Tencirli Köyü, Amasya ilinin Göynücek ilçesine bağlı bir köydür.
Tencirlinin bugün ki yerleşim yeri, 17.yüzyılın yaklaşık ilk çeyreğinde birkaç Türk ve Türkmen oymaklarının yerleşmesiyle kurulmaya başlamıştır. Tencirlinin eski adı olan Kafarlı nın sözlük anlamı eski Türkmenlerde uzak yer anlamına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle Kaf ardı (Kafdağından gelmiş olması kuvvetli ihtimal) ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Ancak zamanla bu Kafardıdan Kafarlıya daha sonrada bugün ki adıyla bilinen Tencirli ismini almıştır. Yazılı kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Tencirli köyümüzün ilk sakinleri 1250 yıllarında Hacı Bektaş ile beraber, bugün ki Türk ve Türkmen Devletlerinden çeşitli yollarla Anandoluya gelmişlerdir. Köy halkının Alevi-Bektaşi inancına olan bağlılığına baktığımda bunu çok rahat bir dille söyleyebiliyorum. Yerleşik düzene geçmeden önce, hayvancılıkla geçimini sağlamaya çalışan halk, Malatya, Erzurum, Elazığ, Tunceli yörelerinde uzun süre göçebe olarak yaşamışlardır. Yerleşik hayata geçen ilk grup Malatya yöresinden gelenler olmuştur. Daha sonra bunları Erzurum ve diğer yörelerde yaşayan göçebeler izlemiştir. Erzurumdan gelen Türk Boyları yaşamlarını Kervan Ticareti ile sağlamaktaymış. (Diğer boyların daha çok hayvancılık yaptığını bilmekteyiz.) Yaptıkları iş gereği tüm Anadoluyu karış karış gezip tanımalarına rağmen yerleşim yeri olarak bu yöreyi (Tencirliyi) tercih etmelerinin nedenlerinden biri Alevi inancına olan bağlılıkları olsa gerek. 16.yüzyılda Alevi kesimine yönelik yapılan baskı ve şiddet politikası, Alevi halkını güvenli yerler aramaya teşvik etmiştir. Bu baskı politikasından kaçan alevi halkı, Osmanlı askerlerinin ulaşamayacağı ve de ibadetlerini topluca sürdürebilecekleri, saklanması kolay dağlık bölgeleri, kuytu körfezleri kendilerine mesken olarak seçmişlerdir. Göçebe hayatına veda eden şimdiki Tencirlilerin dedeleri (ataları) bu yerleşim yerini yukarıda bahsettiğimiz 2 önemli nedenle (inanç ve baskı) seçmiş ve eski geçinme şekli olan hayvancılığı bırakmayıp uzun süreler yaylacılık sistemiyle yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Zamanla hayvancılığın yerini tarımın almasıyla göçebe hayatı yaşayan halk tamamen yerleşik yaşama geçmiştir. 1826 yılında yine Osmanlı Devletinin baskısından ötürü değişik yörelerin Alevileri küçük gruplar halinde Tencirliye gelmişlerdir. Ancak sonradan gelenler evsiz, tarlasız ve yoksul bir yaşama mahkûm olmuşlardır. Eski tarihler hakkında çok fazla bir bilgimin olmamasıyla beraber bildiklerimin kulaktan kulağa aktarılanlarla sınırlı olduğunu belirtilir.
Tencirlinin bugün ki yerleşim yeri, 17.yüzyılın yaklaşık ilk çeyreğinde birkaç Türk ve Türkmen oymaklarının yerleşmesiyle kurulmaya başlamıştır. Tencirlinin eski adı olan Kafarlı nın sözlük anlamı eski Türkmenlerde uzak yer anlamına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle Kaf ardı (Kafdağından gelmiş olması kuvvetli ihtimal) ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Ancak zamanla bu Kafardıdan Kafarlıya daha sonrada bugün ki adıyla bilinen Tencirli ismini almıştır. Yazılı kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Tencirli köyümüzün ilk sakinleri 1250 yıllarında Hacı Bektaş ile beraber, bugün ki Türk ve Türkmen Devletlerinden çeşitli yollarla Anandoluya gelmişlerdir. Köy halkının Alevi-Bektaşi inancına olan bağlılığına baktığımda bunu çok rahat bir dille söyleyebiliyorum. Yerleşik düzene geçmeden önce, hayvancılıkla geçimini sağlamaya çalışan halk, Malatya, Erzurum, Elazığ, Tunceli yörelerinde uzun süre göçebe olarak yaşamışlardır. Yerleşik hayata geçen ilk grup Malatya yöresinden gelenler olmuştur. Daha sonra bunları Erzurum ve diğer yörelerde yaşayan göçebeler izlemiştir. Erzurumdan gelen Türk Boyları yaşamlarını Kervan Ticareti ile sağlamaktaymış. (Diğer boyların daha çok hayvancılık yaptığını bilmekteyiz.) Yaptıkları iş gereği tüm Anadoluyu karış karış gezip tanımalarına rağmen yerleşim yeri olarak bu yöreyi (Tencirliyi) tercih etmelerinin nedenlerinden biri Alevi inancına olan bağlılıkları olsa gerek. 16.yüzyılda Alevi kesimine yönelik yapılan baskı ve şiddet politikası, Alevi halkını güvenli yerler aramaya teşvik etmiştir. Bu baskı politikasından kaçan alevi halkı, Osmanlı askerlerinin ulaşamayacağı ve de ibadetlerini topluca sürdürebilecekleri, saklanması kolay dağlık bölgeleri, kuytu körfezleri kendilerine mesken olarak seçmişlerdir. Göçebe hayatına veda eden şimdiki Tencirlilerin dedeleri (ataları) bu yerleşim yerini yukarıda bahsettiğimiz 2 önemli nedenle (inanç ve baskı) seçmiş ve eski geçinme şekli olan hayvancılığı bırakmayıp uzun süreler yaylacılık sistemiyle yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Zamanla hayvancılığın yerini tarımın almasıyla göçebe hayatı yaşayan halk tamamen yerleşik yaşama geçmiştir. 1826 yılında yine Osmanlı Devletinin baskısından ötürü değişik yörelerin Alevileri küçük gruplar halinde Tencirliye gelmişlerdir. Ancak sonradan gelenler evsiz, tarlasız ve yoksul bir yaşama mahkûm olmuşlardır. Eski tarihler hakkında çok fazla bir bilgimin olmamasıyla beraber bildiklerimin kulaktan kulağa aktarılanlarla sınırlı olduğunu belirtilir.