xranzei 1
xranzei
mavzermete 1
mavzermete
Fethi Polat 1
Fethi Polat
Hikaye Ekle

Mirror/Ayna 10. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 152

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Kendinle yüzleşmeyi isteyen sendin,
Gerçekleri beklemeyi seçen,
Ve onların peşinden giden,
Yüzleştin şimdi gerçek senle.
Her şey daha zor olmadı mı?
Söyle.
Rosa gün başladığında kendini her zamankinden daha iyi hissediyordu. Her ne kadar yaşadıklarının nasıl bir şey olduğunu bilmese de artık kabullenmişti. Aynalarla olanları, geleceği görmesini, aynaya bakınca içinden geçenlerin olmasını, annesinin rüyalarında saçma sapan konuşmalarını... Ama hala annesinin dediklerini anlayamıyordu. Onca şeyin ardından son nokta bu muydu yani? Olmamış şeyleri olmuş gibi hissetmek. Bu şizofren insanların tanımına uyuyordu, ama Rosa gerçekleri kabullense de bunu kabullenmeyecekti. O farklıydı, deli değildi.
Yüzünü yıkadı ve dolabından seçtiği kıyafetleri giymeye başladı. Madem değişiyordu, hayatındaki bir kaç şeyi de değiştirebilirdi. Mesela erkeksi giyim tarzını. Ama bunun için önce alışverişe gitmesi gerekirdi, şimdilik kot şortu ve beyaz bol gömleğiyle idare edebilirdi. Ayağına babetlerini geçirdi ve yandan askılı kahverengi çantasını alarak eline bir iki kitap alıp evden çıktı. Kahvaltı yapmak fikri annesinin yanında olacağından mide bulandırıcı geliyordu.
Yolda giderken bir pastaneye uğradı ve kendine bir sandviç aldı. Turuncu evin önünden geçerken kendisinin kötü kalpli biri olduğunu değil, farklı biri olduğunu düşündü. Hayat ona ne getirecekse Rosa bunu kabullenecekti. Ya da kendisinden ne götürecekse...
Okula geldiğinde Zack'in kendisini beklediğini gördü. "Hayatım ne kadar da saçma" diye düşündü kendi kendine. "Hem ilginç sırlar var hem de aşırı sıkıcı bir lise aşkı" Derin bir nefes aldı ve hayatını düzene koymak için yapacağı şey için ilk adımını attı. Birkaç saniye sonra Zack'in yanındaydı.
"Konuşacak bir şeyin varmış." dedi ve gözlerini oğlanın üzerine dikti. Bir an önce bitmesini istiyordu. Umrunda olan onun saçma konuşmaları ya da Lusia'nın kıskançlıkları değildi.
"Evet var. Ama burda olmaz. Benimle gel." Rosa bundan sıkılmıştı ama yapacak bir şeyi yoktu. "Sakin ol" dedi kendi kendine. "Bir şeyler zırvalayacak ve bitecek." Oğlanın arkasından yürüyerek okul bahçesinin dışında çıktı. Tek tük insanların olduğu bir sokak arasına girdiler.
"Öncelikle" dedi Zack ve boğazını temizledi. "Lusia'dan uzak duracaksın." Vay canına! Rosa Lusia'ya bulaşıyordu yani öyle mi? Zack'ten beklenmeyecek bir haraketti. Ama Rosa umursamadı. Oğlana aşık falan değildi çünkü.
"Emin olabilirsin" dedi Rosa ve alaycı bir bakışla Zack'e baktı. "O kız umrumda bile değil."
"O kız dediğin kişi Lusia, Rosa. İstediğinde neler yapabileceğini tahmin bile edemezsin." Rosa küçümser bir şekilde güldü.
"Ne yani? Gelip boğazıma falan mı yapışır yoksa?"
Zack kendinden emin bir şekilde cevap verdi "Gerekirse evet." Rosa oğlanın ciddi duruşu karşısında biraz ürkmüştü.
"O" dedi Zack ve konuşmak için birkaç saniye duraksadı. "Lanetli" Rosa kafasının içindeki onlarca soru işaretinin dolaşmasına ve hiçbirinin cevap bulamadan öylece kalmalarına artık alışmıştı.
"Demek benim gibi ha" dedi ağzından kaçırarak. Zack'in korku ve şaşkınlıkla bakan bakışlarından rahatsız olmuştu. Oğlan tam anlamıyla afallamıştı. Rosa yüzüne sinsi bir gülümseme yerleştirdi ve Zack'in yanına giderek "Nasıl emin olabiliyorsun?" dedi. "Belki de ben de lanetliyimdir."
Rosa gerçekten de lanetli olduğunu düşünmüyordu, sadece başına gelen bu şeyin lanetten farksız olduğunu düşünüyordu. Eğer gerçekleri bilseydi, bunu söylediğine pişman olurdu.
* * *
Sıradan geçen bir okul gününün ardından Rosa hiçkimseyle konuşmadan direkt eve gitti. Evde annesi de dahil hiçkimse yoktu. Bunu fırsat bilerek sakince yatağına uzattı ve gözlerini kapattı. Rüya görmek istemiyordu ama çoktan bir rüyanın içine girmişti bile. Dolabına gidip kırık aynaları içinden çıkarıp annesine uzattığını gördü. "Hayır yapma!" diye bağırıyordu ama kendine engel olamıyordu. Eskisi gibi rüyalarında ne yapacağına karar veremiyordu. Rüyanın içinde değil de dışardan izliyor gibiydi.
Rosa uyanır uyanmaz aynaları sakladığı yerlere baktı. Hiçbiri ama hiçbiri yerinde yoktu. Önce aynanın kırıldığı rüya gerçek olmuştu, şimdi de annesine aynaları verdiği rüya. Daha o aynalarda ne olduğunu bile çözememişti. Yatağını toplamadan odasından çıktı ve annesini aramaya başladı. "Anne!"
Annesinin salonda aynaları birleştirmeye çalıştığını gördü. "Ne yapıyorsun sen?" diye bağırdı annesine. Marilyn elindeki yapıştırıcıları bırakarak Rosa'nın yüzüne baktı. Kız kaşlarını çatmıştı. Normal bir anne, kızının ona böyle bağırdığını duysa ona ceza verirdi ama Rosa ve Marilyn buna alışmıştı. Onlar birbirlerine sataşan ve sürekli kavga eden anne ve kızdı. Rosa sinirle sözlerinin üstüne basa basa tekrarladı. "Ne-yapıyorsun-sen?!"
"Önce gelip aynanın kırıldığını söyleyip, birleştirmemi istiyorsun sonra gelip 'Ne yapıyorsun sen' diye bağırıyorsun. Tanrı aşkına Rosa, sen iyi misin?" Marilyn bunları o kadar kızgın bir şekilde söylemişti ki Rosa gerçekliğini sorgulamamıştı bile. Demek ki rüyasında gördüğü şeyler, gerçek oluyordu. Ama rüyasında kendi uyuduğuna ve yatakta olduğuna göre annesine aynaları kim vermişti? İkizi olduğunu hatırlamıyordu. Uyurgezerlik diyecekti ama bunca olaya böyle basit bir hastalığı yakıştırmak saçma olurdu. Bir şeyler dönüyordu.
"Aynaları ver!" dedi sinirle ve annesinin eline verdiği aynaları alarak odasına götürdü. Geleceği görebiliyorsa bunları neden görmüyordu? Aynaları eline aldı ve yatağının üzerine koydu. Çarşafına yapıştırıcı bulaşmasını gerçekten önemsemiyordu. Aynaları birleştirdi ve birleştirince tam ortasındaki parçanın eksik olduğunu gördü. Annesine küfürler sayarken çantasına koyduğunu hatırladı, yanında taşıdığını... Kahverengi çantasını dolabından çıkardı ve içini açıp baktı. Aynanın son parçası yoktu. Kayıptı, ya da annesindeydi. Aslında ikisi de çok farklı şeyler ifade etmiyordu.
Annesinin yanına gitmeden önce aynaları toplayıp bir çantanın içine koydu ve kapıyı çekerek evden çıktı. Biraz ilerledikten sonra komşuları Katherina'ların evine geldi ve kapıyı çaldı. Saçları biraz beyazlamış kadın kapıyı açtı ve şaşırmış gibi Rosa'ya baktı. Kız normalde bu eve pek gelmezdi. "Rosalina" dedi tatlı bir ses tonuyla. "Hoşgeldin" Rosa kadına gülümseyerek içeri girdi ve aceleyle "Nasılsınız?" dedi. Kadın cidden şaşırmıştı. "İ-iyim, sen? Okul nasıl gidiyor bakalım?" Rosa kafasında hiçbir şey düşünmeden buraya gelmişti ama kadın ona çoktan bir fikir vermişti. İçinden Tanrı'ya şükretti.
"Aslında ben de okul için buraya gelmiştim. Biyoloji dersinden bir ödev aldıkta, biliyorsunuz bizim evin bahçesinde hiç bitki yetişmiyor. Öğretmenimiz de şey istedi." Gözlerini kaçırdı ve bir şeyler uydurmak için bir kaç saniye düşündü. "Şey istedi, farklı bitkilerin aynı ortamda nasıl yetiştiğiyle ilgili bir çalışma işte" Kadının anlamamış bakışlarını umursamadan otuz iki diş gülümsedi.
"Bahçeyi kullanabilirim değil mi?"
"Tabii"
Rosa hızlı adımlarla bahçeye gitti ve arkasına bakıp kadının onu gözetleyip gözetlemediğine baktı. Kimsenin bakmadığına emin olduğunda elleriyle toprağı kazdı, içine aynaları koydu. Her aynayı diğerinden biraz daha uzaktaki bir yeri kazıp koyuyordu. Son aynayı da koyduğunda evin bütün etrafını aynalarla çevirdiğini farketti. Sonunda aynaları saklayacak kadar güvenli bir yer bulmuştu. Sakladığı yerlerii unutmamak için sanki uçmuş gibi yaprakları üzerlerine koydu ve gerçekten uçmamaları için üstlerine biraz toprak attı. Sinsi bir şekilde gülümsedi ve ellerini birbirine çarparak toprağı yere döktü. Çantasından defterini ve kalemini çıkarıp içeri gitti. Kadın oturmuş Rosa'yı bekliyordu. Kız "Daha çok kalmak isterdim ama ödevimi yetiştirmem gerekiyor. Bütün notları defterime aldım. Teşekkürler" dedi ve kadının bir şey demesine fırsat bırakmadan evden çıktı.
Şimdi eve gidip annesine kalan bir parçanın hesabını sormasının zamanıydı. Çantasındaki anahtarla kapıyı açtı ve annesini salonda kendisini beklerken gördü. Marilyn Rosa'nın ayak seslerini duyunca başını kızın olduğu tarafa çevirdi ve ona doğru yaklaştı. Rosa hiç bir şey düşünmeden "Aynanın son parçası nerde?" dedi. "Senin aldığını biliyorum."
Marilyn dudaklarını alaycı bir şekilde büzdü ve gözlerini kısarak güldü. "Evet bende." dedi ve sırtının arkasında duran elini göstererek "Bu değil mi?" dedi. Rosa tam kadının elindeki aynayı alacakken Marilyn ellerini sıktı ve ellerinden kan damlamasını umursamayarak aynayı parçalara ayırdı. Rosa kadının hiç de acı çekiyormuş gibi durmayan gözlerine baktı. Marilyn elini açtı ve "Al" dedi. Kız almayınca "Bunu istediğini sanıyordum" dedi. Rosa hiçbir şey söyleyemiyordu.
Marilyn tam ağzını açıp konuşacakken dışardan gelen bağrışma seslerini duydu. Rosa şaşırarak pencereye koştu ve dışarı baktı. Komşular koşuyordu. Annesinin kanlı elini ya da aynasını önemsemeyerek dışarı çıktı ve herkesin gittiği yere koştu. Gördüğü şey karşısında tam anlamıyla donakalmıştı. Biraz önce gittiği evden alevler yükseliyordu. Turuncu ev yanıyordu. Marilyn kızın arkasından geldi ve yanan eve baktı. İkisi de kokuyu tam olarak alamasalar da tehlikenin kokusunu duyabiliyorlardı. Hissedemedikleri koku lanetin kokusuydu. Alevlerin insanın içini yakan kokusunun arasından anlaşılmayan koku...
426587_434171983300751_2045406686_n.jpg
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst