Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
4.Bölüm
Korkuyla ve şaşkınlıkla karşımdakine baktım. Ne işin var senin burada, Tom? Tomun evimde ne işi vardı? Hem de ben yokken!
Elinde fenerle şaşkın ve mahcup gözlerle bana bakıyordu. Daha sonra feneri hemen arkasındaki masaya bıraktı. Daha sonra bana doğru yürümeye başladı. Aramızda 2-3 adımlık mesafe kalınca durdu. Hafifçe gülümseyerek Biraz oturabilir miyiz?
**
Tanrım Artık bana evimde ne işin olduğunu açıklayacak mısın? Sabırsızlıkla bir ileri bir geri gidiyordum. Hem merak ediyordum, hem de korkuyordum. Ya evde bir peruk ya da dosya gördüyse? Evet, işi yaparken dikkatli ve titiz biriydim ama işten sonra böyle küçük ayrıntıları umursamazdım. Ve şimdi bu huyumdan nefret ediyordum. Kahretsin!
Tom, öne doğru eğilip dirseklerini dizlerine dayadı. Ellerini birleştirip çevirdi. Daha sonra ellerine bakarak konuşmaya başladı. Ben Rosalie, senin için endişelendim. Geceleri geç dönmen, hatta bazen dönmediğini düşünmem Son olarak da patronunun arabayı öylece getirip koyması oldu sanırım. Ve bende sana bir şey olabileceğinden endişelendim ve eve gelip bir iz bulup bulamayacağıma bakmak istedim. İşte tam o sırada sen geldi. Sırıttı. Yani sana yakalandım.
Histerik bir kahkaha attım. Neyse ki bir şey bulmadan yetişmiştim. Şu an fazlasıyla gergindim ve bunu belli etmemek için deli gibi gülüyordum. Evet, bunu anlamasın diye gülüyordum ve Tom bana şaşkınlıkla bakıyordu. Onu daha fazla endişelendirmemek için cevap verdim.
Haklısın aslında bu aralar pek iyi hissetmiyorum kendimi ve nedenini bilmiyorum. Ev beni boğuyor ve çok sıkılıyorum. Dahası yeni ihaleler, dosyalar, projeler derken şirkette sabahladığım günle oluyor ve siz anlamayın diye bütün gece evdeymiş gibi davranıyorum. Şimdi sen böyle söyleyince komiğime gitti ve biraz da alkolün etkisiyle kahkaha atmama neden oldu. Pekâlâ, mükemmel bir yalancı değildim ama yüz ifadelerimle insanları ikna edebiliyordum. Bu da bir şeydi.
Tom, oturduğu yerden ayağa kalkıp yanıma geldi. Endişeli görünüyordu. Bence birkaç gün izin alıp dinlenmelisin. Gerçekten kötü görünüyorsun. Bu arada senin saçına ne oldu? Siyah! Tom hayretle bunları söyleyince aklıma gelmişti. Kahretsin! Nasıl açıklayacaktım ben şimdi bunu? Düşün Rosalie, bulabilirsin bir yalan
Gıcık tutmuş gibi öksürdüm. Bu bana bir yalan bulmak için vakit kazandırıyordu. Ama aklıma gelen yüzlerce saçma yalan şey arasından hiçbirini beğenemedim. Yapacak bir şey yoktu. Aklıma ilk geleni söyleyecektim. Yemek yediğimiz şirketin patronu kızıl saçlı kadın görmeye tahammül edemiyormuş çevresinde. Sanırım sebebi eski karısıymış. Patronumda rahatsız olmasın diye zorla taktırdı. Bende eve geldiğimde çıkarırım diye umursamadım. Dünyanın en berbat yalanı! Lanet olsun, peruğu daha önce çıkarsam ne olurdu sanki?
Merakla Tomun gözlerine baktım. Yalana pek inanmış görünmüyordu. Kahretsin, bitti her şey! En iyisi yarın her şeyi toplayıp Milanoya yerleşmekti. Yapabileceğim tek şey buydu.
Hafifçe gülümseyerek Toma baktım ve biraz geriye giderek ondan uzaklaştım. Sanırım ben gitsem iyi olacak. Sende dinlen, yarın sabah 7de kapındayım yürüyüş için. Dedikten sonra salondan çıktı. Hemen ardından da kapının kapanma sesi duyuldu. Kontrol için salondan çıkıp kapıya baktım. Gerçekten gitmişti Tom. Anlayamadığım neden hiçbir cevap vermeden öylece gitmişti? Ne yapacaktı? Ne yapabilirdi ki? Kafamdaki bu sorularla odama çıkıp üzerime en rahat geceliklerimden birini giydim. Daha sonra aşağıya inip kafamı dağıtmak için aşağıya inip televizyonu açtım. Uyku bastırınca hiçbir şeyi umursamadan koltuğa kıvrılıp uyudum.
Bu ne gürültü? diye sızlanarak gözlerimi açtım yeni güne. Biri kapıyı deli gibi çalıyordu. Hatta yumrukluyordu. Evet, kesinlikle yumrukluyordu. Koltuktan kalkmaya çalışırken belimin ağrıdığını hissettim. Koltukta uyuduğumdan olmalıydı. Bunu umursayarak kalktım ve hızla kapıya gittim. Delikten bakma ihtiyacı hissetmeden kapıyı açtığımda karşımda Tomu buldum.
Yeni mi uyanıyorsun? Saat kaç oldu haberin var mı? Hani yürüyecektik? Tom her zamanki sırıtışıyla karşımdaydı. Tabii sorularıyla da. Hafifçe gülümsedim. Dışarıdan gelen güneş gözlerimi kısmama neden olmuştu. Ellerimi gözlerimi gölgelik yaparak konuşmaya başladım.
Koltukta uyuyakalmışım. Ah, sanırım ben bugün sana katılamayacağım Tom. Kendimi pek iyi hissetmiyorum. Tom beni nasıl görüyordu bilmiyordum ama ben kendimi kötü hissediyordum. Her ne kadar uyumuş olsam da yorgun hissediyordum işte.
Tom başını sağa sola salladı. Kabul etmiyorum bu cevabı. 5 dakikan var. 5 dakika içinde hazır olmuş bir şekilde seni burada bekliyorum. Haydi, ben buralardayım. Öfkeyle Toma baktım. Emrivakilerden nefret ettiğimi insanlara kaç kere söylemem gerekiyordu ki?
Dün olanları hatırlayınca Toma karşı biraz daha sakin ve normal davranmam gerektiğini fark ettim ve bütün öfkemi içime attım. Yüzüme güzel bir gülümseme yerleştirip cevap verdim.
Tamam. Ben hemen geliyorum. Diyerek kapıyı sertçe kapattım sinirimi kapıdan çıkarırcasına. Daha sonra hızla merdivenlere yönelip yukarıya çıktım. Dağınık odamı umursamayarak kıyafet dolabımın önüne gittim. Rahat eşofman takımlarımdan birini çekip çıkardım. Üzerimdekileri çıkarıp takımı giydikten sonra aynanın karşısına geçip dağılmış saçlarımı yukarıdan topladım. Spor ayakkabılarımı da giydikten sonra hızla aşağıya indim. Kapının anahtarını da alarak evden çıktım.
Evden çıkınca bahçemde esnemekte olan Tomu gördüm. Yüzüm yorgun hissetmem nedeniyle asıktı ama bunu Tom görmemeliydi. Sonuç olarak başka şeyler düşünüp benden şüphelenmemeliydi.
Ben hazırım! Sende hazırsan başlayabiliriz. Diye seslendim yanına doğru giderken. Hemen bana doğru döndü.
Doğal gülümsemesiyle Başlayalım o zaman! Tanrım Lütfen bir şey çıkar da karşımıza bir şey çıkar da şu yürüyüş çok uzun sürmesin. Sevimli bir ifadeyle Toma bakarken yorgunluğumu, isteksizliğimi bir tek ben biliyordum.
**
Tom Her yerim sızlıyor! Yaklaşık 7 kilometre yürüdük. Ve sen gayet rahatsın. Yürüyüşün ardından benim evimin girişindeki üzerine evin gölgesi düşen merdivenlere oturmuştuk dinlenmek için. Benim canım çıkmıştı ama Tom gayet normal görünüyordu.
Güzel bir kahkaha attı. Bu daha bir şey değil. Önümüzdeki haftalar daha fazla yürüyeceğiz. Hatta bir kısmında da tempolu koşu bekliyor seni. Bazen kendi kendime soruyorum. Neden diğer insanların yapmamı istediklerini yapıyorum diye. Ve her zaman şu lanet cevapla karşılaşıyorum: Hayat her zaman istediğimiz gibi yürümüyor. Evet, belki bunları başkalarına anlatsam Toma neden böyle davrandığımı, sabrettiğimi anlamayacaktı. Bu normaldi. Çünkü benim düşündüğüm gibi düşünemeyecekti kimse.
İnanmıyormuş gibi baktım. Şaka yapıyorsun değil mi? Tamam, tamam ben spor falan yapmıyorum. Bıraktım. Dedim gülerek. O da bana eşlik etti. Daha sonra gülmeyi bırakıp bana döndü.
Rosalie, sana bir şey soracaktım. Bunu söylemek yerine sorması daha mantıklı olabilirdi fakat bu bir sıradan cümleden çok bir soruydu. Cevap bekleyen bir soru.
Sor tabii ki. İçtenlikle söylediğim bu laflara ben de şaşıp kaldım. Ne zamandır bu kadar iyi rol yapıyordum? Gerçekten hissediyormuş gibi söylemiştim. Yoksa gerçekten hissederek mi söyledim?
Gözlerini gözlerime dikti. Normalde bu davranıştan rahatsız olsam da gözlerimi kaçırmadım. Daha doğrusu kaçıramadım. Çünkü gözleri fazlasıyla güzeldi. Bu akşam bir işin yoksa Yani diyecektim ki, benimle yemeğe çıkar mısın? Kahretsin! Bu tam da beklemediğim bir gelişmeydi. Aslında bekliyordum, hissedebiliyordum Tomun bana karşı bir şeyler hissettiğini fakat bunu bu kadar erken dile getireceğini düşünmemiştim.
Peki şimdi ne diyecektim? Hayır diyerek tersleyemezdim, evet dersem de benim de ona karşı bir şeyler hissettiğim izlenimini verecektim. Bu çıkmazın içinde birkaç saniye içinde bir cevap verecektim. Yapacak tek şey vardı, yani aklıma gelen tek şey, o da evet deyip yemekte kibarca onu reddetmek olacaktı. Evet, Tom yakışıklı, zengin ve dürüst biriydi. Ama ben hayatıma birini kabul edemezdim. Mesleğimi açıklayamazdım ve de en önemlisi birisine aşık olamazdım.
Sanırım bu gece bir işim yok. Yani evet. Samimi bir şekilde gülümseyişim ve cevabım Tomu mutlu etmiş olmalıydı.
Cevabım üzerine hemen ayaklandı. Ben de onun ardından hemen ayağa kalktım. Pekala o zaman ben gideyim. Akşam 8de seni alırım. Tamam mı? Sorusuna cevap olarak başımı sallamakla yetindim.
Bugün işe gitmek istemiyordum. Arayıp Georgea bunu söyledikten sonra cevabını beklemeden telefonu kapadım. Bugün bir değişiklik yaparak öğleden sonra uzun zamandır gitmediğim kuaföre gittim. Saçlarımın kırıklarını aldırdıktan sonra şekil verdirdim. Tırnaklarıma yaptırdığım maniküre pek ihtiyacım olmasa da o an içimden geldi ve yaptırdım. Eve gittiğimde hazırlanmak için iki saatim kaldığını görünce eşyalarımı bırakıp yukarıya çıktım. Önce güzel bir elbise seçmeliydim. Birkaç elbise denedikten sonra en çok yakışanı seçtim. Daha sonra ona yakışacak bir makyaj yapmak için aynanın karşısına geçtim. Sade makyajımı da tamamladıktan sonra ayakkabılarımı giyerek hazır bir şekilde aşağıya indim.
Tomun gelmesine 15 dakika vardı ve ben çanta almayı unutmuştum. Hemen yukarıya çıkarak siyah çantalarımdan birini aldım. Aşağıya inip diğer çantamdaki eşyalardan bazılarına koydum. Tam çantayı kapatırken kapının zili çaldı. Tom gelmiş olmalıydı. Kapıyı açtığımda siyah takımıyla karşımda tam tahmin ettiğim gibi onu gördüm.
Çok güzel olmuşsun Rosalie. Dedi. Büyülenmiş gibi bakıyordu. Ya ben abartıyordum ama farklı bakıyordu. Bu da bir gerçekti.
Teşekkür ederim Tom. Sende çok yakışıklısın. Haydi çıkalım mı artık? Tom bir şey demeden geriye çekildi ve evden çıkmam için müsaade etti. Evden çıkıp kapıyı kilitledim. Daha sonra arabaya binip hızla evin önünden ayrıldık.
Restorana girdiğimizde Tom birkaç kişiye selam verdi. Gerçektende baya tanınan bir kimseydi. Rezerve ettiği masaya oturduk. Tomun sabahki neşesi yok gibiydi. Bu beni biraz endişelendirse de belli etmedim. Tek dileğim bunun benimle ilgili olmamasıydı.
Garson gelip siparişlerimizi alana kadar sustum. Daha sonra dayanamayıp sordum. Tom, bir sorun mu var? Pek iyi görünmüyorsun. Sesimdeki endişe beni de şaşırtmıştı ama benden şüphelendiğini düşünmek beni yeterince korkutuyordu.
Tom siyah kravatını biraz gevşetti. Daha sonra konuşmaya başladı. Rosalie benim sana bir şey söylemem, daha doğrusu sormam gerek ama nasıl konuya gireceğimi bilemiyorum. En iyisi direkt söylemek. Ellerini masanın üzerine koydu. Gözlerini sabahki gibi gözlerime dikti yine. Ama bu sefer gülmüyordu. Aksine çok daha sert bakıyordu. Söylesene bana, kimsin sen?!
Korkuyla ve şaşkınlıkla karşımdakine baktım. Ne işin var senin burada, Tom? Tomun evimde ne işi vardı? Hem de ben yokken!
Elinde fenerle şaşkın ve mahcup gözlerle bana bakıyordu. Daha sonra feneri hemen arkasındaki masaya bıraktı. Daha sonra bana doğru yürümeye başladı. Aramızda 2-3 adımlık mesafe kalınca durdu. Hafifçe gülümseyerek Biraz oturabilir miyiz?
**
Tanrım Artık bana evimde ne işin olduğunu açıklayacak mısın? Sabırsızlıkla bir ileri bir geri gidiyordum. Hem merak ediyordum, hem de korkuyordum. Ya evde bir peruk ya da dosya gördüyse? Evet, işi yaparken dikkatli ve titiz biriydim ama işten sonra böyle küçük ayrıntıları umursamazdım. Ve şimdi bu huyumdan nefret ediyordum. Kahretsin!
Tom, öne doğru eğilip dirseklerini dizlerine dayadı. Ellerini birleştirip çevirdi. Daha sonra ellerine bakarak konuşmaya başladı. Ben Rosalie, senin için endişelendim. Geceleri geç dönmen, hatta bazen dönmediğini düşünmem Son olarak da patronunun arabayı öylece getirip koyması oldu sanırım. Ve bende sana bir şey olabileceğinden endişelendim ve eve gelip bir iz bulup bulamayacağıma bakmak istedim. İşte tam o sırada sen geldi. Sırıttı. Yani sana yakalandım.
Histerik bir kahkaha attım. Neyse ki bir şey bulmadan yetişmiştim. Şu an fazlasıyla gergindim ve bunu belli etmemek için deli gibi gülüyordum. Evet, bunu anlamasın diye gülüyordum ve Tom bana şaşkınlıkla bakıyordu. Onu daha fazla endişelendirmemek için cevap verdim.
Haklısın aslında bu aralar pek iyi hissetmiyorum kendimi ve nedenini bilmiyorum. Ev beni boğuyor ve çok sıkılıyorum. Dahası yeni ihaleler, dosyalar, projeler derken şirkette sabahladığım günle oluyor ve siz anlamayın diye bütün gece evdeymiş gibi davranıyorum. Şimdi sen böyle söyleyince komiğime gitti ve biraz da alkolün etkisiyle kahkaha atmama neden oldu. Pekâlâ, mükemmel bir yalancı değildim ama yüz ifadelerimle insanları ikna edebiliyordum. Bu da bir şeydi.
Tom, oturduğu yerden ayağa kalkıp yanıma geldi. Endişeli görünüyordu. Bence birkaç gün izin alıp dinlenmelisin. Gerçekten kötü görünüyorsun. Bu arada senin saçına ne oldu? Siyah! Tom hayretle bunları söyleyince aklıma gelmişti. Kahretsin! Nasıl açıklayacaktım ben şimdi bunu? Düşün Rosalie, bulabilirsin bir yalan
Gıcık tutmuş gibi öksürdüm. Bu bana bir yalan bulmak için vakit kazandırıyordu. Ama aklıma gelen yüzlerce saçma yalan şey arasından hiçbirini beğenemedim. Yapacak bir şey yoktu. Aklıma ilk geleni söyleyecektim. Yemek yediğimiz şirketin patronu kızıl saçlı kadın görmeye tahammül edemiyormuş çevresinde. Sanırım sebebi eski karısıymış. Patronumda rahatsız olmasın diye zorla taktırdı. Bende eve geldiğimde çıkarırım diye umursamadım. Dünyanın en berbat yalanı! Lanet olsun, peruğu daha önce çıkarsam ne olurdu sanki?
Merakla Tomun gözlerine baktım. Yalana pek inanmış görünmüyordu. Kahretsin, bitti her şey! En iyisi yarın her şeyi toplayıp Milanoya yerleşmekti. Yapabileceğim tek şey buydu.
Hafifçe gülümseyerek Toma baktım ve biraz geriye giderek ondan uzaklaştım. Sanırım ben gitsem iyi olacak. Sende dinlen, yarın sabah 7de kapındayım yürüyüş için. Dedikten sonra salondan çıktı. Hemen ardından da kapının kapanma sesi duyuldu. Kontrol için salondan çıkıp kapıya baktım. Gerçekten gitmişti Tom. Anlayamadığım neden hiçbir cevap vermeden öylece gitmişti? Ne yapacaktı? Ne yapabilirdi ki? Kafamdaki bu sorularla odama çıkıp üzerime en rahat geceliklerimden birini giydim. Daha sonra aşağıya inip kafamı dağıtmak için aşağıya inip televizyonu açtım. Uyku bastırınca hiçbir şeyi umursamadan koltuğa kıvrılıp uyudum.
Bu ne gürültü? diye sızlanarak gözlerimi açtım yeni güne. Biri kapıyı deli gibi çalıyordu. Hatta yumrukluyordu. Evet, kesinlikle yumrukluyordu. Koltuktan kalkmaya çalışırken belimin ağrıdığını hissettim. Koltukta uyuduğumdan olmalıydı. Bunu umursayarak kalktım ve hızla kapıya gittim. Delikten bakma ihtiyacı hissetmeden kapıyı açtığımda karşımda Tomu buldum.
Yeni mi uyanıyorsun? Saat kaç oldu haberin var mı? Hani yürüyecektik? Tom her zamanki sırıtışıyla karşımdaydı. Tabii sorularıyla da. Hafifçe gülümsedim. Dışarıdan gelen güneş gözlerimi kısmama neden olmuştu. Ellerimi gözlerimi gölgelik yaparak konuşmaya başladım.
Koltukta uyuyakalmışım. Ah, sanırım ben bugün sana katılamayacağım Tom. Kendimi pek iyi hissetmiyorum. Tom beni nasıl görüyordu bilmiyordum ama ben kendimi kötü hissediyordum. Her ne kadar uyumuş olsam da yorgun hissediyordum işte.
Tom başını sağa sola salladı. Kabul etmiyorum bu cevabı. 5 dakikan var. 5 dakika içinde hazır olmuş bir şekilde seni burada bekliyorum. Haydi, ben buralardayım. Öfkeyle Toma baktım. Emrivakilerden nefret ettiğimi insanlara kaç kere söylemem gerekiyordu ki?
Dün olanları hatırlayınca Toma karşı biraz daha sakin ve normal davranmam gerektiğini fark ettim ve bütün öfkemi içime attım. Yüzüme güzel bir gülümseme yerleştirip cevap verdim.
Tamam. Ben hemen geliyorum. Diyerek kapıyı sertçe kapattım sinirimi kapıdan çıkarırcasına. Daha sonra hızla merdivenlere yönelip yukarıya çıktım. Dağınık odamı umursamayarak kıyafet dolabımın önüne gittim. Rahat eşofman takımlarımdan birini çekip çıkardım. Üzerimdekileri çıkarıp takımı giydikten sonra aynanın karşısına geçip dağılmış saçlarımı yukarıdan topladım. Spor ayakkabılarımı da giydikten sonra hızla aşağıya indim. Kapının anahtarını da alarak evden çıktım.
Evden çıkınca bahçemde esnemekte olan Tomu gördüm. Yüzüm yorgun hissetmem nedeniyle asıktı ama bunu Tom görmemeliydi. Sonuç olarak başka şeyler düşünüp benden şüphelenmemeliydi.
Ben hazırım! Sende hazırsan başlayabiliriz. Diye seslendim yanına doğru giderken. Hemen bana doğru döndü.
Doğal gülümsemesiyle Başlayalım o zaman! Tanrım Lütfen bir şey çıkar da karşımıza bir şey çıkar da şu yürüyüş çok uzun sürmesin. Sevimli bir ifadeyle Toma bakarken yorgunluğumu, isteksizliğimi bir tek ben biliyordum.
**
Tom Her yerim sızlıyor! Yaklaşık 7 kilometre yürüdük. Ve sen gayet rahatsın. Yürüyüşün ardından benim evimin girişindeki üzerine evin gölgesi düşen merdivenlere oturmuştuk dinlenmek için. Benim canım çıkmıştı ama Tom gayet normal görünüyordu.
Güzel bir kahkaha attı. Bu daha bir şey değil. Önümüzdeki haftalar daha fazla yürüyeceğiz. Hatta bir kısmında da tempolu koşu bekliyor seni. Bazen kendi kendime soruyorum. Neden diğer insanların yapmamı istediklerini yapıyorum diye. Ve her zaman şu lanet cevapla karşılaşıyorum: Hayat her zaman istediğimiz gibi yürümüyor. Evet, belki bunları başkalarına anlatsam Toma neden böyle davrandığımı, sabrettiğimi anlamayacaktı. Bu normaldi. Çünkü benim düşündüğüm gibi düşünemeyecekti kimse.
İnanmıyormuş gibi baktım. Şaka yapıyorsun değil mi? Tamam, tamam ben spor falan yapmıyorum. Bıraktım. Dedim gülerek. O da bana eşlik etti. Daha sonra gülmeyi bırakıp bana döndü.
Rosalie, sana bir şey soracaktım. Bunu söylemek yerine sorması daha mantıklı olabilirdi fakat bu bir sıradan cümleden çok bir soruydu. Cevap bekleyen bir soru.
Sor tabii ki. İçtenlikle söylediğim bu laflara ben de şaşıp kaldım. Ne zamandır bu kadar iyi rol yapıyordum? Gerçekten hissediyormuş gibi söylemiştim. Yoksa gerçekten hissederek mi söyledim?
Gözlerini gözlerime dikti. Normalde bu davranıştan rahatsız olsam da gözlerimi kaçırmadım. Daha doğrusu kaçıramadım. Çünkü gözleri fazlasıyla güzeldi. Bu akşam bir işin yoksa Yani diyecektim ki, benimle yemeğe çıkar mısın? Kahretsin! Bu tam da beklemediğim bir gelişmeydi. Aslında bekliyordum, hissedebiliyordum Tomun bana karşı bir şeyler hissettiğini fakat bunu bu kadar erken dile getireceğini düşünmemiştim.
Peki şimdi ne diyecektim? Hayır diyerek tersleyemezdim, evet dersem de benim de ona karşı bir şeyler hissettiğim izlenimini verecektim. Bu çıkmazın içinde birkaç saniye içinde bir cevap verecektim. Yapacak tek şey vardı, yani aklıma gelen tek şey, o da evet deyip yemekte kibarca onu reddetmek olacaktı. Evet, Tom yakışıklı, zengin ve dürüst biriydi. Ama ben hayatıma birini kabul edemezdim. Mesleğimi açıklayamazdım ve de en önemlisi birisine aşık olamazdım.
Sanırım bu gece bir işim yok. Yani evet. Samimi bir şekilde gülümseyişim ve cevabım Tomu mutlu etmiş olmalıydı.
Cevabım üzerine hemen ayaklandı. Ben de onun ardından hemen ayağa kalktım. Pekala o zaman ben gideyim. Akşam 8de seni alırım. Tamam mı? Sorusuna cevap olarak başımı sallamakla yetindim.
Bugün işe gitmek istemiyordum. Arayıp Georgea bunu söyledikten sonra cevabını beklemeden telefonu kapadım. Bugün bir değişiklik yaparak öğleden sonra uzun zamandır gitmediğim kuaföre gittim. Saçlarımın kırıklarını aldırdıktan sonra şekil verdirdim. Tırnaklarıma yaptırdığım maniküre pek ihtiyacım olmasa da o an içimden geldi ve yaptırdım. Eve gittiğimde hazırlanmak için iki saatim kaldığını görünce eşyalarımı bırakıp yukarıya çıktım. Önce güzel bir elbise seçmeliydim. Birkaç elbise denedikten sonra en çok yakışanı seçtim. Daha sonra ona yakışacak bir makyaj yapmak için aynanın karşısına geçtim. Sade makyajımı da tamamladıktan sonra ayakkabılarımı giyerek hazır bir şekilde aşağıya indim.
Tomun gelmesine 15 dakika vardı ve ben çanta almayı unutmuştum. Hemen yukarıya çıkarak siyah çantalarımdan birini aldım. Aşağıya inip diğer çantamdaki eşyalardan bazılarına koydum. Tam çantayı kapatırken kapının zili çaldı. Tom gelmiş olmalıydı. Kapıyı açtığımda siyah takımıyla karşımda tam tahmin ettiğim gibi onu gördüm.
Çok güzel olmuşsun Rosalie. Dedi. Büyülenmiş gibi bakıyordu. Ya ben abartıyordum ama farklı bakıyordu. Bu da bir gerçekti.
Teşekkür ederim Tom. Sende çok yakışıklısın. Haydi çıkalım mı artık? Tom bir şey demeden geriye çekildi ve evden çıkmam için müsaade etti. Evden çıkıp kapıyı kilitledim. Daha sonra arabaya binip hızla evin önünden ayrıldık.
Restorana girdiğimizde Tom birkaç kişiye selam verdi. Gerçektende baya tanınan bir kimseydi. Rezerve ettiği masaya oturduk. Tomun sabahki neşesi yok gibiydi. Bu beni biraz endişelendirse de belli etmedim. Tek dileğim bunun benimle ilgili olmamasıydı.
Garson gelip siparişlerimizi alana kadar sustum. Daha sonra dayanamayıp sordum. Tom, bir sorun mu var? Pek iyi görünmüyorsun. Sesimdeki endişe beni de şaşırtmıştı ama benden şüphelendiğini düşünmek beni yeterince korkutuyordu.
Tom siyah kravatını biraz gevşetti. Daha sonra konuşmaya başladı. Rosalie benim sana bir şey söylemem, daha doğrusu sormam gerek ama nasıl konuya gireceğimi bilemiyorum. En iyisi direkt söylemek. Ellerini masanın üzerine koydu. Gözlerini sabahki gibi gözlerime dikti yine. Ama bu sefer gülmüyordu. Aksine çok daha sert bakıyordu. Söylesene bana, kimsin sen?!