daha fazla. Kendine gelebildiğinde elini belime koydu. ‘‘Biz düşmanız, şuan sadece gardımızı indirdik. Buradan gittiğimizde birbirimizden nefret edeceğiz.’’ dedim başımı omzuna yaslamamak için kendimi zor tutarken.

‘‘Asla senden nefret ettiğimi söylemedim.’’

‘‘Kapa çeneni.’’

Dediğimi yaptı ve sustu. Ben ondan nefret etsem de benziyorduk. Onu sevmeyecektim, kimseyi sevmeyecektim. Bu hayatta öğrendiğim şeylerden biri de sevdiğiniz insanın gitmesiydi.

‘‘Hey, nefes alamıyorum.’’ diyerek dalga geçti fakat elleri belimi öyle çok sıkıyordu ki geri çekilemezdim. ‘‘Belimi kopardın’’ dedim sırıtarak. Etrafımı saran odunsu kokuya daha fazla dayanamadığımda başımı omzuna yasladım.

‘‘Rahatladım, teşekkür ederim.’’ Cevap vermedim daha doğrusu veremedim. Göz kapaklarım beni umursamadan düşüyordu. Uyku beni ele geçiriyordu. Eğer uyursam kırk yıl dilinden düşürmezdi. ‘‘Uyuyor musun? Bari dizime yatsaydın ya! Ayrıca rahatlayan kişi bendim. Benim uyumam gerekmez mi?’’

‘‘Kapa çeneni.’’ dedim ikinci kez kendimi uykuya teslim ederken. Her zaman kâbus görürdüm. Ve hep açık havada uyumak istemiştim. Zar zor beni geri çektiğini, dizine yatırdığının farkına vardım. ‘‘Uyumuyorum sadece gözlerimi dinlendiriyorum.’’ diye homurdandım. Dizlerini titreten gülüşünden sonra ‘‘Tabi tabi.’’ diye dalga geçti. ‘‘Bugünlük izin veriyorum, bugünlük!’’

‘‘Anladık. Bir sus ya.’’

Birkaç dakika sonra saçımda hissettiğim tüy gibi dokunuşlarla bilincimin kapanmak üzere olduğunu hissettim. Uyumadan önce gördüğüm son şey Yalçın’ın gülümsemesiydi.



Keyifli Okumalar



10171217_713503568700923_753519136434589547_n.jpg
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst