- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 25 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Devrim
Karanlık. Işığın bir cm bile sızmayı beceremediği bir yerde, siyahın içindeydim. Göz kapaklarımın hiçbir hareketi görüyor olduğumu kanıtlamıyordu. Her yer karanlıktı. Fazla karanlık. Yüzümden akarak göğüs boşluğumu ıslatmış gözyaşlarımı çok sonra fark ettim. Acı yoktu ama korku ruhumu ele geçirmişti. Gözyaşlarım dile geldi, artık hıçkırarak ağlıyordum. Birden bir yerde kapanan kapının sesi ile irkildim. Kımıldamıyordum. Etrafımdan beni geçerek karşımdaki duvarı aydınlatan -ışık gelince karşımda bir duvar olduğunu fark etmiştim.- ışıklar süzülmeye başladı. Arkamı döndüm hiç düşünmeden. Görmeye alışık olduğumu hatta gerçeğini görmeye gittiğim o yüz beyazlar içindeydi. Beyaz sade bir tişört ve beyaz keten pantolon. Bu mükemmelliği görünce birden kendime bakma gereği hissettim. Her zaman ki gibi bir kot ve bir tişört. Haksızlık bu ! Tekrar başımı kaldırıp baktığımda bana elini uzatıyordu ve tarif edecek kelime bulamadığım o gülümseyişi inanılmaz bir güven veriyordu insana. Eline yetişebilmem için birkaç adım attım. Hayran olduğum eli hala havada onu tutmamı bekliyordu. Elimi yavaşça kaldırdım ve uzattım. Bedenimin tümünden daha fazla titreyen elim, onun eline yaklaştıkça teninden yayılan sıcaklık hissedilir bir hal alıyordu. Biraz daha uzattım ve .
- Değerli yolcularımız, İstanbuldan gelen uçağım 10 dakika sonra inecektir. Lütfen . Anonsun tekdüze sesiyle yerimden sıçradım. Rüyaymış. Ter içindeydim. Elini tutmamı bekleyemez miydi lanet uçak ?! Havada fazladan birkaç turun kimseye zararı olmazdı Keyfim kaçmıştı, saate baktım. 03:30. Çok fazla zaman vardı ve tüm uykumu mahvetmek için harika bir rüyanın eşiğinden döndürülmüştüm. Sinir bozucu. Daimi ve tek ilacım sert kahvem olmadan olmazdı. Açık bir büfe muhakkak vardır diye etrafa bakındım. Bankların bitimindeki arka duvarı parselleyen açık büfeyi gözüme kestirdim. Aslında biraz yürüyüp araştırsam güzel birkaç kafeterya bulurdum ama hemen arkamdaki büfeye gitmek bile zor geliyordu şu an, her yerim tutulmuştu. Kol çantamı aldım, valizi de orada oturan bir bayana emanet ederek büfeye doğru ilerledim. Kahvemi aldım ve büfenin hemen paralelindeki fakat biraz ilerisindeki nereye çıktığını bilmediğim kapıdan dışarı çıktım. Çıktığım yer pisti görmüyordu. Sanırım arka tarafıydı binanın. Büyük ihtimalle personele ait bir bölgeydi. Sonuç olarak dışarıdaydım ve bu harika bir fırsattı. Çantamdan sigaramı çıkardım ve çakmak aramak için debelendim durdum. Daha rahat aramak için kahvemi binanın giriş katına ait camın önüne bıraktım ve sigaramı da ağzıma aldım. Çantayı iki elimle birden talan ediyordum. Aniden sigaramın ucunda bir ateş belirdi. Ateşi tutan elin kime ait olduğuna bakmadan- erkek eliydi.- sigaramı yaktım. Şaşırmamıştım çünkü bu durum türünün ilk örneği değildi. Ben her zaman çantadaki çakmağımı bulmak için çırpınırdım bir yerlerde ve her zaman tanımadığım ama bir erkeğe ait olduğundan emin olduğum bir elde ateş belirirdi sigaramın ucunda. Ah erkekler ! Sigaramı yaktıktan sonra kafamı çocuğa doğru çevirdim ve teşekkür ederim. Dedim kibar ama ciddi bir tavırla. Çocuk dişlerinin var olduğunu kanıtlamak için mi yaptı bilmem ama kapalıyken minicik duran ağzı gülümseyişiyle dev bir kapana dönüşmüştü. Anlamsızca sırıtarak;
-Rica ederim dedi. Tepkisizce yönümü değiştirdim ve duvara yaslandım. Sigara ve kahve. Muhteşem ikili. Kahvemden ilk yudumu aldığımda çaktırmadan baktığım çocuk hareketlenmişti. Gidiyordu sonunda. Bu rahatlık ile gözlerimi kapatarak bir oh çektim. Gözlerimi açtığımda devasa ağzı ve 28e kadar sayabildiğim dişleri karşımda dikiliyordu. Sırıtarak bakıyordu. ne var ?! anlamında kafamı salladım. Fazla sert görünürdüm böyle anlarda. Bu kaçmalarını sağlıyordu. Gerçekten uğraşmaya değmeyecek yaratıklardı. O yüzden zaten sert tavrımı iyice abartırdım. Sırıtmasını bozmadan;
-Şey ben Tolga, merhaba. Tanışabilir miyiz ? Adın ne ? Yolculuk nereye ? çok fazla soru. Kurtulmalı bundan diye düşündüm. Sigaramı yere attım ve abartılı bir biçimde ezdim.
-Hmmm. Merhaba Tolga. Dedim uzatarak, yavaşça. Tam o sırada havalanan uçak kurtarıcım olabilirdi. Elimle arkasında havalanan uçağı işaret ettim ve;
- Sence bu uçak nereye gidiyordur tolga ? dedim gerçekten önemli bir şeyden bahsediyormuş gibi. Bakmak için kafasını çevirdiği anda ilerledim ve hemen yandaki kapıdan içeri sızdım. Banklara gitmeden önce lavaboya uğrayıp ellerimi yıkamaya karar verdim. Ellerimi yıkadım ve kuruladıktan sonra saçlarımı toparladım. Bağlamak başımın ağrımasına neden oluyordu. Zaten gür ve kıvırcık olan siyah saçlarım toplamaya kalktığımda bana karşı geleceklerdi. En iyisi hiç uğraşmamaktı. Lavabodan çıktım banklara doğru gittim. Valizimi emanet ettiğim bayandan aldım, hala boş olan eski yerime geçtim, banka oturdum ve sırtımı arkama yasladım. Başım sabit karşıyı izliyordum boş boş. Banklar çifterli olarak karşılıklı bir biçimde dizilmişti. Biri geldi ve karşımdaki banklardan tam benim hizamda olana oturdu. Ahh sürpriz ağız ! Bu çocuk en son bıraktığımdan beri sırıtıyor muydu ? Yoksa bu beni gördüğünde engelleyemediği bir refleksi miydi ? Bende bir sorun mu vardı ? Çocuktan kısa süreli kurtuluş şeklimi düşünüp ne kadar saf olduğunu hatırlayınca kendimde bir yanlışlık aramayı bıraktım. Ya birazdan yanıma gelip oturmaya çalışırsa Hayır bugün burada olay çıkartmak istemiyordum. Uyuyormuş gibi yapsam belki kurtulurdum. Vazgeçtim bu olmazdı. Tehlikeli olduğundan değil ama biri gözlerini bana dikmiş aptalca sırıtıyorken, görme duyumu pasifleştirmek pek mantıklı gelmedi. Rahat edemezdim. En iyisi yer değiştirmekti. Kalkıp eşyalarımla birlikte çocuğun arkasına düşen birkaç sıra ilerdeki banklardan birine yerleştim. Çantalarımı yanıma yığdıktan sonra başımı karşıya çevirmemle orada bittiğini görmem bir oldu. Hala sırıtıyordu ! Bir hayran edinmek için doğru bir zaman değildi. Ama kaçışımda yok gibi görünüyordu. Yerimden kalktım ve çocuğa doğru ilerledim ve biraz eğilerek;
- Bana bak sürpriz ağız, gerçekten beni kendine bulaştırmak istemezsin. Çünkü karşında bundan yaklaşık 6 saat önce bir Hollywood yıldızına aşkını ilan etmeye gitmek için ailesini terk eden bir kız var. Ne kadar gergin. Sinirli ve delirmiş olabileceğimi tahmin edemezsin. Eğer peşimden gelip sırıtarak beni izlemeye devam edersen beni taciz ettiğini söyleyen çığlıklar atacağım ! dedim. Bu tehditkar sözleri söylerken küçülen ağzının arkasındaki dişleri kaybolmuştu. Sırıtmayı bırakmıştı. Nihayet ! Cevabını beklemeden yerime doğru gidip eşyalarımı aldım ve ilk oturduğum banka yerleştim. 1,70 boylarında, sarışın ve renkli gözlü çocuk ortadan kaybolmuştu. Hele şükür. Çocuğun saçları biraz uzundu ve spor giyinmişti. Sarışın erkekleri sevmezdim, bir tanesi dışında. Neyse sonunda kurtuldum diye düşündüm.
Sabah olduğunda hava limanına 45 dakikalık uzaklıktaki bankada işler yolunda gitmişti. Her şey tamamdı. Sonunda uçağa doğru ilerliyordum. Uçağa bindim, koltuğu bulup yerleştim. Durduramadığım heyecanım yeniden açığa çıkmıştı. Yanımdaki koltukta oturanın sürpriz ağız olduğunu anlamam bu yüzden uzun sürmüş olmalıydı. Sert bir biçimde;
-Bunun bir tesadüf olduğunu söyle dedim.
-Eğer buradaki rakamları doğru okuyorsam bu bir tesadüf dedi hem biletini gösteriyordu hem de sırıtıyordu.
-Sırıtma ! diye çıkıştım. Biletini ani bir hareketle kaptım ve kaderime lanet ettim. Berbat bir yolculuk olacaktı. Çocuğu sırıtmak ve izlemek yok, unutma! diye uyarmıştım yerleşmeden evvel.
Yolculuk boyunca çocuk birkaç kez sırıtma denemeleri için dudaklarını hareketlendirse de tehlikeli bakışlarımla buluştuğu an girişimlerinden vazgeçmişti. Son birkaç denemeden sonra pes etmişe benziyordu. Erkekler .Hepsi aynıydı. Erkekler için türettiğim üçgen teorimi her zaman beğenirdim. Erkekler = Üçgenler. Tüm öğrenim hayatım boyunca aldığım matematik (geometri) derslerindeki deneyimlerime göre benzerlik konusu yalnızca üçgenlerde işleniyordu. Üçgenler benzerlerdi birçok yönden birbirlerine. Açıları ve bundan sebep değişen görünümleri itibariyle farklılık gösteriyorlardı yalnızca. Tıpkı erkeklerin yalnızca fiziki özellikleri açısından değişiyor olması gibi. Tabii biricik aşkımı bu teorinin dışında tutuyordum. O her yönüyle sıradan olmayacak kadar özel ve eşsiz bir varlıktı.
Uykuya dalmadan önce ailemi düşünüyordum. Umarım beni affederlerdi. Ne kadar umut dolu olsam da bir yanım korkuyla boğuşuyordu. İşim çok zordu. Eğer kolay olsaydı yapmayı istediğim şey, LA deki kızlar çoktan onu bulup ilan-ı aşk etmişlerdi. Ama artık yola çıkmıştım. Her yolu deneyecektim, reddedeceğini bildiğim aşkımı ona sunmak için
Yine beni uyandıran bir anonsa olmuştu. Neyse ki bu sefer bir rüyanın ortasında uyanmamıştım. İnmek üzereydik ve güvenlik önlemleri duyuruluyordu. Ateş basmıştı tüm bedenimi, titriyordum. Heyecanla geçen birkaç dakika sonra iniş gerçekleşmişti. Uçağın merdivenlerinden indim ve etrafımda bir tur dönerek şaşkınlığın doruklarına ulaştım. Çok garip ama güzeldi. Kalbim ve bedenim buluşmuştu, artık ikisi de aynı şehirdeydi. Ama bu çok kısa sürebilirdi çünkü bedenim heyecandan ve titremekten iflas etmek üzereydi. Derin bir nefes aldım, onunda soluduğunu bildiğim havadan. Gerçekten yaşadığımı hissediyordum artık. O çocuk gibi anlamsızca sırıtmayı bırakarak hava limanından çıkmak üzere yürüdüm. Çocuk demişken çevreme bir bakındım ve göremedim. Gelmiyordu peşimden, rahatladım. Bir taksite atlayıp şehir merkezine gitmeye karar verdim. Taksiye bindiğimde para dolu cüzdanı kalabalıkta göz önünde çıkarmanın tehlikeli olduğunu akıl edebildiğimden birkaç yüz doları ceplerime koydum. Biraz gezinip, gelişen teknoloji ile her türlü bilgiye ulaşmanın sık kullanılan yollarından biri olan internet sayesinde bulduğum o adrese gidecektim. Onun yapım şirketinin olduğu adres. Aynı zamanda stüdyo ve film setlerinin bulunduğu adres Kısa bir yolculuktan sonra ne kadar kısa emin değildim, zaman algım yok olmuştu heyecandan- şoför beni kalabalık bir caddede kaldırımın kenarında bıraktı. Binalar fazla yüksekti. Ve her çeşit insan mevcuttu. Tüm bunları izlerken birden kendimi yerde buldum. Ne olduğunu anlamaya çalışmamla çantamın gittiğini görmem bir oldu. Koşan zenci çocuğun peşine takıldım. Bir yandan koşuyor bir yandan bağırıyordum dur ! diye. Çocuk çantayı kurcalayarak koşmaya devam ediyordu. Çantayı yere attı ve iyice hızlandı. Ben çantayı almak için durdum ve yalnızca cüzdanımı aldığını anladım. Ne yani şehirdeki ilk adımımda soyulmuş muydum ?...
Karanlık. Işığın bir cm bile sızmayı beceremediği bir yerde, siyahın içindeydim. Göz kapaklarımın hiçbir hareketi görüyor olduğumu kanıtlamıyordu. Her yer karanlıktı. Fazla karanlık. Yüzümden akarak göğüs boşluğumu ıslatmış gözyaşlarımı çok sonra fark ettim. Acı yoktu ama korku ruhumu ele geçirmişti. Gözyaşlarım dile geldi, artık hıçkırarak ağlıyordum. Birden bir yerde kapanan kapının sesi ile irkildim. Kımıldamıyordum. Etrafımdan beni geçerek karşımdaki duvarı aydınlatan -ışık gelince karşımda bir duvar olduğunu fark etmiştim.- ışıklar süzülmeye başladı. Arkamı döndüm hiç düşünmeden. Görmeye alışık olduğumu hatta gerçeğini görmeye gittiğim o yüz beyazlar içindeydi. Beyaz sade bir tişört ve beyaz keten pantolon. Bu mükemmelliği görünce birden kendime bakma gereği hissettim. Her zaman ki gibi bir kot ve bir tişört. Haksızlık bu ! Tekrar başımı kaldırıp baktığımda bana elini uzatıyordu ve tarif edecek kelime bulamadığım o gülümseyişi inanılmaz bir güven veriyordu insana. Eline yetişebilmem için birkaç adım attım. Hayran olduğum eli hala havada onu tutmamı bekliyordu. Elimi yavaşça kaldırdım ve uzattım. Bedenimin tümünden daha fazla titreyen elim, onun eline yaklaştıkça teninden yayılan sıcaklık hissedilir bir hal alıyordu. Biraz daha uzattım ve .
- Değerli yolcularımız, İstanbuldan gelen uçağım 10 dakika sonra inecektir. Lütfen . Anonsun tekdüze sesiyle yerimden sıçradım. Rüyaymış. Ter içindeydim. Elini tutmamı bekleyemez miydi lanet uçak ?! Havada fazladan birkaç turun kimseye zararı olmazdı Keyfim kaçmıştı, saate baktım. 03:30. Çok fazla zaman vardı ve tüm uykumu mahvetmek için harika bir rüyanın eşiğinden döndürülmüştüm. Sinir bozucu. Daimi ve tek ilacım sert kahvem olmadan olmazdı. Açık bir büfe muhakkak vardır diye etrafa bakındım. Bankların bitimindeki arka duvarı parselleyen açık büfeyi gözüme kestirdim. Aslında biraz yürüyüp araştırsam güzel birkaç kafeterya bulurdum ama hemen arkamdaki büfeye gitmek bile zor geliyordu şu an, her yerim tutulmuştu. Kol çantamı aldım, valizi de orada oturan bir bayana emanet ederek büfeye doğru ilerledim. Kahvemi aldım ve büfenin hemen paralelindeki fakat biraz ilerisindeki nereye çıktığını bilmediğim kapıdan dışarı çıktım. Çıktığım yer pisti görmüyordu. Sanırım arka tarafıydı binanın. Büyük ihtimalle personele ait bir bölgeydi. Sonuç olarak dışarıdaydım ve bu harika bir fırsattı. Çantamdan sigaramı çıkardım ve çakmak aramak için debelendim durdum. Daha rahat aramak için kahvemi binanın giriş katına ait camın önüne bıraktım ve sigaramı da ağzıma aldım. Çantayı iki elimle birden talan ediyordum. Aniden sigaramın ucunda bir ateş belirdi. Ateşi tutan elin kime ait olduğuna bakmadan- erkek eliydi.- sigaramı yaktım. Şaşırmamıştım çünkü bu durum türünün ilk örneği değildi. Ben her zaman çantadaki çakmağımı bulmak için çırpınırdım bir yerlerde ve her zaman tanımadığım ama bir erkeğe ait olduğundan emin olduğum bir elde ateş belirirdi sigaramın ucunda. Ah erkekler ! Sigaramı yaktıktan sonra kafamı çocuğa doğru çevirdim ve teşekkür ederim. Dedim kibar ama ciddi bir tavırla. Çocuk dişlerinin var olduğunu kanıtlamak için mi yaptı bilmem ama kapalıyken minicik duran ağzı gülümseyişiyle dev bir kapana dönüşmüştü. Anlamsızca sırıtarak;
-Rica ederim dedi. Tepkisizce yönümü değiştirdim ve duvara yaslandım. Sigara ve kahve. Muhteşem ikili. Kahvemden ilk yudumu aldığımda çaktırmadan baktığım çocuk hareketlenmişti. Gidiyordu sonunda. Bu rahatlık ile gözlerimi kapatarak bir oh çektim. Gözlerimi açtığımda devasa ağzı ve 28e kadar sayabildiğim dişleri karşımda dikiliyordu. Sırıtarak bakıyordu. ne var ?! anlamında kafamı salladım. Fazla sert görünürdüm böyle anlarda. Bu kaçmalarını sağlıyordu. Gerçekten uğraşmaya değmeyecek yaratıklardı. O yüzden zaten sert tavrımı iyice abartırdım. Sırıtmasını bozmadan;
-Şey ben Tolga, merhaba. Tanışabilir miyiz ? Adın ne ? Yolculuk nereye ? çok fazla soru. Kurtulmalı bundan diye düşündüm. Sigaramı yere attım ve abartılı bir biçimde ezdim.
-Hmmm. Merhaba Tolga. Dedim uzatarak, yavaşça. Tam o sırada havalanan uçak kurtarıcım olabilirdi. Elimle arkasında havalanan uçağı işaret ettim ve;
- Sence bu uçak nereye gidiyordur tolga ? dedim gerçekten önemli bir şeyden bahsediyormuş gibi. Bakmak için kafasını çevirdiği anda ilerledim ve hemen yandaki kapıdan içeri sızdım. Banklara gitmeden önce lavaboya uğrayıp ellerimi yıkamaya karar verdim. Ellerimi yıkadım ve kuruladıktan sonra saçlarımı toparladım. Bağlamak başımın ağrımasına neden oluyordu. Zaten gür ve kıvırcık olan siyah saçlarım toplamaya kalktığımda bana karşı geleceklerdi. En iyisi hiç uğraşmamaktı. Lavabodan çıktım banklara doğru gittim. Valizimi emanet ettiğim bayandan aldım, hala boş olan eski yerime geçtim, banka oturdum ve sırtımı arkama yasladım. Başım sabit karşıyı izliyordum boş boş. Banklar çifterli olarak karşılıklı bir biçimde dizilmişti. Biri geldi ve karşımdaki banklardan tam benim hizamda olana oturdu. Ahh sürpriz ağız ! Bu çocuk en son bıraktığımdan beri sırıtıyor muydu ? Yoksa bu beni gördüğünde engelleyemediği bir refleksi miydi ? Bende bir sorun mu vardı ? Çocuktan kısa süreli kurtuluş şeklimi düşünüp ne kadar saf olduğunu hatırlayınca kendimde bir yanlışlık aramayı bıraktım. Ya birazdan yanıma gelip oturmaya çalışırsa Hayır bugün burada olay çıkartmak istemiyordum. Uyuyormuş gibi yapsam belki kurtulurdum. Vazgeçtim bu olmazdı. Tehlikeli olduğundan değil ama biri gözlerini bana dikmiş aptalca sırıtıyorken, görme duyumu pasifleştirmek pek mantıklı gelmedi. Rahat edemezdim. En iyisi yer değiştirmekti. Kalkıp eşyalarımla birlikte çocuğun arkasına düşen birkaç sıra ilerdeki banklardan birine yerleştim. Çantalarımı yanıma yığdıktan sonra başımı karşıya çevirmemle orada bittiğini görmem bir oldu. Hala sırıtıyordu ! Bir hayran edinmek için doğru bir zaman değildi. Ama kaçışımda yok gibi görünüyordu. Yerimden kalktım ve çocuğa doğru ilerledim ve biraz eğilerek;
- Bana bak sürpriz ağız, gerçekten beni kendine bulaştırmak istemezsin. Çünkü karşında bundan yaklaşık 6 saat önce bir Hollywood yıldızına aşkını ilan etmeye gitmek için ailesini terk eden bir kız var. Ne kadar gergin. Sinirli ve delirmiş olabileceğimi tahmin edemezsin. Eğer peşimden gelip sırıtarak beni izlemeye devam edersen beni taciz ettiğini söyleyen çığlıklar atacağım ! dedim. Bu tehditkar sözleri söylerken küçülen ağzının arkasındaki dişleri kaybolmuştu. Sırıtmayı bırakmıştı. Nihayet ! Cevabını beklemeden yerime doğru gidip eşyalarımı aldım ve ilk oturduğum banka yerleştim. 1,70 boylarında, sarışın ve renkli gözlü çocuk ortadan kaybolmuştu. Hele şükür. Çocuğun saçları biraz uzundu ve spor giyinmişti. Sarışın erkekleri sevmezdim, bir tanesi dışında. Neyse sonunda kurtuldum diye düşündüm.
Sabah olduğunda hava limanına 45 dakikalık uzaklıktaki bankada işler yolunda gitmişti. Her şey tamamdı. Sonunda uçağa doğru ilerliyordum. Uçağa bindim, koltuğu bulup yerleştim. Durduramadığım heyecanım yeniden açığa çıkmıştı. Yanımdaki koltukta oturanın sürpriz ağız olduğunu anlamam bu yüzden uzun sürmüş olmalıydı. Sert bir biçimde;
-Bunun bir tesadüf olduğunu söyle dedim.
-Eğer buradaki rakamları doğru okuyorsam bu bir tesadüf dedi hem biletini gösteriyordu hem de sırıtıyordu.
-Sırıtma ! diye çıkıştım. Biletini ani bir hareketle kaptım ve kaderime lanet ettim. Berbat bir yolculuk olacaktı. Çocuğu sırıtmak ve izlemek yok, unutma! diye uyarmıştım yerleşmeden evvel.
Yolculuk boyunca çocuk birkaç kez sırıtma denemeleri için dudaklarını hareketlendirse de tehlikeli bakışlarımla buluştuğu an girişimlerinden vazgeçmişti. Son birkaç denemeden sonra pes etmişe benziyordu. Erkekler .Hepsi aynıydı. Erkekler için türettiğim üçgen teorimi her zaman beğenirdim. Erkekler = Üçgenler. Tüm öğrenim hayatım boyunca aldığım matematik (geometri) derslerindeki deneyimlerime göre benzerlik konusu yalnızca üçgenlerde işleniyordu. Üçgenler benzerlerdi birçok yönden birbirlerine. Açıları ve bundan sebep değişen görünümleri itibariyle farklılık gösteriyorlardı yalnızca. Tıpkı erkeklerin yalnızca fiziki özellikleri açısından değişiyor olması gibi. Tabii biricik aşkımı bu teorinin dışında tutuyordum. O her yönüyle sıradan olmayacak kadar özel ve eşsiz bir varlıktı.
Uykuya dalmadan önce ailemi düşünüyordum. Umarım beni affederlerdi. Ne kadar umut dolu olsam da bir yanım korkuyla boğuşuyordu. İşim çok zordu. Eğer kolay olsaydı yapmayı istediğim şey, LA deki kızlar çoktan onu bulup ilan-ı aşk etmişlerdi. Ama artık yola çıkmıştım. Her yolu deneyecektim, reddedeceğini bildiğim aşkımı ona sunmak için
Yine beni uyandıran bir anonsa olmuştu. Neyse ki bu sefer bir rüyanın ortasında uyanmamıştım. İnmek üzereydik ve güvenlik önlemleri duyuruluyordu. Ateş basmıştı tüm bedenimi, titriyordum. Heyecanla geçen birkaç dakika sonra iniş gerçekleşmişti. Uçağın merdivenlerinden indim ve etrafımda bir tur dönerek şaşkınlığın doruklarına ulaştım. Çok garip ama güzeldi. Kalbim ve bedenim buluşmuştu, artık ikisi de aynı şehirdeydi. Ama bu çok kısa sürebilirdi çünkü bedenim heyecandan ve titremekten iflas etmek üzereydi. Derin bir nefes aldım, onunda soluduğunu bildiğim havadan. Gerçekten yaşadığımı hissediyordum artık. O çocuk gibi anlamsızca sırıtmayı bırakarak hava limanından çıkmak üzere yürüdüm. Çocuk demişken çevreme bir bakındım ve göremedim. Gelmiyordu peşimden, rahatladım. Bir taksite atlayıp şehir merkezine gitmeye karar verdim. Taksiye bindiğimde para dolu cüzdanı kalabalıkta göz önünde çıkarmanın tehlikeli olduğunu akıl edebildiğimden birkaç yüz doları ceplerime koydum. Biraz gezinip, gelişen teknoloji ile her türlü bilgiye ulaşmanın sık kullanılan yollarından biri olan internet sayesinde bulduğum o adrese gidecektim. Onun yapım şirketinin olduğu adres. Aynı zamanda stüdyo ve film setlerinin bulunduğu adres Kısa bir yolculuktan sonra ne kadar kısa emin değildim, zaman algım yok olmuştu heyecandan- şoför beni kalabalık bir caddede kaldırımın kenarında bıraktı. Binalar fazla yüksekti. Ve her çeşit insan mevcuttu. Tüm bunları izlerken birden kendimi yerde buldum. Ne olduğunu anlamaya çalışmamla çantamın gittiğini görmem bir oldu. Koşan zenci çocuğun peşine takıldım. Bir yandan koşuyor bir yandan bağırıyordum dur ! diye. Çocuk çantayı kurcalayarak koşmaya devam ediyordu. Çantayı yere attı ve iyice hızlandı. Ben çantayı almak için durdum ve yalnızca cüzdanımı aldığını anladım. Ne yani şehirdeki ilk adımımda soyulmuş muydum ?...



