- Katılım
- 17 Nis 2011
- Konular
- 2,171
- Mesajlar
- 6,362
- Çözüm
- 45
- Reaksiyon Skoru
- 1,041
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 1 Ay 23 Gün
- Başarım Puanı
- 340
- MmoLira
- 1,054
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Kırım Türkleri Lideri
Ukrayna Parlamentosu Milletvekili
13 Kasım 1943 tarihinde Kırımın Sudak şehrine bağlı Ayserez köyünde doğdu. 6 aylık bebekken 1944 yılı Mayıs ayında Stalin tarafından ailesiyle birlikte Özbekistan'a sürgüne gönderildi.
Taşkent Üniversitesinde öğrenim görme talebi, 'Sovyet devletine ihanet eden bir halka mensup olduğu' gerekçesi ile rededildi.
Sürgün yaşamı sırasında insan hakları mücadelesi verdi. Bir çok kez sürgüne gönderildi, hapse ve çalışma kamplarına atıldı.
Mücadelesi sırasında açlık grevine girdi. Direnişi başta ABD ve Türkiye olmak dünyanın bir çok ülkesinde yahkı buldu. 12 Ekim 1986 tarihinde ABD Başkanı Ronald Reagan ile Sovyet lideri Mihail Gorbaçov arasında gerçekleşen Reykjavik Zirvesi'nde Sovyet aydını Andrey Saharov, Sovyet tümgenerali Pyotr Grigorenko ve Kırım Tatarlarının önderi Mustafa Cemilevin hürriyetlerine kavuşması karara bağlandı.
1989 yılında gizlice Kırıma döndü. 1991 yılında ise Gorbaçov Kırım Tatarlarının vatanlarına dönmesine izin verdi. Bundan sonra soyadı alarak faaliyete girişti
Kırım Tatarlarının yürütme organı olan Kırım Tatar Millî Meclisi'nin kararı ile kendisine "Kırımoğlu" soyadı verildi.
1998 yılında Kırım Tatarlarının barışcı mücadelesine katkısı nedeni ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Nansen Mülteci Ödülüne layık görüldü. Bahçesaray ve Kievde yaşamaktadır. Evli ve üç çocuk babası.
KENDİ KALEMİNDEN KIRIMOĞLU
1943 senesi 13 Kasımında Kırımda doğdum.
1944 yılı Mayıs ayında vatan haini damgasıyla hep halkımızla beraber Orta Asyaya sürgün olunduk. Bizim ailemiz Özbekistanın Andican bölgesindeki bir köye sürülmüştü. Çocukluğum orada geçti. 1955 senesinde oradan göç ettik ve Taşkent şehrine yakın bir kasabaya geldik.
1956da Rus dilinde ortaokulu bitirdim ve Taşkent Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesine girmek istedim. Ama orada bana açıkça, Bu fakülteye Kırım Tatarları, yani Sovyetlere sadık olmayan milletin mensuplarını almıyoruz dediler. Fabrikaya işe girdim.
1961 senesi biz genç arkadaşlarla, Taşkentte Kırım Tatar Gençleri Milli Teşkilatı adlı bir siyasi teşkilat kurmuştuk. Birkaç hafta sonra teşkilatımızın önderini tevkif ettiler. Beni o zaman yakalamadılar ama işten çıkardılar.
1962 senesi Taşkent Sulama ve Ziraat Mekanizasyon Enstitüsüne kaydoldum, ama oradan beni üç yıl sonra KGBnin talebiyle çıkardılar. Sebebi, yani bana karşı yapılan suçlamalar böyleydi: Milliyetçi Komünist Parti ve Sovyet hükümetinin milli siyasetini tenkit ediyor, enstitü talebeleri arasında özünün milliyetçi ruhunda yazdığı ve Kırımda XII-XVIII. Yüzyıllarda Türk medeniyeti adlı makalesini dağıtmış, talebelerin fikirlerini bozuyor dediler. Enstitüden kovmakla beraber beni askerliğe Sovyet ordusuna almak istediler. Ama ben askerliğe gitmeyi reddettim. Mademki bu devlette bizim hiç vatandaşlık hakkımız yok, öyleyse borcumuzda olamaz. İkinci olarak vatanından vahşilikle sürgün edilen, vatanı olmayan insan bu devlette neyi müdafaa edecek? Ben bu devlete sadık olacağıma asker andına imza atmayacağım dedim. Bunun için beni bir buçuk yıl hapishaneye bıraktılar.
İkinci sefer 1969 senesinde tevkif ettiler. Suçlarım Kırım Tatarlarının vaziyeti, onların hakları hususunda mektuplar ve makaleler yazarken Sovyetlerin milli siyasetlerini lekelemişim. 1968 senesinde Sovyet ordusu Çekoslavakyayı işgal ettiği için karşı protestolar yazmışım vesaire. Yani Sovyetlere karşı propaganda yapmışım.
Benimle beraber o zaman Moskovada yaşayan ve Kırım Türklerine çok yardımda bulunan yahudi şair Ilya Gabayı ve Ukraynalı general Petro Grigorenkoda yakalamış ve muhakeme etmek için Taşkente getirmişlerdi. Ama Grigorenkonun davasını bizimkisinden ayırdılar ve onu delihaneye bıraktılar. Böylelikle o insan Kırım Türklerine yardım ettiği sebebiyle beş yıldan fazla bir süreyi delihanede geçirdi. Beni ve Ilya Gabayı ise Taşkent mahkemesinin hükmüne göre 3 yıl müddet ağır çalışma kampına yolladılar.
Ilya Gabay serbest bırakıldıktan birkaç ay sonra intihar etti. Kendisini apartmanın 12,katın penceresinden yere attı ve öldü. Beni ise 1974 senesinde yine, 3. Kere yakaladılar ve bir yıl müddetle Sibiryadaki ağır çalışma kampına yolladılar. Serbestliğime üç gün kala yine bana bir dava açtılar ve müddetimi uzattılar. Güya kamptaki mahpuslar arasında Sovyetlere karşı propaganda yapmışım, kamptan arkadaşlarıma ve akrabalarıma yazdığım mektuplarda Sovyetlerin siyasetini lekelemişim ve buna benzer suçlamalar. Protesto olarak açlık grevi ilan ettim. Bu açlık grevi 10 ay kadar, daha doğrusu 303 gün devam etti.
Burada, nasıl olup ta o kadar açlık grevi geçirmek ve ölmemek mümkün mü gibi sorular doğabilir. Sovyet hapishanelerinde açlık grevi şartları böyleydi: İnsan ağzına hiç yemek almıyor, ama mahpus ölüm haline yakınlaştığı zaman mahkeme gardiyanları onun ellerine kelepçe takıp ağzını zorla açıp lastik boru sokarlar ve böylelikle karnına açlıktan ölmesin diye gıdalı akar madde dökerler ve yahut kan damarlarına iğneyle glikoz enjeksiyonu yaparlar.
İşte o zaman, yani 303 günlük açlık grevi zamanında, Andrey Saharov, Petro Grigorenko ve diğer meşhur insanlar benim serbestliğimi talep ederek dünya kamuoyuna, Birleşik Milletler Teşkilatına müracaatlar ve protestolar yazdıkları için benim ismim ve kırım Türklerinin problemleri geniş dünya cemaatına belli olmuştu. Yıllar geçtikten sonra, o zamanlar Türkiyede de beni kurtarmak için yürüyüşler, yayınlar ve diğer hareketler yapıldığını ve bu hareketlerde, Türkiyedeki Kırım Türkleri aktif iştirak ettiklerini öğrendim.
Ama açlık görevine ve dünyanın çeşitli yerlerinden protestolar yağmasına bakmadan Omsk şehrinde yargıladılar ve iki buçuk yıl ağır çalışma kampına hüküm ettiler. Muhakeme kapalı geçti. Ne akrabalarımı ve arkadaşlarımı ve ne de mahsus mahkemeye gelen akademisyen Andrey Sharovu ve onun eşi Yelena Bonneri mahkeme salonuna koydular. Serbest publiği yalnız gardiyanlar, KGB ve iç işleri bakanlığının hizmetçileri teşkil etmişti. Mahkumiyeti geçirmek için Çin sınırına yakın olan Primorski adlı bir ağır çalışma kampına yolladılar.
Müddetim bittikten sonra yine Taşkente getirdiler ve açıkgözetim, nezaret altında bulunmak şartıyla serbest bıraktılar. Açık gözetim nezaretin şartları böyleydi: Taşkent şehrinden çıkıp gitmesi yasak, akşam saat 8den sabah saat 6ya kadar evden dışarı çıkması yasak, çok cemaat toplanan yerlere (mesela kahvehanelere, çay salonlarına, pazara ve buna benzer yerlere) varması yasak ve her hafta karakola varıp kayıt olunma mecburiyeti var.
Bir yıldan sonra, 1979 senesi şubat ayında açık gözetim nezaret şartlarını bozuyorsun, diye beni yine hapishaneye bıraktılar. Taşkentte geçirilen muhakememe yine akademisyen A.Sharov geldi, ama yine onu ve zaten hiçbir kimseyi mahkeme salonuna bırakmadılar. Yani beşinci muhakemem de kapalı geçti ve beni 4 yıl müddete Yakutistana sürgünlüğe hükümettiler.
Sürgünlük müddeti bittikten sonra ailemle yerleşmek ümidiyle Kırıma gelmiştik, ama üç gün sonra bizleri Kırımdan sürgün ettiler ve Özbekistana götürdüler.
1983 senesi Kasım ayında yine tevkif ettiler. 3 yıl müddetle ağır çalışma kampına hüküm ettiler ve Magadan şehrinden 45 kilometre uzaktaki bir kampa getirdiler. Bu seferki suçlamalarda öteki davalarımda olduğu gibi geleneksel suçlamalardı. Yani Sovyetlerin milli siyasetini, yani iç ve dış politikasını lekelemişim. Sovyet ordusunun Afganistanı işgaline karşı Sharov ve birkaç arkadaşımızla beraber protesto imzalamışım vesaire. Bundan da gayrı, 1983 senesi yazında krasnador ülkesinde ölen babamın cesedini, yasak olduğuna bakmadan, Kırıma geçirmeye ve orada toprağa vermeye gayret etmişim, cenazenin karşısına çıkan polis ve askerlerle çatışmalarda rehberlik yapmışım.
Magadan kampında müddetimin sonuna yakınlaştığı zaman bana karşı yeni dava açtılar. Ama o yıl artık Sovyetler birliğinde bazı değişmeler başlamıştı. Hür dünyanın baskısıyla siyasi mensupları serbest bırakmaya başlamışlardı. 1986 senesi aralık ayında beni Magadan şehir mahkemesinde yargıladılar ama yalnız 3 yıllık meşrut hüküm çıkardılar.
İşte o zamandan beri, yani artık 5 yıldan fazla serbesttim.
Toplam olarak hapishanelerde, ceza kamplarında ve Yakutistan sürgünlüğünde 15 yıl kadar geçirdim.
Aynı sene mayıs ayında Özbekistanda Kırım Tatar milli hareketi initsiatif gruplarının bütün ittifak toplantısı yapıldı. Bu toplantıda Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı kuruldu ve onun tüzüğü, programı kabul edildi. Bu teşkilatın başkanı olarak beni seçiler.
1991 senesi Haziranda Akmescit şehrinde Kırım Tatar milli kurultayını geçirdik. Bu 1917 senesinde kırımda geçirilen kurultaydan sonra ilk Milli kurultayımız oldu. Kurultayda hep halkımızı temsil eden ve halkımızın adına kararlar çıkarmaya yetkisi olan 33 kişiden ibaret Milli Meclis seçildi. Benide meclis başkanı olarak seçtiler.
Halen ailemle beraber Bahçesaray şehrinde yaşıyorum, üç evladım var.
Ukrayna Parlamentosu Milletvekili
13 Kasım 1943 tarihinde Kırımın Sudak şehrine bağlı Ayserez köyünde doğdu. 6 aylık bebekken 1944 yılı Mayıs ayında Stalin tarafından ailesiyle birlikte Özbekistan'a sürgüne gönderildi.
Taşkent Üniversitesinde öğrenim görme talebi, 'Sovyet devletine ihanet eden bir halka mensup olduğu' gerekçesi ile rededildi.
Sürgün yaşamı sırasında insan hakları mücadelesi verdi. Bir çok kez sürgüne gönderildi, hapse ve çalışma kamplarına atıldı.
Mücadelesi sırasında açlık grevine girdi. Direnişi başta ABD ve Türkiye olmak dünyanın bir çok ülkesinde yahkı buldu. 12 Ekim 1986 tarihinde ABD Başkanı Ronald Reagan ile Sovyet lideri Mihail Gorbaçov arasında gerçekleşen Reykjavik Zirvesi'nde Sovyet aydını Andrey Saharov, Sovyet tümgenerali Pyotr Grigorenko ve Kırım Tatarlarının önderi Mustafa Cemilevin hürriyetlerine kavuşması karara bağlandı.
1989 yılında gizlice Kırıma döndü. 1991 yılında ise Gorbaçov Kırım Tatarlarının vatanlarına dönmesine izin verdi. Bundan sonra soyadı alarak faaliyete girişti
Kırım Tatarlarının yürütme organı olan Kırım Tatar Millî Meclisi'nin kararı ile kendisine "Kırımoğlu" soyadı verildi.
1998 yılında Kırım Tatarlarının barışcı mücadelesine katkısı nedeni ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Nansen Mülteci Ödülüne layık görüldü. Bahçesaray ve Kievde yaşamaktadır. Evli ve üç çocuk babası.
KENDİ KALEMİNDEN KIRIMOĞLU
1943 senesi 13 Kasımında Kırımda doğdum.
1944 yılı Mayıs ayında vatan haini damgasıyla hep halkımızla beraber Orta Asyaya sürgün olunduk. Bizim ailemiz Özbekistanın Andican bölgesindeki bir köye sürülmüştü. Çocukluğum orada geçti. 1955 senesinde oradan göç ettik ve Taşkent şehrine yakın bir kasabaya geldik.
1956da Rus dilinde ortaokulu bitirdim ve Taşkent Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesine girmek istedim. Ama orada bana açıkça, Bu fakülteye Kırım Tatarları, yani Sovyetlere sadık olmayan milletin mensuplarını almıyoruz dediler. Fabrikaya işe girdim.
1961 senesi biz genç arkadaşlarla, Taşkentte Kırım Tatar Gençleri Milli Teşkilatı adlı bir siyasi teşkilat kurmuştuk. Birkaç hafta sonra teşkilatımızın önderini tevkif ettiler. Beni o zaman yakalamadılar ama işten çıkardılar.
1962 senesi Taşkent Sulama ve Ziraat Mekanizasyon Enstitüsüne kaydoldum, ama oradan beni üç yıl sonra KGBnin talebiyle çıkardılar. Sebebi, yani bana karşı yapılan suçlamalar böyleydi: Milliyetçi Komünist Parti ve Sovyet hükümetinin milli siyasetini tenkit ediyor, enstitü talebeleri arasında özünün milliyetçi ruhunda yazdığı ve Kırımda XII-XVIII. Yüzyıllarda Türk medeniyeti adlı makalesini dağıtmış, talebelerin fikirlerini bozuyor dediler. Enstitüden kovmakla beraber beni askerliğe Sovyet ordusuna almak istediler. Ama ben askerliğe gitmeyi reddettim. Mademki bu devlette bizim hiç vatandaşlık hakkımız yok, öyleyse borcumuzda olamaz. İkinci olarak vatanından vahşilikle sürgün edilen, vatanı olmayan insan bu devlette neyi müdafaa edecek? Ben bu devlete sadık olacağıma asker andına imza atmayacağım dedim. Bunun için beni bir buçuk yıl hapishaneye bıraktılar.
İkinci sefer 1969 senesinde tevkif ettiler. Suçlarım Kırım Tatarlarının vaziyeti, onların hakları hususunda mektuplar ve makaleler yazarken Sovyetlerin milli siyasetlerini lekelemişim. 1968 senesinde Sovyet ordusu Çekoslavakyayı işgal ettiği için karşı protestolar yazmışım vesaire. Yani Sovyetlere karşı propaganda yapmışım.
Benimle beraber o zaman Moskovada yaşayan ve Kırım Türklerine çok yardımda bulunan yahudi şair Ilya Gabayı ve Ukraynalı general Petro Grigorenkoda yakalamış ve muhakeme etmek için Taşkente getirmişlerdi. Ama Grigorenkonun davasını bizimkisinden ayırdılar ve onu delihaneye bıraktılar. Böylelikle o insan Kırım Türklerine yardım ettiği sebebiyle beş yıldan fazla bir süreyi delihanede geçirdi. Beni ve Ilya Gabayı ise Taşkent mahkemesinin hükmüne göre 3 yıl müddet ağır çalışma kampına yolladılar.
Ilya Gabay serbest bırakıldıktan birkaç ay sonra intihar etti. Kendisini apartmanın 12,katın penceresinden yere attı ve öldü. Beni ise 1974 senesinde yine, 3. Kere yakaladılar ve bir yıl müddetle Sibiryadaki ağır çalışma kampına yolladılar. Serbestliğime üç gün kala yine bana bir dava açtılar ve müddetimi uzattılar. Güya kamptaki mahpuslar arasında Sovyetlere karşı propaganda yapmışım, kamptan arkadaşlarıma ve akrabalarıma yazdığım mektuplarda Sovyetlerin siyasetini lekelemişim ve buna benzer suçlamalar. Protesto olarak açlık grevi ilan ettim. Bu açlık grevi 10 ay kadar, daha doğrusu 303 gün devam etti.
Burada, nasıl olup ta o kadar açlık grevi geçirmek ve ölmemek mümkün mü gibi sorular doğabilir. Sovyet hapishanelerinde açlık grevi şartları böyleydi: İnsan ağzına hiç yemek almıyor, ama mahpus ölüm haline yakınlaştığı zaman mahkeme gardiyanları onun ellerine kelepçe takıp ağzını zorla açıp lastik boru sokarlar ve böylelikle karnına açlıktan ölmesin diye gıdalı akar madde dökerler ve yahut kan damarlarına iğneyle glikoz enjeksiyonu yaparlar.
İşte o zaman, yani 303 günlük açlık grevi zamanında, Andrey Saharov, Petro Grigorenko ve diğer meşhur insanlar benim serbestliğimi talep ederek dünya kamuoyuna, Birleşik Milletler Teşkilatına müracaatlar ve protestolar yazdıkları için benim ismim ve kırım Türklerinin problemleri geniş dünya cemaatına belli olmuştu. Yıllar geçtikten sonra, o zamanlar Türkiyede de beni kurtarmak için yürüyüşler, yayınlar ve diğer hareketler yapıldığını ve bu hareketlerde, Türkiyedeki Kırım Türkleri aktif iştirak ettiklerini öğrendim.
Ama açlık görevine ve dünyanın çeşitli yerlerinden protestolar yağmasına bakmadan Omsk şehrinde yargıladılar ve iki buçuk yıl ağır çalışma kampına hüküm ettiler. Muhakeme kapalı geçti. Ne akrabalarımı ve arkadaşlarımı ve ne de mahsus mahkemeye gelen akademisyen Andrey Sharovu ve onun eşi Yelena Bonneri mahkeme salonuna koydular. Serbest publiği yalnız gardiyanlar, KGB ve iç işleri bakanlığının hizmetçileri teşkil etmişti. Mahkumiyeti geçirmek için Çin sınırına yakın olan Primorski adlı bir ağır çalışma kampına yolladılar.
Müddetim bittikten sonra yine Taşkente getirdiler ve açıkgözetim, nezaret altında bulunmak şartıyla serbest bıraktılar. Açık gözetim nezaretin şartları böyleydi: Taşkent şehrinden çıkıp gitmesi yasak, akşam saat 8den sabah saat 6ya kadar evden dışarı çıkması yasak, çok cemaat toplanan yerlere (mesela kahvehanelere, çay salonlarına, pazara ve buna benzer yerlere) varması yasak ve her hafta karakola varıp kayıt olunma mecburiyeti var.
Bir yıldan sonra, 1979 senesi şubat ayında açık gözetim nezaret şartlarını bozuyorsun, diye beni yine hapishaneye bıraktılar. Taşkentte geçirilen muhakememe yine akademisyen A.Sharov geldi, ama yine onu ve zaten hiçbir kimseyi mahkeme salonuna bırakmadılar. Yani beşinci muhakemem de kapalı geçti ve beni 4 yıl müddete Yakutistana sürgünlüğe hükümettiler.
Sürgünlük müddeti bittikten sonra ailemle yerleşmek ümidiyle Kırıma gelmiştik, ama üç gün sonra bizleri Kırımdan sürgün ettiler ve Özbekistana götürdüler.
1983 senesi Kasım ayında yine tevkif ettiler. 3 yıl müddetle ağır çalışma kampına hüküm ettiler ve Magadan şehrinden 45 kilometre uzaktaki bir kampa getirdiler. Bu seferki suçlamalarda öteki davalarımda olduğu gibi geleneksel suçlamalardı. Yani Sovyetlerin milli siyasetini, yani iç ve dış politikasını lekelemişim. Sovyet ordusunun Afganistanı işgaline karşı Sharov ve birkaç arkadaşımızla beraber protesto imzalamışım vesaire. Bundan da gayrı, 1983 senesi yazında krasnador ülkesinde ölen babamın cesedini, yasak olduğuna bakmadan, Kırıma geçirmeye ve orada toprağa vermeye gayret etmişim, cenazenin karşısına çıkan polis ve askerlerle çatışmalarda rehberlik yapmışım.
Magadan kampında müddetimin sonuna yakınlaştığı zaman bana karşı yeni dava açtılar. Ama o yıl artık Sovyetler birliğinde bazı değişmeler başlamıştı. Hür dünyanın baskısıyla siyasi mensupları serbest bırakmaya başlamışlardı. 1986 senesi aralık ayında beni Magadan şehir mahkemesinde yargıladılar ama yalnız 3 yıllık meşrut hüküm çıkardılar.
İşte o zamandan beri, yani artık 5 yıldan fazla serbesttim.
Toplam olarak hapishanelerde, ceza kamplarında ve Yakutistan sürgünlüğünde 15 yıl kadar geçirdim.
Aynı sene mayıs ayında Özbekistanda Kırım Tatar milli hareketi initsiatif gruplarının bütün ittifak toplantısı yapıldı. Bu toplantıda Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı kuruldu ve onun tüzüğü, programı kabul edildi. Bu teşkilatın başkanı olarak beni seçiler.
1991 senesi Haziranda Akmescit şehrinde Kırım Tatar milli kurultayını geçirdik. Bu 1917 senesinde kırımda geçirilen kurultaydan sonra ilk Milli kurultayımız oldu. Kurultayda hep halkımızı temsil eden ve halkımızın adına kararlar çıkarmaya yetkisi olan 33 kişiden ibaret Milli Meclis seçildi. Benide meclis başkanı olarak seçtiler.
Halen ailemle beraber Bahçesaray şehrinde yaşıyorum, üç evladım var.
- Katılım
- 1 Ağu 2011
- Konular
- 95
- Mesajlar
- 550
- Reaksiyon Skoru
- 5
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 14 Yıl 10 Ay 11 Gün
- Başarım Puanı
- 77
- MmoLira
- 0
- DevLira
- 0
Yararli Konu Teşekkur Ederim... Keyifli Forumlar Dilerim....
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 19
- Cevaplar
- 4
- Görüntüleme
- 45
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 83
