mannaxxx 1
mannaxxx
Agora Metin2 1
Agora Metin2
[DEV]AB 1
[DEV]AB
metin2008 1
metin2008
kaptanmikro1 1
kaptanmikro1
Scarlet 1
Scarlet
emirhanHCL 1
emirhanHCL
R 1
Roksam
farkmt2official 1
farkmt2official
Hikaye Ekle

DÜŞES | 16. Bölüm; "Rüzgar"

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 151

Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!

Henry'den ayrıldığımda, gözlerim hala kapalıydı.Tutku dolu soğuk nefesini yüzümde;dudaklarımda hissediyordum.Yabancı, uzak, karşılıksız bir öpücük.Bana bir şey hissettirmemişti.Şimdi Charles acı çektiği için biraz daha iyiydim.
"Daphne." Sesindeki üzüntüyü anlamak mümkündü.
"Lordum." Dedim yavaşça.Soğuk bir damla sol yanağımdan boynuma kaydı.Elini boynuma götürerek işaret parmağının ucuyla dokundu.Rahatsızlığımı farkederek, hızla geri çekildi ve kaşlarını çatarak öfkeyle arkasını dönüp gitti. Arkasından gitmeyi aklımdan bile geçirmeden,hayatımı tümüyle kaplayan ama bütün üzüntümün sebebi olan adama baktım. Orada olmasını ve beni teselli etmesini diledim tüm kalbimle. Arkamı dönmüş,gözlerim kapalı bir biçimde bekliyordum. Sanki birazdan gelecek ve bana sarılacak gibiydi. Gözlerimi açtığımda onu orada bulamamaktan korkuyordum. Ya da yanındaki sarışın kızla.. Birkaç dakika önce gördüklerimi hatırlayınca sinirle birden gözlerimi açmıştım. Ama korktuğum olmuştu,Charles orada değildi. Aramızda farklı bir şeyler olduğunu hissediyordum,sanki o ellerimden kayıyordu ve onu bırakan,hayatımdan çıkmasını sağlayan bendim.
Bir süre daha boşluğa baktıktan sonra arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Birkaç günde olan olaylar sayesinde kendimi delirmiş gibi hissediyordum. Bütün bunlar beni hem yıpratmış hemde üzmüştü. Önceki günlerdeki mutlu anılarımı aklıma getirip,iç çekerek saraydan içeri girdim. Önüme bakarak sarayın koridorlarında ilerlerken karşımda birinin durmasıyla başımı kaldırdım. Endişeli gözlerle bana baktı bir şey hatırlamış gibi ağzını açtı.
“Kral sizi çağırıyor. Odasına,şimdi.” Tanrı aşkına bu adam benden ne istiyordu? Az önce beni orada öylece bırakıp giden o değil miydi? Şimdi de beni mi istiyordu? Sinirli ve hızlı adımlarla köşeyi döndüğümde bu anın, gerçek olmamasını dileyerek gözlerimi kapattım ve tekrar açtım.Charles, donuk ifadesiyle az önce çıktıkları odanın kapısını kapattı.Kadın, memnuniyetle gülümsemeye devam ederken, ağlamamak ve ikisini de öldürmemek için yumruklarımı sıkıyordum,içimdeki aşk kırıntıları ondan nefret etmemi engelleyebilirdi ama gittikçe uzaklamasını engelleyemiyordu. Charles'ın böyle bir şey yapabildiğine inanamıyordum, beni sonsuza kadar bekleyecekti, yaşadığımız her şey gerçekti.Ve şimdi ben herkes tarafından bilindiği gibi ben krala aitken ve bu fikre asla alışamamışken, Charles bunu çoktan başarmış gibi görünüyordu.
Amy kolunu Charles’ın beline doladığında arkamı döndüm ve gözlerime hücum eden yaşları geri itmeye çalıştım. Biraz bekledikten sonra ağır adımlarla kralın odasına doğru ilerlemeye başladım. Beni neden çağırdığı ya da benimle ne yapacağı umrumda değildi. Bu gördüklerimden sonra Charles’ı asla affetmeyecektim. Zaten onunda benden özür dilemeye gelip,beni sevdiği yalanlarını söyleyeceğine inanmıyordum. Adi pisliğin tekiydi! Sinirle adımlarımı hızlandırmış,sonunda kralın odasına gelmiştim. Hızlı birkaç hareketle üstümü düzeltmiş ve birkaç derin nefesle içimden sayı saymaya başlamıştım. Bunun beni her zaman sakinleştirdiğini sanıyordum ama bugün işe yaramamıştı. Kapıyı açmaya yeltendiğimde, soğuk bir elin bileğimden tutmasıyla irkildim ve hızla arkamı döndüm.Tanrım, Libby !
"Dur lütfen, beni dinle." Dedi aceleyle.Sonrasında ukala bir tavırla devam etti. "Charles'ın beni neden terkettiğini biliyor musun ?" Cevap vermedim, veremezdim. Çünkü Charles beni sevdiğini o yüzden Libby’den ayrıldığını bana defalarca söylemişti. Bugün gördüklerim ise bunun tam tersiydi. Belki de o sarışın kıza da aynılarını söylemişti..
"Amy, beni onun için terketti.Seninle sadece evlenmek zorundaydı.O, sana karşı hiçbir zaman bir şey hissetmedi. Daphne. Onun kalbi hep Amy'ye aitti." Amy,Charles’ın yanında gezen sarışın kız olmalıydı. Söylediklerine inanmak istemiyordum ama nedense şimdiden söylediği bir şeyler doğru geliyordu.
"Bak, bu Charles'ın günlüğünden." Dedi ve yıpranmış kağıt parçasını sağ elime sıkıştırdı. Bu Libby’de ne geziyordu? Nereden almıştı? Birden hiç hakkım olmayan bir şeye sinirlendiğimi fark ettim. Buna karışamazdım. Charles artık benim değildi,benimle alakası olmayan biriydi.
Ne söylüyordum ben böyle? Libby birkaç aptal laf etti diye bu tip düşüncelere kapılmam doğru değildi. Düşmanca bakışlarımı Libby’ye çevirdim ve nefretimi dışarıya vurmaya çalışarak bağırdım.
“Sen kendini ne zannediyorsun? Ne hakla onun haberi olmadan ondan bir şey alıyorsun? Defol buradan,git. Seni görmek istemiyorum,hatta ikinizide!” dedim ve sinirle kapıyı açıp odaya girdim. Henry bağırışlarımı duymuş olacakki sorgulayan bakışlarla yüzüme bakıyordu.
“Birkaç küçük sorun.” Dedim güven vereceğini umduğum bir sesle.
“Pekala,bir şeyler içer misin?” İkna olmuşa benziyordu.
“Şimdilik istemiyorum.” Dedim isteksizce. Bu halim gözümden kaçmışa benzemiyordu. Elindeki kadehi bırakıp yanıma geldi ve elimden tutup yatağa sürükledi. Beni oturttuktan sonra ellerimi bırakmadan o da yanıma oturdu. Bense ne diyeceğini bekliyordum. Bugün daha fazla üzülemezdim sonuçta.
“Bak.. Charles’tan hoşlandığını biliyorum ama o seni aldattı. Söylemek istemezdim,bunun için üzgünüm. Ama gerçekleri bilmeye hakkın vardı.” Dedi ve üzüntülü bir tavırla başını eğdi.
“Beni sevdiğini söylemişti.” Sesim istediğimin tam aksine fısıltı gibi çıkmıştı.
“Ah,hayatım. Seni her sevdiğini söyleyene kendini böylesine kaptırmamalısın. Ama ben seni gerçekten seviyorum.” Dedi ve kollarını beline dolayıp,başımı göğsüne yasladı. Bunun sonu nereye gidiyordu? Sanki kralın hiç sorunu yokmuş gibi benim sorunlarımı mı dinleyecekti? Bir terslikler olduğu her şeyden belli oluyordu.
Amy ve Charles’ın yakın halleri,Libby’in söyledikleri ve kralın bu tavırlarının altında bir şeyler olmalıydı. Gözlerimi kapattım ve başımın ağrısının geçmesini bekledim. Bugün gördüğüm her şeyi,duyduğum her kelimeyi tek tek analiz ediyor bir açıklık arıyordum. Tanrım! Bu nasıl olabilirdi? Oyuna gelmiştim,hatta gelmiştik. Bunların hepsi onu benden ayırmak için olmalıydı. Henry onu sevdiğimi nasıl öğrenmişti? Beni aldattığını nereden biliyordu? Yoksa birileri tarafından izleniyor muydum? Bu düşünce birkaç saniyede damarlarıma kadar işlemişti ve kaskatı bir hale gelmemi sağlamıştı. Nefes alışlarım düzene girdiğinde başımı kaldırdım ve geri çekildim.
“Beni neden çağırmıştınız?”
“Seni orada öylece bırakmamalıydım. Biliyorum,hataydı. Sadece iyi olup olmadığını görmek istedim.” Bir günde ne olmuştu herkese böyle? Şaşkınlıktan ağzım açık bir şekilde ona baktığımı,içten gülüşüyle farkettim.
“Hepsi bu kadar,yorgun olmalısın. Uyu istersen.” Beni ayağa kaldırdı ve kapıya kadar yanımda geldi.
“İyi geceler.” İlk defa tüm içtenliğimle söylemiştim bunu. Kapıdan çıktığım anda oyunun içinde olduğumu tekrardan hatırlattım kendime. En ufak bir hatada Charles tamamen ellerimden kayabilirdi. Belki de bugün,o hareketimle kaymıştı bile.
Odama girip kapıyı kapattığımda hızlıca elbiseme sıkıştırdığım kağıt parçasını çıkardım ve okumaya başladım. Mavi gözlü ve sarışın birinden bahsediyor,ona aşık olduğunu ama başkasıyla olması gerektiğiyle bitiyordu cümleler. Gözümden süzülen bir damla yaş kağıdı ıslatmış,harflerin dağılmasına sebep olmuştu. Charles’ın evine gittiğimde yazısını,her harfi nasıl yazdığını incelemiştim. Yazıda en ufak bir bozukluğa sevinebilir,bunu onun yazmadığını iddia edebilirdim.
Yatağa oturup bacaklarımı karnıma çektim ve şu birkaç günde olanları düşündüm. Charles’la o kadar zamanda kurduğumuz aşk,aptalca geçen birkaç günde yıkılmış,geride kalıntılarını bırakmıştı. Bu daha ne kadar böyle sürebilirdi ki? Onu hergün sarayda ve o sarışın kızla samimi bir vaziyette görmeye daha ne kadar katlanabilirdim? Düşüncelerimin ağırlığıyla yataktan fırladım ve üzerime aldığım ince şal ile kendimi gecenin karanlığına bıraktım. Soğuk olması ya da birinin beni bu halde görmesi önemli değildi. Charles’ı bulacak,oyuna geldiğimizi anlatacak ve ondan beni affetmesini isteyecektim. Belki beni sevdiğini söylemesini bile isterdim.
Onu bulacağıma emin olduğum yere,bizim yerimize doğru ilerliyordum. Kimsenin gitmediği küçük bir gölüm etrafıydı. Ama o olduğu süreçte,her yere gidebileceğimi düşündüm bir kez daha. Beni affetmeme ihtimalini düşünmek istemiyordum. Ama bu fikir bir virüs gibi beynimde dolanıyor,kendine bir yer bulmaya çalışıyordu. Bu ihtimalin olabileceğini kabullendiğimde adımlarım yavaşlamıştı. “Ya gerçekten öyle olursa?” diyordu içimdeki ses. O zaman ne yapacaktım?
İçimde kalan son umut parçalarına tutunarak istediğim yere geldim. Tahmin ettiğim gibi,Charles burada,yerde oturmuş bir vaziyetteydi. Sırtını ağaca yaslamış,gözlerini kapamıştı. Onu saatlerce seyredebilirdim ama yine de birkaç dakikada özlüyordum. Bu nasıl bir şeydi böyle? Her dakika,her saniye yanımda olmasına imkan yoktu.
Adımlarımın çıkardığı hafif sesle gözlerini açmış,hemen sesin geldiği yöne,bana dönmüştü. Karşısında beni beklemiyor olmalıydı. Surat ifadesi önce hüzünlendi sonra yine ilk tanıştığımızdaki alaycı maskesini takındı ve ayağa kalktı. Gözlerime bakmaktan kaçınıyor,eliyle toz olmuş pantolonuna vurarak sinirini belli ediyordu. Beni affetmeyeceği düşüncesi gittikçe artıyor,bütün vücuduma yayınlıyordu.
“Ben cidden üzgü-” Attığı sinirli bakışla susmak zorunda kalmıştım.
“Sakın bana üzgün olduğunu,onları isteyerek yapmadığını ve beni hala sevdiğini söyleme. Sakın.” Dedi son derece tehditkar bir sesle. Onu tahmin ettiğimden daha fazla incitmiş olmalıydım. Hem kendimi hem onu üzmüştüm. Suçluluk duygusu tüm bedenime yayıldı ve gözyaşlarım tekrardan yanaklarımdaki yerleri aldı.
“Pekala,nasıl istersen öyle olsun. Ama önce beni dinlemeni istiyorum. Seni aldatan benmişim gibi davranamazsın. Bana beni sevdiğini söylerken Amy’e aşık olduğunu,benimle zorla evlendiğini biliyorum. Saklamak zorunda değilsin artık. Beni öperken benim yerimde Amy’nin olmasını dilediğinide biliyorum. Ah,Tanrım! Kendimi kullanılmış bir eşya gibi hissediyorum. İşin bittikten sonra kenara atabileceğin bir eşya.” Hıçkırıklarım iyice artmış,bedenimi ele geçirmişti. “Bu kadar saf olduğum için kendime kızıyorum. Sana hiç inanmamam gerekirdi. Beni sevdiğini düşünmem benim hatamdı.” Arkamı dönmemle belime sarılan el beni kendine çekti ve bedenine yasladı. Kulağımda hissettiğim nefesle irkildim.
“Seni sevmediğimi nasıl düşünebilirsin? Ah Amy konusunu açmıyorum bile. Buna nasıl inanabilirsin? Hepsinin bir oyun olduğunun farkına nasıl varmazsın? Eğer bu kadar kıskandıysan sana bir açıklama yapabilirim sanırım. Amy,kralın bir hediyesi,ah ne hediye ama! Seni benden çaldığı için onu bana verip,üzüntümü azaltmak istemiş. Ne kibar adam ama!” Alayla söylediği sözler krala olan sinirimi artırmıştı. “Senin yerine onu koyabileceğimi gerçekten düşünmüş olmalı.”
Ona döndüğümde gözlerindeki hüznü ve aşkı görebiliyordum. Bana yine eskisi gibi bakıyordu,hiçbir şey değişmemişti. Günlükten koparılan kağıdı hatırlayınca birden geri çekildim ve elimde sinirden sıktığım kağıdı açıp ona uzattım. Buna gerçekten bir açıklama yapmalıydı. Gerçi bunun bir yalan olduğunu söylesede ona inanırdım.
“Ah,Libby. Benim yazımı benden güzel yazıyor değil mi? Taklit yeteneği çok iyi.” Gergin sesi rüzgarın arasında çoktan kaybolmuştu. Kağıdı minicik parçalara ayırıp,rüzgara bıraktığında uçuşan minik kağıt parçalarıni izliyordum. Rüzgar nereye isterse oraya gidiyorlardı,benim gibi sürükleniyorlardı. Bu benzetmeye gülümsedim ve Charles’a döndüm.
“Bunların bizi ayırmasına izin vermeyeceğim.” Dudaklarımı örten dudakları cevap vermemi engellemişti. O yine benimleydi,yine birlikteydik. Buna ne itirazım olabilirdi ki?
"Evet gençler bölüm geç geldi biliyorum ama hastaydım yazamadım özür dilerim hepinizden. Öncelikle yorumlarınız için hepinize çok teşekkür ederim. Tabii geçmiş olsun dilekleriniz içinde.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst