ShadowFon 1
ShadowFon
bikral 1
bikral
-TuRKuaZ- 1
-TuRKuaZ-
SLyFeLLowTR 1
SLyFeLLowTR
TGamesZeus 1
TGamesZeus
Best Studio 1
Best Studio
berkmenoo 1
berkmenoo
InfernoShade 1
InfernoShade
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
Hikaye Ekle

DÜŞES | Final; " Seni sonsuza dek seveceğim.."

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 204

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 23 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

“Sence yapamaz mıyım?” Ona tehdit dolu bakışlar atıyordum. Aynı zamanda bütün olayların çözüleceği düşüncesi iyice rahatlamamı sağlıyor,Charles’la eğlenme isteğimi artırıyordu. Yine de Libby’nin bundan da kurtulacağını düşünen bir tarafım vardı. Onu daha çok susturarak,her şeyin iyi olacağını söylüyordum.
“Yaparsın sevgilim. Ama bunu yapmak isteyeceğine emin değilim.” Benimle anlaşmaya çalışması barış göstergesiydi.
“Ah,gel buraya.” Diye onu elinden tutarak kaldırdım ve merdivenlere yöneldim. Tabii ki her zaman yaptığı şeyi yapmış,beni kucağına almıştı. Gülerek yukarı çıktığımızda,Charles beni yatağa bırakmış etrafı üzerindekiler çıkartıyordu. Sonunda gömleğinden kurtulup,yanıma geldiğinde elleri benim üzerimdekilere yönelmişti. Dudakları,tenimde her boş bulduğu yere dokunuyordu. Kendimi iyice kaptırmam iyi değildi. Onu üzerimden iterek derin nefesler almaya başladım. Karnım gittikçe büyüyor,bana bir çocuğum olacağını hatırlatıyordu. Onunla ilgilenmeye hiç vaktim olmasada,Charles ve benim,bizim,bir çocuğumuz olacaktı. Elimi karnıma götürüp düşüncelere dalmıştım. Charles ise kolunun üzerinde doğrulmuş beni izliyordu.
“Bence erkek olacak ve tıpkı sana benzeyecek. Çok yakışıklı olacağına eminim.” Bundan kesinlikle emindim.
“Bana soracak olursan.. Kız olmalı. Çünkü eğer bana benzerse ve sen onu benden daha çok seversen kıskanmaya başlayabilirim. Hiç değilse kız olursa ve sana benzerse,bir rakibim olmaz. Bu tartışmayı daha önce yaptığımızı hatırlar gibiyim.” Onun bu kıskançlığı gülmemi sağlasada,çocuğumun erkek olmasını istiyordum. Hatta hissediyordumda denebilir. Charles’a benzeyen minik bir bebeği kim sevmezdi ki? Düşüncelerimle gözlerim dolmuştu. O da bunu fark edip dudaklarıma bir öpücük kondurdu.
“Sanırım bu duygusallık,hamileliğinden kaynaklanıyor. Eğer bebeğimizin erkek olmasını istediğin için ağlıyorsan,seni şimdiden kıskanmaya başlayabilirim.” Beni eğlendirmek için harcadığı çabanın farkındaydım. Zaten oldukça mutluydum. Onunla mutlu bir ailem olacaktı,bir oğlum belki de bir kızım olacaktı. Charles beni ölene dek sevecekti ve mutlu olacaktık. Bir süre daha düşününce bunun bu kadar kolay olmadığını fark ettim. Araya Libby girecek,her şeyi karıştıracak ve gidecekti. Belki onu öldürebilirdim. Ya da Anne’den rica edebilirdim.Beni bu konuda kıracağını düşünmüyordum,seve seve yapardı bunu.
“Kızım olursa,bende onu kıskanabilirim.” Bu dediklerime gülümsemiş ve konuyu değiştirme çabasına girmişti.
“Libby’ye ne yapacaksınız?” Sorusu beni hazırlıksız yakalamıştı. Anne’in bir fikrinin olduğuna emindim. Ama yine de benim aklımda da oldukça yaratıcı fikirler vardı,ona elbiselerini yedirerek ölmesini sağlamak gibi. Bunu tabi ki Charles’a söylemeyecektim,söyleyemezdim. Bu düşüncelerim fazla korkunç ve iğrençti. Yine de Libby’nin bunların hepsini hak ettiğini düşünüyordum.
“Kadınsal bir mesele.” Cevabımdan hoşlanmamıştı,surat ifadesi; daha çok bilgi istediğini belli ediyordu.
“Pekala, şöyle sorayım. Eğer Libby’ye ne yapmayı düşündüğünü anlatmazsan,sana hazırladığım sürprizi göremeyeceksin. Oysa ki kaç gündür uğraşıyordum. Hatta ailelerimiz bu fikre bayılmıştı. Neyse,önemli değil.” Hüzünlü iç çekişiyle iyice meraklanmıştım. Bu adam beni çıldırtıyordu,her anlamda.
“Sürpriz mi? Bundan daha önce hiç bahsetmemiştin.” Merakımı saklamaya çalışsam bile ses tonum beni eleveriyordu.
“Dedim ya,sürpriz diye.” Beni sinirlendirmeyi bir şekilde başarıyordu.
“Seni lanet olasıca kaba adam! Hemen bunun ne olduğunu söylüyorsun.” Yatakta doğrulmuş,sinirli bir şekilde ona bakıyordum.
“Eğer bana Libby hakkında birkaç ipucu verirsen,sürprizimi sana göstereceğim.”
“Pekala,anlatacağım. Öncelikle onu kendi kıyafetleri boğmayı düşünüyorum. Ya da suyla biraz eğlenebilirim. Meselea tam boğulacakken,suya soktuğum kafasını çıkarabilir sonra tekrar sokabilirim. Ama bu ve buna benzer düşüncelerimi,bir saat kadar uygulayacağım. Anne’de daha parlak fikirler olduğuna eminim. Huzurlu bir ölüm olmayacak.” Bunları anlatırken aynı zamanda hayal ediyor ve eğleniyordum.
“Öldürmek mi? Bunu senin yapmamanı ve görmemeni tercih ederim. Anlattığın için teşekkür ederim.” Fikrini açıkça belli edip,onun ölümüne tanık olmamamı istemişti. Daha Libby’yi öldüreceğimizden bile emin değildim. Anne onu yıllarca bir kuleye kapattırabilirdi. Ya da hemen kafasını vurdurtabilirdi.
“Bunu ne kadar yapmak istesemde, yapmayacağım. Birini öldürmek.. Çok korkunç. O kişi Libby olsa bile.” Bu tutumundan memnun olmuşçasına beni kendine çekti ve sırtımı göğsüne yasladı. Onun sıcaklığını hissetmek bile bana huzur verirken, tanıştığımızda onunla evlenmemek için neler yaptığımı aklımdan geçiriyordum. Kendini beğenmiş biri gibiydi. Küstah ve umursamaz tavırları gün geçtikçe beni sinir ediyor aynı zamanda kendine daha çok çekiyordu.
“Yaşlandığımda da beni bu kadar çekici bulacak mısın?” Sorumun cevabı gecikmemişti;
“Ben seni her zaman çekici bulacağım. Ölene dek seni seveceğim ve sen hayatımda gördüğüm en çekici kadın olarak zihnimde kalacaksın.” Duygu dolu cevabı geleceği düşünmeye zorluyordu.
“Ya.. ya öldüğümde?” Boğazımda takılan hıçkırığımı son anda tutmuştum. Ondan ayrılacak olma düşüncesi beni korkutuyordu.
“Ölüm bize asla dokunmayacak çünkü ruhumuzun gücü çok büyük. Gördüğümüzden ve nefeslerimizden daha uzun, yaşayacak ruhumuz ve asla ölmeyecek.” Dudaklarından dökülen kelimelerle ona bir kez daha aşık olduğumu hissediyordum. Kalbimin atışları iyice hızlanmış,duyulacak bir seviyeye gelmişti. Hiçbir cevap vermemiştim,verememiştim.
“Seni daima seveceğim.” Diye kulağıma fısıldadığında iyice kendimden geçmişti. Kendimi,onun kollarında uykuya bıraktım.
**
Konuşma sesleriyle uyanmış ve yatakta kıvrılmıştım. Charles yanımda değildi ve çoktan saat ilerlemişti. Bir süre sonra aşağıdan gülüşme sesleri gelince dinlemeye başladım. Charles’ın kiminle konuştuğunu anlamaya çalışıyordum. Gelen Catalina olmalıydı. Bende kendimi yataktan atarak sabahlığımı üzerime geçirdim ve aşağıya inmeye başladım. Merdivenden inerken ayak seslerimi fark ettiklerinde ikiside benim gelmemi beklercesine merdivenlere döndü.
“Günaydın” diye mırıldandım kırık sesimle. Kendimi uykulu hissediyordum. Charles yanıma gelip,bana bir öpücük verdikten sonra Catalina’ya seslendi; “Catalina,sen kahvaltıyı hazırla. Biz birazdan geliriz.”
Yukarı çıkmaya başladığımızda kendimi son derece uyuşuk hissediyordum. Charles bu yavaşlığıma hiçbir şey demeden beni takip etmişti.
“Sana rüyamı anlatacağım.” Dediğimde başıyla onayladı ve başlamamı bekledi.
“Bir bebeğimiz vardı Charles. Onunla bahçede oyun oynuyor ve gülüyordunuz. Bense sizi izliyordum. Böyle bir şeyin olmasını gerçekten isterdim. Mutlu olduğunu görmek hoşuma gidiyor.” Başıma bir öpücük kondurdu ve kulağıma fısıldadı; “seni seviyorum”
“Giyinsem iyi olacak. Anne’in yanına gideceğim.” Gülümsemem sırıtışa dönüşmüştü. Libby’ye eziyet edeceğimi düşündükçe yerimde duramıyor,sevinç çığlıkları atmak istiyordum. Charles odadan çıktığında önüme ilk gelen elbiseyi giymiş,korselerini kendim gevşekçe bağlamıştım. Aşağı indiğimde Charles, Catalina’yı kahvaltı için davet ediyor ve Catalina’da şiddetle reddediyordu. Sonunda bende ısrar etmeye başlayınca dayanamadı ve birlikte kahvaltı yaptık. Dışarı çıktığımda güneş sanki iyi bir şeylerin olacağını anlamış gibi ışıldıyordu. Neşemi dışarıya yansıtıyor da denilebilirdi.
**
“Bir an hiç gelmeyeceğini düşündüm. Bunu kaçırmak istemediğinden kesinlikle emindim,yanılmamışım.” Anne, Libby’yi çoktan çağırtmış ve bir odaya kapattırmıştı. Libby’nin çıldırdığına emindim. Kendi oyuncaklarından biri onu alt etmişti. Hem arkadaşlarını hem de Charles’ı kaybetmişti. Kısacası hayatını kaybetmişti.. Onun için üzülmeyi bırakıp Anne’e döndüm ve başımı salladım. O yerinde duramıyormuş gibi koşarcasına yürüyordu. Sonunda odanın kapısına geldiğimizde heyecanlanmıştım, gereksiz yere. Acaba hala içinde insani birkaç duygu kalmış olabilir miydi?
“Merhaba tatlım. Bak bu Daphne,tanırsın sen. Şimdi seninle biraz eğlenmeye geldik.” Anne bunları söylerken ben dehşete düşmüş halimle Libby’ye bakıyordum. Anne, onu sadece iç çamaşırlarıyla bırakmış ve bir sandalyeye bağlatmıştı. Libby ters bakışlarını Anne’den çekip bana çevirmişti. Eğer konuşmasaydı, bir anlığa gözlerinden acının ve hüznün geçtiğini düşünüp Anne’e onu bırakmasını söyleyebilirdim.
“Seni aşağılık fahişe! Sevgilimi çaldın,şimdi de hayatımı mı istiyorsun?” Onun bu lafına tepkisiz kalsam da, Anne için geçerli değildi. Elini, Libby’nin suratına geçirdiğinde çıkan ses ürkütücüydü. Libby’nin patlayan dudağından akan kan midemin bulanmasına yol açmıştı. Aynı zamanda üzülmüştüm de. Onunda birilerini sevip,iyi davranabileceği düşüncesine beynimde yer açmak istesem de, beynim şiddetle karşı çıkıyor başımın ağrımasına yol açıyordu.
“Önce sen başlamak ister misin?” Anne nezaketen bana sormuştu ama bunu kaldıramazdım.
“Teşekkürler. Ama önce sen başlamalısın.” Teklifini kibarca reddetmiştim. Sonuçta hızımı alamayıp onu öldürebilirdim.
“O zaman başlıyorum.” Ona eziyet etmek hoşuna gidiyormuş gibiydi. Bundan büyük bir zevk duyuyordu,buna emindim. Bu kadının yapabilecekleri herkesi korkutmalıydı. İlk olarakta Libby’yi. Anne, elime bir demir parçasını alıp Libby’nin bacaklarına büyük bir zevkle indirdiğinde, Libby’nin ağzından bir çığlık kaçmıştı. Karşımda birinin acı çekmesi beni daha da germişti. Bunu birazdan ben mi yapacaktım? Düşüncesi bile kendimden iğrenmeme yol açmıştı. Anne, Libby’nin her yerini demir bir çubukla morarttıktan sonra, kovanın üzerinden çıkan buharla, kaynar suyla dolu kovayı, Libby’nin başından aşağı devirdi. Bütün gece bunu düşünmüş ve sadistçe bir zevk almış olmalıydı. Bu.. bu gerçekten korkunçtu!
“Tanrım, midem bulanıyor. Sanırım ben bakamayacağım.” Dediğimde Anne daha da çok gülmüştü. Bütün gün Libby’ye eziyet edebilecekmiş gibi duruyordu. Onun bu bakışlarına aldırmadan odayı terk etmiştim. Hızlı adımlarımla eve doğru ilerleyip,Charles’ı göreceğimi kendime hatırlatmış ve sakinleşmeyi beklemiştim.
Eve vardığımda Charles beni kapıda karşılamış ve sarılmıştı.
“Senin neyin var? Ne oldu sana böyle?” Yüzündeki şok ifadesi iyi görünmediğimi belli ediyordu.
“Ben dayanamadım.. Anne’in yaptıklarına ve.. ve buraya geldim.” Dediklerimden neler olduğunu anlamıştı. Böyle bir tepki beklediğini belli edercesine bana sarılmış,ellerini kollarımda gezdirerek beni teselli etmeye çalışıyordu.
“Geçti sevgilim,geçti.” Sesi mırıltı halini aldığında,kendimi uykuya bırakmıştım.
*
Uyandığımda Charles yanımda durmuş,bir şeyler okuyordu. Ne olduğunu merak etsem de çok fazla uyumanın yarattığı baş ağrısıyla ellerimi başıma götürdüm.
“Çok fazla uyuduğumu sende fark ettin mi? Artık uyumaktan başka bir şey yapmıyormuşum gibi geliyor. Sanırım çıldırıyorum. Seninle tanışmadan önce ne yaptığımı düşünüyorum ama aklıma bir türlü gelmiyorum. Ah,ne çok konuştum böyle ve hala konuşmaya devam ediyorum. Eğer beni susturmazsan daha çok konuşacağım ve sende okuduğun şeyin ne olduğunu açıklamak ve unu-” Dudaklarıma kapanan dudakları susmamı sağlamıştı. Dudakları bir süre daha yüzümde oyalandıktan sonra geri çekildi.
“Sana bir sürprizim olduğunu söylemiştim. Sanırım sürpriz vakti geldi.” Çarpık gülümsemesi, ona farklı bir şirinlik katmıştı. Aceleci hareketlerle üzerimi değiştirmeme yardım edip, elimden tutarak beni dışarıya çıkarttı. Ağaçların içinden ilerlemeye başladığımızda sürekli nereye gittiğimizi soruyordum. İyice meraklanmaya başladığımda onun kolunu ısırmaya kalkmıştım.
“Kolumu ısırdığına inanamıyorum.” Dehşete düşmüş bir ifade takınmaya çalışsa da, gülümsemesini saklayamıyordu.
“Eğer beni biraz daha oyalarsan, kendi kolumu da ısıracağım.” Tehdidim son derece saçma olsa da işe yaramıştı.
“Bunu gerçekten söylediğine inanamıyorum.” Kahkahalara boğulduğunda onun göğsünü yumruklamaya başlamıştım.
“Susar mısın artık?” Kendini o kadar kasıyordu ki, yüzünün kızardığı karanlıkta bile belli oluyordu.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst