Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Gerçekten beni seviyor musun? dedim gözyaşlarım arasından. Deli gibi korkuyordum. Karşımdaki her ne kadar James olsa da
Tabii ki de seni seviyorum. Benden korkmana gerek yok. James ellerini bedenimde gezdirirken söylemişti bunları. Onu sevdiğim halde ondan korkuyordum. Hayır, biraz sonra olacaklardan korkuyordum.
Peki, beni bırakacak mısın? Küçük bir çocuk gibi korkuyordum. Bırakılmaktan,canım acımasından, yalnızlıktan Her şeyden!
Başımı minik bir öpücük kondurdu.Seni neden bırakayım? Saçmalıyorsun Rosalie.
Hafifçe gülümsedim. Sanırım haklısın. Ama korkuyorum. Diye mırıldandım. Beni iyice kendine çekti. Bu sefer dudaklarımdan sertçe öptü.
Korkmana gerek yok. Canını acıtmayacağıma söz veriyorum.diyerek beni öpmeye devam etti. Bende kendimi korkuyla ona bıraktım.
**
Bunlar aklıma gelince gözüme doluşan yaşların akmasına engel olamadım. Bu olaylar olduğunda ben 16, James ise 19 yaşındaydı. Yani Georgela karşılaşmadan hemen önce olmuştu. Karşımdaki adam, Angelinanın eşi, Jamesti. Beni kullanıp bir paçavra gibi köşeye fırlatan James Bu işlere girmeme sebep olan James Belki de annemden sonra hayatımı karartan adamdı. Evet! O buydu. O da annem gibi benim hayatımı karartmıştı.
Rosalie ne oldu? İyi misin? George beni kollarımdan sarsıyordu. Titreyerek kendime geldim. Georgetan bir saklım yoktu. Bu yüzden rahatça açıkladım.
Bu o George James. Dolu gözlerle Georgea döndüm. Şaşkınlık ve hayretle bana bakıyordu. Aniden kolumdan çekip dışarıya doğru sürükledi. Şaşkınlıkla Georgea baktım. Ne yapmaya çalışıyordu böyle?
Pekâlâ, şimdi eve gidiyoruz. Bu işi sana yaptıramam. Kolumu onun ellerinden kurtarır kurtarmaz konuşmaya başladım.
George, saçmalıyorsun. Ben bu işi yapmak istiyorum. O adamın Onun hayatını mahvedecek şeylerden birini ben yapmak istiyorum. Gözlerimi silip içeriye girmek için kendimi hazırlamaya çalıştım. Ağladığım için biraz makyajım akmıştı ama kıyafetimi giydikten hemen sonra halledemeyeceğim kadar kötü olduğunu olduğunu düşünmüyordum.
George çenemden tutup yukarı kaldırdı. Gözlerini gözlerime dikti. Emin misin? O adamı görmeye tahammül edebilecek misin? Başımı salladım.
Biliyorsun, sen beni ondan hemen sonra buldun ve sana söylemiştim ondan intikam almak istediğimi. O yüzden eminim. Haydi, içeri girelim. Dedikten sonra bu sefer ben onun kolundan çekiştirerek içeriye girdim.
George benim için içeriden kıyafetleri aldıktan sonra hemen görevlilerin odasına girip üzerimi değiştirdim. Gözlerimdeki makyajı düzelttikten sonra hazırdım. Gömleğimin iki düğmesi açıktı ve göğüslerimi ortaya çıkarıyordu. Bu beni biraz rahatsız etse de Jamesi etkileyeceğinden emindim. Gülümsedim. Başka şartlarda olsaydı hayatta bunu yapmazdım ama şartlar bunu yapmaya zorluyordu. Bu rahatsızlığı görmezden gelemeye çalışarak odadan çıktım. Barın önüne gittiğimde barın hemen arkasında bir adamın olduğunu gördüm. Ona yeni barmen olduğumu söyleyip içeriye almasını sağladım.
İçerideki barmen bana yeni olduğum için birkaç taktik verip yapmam gerekenleri anlattı. Dikkatle dinleyip incelikleri ve birkaç basit şeyi öğrendim. Müziğin fazla olması nedeniyle iyice bana yaklaşıp Pek kolay değildir ama kısa süre içinde öğrenirsin. Dedi gülümseyerek. Yakışıklı biriydi. Eh, yakışıklı olması normaldi. Buralarda böyleydi. Genelde yakışıklı/güzel olmak seni diğerlerinden bir adım öne geçirirdi bu meslekte. Sebebine hiç girmeyelim.
Teşekkürler. Diye bağırdım. Kibar olmaya çalıştığım için gülümsemiştim.
Aaron! diye bağırdı.
Efendim? bağırdığım için şimdiden ağrımaya başlamıştı boğazım. Ama gerçekten de anlamamıştım. Aaronun konumuzla ne alakası vardı ve Aaron neydi ya da kimdi?
Adım Aaron. Sende Victoria olmasın. Ah, doğru Victoria! Bu benim bu rol için yeni ismim olmalıydı. Aarona pek bir şey belli etmemek için gülümsedim.
Memnun oldum Aaron. Samimiyet önemliydi. Aaronla şurada en az 3 saat geçirecektim ve benden şüphelenmemesi gerekirdi.
Bardaklara viskiyi doldururken karşıma bir adam oturdu ve Bir viski. Diye bağırdı bana doğru. Sesinden elbette kim olduğunu anlamıştım ve bir şey demeden doldurduğum viski bardaklarından birini tezgâhtan ona doğru uzattım. Daha sonra arkaya dönüp boş içki şişelerini çöpe attım. Ondan kaçmaya çalışıyordum çünkü henüz ona bakmaya, onunla konuşmaya cesaretim yoktu.
İçki şişlerini çöpe atarken Aaron yanıma geldi ve bir şeylerle uğraşıyormuş görüntüsü vermeye çalıştı. Bir yandan da benimle konuştu. Az önce viski verdiğin adam sen 3 tane daha isteyecek. Daha sonra votkaya geçer herhalde. Yani önceki akşamlar öyle yapıyordu. Neyse o adama dikkat etmelisin. Buranın sahibi o sayılır. Esas patronla ortaklarmış sanırım. Gülümsedi. Senden etkilendi. Sabahtan beri seni izliyor. Kaşlarımı çatıp sinirle Aarona baktım.
Aarona Ben o kızlardan değilim. Mesajını verdikten sonra dönüp tekrar Jamesin önündeki tezgâha gittim. Demek benden ayrıldıktan sonra işleri baya büyütmüştü! Hoş, ona göre bu işler kolaydı. İnsanları kandırmak onun için eğlenceli geliyordu. Üzgünüm James bugün kandırılan sen olacaksın. Bakalım yem olmak sana nasıl hissettirecek?
Başımı hafifçe kaldırıp meraklı bakışlarla Jamese baktım. Onun bana baktığını görür görmez hemen tekrar başımı eğdim. Şimdi gülüyor olmalıydı. Küçük meraklı kızı oynayışım onun hoşuna gidiyor olmalıydı. Şimdiyse aslında ona bakıp da bakmıyormuş numarası yapıyordum. Buna rest olarak viskisini kafasına dikip bardağı bana doğru uzattı. Yine!
Bir viski daha küçük kız. Alaylı gelen sesi sinirlenmeme sebep olmuştu. Ama kafamda yankılanan sesi planımın istediğim gibi gittiğini belli ediyordu. Küçük kız Tam 10 yıl önce de böyle tanışmıştık. Yani kısmen. Beni küçümsemişti ve bana küçük kız diye hitap etmişti. Yine!
Bir şey demeden bardağı alıp viski dolu bardaklardan biri sertçe tezgâha koyup ona doğru ittirdim. Ben küçük bir kız değilim! Küçük kızı vurgulayınca yüzünde beliren o pis sırıtışı yok etmek için yumruk atmak istedim o an. Bunun için neler vermezdim!
Pekâlâ, adın ne? Yaka kartın yok. Diyerek viskisinden bir yudum aldı. Gerçekten ağıma çok kolay düşecekti. Hatta böyle içmeye devam ederse onunla birlikte olmama gerek kalmayacaktı.
Harika! Sinirle gözlerimi üzerine diktim. Mesai saatimde kimseyle flörtleşmiyorum. Kurallar gereği. Sonra tekrar işlerimle ilgileniyormuş gibi yaptım.
Kahkaha attı. Evet! Göz ucuyla bakınca bunu görmüştüm. Ben buranın ortağıyım. Yani patron sayılırım ve bu yüzden kuralları biliyorum. İsmini söylemen bir flört belirtisi değil. Hem çalışanlarımın ismini bilmem gerek değil mi? İsmimi öğrenmeye çalışması iyiye işaretti.
Victoria! diye bağırdım. Sesimin bu müzik arasında ona gittiğinden emindim ama sinirimi, yalancı sinirimi, anlamasını istedim. Kendimi övmeyi sevmem ama iyi rol yapıyorum. Eh, işimin bir parçası. Böyle bir hayatım olmasa belki bir oyuncu olurdum. Kim bilir! Ah, ne saçmalıyorum ben?
Güzel Kaç yaşındasın, Victoria? Victoriayı söylerken tahrik edici olmayı bekliyordu herhalde. Neden öyle Victoria desin ki yoksa? Ama tahrik edici değil, komik görünüyordu. Sadece komik!
23. Sorularınız bittiyse işime dönmeliyim. Dedikten sonra ani bir şekilde Aaronla yer değiştirdim. İşte bu hareketimle Jamesi tamamen etkilemiştim. Artık tamamen avcumun içindeydi.
Bardaki diğer müşterilerle ilgilenirken bir yandan da Jamesi süzmeyi ihmal etmedim. Çoğunlukla bana, daha doğrusu vücuduma, bakıyordu. Geri kalanındaysa içkisiyle ilgileniyordu. Hafifçe gülümsedim. İçimde kopan nidalar yüzüme pek yansımıyordu. Elimle cebimi yokladım ve ilaçları kontrol ettim. Buradaydılar! Uyku ilaçlarını Jamesin son içkisine atmam gerekti. Ama sorun şuydu ki son içkisini bilmiyordum ve Aaron buradayken bunu yapamazdım.
Aaron şişeleri sallayıp değişik şeyler yaparken yanıma yaklaştı. 5 dakika yalnız idare eder misin? Şaşkınlıkla baktım.
E- evet de bir sorun mu var? Bir yandan konuşuyorduk, bir yandan da elimizdekilerle ilgileniyordu. Bizi umursayan pek kimse yoktu çünkü neredeyse herkes sarhoştu.
Aaron gülümsedi. Hayır. Sadece sevgilimin yanına gidip gelmem gerekiyor. Zaten pek kimse kalmadı. Hemen gelirim. Dedikten sonra yanağıma ufak bir öpücük kondurup tezgâhın arka tarafından ayrıldı. Hafifçe gülümsedim. İşte tam zamanı! Dikkat çekmemeye çalışarak Jamesin olduğu tarafa yöneldim.
Elimdeki işlerle uğraşıyormuş, onu yok sayıyormuş gibi davranıyordum. Ta ki önüme bardağını uzatana kadar.
Bir votka küçük kız. Sarhoştu. Hem de fena şekilde. Benden sonra Aaron ona 4 viski ve sayamadığım kadar votka vermişti. Bence şu an ayakta durması bile normaldi. Bardağını alıp aşağıdaki dolu bardaklardan birini önüme çektim. Hızla cebimden ilacı çıkarıp bardağın içine attım. Hızla erirken oradaki pipetlerden biriyle belli etmeden karıştırdım ve önüne koydum.
Benim bir adım var. Victoria! demeyi de ihmal etmedim. Şimdi beklediğim şey bunun son içkisi olması ve beni evine çağırmasıydı. O sırada Aaron döndü. Hiçbir şey anlamadan işlere yöneldi. Sevgilisiyle konuşması kısa sürmüş olmalıydı. Neyse, beni ilgilendirmezdi.
Jamesi döndüğümde votkasını kafasına diktiğini gördüm. Hemen ardından boş bardağı sertçe bıraktı ve bana döndü. Araba kullanmayı biliyor musun? dedi sertçe. Başımı sallamakla yetindim. Normalde bu davranışından korkardım. Birden cebinden çıkardığı anahtarları bana fırlattı. Hemen tuttum. 5 dakika içinde seni buraya bekliyorum. Beni evime sen bırakacaksın. Kaşlarımı çattım. Kimse bana emir veremezdi! Ama buna bir şey diyemezdim. Lanet olsun! Sinirle personel odasına girdim. Eşyalarımı toparlayıp üzerimi değiştirdim. Georgea burada her şeyin yolunda gittiğine dair bir mesaj atıp dışarıya çıktım.
James taburenin üzerinde oturmuş beni bekliyordu. Biraz ayılmış gibiydi. Ayağa kalktığında hafifçe salladı ve bende onun koluna girdim. Dışarıya çıktığımızda kilitle arabayı açtım ve arabanın yerini öğrenmiş oldum. Jamesi kolundan tutup arabaya doğru çekiştirirken aklıma kendi arabam geldi. Yapacak bir şey yoktu. Onu George almalıydı. Georgeu arabaya bindirip hemen şoför koltuğuna bindirdim. Arabayı çalıştırmadan Georgea arabayı almasın dair bir mesaj çektikten sonra kontağı açtım.
Kime mesaj attın? Şaşkınlıkla Jamese baktım. Acaba mesajı görmüş müydü? Görmüşse Yok canım. Görmemiştir. Bir şey belli etmemeye çalışarak cevap verdim.
Ev arkadaşıma. Biraz gecikeceğimi söyledim sadece. Dedikten sonra arabayı park alanından çıkardım. Jamese baktığımda sırıttığını gördüm. Aklından geçirdiklerini tahmin edince Neyse zaten en geç 1 saat sonra mışıl mışıl uyuyacaktı. İçtiği uyku ilacı sayesinde tabii.
Ana yola çıkar çıkmaz evini sordum. O da kabaca tarif etti. Trafikte ve yol konusunda iyi olduğum için pek sorun olmazdı ama biraz yavaş gitmeliydim. Bu adama evde fazla katlanamazdım ki bunu istemiyordum.
Yollarda epey oyalandığımı fark edince tarif ettiği sokağa girdim hemen. Daha sonra onun yönlendirmeleri üzerine evinin önüne park edip aşağıya indim. Tabii içinde dosya bulunan çantamla birlikte.
Hızla Jamesin olduğu tarafa geçip onu da indirdim ve kolundan tutarak çekiştire çekiştire evin kapısına doğru getirdim. Yolda beni öpme çabaları beni rahatsız etse de bir şey demedim. Evin anahtarını bana doğru uzatıp kapıyı açmamı istedi. Kapı açıp Jamesin içeriye girmesini bekledim. Eliyle duvarları yoklayarak ışıkları yakmak için anahtarı bulmaya çalıştı. Işıkları açar açmaz beni içeriye çekti. Kapıyı kapatıp beni kapıya yasladı ve öpmeye başladı. Pislik!
Zorla da olsa Jamesi ittirdim. Siz içeri geçin. Ben size bir içki getireyim. Diyerek mutfağa kaçtım. Midem bulandı! Evet gerçekten midem bulandı. Ağzından gelen iğrenç içki kokusu bir yana adamın varlığı midemi bulandırıyordu zaten. Mutfakta bulduğum herhangi bir içkiyi bardağa doldurdum. Kolumda duran çantamla içeri girdim.
James tam tahmin ettiğim gibi koltukta oturmuş beni bekliyordu. Hemen önündeki masaya içkiyi koydum. İçkiye uzanırken beni süzdü ve tam ağzına götürmeden Otursana. Dedi. Dediğini yaparak biraz ilerisindeki koltuğa oturdum. İçkisinden bir yudum alıp bana uzandı. Ellerimle dur işareti yaptım ve çantamdan dosyayı çıkardım. Kalemle birlikte masanın üzerine koydum.
James şaşkınlık ve merakla bana bakıyordu. Bu nedir? Hafifçe gülümsedim. Ödeyeceğin yüklü miktarda tazminatla nafaka.. Tabii sen bunu okumazsan bilemeyeceksin.
İşte bir süre kalmamı kesinleştirecek ufak bir belge. İçindeki kâğıtlara adının yazdığı kısımları imzalaman yeterli olur. James tek kaşını kaldırıp bana baktı. Dosyayı önüne çekip kalemi aldı tam imzalayacakken bana döndü.
Bunu neden istiyorsun? bu soru karşısında durdum. Hiç beklemediğim bir soruydu. Ama kurnaz olup onu ikna etmeliydim. Bu yüzden onun dilinden konuşmalıydım.
İşimi garantiye almayı severim. Dedim ikna edici bir gülümsemeyle. Gülümsedi ve kâğıtları imzaladı.
Daha sonra sırıtarak yanıma geldi ve ben de. Dedikten öpmeye başladı beni. Rahatsız olsam da belli etmeye çalıştım. İlaç ne zaman gösterecek? James öperek iyice üzerime çıkmaya çalıştı.
Birden dudakları hareketliliğini kaybetti, kalçamdaki eli yok oldu. İlaç etkisini gösteriyordu. Jamesi üzerimden ittim. Gözlerini kapamak üzereydi. Gözlerini kapamasını bekledim. Daha sonra dosyayı ve kalemi alıp evden çıktım.
**
Eve geldiğimde yorulduğumu fark ettim. Hem bedenen hem de ruhen. Jamesi görmeyeli uzun zaman olmuştu ve onunla olmak beni rahatsız etmişti. Onun ukalalığına katlanmak, ona dayanmak ve en kötüsü onun öpmesine izin vermek Rahatsız etmekten çok acı vermişti belki de. Neyse bunları düşünmek için daha önümde uzun günler vardı.
Kapının önüne gelince bu yorgunluğa daha fazla dayanamayacağımı fark edip hemen anahtarları aradım. Bulur bulmaz kapıyı açıp içeriye girdim. Kapıyı kapatıp ışıkları açtığımda karşımdakini görünce kendimi çığlık atmamak için zor tuttum.
Tabii ki de seni seviyorum. Benden korkmana gerek yok. James ellerini bedenimde gezdirirken söylemişti bunları. Onu sevdiğim halde ondan korkuyordum. Hayır, biraz sonra olacaklardan korkuyordum.
Peki, beni bırakacak mısın? Küçük bir çocuk gibi korkuyordum. Bırakılmaktan,canım acımasından, yalnızlıktan Her şeyden!
Başımı minik bir öpücük kondurdu.Seni neden bırakayım? Saçmalıyorsun Rosalie.
Hafifçe gülümsedim. Sanırım haklısın. Ama korkuyorum. Diye mırıldandım. Beni iyice kendine çekti. Bu sefer dudaklarımdan sertçe öptü.
Korkmana gerek yok. Canını acıtmayacağıma söz veriyorum.diyerek beni öpmeye devam etti. Bende kendimi korkuyla ona bıraktım.
**
Bunlar aklıma gelince gözüme doluşan yaşların akmasına engel olamadım. Bu olaylar olduğunda ben 16, James ise 19 yaşındaydı. Yani Georgela karşılaşmadan hemen önce olmuştu. Karşımdaki adam, Angelinanın eşi, Jamesti. Beni kullanıp bir paçavra gibi köşeye fırlatan James Bu işlere girmeme sebep olan James Belki de annemden sonra hayatımı karartan adamdı. Evet! O buydu. O da annem gibi benim hayatımı karartmıştı.
Rosalie ne oldu? İyi misin? George beni kollarımdan sarsıyordu. Titreyerek kendime geldim. Georgetan bir saklım yoktu. Bu yüzden rahatça açıkladım.
Bu o George James. Dolu gözlerle Georgea döndüm. Şaşkınlık ve hayretle bana bakıyordu. Aniden kolumdan çekip dışarıya doğru sürükledi. Şaşkınlıkla Georgea baktım. Ne yapmaya çalışıyordu böyle?
Pekâlâ, şimdi eve gidiyoruz. Bu işi sana yaptıramam. Kolumu onun ellerinden kurtarır kurtarmaz konuşmaya başladım.
George, saçmalıyorsun. Ben bu işi yapmak istiyorum. O adamın Onun hayatını mahvedecek şeylerden birini ben yapmak istiyorum. Gözlerimi silip içeriye girmek için kendimi hazırlamaya çalıştım. Ağladığım için biraz makyajım akmıştı ama kıyafetimi giydikten hemen sonra halledemeyeceğim kadar kötü olduğunu olduğunu düşünmüyordum.
George çenemden tutup yukarı kaldırdı. Gözlerini gözlerime dikti. Emin misin? O adamı görmeye tahammül edebilecek misin? Başımı salladım.
Biliyorsun, sen beni ondan hemen sonra buldun ve sana söylemiştim ondan intikam almak istediğimi. O yüzden eminim. Haydi, içeri girelim. Dedikten sonra bu sefer ben onun kolundan çekiştirerek içeriye girdim.
George benim için içeriden kıyafetleri aldıktan sonra hemen görevlilerin odasına girip üzerimi değiştirdim. Gözlerimdeki makyajı düzelttikten sonra hazırdım. Gömleğimin iki düğmesi açıktı ve göğüslerimi ortaya çıkarıyordu. Bu beni biraz rahatsız etse de Jamesi etkileyeceğinden emindim. Gülümsedim. Başka şartlarda olsaydı hayatta bunu yapmazdım ama şartlar bunu yapmaya zorluyordu. Bu rahatsızlığı görmezden gelemeye çalışarak odadan çıktım. Barın önüne gittiğimde barın hemen arkasında bir adamın olduğunu gördüm. Ona yeni barmen olduğumu söyleyip içeriye almasını sağladım.
İçerideki barmen bana yeni olduğum için birkaç taktik verip yapmam gerekenleri anlattı. Dikkatle dinleyip incelikleri ve birkaç basit şeyi öğrendim. Müziğin fazla olması nedeniyle iyice bana yaklaşıp Pek kolay değildir ama kısa süre içinde öğrenirsin. Dedi gülümseyerek. Yakışıklı biriydi. Eh, yakışıklı olması normaldi. Buralarda böyleydi. Genelde yakışıklı/güzel olmak seni diğerlerinden bir adım öne geçirirdi bu meslekte. Sebebine hiç girmeyelim.
Teşekkürler. Diye bağırdım. Kibar olmaya çalıştığım için gülümsemiştim.
Aaron! diye bağırdı.
Efendim? bağırdığım için şimdiden ağrımaya başlamıştı boğazım. Ama gerçekten de anlamamıştım. Aaronun konumuzla ne alakası vardı ve Aaron neydi ya da kimdi?
Adım Aaron. Sende Victoria olmasın. Ah, doğru Victoria! Bu benim bu rol için yeni ismim olmalıydı. Aarona pek bir şey belli etmemek için gülümsedim.
Memnun oldum Aaron. Samimiyet önemliydi. Aaronla şurada en az 3 saat geçirecektim ve benden şüphelenmemesi gerekirdi.
Bardaklara viskiyi doldururken karşıma bir adam oturdu ve Bir viski. Diye bağırdı bana doğru. Sesinden elbette kim olduğunu anlamıştım ve bir şey demeden doldurduğum viski bardaklarından birini tezgâhtan ona doğru uzattım. Daha sonra arkaya dönüp boş içki şişelerini çöpe attım. Ondan kaçmaya çalışıyordum çünkü henüz ona bakmaya, onunla konuşmaya cesaretim yoktu.
İçki şişlerini çöpe atarken Aaron yanıma geldi ve bir şeylerle uğraşıyormuş görüntüsü vermeye çalıştı. Bir yandan da benimle konuştu. Az önce viski verdiğin adam sen 3 tane daha isteyecek. Daha sonra votkaya geçer herhalde. Yani önceki akşamlar öyle yapıyordu. Neyse o adama dikkat etmelisin. Buranın sahibi o sayılır. Esas patronla ortaklarmış sanırım. Gülümsedi. Senden etkilendi. Sabahtan beri seni izliyor. Kaşlarımı çatıp sinirle Aarona baktım.
Aarona Ben o kızlardan değilim. Mesajını verdikten sonra dönüp tekrar Jamesin önündeki tezgâha gittim. Demek benden ayrıldıktan sonra işleri baya büyütmüştü! Hoş, ona göre bu işler kolaydı. İnsanları kandırmak onun için eğlenceli geliyordu. Üzgünüm James bugün kandırılan sen olacaksın. Bakalım yem olmak sana nasıl hissettirecek?
Başımı hafifçe kaldırıp meraklı bakışlarla Jamese baktım. Onun bana baktığını görür görmez hemen tekrar başımı eğdim. Şimdi gülüyor olmalıydı. Küçük meraklı kızı oynayışım onun hoşuna gidiyor olmalıydı. Şimdiyse aslında ona bakıp da bakmıyormuş numarası yapıyordum. Buna rest olarak viskisini kafasına dikip bardağı bana doğru uzattı. Yine!
Bir viski daha küçük kız. Alaylı gelen sesi sinirlenmeme sebep olmuştu. Ama kafamda yankılanan sesi planımın istediğim gibi gittiğini belli ediyordu. Küçük kız Tam 10 yıl önce de böyle tanışmıştık. Yani kısmen. Beni küçümsemişti ve bana küçük kız diye hitap etmişti. Yine!
Bir şey demeden bardağı alıp viski dolu bardaklardan biri sertçe tezgâha koyup ona doğru ittirdim. Ben küçük bir kız değilim! Küçük kızı vurgulayınca yüzünde beliren o pis sırıtışı yok etmek için yumruk atmak istedim o an. Bunun için neler vermezdim!
Pekâlâ, adın ne? Yaka kartın yok. Diyerek viskisinden bir yudum aldı. Gerçekten ağıma çok kolay düşecekti. Hatta böyle içmeye devam ederse onunla birlikte olmama gerek kalmayacaktı.
Harika! Sinirle gözlerimi üzerine diktim. Mesai saatimde kimseyle flörtleşmiyorum. Kurallar gereği. Sonra tekrar işlerimle ilgileniyormuş gibi yaptım.
Kahkaha attı. Evet! Göz ucuyla bakınca bunu görmüştüm. Ben buranın ortağıyım. Yani patron sayılırım ve bu yüzden kuralları biliyorum. İsmini söylemen bir flört belirtisi değil. Hem çalışanlarımın ismini bilmem gerek değil mi? İsmimi öğrenmeye çalışması iyiye işaretti.
Victoria! diye bağırdım. Sesimin bu müzik arasında ona gittiğinden emindim ama sinirimi, yalancı sinirimi, anlamasını istedim. Kendimi övmeyi sevmem ama iyi rol yapıyorum. Eh, işimin bir parçası. Böyle bir hayatım olmasa belki bir oyuncu olurdum. Kim bilir! Ah, ne saçmalıyorum ben?
Güzel Kaç yaşındasın, Victoria? Victoriayı söylerken tahrik edici olmayı bekliyordu herhalde. Neden öyle Victoria desin ki yoksa? Ama tahrik edici değil, komik görünüyordu. Sadece komik!
23. Sorularınız bittiyse işime dönmeliyim. Dedikten sonra ani bir şekilde Aaronla yer değiştirdim. İşte bu hareketimle Jamesi tamamen etkilemiştim. Artık tamamen avcumun içindeydi.
Bardaki diğer müşterilerle ilgilenirken bir yandan da Jamesi süzmeyi ihmal etmedim. Çoğunlukla bana, daha doğrusu vücuduma, bakıyordu. Geri kalanındaysa içkisiyle ilgileniyordu. Hafifçe gülümsedim. İçimde kopan nidalar yüzüme pek yansımıyordu. Elimle cebimi yokladım ve ilaçları kontrol ettim. Buradaydılar! Uyku ilaçlarını Jamesin son içkisine atmam gerekti. Ama sorun şuydu ki son içkisini bilmiyordum ve Aaron buradayken bunu yapamazdım.
Aaron şişeleri sallayıp değişik şeyler yaparken yanıma yaklaştı. 5 dakika yalnız idare eder misin? Şaşkınlıkla baktım.
E- evet de bir sorun mu var? Bir yandan konuşuyorduk, bir yandan da elimizdekilerle ilgileniyordu. Bizi umursayan pek kimse yoktu çünkü neredeyse herkes sarhoştu.
Aaron gülümsedi. Hayır. Sadece sevgilimin yanına gidip gelmem gerekiyor. Zaten pek kimse kalmadı. Hemen gelirim. Dedikten sonra yanağıma ufak bir öpücük kondurup tezgâhın arka tarafından ayrıldı. Hafifçe gülümsedim. İşte tam zamanı! Dikkat çekmemeye çalışarak Jamesin olduğu tarafa yöneldim.
Elimdeki işlerle uğraşıyormuş, onu yok sayıyormuş gibi davranıyordum. Ta ki önüme bardağını uzatana kadar.
Bir votka küçük kız. Sarhoştu. Hem de fena şekilde. Benden sonra Aaron ona 4 viski ve sayamadığım kadar votka vermişti. Bence şu an ayakta durması bile normaldi. Bardağını alıp aşağıdaki dolu bardaklardan birini önüme çektim. Hızla cebimden ilacı çıkarıp bardağın içine attım. Hızla erirken oradaki pipetlerden biriyle belli etmeden karıştırdım ve önüne koydum.
Benim bir adım var. Victoria! demeyi de ihmal etmedim. Şimdi beklediğim şey bunun son içkisi olması ve beni evine çağırmasıydı. O sırada Aaron döndü. Hiçbir şey anlamadan işlere yöneldi. Sevgilisiyle konuşması kısa sürmüş olmalıydı. Neyse, beni ilgilendirmezdi.
Jamesi döndüğümde votkasını kafasına diktiğini gördüm. Hemen ardından boş bardağı sertçe bıraktı ve bana döndü. Araba kullanmayı biliyor musun? dedi sertçe. Başımı sallamakla yetindim. Normalde bu davranışından korkardım. Birden cebinden çıkardığı anahtarları bana fırlattı. Hemen tuttum. 5 dakika içinde seni buraya bekliyorum. Beni evime sen bırakacaksın. Kaşlarımı çattım. Kimse bana emir veremezdi! Ama buna bir şey diyemezdim. Lanet olsun! Sinirle personel odasına girdim. Eşyalarımı toparlayıp üzerimi değiştirdim. Georgea burada her şeyin yolunda gittiğine dair bir mesaj atıp dışarıya çıktım.
James taburenin üzerinde oturmuş beni bekliyordu. Biraz ayılmış gibiydi. Ayağa kalktığında hafifçe salladı ve bende onun koluna girdim. Dışarıya çıktığımızda kilitle arabayı açtım ve arabanın yerini öğrenmiş oldum. Jamesi kolundan tutup arabaya doğru çekiştirirken aklıma kendi arabam geldi. Yapacak bir şey yoktu. Onu George almalıydı. Georgeu arabaya bindirip hemen şoför koltuğuna bindirdim. Arabayı çalıştırmadan Georgea arabayı almasın dair bir mesaj çektikten sonra kontağı açtım.
Kime mesaj attın? Şaşkınlıkla Jamese baktım. Acaba mesajı görmüş müydü? Görmüşse Yok canım. Görmemiştir. Bir şey belli etmemeye çalışarak cevap verdim.
Ev arkadaşıma. Biraz gecikeceğimi söyledim sadece. Dedikten sonra arabayı park alanından çıkardım. Jamese baktığımda sırıttığını gördüm. Aklından geçirdiklerini tahmin edince Neyse zaten en geç 1 saat sonra mışıl mışıl uyuyacaktı. İçtiği uyku ilacı sayesinde tabii.
Ana yola çıkar çıkmaz evini sordum. O da kabaca tarif etti. Trafikte ve yol konusunda iyi olduğum için pek sorun olmazdı ama biraz yavaş gitmeliydim. Bu adama evde fazla katlanamazdım ki bunu istemiyordum.
Yollarda epey oyalandığımı fark edince tarif ettiği sokağa girdim hemen. Daha sonra onun yönlendirmeleri üzerine evinin önüne park edip aşağıya indim. Tabii içinde dosya bulunan çantamla birlikte.
Hızla Jamesin olduğu tarafa geçip onu da indirdim ve kolundan tutarak çekiştire çekiştire evin kapısına doğru getirdim. Yolda beni öpme çabaları beni rahatsız etse de bir şey demedim. Evin anahtarını bana doğru uzatıp kapıyı açmamı istedi. Kapı açıp Jamesin içeriye girmesini bekledim. Eliyle duvarları yoklayarak ışıkları yakmak için anahtarı bulmaya çalıştı. Işıkları açar açmaz beni içeriye çekti. Kapıyı kapatıp beni kapıya yasladı ve öpmeye başladı. Pislik!
Zorla da olsa Jamesi ittirdim. Siz içeri geçin. Ben size bir içki getireyim. Diyerek mutfağa kaçtım. Midem bulandı! Evet gerçekten midem bulandı. Ağzından gelen iğrenç içki kokusu bir yana adamın varlığı midemi bulandırıyordu zaten. Mutfakta bulduğum herhangi bir içkiyi bardağa doldurdum. Kolumda duran çantamla içeri girdim.
James tam tahmin ettiğim gibi koltukta oturmuş beni bekliyordu. Hemen önündeki masaya içkiyi koydum. İçkiye uzanırken beni süzdü ve tam ağzına götürmeden Otursana. Dedi. Dediğini yaparak biraz ilerisindeki koltuğa oturdum. İçkisinden bir yudum alıp bana uzandı. Ellerimle dur işareti yaptım ve çantamdan dosyayı çıkardım. Kalemle birlikte masanın üzerine koydum.
James şaşkınlık ve merakla bana bakıyordu. Bu nedir? Hafifçe gülümsedim. Ödeyeceğin yüklü miktarda tazminatla nafaka.. Tabii sen bunu okumazsan bilemeyeceksin.
İşte bir süre kalmamı kesinleştirecek ufak bir belge. İçindeki kâğıtlara adının yazdığı kısımları imzalaman yeterli olur. James tek kaşını kaldırıp bana baktı. Dosyayı önüne çekip kalemi aldı tam imzalayacakken bana döndü.
Bunu neden istiyorsun? bu soru karşısında durdum. Hiç beklemediğim bir soruydu. Ama kurnaz olup onu ikna etmeliydim. Bu yüzden onun dilinden konuşmalıydım.
İşimi garantiye almayı severim. Dedim ikna edici bir gülümsemeyle. Gülümsedi ve kâğıtları imzaladı.
Daha sonra sırıtarak yanıma geldi ve ben de. Dedikten öpmeye başladı beni. Rahatsız olsam da belli etmeye çalıştım. İlaç ne zaman gösterecek? James öperek iyice üzerime çıkmaya çalıştı.
Birden dudakları hareketliliğini kaybetti, kalçamdaki eli yok oldu. İlaç etkisini gösteriyordu. Jamesi üzerimden ittim. Gözlerini kapamak üzereydi. Gözlerini kapamasını bekledim. Daha sonra dosyayı ve kalemi alıp evden çıktım.
**
Eve geldiğimde yorulduğumu fark ettim. Hem bedenen hem de ruhen. Jamesi görmeyeli uzun zaman olmuştu ve onunla olmak beni rahatsız etmişti. Onun ukalalığına katlanmak, ona dayanmak ve en kötüsü onun öpmesine izin vermek Rahatsız etmekten çok acı vermişti belki de. Neyse bunları düşünmek için daha önümde uzun günler vardı.
Kapının önüne gelince bu yorgunluğa daha fazla dayanamayacağımı fark edip hemen anahtarları aradım. Bulur bulmaz kapıyı açıp içeriye girdim. Kapıyı kapatıp ışıkları açtığımda karşımdakini görünce kendimi çığlık atmamak için zor tuttum.
