HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Köseler, Amasya ilinin Gümüşhacıköy ilçesine bağlı bir köydür.
Köseler: Bu sözcük "köse"den gelir. Sözcüğün sonundaki"-ler" eki, topluluk, aile, sülale anlamı vermektedir. Yani Köseler diye bilinen bir sülalenin kurduğundan köy bu adı almış. Sözcükle ilgili olarak aşağıdaki bilgileri de verebiliriz.
Köseli Yörük Türklerinde bir oymak adı olarak geçer. Köseli sözcüğünün Köselilerden Köselere dönüşme olasılığı Köselerin söyleyiş kolaylığından oldukça yüksektir. Köyde Yör Abbas lakabında bir kişi köyün nüfusuna kayıtlı ve bu sülale eskiden beri köyde oturmaktadır. yör takma adı, Yörükten bozulmuş olma olasılığı da göz önünde bulundurulduğunda Köseler Köyünün Yörük Türkleri ile bir bağı olduğu kanaati güçlenmektedir; böylelikle Köselerin kökenlerinde Amasya bölgesine gelen Ulu Yörüklerin olma olasılığı da güçlenmektedir. En azından köydekilerin bir kısmının kökeni yörüktür, savı ileri sürülebilir[SUP][1][/SUP].
Köyün, Osmanlı döneminden kalma 500 yıllık kayıtları da bulunmaktadır. Siyakat yazı tarzı ile yazılmış ve okunması oldukça zor olan bu beş yüz yıllık Osmanlı kaydında şöyle yazıya göre:
Köseler Köyünün tamamının vakıf olduğu, bu vakıf olan köyün gelirlerinin Ahi Burak Tekkesine ve Haliliye Medresesine verdiği anlaşılır. Devletin başı olan sultanca tekkelere ayrılan köylere, ya da araziye vakıf tımar adı takılır. Tımardan elde edilen gelirin tekkeyle ve medreseyle ilgili vakfa gelir sağladığı anlaşılmaktadır.
Hasıl: Gelirin tamamı, 2584 imiş. (Akçe olarak olmalı.)
Nefer: Köyde bulunan erkek nüfusu anlatır. Demek ki 1530da 42 erkek nüfus varmış.(Askerlik çağındaki erkek nüfus olmalı.) Kadın ve çocuklarla birlikte köyün nüfusunun 200den fazla olduğunu ileri sürülebilir. Hane: Köydeki ev sayısını belirtir. Köyde o tarihlerde 37 ev varmış. Her evde o devirlerde en az 5 ile 10 nüfus bulunsa köyün toplam nüfusu 200ü geçer. Evlerin değişik bölgelerde olduğunu ileri sürebiliriz. Gaffar Dede, Dereciköy, Atavlun, Samanlığın Dere, Çatmamezer, Hanımın Yayla, Gurşen Dede, Karaağaç Dede ve bugünkü Sazak Deresinin başlangıç noktaları ile Ağca Dedenin altlarında üçer beşer evden köyün 1530lu yıllardaki 37 hanesini oluşturma olasılığı yüksektir. Bu yerleşim yerlerinin her biri ayrı bir boya veya aynı boyların emmi çocuklarına işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bu dağılım ailelerin üretim alanlarını da belirler durumdadır. Daha sonra ailelerin birbirlerinden evlilikleri veya Osmanlının yönetsel baskıları ile doğanın zorlayıcı koşulları bir yerde sülaleleri toplamış olmalı. Gümüşteki Ağca Dede Mahallesiyle Köselerdeki Ağca Dedenin bir bağlantısı var mıdır? Yoksa bu bir isim benzerliğinden öte götürülmemeli midir? Fakat Köselerin toprakları en başta Gümüşteki Ahi Burak tekkesinin gözetimi altında. Ağca Dede de: Ahi Burakın Köselerdeki bir temsilcisi, vakıf topraklarının köydeki bir yöneticisi olabilir.
Mahmül: Her halde köyün geliri ile ilgili bir ölçü olmalı. Yani yük demektir. 5 yük gidecek veya elde edilen bir gelir vardır. Hasıl-ı mülkane: Mülkhaneye düşen gelirin miktarıdır. O köyün sahibine malikane denir. Bu kayıttaki zaviye yani tekke Ahi Buraka aittir. Bu tespitin yapıldığı tarihte Ahi Burak yaşamıyordu. Yukarıdaki belgenin tahlili sonucu şu bilgilere ulaşılır.
Zaviyeyi Ahi Burak(Barak) ve Haliliye Medresesi: çünkü Köseler 1530 tarihli kayıtta, Ahi Burak Tekkesi ve Haliliye Medresesine gelir sağlayan bir vakıf köyü olarak karşımıza çıkıyor.
Ahi Burak ve Haliliye Medresesi tabi ki hemen 1530da kurulmuş ve o devirlerde kamu hizmeti vermeye başlamış kurumlar değildi. Bu kurumların kuruluşu veya bu kişilerin yaşadığı tarihler, bu kayıttan önce ve farklı zamanlarda olmalı. İşte bu kişilerin yaşadığı tarihleri tespit ettiğimizde, en azından Köselerin kuruluşunu 1530lardan birkaç yüzyıl öncelere götürmek mümkün olacaktır. Çünkü Köseler karyesi Ahi Burak(Barak) Tekkesinin vakfı olduğu bağı herhalde Ahi Burakın yaşadığı yüzyılda ve zamanında başlamalı.
Sonuç olarak: Köyün en azından 600 yıllık bir tarihi vardır ve köyün adının kaynağının da Yörük Türklerinin bir boyu olan "Köseli" boyundan "Köseliler"e sonra da Köseler'e dönüştüğünü ileri sürebilir.Köyün tarihinde Türkçeden başka dil de kullanılmamıştır. Bunu köydeki yer isimleri kanıtlıyor. Şöyle ki: Atavlun,Dereciköy, Kozakçı, Çobançıralıset, Ekinalağı, Gürleyik,Şarlayuk, Evkaya, Doruk, Suçıkan,Kelçal, Kayabaşı, Dolayyol. Tümü Türkçe kurallara uygun daha yüzlercesi.
Köyde Eski Uygarlıklardan Kalanlar ve Belgelere Geçenler:
Eski Çağlarda Yaşamın İzleri: O zamanlarda yaşayanlar ne diyordu Köselere? Bunu bilemiyoruz. Bu bölgede kurulmuş yerleşimler köy müdür, şehir midir ve adı nedir onu da bilemiyoruz. Araştırmacılar, bugün Köseler Köyü sınırları içinde bir yerleşmenin olduğunu yapılan araştırmalar sonucu tespit ettikleri tarihi kalıntılardan hareket ederek ileri sürüyorlar. Bu kalıntıların bulunduğu, köye en yakın yerin Fatmapınar, yani Killik mevkii olduğu, bu yerleşmede, iyi bir işçilikle yapılmış, iyi fırınlanmış, çoğunluğu kırmızı astarlı İlk Tunç Çağı keramiklerine rastlandığı kayıtlara geçmiştir. Yine köyün sınırları içinde bulunan Gaffardedede, kahverengi astarlı, iyi pişmiş, açkılı İlk Tunç Çağı keramiklerine rastlandığı da kayıtlara geçmiş. Gümüşhacıköyden çıkıp Köseler Köyüne gelirken köyün topraklarının başladığı Kızlar Kayasında tarihi bir yamaç yerleşmesinin kurulmuş olduğu, bu yerleşmede dışı kahverengi, içi siyah olan iyi fırınlanmış, açkılı İlk Tunç Çağı keramiklerinin tespit edildiği de bir yazılı bilgi olarak karşımıza çıkar. (Dünden Bugüne Gümüşhacıköy S.4) Romalılar da Buralarda Yaşamış: İlk Tunç Çağında yaşayanlardan sonra kimler, hangi uygarlıkları, ne zaman kurmuşlar buralarda? Bu soruyu yanıtlamak zor. Bölgede sırasıyla: Firigya hakimiyeti, İskitler hakimiyeti, (Alan Türkleri), Kimmerler hakimiyeti, Lidyalılar hakimiyeti ve Roma ve Bizanslıların hakimiyetinden söz eder yazılı kaynaklar. Yine bölgede Arap ve Bizans mücadelesi de görülür, 700lü yıllarda. Romalılara ait yerleşim yerleri ve onlardan kalan buluntular Çetmi, Keçi köyü, Eymür, Koç köyü, Çitli, Bağlıca, Köseler, Ovabaşı ve Bulak köyleri arazilerinde tespit edilmiştir. Köseler Köyünde bir kale kalıntısı, Köseler Çayından Çitli Bağlıcaya doğru uzanan kayalık tepelerin eteğinden, Terecelikaya denilen kayadan ve kayalardan Kızlar Kayasına doğru uzanan bir su arkı mevcuttur. Bu ark kayalar oyularak yapıldığından yer yer kırılıp, tepelerin ve kayalarının üst taraflarından kopup yuvarlanan taşlarla dolsa da varlığını hala görebiliriz. Bu arkın muhtemelen Kızlar Kayasındaki yerleşmenin bağ ve bahçelerini suladığı savında bulunmamız yanlış olmayacaktır. Çünkü ünlü Kızlar Kayasının tüm çevresinde toprağın yüzeye yakın kısımlarında bina temelleri olduğu oralarda çiftçilikle uğraşanlar tarafından dile getirilmekte ve su kanalları da hala görülmektedir. Bu yerleşmeden getirilen mezar taşları ve şiir yazılı bir taş Gümüşhacıköy Müzesi deposunda bulunmaktadır. Bu taşta Roma lejyonuna ait bir kitabenin o civarda bulunduğundan bahsedildiğini yazılı taştaki şiiri okuyan İngiliz Profesörü David Frenç tarafından ifade edilmiştir.(s.19/20 Dünden Bugüne Gümüşhacıköy) Yine köylülerin anlatmasına göre 1960lı yıllarda Aşur Ağanın çocuğu Halil, bir yılanı Atavlunda bulur ve köye getirir. Bunun çöreklenmiş bir yılan resmi olduğunu anlarlar. Havza tarafından gelen bir hurdacı bu yılana müşteri olur. O gün için olmadık bir para verince kıymetli bir şey olduğunu sanarlar ve vermezler. Hurdacı bi daha ki gelişinde çocuğun babasını bulur: Ankaraya götürüp bunu satalım. der. Ankaraya varınca da Aşur Ağanın yılanı elinden kaptırdığı anlatılır. Sazak dolaylarında Aşıkoğlunun tarlasında çift süren rahmetli İbiş, karasabanın mezara rarstlaması sonucu bir şişe bulur. Porsuk Çukuru mevkiinde ayva, bilemedin armut büyüklüğünde, bi sıma portakala benzeyen topraktan yapılmış ve ocakta pişmiş, kiremit gibi sert ve cüssesine göre ağır bir şekil tütün dikerken yakın zamanda bulunmuştur. Gaffardedenin yakınlarında Ters Üsükün tarlasında çift sürerken bir mezara rast gelirler. Bu mezardan kafatası kemikleri çıkar. Cesetin tam anlına iki yapma çivi çakılı olduğu söylenir. Rahmetli Ters Üsük bunları köylülere anlatmıştır. Yine aynı bölge diyebileceğimiz Kapansekisinde rahmetli Salim Hoca çift sürerken öküzün ayağı boşluğa gelir. Kazar bakar ki bir geniş küpün ağzı olduğu anlaşılır. Küpü kırmadan kazıp çıkararak alıp eve getirirler, kullanırlar. On iki ölçek ekin aldığı söylenir. Köyün Heykel lakaplı, rahmetli İsmet Aslan adlı antika arayıcısı Ekinalağanı, Çatmamezer bölgesini kazar. Çatmamezerde, Yellibelende yontulmuş, yapılmış taşlar bulduğunu köylülere anlatmıştır. Bu taşlar, muhtemelen oralardadır. Yine 1970 yılında, Killikbaşında ekili alanlarda çalırşırken rastlantı sonucu işlemeli çömlek, şişe, ok-yay işlemeli taşlar çıkar. Buradan çıkan okların ucunun brons olduğu ve demirden kılıçların çürümüş şekilde olduğu anlatılıyor. Şu anki köy mezarlığının olduğu yerlerden de mezar kazarken fırında kullanılan taban tuğlası benzeri tuğlalar çıkmaktadır. Kalenin Doruku eski zamanlarda köyden meraklılar kazmıştır. Buradaki kazıdan buranın derinliği altı metre, genişliği de dört metre civarlarında olduğunu ve su biriktirme yeri olarak yorumlanmaktadır. Bura bir odayı andırıyormuş. Taşlar külükle işlenmiş. Sedir gibi görünümler olduğu söylenir. Suvelen Derenin ağzında da 1960lı yıllarda kömür arştırması yapılır. Kömür olduğu söylenmiştir. Köseler Köyünün batısında, Tekçam köyüne doğru uzanan tarıma elverişli arazinin Ekin Ağılı denen bölgesinde Romalılara ait, bolca kiremit ve tuğla parçalarının, çanak-çömlek kırıklarının bulunduğu ve bunların Roma Dönemine ait küçük yerleşim yeri olduğu Profesör Dr. Mehmet ÖZSAİT tarafından tespit edilmiştir.(s.21/22 Dünden Bugüne Gümüşhacıköy) Görüldüğü gibi köyün ve köyün çevresinde kurulup yaşamış ve kalıntılarını asırlar sonrasına bırakmış insan topluluklarının bugün köyde yaşayanlarla bir bağı yoktur.
Köseler: Bu sözcük "köse"den gelir. Sözcüğün sonundaki"-ler" eki, topluluk, aile, sülale anlamı vermektedir. Yani Köseler diye bilinen bir sülalenin kurduğundan köy bu adı almış. Sözcükle ilgili olarak aşağıdaki bilgileri de verebiliriz.
Köseli Yörük Türklerinde bir oymak adı olarak geçer. Köseli sözcüğünün Köselilerden Köselere dönüşme olasılığı Köselerin söyleyiş kolaylığından oldukça yüksektir. Köyde Yör Abbas lakabında bir kişi köyün nüfusuna kayıtlı ve bu sülale eskiden beri köyde oturmaktadır. yör takma adı, Yörükten bozulmuş olma olasılığı da göz önünde bulundurulduğunda Köseler Köyünün Yörük Türkleri ile bir bağı olduğu kanaati güçlenmektedir; böylelikle Köselerin kökenlerinde Amasya bölgesine gelen Ulu Yörüklerin olma olasılığı da güçlenmektedir. En azından köydekilerin bir kısmının kökeni yörüktür, savı ileri sürülebilir[SUP][1][/SUP].
Köyün, Osmanlı döneminden kalma 500 yıllık kayıtları da bulunmaktadır. Siyakat yazı tarzı ile yazılmış ve okunması oldukça zor olan bu beş yüz yıllık Osmanlı kaydında şöyle yazıya göre:
Köseler Köyünün tamamının vakıf olduğu, bu vakıf olan köyün gelirlerinin Ahi Burak Tekkesine ve Haliliye Medresesine verdiği anlaşılır. Devletin başı olan sultanca tekkelere ayrılan köylere, ya da araziye vakıf tımar adı takılır. Tımardan elde edilen gelirin tekkeyle ve medreseyle ilgili vakfa gelir sağladığı anlaşılmaktadır.
Hasıl: Gelirin tamamı, 2584 imiş. (Akçe olarak olmalı.)
Nefer: Köyde bulunan erkek nüfusu anlatır. Demek ki 1530da 42 erkek nüfus varmış.(Askerlik çağındaki erkek nüfus olmalı.) Kadın ve çocuklarla birlikte köyün nüfusunun 200den fazla olduğunu ileri sürülebilir. Hane: Köydeki ev sayısını belirtir. Köyde o tarihlerde 37 ev varmış. Her evde o devirlerde en az 5 ile 10 nüfus bulunsa köyün toplam nüfusu 200ü geçer. Evlerin değişik bölgelerde olduğunu ileri sürebiliriz. Gaffar Dede, Dereciköy, Atavlun, Samanlığın Dere, Çatmamezer, Hanımın Yayla, Gurşen Dede, Karaağaç Dede ve bugünkü Sazak Deresinin başlangıç noktaları ile Ağca Dedenin altlarında üçer beşer evden köyün 1530lu yıllardaki 37 hanesini oluşturma olasılığı yüksektir. Bu yerleşim yerlerinin her biri ayrı bir boya veya aynı boyların emmi çocuklarına işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bu dağılım ailelerin üretim alanlarını da belirler durumdadır. Daha sonra ailelerin birbirlerinden evlilikleri veya Osmanlının yönetsel baskıları ile doğanın zorlayıcı koşulları bir yerde sülaleleri toplamış olmalı. Gümüşteki Ağca Dede Mahallesiyle Köselerdeki Ağca Dedenin bir bağlantısı var mıdır? Yoksa bu bir isim benzerliğinden öte götürülmemeli midir? Fakat Köselerin toprakları en başta Gümüşteki Ahi Burak tekkesinin gözetimi altında. Ağca Dede de: Ahi Burakın Köselerdeki bir temsilcisi, vakıf topraklarının köydeki bir yöneticisi olabilir.
Mahmül: Her halde köyün geliri ile ilgili bir ölçü olmalı. Yani yük demektir. 5 yük gidecek veya elde edilen bir gelir vardır. Hasıl-ı mülkane: Mülkhaneye düşen gelirin miktarıdır. O köyün sahibine malikane denir. Bu kayıttaki zaviye yani tekke Ahi Buraka aittir. Bu tespitin yapıldığı tarihte Ahi Burak yaşamıyordu. Yukarıdaki belgenin tahlili sonucu şu bilgilere ulaşılır.
Zaviyeyi Ahi Burak(Barak) ve Haliliye Medresesi: çünkü Köseler 1530 tarihli kayıtta, Ahi Burak Tekkesi ve Haliliye Medresesine gelir sağlayan bir vakıf köyü olarak karşımıza çıkıyor.
Ahi Burak ve Haliliye Medresesi tabi ki hemen 1530da kurulmuş ve o devirlerde kamu hizmeti vermeye başlamış kurumlar değildi. Bu kurumların kuruluşu veya bu kişilerin yaşadığı tarihler, bu kayıttan önce ve farklı zamanlarda olmalı. İşte bu kişilerin yaşadığı tarihleri tespit ettiğimizde, en azından Köselerin kuruluşunu 1530lardan birkaç yüzyıl öncelere götürmek mümkün olacaktır. Çünkü Köseler karyesi Ahi Burak(Barak) Tekkesinin vakfı olduğu bağı herhalde Ahi Burakın yaşadığı yüzyılda ve zamanında başlamalı.
Sonuç olarak: Köyün en azından 600 yıllık bir tarihi vardır ve köyün adının kaynağının da Yörük Türklerinin bir boyu olan "Köseli" boyundan "Köseliler"e sonra da Köseler'e dönüştüğünü ileri sürebilir.Köyün tarihinde Türkçeden başka dil de kullanılmamıştır. Bunu köydeki yer isimleri kanıtlıyor. Şöyle ki: Atavlun,Dereciköy, Kozakçı, Çobançıralıset, Ekinalağı, Gürleyik,Şarlayuk, Evkaya, Doruk, Suçıkan,Kelçal, Kayabaşı, Dolayyol. Tümü Türkçe kurallara uygun daha yüzlercesi.
Köyde Eski Uygarlıklardan Kalanlar ve Belgelere Geçenler:
Eski Çağlarda Yaşamın İzleri: O zamanlarda yaşayanlar ne diyordu Köselere? Bunu bilemiyoruz. Bu bölgede kurulmuş yerleşimler köy müdür, şehir midir ve adı nedir onu da bilemiyoruz. Araştırmacılar, bugün Köseler Köyü sınırları içinde bir yerleşmenin olduğunu yapılan araştırmalar sonucu tespit ettikleri tarihi kalıntılardan hareket ederek ileri sürüyorlar. Bu kalıntıların bulunduğu, köye en yakın yerin Fatmapınar, yani Killik mevkii olduğu, bu yerleşmede, iyi bir işçilikle yapılmış, iyi fırınlanmış, çoğunluğu kırmızı astarlı İlk Tunç Çağı keramiklerine rastlandığı kayıtlara geçmiştir. Yine köyün sınırları içinde bulunan Gaffardedede, kahverengi astarlı, iyi pişmiş, açkılı İlk Tunç Çağı keramiklerine rastlandığı da kayıtlara geçmiş. Gümüşhacıköyden çıkıp Köseler Köyüne gelirken köyün topraklarının başladığı Kızlar Kayasında tarihi bir yamaç yerleşmesinin kurulmuş olduğu, bu yerleşmede dışı kahverengi, içi siyah olan iyi fırınlanmış, açkılı İlk Tunç Çağı keramiklerinin tespit edildiği de bir yazılı bilgi olarak karşımıza çıkar. (Dünden Bugüne Gümüşhacıköy S.4) Romalılar da Buralarda Yaşamış: İlk Tunç Çağında yaşayanlardan sonra kimler, hangi uygarlıkları, ne zaman kurmuşlar buralarda? Bu soruyu yanıtlamak zor. Bölgede sırasıyla: Firigya hakimiyeti, İskitler hakimiyeti, (Alan Türkleri), Kimmerler hakimiyeti, Lidyalılar hakimiyeti ve Roma ve Bizanslıların hakimiyetinden söz eder yazılı kaynaklar. Yine bölgede Arap ve Bizans mücadelesi de görülür, 700lü yıllarda. Romalılara ait yerleşim yerleri ve onlardan kalan buluntular Çetmi, Keçi köyü, Eymür, Koç köyü, Çitli, Bağlıca, Köseler, Ovabaşı ve Bulak köyleri arazilerinde tespit edilmiştir. Köseler Köyünde bir kale kalıntısı, Köseler Çayından Çitli Bağlıcaya doğru uzanan kayalık tepelerin eteğinden, Terecelikaya denilen kayadan ve kayalardan Kızlar Kayasına doğru uzanan bir su arkı mevcuttur. Bu ark kayalar oyularak yapıldığından yer yer kırılıp, tepelerin ve kayalarının üst taraflarından kopup yuvarlanan taşlarla dolsa da varlığını hala görebiliriz. Bu arkın muhtemelen Kızlar Kayasındaki yerleşmenin bağ ve bahçelerini suladığı savında bulunmamız yanlış olmayacaktır. Çünkü ünlü Kızlar Kayasının tüm çevresinde toprağın yüzeye yakın kısımlarında bina temelleri olduğu oralarda çiftçilikle uğraşanlar tarafından dile getirilmekte ve su kanalları da hala görülmektedir. Bu yerleşmeden getirilen mezar taşları ve şiir yazılı bir taş Gümüşhacıköy Müzesi deposunda bulunmaktadır. Bu taşta Roma lejyonuna ait bir kitabenin o civarda bulunduğundan bahsedildiğini yazılı taştaki şiiri okuyan İngiliz Profesörü David Frenç tarafından ifade edilmiştir.(s.19/20 Dünden Bugüne Gümüşhacıköy) Yine köylülerin anlatmasına göre 1960lı yıllarda Aşur Ağanın çocuğu Halil, bir yılanı Atavlunda bulur ve köye getirir. Bunun çöreklenmiş bir yılan resmi olduğunu anlarlar. Havza tarafından gelen bir hurdacı bu yılana müşteri olur. O gün için olmadık bir para verince kıymetli bir şey olduğunu sanarlar ve vermezler. Hurdacı bi daha ki gelişinde çocuğun babasını bulur: Ankaraya götürüp bunu satalım. der. Ankaraya varınca da Aşur Ağanın yılanı elinden kaptırdığı anlatılır. Sazak dolaylarında Aşıkoğlunun tarlasında çift süren rahmetli İbiş, karasabanın mezara rarstlaması sonucu bir şişe bulur. Porsuk Çukuru mevkiinde ayva, bilemedin armut büyüklüğünde, bi sıma portakala benzeyen topraktan yapılmış ve ocakta pişmiş, kiremit gibi sert ve cüssesine göre ağır bir şekil tütün dikerken yakın zamanda bulunmuştur. Gaffardedenin yakınlarında Ters Üsükün tarlasında çift sürerken bir mezara rast gelirler. Bu mezardan kafatası kemikleri çıkar. Cesetin tam anlına iki yapma çivi çakılı olduğu söylenir. Rahmetli Ters Üsük bunları köylülere anlatmıştır. Yine aynı bölge diyebileceğimiz Kapansekisinde rahmetli Salim Hoca çift sürerken öküzün ayağı boşluğa gelir. Kazar bakar ki bir geniş küpün ağzı olduğu anlaşılır. Küpü kırmadan kazıp çıkararak alıp eve getirirler, kullanırlar. On iki ölçek ekin aldığı söylenir. Köyün Heykel lakaplı, rahmetli İsmet Aslan adlı antika arayıcısı Ekinalağanı, Çatmamezer bölgesini kazar. Çatmamezerde, Yellibelende yontulmuş, yapılmış taşlar bulduğunu köylülere anlatmıştır. Bu taşlar, muhtemelen oralardadır. Yine 1970 yılında, Killikbaşında ekili alanlarda çalırşırken rastlantı sonucu işlemeli çömlek, şişe, ok-yay işlemeli taşlar çıkar. Buradan çıkan okların ucunun brons olduğu ve demirden kılıçların çürümüş şekilde olduğu anlatılıyor. Şu anki köy mezarlığının olduğu yerlerden de mezar kazarken fırında kullanılan taban tuğlası benzeri tuğlalar çıkmaktadır. Kalenin Doruku eski zamanlarda köyden meraklılar kazmıştır. Buradaki kazıdan buranın derinliği altı metre, genişliği de dört metre civarlarında olduğunu ve su biriktirme yeri olarak yorumlanmaktadır. Bura bir odayı andırıyormuş. Taşlar külükle işlenmiş. Sedir gibi görünümler olduğu söylenir. Suvelen Derenin ağzında da 1960lı yıllarda kömür arştırması yapılır. Kömür olduğu söylenmiştir. Köseler Köyünün batısında, Tekçam köyüne doğru uzanan tarıma elverişli arazinin Ekin Ağılı denen bölgesinde Romalılara ait, bolca kiremit ve tuğla parçalarının, çanak-çömlek kırıklarının bulunduğu ve bunların Roma Dönemine ait küçük yerleşim yeri olduğu Profesör Dr. Mehmet ÖZSAİT tarafından tespit edilmiştir.(s.21/22 Dünden Bugüne Gümüşhacıköy) Görüldüğü gibi köyün ve köyün çevresinde kurulup yaşamış ve kalıntılarını asırlar sonrasına bırakmış insan topluluklarının bugün köyde yaşayanlarla bir bağı yoktur.
