bikral 1
bikral
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Bvural41 1
Bvural41
ShadowFon 1
ShadowFon
mavzermete 1
mavzermete
YazilimMühendisi 1
YazilimMühendisi
Fethi Polat 1
Fethi Polat
InfernoShade 1
InfernoShade
Hikaye Ekle

DÜŞES | 12. Bölüm; "Hüzün"

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 191

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 26 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

DAPHNE
Sabahları gülümseyerek uyanmaya alışmıştım artık. Ama bugün içimde kıpır kıpır eden bir şeyler vardı. Mutluluk iliklerime kadar işlemiş bir şekilde yataktan kalktığımda Mary’nin camdan aşağıyı izlediğini gördüm. Uyandığımı fark edip yanıma geldi ve her sabahki gibi şakalaşarak giyinmeme yardım etti.
“Tanrım Daphne! Güzelliğin karşısında herkesin nefesinin kesildiğini biliyorsun değil mi?” dedi ve bana gülümseyerek odadan çıktı. Bende aynada kendimi biraz daha inceledikten sonra aşağıya indim. Tahmin ettiğim gibi Charles aşağıda babamla konuşuyordu. Onların yanına ilerledim ve ikisinede selam verdikten sonra konuşmalarına devam etmelerini bekledim. Ama babamın suratında gergin bir ifade vardı. Charles’ın gözlerindeki sinir ise bir tutam hüznü saklamaya yetmiyordu.
“Kötü bir şey mi var?” dedim kendimi tutamayarak. İkisininde yüzü sorumla birlikte daha da gerilmişti.
“Hayır,yok. Sadece tahmin ettiğimiz bir şey gerçekleşti.” Ne olmuş olabilirdi? Neyi tahmin ediyorlardı?
“Anlamadım.” Dedim sorarcasına. Cevap vermeyeceklerini bildiğim halde onlara bakıyordum. Charles ellerimi tutup ona bakmamı sağladı ve konuşmaya başladı.
“Libby.. Bu kadar kolay gideceğini düşünmemiştik zaten. Gitmeden önce yapabileceği her şeyi yapmış lanet olasıca kadın!” En kötü ne yapmış olabilirdi? Ah,Tanrım! Bu kadın ne zaman bizim peşimizi bırakacaktı?
“Ne-ne yaptı?” diye mırıldandığım sırada babamın yanımızda olmadığını fark ettim.
“Yapabileceği en kötü şeyi.. Krala gitmiş ve her şeyi anlatmış. Tabii ki kendi açısından anlatmış,umarım başımıza kötü bir şey gelmez. Libby’nin bu konulardaki ikna yeteneği çok iyidir.” Dedi şüpheli bir sesle.
“Ah,pekala. Bugün çok mutluyum ve mutluluğumu Libby’nin bir kez daha bozmasına izin vermeyeceğim.” Dedim kararlı bir sesle. Bana cevap vermek yerine saçlarıma küçük bir öpücük kondurmayı tercih etmişti ve elimden tutup ilerlemeye başladı. Nereye gideceğimizi sormuyordum,sonuçta onunla gittiğim bir yer kötü olamazdı. İlerlemeye devam ettikçe beni çok fazla kişinin uğramadığı bir göle götürdüğünü fark ettim. Burada ne yapacaktık? Ani bir hareketle beni kendine çevirdi ve gözlerime bakmaya başladı. İçimdeki tüm tutku ve aşkla ona bakıyordum. Gözlerindeki tutkunun arasındaki hüzün yine yerini almıştı. Kendimi ona o kadar kaptırmıştım ki hüznün hala orada olduğunu unutup onu öpmeye başladım. Bu öpücük diğerlerinden farklıydı. Sanki biri beni ondan alacakmış gibi sıkıca sarmıştı kollarını bedenime. Aramızdaki hiçbir boşluğa izin vermeden bastırıyordu beni kendine. Kollarımı boynuna doladığımda dudaklarını dudaklarımdan ayırdı ve ellerimi bırakmadan bir adım geriledi. Ben başkasına aitmişim ve o yasak olan bir şeyi yapıyormuşçasına bakıyordu bana.
“Eğer sana dans teklifi etseydim,kabul eder miydin?” Ne yani,kabul etmeyeceğimi düşünüyor olamazdı değil mi?
“Ah,tabii ki kabul ederdim.” Dedim saf bir şekilde,oysaki altında yatan anlamı çözmüş olmalıydım. Bana yaklaştı ve elini belime koydu. Bende kafamı ona yasladıktan sonra gözlerimi kapattım ve kendimi hareketlerimize bıraktım. Ritmik hareketlerle dansımıza devam ederken saatin ilerlediğinin farkında değildim. Saat ilerledikçe düğünümüze daha da yaklaşıyorduk. Ama içimdeki sevinç kıpırtıları bir bir ölüyor,sanki etraftaki çiçekler bizim her hareketimizle soluyordu. Etraftaki bitkiler bizi uğurluyormuş gibi sırayla ölüyor,kuşlar ise hüzünlü bir şekilde şarkı söylüyorlardı. Etrafa çöken hüzün artık beni rahatsız etmeye başlayınca gözlerimi açıp başımı kaldırdım. Charles’ın da benimle aynı şeyleri düşündüğünü anlayabilmem zor olmamıştı.
“Neler oluyor?” Sonunda kötü bir şeyler olduğunu anlamıştım ve soracak gücü kendimde bulmuştum. Soruma net bir cevap vermek yerine soruyla cevap vermeyi tercih etmişti.
“Her zaman beni seveceğine dair yemin eder miydin?” Bu da ne demekti? Beni bırakacağını mı ima etmeye çalışıyordu? Gözlerime dolan yaşları engelleyememiştim.
“S-sen ne demeye çalışıyorsun?” diye sordum gözyaşlarımın arasında. Cevap vermemişti. Bana sanki hiç dokunamayacağı bir şeymiş gibi bakıyordu. Tutku gözlerini terk etmiş,yerini hüzne bırakmıştı. Birkaç saatte sanki dünya sessizliğe bürünmüştü,doğa bu kötü anılara tanık olmak istemezmiş gibi sırtını çevirmişti bize.
“Bana cevap ver!” diye bağırdım sesimi toparlayıp. O da daldığı düşüncelerinin arasından sıyrıldı ve konuşmaya başladı.
“Bir şey yok Daphne,sadece ayrılık konuşması yapmayı beceremiyorum.” Dedi gülümsemeye çalışarak. Ne demişti o? Ayrılıkta neyin nesiydi? Beynimdeki düşünceyle olduğum yere çakıldım. Benden ayrılmak istiyordu. Bunu neden en başta anlayamamıştım ki? Bakışlarından bana dokunmak istemediğini anlamış olmalıydım. Zihnimde dolaşan düşüncelerle ondan uzaklaşmaya çalıştım ama güçlü kolları izin vermedi. Kollarında çırpınıyor ve beni bırakmasını,ondan nefret ettiğimi söylüyordum. Titriyor,ağlıyor ve ondan nefret ettiğimi sayıklıyordum. Bir süre daha ona ettiğim hakaretleri sıraladıktan sonra sakinleşmiştim. İçimdeki bütün acıyı dışa vurduğumu düşünüyor olabilirdi. Yanılıyordu,çünkü esas yıkım içimdeydi. Kalbin bu tip şeyler yüzünden acıdığını düşünmezdim eskiden. Ama şimdi kalbimdeki keskin acı bunun gerçek olduğunun bir kanıtıydı.
“Daphne,konuşmalıyız. Seni bende bırakmak istemiyorum,ama bırakmalıyım sevgilim. Sen artık bana ait değilsin.” Diye mırıldandı kırılgan sesiyle. Ağzından güçlükle çıkan kelimeler bir bıçak gibi tek tek kalbime batıyordu.
“Bu nasıl olabilir? Biz evleneceğiz Charles! Senin dediklerini aklın alıyor mu?” diye bağırmaya başladım. Aynı zamanda ağlıyordum ve dediklerini inkar ediyordum. Ama ayrılacağımızı anlamıştım bile. Beynim bunu anlasada kalbim inkar ediyor,tek gerçeğine tutunmaya çalışıyordu. Charles ben anlamadan beni kucağına aldı ve eve doğru yürümeye başladı. Hıçkırıklarım hiç durmuyor,Charles ilerledikçe artıyordu. Eve girdiğimizde benden ayrılacağını anladığımda hıçkırıklarım hiç durmaz bir hale gelmişti. Kalbimdeki acı tarif edilemeyecek kadar arttığında artık ağlayacak gücümün olmadığını fark ettim. Eve girdiğimizde kimse bir şey dememişti. Charles beni odama çıkardı,yatağıma yatırıp gidecekken son kalan gücümle koluna yapıştım ve “yanımda kal,lütfen” diye mırıldandım. Hıçkırıklarım yüzünden mi yoksa yanımda kalak istediğinden mi bilinmez,yanıma uzandı ve bana sarıldı. Bu onunla son sarılmam olacaktı,bunu iliklerime kadar hissediyordum. Ayrılık çanları bizim için çalmıştı bile. Bunlar uzatmalarıydı ve elbet ayrılacaktık.
“Neden?” Ayrılmamızın sebebini bilmeye hakkım vardı değil mi? Beni neden ya da kimin için terk ettiğini öğrenmeliydim. Bütün gururumu ayaklar altına alıp sormuştum bunu ona. Önceden olsa kesinlikle sormaz,hatta beni bıraktığı için sevinirdim.
“Libby’nin bize son sürprizi aşkım. Hiç unutulmayacak bir hediye.” Ayrılığımıza nasıl hediye diyebilirdi? Beni hiç mi sevmemişti? Yoksa.. Bütün yaşadıklarımız sadece ben kimseye bir şeyler anlatmayayım diye miydi? Ne düşündüğümü anlamışçasına başını salladı ve sinirle yatakta doğruldu.
“Seni-seni sevmediğimi nasıl düşünebilirsin? Seni her zaman seveceğim sevgilim. Sadece birlikte olamayacağız.” Dedi gözlerindeki hüzünle.
“Ben.. anlamıyorum?” dedim kafamdaki soru işaretleriyle.
“Beni her zaman seveceğine yemin edermisin?” diye sorusunu tekrarladı.
“Tanrı şahidimdir senden başkasını sevmeyeceğim. Sana bu kadar aşıkken nasıl sevebilirim ki?” diye cevapladım sorusunu. Yaklaşık dudaklarıma kısa bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildi.
“Kral,seni istiyormuş sevgilim. Artık bana değil,ona aitsin.” Dedi bir çırpıda. Bu nasıl olabilirdi? Beni neden istiyordu? Şimdi ne yapacaktım? Bedenimi krala mı teslim edecektim? Charles’ın bana dokunması gerekirken,o bana dokunacaktı. Aklımdaki iğrenç görüntüleri kafamı sallayarak geçirmeye çalıştım ama hepsi tüm gerçekliğiyle oradaydı.
“Charles,senden başka birine nasıl ait olabilirim?” diye sordum umutsuzca. İkimizde sessizce birbimize baktık. Ben Charles’ın gözlerinden düşen damlaları izliyordum. Sessizce geleceğimize veda ediyorduk. O artık bana yabancı biri olacaktı,bense başka birine ait olacaktım. O bana her dokunduğunda Charles’ı hatırlayacaktım. Böyle nasıl yaşanabilirdi ki?
“Seni ölene kadar seveceğim.” Diye mırıldandım elimi kalbine koyup.
“Seni hayatımın her saniyesinde seveceğim güzel bayan.” Dedi ve o da yavaşça elini elimin üzerine koydu.
“Onunla mutlu olabilirsin,belki bir de çocuğunuz olur leydi Carey. Üzülmeyin.” Dedi bana soyadımla hitap ederek. Bende gözyaşlarımın arasından ona cevap verdim.
“Sende güzel bir bayanla evlenir,onunla mutlu olursun umarım.” Diye mırıldandım.
Dudaklarıma bir öpücük bıraktıktan sonra beni yatağa yatırdı ve örtüyü üzerime örttü. Sonra ayağa kalktı ve kapıya doğru ilerledi. Çıkmadan bana son bir bakış attı ve odamın kapısını kapattı.
Onuna birlikte,yaşama sevincim ve ruhumda gitmişti. Onu sonsuza kadar seveceğime yemin edip,kimsenin beni uyandırmamasını dileyerek örtünün altına saklandım.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst