farkmt2official 1
farkmt2official
mannaxxx 1
mannaxxx
Bvural41 1
Bvural41
Agora Metin2 1
Agora Metin2
berkmenoo 1
berkmenoo
Hikaye Ekle

Astronomi ve Astroloji

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Shegys
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 91
Takvimin ve saatin bilinmediği çağlarda in*sanlar ancak Güneş'in ve bazı yıldızların konumlarına bakarak zamanı belirleyebiliyor-lardı. "Gökyüzünü okuyarak" toprağa ne zaman tohum atılacağını, ekinlerin ne zaman hasat edileceğini söyleyebilen kişiler bu ilk toplumlarda büyük saygı gördüler. Bu ilk astronomların çoğu din adamıydı ve sonunda, ilkel toplumların tanrı gibi taptıkları Güneş'e, Ay'a, yıldızlara ve gezegenlere ilişkin birçok efsane doğdu.
O çağlarda gökyüzünü dikkatle izleyen bu gözlemciler, yıldızların ve gezegenlerin Dün-ya'nın çevresinde hemen hemen değişmez bir yol izleyerek dolandığını fark ettiler; daha doğrusu öyle olduğunu sandılar. Böylece gök*cisimlerinin gözlemlenmiş hareketlerine da*yanarak sonraki hareketlerini de önceden kes-tirebilmeyi öğrendiler. Mevsimlerin birbirini izlemesi, Mısır'daki Nil Irmağı'nm her yıl aynı dönemde kabarması gibi bazı olayları yıldızla*ra bakarak önceden haber verebildikleri için, gelecekteki bütün olayları da yıldızların hare*ketinden anlayabileceklerini sandılar. Örne*ğin bir çocuk doğduğu anda Güneş'in, Ay'ın ve gezegenlerin gökyüzündeki konumuna ba*karak o çocuğun bütün yaşamı önceden bili*nebilirdi. Oysa insanın yazgısı ile gökcisimleri arasındaki ilişkiyi doğrulayabilecek hiçbir bi*limsel kanıt yoktur. Güneş'in ve Ay'ın konu*mundan ileri gelen gelgit olayı dışında, gökci*simleri ile Dünya'da yaşanan günlük olaylar arasında bir bağlantı kurulamaz. Gökcisimle*rini gözlemleyerek geleceği haber vermeyi amaçlayan astroloji bugün bir "sahte bilim" sayılır. Binlerce yıl astronomi ve dinle iç içe gelişen astroloji geleneği, astronomiye öncü*lük ederek artık görevini tamamlamıştır (bak. astroloji).

Yıldızların gözlemlenen özelliklerinden bi*ri, ilk astronomların da fark ettikleri gibi gökyüzünde bir araya kümelenerek "takım*yıldız" denen topluluklar oluşturmalarıdır. Gerçekte bizim aynı takımyıldız içinde bulun*duğunu sandığımız bu yıldızların birbiriyle hiçbir bağlantısı yoktur. Bu yalnızca, "görüş doğrultusu etkisi" denen ışık ve gözlem koşul*larına bağlı bir yanılsamadır. Bu etkiyle her takımyıldız gökyüzünde değişmez bir kalıp içinde görünür. Çağımızdan yaklaşık 5.000 yıl önce Babilli astronom-müneccimler, bu kalıp*ların biçimine bakarak takımyıldızlara insan, hayvan ve eşya adları vermişlerdi. Bugün kullandığımız Büyükayı, Andromeda, Kuğu, Kanatlıat, Koç, Boğa, Terazi gibi takımyıldız adlarının çoğu da Eski Yunanlı astronomların buluşudur. Gökyüzünde kuzey ve güney yarı*kürelere dağılmış 88 tane takımyıldız vardır ve astronomlar genellikle bunları Latince adlarıyla anarlar.

İlk astronomlar yalnızca gökyüzünde neler olup bittiğini izliyor, bu gözlemlerinden ola*bildiğince yararlanmaya çalışıyor, ama bu olayların nedenlerini bilemiyorlardı. Sözgeli*mi bazı takımyıldızların yılın belli bir döne*minde görüş alanından çıktığını, sonra yeni*den ve aynı yerde göründüğünü fark etmişler*di. Babilliler, Eski Mısırlılar, Mayalar ve İnkalar yıldızları gözlemek için tapınaklar yaptılar. Bu tapınaklardan bazıları öyle ko-numlanmıştı ki, yılın belirli bir döneminde gökyüzünde kaybolan belli bir yıldız, zamanı gelince tapmağın duvarındaki özel bir deliğin tam karşısında yeniden belirirdi. Hep aynı noktada doğup batan bu yıldız deliğin karşı*sında görülünce ekin zamanının geldiği anlaşı*lırdı.


 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst