HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Bugün 21 Şubat 2014. 2001 krizinin üstünden kocaman 13 yıl geçti. Kriz deyip geçmeyin.Faturası: 56 milyar dolar. 1 Doların 670 bin liradan (eski bol sıfırlı para) 1 milyon liraya çıktığı, bankalar arası gecelik faizin yüzde 6200'e yükseldiği, devlet borçlarının 29 katrilyona fırladığı krizin adıdır "2001 krizi" Gazeteci Yiğit Bulut'un yazdığı gibi "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Kurumlarına Diz Çöktürme Darbesi" dir.
En yumuşak ifadeyle kriz nasıl çıktı, ya da krizin görünen sebebi ne idi?
CUMHURBAŞKANI SEZER'DEN BAŞBAKAN ECEVİT'E ANAYASA FIRLATMACA
Çankaya Köşkü'nde yapılan Milli Güvenlik Kurulu'nun 19 Şubat 2001 tarihindeki toplantısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Bülent Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlattı. Başbakan Bülent Ecevit, yaşanan tartışma sonunda toplantıyı terk etti. Bu olayın hemen akabinde bizzat Bülent Ecevit tarafından basına açıklanması büyük bir ekonomik kriz dalgası başlattı. Borsa çöktü, döviz fırladı.
ABD'DEN GELDİĞİ GÜN BAKAN OLAN DERVİŞ VE 15 GÜNDE ÇIKAN 15 YASA
Yaşanan ekonomik krize çare bulmak amacıyla Amerikadan Kemal Derviş getirilerek bakan yapıldı. Derviş'in çantasındaki çözüm için Türkiye'nin en büyük gelir kaynağı olan Kamu İktisadi Teşebbüsleri satılmalıydı. Bunun sağlanması içzin de yeni yasalara ihtiyaç vardı. Tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla kurulan fabrikaların peşkeş çekilmesi için 15 günde 15 yasa çıkarıldı. Kemal Derviş istediği için satılan fabrikalarda çalışan on binlerce işçi işsiz kaldı, bu yasalara da "Derviş yasaları" ismi de verildi. DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti oldukça sıkıntılı bir döneme girdi.
MERKEZ BANKASI'NIN 5 MİLYAR DOLARINI KİMLER TALAN ETTİ?
Ecevit, sonucu Başbakan'ın devlet yönetiminde "kriz var" açıklamasıyla birlikte mali piyasalarda panikle başlayan süreç, yerli parayı savunmak için gecelik faizlerin astronomik oranlara yükselmesine rağmen, yerleşiklerin yoğun döviz talebi nedeniyle Merkez Bankası'nın 5 milyar dolarlık döviz satışıyla sonuçlandı.
Kamu bankalarının likidite ihtiyacının karşılanamaması, ödemeler sistemini kitleyecek boyutlara ulaşmıştı. Banka sistemindeki büyük çöküşü önlemek için TL'nin yabancı para birimleri karşısındaki değeri dalgalanmaya bırakıldı.
DOLAR 670 BİN LİRADAN 1 MİLYONA, GECELİK FAİZ YÜZDE 6200'E DEVLETİN BORCU 29 KATRİLYONA NASIL FIRLADI
Bir gün önce 670 bin TL olan dolar 1 milyonu aştı. Bunun sonucunda yabancı bankalar vadesi gelmemiş kredilerini geri çekmeye başlayınca 21 Şubat'ta bankalar arası para piyasasında gecelik faiz %6200'e kadar çıktı. Yapılan bu örtülü devalüasyon ile TLnin değeri %40 civarında düştü. Devletin borcu da 29 katrilyon TL arttı.
Yapılan detaylı inceleme sonucunda reel ekonomide arz ve talep yönlü daralma meydana geldiği krizden çıkışın Türkiye'nin eski krizlerinin aksine birkaç haftada olmayacağı görüşü yaygınlık kazandı.
KRİZİN ÇÖZÜMÜ İÇİN ATILAN ADIMLAR NE İDİ?
Mayıs 2001'de Kemal Derviş'in açıkladığı "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı", IMF ile imzalanmış stand-by düzenlemesiyle ve Dünya Bankası kredileriyle desteklenmiş ve üretimdeki düşüşün denetim altına alınması sağlanmıştı.
IMF programında öngörülen yasal değişikliklerin çoğunun yapılması krizden çıkış çabalarına güven sağlama noktasında yardımcı oldu. Yine bu yasal düzenlemelerden biri olan Merkez Bankası'na amaç ve araç bağımsızlığının sağlanması, ülkenin makro politikalarının tasarlama yöntemine daha büyük bir zenginlik kazandırdı.
Ekonomi yönetiminin Kemal Derviş'e bırakılmasının ardından daha önce siyasi maliyetler yüzünden atılamayan pek çok adım peşi sıra atılmaya başlandı. T.B.M.Mden Derviş Kanunu diye adlandırılan, ekonomi ile ilgili kanunlar geçirildi. Bu kanunların çoğu özelleştirmenin teşviki ve rekabetin arttırılması ile ilgiliydi. IMF, Dünya Bankası ve Derviş planı neticesinde ülkede orta vadede ekonomik istikrarın yakalanabileceği inancı ortaya çıktı. Bu inanç ortaya çıktı ama, gerçekten istenilenler gerçekleşti mi?
YİĞİT BULUT'UN MEŞHUR YAZISI
Star Gazetesi yazarı Yiğit Bulut, 2001 krizinin perde arkasını yazdığı 15 Nisan 2013 tarihli köşesinde "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Kurumlarına Diz Çöktürme Darbesi " olarak ifade ediyordu.
İşte Yiğit Bulut'un o yazısı:
2001 KRİZİ VE İŞLENEN SUÇLAR...
"Bugün Türkiyede neler oluyor diyenler, 2001 yılında neler olduğunu ve en önemlisi nelere bilerek-bilmeyerek alet olduklarını, hangi suça iştirak edip, kimlere yol verdiklerini sorguluyorlar mı?
Sevgili dostlar, 2001 krizi diye algılanan süreç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve kurumlarına diz çöktürme darbesi olup, dönemin iktidar sahipleri başta olmak üzere birçok şahıs ve kurumun, isteyerek-istemeyerek suça iştirak etmeleri ile sonuçlanmıştır! Daha açık yazayım; Türkiye iç-dış YERLEŞİK DÜZEN tarafından her anlamda çarpılıp, budanıp, boyunduruk altına alınmış ve refleks göstermesi gerekenler ağzı açık yaşananları seyretmişlerdir...
Bu noktada yaşananları bir daha hatırlayalım;
1- 1999 yılının 6. Ayından itibaren Türkiye, tarihinin en büyük para-sermaye piyasaları manüpülasyonuna muhatap olmuş ve AB-IMF algılaması altında İMKB 100 endeksi 1999-6. Ayından başlayarak 2000-17 Ocak sabahına kadar dolar bazında 9 katına kadar şişirilmiştir...
2- Bu giriş yaşanırken MB ve Siyasi Otorite ne olduğunu idrak edemeyerek veya etmesine rağmen sessiz-tepkisiz kalarak şişirme operasyonuna iştirak etmiştir...
3- 2000 yılı Ocak ayında Sermaye Piyasaları EN NOKTASINA değerken, 17 Ocak sabahı İÇ-DIŞ Yerleşik Düzenin BOŞALTMA operasyonu başlamış ve bu süreç 2001-18 Şubat sabahına kadar devam etmiştir...
4- 2000-17 Ocak ile 2001-18 Şubat arasında İMKB endeksi dolar bazında 1999 seviyesine dönüp neredeyse 9 kat değer kaybederken, Türkiye 10 milyar dolar cari açık vererek Cumhuriyet Tarihi rekorunu kırmıştır...
5- Bu satış ve Türkiyeyi BOŞALTMA sürecinde, sermaye piyasası takası 15,3 milyar dolardan 3 milyar dolara inmiş, hazine bonosu takası da 13 ayda yarıdan fazla erimiştir...
6- EN ÖNEMLİSİ; Türkiyeden BU BÜYÜK ÇIKIŞ-BÜYÜK SOYGUN olurken; MB ve SİYASİ OTORİTE sessiz-tepkisiz-eylemsiz kalarak SUÇA iştirak etmiş ve DOLAR kurunu dalgalanmaya bırakmayarak sabit-lineer tutarak SOYGUNCULARA İSTEDİĞİ KURDAN DOLAR vermiştir !
7- Bu fonlama Cumhuriyet tarihinin en büyük MALİ SUÇU ve EN BÜYÜK CEHALETİ veya eylemsizlik yoluyla YOL açışıdır ! Kaç liradan dolar alacağını bilen yerli-yabancı hırsızlar, Merkez Bankası nezaretinde Türkiyenin varlıklarını şişirme-söndürme operasyonları ile kendi ceplerine transfer ederek Dünya tarihine geçecek BÜYÜK SOYGUNu gerçekleştirmişlerdir...
8- Soygun sonrası 2001-21 Şubat öncesi bildikleri dolar kurundan (600,000lerden) dolara geçenler, Anayasa atıldı algılaması ile birlikte İKİNCİ DOLAR SOYGUNUna geçmişler ve Siyasi Otorite-Merkez Bankası nezaretinde İKİNCİL SOYGUN dalgasına başlamışlardır...600,000lerden aldıkları dolarları 1,350,000 üstünden satarak ANA SOYGUN tamamlanmıştır!
9- İşin finansal kısmı bitince Siyasi Manipülasyon başlamış ve BİZ Milliyetçiyiz diyenlerin sessiz bakışları altında TÜRKİYEnin altın anahtarı muhtar bile seçilmemiş Kemal Derwishe teslim edilmiştir!
10- Derwish efendi, Milli Bakışlar eşliğinde 15 günde 15 yasa çıkartmış ve malesef kendisine direnen tek isim olan Enis Öksüzün de kellesini kopartarak almıştır! Enis Öksüz, Türk Miletinin KÜRESEL EMPERYAL DÜZENe verdiği ilk siyasi-finansal manipülasyon şehidi olarak tarihe geçmiştir!
Sevgili dostlar, 2001 süreci, 1960dan da, 1980den de, 28 Şubattan da DAHA AĞIR VE DAHA KAPSAMLI bir BİTİRME darbesi olup, İÇ-DIŞ-YERLEŞİK-İKTİDAR odakları tarafından da bilerek-bilmeyerek desteklenmiş ve sessiz kalınarak destek olunmuştur! 2000-2001 dönemi Türkiyenin en ağır mali-siyasi-sosyolojik suçlarını içerir ve malesef bugüne kadar da ne olduğu, neden, nasıl olduğu araştırılmamış ve anlaşılamamıştır!
Sonuç: 2000-2002 dönemini araştıracak cesur insanlara ihtiyacımız var! Bu dosyayı açalım bakın içinden NELER AMA NELER çıkacak! Bugün ortada Aslan diye dolaşanlar ve birçok itibarlı olduğunu iddia eden isimler ne hale gelecek! Korkma Türkiye aç bu DOSYAYI ! Dönemin suça iştirak etmiş siyasetçilerini, medya mensuplarını, bürokatlarını, her meslekten isimleri deşifre et!
Son söz: 2000-2002 arasındaki KARANLIK DÖNEM tam olarak aydınlanmadan Türkiye Aydınlanma sürecini tamamlayamaz! Haydi Türkiye aç bu dosyayı!
2001 ŞUBAT KRİZİNİN FATURASI 56 MİLYAR DOLAR
Sezerin yaptığı müthiş operasyon 2001 Şubat Krizinin faturası 56 milyar dolar. Peki, krize ne sebep oldu? Cumhurbaşkanı Sezer, Hazinenin kapılarını bir gece yarısı nasıl açtırdı? Dosyalar nasıl alındı? Bu dosyalara ne oldu? İşte film gibi dedirtecek operasyonun ayrıntıları: Hazineden alınan dosyalar nerede? Hikaye uzun. Ama, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik ve siyasi krizinin yaşanmasına neden olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, görev süresinin dolmasına rağmen 3 aydır fazladan oturduğu makamın hakkını vermesi için, cevaplamak zorunluluğunda olduğu sorular var. Onun sorumsuzluğu bu sorulara cevap vermesini engellememektedir. Sayın Sezer,21 Şubat 2001 krizinin perde arkasını aralayacak soruların cevaplarını vermelidir. Bu milletin cebinden çıkan, tüyü bitmedik yetimin hakkı olan 56 milyar doları bulan bu yolsuzluk gerçekleşirken hangi milli menfaatler onun konuşmasını ve suskun kalmasına neden olmuştur? Görevi devretmeye az bir zaman kaldığı bugünlerde bunların cevabını vererek büyük bir hizmet etme fırsatı vardır. Hangi gerçekler bu olaylar karşısında susmasına neden oldu? Dürüst, kırmızı ışıkta bile duran, alış-verişini kendisi yapabilen bir Cumhurbaşkanı milletin cebinden 56 milyar dolar götürülürken neden sustu? Kamuoyunun çok fazla bilmediği, medyaya o dönemde çok yansımayan bir çok gerçek var. Bilgi kirliliğinin içinde kaybolup gitti bazıları da. Ama bu gerçeklerin faturasının millete 56 milyar doları bulmuşsa işte o zaman bunun perde arkasında yaşananları milletin öğrenmesi hakkıdır. 21 Şubat 2001 krizi işte milletin öğrenmesi gereken en önemli gerçektir. Çünkü millet batan bankaların, fonlara devredilen bankaların yaşanan kriz nedeniyle ekonomideki değer kaybının faturasını ödemiştir. Faturanın bu kadar yüksek yaşanmasının nedenlerinden biri de devletin başında olmasından dolayı Ahmet Necdet Sezerdir. İşte sorumsuzluk sıfatı bulunsa bile Cumhurbaşkanı Sezer, millete karşı son görevini yerine getirerek aşağıda anlatacağım olayın dahilinde ortaya çıkacak soruların cevaplarını vermek zorundadır.
GELİN GERÇEKLERE BİR GÖZ ATALIM
Sezer 2000 Nisan'ında Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu üyelerini değiştirdi. Aynı zamanda 28 Şubat'tan sonra ayyuka çıkan yolsuzlukların incelenmesi için bu kurula ciddi görevler verdi. Bu kurul çalışmalarına başladı. İş bir noktaya dayandı. O yıllarda devletin borçlanma hızının arttığı ve kimlerden ne kadar borç alınıp verildiğinin çivisinin çıktığı yıllardı. Devletin denetlenemeyen yegane yeri ise iddialara göre, Hazine Borçlanma Dairesi idi.. Aslında o dönemde devletin kimden yüzde kaç faizle borç aldığını bilenlerin bir elin parmaklarını geçmediği bir gerçekti. Ama devlet ne kadar borçlanıyorsa da oradan belirleniyordu. Bunların son kararını da iki-üç siyasetçi veriyordu. Bunların içinde hazineden sorumlu devlet bakanı bile yoktu. İşte böyle bir dönemde Ahmet Necdet Sezer, Devlet Denetleme Kurulu vasıtası ile devletin hazinesini inceleme, onu mercek altına alma ihtiyacı hissediyor. Bunun için harekete geçiyor. Tarih 19 Şubat 2001 gösteriyor.
MÜTHİŞ OPERASYON NASIL BAŞLADI?
Günlerden Pazar. Hafta sonu tatili yani. Ama, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tatil yapmıyor. Bazı üyeleri ve uzmanları harıl harıl çalışıyor. Çok fazla kimse hissetmesin diye sessiz sedasız bir operasyon yapılacak. Bu kapsamda Hazine Müsteşarlığının yolu tutuluyor. Ama yalnız değil. Cumhurbaşkanlığı Muhafız alayından yardım isteniyor. Askerler sivil elbiselerini giyiyor. Çoğunluğu erlerden oluşuyor. Cumhurbaşkanlığının araçlarına bindiriliyor. Yüksek Denetleme Kurulu yetkilileri ile birlikte Hazine Müsteşarlığına resmen baskın yapılıyor. Hazinedeki nöbetçiler içeri almamak için bir süre direnseler de sonunda amirlerine de danışarak istenileni yapıyorlar.
DDK ÜYELERİ ASKER EŞLİĞİNDE HAZİNEYE NASIL BASKIN YAPTILAR?
Kapıları açıyorlar. Devlet Denetleme Kurulu üyeleri ve uzmanları Hazine Müsteşarlığının arşivini açtırıyorlar ve bazı evrak ve dosyalara el koyuyorlar. Bu arada borçlanma dairesine de giriliyor. Buradaki bilgisayarlar ve dosyalarda inceleniyor ve bazı dosya ve disketlere el konuluyor. Bu Cumhuriyet tarihinde ilk defa gerçekleşen bir olay. Bu güne kadar Hazine Müsteşarlığının bazı bölümleri Sayıştay tarafından incelenmiş ama Borçlanma Dairesine Sayıştay denetçileri dahil hiçbir yetkili sokulmamış. Hazine arşivi ve Borçlanma Dairesinin dosyaları Cumhurbaşkanlığının araçlarına taşıyanlar ise Muhafız alayının sivil kıyafetli erleri. Olayın duyulmasının ardından zamanın Hazine Müsteşarı, Hükümetin ortaklarından bir başbakan Yardımcısı, Ecevit in sağ kolu olarak bilinen bir başbakan yardımcısı acil olarak bir araya geliyor. Çünkü her ne kadar Hazineden sorumlu bir devlet bakanı olsa da, hazine yetkililerinin internete verdiği resmi bilgilerin dışında başka konularla ilgili bilgi verilmeyen bir konumda. O nedenle olaydan haberdar edilmiyor. Bu üçlü telaşa kapılıyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu üyelerinin operasyonu ile el konulan dosyalar kamuoyuna yansıyacak olursa çok zor durumda kalınacak.
OPERASYON NASIL KADÜK EDİLDİ?
Bunun kamuoyuna yansımasını engelleyecek Cumhurbaşkanının bu dosyalar üzerine gitmesini önleyecek tedbirler masaya yatırılıyor. Bu fırsat 20 Şubat tarihinde yapılacak MGK toplantısında sudan bir bahane ile kriz çıkartılarak bulunuyor. Fakat tüm bunlar yaşanırken Hükümetin Başbakanına ve ikinci büyük ortağına hiçbir şey sezdirilmiyor. İşte, Anayasa kitapcığının fırlatılmasını sağlama tezgahı böyle hazırlanıyor. Sezer kızdırılıyor. Anayasa kitapçığını fırlatması sağlanıyor. Arkasından Nankör kedi sözleri ve bir başbakan yardımcısı ise ne olup döndüğünün farkında olmayan Başbakanı kolundan tutarak dışarı çıkarma görevini üstleniyor. Ve kapı ağzında da krizin yaşandığı bilgisini ne olup bittiğini anlayamayan başbakana yaptırıyorlar. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer daha Hazine Arşivlerinin torbaları bile açılmadan niye uğradığını anlayamıyor. Ertesi günü ekonomik krizi tetikleyen kişi olarak ilan ediliyor. Aynı zamanda MGK krizini organize edenler Yolsuzluk öyle değil bak böyle yapılır.Hazine öyle değil böyle soyulur diyerek gecelik faizlerin yüzde 14 binlere çıkmasını sağlıyor. Hem de sorumlu oldukları devlet bankaları kanalı ile biri de kardeşi vasıtası ile Merkez Bankası hesapları ile oynatılıyor. Bu nedenle 20 Şubat 2001 tarihinde çıkması gerekirken kriz 21 Şubatta tezgahlar kurularak aktarılıyor. Resmen talan harekatı yapılıyor. Ortada o kadar çok dümen dönüyor ki bir gecede kazanılanlar milyar dolarları geçiyor. Bu olayın ardından Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından Hazine arşivinden alınarak Cumhurbaşkanlığına götürülen dosyalarla ilgili hiçbir sonuç ve açıklama yapılmaması dikkat çekici hale geliyor Halen bu dosyaların gizemi devam ediyor. İşte bu nedenle gizem ortadan kalması için Sezeri göreve çağırma zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkıyor
DEVRİN CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER'E BU 9 SORU SORULACAK MI?
Devrin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e bu sorular sorulacak mı?
1- Hazine ile ilgili olarak, eline o kadar arşiv bilgisi ve dosyası geçmesine rağmen bu bilgi ve dosyaları ne yaptı?
2-Bu dosyalar halen nerededir? İade edilmiş midir? Edildi ise ne zaman iade edilmiştir?
3-Hazine baskını ile götürülen dosyaların ne kadarı incelenmiştir?
4-Bu incelemeler sırasında ne tür bilgilere ulaşılmıştır?
5-Bu incelemeler sırasında devletin kimlere ne kadar ve hangi şartlarda borçlandığı tespit edilmiştir?
6-Borçlanma imtiyazlarında zamanın hükümet yetkililerinin eş-dost ve yakınları ile imtiyazlı kişileri belirlenmiş midir?
7-Bu dosyaların incelenmesi yapılmamış ise bu incelemeyi engelleyenler kimlerdir?
8-Bu incelemeyi engellemek isteyen rütbeli kişi veya kişiler var mıdır.?
9-En önemlisi ise Hazine raporu Sezer'in döneminde Devlet Denetleme Kurulu tarafından neden hazırlanıp açıklanmadı?
EKŞİ SÖZLÜKTE 2001 KRİZİ
21 şubat 2001 tarihinde ecevitin bir çocuk gibi basına ağlayarak yoktan var ettiği cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi.. binlerce kişi işsiz kaldı, çok sayıda işyeri kapandı.
24.09.2002 17:28
türkiye'nin bir gecede yarı yarıya fakirleştiği krizdir.
ülke ekonomisi 7 yıl önceki haline dönmüştür (bkz: bir arpa boyu yol gitmek)
bunda döviz kurunun sabitlenmesi kadar, bankacılık sektöründe içi oyulmuş büyümenin de payı vardır (bkz:demirel'in aile fotoğrafı)
ayrıca hala yürürlükte olan yasaya göre bir finans kurumunun ekonomik durumunun kötü olduğunu söylemek, gerçeği yansıtsa bile suçtur. türkiye'deki bankaların yarısından çoğunun fiilen bitik durumda olduğunu krizden önce söyleyen sakıp sabancı* ve o zamanki bir devlet kurumu başkanı aleyhinde cezai kovuşturmaya gidilmiş, bu kişiler kendilerini kefaretle kurtarabilmişlerdir. dolayısıyla hiç kimse ağzını açıp da krizin geleceğini söyleyememiştir. (bkz: birkaç gün içinde batacak bankalar)
matarama su ko
kamuoyunda "kara çarşamba" olarak adlandırıldı. en büyük zararı ekonomi öğrencileri gördü. tam rahatta giderken patlayan bu kriz ile hadi açıklayın niye oldu nasıl oldu gibi bir sürü gereksiz sınav sorularını da ortaya çıkardı.
dirtyrider
2001 yılında mgk'da ecevit ile sezer arasındaki siyasi gerginlik sonucu patlayan, şubat krizi şeklinde anılan, cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi. ayrıca;
(bkz: bak sus anayasa geliyo kafaya)
(bkz: masaya anayasa atmak)
erotomaniac
milli güvenlik kurulunda dönemin başbakanı bülent ecevit ve cumhurbaşkanı ahmet necdet sezer arasındaki gerginliğin, ecevit'in kafasına anayasa fırlatılmasıyla doruğa ulaştığı, daha sonra ecevit'in canlı yayına çıkarak olayın bir devlet krizi olduğunu belirtmesiyle ülkede felaketler dizisinin başladığı kriz.
cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi kara çarşamba olarak da anılan o gün başlamıştır. gün içinde imkb %14,6 tarihi düşüşle kapanmış, gecelik faizler %7500 ile tarihi zirvesine ulaşmış, tcmb'den 7,6 milyar dolarlık döviz çıkışı olmuştur. ilerleyen günlerde de kur çıpası sistemi yerine dalgalı kur sistemine geçilmiştir.
lomberico
1999 yilinda uygulanmaya baslanan kur cipasina dayali bir ekonomik programin hazin sonu. aslinda programin arizalari cok daha once baslar, 2000 kasimda bir sarsinti yasanir ve bunu atlatmak icin imf'den 10 milyar dolar kredi alinir. hatta kasim'da imf hukumete kur cipasini birakmasini, dalgali kura gecmesini soylemektedir, cunkucari islemler acigi surdurulemez hale gelmektedir.
bu programin uygulanmasi icin oncelikli olarak turkiye'de bankacilik sisteminin yeniden yapilandirilmasi gerektigi soylenmektedir. nitekim batan bir cok banka doviz cinsinden borclanmayi ucuz bulunca buna yuklenmis, devaluasyon sonrasinda ise altindan kalkamamislardir. tabii ayni sey sirketler icin de gecerlidir. kur cipasi yontemi ise genelde uygulanan pek cok ulkede krizle sonuclanmis, israil'de ve adini hatirlayamadigim baska bir ulkede tutmustur. anayasa kitabi hadisesi ise tetikleyici unsurdur, cunku piyasada zaten bir guvensizlik mevcuttur. subat krizinin atlatilmasi icin imf'den 15 milyar dolarlik bir kredi daha alinmistir, turkiyegouler arasinda imf'ye en borclu ulke haline gelmistir.
kedifelix
(bkz: ayni tas ayni hamam)
vasishta
milliyet internet gazetesinin 23 şubat 2001 tarihli döviz kuru bülteninde ilk resmi çekilmiş krizdir.
http://www.milliyet.com.tr/ onomi/tbl_serbest1.html
pascha c
temelleri seksenlerin ilk yarısına kadar uzanan kriz.
12 eylül darbesi sonrasında özalı ekonomiden sorumlu bakan atayarak 24 ocak liberalizasyon kararlarını devam ettiren 12 eylul askeri yönetimi neo-liberal ekonominin önünü açmıştır(mesela sendikaların gücünü kırarak işgücü piyasalarını esnekleştirmek gibi). zaten sonrasında iktidara gelen özalın yaptıklarını biliyoruz. bu noktada özal ile 12 eylül askeri yönetimi tam bir uyum içerisindedir aslında. dünyada batılı gelişmiş ülkeleri 70lerin sonunda içine düştüğü resesyondan, ekonomik krizden çıkarmak için uygulamaya koyulan neo-liberal reçetenin bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ne gibi ağır hasarlara yol açabileceği konusunda sayısız örnek var. bizdeki 94 ve 2001 krizleri, 97 güney asya, 98 rusya, brezilya, 2002 arjantin krizleri bu örneklerden ilk aklıma gelenler. eğitim, kanun hükmünün tesisi (rule of law), vergi adaleti ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ve bunların getireceği ekonomik gelişme ve refah artışı görülmeye başlanmadan ekonomiyi ve piyasaları sonuna kadar küresel rekabete ve sermayeye açmanın felaketten başka bir şey getirmeyeceği açıktır. (bu arada yeni bir felaketin adım adım yaklaştığını da üzülerek görüyoruz). tabii bunları gözardı edip olanı biteni ecevite, sezere, havalarda uçan anayasa kitapçığına filan bağlarsak başladığımız yere geri döneriz ve içinde bulunduğumuz kriz döngüsünden çıkamayız.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 93
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 57
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 30
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 42
