1.Bölüm
Taksi şoförü yol boyunca bana bakıp durmuştu. Sanki bir şey varmış gibi. Bir şey mi vardı gerçekten? Merakıma yenilip adama sordum.
Bir sorun mu var? Adam sorduğum soruyla aynasından bana çatık kaşlarla baktı. Merak ve şaşkınlığın belirtisi taşıyan kaşları beni ürkütmüyordu.
Hayır, sadece sizi daha önce görmüş gibiyim. Taksicinin verdiği cevap karşısında donup kaldım. Ne yani ben koca şehirde binecek taksi bulamıyor, sürekli aynı taksiye mi biniyordum? Adamın cevabına kaşlarımı yukarıya kaldırmakla yetindim ve yol boyunca adama bakmadan telefonumu kurcalamayı tercih ettim.
Adam küçük evin olduğu caddeye gelince durdu. Anormal davranışlardan kaçınarak adama ücreti verip taksiden ayrıldım.
Küçük eve doğru gitmek için her zamanki yaptığım gibi cadde boyunca yürüyüp sokağa girdim. Bomboş sokakta yankılanan topuklu ayakkabılarımın sesi beni rahatsız etse de umursamadım.
Bu sokakta oturan insanlar geçen geçeni pek umursamazlardı ancak, bana garip garip baktıklarını inkâr edemezdim. Bugün bende bir gariplik mi vardı yoksa ben mi böyle hissediyordum? Eve gidince öğrenirdim. Sokak boyunca yürüdükten sonra köşeyi dönüp çıkmaz sokakta bulanan küçük evin apartmanından içeriye girdim. İçeriye girer girmez burnuma doluşan içki kokusu yüzümü buruşturmama neden olmuştu. İşim gereği içki kokusuna alışkın olsam da aç karnına rahatsız etmişti. Kokuyu yok saymaya çalışarak yüksek merdivenlerden hızla yukarıya çıktım. Nefes nefese küçük evin katına geldiğimde kapıya yürürken anahtarı çantamda aramaya başladım. Bulduğumda sevinçle kapının önüne gidip kapıyı açtım. Evin içine girer girmez rahatladığımı hissettim. Evin temiz kokusu biraz rahatlatmıştı.Evin kapısını kapayıp arkadan bir kat kilitledim. Küçük salondaki pencereyi açıp biraz havalanmasını istedim. Mutfağa gidip atıştıracak bir şeyler ararken kirlileri gördüm. Birinin üzerinde ruj lekesi vardı. George ne yaptın sen! Mutfaktan çıkıp sehpanın üzerindeki telefonumu aldım. Hemen Georgeu aradım.
Biraz rahat versen diyorum. Ne oldu yine Rosalie? Bıkkın ve sinirli gelen sesi benim daha çok sinirlenmeme neden oldu.
Sinirlerime hâkim olamayıp bağırdım. Buraya kız getirerek ne yaptığını sanıyorsun George? Kız bir ötse biteriz! Seninle çalışmakla hata yaptığımı her sefer göstermek zorunda mısın? Georgeun cevap vermesini beklerken diğer odaya geçtim. Yatak darmadağın olmuştu. Gardırobu açıp eşyalarımı kontrol ettim. En azından eşyalarım yerli yerindeydi.
Biraz bekle Rosalie. Dedikten sonra yanındaki kızlara birkaç şey söyledi. Daha sonra bana döndü.
Yapacaklarını yap ve beni bekle. Oraya geliyorum. Daha sonra telefonu yüzüme kapadı. Sinirle telefonu koltuğa salondaki boş koltuklardan birine fırlattım. Tekrar yatak odasına gittim. Yatağı görmezden gelerek üzerimi değiştirdim. Kendi evime gideceğim için yürümüşüm gibi yapmak mantıklıydı. Bu zaten her zaman uyguladığım taktiğimdi. Aynanın karşısına geçip peruğu çıkaracağım sırada gözlerimi gördüm. Lenslere alışık olmadığı için kızarmıştı. Şimdi herkesin bana neden baktığını anlamıştım. Lensi çıkarır çıkarmaz alışkın olduğum mavi gözlerimi gördüm. Sarı peruğu da çıkarıp içeriye gittim. Peruğu çantama koydum. Lens orada kalmıştı. Umursamadım.Buzdolabından olan atıştırmalıklardan ağzıma birkaç tane atarken kapı çaldı. George gelmiş olmalıydı. Hemen gidip kapıyı açtım. Yakasından tutup direkt içeriye geçtim. Alışkanlık olan kapıyı kilitleme işlemini de unutmadım.
Ne yaptığını sanıyorsun George? Bitti bu iş. Seninle daha fazla çalışmıyorum. Koltuğa fırlattığım telefonumu alıp çantama koydum. Tam kapıdan çıkacakken kolumdan tutup geri çevirdi.
Esas sen ne yaptığını sanıyorsun Rosalie? Sence o kadar aptal mıyım? Kendimi senden çok düşünüyorum! Sesli bir şekilde nefes verdi. Kolumdan çekip beni tekli koltuklardan birine oturttu. Hemen yanıma da kendisi oturdu. Dinle beni. O kızın annesi daha önce senin annen gibi- Anne kelimesini duyar duymaz lafını kestim.
Bana o lanet kadından bahsetme! Anne kelimesini duymaya bile tahammül edemiyordum.
Onaylarcasına başına salladı. Pekâlâ. Angelinaın da yani eve getirdiğim kızın da annesi daha önceden bu işteymiş. Ben tanımıyorum ama adını duymuştum. İş konuşmak için buraya getirdim. Evime gelmedi. George muhtemelen beynini kaybetmişti ya da benimle dalga geçiyordu. İnanmayan gözlerle onu süzdüm. Gayet ciddi gözüküyordu. İçimdeki canavarı dizginleyip konuşmaya başladım.
Ya kız yalan söylüyorsa? Ya polis peşimizdeyse de o kadınla ilgili birkaç bilgiye ulaşıp kullandıysa? Sayende her an yakalanıp içeri tıkılabiliriz! Sonunda yine sinirlerime hâkim olamayıp bağırmıştım. Sahi ben ne zaman sinirlerime hâkim olabilmiştim ki?
George söylediklerimden sonra kahkaha attı. Şaşkınlıkla baktım. Ben bu kadar sinirliyken o nasıl bu kadar rahat ve mutlu olabiliyordu? Komik değil! Ben burada ciddi bir şeyden bahsediyorum. Şu kadınlara duyduğun zaaf bizi bir gün içeri attıracak! diye bağırdım.
Bu sefer sinirlendirmiş olmalıydım ki gülmeyi bıraktı. Bal rengi gözleri parıldıyordu. Esas sen biraz daha bağırırsan bütün apartman çevirdiğimiz işleri öğrenecek. Sıkıca tuttuğu kolumdaki elini gevşetti. Hemen kolumu çektim. Merak etme ben ne yaptığımı gayet iyi biliyorum. Bugün ofise geldiğinde tanışırsın. Ayaklandı. Seni de bırakmamı ister misin? Yolun yarısında bırakırım. Kalanın da yürürsün.Mantıklıydı. Zaten o kadar yolu yürüyecek durumda değildim. Başımı sallayarak cevap vermekle yetindim. Çantamı da aldıktan sonra anahtarı da unutmadan evden ayrıldık.
George evden biraz uzakta arabayı durdurdu. Çantam arabanda kalsın. Ofise götürürsün. Çantayla yürüyüş yapıyormuş gibi görünmem komik olur. Şaşkınlıkla bana baktı.
Sen bu koca çantayla mı gittin? Normalde işler için küçük çanta tercih ederdim ama bu iş için garson olmak benim fikrim değildi.
Garson olmak için kılıktan kılığa girmem gerekti, lens kutusu, kıyafetler derken bu çantaya zor sığdırdım. Her neyse biraz komik olur ama çantayı çıkarırsın bende gelince senden alırım. Başını sallayınca arabadan inmek için kapıyı açtım.
Çok geç kalma Angelinayla tanışacaksın. Angelinayı neden bu kadar abartıyordu bilmiyordum ama iki saat bunun üzerinde tartışacak değildim.
Tamamdır. Görüşürüz. Diyerek kapıyı kapadım ve yanıma aldığım müzik çalarımı açtım.
Tempolu bir şekilde yürümeye başladım. Spor sadece komşularıma bir gösteri de olsa işe yarıyordu. Beni rahatlatıyordu ve formda kalmama yardımcı oluyordu. Yürümekten sıkıldığımı fark edip koşmaya başladım. Koşmak daha eğlenceli geliyordu. Ve bu spor olayı sıkmaya başlamıştı. Koşarken omzumda bir el hissedince durup döndüm. Karşı komşum Tomdu. Gülüyor ve bana bir şeyler söylüyordu. Birden müzik dinlediğimi ve kulaklıkları çıkarmayı unuttuğumu fark edince ben de güldüm ve kulaklıklarımı çıkardım.
Affedersin unutmuşum bunları çıkarmayı. Diyerek kulaklıklarımı gösterdim.
Güldü. Sorun değil. Sabah koşusu mu? Tom istisnasız her sabah, en azından benim gördüğüm sabahlar, yürüyüş yapardı. Bu vücudu spora borçlu olmalıydı.
Ah, evet. Kilo almak istemem. İşte benim en uysal halim Komşularımla konuşurken daha kibar, daha nazik olmalıydım. Daha doğrusu iş hayatında daha kuralcı, zor ve sinirli olmalıydım. Yoksa her şey istediğim gibi olmazdı.
Eliyle saçlarını karıştırdı. Bu sayede görmeye alışkın olduğum kaslı kollarını görmüştüm. Düşündüm ki bana belki eşlik etmek istersin bugün sporda. Güzel fikirdi. Tek başına sıkılmaktansa biriyle sohbet ederek daha zevkli hale getirebilirdim.
Başımla onayladım. İyi olur. Bende tam sıkılmaya başlamıştım. Lafımın hemen ardından yürümeye başladık. Tom eğlenceli ve yakışıklı biriydi. İçten içe bana karşı ilgisinin olduğunu sezsem de karşılık vermiyordum. Çünkü benim tipim değildi. Daha doğrusu hiçbir erkek tipim değildi.
Çok nadir görüyorum seni yürürken Düzenli spor yapman gerektiği biliyorsun değil mi? Bir yandan yürüdüğü yola bakıyor, bir yandan da etkileyici bakışlarla bana bakıyordu.
Yüzüme üzüldüğümü simgeleyen bir ifade yerleştirip cevap verdim. Yapmayı istiyorum ama çok üşeniyorum. İşim çok yorucu. Son cümleyi gülerek söylemiştim.
Gülümsedi. Yoruluyorsan neden yapıyorsun ki? Yapmak zorunda değilsin. İşte birinci yalanım! Tom babamın bir şirketi var sanıyordu. Yani babamı bildiğimi ve babam sayesinde zengin olduğumu sanıyordu. İkinci yalanımsa Georgeun asistanı olduğumdu. Üçüncü yalanımsa Georgeun babamla ortak olduğuydu.
Daha söylediğim onlarca yalan arasından birkaç tanesini tek bir cümleyle ortaya çıkarabilirdim. Bu yüzden ikna edici şeyler söylemeliydim. Babamın gölgesinde olmak istemiyorum. Böyle iyiyim. Bir anda üst pozisyona geçmek istemiyorum. Gerçekten bunun hak ettiğim için olmasını istiyorum. Daha sonra meraklı gözlerle Tomu süzdüm gerçekçi bir konuşma olduğunu anlayınca sevindim ve bir kez daha ne kadar iyi yalan söylediğimi anladım.
Evin önüne geldiğimizi görünce sevindim. Karşıya geçip benim evimin önünde durduk. Sanırım haklısın. Neyse, istersen sana bir kahve ısmarlayabilirim. Aslında şu an bir kahveye hayır diyemezdim. Ama ben bir asistan karakterini oynuyordum o yüzden hayır demeliydim.
Üzgünüm işe geç kalıyorum. Daha sonra. Başını salladı. Tam gidecekken tekrar döndü. Yine ne oldu?
Yarın sabah kapındayım. Birlikte yürüyelim. Hayır diyip tersleyemezdim ki bunu istemiyordum.
Tamam. Diyerek eve girdim. Hemen yukarıya çıkıp ılık suyla kısa bir duş aldım. Daha sonra üzerime klasik iş kıyafetlerimden birini giyindim. Küçük bir çantaya telefonumu ve cüzdanımı koyarak garaja gittim. Arabayı garajdan çıkarıp hızla sokaktan ayrıldım.
Ofisin olduğu binaya gelince rutin bir kalabalıkla karşılaştım. Bu beni rahatsız etmemişti. Arabayı uygun bir yere park edip indim. Binaya doğru ilerlerken birkaç tanıdık yüze selam vermeyi ihmal etmemiştim. Ofisin olduğu kata çıkarken aklıma Angelinayla tanışacaktım.
Asansörden indikten sonra Georgeun odasına ilerlerken Kimmiş bakalım şu Angelina. Diye istemsizce mırıldandım. Bunu garipsemiştim ama Angelina denilen kızı merak ediyordum.
Tam Georgeun kapısını açacakken yabancı bir sesin adımı söylemesiyle olduğum yerde kaldım.
Taksi şoförü yol boyunca bana bakıp durmuştu. Sanki bir şey varmış gibi. Bir şey mi vardı gerçekten? Merakıma yenilip adama sordum.
Bir sorun mu var? Adam sorduğum soruyla aynasından bana çatık kaşlarla baktı. Merak ve şaşkınlığın belirtisi taşıyan kaşları beni ürkütmüyordu.
Hayır, sadece sizi daha önce görmüş gibiyim. Taksicinin verdiği cevap karşısında donup kaldım. Ne yani ben koca şehirde binecek taksi bulamıyor, sürekli aynı taksiye mi biniyordum? Adamın cevabına kaşlarımı yukarıya kaldırmakla yetindim ve yol boyunca adama bakmadan telefonumu kurcalamayı tercih ettim.
Adam küçük evin olduğu caddeye gelince durdu. Anormal davranışlardan kaçınarak adama ücreti verip taksiden ayrıldım.
Küçük eve doğru gitmek için her zamanki yaptığım gibi cadde boyunca yürüyüp sokağa girdim. Bomboş sokakta yankılanan topuklu ayakkabılarımın sesi beni rahatsız etse de umursamadım.
Bu sokakta oturan insanlar geçen geçeni pek umursamazlardı ancak, bana garip garip baktıklarını inkâr edemezdim. Bugün bende bir gariplik mi vardı yoksa ben mi böyle hissediyordum? Eve gidince öğrenirdim. Sokak boyunca yürüdükten sonra köşeyi dönüp çıkmaz sokakta bulanan küçük evin apartmanından içeriye girdim. İçeriye girer girmez burnuma doluşan içki kokusu yüzümü buruşturmama neden olmuştu. İşim gereği içki kokusuna alışkın olsam da aç karnına rahatsız etmişti. Kokuyu yok saymaya çalışarak yüksek merdivenlerden hızla yukarıya çıktım. Nefes nefese küçük evin katına geldiğimde kapıya yürürken anahtarı çantamda aramaya başladım. Bulduğumda sevinçle kapının önüne gidip kapıyı açtım. Evin içine girer girmez rahatladığımı hissettim. Evin temiz kokusu biraz rahatlatmıştı.Evin kapısını kapayıp arkadan bir kat kilitledim. Küçük salondaki pencereyi açıp biraz havalanmasını istedim. Mutfağa gidip atıştıracak bir şeyler ararken kirlileri gördüm. Birinin üzerinde ruj lekesi vardı. George ne yaptın sen! Mutfaktan çıkıp sehpanın üzerindeki telefonumu aldım. Hemen Georgeu aradım.
Biraz rahat versen diyorum. Ne oldu yine Rosalie? Bıkkın ve sinirli gelen sesi benim daha çok sinirlenmeme neden oldu.
Sinirlerime hâkim olamayıp bağırdım. Buraya kız getirerek ne yaptığını sanıyorsun George? Kız bir ötse biteriz! Seninle çalışmakla hata yaptığımı her sefer göstermek zorunda mısın? Georgeun cevap vermesini beklerken diğer odaya geçtim. Yatak darmadağın olmuştu. Gardırobu açıp eşyalarımı kontrol ettim. En azından eşyalarım yerli yerindeydi.
Biraz bekle Rosalie. Dedikten sonra yanındaki kızlara birkaç şey söyledi. Daha sonra bana döndü.
Yapacaklarını yap ve beni bekle. Oraya geliyorum. Daha sonra telefonu yüzüme kapadı. Sinirle telefonu koltuğa salondaki boş koltuklardan birine fırlattım. Tekrar yatak odasına gittim. Yatağı görmezden gelerek üzerimi değiştirdim. Kendi evime gideceğim için yürümüşüm gibi yapmak mantıklıydı. Bu zaten her zaman uyguladığım taktiğimdi. Aynanın karşısına geçip peruğu çıkaracağım sırada gözlerimi gördüm. Lenslere alışık olmadığı için kızarmıştı. Şimdi herkesin bana neden baktığını anlamıştım. Lensi çıkarır çıkarmaz alışkın olduğum mavi gözlerimi gördüm. Sarı peruğu da çıkarıp içeriye gittim. Peruğu çantama koydum. Lens orada kalmıştı. Umursamadım.Buzdolabından olan atıştırmalıklardan ağzıma birkaç tane atarken kapı çaldı. George gelmiş olmalıydı. Hemen gidip kapıyı açtım. Yakasından tutup direkt içeriye geçtim. Alışkanlık olan kapıyı kilitleme işlemini de unutmadım.
Ne yaptığını sanıyorsun George? Bitti bu iş. Seninle daha fazla çalışmıyorum. Koltuğa fırlattığım telefonumu alıp çantama koydum. Tam kapıdan çıkacakken kolumdan tutup geri çevirdi.
Esas sen ne yaptığını sanıyorsun Rosalie? Sence o kadar aptal mıyım? Kendimi senden çok düşünüyorum! Sesli bir şekilde nefes verdi. Kolumdan çekip beni tekli koltuklardan birine oturttu. Hemen yanıma da kendisi oturdu. Dinle beni. O kızın annesi daha önce senin annen gibi- Anne kelimesini duyar duymaz lafını kestim.
Bana o lanet kadından bahsetme! Anne kelimesini duymaya bile tahammül edemiyordum.
Onaylarcasına başına salladı. Pekâlâ. Angelinaın da yani eve getirdiğim kızın da annesi daha önceden bu işteymiş. Ben tanımıyorum ama adını duymuştum. İş konuşmak için buraya getirdim. Evime gelmedi. George muhtemelen beynini kaybetmişti ya da benimle dalga geçiyordu. İnanmayan gözlerle onu süzdüm. Gayet ciddi gözüküyordu. İçimdeki canavarı dizginleyip konuşmaya başladım.
Ya kız yalan söylüyorsa? Ya polis peşimizdeyse de o kadınla ilgili birkaç bilgiye ulaşıp kullandıysa? Sayende her an yakalanıp içeri tıkılabiliriz! Sonunda yine sinirlerime hâkim olamayıp bağırmıştım. Sahi ben ne zaman sinirlerime hâkim olabilmiştim ki?
George söylediklerimden sonra kahkaha attı. Şaşkınlıkla baktım. Ben bu kadar sinirliyken o nasıl bu kadar rahat ve mutlu olabiliyordu? Komik değil! Ben burada ciddi bir şeyden bahsediyorum. Şu kadınlara duyduğun zaaf bizi bir gün içeri attıracak! diye bağırdım.
Bu sefer sinirlendirmiş olmalıydım ki gülmeyi bıraktı. Bal rengi gözleri parıldıyordu. Esas sen biraz daha bağırırsan bütün apartman çevirdiğimiz işleri öğrenecek. Sıkıca tuttuğu kolumdaki elini gevşetti. Hemen kolumu çektim. Merak etme ben ne yaptığımı gayet iyi biliyorum. Bugün ofise geldiğinde tanışırsın. Ayaklandı. Seni de bırakmamı ister misin? Yolun yarısında bırakırım. Kalanın da yürürsün.Mantıklıydı. Zaten o kadar yolu yürüyecek durumda değildim. Başımı sallayarak cevap vermekle yetindim. Çantamı da aldıktan sonra anahtarı da unutmadan evden ayrıldık.
George evden biraz uzakta arabayı durdurdu. Çantam arabanda kalsın. Ofise götürürsün. Çantayla yürüyüş yapıyormuş gibi görünmem komik olur. Şaşkınlıkla bana baktı.
Sen bu koca çantayla mı gittin? Normalde işler için küçük çanta tercih ederdim ama bu iş için garson olmak benim fikrim değildi.
Garson olmak için kılıktan kılığa girmem gerekti, lens kutusu, kıyafetler derken bu çantaya zor sığdırdım. Her neyse biraz komik olur ama çantayı çıkarırsın bende gelince senden alırım. Başını sallayınca arabadan inmek için kapıyı açtım.
Çok geç kalma Angelinayla tanışacaksın. Angelinayı neden bu kadar abartıyordu bilmiyordum ama iki saat bunun üzerinde tartışacak değildim.
Tamamdır. Görüşürüz. Diyerek kapıyı kapadım ve yanıma aldığım müzik çalarımı açtım.
Tempolu bir şekilde yürümeye başladım. Spor sadece komşularıma bir gösteri de olsa işe yarıyordu. Beni rahatlatıyordu ve formda kalmama yardımcı oluyordu. Yürümekten sıkıldığımı fark edip koşmaya başladım. Koşmak daha eğlenceli geliyordu. Ve bu spor olayı sıkmaya başlamıştı. Koşarken omzumda bir el hissedince durup döndüm. Karşı komşum Tomdu. Gülüyor ve bana bir şeyler söylüyordu. Birden müzik dinlediğimi ve kulaklıkları çıkarmayı unuttuğumu fark edince ben de güldüm ve kulaklıklarımı çıkardım.
Affedersin unutmuşum bunları çıkarmayı. Diyerek kulaklıklarımı gösterdim.
Güldü. Sorun değil. Sabah koşusu mu? Tom istisnasız her sabah, en azından benim gördüğüm sabahlar, yürüyüş yapardı. Bu vücudu spora borçlu olmalıydı.
Ah, evet. Kilo almak istemem. İşte benim en uysal halim Komşularımla konuşurken daha kibar, daha nazik olmalıydım. Daha doğrusu iş hayatında daha kuralcı, zor ve sinirli olmalıydım. Yoksa her şey istediğim gibi olmazdı.
Eliyle saçlarını karıştırdı. Bu sayede görmeye alışkın olduğum kaslı kollarını görmüştüm. Düşündüm ki bana belki eşlik etmek istersin bugün sporda. Güzel fikirdi. Tek başına sıkılmaktansa biriyle sohbet ederek daha zevkli hale getirebilirdim.
Başımla onayladım. İyi olur. Bende tam sıkılmaya başlamıştım. Lafımın hemen ardından yürümeye başladık. Tom eğlenceli ve yakışıklı biriydi. İçten içe bana karşı ilgisinin olduğunu sezsem de karşılık vermiyordum. Çünkü benim tipim değildi. Daha doğrusu hiçbir erkek tipim değildi.
Çok nadir görüyorum seni yürürken Düzenli spor yapman gerektiği biliyorsun değil mi? Bir yandan yürüdüğü yola bakıyor, bir yandan da etkileyici bakışlarla bana bakıyordu.
Yüzüme üzüldüğümü simgeleyen bir ifade yerleştirip cevap verdim. Yapmayı istiyorum ama çok üşeniyorum. İşim çok yorucu. Son cümleyi gülerek söylemiştim.
Gülümsedi. Yoruluyorsan neden yapıyorsun ki? Yapmak zorunda değilsin. İşte birinci yalanım! Tom babamın bir şirketi var sanıyordu. Yani babamı bildiğimi ve babam sayesinde zengin olduğumu sanıyordu. İkinci yalanımsa Georgeun asistanı olduğumdu. Üçüncü yalanımsa Georgeun babamla ortak olduğuydu.
Daha söylediğim onlarca yalan arasından birkaç tanesini tek bir cümleyle ortaya çıkarabilirdim. Bu yüzden ikna edici şeyler söylemeliydim. Babamın gölgesinde olmak istemiyorum. Böyle iyiyim. Bir anda üst pozisyona geçmek istemiyorum. Gerçekten bunun hak ettiğim için olmasını istiyorum. Daha sonra meraklı gözlerle Tomu süzdüm gerçekçi bir konuşma olduğunu anlayınca sevindim ve bir kez daha ne kadar iyi yalan söylediğimi anladım.
Evin önüne geldiğimizi görünce sevindim. Karşıya geçip benim evimin önünde durduk. Sanırım haklısın. Neyse, istersen sana bir kahve ısmarlayabilirim. Aslında şu an bir kahveye hayır diyemezdim. Ama ben bir asistan karakterini oynuyordum o yüzden hayır demeliydim.
Üzgünüm işe geç kalıyorum. Daha sonra. Başını salladı. Tam gidecekken tekrar döndü. Yine ne oldu?
Yarın sabah kapındayım. Birlikte yürüyelim. Hayır diyip tersleyemezdim ki bunu istemiyordum.
Tamam. Diyerek eve girdim. Hemen yukarıya çıkıp ılık suyla kısa bir duş aldım. Daha sonra üzerime klasik iş kıyafetlerimden birini giyindim. Küçük bir çantaya telefonumu ve cüzdanımı koyarak garaja gittim. Arabayı garajdan çıkarıp hızla sokaktan ayrıldım.
Ofisin olduğu binaya gelince rutin bir kalabalıkla karşılaştım. Bu beni rahatsız etmemişti. Arabayı uygun bir yere park edip indim. Binaya doğru ilerlerken birkaç tanıdık yüze selam vermeyi ihmal etmemiştim. Ofisin olduğu kata çıkarken aklıma Angelinayla tanışacaktım.
Asansörden indikten sonra Georgeun odasına ilerlerken Kimmiş bakalım şu Angelina. Diye istemsizce mırıldandım. Bunu garipsemiştim ama Angelina denilen kızı merak ediyordum.
Tam Georgeun kapısını açacakken yabancı bir sesin adımı söylemesiyle olduğum yerde kaldım.