- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 23 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
DAPHNE
Saat gece yarısını geçtiği için merdivenleri sessiz adımlarla çıkmaya çalışmıştım. Babam ya da daha kötüsü annem uyandığı takdirde açıklamam gereken bir kaç şey olacaktı. Gözlerimin kan çanağına dönmüş hali, dağılmış saçlarım ve akmış makyajım bunların başında geliyordu.
Merdiven basamaklarını başarıyla çıktıktan sonra kafamı uzatıp etrafa bir göz gezdirdim. Babamın çalışma odasına doğru baktığımda ışığın kapalı olduğunu gördüm. Ayağımdaki topukluları eğilip çıkarttım ve tek elime alıp yürümeye başladım. Yatak odasının önünden geçerken annemin uyanık olmaması içim dualar ediyordum içimden. Odamın önüne geldiğimde derin bir nefes aldım ve kapıyı sessizce açıp içeri girdim. Arkamdan kapıyı kapattıktan sonra sırtımı kapıya dayayıp derin bir nefes aldım.
Endişelenmeye başlamıştım efendim.
Marynin karanlıktan gelen sesiyle kapattığım gözlerimi aniden açıp yerimden sıçramıştım.
Beni öldürmeye mi çalışıyorsun Mary?
Özür dilerim efendim.
Elindeki kıyafetleri yatağımın üstüne koyup gaz lambasını yaktı. Yüzüme bakması ile ufak bir çığlık atması bir oldu.
Efendim, size ne oldu böyle ?! yanıma gelip telaşlı bir şekilde elleriyle yüzümü incelemeye koyuldu. Alt tarafı ağlamıştım.
Ah evet, bir de aynı gün içerisinde herkesin önünde kralla öpüşüp Charlesın ufak bir öpücüğünde hemen zayıflık gösterip kendimi kaybetmiştim. Büyütülecek şeyler değildi.
Kimi kandırmaya çalıştığımı merak etmiyor değildim.
Marynin yatağın üzerine bıraktığı kıyafetleri aldım ve üstümü değiştireceğim yere doğru ilerlemeye başladım.
Ben sadece kötü bir gece geçirdim Mary. Kötü bir geceydi. Çok kötü hem de. Üstümü değiştirmek istiyorum, o kadar yorgunum ki. Uyumak ve bu günü yaşanmamış saymak istiyorum. Böylece yarın sabah kalktığımda bu güne yen-
Ne olduğunu anlatmak ister misiniz?
Umursamaz davranışım o kadar yapmacıktı ki, Marynin bana geceyi hatırlatan ilk cümlesi üzerine gözyaşlarım akıvermişti. Hani bahar gecelerinde güneş batınca ay çıkardı ya. Hayatımın baharında benim de beklediğim tam olarak buydu. Beni bu durumun içinden kurtarabilecek bir umut ışığı.
Teslim olurcasına elimdeki kıyafetlerin yere düşmesine izin verdim ve hızlı adımlarla Marynin yanına gidip boynuna sarıldım.
Ah Mary. Keşke bana yardım edebilsen. Keşke beni bunların hepsinden kurtarabilsen. Ah bunu ne kadar isterdim. Keşke, keşke.. cümlenin sonuna doğru gözyaşlarım hızlanmış, sesim ise tamamen kısılmıştı. Marynin boynuna sarılmış gözyaşlarımı elbisesine akıtıyordum. Hıçkırıklarımı elbisesinde hapsetmeye çalışıyordum. Mary, o olmasaydı kendimi gerçek anlamda yalnız hissederdim. Etrafımda bunca insan varken sesimi duyan tek kişi oydu.
Gelin, şöyle oturalım. Sakinleşin biraz. Sonra konuşabilirsiniz.
Beni yatağıma oturtup yüzüme yapışan saçlarımı düzeltti. Kalkıp bir bardak su verdi bana. İçtikten sonra içimdeki pişmanlığın körüklediği yangın biraz olsun sönmüştü. Derin bir nefes alıp kafamı toplamaya çalıştım. Kullanacağım cümleleri aklımdan geçirirken Marynin yüzüme meraklı bakışlarını doğrulttuğunu fark ettim.
Ben nasıl başlayacağımı bilmiyorum. O kadar çok şey oldu ki. Ben nasıl oldu bunca şey birden bilmiyorum. Kendimi birden olayların içinde buldum. Ben-
Cümle kurma beceriksizliğimi fark etmem ile susmam bir oldu. Gözlerimi kapattım ve arka arkaya derin nefesler aldım. Hazır olduğumu düşündüğümde gözlerimi açıp cümlelerimi sıraladım.
Charlesla gittiğimiz baloda kral beni dansa kaldırdı. Hayır diyemezdim. Sonuçta, kral o. B-ben kabul etmek zorunda kaldım tabii. Kralla dans sırasında Charlesın kıskandığını sandım. Yani öyle bakıyordu. Bir gün sebepsiz ölürsem lütfen Charlesın bakışlarını suçlayın Mary. Hapiste çürümesini diliyorum, ah lütfen bunu yapın.
O ahmağın davranışlarını doğrulamak istediğim için bende biraz ileri gitmek iste- her neyse. Bu kısımları geçebiliriz.
Mary manidar bir şekilde gülümseyip tek kaşını kaldırdı. Benim karşılığım ise daha mahcup bir gülümseme oldu.
Dans bitince kral beni öptü ve ben de özür dileyerek salondan çıktım. Salondan çıkınca Charles beni buldu ve kralla oynaştığımı söyledi. Benim inkârlarımı, onun ise suçlamalarını içeren konuşmanın sonunda bir öpücük de Charlestan geldi. Mary, kendimi kirli hissediyorum, ben bu kadar olmasını istememiştim. Gerçekten.
Marynin kralın öptüğünü söylediğim cümle sonrasındaki gözlerini büyütmesi, Charlesın öptüğünü söylediğimde iki katına çıkmıştı. Elini şaşkınlıktan açılmış ağzına götürdü. Yüce İsa diye mırıldandığını duydum.
Marynin isteği üzerine geceyi ayrıntılarıyla 2. ve 3. kez anlattım. Her anlatışımda duygularımın daha özgür kaldığını fark ettim. 3. anlatışımda ilkindeki kadar pişmanlık duymuyordum. Sonlara doğru sanki başkasının hikâyesini anlatıyormuşum gibi hissettiğim zamanlar bile oldu diyebilirim.
Marynin neşeli ruh hali bana da yansımış, gecenin ilerleyen vakitlerine doğru az da olsa ben de gülmeye başlamıştım. Ben yokken evde olanlardan bahsediyorken o kadar neşeliydi ki.Kahkahalarımızın yükseldiği zamanlar kimseyi uyandırmamak için ellerimizi birbirimizin ağzına kapatıyorduk. Gülüşmelerimi pek engelleyebildiğimiz yine de söylenemezdi.
Gece hakkında kendimizce dalga geçerken gülüşmelerimizin yavaşladığı ve günün yorgunluğunu tam anlamıyla hissettiğimiz bir zamanda uykuya dalmıştık Mary ile. Benim yanımda yatmış, zaten genişçe olan yatağımda abla- kardeş edasıyla sarılıp uyumuştuk.
Gecenin karanlığını hatalarımızın üzerine örttüğümüz gibi kara bulutların yolumuzu kaybettirmeye çalıştığı sırada da yıldızları rehber edinecektik. Böyle söz vermiştik.
CHARLES
Uzun uzun öpüştükten sonra boğuk bir sesle "yatak" diye mırıldandım. Her ne kadar acelem olsa da bu işi ayakta yapmayacaktım.
Ellerimi bacaklarına kaydırıp onu kucağıma aldım. Yatağa doğru ilerlerken ayağıma takılan nesnelere öpücüklerim arasında küfrediyordum.
Odaya girdiğimizde bir tekme de bu kapıya attım ve çarparak kapandığında kendimce gülümsedim. Libbyi yere indirmemle onun örtüyü kaldırmaya çalışmaya başlaması bir oldu. O örtüyle uğraşırken ben onu tutup yatağa yatırdım ve öpüşmemizi hiç kesmeden geceliğini çıkarmaya askılarını indirme ile başladım. Çok kısa bir süre sonra üzerindeki her şeyden kurtulmuştum.
Aynı muameleyi o da benim kıyafetlerim yapmak üzere beni üzerinden ittirdi ve kendisi üste çıktı. Karşımda Libby' nin olduğunu aklım onaylarken gördüklerim onun sarı saçları değil, Daphne' nin kumral bukleleriydi. Bozuk bir frekanstaki konuşmaların gidip gelmesi gibi gözümün önündeki görüntü sürekli değişiyordu.
Sanki bana bakan Libbynin donuk mavi gözleri değil de Daphne' nin içimi ısıtan yeşil bakışlarıydı.
Sevişmekte olduğum bu soğuk kadın ellerini kasıklarımın hizasında gezdirerek hazır olduğunu belli etmeye çalışıyordu.
Karşımda duranın Daphne olduğunu ve onun kral ile değil de benimle olduğunun hayalini kurarken gözlerimi kapattım, kendimi dokunuşlarına bıraktım.
Libby'nin "Gözlerini aç sevgilim, bana bak." sözleriyle kendime geldim. Gözlerimi açtığım gibi yatakta gördüğüm ilk boş yere kendimi attım. Hızlı nefes alıp verişimi düzene sokmaya çalışırken gözlerimi tavana diktim. Libby ise dirseğinin üzerinde doğrulmuş, ne olduğu hakkında bir açıklama beklercesine bana bakıyordu.
Dönüp ona baktıktan sonra elimi alnıma götürüp gözlerimi kapattım.
"Sadece.. Sadece çok uykum var Libby." dedim ve o da sanki bu yalana kanmak istercesine yanıma gelip ve kafasını omzuma koydu. Elimle saçlarını okşarken bu işin burada bitmediğinden emindim.
Sabah uyandığımda Libby çoktan uyanmış beni izliyordu. Bakışlarında bir gariplik vardı ama dünkü konuyu tekrar açıklamak istemediğim için bir şey sormadım. Ona bakıp gülümsediğimde ikna olmuştan öte bir şeylerden haberdarmış gibi bakıyordu. Bu hali korkmama sebebiyet vermişti.
Kalkmaya yeltendiğimde elleriyle omuzlarıma hafif bir baskı uygulayarak beni geri yatırdı.
"Neler oluyor Charles?"
"Hiç.. Hiçbir şey.." dedim ve gözlerimi kaçırdım. Korkak biri olduğumdan değil, Daphne' yi onunla paylaşmak istemediğim içindi.
"Daphne desem,daha mı net sormuş olurum acaba? Dün gece benim adımı ağzına bile almadın da, tek duyduğum senin Daphne diye sayıklamandı!" dedi yüksek sesle.
Adını duyduğum anda istemsiz olarak yüz ifadem yumuşadı. Aniden Libby ye baktığımda gözlerindeki kırgın, kızgın ve bir o kadar da ağlamaklı ifadeyi gördüm.
"Libby.. Sen yanlış anladın.
B-biriyle evleneceğimi biliyordun, babamın seçtiği biriyle. Ve onun seni seçmeyeceğini de biliyordun. Sadece o kadar, başka bir şey yok." dedim ve açıklama yapmasına izin vermeden dudaklarına küçük ama tutkulu bir öpücük bıraktım. Başımı geri çektiğim gibi ayaklarımı yataktan aşağıya sarkıttım ve ağaya kalkıp eşyalarımı yerden toplamaya koyuldum.
"Şimdi gitmem gerek" dedim konuyu geçiştirmekte oldukça başarısızdım. Bu konuyu ilerde bir zaman konuşabilirdik ama buna şuan hazır değildim. Aklımdan geçenleri okuyor gibi hissetmeme neden olan imalı bakışlarını üzerime doğrultmuştu.
"Birkaç gün sonra" dedim kemerimi bağlarken. Ceketimi giydikten sonra kapıya yöneldim. Arkama döndüğümde Libby nin boş bakışlarını yatak örtüsünde gezindiğini fark ettim. Ona baktığımı fark edince ayağa kalkıp gülümseyerek yanıma geldi ve bana sarılıp kulağıma Bekleyeceğim diye fısıldadı. Alnına küçük bir öpücük kondurduktan sonra giyinmesi için odadan çıktım. Koridordan ilerledim ve dışarıdan girince hemen sağ tarafta kalan ilk kapıdan girip kendimi gördüğüm ilk koltuğun üzerine attım.
Başımı birisi ikiye ayırıyor da ben mi fark etmiyordum? Ağrının şiddetinden gözlerimi kapattığım için Libbynin geldiğini fark etmedim.
Gözlerimi açtığım gibi ayağa kalkıp kapıya doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Libby beni yolcu etmek için kapıyı açtı ve kapıya dayanıp yüzümü incelemeye başladı. Çekitğim acıyı belli etmek istemiyordum çünkü acı çekmekten daha kötü bir şey var ise o da çevrendeki insanların sahip olduğun acı ile ilgili sorduğu sorulardı.
Eve mi gideceksin? Yere doğru eğdiğim başımı kaldırıp yüzüne baktım.
Bilmiyorum. Halletmem gereken birkaç şey var. Uğramam gereken yerler.
Onun yanına gidecek misin? masum hali ve masum görünmeye çalıştığı halini ayırt edebildiğimi bilmiyor olsa gerek. Salağı oynamakta kararlıydım.
Nereye?
Daphne. adını söylediği an gözlerime daha derin bakabilse onu üzecek şeylere rastlayabilirdi. Öfkesiyle boğuştuğu anı fırsat bilerek geçiştirdim.
Bilmiyorum. Babam uyanmadan gitsem iyi olacak . Hoşça kal sevgilim. Yanağında bıraktığım ufak öpücüğün onu ikna etmeyeceğini biliyordum.
Tuhaf bir biçimde Daphne yi görmek istiyordum. Dün gece yaptığım kabalığı telafi etmek isteyen bir yanım olduğu gibi hak ettiğini düşünen bir yanım da vardı. At arabasının kullanan adamın oturduğu yere doğru açılan küçük pencereden kafamı uzatıp kulağına gideceğimiz yeri fısıldadım.
Fısıldamamın sebebi duygularıyla hareket eden Charlesın mantığıyla hareket eden Charlestan gizlenmek istemesiydi. Birkaç dakika sonra varmıştık bile.
**
Kapının çalmasıyla beraber ayağa kalktı Daphne. Kimin olduğuna dair aklından ihtimalleri geçiriyordu. Kapıyı açtığında güzel bir bayanın karşısında ona gülümseyerek baktığını gördü.
Affedersiniz, ben Daphne adında bir bayanı arıyordum. Burada yaşadığını duydum?
Şaşırmıştı Daphne. Hayatında ilk kez görüyordu bu kadını.
Ben Daphne. Nasıl yardımcı olabilirim?
Kapıda duran genç kadının yüzündeki bir anlık bozulma kendini en sahtesinden geniş bir gülümsemeye bırakmıştı tekrardan.
Beni içeri davet etmeyecek misiniz? Ah, bu arada, ben Elizabeth.
Kirli amaçlarını perdelediği dostça bakışlar eşliğinde uzattığı eli, hiç bir şeyden haberi olmayan Daphne tarafından karşılık buldu.
Odaya girdiklerinde genç adamın gözleri sonuna kadar açıldı.
Libby? diye sessizce fısıldadı.
Ah, siz tanışıyor musunuz Elizabeth ile ?
Daphne nin sevecen bakışları odadaki iki insanın üzerinde gidip gelirken neler olacağından kesinlikle habersizdi.
Saat gece yarısını geçtiği için merdivenleri sessiz adımlarla çıkmaya çalışmıştım. Babam ya da daha kötüsü annem uyandığı takdirde açıklamam gereken bir kaç şey olacaktı. Gözlerimin kan çanağına dönmüş hali, dağılmış saçlarım ve akmış makyajım bunların başında geliyordu.
Merdiven basamaklarını başarıyla çıktıktan sonra kafamı uzatıp etrafa bir göz gezdirdim. Babamın çalışma odasına doğru baktığımda ışığın kapalı olduğunu gördüm. Ayağımdaki topukluları eğilip çıkarttım ve tek elime alıp yürümeye başladım. Yatak odasının önünden geçerken annemin uyanık olmaması içim dualar ediyordum içimden. Odamın önüne geldiğimde derin bir nefes aldım ve kapıyı sessizce açıp içeri girdim. Arkamdan kapıyı kapattıktan sonra sırtımı kapıya dayayıp derin bir nefes aldım.
Endişelenmeye başlamıştım efendim.
Marynin karanlıktan gelen sesiyle kapattığım gözlerimi aniden açıp yerimden sıçramıştım.
Beni öldürmeye mi çalışıyorsun Mary?
Özür dilerim efendim.
Elindeki kıyafetleri yatağımın üstüne koyup gaz lambasını yaktı. Yüzüme bakması ile ufak bir çığlık atması bir oldu.
Efendim, size ne oldu böyle ?! yanıma gelip telaşlı bir şekilde elleriyle yüzümü incelemeye koyuldu. Alt tarafı ağlamıştım.
Ah evet, bir de aynı gün içerisinde herkesin önünde kralla öpüşüp Charlesın ufak bir öpücüğünde hemen zayıflık gösterip kendimi kaybetmiştim. Büyütülecek şeyler değildi.
Kimi kandırmaya çalıştığımı merak etmiyor değildim.
Marynin yatağın üzerine bıraktığı kıyafetleri aldım ve üstümü değiştireceğim yere doğru ilerlemeye başladım.
Ben sadece kötü bir gece geçirdim Mary. Kötü bir geceydi. Çok kötü hem de. Üstümü değiştirmek istiyorum, o kadar yorgunum ki. Uyumak ve bu günü yaşanmamış saymak istiyorum. Böylece yarın sabah kalktığımda bu güne yen-
Ne olduğunu anlatmak ister misiniz?
Umursamaz davranışım o kadar yapmacıktı ki, Marynin bana geceyi hatırlatan ilk cümlesi üzerine gözyaşlarım akıvermişti. Hani bahar gecelerinde güneş batınca ay çıkardı ya. Hayatımın baharında benim de beklediğim tam olarak buydu. Beni bu durumun içinden kurtarabilecek bir umut ışığı.
Teslim olurcasına elimdeki kıyafetlerin yere düşmesine izin verdim ve hızlı adımlarla Marynin yanına gidip boynuna sarıldım.
Ah Mary. Keşke bana yardım edebilsen. Keşke beni bunların hepsinden kurtarabilsen. Ah bunu ne kadar isterdim. Keşke, keşke.. cümlenin sonuna doğru gözyaşlarım hızlanmış, sesim ise tamamen kısılmıştı. Marynin boynuna sarılmış gözyaşlarımı elbisesine akıtıyordum. Hıçkırıklarımı elbisesinde hapsetmeye çalışıyordum. Mary, o olmasaydı kendimi gerçek anlamda yalnız hissederdim. Etrafımda bunca insan varken sesimi duyan tek kişi oydu.
Gelin, şöyle oturalım. Sakinleşin biraz. Sonra konuşabilirsiniz.
Beni yatağıma oturtup yüzüme yapışan saçlarımı düzeltti. Kalkıp bir bardak su verdi bana. İçtikten sonra içimdeki pişmanlığın körüklediği yangın biraz olsun sönmüştü. Derin bir nefes alıp kafamı toplamaya çalıştım. Kullanacağım cümleleri aklımdan geçirirken Marynin yüzüme meraklı bakışlarını doğrulttuğunu fark ettim.
Ben nasıl başlayacağımı bilmiyorum. O kadar çok şey oldu ki. Ben nasıl oldu bunca şey birden bilmiyorum. Kendimi birden olayların içinde buldum. Ben-
Cümle kurma beceriksizliğimi fark etmem ile susmam bir oldu. Gözlerimi kapattım ve arka arkaya derin nefesler aldım. Hazır olduğumu düşündüğümde gözlerimi açıp cümlelerimi sıraladım.
Charlesla gittiğimiz baloda kral beni dansa kaldırdı. Hayır diyemezdim. Sonuçta, kral o. B-ben kabul etmek zorunda kaldım tabii. Kralla dans sırasında Charlesın kıskandığını sandım. Yani öyle bakıyordu. Bir gün sebepsiz ölürsem lütfen Charlesın bakışlarını suçlayın Mary. Hapiste çürümesini diliyorum, ah lütfen bunu yapın.
O ahmağın davranışlarını doğrulamak istediğim için bende biraz ileri gitmek iste- her neyse. Bu kısımları geçebiliriz.
Mary manidar bir şekilde gülümseyip tek kaşını kaldırdı. Benim karşılığım ise daha mahcup bir gülümseme oldu.
Dans bitince kral beni öptü ve ben de özür dileyerek salondan çıktım. Salondan çıkınca Charles beni buldu ve kralla oynaştığımı söyledi. Benim inkârlarımı, onun ise suçlamalarını içeren konuşmanın sonunda bir öpücük de Charlestan geldi. Mary, kendimi kirli hissediyorum, ben bu kadar olmasını istememiştim. Gerçekten.
Marynin kralın öptüğünü söylediğim cümle sonrasındaki gözlerini büyütmesi, Charlesın öptüğünü söylediğimde iki katına çıkmıştı. Elini şaşkınlıktan açılmış ağzına götürdü. Yüce İsa diye mırıldandığını duydum.
Marynin isteği üzerine geceyi ayrıntılarıyla 2. ve 3. kez anlattım. Her anlatışımda duygularımın daha özgür kaldığını fark ettim. 3. anlatışımda ilkindeki kadar pişmanlık duymuyordum. Sonlara doğru sanki başkasının hikâyesini anlatıyormuşum gibi hissettiğim zamanlar bile oldu diyebilirim.
Marynin neşeli ruh hali bana da yansımış, gecenin ilerleyen vakitlerine doğru az da olsa ben de gülmeye başlamıştım. Ben yokken evde olanlardan bahsediyorken o kadar neşeliydi ki.Kahkahalarımızın yükseldiği zamanlar kimseyi uyandırmamak için ellerimizi birbirimizin ağzına kapatıyorduk. Gülüşmelerimi pek engelleyebildiğimiz yine de söylenemezdi.
Gece hakkında kendimizce dalga geçerken gülüşmelerimizin yavaşladığı ve günün yorgunluğunu tam anlamıyla hissettiğimiz bir zamanda uykuya dalmıştık Mary ile. Benim yanımda yatmış, zaten genişçe olan yatağımda abla- kardeş edasıyla sarılıp uyumuştuk.
Gecenin karanlığını hatalarımızın üzerine örttüğümüz gibi kara bulutların yolumuzu kaybettirmeye çalıştığı sırada da yıldızları rehber edinecektik. Böyle söz vermiştik.
CHARLES
Uzun uzun öpüştükten sonra boğuk bir sesle "yatak" diye mırıldandım. Her ne kadar acelem olsa da bu işi ayakta yapmayacaktım.
Ellerimi bacaklarına kaydırıp onu kucağıma aldım. Yatağa doğru ilerlerken ayağıma takılan nesnelere öpücüklerim arasında küfrediyordum.
Odaya girdiğimizde bir tekme de bu kapıya attım ve çarparak kapandığında kendimce gülümsedim. Libbyi yere indirmemle onun örtüyü kaldırmaya çalışmaya başlaması bir oldu. O örtüyle uğraşırken ben onu tutup yatağa yatırdım ve öpüşmemizi hiç kesmeden geceliğini çıkarmaya askılarını indirme ile başladım. Çok kısa bir süre sonra üzerindeki her şeyden kurtulmuştum.
Aynı muameleyi o da benim kıyafetlerim yapmak üzere beni üzerinden ittirdi ve kendisi üste çıktı. Karşımda Libby' nin olduğunu aklım onaylarken gördüklerim onun sarı saçları değil, Daphne' nin kumral bukleleriydi. Bozuk bir frekanstaki konuşmaların gidip gelmesi gibi gözümün önündeki görüntü sürekli değişiyordu.
Sanki bana bakan Libbynin donuk mavi gözleri değil de Daphne' nin içimi ısıtan yeşil bakışlarıydı.
Sevişmekte olduğum bu soğuk kadın ellerini kasıklarımın hizasında gezdirerek hazır olduğunu belli etmeye çalışıyordu.
Karşımda duranın Daphne olduğunu ve onun kral ile değil de benimle olduğunun hayalini kurarken gözlerimi kapattım, kendimi dokunuşlarına bıraktım.
Libby'nin "Gözlerini aç sevgilim, bana bak." sözleriyle kendime geldim. Gözlerimi açtığım gibi yatakta gördüğüm ilk boş yere kendimi attım. Hızlı nefes alıp verişimi düzene sokmaya çalışırken gözlerimi tavana diktim. Libby ise dirseğinin üzerinde doğrulmuş, ne olduğu hakkında bir açıklama beklercesine bana bakıyordu.
Dönüp ona baktıktan sonra elimi alnıma götürüp gözlerimi kapattım.
"Sadece.. Sadece çok uykum var Libby." dedim ve o da sanki bu yalana kanmak istercesine yanıma gelip ve kafasını omzuma koydu. Elimle saçlarını okşarken bu işin burada bitmediğinden emindim.
Sabah uyandığımda Libby çoktan uyanmış beni izliyordu. Bakışlarında bir gariplik vardı ama dünkü konuyu tekrar açıklamak istemediğim için bir şey sormadım. Ona bakıp gülümsediğimde ikna olmuştan öte bir şeylerden haberdarmış gibi bakıyordu. Bu hali korkmama sebebiyet vermişti.
Kalkmaya yeltendiğimde elleriyle omuzlarıma hafif bir baskı uygulayarak beni geri yatırdı.
"Neler oluyor Charles?"
"Hiç.. Hiçbir şey.." dedim ve gözlerimi kaçırdım. Korkak biri olduğumdan değil, Daphne' yi onunla paylaşmak istemediğim içindi.
"Daphne desem,daha mı net sormuş olurum acaba? Dün gece benim adımı ağzına bile almadın da, tek duyduğum senin Daphne diye sayıklamandı!" dedi yüksek sesle.
Adını duyduğum anda istemsiz olarak yüz ifadem yumuşadı. Aniden Libby ye baktığımda gözlerindeki kırgın, kızgın ve bir o kadar da ağlamaklı ifadeyi gördüm.
"Libby.. Sen yanlış anladın.
B-biriyle evleneceğimi biliyordun, babamın seçtiği biriyle. Ve onun seni seçmeyeceğini de biliyordun. Sadece o kadar, başka bir şey yok." dedim ve açıklama yapmasına izin vermeden dudaklarına küçük ama tutkulu bir öpücük bıraktım. Başımı geri çektiğim gibi ayaklarımı yataktan aşağıya sarkıttım ve ağaya kalkıp eşyalarımı yerden toplamaya koyuldum.
"Şimdi gitmem gerek" dedim konuyu geçiştirmekte oldukça başarısızdım. Bu konuyu ilerde bir zaman konuşabilirdik ama buna şuan hazır değildim. Aklımdan geçenleri okuyor gibi hissetmeme neden olan imalı bakışlarını üzerime doğrultmuştu.
"Birkaç gün sonra" dedim kemerimi bağlarken. Ceketimi giydikten sonra kapıya yöneldim. Arkama döndüğümde Libby nin boş bakışlarını yatak örtüsünde gezindiğini fark ettim. Ona baktığımı fark edince ayağa kalkıp gülümseyerek yanıma geldi ve bana sarılıp kulağıma Bekleyeceğim diye fısıldadı. Alnına küçük bir öpücük kondurduktan sonra giyinmesi için odadan çıktım. Koridordan ilerledim ve dışarıdan girince hemen sağ tarafta kalan ilk kapıdan girip kendimi gördüğüm ilk koltuğun üzerine attım.
Başımı birisi ikiye ayırıyor da ben mi fark etmiyordum? Ağrının şiddetinden gözlerimi kapattığım için Libbynin geldiğini fark etmedim.
Gözlerimi açtığım gibi ayağa kalkıp kapıya doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Libby beni yolcu etmek için kapıyı açtı ve kapıya dayanıp yüzümü incelemeye başladı. Çekitğim acıyı belli etmek istemiyordum çünkü acı çekmekten daha kötü bir şey var ise o da çevrendeki insanların sahip olduğun acı ile ilgili sorduğu sorulardı.
Eve mi gideceksin? Yere doğru eğdiğim başımı kaldırıp yüzüne baktım.
Bilmiyorum. Halletmem gereken birkaç şey var. Uğramam gereken yerler.
Onun yanına gidecek misin? masum hali ve masum görünmeye çalıştığı halini ayırt edebildiğimi bilmiyor olsa gerek. Salağı oynamakta kararlıydım.
Nereye?
Daphne. adını söylediği an gözlerime daha derin bakabilse onu üzecek şeylere rastlayabilirdi. Öfkesiyle boğuştuğu anı fırsat bilerek geçiştirdim.
Bilmiyorum. Babam uyanmadan gitsem iyi olacak . Hoşça kal sevgilim. Yanağında bıraktığım ufak öpücüğün onu ikna etmeyeceğini biliyordum.
Tuhaf bir biçimde Daphne yi görmek istiyordum. Dün gece yaptığım kabalığı telafi etmek isteyen bir yanım olduğu gibi hak ettiğini düşünen bir yanım da vardı. At arabasının kullanan adamın oturduğu yere doğru açılan küçük pencereden kafamı uzatıp kulağına gideceğimiz yeri fısıldadım.
Fısıldamamın sebebi duygularıyla hareket eden Charlesın mantığıyla hareket eden Charlestan gizlenmek istemesiydi. Birkaç dakika sonra varmıştık bile.
**
Kapının çalmasıyla beraber ayağa kalktı Daphne. Kimin olduğuna dair aklından ihtimalleri geçiriyordu. Kapıyı açtığında güzel bir bayanın karşısında ona gülümseyerek baktığını gördü.
Affedersiniz, ben Daphne adında bir bayanı arıyordum. Burada yaşadığını duydum?
Şaşırmıştı Daphne. Hayatında ilk kez görüyordu bu kadını.
Ben Daphne. Nasıl yardımcı olabilirim?
Kapıda duran genç kadının yüzündeki bir anlık bozulma kendini en sahtesinden geniş bir gülümsemeye bırakmıştı tekrardan.
Beni içeri davet etmeyecek misiniz? Ah, bu arada, ben Elizabeth.
Kirli amaçlarını perdelediği dostça bakışlar eşliğinde uzattığı eli, hiç bir şeyden haberi olmayan Daphne tarafından karşılık buldu.
Odaya girdiklerinde genç adamın gözleri sonuna kadar açıldı.
Libby? diye sessizce fısıldadı.
Ah, siz tanışıyor musunuz Elizabeth ile ?
Daphne nin sevecen bakışları odadaki iki insanın üzerinde gidip gelirken neler olacağından kesinlikle habersizdi.



