- Katılım
- 13 Eki 2009
- Konular
- 3,049
- Mesajlar
- 6,709
- Reaksiyon Skoru
- 179
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 16 Yıl 8 Ay 11 Gün
- Başarım Puanı
- 256
- MmoLira
- -102
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Sırf yüzüme vuran rüzgâr için bile bisikletle saatte 20km hızla gitmeyi, arabayla 140 basmaya tercih edenlerdenim. Düşüp bir yerimi sakatlama riskine karşı yine de yavaşlamaya gönlüm razı olmadığı için yuvarlanana kadar snowboard ile kayanlardanım. Aynı zamanda sadece snowboard üstünde durup teleferiğe tutunmak için düşe düşe 2,5 saat zaman harcayanlardanım. Pateni bir kere denedikten sonra kıç üstü oturup tövbe edenlerdenim. Ama gerçek hayatta hiç denememiş olmama rağmen çılgın gibi kaykay kayanlardanım.
Çocukluğumdan beri böyle (yabancı kelime kullanacağım bağışlayın ama) extreme sporlara karşı aşırı ilgiliyimdir. Buzda kızakla hız denemelerini, kayakla uzun atlama gibi müsabakaları salyam aka aka izlerdim. Okuldan arkadaşım bana Tony Hawk Pro Skater'ı söyleyinceye kadar açıklayamadığım bir boşluk vardı ki, o gün anladım böyle bir oyun hiç oynamamışım. Zamanında SSX vardı hatırlar mısınız bilmem, PS oyunuydu ve ağır zevkliydi, hareketler çılgıncaydı. Lâkin en sonunda THP'de bu aradığım şeyi bulmuştum. Hem de bir PC oyununda. Böylece başlamıştım tellerdeki 10 dolarları toplamaya, teyzelerin poşetlerini tırtıklamaya, polislerin şapkalarını uçurmaya. Bizim zamanımızda buralar böyle bostandı be...
Zaman geçti, teknoloji ilerlerdi. O zamanlar havaya çıktığımda ya kaykayımı tutar dönerdim, ya da kaykayımı döndürür dönerdim. Tabi o zamanlar oyunlardan, asıl amacı dışında pek yan amaçlar beklendiği zamanlar değildi. Araba sürüyorsanız sağlam sürüş hissi yeterliydi, bir senaryoya ihtiyacı yoktu. Buna benzer olarak ben de THP oynarken sadece havada daha fazla hareket yapma ve bütün istenilenleri bitirme derdindeydim. Şimdi görüyorum ki kaykayla kayma işi, Skate evreninin temeli olmakla birlikte tek iddialı olduğu konu değil.
Çeşitlilik geçmişte göre bana uygun gelmişti, ta ki Skate3'ü oynayana kadar. Ofise gelirken "oley Iron Man 2 inceleyeceğim yuppi" havasındaydım, fakat gelince gördüm ki Iron Man 2 tabir caizse Paint'te hazırlanmış bir oyun gibiydi ve onun yerine Skate 3 bana göz kırpıyordu masanın üstünden. Eh dedim Erman, bu saçlar adam akıllı bir doğal rüzgârla fön çekimi işlemini hak etti (Yavaş çek, kopmasın - Mahmut). Geçtim dev plazmanın karşısına, kuruldum koltuğuma.
Çek sifonu akalım AGA
Oyuna başlamamla yanlış DVD'yi taktığımı düşünmem bir oldu, çünkü ormandaki ağacın kesiminden kaykay haline gelmesine kadar geçen süreci gösteren yaklaşık 15 dakikalık bir şölendi bu izlediğim. Aslında insanların dikkatini dağıtan ve oyuna daha feci gazla başlamanıza sebep olan bir durum bu. Videoda ünlü kaykaycıların yanı sıra "My Name is Earl"den tanıdığımız Jason Lee (Earl) de boy gösteriyor.
Nihayet oyuna başlıyoruz ve ilk iş olarak karşımıza tutorial çıkıyor. Muhtemelen kimse tutorial oynamayı sevmez, lâkin ben oynadım. Sonuçta Xbox 360 koluyla Skate oynamak beni biraz zorladı. Tutorial aslında zevkli gibi, çünkü sıkı bir Earl hayranı olarak, bize oyunu öğreten kaykay koçu Frank'in modellemesinin hareketlerinin ve seslendirmesinin Jason Lee tarafından yapılması başlıca bir eğlence kaynağı.
Havaya zıplayınca eller ayaklar karıştı
Madem kontrollerden başladık, kontrollerden devam edelim. Öncelikle bu oyun için çok sağlam el-göz koordinasyonu, bununla birlikte tuşları karıştırmama yeteneği lazım. Kısaca değinmek gerekirse temelde üç çeşit hareket var. "Kick" dediğimiz hareketler, kaykayı ellemeden ayağımızla çevirme, döndürme tarzı atraksiyonlar ve bunlar zıplama ile bütünleşmiş durumda, yani aynı kolla yapılıyor. Sağdaki analog kol ile eğilirken, zıplamak için yukarı kaldırma istikametinizde çizdiğiniz yola göre "Kick" hareketi yapılıyor.
Kaykayı tutarak yapılan hareketler olarak tanımlayabileceğimiz "Grab" işlemleri ise, yine orta parmak altındaki iki tuştan yapılıyor. Yön için soldaki analog kısımdan yararlanılıyor. Bunun yanı sıra denemelerinizi başa almanız için aynı anda basılması gereken iki tuş var (bilerek iki tuşa aynı anda basılıyor ki, yanlışlıkla insanlar geri almasın) fakat bu iki tuş o kadar çok alışkanlık haline geliyor ki hareket yapayım derken bir bakmışsınız, baştan alıyorsunuz. Dikkat! Yapımcıların, dizayna ve kişiselleştirmeye önem verdiği ortada, ki bunu oyunu oynayınca daha net fark edeceksiniz. Kendi oyun içi videonuzu yapmaktan tutun, kendi oyun parkınızı hatta kendi kaykayınızı yapmaya kadar. Fotoğraf çektirme yarışmasından sonra kontrast ayarından ışıklandırmaya değin bayağı ince ayar mevcut. En sevdiğim kısımlardan biridir "kendi parkını yaratmak".
Elimdeki kaykay oyunu olunca işin rengi iyice değişiyor, çılgınlığın bini bir para. Benim gibi düşünenlere gün doğdu, çünkü kendin pişir kendin ye tarzındaki bu mod Skate3'ün iddialı olduğu konulardan. THP'den hatırladığımız çılgın el yapımı mega rampalar ve reflekslere meydan okuyan güzergâhlar artık bir oyun kolu kadar uzakta.
Ne sihirdir ne keramet, ayak çabukluğu marifet
Ben bu oyunu daha çok eğlence-simülasyon karışımı gibi oynadım. Neden derseniz, öncelikle başarılı olmak için peygamber sabrı gerekiyor. Oyun hakkaten zor yapılmış. Önceki iki oyuna ek olarak Skate3'te adı gibi üç zorluk seçeneği var; basit, orta ve zor. Zorlukların olayını ise şöyle açıklayalım: İlki yaptığınız hareketleri kolaylaştırmak için eklenen "Easy mode", sonuncusu işleri iyice gerçekleştirmek ve zorlaştırmak için eklenen "Hardcore mode". Örneğin zor versiyonda oynarken eskisi gibi istediğimiz yerde istediğimiz hareketleri yapamıyoruz, bir mantık kuralı getirilmiş. Yerden yeterince yüksekte değilsek veya yeterince zıplayamadıysak bazı numaraları tamamlayamıyoruz.
Demir veya kaldırım kenarlarında yaptığımız kayma hareketleri, nam-ı diğer "Grind" ise, önceki oyunların aksine çok daha zor. Çünkü köşelerden dönerken merkez-kaç kuvvetinin daha gerçekçi ve sert olduğunu bizzat yaşadım. Bununla birlikte denge sağlamak, ipte yürüyen bir cambazınki kadar zor. Araba yarışlarında deli gibi uçsak da ne olursa olsun dört ayak üzerine düşüyoruz, ama burada durum böyle değil. Hızlı giderken yaklaşık inişlerde 5-10 derece gibi bir esneme var, bundan biraz daha fazla yatay açıyla iniş yaparsanız, kesinlikle düşüyorsunuz. Skate1 ve 2'deki üç ittirmeyle maksimum hıza ulaşma limiti beş ittirmeye çıkarılmış durumda. Sözün özü hardcore modu, simülasyon gibi oynamak isteyen, gerçekçilik peşinde koşanlar oyunculara, easy mode ise daha yükseğe uçup daha fazla hareketli kombo yapmak isteyen casual oyunculara hitap ediyor.
Karton seyirci istemiyoruz artık
Mekân konusundaki yorumun tarafsız olması zor bence. Bana kalırsa oyun alanı, dizaynı ve genişliği çok yerinde olmuş. Bir kere oyun alanımız GTA San Andreas oynar gibi hissettirecek kadar büyük. Şehrimiz, hepsinin de kendine has içerikleri ve tasarımları olan Downtown, University ve Industrial adlı üç ana mahalleden oluşuyor. Downtown klasik tarzıyla karşımıza çıkarken, University genel olarak banklardan ve açık alanlardan oluşan kampüs tarzı bir yer. Bundan ayrı olarak Industrial ise çok uç bir mekân. 10000'e varan (rakama dikkat) el dizaynı kalıplar içerermesi ve rampaları ile göz dolduruyor.
Eğer müsabakalara haritadan seçip ışınlanmak yerine sokakların havasını soluya soluya giderseniz, özgürlüğü inceden hissediyorsunuz. Port Carventon, önceki oyunun aksine kaykaya binmeyi at gözlüğüyle değerlendiren ve suç gibi gören halkın olmadığı, aksine sizi yer yer alkışlayan ve yüreklendiren insanlarla dolu bir şehir. Eskisine oranla daha fazla renk paletine ve daha fazla neşeli konseptlere sahip olmasının yanında artık bizi kovalayan güvenlik görevlileri yerini, yanlarından geçtiğimizde şikâyet etmek yerine gaza getiren NPC'lere bırakmış.
Çocukluğumdan beri böyle (yabancı kelime kullanacağım bağışlayın ama) extreme sporlara karşı aşırı ilgiliyimdir. Buzda kızakla hız denemelerini, kayakla uzun atlama gibi müsabakaları salyam aka aka izlerdim. Okuldan arkadaşım bana Tony Hawk Pro Skater'ı söyleyinceye kadar açıklayamadığım bir boşluk vardı ki, o gün anladım böyle bir oyun hiç oynamamışım. Zamanında SSX vardı hatırlar mısınız bilmem, PS oyunuydu ve ağır zevkliydi, hareketler çılgıncaydı. Lâkin en sonunda THP'de bu aradığım şeyi bulmuştum. Hem de bir PC oyununda. Böylece başlamıştım tellerdeki 10 dolarları toplamaya, teyzelerin poşetlerini tırtıklamaya, polislerin şapkalarını uçurmaya. Bizim zamanımızda buralar böyle bostandı be...
Zaman geçti, teknoloji ilerlerdi. O zamanlar havaya çıktığımda ya kaykayımı tutar dönerdim, ya da kaykayımı döndürür dönerdim. Tabi o zamanlar oyunlardan, asıl amacı dışında pek yan amaçlar beklendiği zamanlar değildi. Araba sürüyorsanız sağlam sürüş hissi yeterliydi, bir senaryoya ihtiyacı yoktu. Buna benzer olarak ben de THP oynarken sadece havada daha fazla hareket yapma ve bütün istenilenleri bitirme derdindeydim. Şimdi görüyorum ki kaykayla kayma işi, Skate evreninin temeli olmakla birlikte tek iddialı olduğu konu değil.
Çeşitlilik geçmişte göre bana uygun gelmişti, ta ki Skate3'ü oynayana kadar. Ofise gelirken "oley Iron Man 2 inceleyeceğim yuppi" havasındaydım, fakat gelince gördüm ki Iron Man 2 tabir caizse Paint'te hazırlanmış bir oyun gibiydi ve onun yerine Skate 3 bana göz kırpıyordu masanın üstünden. Eh dedim Erman, bu saçlar adam akıllı bir doğal rüzgârla fön çekimi işlemini hak etti (Yavaş çek, kopmasın - Mahmut). Geçtim dev plazmanın karşısına, kuruldum koltuğuma.
Çek sifonu akalım AGA
Oyuna başlamamla yanlış DVD'yi taktığımı düşünmem bir oldu, çünkü ormandaki ağacın kesiminden kaykay haline gelmesine kadar geçen süreci gösteren yaklaşık 15 dakikalık bir şölendi bu izlediğim. Aslında insanların dikkatini dağıtan ve oyuna daha feci gazla başlamanıza sebep olan bir durum bu. Videoda ünlü kaykaycıların yanı sıra "My Name is Earl"den tanıdığımız Jason Lee (Earl) de boy gösteriyor.
Nihayet oyuna başlıyoruz ve ilk iş olarak karşımıza tutorial çıkıyor. Muhtemelen kimse tutorial oynamayı sevmez, lâkin ben oynadım. Sonuçta Xbox 360 koluyla Skate oynamak beni biraz zorladı. Tutorial aslında zevkli gibi, çünkü sıkı bir Earl hayranı olarak, bize oyunu öğreten kaykay koçu Frank'in modellemesinin hareketlerinin ve seslendirmesinin Jason Lee tarafından yapılması başlıca bir eğlence kaynağı.
Havaya zıplayınca eller ayaklar karıştı
Madem kontrollerden başladık, kontrollerden devam edelim. Öncelikle bu oyun için çok sağlam el-göz koordinasyonu, bununla birlikte tuşları karıştırmama yeteneği lazım. Kısaca değinmek gerekirse temelde üç çeşit hareket var. "Kick" dediğimiz hareketler, kaykayı ellemeden ayağımızla çevirme, döndürme tarzı atraksiyonlar ve bunlar zıplama ile bütünleşmiş durumda, yani aynı kolla yapılıyor. Sağdaki analog kol ile eğilirken, zıplamak için yukarı kaldırma istikametinizde çizdiğiniz yola göre "Kick" hareketi yapılıyor.
Kaykayı tutarak yapılan hareketler olarak tanımlayabileceğimiz "Grab" işlemleri ise, yine orta parmak altındaki iki tuştan yapılıyor. Yön için soldaki analog kısımdan yararlanılıyor. Bunun yanı sıra denemelerinizi başa almanız için aynı anda basılması gereken iki tuş var (bilerek iki tuşa aynı anda basılıyor ki, yanlışlıkla insanlar geri almasın) fakat bu iki tuş o kadar çok alışkanlık haline geliyor ki hareket yapayım derken bir bakmışsınız, baştan alıyorsunuz. Dikkat! Yapımcıların, dizayna ve kişiselleştirmeye önem verdiği ortada, ki bunu oyunu oynayınca daha net fark edeceksiniz. Kendi oyun içi videonuzu yapmaktan tutun, kendi oyun parkınızı hatta kendi kaykayınızı yapmaya kadar. Fotoğraf çektirme yarışmasından sonra kontrast ayarından ışıklandırmaya değin bayağı ince ayar mevcut. En sevdiğim kısımlardan biridir "kendi parkını yaratmak".
Elimdeki kaykay oyunu olunca işin rengi iyice değişiyor, çılgınlığın bini bir para. Benim gibi düşünenlere gün doğdu, çünkü kendin pişir kendin ye tarzındaki bu mod Skate3'ün iddialı olduğu konulardan. THP'den hatırladığımız çılgın el yapımı mega rampalar ve reflekslere meydan okuyan güzergâhlar artık bir oyun kolu kadar uzakta.
Ne sihirdir ne keramet, ayak çabukluğu marifet
Ben bu oyunu daha çok eğlence-simülasyon karışımı gibi oynadım. Neden derseniz, öncelikle başarılı olmak için peygamber sabrı gerekiyor. Oyun hakkaten zor yapılmış. Önceki iki oyuna ek olarak Skate3'te adı gibi üç zorluk seçeneği var; basit, orta ve zor. Zorlukların olayını ise şöyle açıklayalım: İlki yaptığınız hareketleri kolaylaştırmak için eklenen "Easy mode", sonuncusu işleri iyice gerçekleştirmek ve zorlaştırmak için eklenen "Hardcore mode". Örneğin zor versiyonda oynarken eskisi gibi istediğimiz yerde istediğimiz hareketleri yapamıyoruz, bir mantık kuralı getirilmiş. Yerden yeterince yüksekte değilsek veya yeterince zıplayamadıysak bazı numaraları tamamlayamıyoruz.
Demir veya kaldırım kenarlarında yaptığımız kayma hareketleri, nam-ı diğer "Grind" ise, önceki oyunların aksine çok daha zor. Çünkü köşelerden dönerken merkez-kaç kuvvetinin daha gerçekçi ve sert olduğunu bizzat yaşadım. Bununla birlikte denge sağlamak, ipte yürüyen bir cambazınki kadar zor. Araba yarışlarında deli gibi uçsak da ne olursa olsun dört ayak üzerine düşüyoruz, ama burada durum böyle değil. Hızlı giderken yaklaşık inişlerde 5-10 derece gibi bir esneme var, bundan biraz daha fazla yatay açıyla iniş yaparsanız, kesinlikle düşüyorsunuz. Skate1 ve 2'deki üç ittirmeyle maksimum hıza ulaşma limiti beş ittirmeye çıkarılmış durumda. Sözün özü hardcore modu, simülasyon gibi oynamak isteyen, gerçekçilik peşinde koşanlar oyunculara, easy mode ise daha yükseğe uçup daha fazla hareketli kombo yapmak isteyen casual oyunculara hitap ediyor.
Karton seyirci istemiyoruz artık
Mekân konusundaki yorumun tarafsız olması zor bence. Bana kalırsa oyun alanı, dizaynı ve genişliği çok yerinde olmuş. Bir kere oyun alanımız GTA San Andreas oynar gibi hissettirecek kadar büyük. Şehrimiz, hepsinin de kendine has içerikleri ve tasarımları olan Downtown, University ve Industrial adlı üç ana mahalleden oluşuyor. Downtown klasik tarzıyla karşımıza çıkarken, University genel olarak banklardan ve açık alanlardan oluşan kampüs tarzı bir yer. Bundan ayrı olarak Industrial ise çok uç bir mekân. 10000'e varan (rakama dikkat) el dizaynı kalıplar içerermesi ve rampaları ile göz dolduruyor.
Eğer müsabakalara haritadan seçip ışınlanmak yerine sokakların havasını soluya soluya giderseniz, özgürlüğü inceden hissediyorsunuz. Port Carventon, önceki oyunun aksine kaykaya binmeyi at gözlüğüyle değerlendiren ve suç gibi gören halkın olmadığı, aksine sizi yer yer alkışlayan ve yüreklendiren insanlarla dolu bir şehir. Eskisine oranla daha fazla renk paletine ve daha fazla neşeli konseptlere sahip olmasının yanında artık bizi kovalayan güvenlik görevlileri yerini, yanlarından geçtiğimizde şikâyet etmek yerine gaza getiren NPC'lere bırakmış.


