BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
Agora Metin2 1
Agora Metin2
PrimeAC 1
PrimeAC
ShadowFon 1
ShadowFon
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
romegames 1
romegames
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Bvural41 1
Bvural41
NovaLst 1
NovaLst
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Girdap 4. Bölüm; "ilah"

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 287

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 19 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Devrim

Gözlerimi açtığımda algıladığım ilk şey beyaz renkti. Gözlerim yuvalarında döndü ve ani bir hareketle kalkmaya yeltendim. “Ahh” diye bağırdım. Kolumdaki sıvı akışını sağlayan serumun iğnesi ani hareketimle canımı yakmıştı. Yavaşça geriledim ve sağ kol dirseğimden destek alarak sırt üstü doğruldum. Hastanedeydim. Ah yine baygınlık geçirmiş olmalıydım. Bir anda aklıma yalnızca cebimdeki 250 dolarla bu koca şehirde kimsesiz olduğum geldi. Metabolizmamın tepkisinde ne kadar haklı olduğunu düşündüm, çünkü bu kara anı yeniden beni bayılma noktasına getirmişti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Düşündükçe bedenim alev saçmaya başladı. Çok sıcaktı ve çok fazla terliyordum. Dünya genişliğindeki bir fırının içerisinde gibiydim. Nefes alıp verişimde hızlanmıştı. Sanki solumaya çalıştığım hava kaçıyordu da ben yetişebilmek için daha da hızlanıyordum. Sahip olduğum bu vücut, bütün öz organlarım böyle bir günde bana ihanet ederken midem de boş durmuyordu. Midemdeki ani kramp bir acı inleyişe daha yol açtı. Kafamı yastığa koydum, sakinleşmeye çalıştım. Giden paramı düşünmemek için buraya nasıl geldiğimi düşünmeye başladım. Birden kanımı donduran bir eksiklik hissettim. Yo hayır, hayır, hayır olamaz’ diye söylendim. Valizim! Paranın gidişi yetmiyormuş gibi artık valizimde yoktu. Bütün hazinem ondaydı. Birkaç saniye süren bu düşünce ile yerimden doğruldum. Serum iğnesinin kolumda durmasını sağlayan bandı hızla çektim ve iğneyi çıkardım. Biraz kan akmıştı elime doğru ama aldırmadım. Yerde, muhtemelen benim için bıraktıkları hasta terlikleri vardı. Ayağıma geçirdim ve dikildim. Filmlerdeki kocaman şeffaf topun içindeymişim ve dev bir insanın topu ayağıyla sürekli olarak sürüklemesiyle içinde yuvarlanıyormuşum gibi hissetmeme neden olmuştu dönen başım. Tek kişilik bir odada değildim. Büyük ihtimalle acil gözlem odasıydı ama bir tek ben vardım. Yan yana dizilmiş üç yataktan ortadakine yatırılmıştım. Karşımda kapıya ilerlerken, kapı tarafındaki yatağın ucundan destek almak için uzandıysam da başaramadım ve yere yığılıverdim. O sırada hemşire girdi içeri.

-Ah ne yapıyorsunuz böyle ? Durun size yardım edeyim, yaralandınız mı ?’ diyerek kolumdan tuttu ve beni ayağa kaldırdı. Yatağa yönelince durdum ve;
- Benim… gitmem gerek… valizim, onu bulmalıyım…’ dedim. Çok bitkin ve yavaş konuşmuştum. Sesim zor duyuluyordu.
-Sakin olun ve yatıp dinlenin.’ Dedi hemşire. Odanın kapıya göre sağ köşesini göstererek;
-Bakın valizinizde, çantanızda orada. Sizin soyulduğunuza şahit olan genç bir adam valizinizi unuttuğunuzu fark edince onu alarak peşinizden gelmiş. Yanınıza vardığında sizi baygın bulmuş. Bir taksiye atlayıp sizi buraya getirmiş. Şanslınız. O ifadesini verdi ve gitti. Siz rahatça dinlenin şimdi. Ah kolunuz kanıyor, hadi şuraya yatında serumunuzu yenileyip size bir sakinleştirici yapayım.’ Dedi tatlı bir şekilde. Eşyalarım oradaydı. Ayakkabılarımda. Şaşırmış ve rahatlamıştım adamın iyiliği karşısında. Ömrüm boyunca minnettar kalacaktım yüzünü bile görmediğim kurtarıcıma. Kadının dediğini yaptım ve yatağa uzandım. İğneyi yaptıktan sonra çıktı hemşire. Yine kötü düşüncelerin esiri olmak üzereydim ki sakinleştiricinin etkisinden olsa gerek hemen sızdım.

Uyandığımda hemşire elinde dosyası ile bir şeyler yapıyordu. Uyandığımı görünce gülümseyerek;
-Demek uyandınız. Saat gece 10 oldu, yaklaşık 4 saattir uyuyorsunuz. Ben gidip polislere haber vereyim. İfadenizi almak için bekliyorlardı.’ Dedi ve odadan çıktı. Sevimli hatun diye düşündüm. Birkaç dakika sonra polisler geldi ve olanları anlattım. Pek bir şey çıkmayacağını ve bu tür olayların sıklıkla yaşandığını söylediler. Şaşırmamıştım. İyi şeyler beklemek anormal olurdu zaten. Ailemi terk edip buraya gelmiştim. Tabii ki bir şekilde cezalandırılacaktım.
Her zaman, kötü olduğuna inandığım bir eylemde bulunduğumda başıma istemeyeceğim bir şey geleceğini bilirdim. Böyle tuhaf bir inancım vardı ve daima da bu döngü gerçekleşirdi. Tıpkı bugün olduğu gibi. Yani yaptığım şeyden pişman değildim tabii ama adına iyi demekte olmazdı. O yüzden bugün olanları cezam olarak düşünmüştüm. Polisler ifademi alıp çıktıktan hemen sonra hemşire gelip kolumdaki serumdan kurtardı beni ve çıkabileceğimi söyledi. Sanki gidecek yerim varmış gibi… Harika planımın barınma kısmını unutmamıştım ama buna bir çarem yoktu o an ve yatacak yer ihtiyacım ortaya çıkana kadar bu sorunu göz ardı etmeye karar vermişti. Param vardı bunu yaparken bir pansiyonda bir süre idare edebilirim diye düşünmüştüm. Soyulabileceğim aklıma gelmemişti (!).

Hemşire odadan çıktığında ayakkabımı giymek için kalktım ve eşyalarımın olduğu köşeye doğru yürüdüm. Nereye gideceğimi bilmiyordum. İyiydim ama. Yorgunluğu saymazsak. Valizimi aldım ve odadan çıktım. Belki de son paramı hastane masraflarına vermek için koridorun sonundaki danışmaya ilerledim.

-Devrim Gürsoy. Ne kadar ödeme yapmam gerekiyor. Acile getirildim ? ‘ dedim. Bir yandan dua ediyordum elimde biraz para kalması için.
-Hmm sizin ödemeniz yapıldı hanımefendi. Sizi buraya getiren bey muayeneniz bittikten sonra masrafları ödedi. Daha sonra ifadesini verdi ve gitti. ‘ dedi kibarca genç memur. Bakakalmıştım. Hayat çok garipti. 10 dakika içerisinde; önce hiç tanımadığınız biri tarafından – saçma. Tanıdığım hiç hırsız yoktu.- tüm paranız çalınabiliyorken, sonrasında yine hiç tanımadığınız mağduriyetinizi bir nebze olsun azaltmak isteyen iyi niyetli biri tarafından yardıma boğulabiliyordunuz. Bir uçtan diğer uca gidip gelmek gibi. Siyah ve beyazın çatışması, iyilik ve kötülüğün zıtlığı gibi. Hepsini bir günde yaşamıştım sanki. Kurtarıcım toplu dualarımda kadrolu ve ayrıcalıklı bir yer edinmişti artık. Şimdiden, içimden onlarca iyi dilekte bulunmuştum o adam için. Şaşkınlık ve geçici olduğunu bildiğim bir huzur içindeydim. Nereye gidecektim ? Hala pantolonumun cebinde duran adresi çıkardım birden ve neredeyse bir dakikadır yüzüne bakakaldığım memura uzatarak nasıl gidebileceğimi sordum. Memurun tarifinden sonra teşekkür ederek hastaneden dışarı çıktım. Midem gurulduyordu ama önceliği sigarama verdim. Aklıma sürpriz ağızlı çocuk geldi ve önce çakmağımı buldum daha sonra sigaramı çıkardım, aynı şeyi yaşamak istemiyordum. Hastanenin önü caddeydi. Memurun tarifine göre karşıya geçip sağa doğru hiçbir yola sapmadan tren istasyonuna gitmem gerekiyordu. Dediğini yaptım, 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra istasyona gelmiştim. Birkaç dakikalık bekleyişten sonra tren geldi ve bindim. Yolculuk 40 dakika sürmüştü ve uzun gelmişti. Bu tür aletlerin bu ülkede daha hızlı olduğunu sanıyordum. İstasyondan çıkmak için merdivenleri aşmam gerekti. Basamakların sonunda bir sokağa çıktım, iki tarafta da uzun binalar vardı yol boyunca. Direk çıkıştan başka yön yoktu, yolu takip ettim. Yine bir caddeye çıkmıştım. Çift yönlü bir caddeydi. Hemen karşıda bir binanın alt katındaki açık kafeyi gördüm, karşıya geçip içeri girdim ve adresi sordum garsonlardan birine. Kafeden çıkıp sola doğru yürüdükten sonra tekrar sola sapmıştım ilk dönemeçten. Ve sonunda gelmiştim. Sakin, nezih ve karşılıklı dizilmiş binaların, mağazaların, restoranların ışıklarıyla aydınlattığı bir sokaktı. Genişti de. Birkaç metre ilerledikten sonra beni asıl ilgilendiren binaya gelmiştim. Tabii ki içeri girmeyecektim. Henüz değil. Zaten önce halletmem gereken sorunlarım vardı iş, yatacak bir yer gibi. Etrafı incelemeye başladım. Olduğum yerin hemen karşısındaki Türk restoranı dikkatimi çekti. İsminden anlamıştım. Turkish Cuisine ; Türk mutfağı. Böyle bir yerde açabildiğine göre sahibi zengin olmalıydı. Hiç düşünmeden yolu geçtim ve içeri girdim. Dikdörtgen şeklinde bir yerdi. Uzun ve ince. Dekorasyon iyiydi. Eşyalarda koyu yeşil ve kahve tonları hakimdi. Uzun koridor boyunca yalnızca duvar kısımlarında arka arkaya masalar dizilmişti. Orta kısım boştu, çokta geniş bir boşluk değildi zaten. Koridorun sonunda, sağ duvarın bitiminde mini bir bar vardı. İçki servisi yapılıyordu. Sol tarafı ise bitimine kadar masalar için kullanmışlardı. Orta yolun hemen sonunda ise mutfağa açıldığını düşündüğüm kapı vardı. Barda genç bir çocuk vardı. Uzun boylu, iri yapılı ve beyaz tenliydi. Saçları kahverengiydi. Tür değildi büyük ihtimalle. Bara yürüdüm ve tabureye oturdum.
- Merhaba ben Devrim. ‘ dedim. Çocuk sevimli bir biçimde;
- Merhaba Devrim bende Daniel. Yani Dan diyebilirsin. Ne içersin, sana ne vereyim ? ‘ diye sordu, bir yandan da hızlıca önündeki bardakları kuruluyordu.
- Hiç. Yani bir şey almayım, teşekkür ederim. Aslında bu yerin sahibi ile görüşmem gerek ‘dedim. Elindeki bardağı havaya kaldırıp leke olup olmadığını kontrol ediyordu ve gülerek;
- Eğere iş içinse hiç şansın olmadığını söyleyebilirim.’ Dedi. Anlaşılan ilk değildim onlar için.
- Şansım için son ana kadar çabalamayı severim’ dedim gülerek. Oda güldü ve
-Peki o zaman-‘ tam o sırada arkamdaki kapı açıldı.
- Ah işte patron geldi. ‘ dedi Dan. Şık giyimli, gri saçlı ve formda olan adama
- Merhaba ben Devrim’ deyip elimi uzattım. Gözlüklerinin üzerinden baştan aşağı beni süzdü ve gözleri yanımdaki valize kaydı. Elim hala havadaydı. Tekrar yüzüme baktı ve;
- İş mi istiyorsun ? ‘ dedi sertçe
- Şey aslında yani evet ‘ adamın tuhaf tepkisi yüzünden şaşırmış ve gevelemiştim.
- işçiye ihtiyacım yok, gidebilirsin.’ Dedi adam.
- Bu işe gerçekten ihtiyacım var lütfen bir şans veremez misiniz ?’ dedim. Türkçe konuşuyordum.
- Hayır şimdi çık git buradan ! ‘ diye çıkıştı adam Türkçe. Sinirlenmiştim ama kendime hakim oldum ve
- Bakın lütfen yardımcı olun. Bugün buradaki ilk günüm ve soyuldum, yatacak bir yerim de yok. Lütfen yalvarırım çok temizimdir, bulaşıkları yıkarım, yerleri silerim ne iş verirseniz yaparım, hiç konuşmam. Fazla para da istemiyorum sadece karnımı doyuracak kadar birde burada kalmama izin verirseniz geceleri size minnettar kalırım. Lütfen yalvarırım. ‘ diye yalvarmaya başlamıştım. Ne dram ama ! Gerçekten yalvarmıştım. Adamın yüz ifadesinde hiçbir değişiklik yoktu. Kaşlarını çatarak;
- İşçiye ihtiyacım olmadığını söyledim ! ‘ dedi adam. Bu kez kendimi tutmadım.
- Ne yani soyulmuş ve yatacak yeri olmayan bir kızı bilmediği bu yerde gecenin bu saatinde sokakta bırakacak kadar zalimsiniz öyle mi ? Hem de size yalvarmam rağmen! ‘ dedim ciddiyetle. Adam asabi bir kahkaha attı ve
- Neyim ben çocuk bakıcısı mıyım ? ‘ dedi gülerek.
- Peki. Pis bulaşıklarınla sana mutluluklar ! Seni cimri, duygusuz moruk !’ dedim ve valizimi alıp arkamı döndüm. İki adımdan sonra;
- Tamam pekala. Bu moruğu alt ettin. Bir bulaşık makinem var o yüzden git ve mutfağı falan sil, sebzeleri soy ya da. Kapattıktan sonra bu kısmı da paspaslarsın. Ve mutfakta kiler var orda birkaç minder ve çarşaf olacaktı. Ama yiyeceklerin içinde yatma. Barın arkasına geç ve orda uyu. ‘ cümlelerini duydum yavaşça arkamı dönerken. Yerimde zıplamaya başladım. Birden minnet sözcükleri sıraladım.
- Teşekkür ederim, harikasınız, pişman olmayacaksınız söz ver-‘
- Hiç konuşamam dediğini sanıyorum ‘ diyerek sözümü kesti adam. Hemen
- Tamam peki, sustum. ‘ dedim ama hala gülüyordum. Adam bıkmış bir bakış attı ve kafasını salladıktan sonra arkasını dönüp mutfağa girdi. Zıplayarak Dan’e döndüm , gülüyordum. İki elimi yumruk yapmış havada savuruyordum zafer kazanmış gibi. Dan de göz kırpmıştı gülümseyerek.

Bütün gece çalışmıştım. Karnımı da doyurmuştum tabii. Patronum bir şeyler yiyebilirsin demişti. Ona moruk dediğim için özür dilemem gerekiyordu. Restoran kapandıktan sonra yemek yenilen kısmı da paspaslamıştım. Acil durumlar için mutfaktaki bir çekmecede anahtarı bırakıp gitmişti burayı her zaman açan aşçı. Kapılar kilitliydi. İşlerimi bitirdikten sonra kilerdeki minder ve çarşafları alıp barın arkasındaki yatağımı hazırlamıştım. Gece saat 3 ü gösteriyordu yattığımda. Yorucu günün ardından güzel ama az bir uyku çekmiştim. Saat sabahın 8’i idi gözlerimi açtığımda. Aşçı dükkanı açmaya gelmiş beni de uyandırmıştı. Kalkıp yatağımı topladıktan sonra elimi yüzümü yıkamak için barın yanında olduğunu çok sonra fark ettiğim lavabonun yoluna açılan kapıdan içeri girdim. Çok uzun olmayan bir koridorun sonundaydı lavabo. Hijyen adına çok yakın değildi bara. Orada işimi hallettikten sonra önlüğümü taktım yapacak işim yoktu. Dışarı çıkıp bir sigara yakmaya karar verdim. Restoranın önünde durmuş o binayı izliyordum. Onun yapım şirketi… Ben derin düşüncelere dalmış bir yandan sigaramı içerken binanın giriş kapısında bir hareket oldu. İki adam çıkmış kapının önünde konuşuyorlardı. Aman tanrım bu o ! şok olmuştum. Ağzım açık ama gülümsüyordum. Ve gözlerimden yine o tuzlu su akıyordu. Midemdeki krampları ve titrememi yok sayarak onun muhteşem yüzüne odaklandım. Beni çekiyordu resmen. Düşünmeden, yavaş ve şaşkın bir halde tam karşımda duran ilaha doğru yürüyordum titreyen adımlarla. Aniden yüzü bana döndüm. Beni süzdü ve gülümsedi. Tanrım, kim böyle bir durumda kusma isteği hisseder ki ?! Ama midem fazla bulanıyordu. Gözyaşlarım, soğuk terimle yarışıyordu adeta vücudumda daha çok yer edinebilmek için. Bütün bunlar bir saniye kadar bir sürede gerçekleşirken o gülümseyiş hala yerindeydi. Yürümeyi bıraktım ve durdum aniden. Adını koyamadığım bir şey oldu. Ya biri ışıkları söndürmüşü, ya da rüyadaydım. Ya da cezam yeterli değildi ve gözlerime bir perde indi. Ya da bir sürü ihtimalden biri…. Tek bildiğim, bir anlık hissettiğim karanlıkla beraber hemen karşımda duran büyük hayalimin yok olduğuydu….
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst