- Katılım
- 3 Şub 2014
- Konular
- 1,588
- Mesajlar
- 3,170
- Reaksiyon Skoru
- 188
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 12 Yıl 4 Ay 6 Gün
- Başarım Puanı
- 150
- MmoLira
- -248
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Râkımın celî sülüs yazısında ortaya koyduğu yeniliklerin daha iyi görülebilmesi için kendisinden önce ortaya konan örneklere bakılması ve dikkatle incelenmesi gereklidir. Bu konuda kısa bir karşılaştırma, Râkım celîlerinin azametini ve güzelliğini ortaya koyacaktır.
Giriş
Lugatte âşikâr, iri, büyük manalarına gelen celî, ıstılah olarak hat sanatında bir yazı cinsinin, meşk kaleminden daha kalın kalemle yazılan iri şekline verilen isimdir. Meselâ, sülüs yazısı normal olarak 2,5 mmlik kalemle yazılır; bu ölçü aşılınca yazı celîleşmeye başlar. Kalem kalınlığı üç katına ulaşınca yazı artık celî olur. Sülüs yazı ile celî yazı arasındaki ölçü ile yazılan yazıya da Türkçede tokça sülüs, Arapçada sülüseyn adı verilmiştir. Celî yazının kalınlığının sınırı yoktur. Ayrıca, celî kelimesi bir yazı çeşidini değil, karakterini ifade eder.
Sülüs ile celî sülüs harflerinin yapıları arasında fark olmamakla birlikte, celî sülüs harfleri daha olgun bir yapıdadır. Harfler büyüdüğünden, bünyeleri ve ayrıntıları çok iyi bir şekilde belirginleşmiş ve olgunlaşmıştır. Bu sebeple özelliklerini içermeyen celî yazılarda hatalar olduğu gibi ortaya çıkar, Bu noktaya işaretle, celî yazıların büyük hattatı Sâmi Efendi (1838 1912) celî yazmadıkça hattın esrârına vâkıf olunmaz demiştir.
Sülüs yazı, celîsine nisbetle daha narin, kıvrak ve hareketlidir. Dik çizgiler, celîye nisbetle sola daha yatıktır; celîde ise sülüse nisbetle daha diktir. Bu durum sülüs yazıya fazlaca işlerlik kazandırmıştır. Ayrıca aralarında önemli oranda olmasa bile, harf ölçülerinde bazı farklılıklar da vardır. Celî sülüste çanakların ölçüsü yarım nokta kadar küçüktür; sülüste vav harfinin çanağı dört nokta iken, celîde üç buçuk noktadan biraz fazladır. Sülüs daha ziyade satır olarak yazıldığı halde, celî sülüs istife en uygun gelen yazıdır. Sülüs yazı sadece büyütülmekle celî elde edilemeyeceği gibi, celî sülüs yazı da sadece küçültülmekle sülüs elde edilmez. İlki büyütülmüş sülüs, diğeri ise küçültülmüş celî sülüs olur. Celî yazıdaki incelik-kalınlıklar, harf aralıkları mesafeye ve mekâna göre ayarlanır. Bu sebeple celî yazı hayli maharet ister.
Celî Yazının Doğuşu ve Gelişimi
İslâmın ilk yıllarında yazının, kullanım sahaları ve kullanılan malzemenin tesiri ile iki ayrı tarzı doğmaya başladı. Bunlar mushaf, kitabe ve önemli belgelerin yazıldığı sert ve köşeli yazı ile günlük işlerde kullanılan yumuşak ve kavisli çizgilerin hâkim olduğu yuvarlak (müstedîr) karakterli yazı tarzıdır.
Yazının asıl gelişme yolunu bulduğu yuvarlak karakterli yazının kalın kalemle yazılan şekline kalemül-celîl adıyla tanınır. Esasen, o devirde her iki karakterdeki yazının kalın kalemle yazılan cinsine, bu isim verilmiştir. Osmanlı yazı mektebinde celîl ismi celîye dönüşmüş ise de başlangıçtaki celîl yazı ile Osmanlı celîsi arasında, ikisinin de kalın yazılmaları dışında bir alâka yoktur.
Hz. Ömer ve Hz. Ali hilâfetleri döneminde yazı Basra ve Kûfede , evvelâ geldiği şehirlere nisbetle mekkî ve medenî isimleriyle anıldı. Kısa süre sonra da yazıldığı şehirlere nisbetle, basrî ve kûfî isimlerini aldı. Başlangıcından beri mushaf, kitabe ve önemli belgelerin tespitinde kullanılan sert ve köşeli yazı Kûfe şehrinde geliştirilerek adına kûfî denildi. Böylece ilk defa yuvarlak karakterli yazı ve köşeli yazı isim ve vasıf olarak ayrıldılar. Kûfî yazı, daha sonra gelişerek muhtelif bölgelerde kullanılan aynı karakterdeki yazıların ana ismi olmuştur.
Hat sanatının asıl gelişimini gösterdiği, yumuşak ve yuvarlak karakterli yazıda , en belirgin gelişme Emevîler (661 750) döneminde olmuştur. Emevîlerin sonu ve Abbasilerin ilk yıllarında yaşayan Kutbetül-muharrir, daha önce kullanılan ve kalem ağzı genişliği belli olmayan celîle nisbeten , kalem ağzı genişliği belli olan tûmâr yazısını icat etti. Emevîler döneminden , o zamanın hattına delalet edecek bir örnek günümüze ulaşmamıştır; muhtemelen Abbasiler bütün bunları yok etmişlerdir. Yalnız Endülüs Emevîlerinden zamanımıza ulaşan örneklerden görebildiğimiz, celî yazının zemininde süsleme unsurlarının kullanıldığıdır. Dik harflerde zülfe kullanılmamış, eliflerin alt uçları sola doğru kıvrılmıştır. Bazı harflerin uç kısımlarına ise tomurcuk şeklinde çiçek motifi konulmuştur.
Abbâsîlerin ( 750 1258 ) ilk devrinde yaşayan meşhur vezir ve aynı zamanda hattat olan İbn Mukle (ö. 328 / 940) , o zamana kadar uzun tecrübe ve arayışlarla elde edilen harf şekillerini, belli ölçülere bağladı. İbn Mukleden bir asır sonra gelen ve onun mektebinin ikinci merhalesini temsil eden İbnül-Bevvab (ö. 413/1022), İbn Mukle yazısını geliştirdi ve güzelleştirdi. Merhum Nihad M. Çetinin ifadesiyle .....benzerleri arasında ortak husûsiyetleri en bâriz şekilde taşıyan hat üslûplarını seçti ve çok muhtelif kanallarına yöneltti. İbn Mukle ve İbnül Bevvâbın celîl yazısına bir örnek elimizde olmamakla birlikte, İbnül-Bevvâb yolunda yazılmış celîl bir yazı örneği mevcuttur.
İbnül-Bevvâbdan iki asır sonra, Ebul-Mecd Cemâleddin Yâkût b. Abdullah el-Mustasımî (ö. 698 / 1298 ), uzun süre İbn Mukle ve İbnül- Bevvâb yazılarını inceleyerek yazıya yeni bir tavır kazandırmıştır. Yâkutun yaptığı en büyük yenilik, o güne kadar düz kesilen kalemin ağzını eğri kesmesi olmuştur.
Fâtımîler döneminde kûfî yazının celîl örnekleri kullanılmıştır. Bu dönemden el-Hakîm Camii, Ezher Camii harem duvarı, el-Akmer Camii ile el Cuyûşî Camii mihrabında bulunan aaayinî kûfî yanında mihrab içerisinde mevcut celî sülüs yazılar mühim örneklerdir. Bu eserlerden görebildiklerimizin zeminlerinde aaayinat bulunmaktadır.
Karahanlılar devrinde aaayinî kûfî ve makılî ile birlikte celî sülüs aaayinatlı olarak kullanılmıştır. Bunlardan Muhammed b. Nasr Türbesinde aaayinî celî sülüs örnekleri yer almaktadır.
Giriş
Lugatte âşikâr, iri, büyük manalarına gelen celî, ıstılah olarak hat sanatında bir yazı cinsinin, meşk kaleminden daha kalın kalemle yazılan iri şekline verilen isimdir. Meselâ, sülüs yazısı normal olarak 2,5 mmlik kalemle yazılır; bu ölçü aşılınca yazı celîleşmeye başlar. Kalem kalınlığı üç katına ulaşınca yazı artık celî olur. Sülüs yazı ile celî yazı arasındaki ölçü ile yazılan yazıya da Türkçede tokça sülüs, Arapçada sülüseyn adı verilmiştir. Celî yazının kalınlığının sınırı yoktur. Ayrıca, celî kelimesi bir yazı çeşidini değil, karakterini ifade eder.
Sülüs ile celî sülüs harflerinin yapıları arasında fark olmamakla birlikte, celî sülüs harfleri daha olgun bir yapıdadır. Harfler büyüdüğünden, bünyeleri ve ayrıntıları çok iyi bir şekilde belirginleşmiş ve olgunlaşmıştır. Bu sebeple özelliklerini içermeyen celî yazılarda hatalar olduğu gibi ortaya çıkar, Bu noktaya işaretle, celî yazıların büyük hattatı Sâmi Efendi (1838 1912) celî yazmadıkça hattın esrârına vâkıf olunmaz demiştir.
Sülüs yazı, celîsine nisbetle daha narin, kıvrak ve hareketlidir. Dik çizgiler, celîye nisbetle sola daha yatıktır; celîde ise sülüse nisbetle daha diktir. Bu durum sülüs yazıya fazlaca işlerlik kazandırmıştır. Ayrıca aralarında önemli oranda olmasa bile, harf ölçülerinde bazı farklılıklar da vardır. Celî sülüste çanakların ölçüsü yarım nokta kadar küçüktür; sülüste vav harfinin çanağı dört nokta iken, celîde üç buçuk noktadan biraz fazladır. Sülüs daha ziyade satır olarak yazıldığı halde, celî sülüs istife en uygun gelen yazıdır. Sülüs yazı sadece büyütülmekle celî elde edilemeyeceği gibi, celî sülüs yazı da sadece küçültülmekle sülüs elde edilmez. İlki büyütülmüş sülüs, diğeri ise küçültülmüş celî sülüs olur. Celî yazıdaki incelik-kalınlıklar, harf aralıkları mesafeye ve mekâna göre ayarlanır. Bu sebeple celî yazı hayli maharet ister.
Celî Yazının Doğuşu ve Gelişimi
İslâmın ilk yıllarında yazının, kullanım sahaları ve kullanılan malzemenin tesiri ile iki ayrı tarzı doğmaya başladı. Bunlar mushaf, kitabe ve önemli belgelerin yazıldığı sert ve köşeli yazı ile günlük işlerde kullanılan yumuşak ve kavisli çizgilerin hâkim olduğu yuvarlak (müstedîr) karakterli yazı tarzıdır.
Yazının asıl gelişme yolunu bulduğu yuvarlak karakterli yazının kalın kalemle yazılan şekline kalemül-celîl adıyla tanınır. Esasen, o devirde her iki karakterdeki yazının kalın kalemle yazılan cinsine, bu isim verilmiştir. Osmanlı yazı mektebinde celîl ismi celîye dönüşmüş ise de başlangıçtaki celîl yazı ile Osmanlı celîsi arasında, ikisinin de kalın yazılmaları dışında bir alâka yoktur.
Hz. Ömer ve Hz. Ali hilâfetleri döneminde yazı Basra ve Kûfede , evvelâ geldiği şehirlere nisbetle mekkî ve medenî isimleriyle anıldı. Kısa süre sonra da yazıldığı şehirlere nisbetle, basrî ve kûfî isimlerini aldı. Başlangıcından beri mushaf, kitabe ve önemli belgelerin tespitinde kullanılan sert ve köşeli yazı Kûfe şehrinde geliştirilerek adına kûfî denildi. Böylece ilk defa yuvarlak karakterli yazı ve köşeli yazı isim ve vasıf olarak ayrıldılar. Kûfî yazı, daha sonra gelişerek muhtelif bölgelerde kullanılan aynı karakterdeki yazıların ana ismi olmuştur.
Hat sanatının asıl gelişimini gösterdiği, yumuşak ve yuvarlak karakterli yazıda , en belirgin gelişme Emevîler (661 750) döneminde olmuştur. Emevîlerin sonu ve Abbasilerin ilk yıllarında yaşayan Kutbetül-muharrir, daha önce kullanılan ve kalem ağzı genişliği belli olmayan celîle nisbeten , kalem ağzı genişliği belli olan tûmâr yazısını icat etti. Emevîler döneminden , o zamanın hattına delalet edecek bir örnek günümüze ulaşmamıştır; muhtemelen Abbasiler bütün bunları yok etmişlerdir. Yalnız Endülüs Emevîlerinden zamanımıza ulaşan örneklerden görebildiğimiz, celî yazının zemininde süsleme unsurlarının kullanıldığıdır. Dik harflerde zülfe kullanılmamış, eliflerin alt uçları sola doğru kıvrılmıştır. Bazı harflerin uç kısımlarına ise tomurcuk şeklinde çiçek motifi konulmuştur.
Abbâsîlerin ( 750 1258 ) ilk devrinde yaşayan meşhur vezir ve aynı zamanda hattat olan İbn Mukle (ö. 328 / 940) , o zamana kadar uzun tecrübe ve arayışlarla elde edilen harf şekillerini, belli ölçülere bağladı. İbn Mukleden bir asır sonra gelen ve onun mektebinin ikinci merhalesini temsil eden İbnül-Bevvab (ö. 413/1022), İbn Mukle yazısını geliştirdi ve güzelleştirdi. Merhum Nihad M. Çetinin ifadesiyle .....benzerleri arasında ortak husûsiyetleri en bâriz şekilde taşıyan hat üslûplarını seçti ve çok muhtelif kanallarına yöneltti. İbn Mukle ve İbnül Bevvâbın celîl yazısına bir örnek elimizde olmamakla birlikte, İbnül-Bevvâb yolunda yazılmış celîl bir yazı örneği mevcuttur.
İbnül-Bevvâbdan iki asır sonra, Ebul-Mecd Cemâleddin Yâkût b. Abdullah el-Mustasımî (ö. 698 / 1298 ), uzun süre İbn Mukle ve İbnül- Bevvâb yazılarını inceleyerek yazıya yeni bir tavır kazandırmıştır. Yâkutun yaptığı en büyük yenilik, o güne kadar düz kesilen kalemin ağzını eğri kesmesi olmuştur.
Fâtımîler döneminde kûfî yazının celîl örnekleri kullanılmıştır. Bu dönemden el-Hakîm Camii, Ezher Camii harem duvarı, el-Akmer Camii ile el Cuyûşî Camii mihrabında bulunan aaayinî kûfî yanında mihrab içerisinde mevcut celî sülüs yazılar mühim örneklerdir. Bu eserlerden görebildiklerimizin zeminlerinde aaayinat bulunmaktadır.
Karahanlılar devrinde aaayinî kûfî ve makılî ile birlikte celî sülüs aaayinatlı olarak kullanılmıştır. Bunlardan Muhammed b. Nasr Türbesinde aaayinî celî sülüs örnekleri yer almaktadır.
Son düzenleme:

