Fethi Polat 1
Fethi Polat
TuZaKK 1
TuZaKK
Hikaye Ekle

İntikam Meleği - 8. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 149

Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!

8.Bölüm
“Rosalie, hemen buraya gelmelisin. Sana ihtiyacımız var!” bu lafları duyunca bandı durdurup indim. Caroline de benim gibi yaptı. Ben George’tan cevap beklerken o da yanıma geldi. George bana cevap vermek yerine orada Angelina’ya(Angelina yazmaktan sıkıldım ya çok uzun bir isim keşke Rue falan yazsaydım: D) laf yetiştirmekle uğraşıyordu. Daha fazla dayanamayıp “George!” diye bağırdım ahizenin diğer ucundan salondaki diğer insanları umursamayarak. Nihayet bana döndü.
“Rosalie, Angelina tehlikede. 1 saat sonrası için biletin alındı. Alana gittiğinde sana yardımcı olurlar. Biliyorum tatildesin ama yarıda kesmek zorundasın!” Arkadan Angelina’nın ağlayan sesi gelince endişeyle soyunma odasına gittim. Kıyafetlerimi dolaptan çıkarırken telefonu kapatmak üzere George’a cevap verdim.
“Hemen geliyorum. Şimdi kapatıyorum. Alana giderken ararım.” Diyerek telefonu kapatıp çantaya attım. Üzerimi değiştirirken Caroline gelmiş bana olanları soruyordu.
“Rose, ne olduğunu söyler misin? Korkuyorum.” Dedi endişeyle. O da odada telaşla bir ileri bir geri gidiyor ve bana bakıyordu.
“Oradakiler… bir sorun olmuş sanırım. Acilen gidip bakmam lazım. Kızlara üzgün olduğumu ve en kısa zamanda yine geleceğimi söylersin.” Dedikten sonra çıkardığım kıyafetleri çantaya tıkıştırıp Caroline’e sarıldım. Daha sonra yanağına ufak bir öpücük kondurup “Söz veriyorum sana geleceğim. Zaten buraları fazlasıyla özlemişim.” Dedikten sonra odadan çıkıp çıkışa doğru yöneldim.
Açtım. Pek bir şey yememiştim ve uçağın kalkması 50 dakikalık bir süre kalmıştı yaklaşık. Daha eve gidecek valiz toplayacak daha sonra alana gidip bilet işimi halledecektim. En iyisi evdeki abur cuburlardan biraz yiyip uçakta bir sandviç falan almaktı. Bir yerde kahvaltı edecek vaktim yoktu. Eve gelir gelmez elimdeki çantayı bıraktım. Hemen yatak odasına gidip valizimi çıkardım. İçine çok lazım olacak özel malzemelerimi attıktan sonra buraya getirdiğim kullanışlı eşyalarımı da ekleyince valizim doldu zaten. Odadan çıkıp küçük mutfağa gittim. Atıştıracak bir paket bir şeyler alıp tekrar odaya gidip bir şey unutmadığıma emin olmak için eşyalarımı kontrol ettikten sonra odadan çıktım. Üzüntüyle Eyfel’e baktım. Burada fazlasıyla mutluydum. Şimdi yine oraya gidip saçma sapan işler yapacaktım. Ama Angelina için gitmeliydim. İç geçirip evden çıktım. Kapıyı kilitledikten sonra merdivenlere yönelip hemen çıkışa ulaştım. Evimin biraz önünde bir taksi gelmesini beklerken bir yandan da elime aldığım yiyeceğimden yedim.
Taksi geldiğinde elimle önümde durdurdum. Adam valizimi arkaya koyduktan sonra binmem için bekledi. Daha sonra hızla arabayı kullanmaya başladı. Ona alanı tarif edip hemen elimdekini bitirdikten sonra telefonu çıkarıp George’un numarasını tuşladım. George’tan bir cevap beklerken camdan etrafa izleyince yağmur yağmaya başladığını fark ettim. Umarım artmaz, uçak seferleri iptal olmazdı.
“Rosalie… Ah, neredesin? Alanda mısın?” dedi merakla sesiyle George. Bu sefer arkadan Angelina’nın sesi değil, yabancı bir adamın sesi geliyordu. İstemsiz olarak kaşlarım çatıldı.
“Hayır, şu an taksideyim ama alandayım sayılır. George ne olduğunu söyleyecek misin artık?” Bu sırada taksi durdu ve taksici bana yardımcı olmak üzere aşağıya indi. Bende kapıyı açıp indim adamın valizimi vermesini bekledim valizle kapının önüne giderken sabırla George’u dinledim.
“Telefonda anlatamam. Şu an Angelina’yla ilgilenmem gerek. Sen buraya gelir gelmez eve uğramadan direkt ofise gel!” dedikten sonra telefonu suratıma kapadı. Şaşkınlıkla havaalanına girerken telefonumu kapadım. Kontrolden geçtikten sonra hemen gidip biletimi aldım. Uçağa alımlar 5 dakika sonra başlayacaktı. O tarafa doğru giderken hala neler olduğu hakkında aklımdan geçen seçenekleri düşünmeye başladım. Tabii seçenek diye bir şey yoktu çünkü aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Neyse, uçaktan iner inmez ofise gidecek olanları öğrenecektim.
Uçağa bindikten sonra yanımın boş olduğunu öğrenmenin sevinciyle yanıma aldığım küçük eşyaları koltuğa bıraktım ve yolculuğun keyfini çıkarmayı umdum.
**
Karanlık bir ormandaydım. Ay ışığı ormanın içini biraz aydınlatsa da doğru düzgün önümü göremiyor ve deli gibi korkuyordum. Ürkek ürkek karanlık ormanın içinde yürümeye başladım. Kalın ve köklü ağaçların arasından geçerken yüzüme doğru bir ışık tutuldu. Korkuyla bir iki adım geriledim. Ayağıma batan çalıları umursayacak durumda değildim. Işık bana doğru tutulurken duyduğum bir ses beni harekete geçirmeye yetti. “Dur!” Bu sesi duyar duymaz korkuyla arkama bakmadan koşmaya başladım. Adamın tuttuğu ışık önümü görmeme az da olsa yarıyordu.
Arkama bakmadan koşarken adamın bana daha da yaklaştığını hissettim. O tanıdık sesi bana daha da yaklaşıyordu ama ben onun kim olduğunu bulamıyordum bir türlü! Tam aradaki farkı açacakken önümdeki küçük çukuru görmedim ve yere kapaklandım. Acıyla inlerken adam yanıma yaklaştı. Korkuyla hıçkırınca karşımdaki adam kahkaha attı. Korkuyla çekilmeye çalışırken iki eliyle beni olduğum yere hapsetti.”Sen.. Sen kim-kimsin?” dedim korkuyla. Sesim titrek çıkıyordu. Tıpkı bedenim gibiydi. Bu güçlü adam bana iyice yaklaştı.
Gülerek “Beni tanımadın mı İntikam Meleği?” diyince boğazımdan kaçan hıçkırığı bir kez daha tutamadım ve adam bir kez daha kahkaha attı. Korkuyla gözümden yaşların akmasına izin verdim. Ben burnumu çekince “Ağlama.” Dedi otoriter bir sesle. Korkuyla ağlamayı kestim. Beynim, vücudum her şeyim onun dediklerine, ona itaat ediyordu sanki şimdi.
“Bırak gideyim.” Dedim engelleyemediğim hıçkırıklarım arasından. Sırıttı. Sırıtınca beyaz dişleri karanlıkta belli oluyordu. Bana daha da yaklaştı. Şimdi yüzlerimiz arasındaki mesafe yok denilecek kadar azdı. “Yapma!” dedim korkuyla. “Senden korkuyorum.”Bu söylediğimden sonra biraz çekildi. Ama hala elleri iki yanımdaydı.
“Korkmana gerek yok.” Dedi tüy gibi yumuşak sesiyle. “Sana zarar vermeyeceğimi biliyorsun Rosalie.” Bu kez adımla seslenmişti. Bu tanıdık sesin adımı söyleyiş tarzı daha da tanıdık gelmişti.
Merakıma yenik düşerek “Kimsin?” diye sordum yine. Adam gözleriyle gözlerime işkence ediyor, onları kendininkilere hapsetmek için deli gibi zorluyordu. Daha fazla dayanamayıp gözlerimi gözlerine diktim. Ve tekrar yüzünü yüzüme yaklaştırmaya başladı. Aramızdaki mesafe az önceki kadardı. “Kimsin?” dedim tekrar. Cevabı dudaklarının dudaklarıma uyguladığı baskı oldu. Yumuşak, tatlı dudaklarını dudaklarımın üzerinden çektikten sonra “Beni tanımadın mı hala İntikam Meleği?” Hala o öpücüğün etkisinde olduğum için sadece başımı sallamakla yetindim. “Tabii ki tanımazsın. Bana bu ismini bahşetmemiştin tanıştığımızda. Ben…”
Tam ismi söyleyecekken dışarıdan gelen sesler ve uyandırma çabalarıyla kendime geldim. Rüyaydı. Hostes beni kaldırmaya çabalamış olmalıydı ki endişeyle bana bakıyordu. “İyi misiniz? Neredeyse çığlık atıyordunuz.” Dedi Fransız aksanıyla. Gerçekten kötü bir rüyaydı. O adam… James’ti. Hah! Onun olduğu hangi rüya iyi olurdu ki? O pislik kendi gibi rüyalarımı da pisliğe buluyordu işte.
Elimden geldiğince gülümseyerek “Sadece kötü bir rüyaydı. Teşekkür ederim. Bu arada inişe daha varsa yiyecek ve içecek bir şeyler alabilir miyim?” Hostes kız gülümsediğimi görünce biraz rahatladı. Diğer yolcular da çoktan önlerine dönmüşlerdi.
“Servislerimiz birazdan başlayacak efendim. İyi yolculuklar.” Dedikten sonra yanımdan ayrıldı.
Kafa karışıklığıyla arkama yaslandım. Bu rüya da nereden çıkmıştı böyle? James’i hayatımdan çıkaralı 10 yıl olmuştu. 1-2 hafta öncesini saymazsak. Ama onunla ilgili olmadığına emindim. Öyle olsaydı daha önce böyle kâbuslar görmeye başlardım. ‘Daha sonra düşün, Rosalie.’ Diyerek bir kenara attım bu düşünceleri. Şimdi zamanı değildi. Birazdan, uçaktan indikten sonra, George ve Angelina’nın yanına gidecek, olanları öğrenecektim. Kafam başka bir yerdeyken onları anlayamazdım. Gözlerimi kapatıp ihtimalleri gözümden geçirmeye başladım.
Ayrılmış ya da kavga etmiş olamazlardı çünkü o zaman beni aramazlardı. James, Angelina’nın başına bela oldu desem… Bu da imkânsız gibiydi. Hem öyle olsa bile ben ne yapabilirdim ki? Hiçbir şey! Ah, buldum! Tom… Kesin bir şeyler öğrenmiş olmalıydı! Lanet olsun. George zamanında araştırdığı şeyleri bulup önüne geçememiş olmalıydı.
Hostes’in getirdiği yiyecekleri yerken bir yandan da resmen dakikaları sayıyordum. Acaba Tom onlara ne demişti de beni böyle çağırmışlardı? Kesin çok ciddi şeyler öğrenmişti. İştahım kesilince elimdeki bırakıp uçağın camından sıkıntıyla bulutları izlemeye başladım.
Alana iner inmez telefonu açtım. Çıkışa doğru ilerlerken George’un numarasını tuşlayıp telefonu kulağıma götürdüm. İkinci çalışta açtı. “İndim mi alana?” dedi meraklı bir ses. Hafifçe gülümsedim.
“Evet. Siz ofiste misiniz hala?” derken bir yandan da taksiciye yerleştirmesi için küçük valizimi uzattım.
“Ofisteyiz. Çabuk gel seni bekliyoruz. Direkt benim odama geleceksin.” Dedikten sonra bir cevap beklemeden bile telefonu suratıma kapattı. Şaşkınlık ve öfkeyle öylece kalakaldım ve sinirle taksiye bindim. Öfkeyle taksiciye şirketi söyledikten sonra arkama yaslandım. Taksicinin şaşkın bakışlarını pek umursamadan ofise gidince George’a yapacaklarımı düşündüm.
Şirketin önünde inince hemen valizimi alıp üst kata çıktım. Hışımla odaya girince Angelina’yı bir bacağı sarılı gördüm. Valizi öylece yere bırakıp Angelina’nın yanına gittim. “Tanrım… Angelina ne oldu? İyi misin?” dedim endişeyle. Göz ucuyla George’a baktığımda onun da pek iyi görünmediğini fark ettim. Tam ağzımı açmış ona ne olduğunu soracakken arkadan gelen o tanıdık ses beni durdurdu.
“Sonunda geldin. Hoş geldin Rosalie.”
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst