HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
DAPHNE
Daphne
İsmimi duyup idrak ettiğimde bile konuşmamıştım. Annem ismimi kulağıma fısıldarken sesi şefkatten uzak, açıkça tehdit eder tondaydı.
Ta-tabi efendim, siz nasıl uygun görürseniz. diyebildim sadece.
Babamın yüzünü geniş bir gülümseme kaplayınca beklenen cevabı verdiğimi anladım. Çıkmamız için izin verildikten sonra anneme konuşmaya ihtiyacım olduğunu belirten bir bakış attım.Anlamış olacaktı ki ben odama doğru yürürken beni takip etti. Odaya girdiğimizde ise sessizce beklemeye koyuldu.
Ben içimdeki gerilimi sözlerime yansıtmamanın yollarını aradığım sırada annemin hafifçe öksürmesi üzerine dönüp yüzüne baktım. Kaşlarını alnını kırıştıracak şekilde kaldırmış, söyleyeceklerimi bekliyordu.
Onu görmedim bile. Ne düşünmem gerek? diye aklıma ilk geleni söyledim.
Yarın akşam düzenlenen baloda göreceksin Daphne. İtici biri değil,oldukça..
Oldukça ne?
Yakışıklı bir genç adam. Ona katlanabileceğini düşünüyorum.
Zihnime adamın görünüşüne dair tahminler dolarken Umarım diye çaresizce mırıldandım. Annem ise cevap vermek yerine iyi geceler dileyip odamdan çıktı. Belirsizliğin verdiği mide ağrısıyla baş başa kalmıştım.
Bu gece bitecek gibi görünmüyordu.
*
Dün gece zihnime hâkim olan olumsuz düşünce ve duygularımın karanlık ruhları anımsatan gezintisi sabah perdelerin açılmasıyla beraber odama dolan günün ilk ışıkları tarafından silindi. Açılan perdelerden yüzüme düşen güneş ışıklarının sıcaklığı ile uykumdan koptuğumu hissettim.
Gözlerimi kısık bir şekilde açtığımda hizmetçim Mary, ki daha çok ablam gibi dir, oldukça telaşlı bir şekilde hazırlık yapıyordu. Uyandığımı fark ettiğinde yatağımın ayak ucunda durdu ve bana baktı.
Bakışlarından bana acıdığını çıkarabilirdim. Sanki.. halime üzülmüş gibiydi. Ama halimde ne vardı ki?
Kirpiklerimi kırpıştırıp Ne oldu Mary? diye sordum. Sanki verecek cevabı yokmuş gibi Efendim.. şey.. diye mırıldanıyordu kendince. Yatakta doğrulup sert bir ifadeyle Ne oluyor Mary?! diye sesimi yükselttim.
Efendim, sözlünüz Charles akşam düzenlenecek balo için nasıl görüneceğinizi merak etmiş olacak ki sizi görmek için iki saat içinde burada olacakmış. İletmemi istedi. diye çabucak sıraladı cümlelerini.
Nefesini tutmuş cevabımı bekliyordu ama sinirimin yatışmasını bekledim. Beni kontrol mü etmeye çalışıyordu bu adam? Kendini ne zannediyordu?
Sana tam olarak ne dedi?
Mary derin bir nefes aldı. Söylemek istemediğini yüzündeki her hattı belli ediyordu. Sıkıntılı bir şekilde şu cümleleri sıraladı;
Tam olarak 2 saat içinde buraya geleceğim, Daphne hazırlanmış olsun. Akşam için güzel görünüp görünmediğine karar vermem gerekiyor. Sonuçta benimle dans edecek ve takdir edersiniz ki benim de bir itibarım var, değil mi? Sizi iyi günler. dedi.
Gözlerimi yere dikmiş, başımı ise iki yana sallıyordum. Bunun gerçek olmamasını dilerken buldum kendimi. Bu ilişkinin baştan pürüzlü olmasını istemiyordum. Ailemin kararı ile evleniyordum, evet bu yeterince kötüydü, yetmezmiş gibi evleneceğim adam bir İskoç kadar kabaydı.
Ama bu-bunlar çok küstahça! diye bağırdım. Mary ise çaresizce vereceğim emirleri bekliyordu. Ben ise bu baloya katılmak dahi istemiyordum. Lanetlenmiş gibiydim. Çıkış yolu yoktu.Bunu yapmak zorunda hissediyordum kendimi.Derin bir nefes alıp gözlerimi kapadım. İşaret parmaklarımla şakaklarıma masaj yaptığım sırada Charlesın kullandığı zaman dilimi aklıma geldi. Aniden gözlerimi açtım başımı kaldırdım.
Mary, ne kadar vaktimiz var?
1 saatten biraz daha fazla, efendim.
Çabuk olmalıyız,Tanrım! Nasıl hazırlanacağım o kadar az vakitte? Banyo hazır mı Mary? diye telaşla cümlelerimi sıraladıktan sonra evet anlamında kafasını salladı. Ona beni bu zor durumlardan sürekli kurtardığı için ayrı bir teşekkür borçluydum.
Banyodan çıktığımda Marynin beni giydirmesine ve saçlarımı taramasına izin verdim. Son hazırlıklarımı da tamamladıktan sonra aynanın karşısına geçtim ve kendime baktım. Kumral arası buklelerim omuzlarından aşağı düşüyordu. Elbise üzerime tam oturmuş,vücut hatlarım ise ortaya çıkmıştı. Sonuçtan memnun bir şekilde aynaya arkamı dönüp kapıya yöneldim. Tam kapıdan çıkarken Mary beni durdurup maskemi uzattı. Daha gece başlamadan heyecanım kendini göstermiş, bana maskeyi unutturmuştu, harika. Bu gece beni nelerin beklediğine dair endişelerim vardı.
Balo, maskeli bir balo olacaktı. Herkes farklı renklerde, farklı anlamlar taşıyan maskeler takacaktı, Genelde bekar bayanlar kırmızıyı yani şehveti,evli veya çocuklu bayanlar genellikle maviyi yani nezaketi tercih etmişti. Ben ise pembeyi,yani güzelliği seçmiştim. Daha doğrusu annem gece için benim yerime seçmişti.
Balo için olan heyecanım merdivenlerden inerken kulağıma gelen seslerle beraber yavaş yavaş kaybolmuştu. Aşağıdan gelen sesin sahibini iyi tanıyordum çünkü. Son basamağı da indikten sonra seslerin olduğu yöne doğru, yüzümde en sahte gülümsemem ile yürüdüm. Beni görünce babam içten bir gülümseme ile ayağa kalkıp beni Charlesa takdim etti.
İşte benim tatlı kızım Charles.
Efendim deyip reverans yaptım. O ise bana attığı boş bir bakış ile yetindi.
Sahte gülümsemem sona ermeden dönüp Charlesa baktığımda onu, üzerimdekileri incelerken buldum.
Sabahın nasıl geçti tatlım? sorusuyla sessizlik bozuldu.
Tatlım demesi saygısızlıktan başka bir anlama gelmiyordu. Bana olan aşkının ona bunu söyletmediğini biliyordum.
Fazla telaşlı bir sabahtı.Ayrıca, tatlım dememenizi tercih ederim. dedim kabalığına karşılık .
Anlamadım? dedi,saygısızlığımı yüzüme vurarak. Ona efendim demem gerektiğini hatırlamıştım. Bendeki yeni mertebesi bu olacaktı ne de olsa.
Özür dilerim. Efendim. dedim sinirden kafasında bir şeyler kırma isteğimi bastırdığım anda.
Güzel
Kısa bir gülümseyişinin ardından çıkmamız gerektiğini hatırlamış olacak ki bana kolunu uzattı.
Elimi koluna koydum ama aniden kulağımda hissettiğim nefesi adım atmama engel oldu.
Sakın beni evlilik budalası olarak görme. Seninle sadece dük olmak için evlendiğimi ikimiz de oldukça iyi biliyoruz. Benim hakkımda hayaller kurup üzülmeni istemem. diye fısıldadı. Tam sinirle ona dönmüştüm ki onu daha önce incelemediğimi fark edip, masmavi gözlerinde kilitlendim.
Cevap vermek için ağzımı açtığım gibi aynı şekilde konuşamadan kapattım. Yüzüme isabet eden tehditkar bakışları beni mutlu olacağımıza inanmak istediğim dünyadan bir hayli uzaklaştırıyordu. Dakikalar geçmiş olabilirdi, belki de saatler, ama ben cevap vermek için güç toplamak yerine bir süre gözlerinde kaybolmayı tercih etmiştim. Bunun teslimiyet olduğunu anladığından mı , yoksa etkilendiğimi düşündüğünden mi bilinmez, alaycı bir şekilde gülerek;
Bende böyle tahmin etmiştim. dedi ve kaba sayılacak bir şekilde beni odadan çıkardı.
*
Balo salonuna geldiğimizde birçok kişi çoktan salonu doldurmuştu. Kralda bu gece bayanların arasından birini dans eşi olarak seçecekti. Tabii ki herkes kralı bilecekti , ama belli edilmemesi için baloya davetli olan herkes uyarılmıştı.
Charles ile beraber uygun bir yer seçtikten sonra dans eden çiftleri izlemeye koyuldum. Dans etmek uzmanlık alanım değildi ama pistteki dans eden bayanlar bir kuğuyu bile kıskandıracak zerafetteydiler. Onların yerinde olmayı dilerdim. Dans eşlerinin onlara olan tutkulu bakışları fark edilmeyecek gibi değildi. Sevildiğini bilen bir kadın olma hayallerim ise Charles tarafından bir köşe atılmıştı. Bunun üstesinden nasıl geleceğim hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu.
Bir süre oturduktan sonra Charles aniden ayağa kalkıp elini uzattı ve
Dans et benimle. dedi.
Bu teklifine şaşırmış olsam da teklifindeki kabalık beni gerçeğe döndürmeye yetmişti. Elimi eline uzattım ve ağaya kalktım. Dans pistine geldikten sonra bir elini belime diğer elini ise belimin biraz daha yukarısına yerleştirdi. Saçma bir şekilde ona temas etmemeye çalışıyordum. Kendimi ona ait hissetmem vakit alacak gibi görünüyordu.
Dans boyunca hiç konuşmadık. Göz teması bile yok denecek kadar azdı. Bu yaptığı da kendisine uymuştu zaten. Etrafı inceliyor, benimle ilgilenmiyormuş gibi görünmeye çalışıyordu.
O da benim kadar sıkılmış olacaktı ki ellerini üzerimden çekip az önce oturduğumuz yere ilerlemeye başladı. Onu takip ettim ve tekrar yerime geçtim.
Etrafı incelemeye devam ederken altın maskeli, uzun boylu ve kıyafetinin fark etmemize izin verdiği öçüde yapılı bir adamın bizim masamıza doğru geldiğini fark ettim. Buraya geldiğini fark etmiyormuş gibi yapma kararı aldım. Kafamı adamın geldiği yönün tersine çevirip orada olan bitenleri takip etmeye başladım. Birkaç dakika sonra merakım yenilip altın maskeli adamın olduğu yöne baktım. Masaya doğru yürüyor ve yaklaştıkça gülümsemesi daha da genişliyordu. Yanıma geldiğinde kibarca eğilip elini uzattı ve
Sizinle dans etme şerefini bana verir misiniz, bayan? dedi.
Böyle kibar bir teklif almış olmanın şaşkınlığı ile cevap veremedim. Alışkın olduğum bir durum değildi sonuçta.
Charlesa dönüp baktığımda kafasını ilgisizce salladığını gördüm. Kafasını benden çevirmesi ile bana doğru çevirmesi arasında birkaç saniye vardı. Sanki çok önemli bir şeyi yeni fark etmiş gibi gözlerini irice açtı. Tepkisine anlam verememe rağmen oturduğum yerden kalktım ve genç adam ile birlikte dans pistine yürüdüm.
Dans pozisyonu aldıktan sonra başımı kaldırıp adamın yüzüne baktım.
Altın rengi maske. Aman Tanrım!
Kafam o kadar dağınıktı ki bu kibar teklifin sahibini inceleme fırsatım olmamıştı. Salondaki tüm konukların gözlerini üzerimde hissetmemin sadece his değil, o an gerçek olduğunu idrak ettim.
Evet, Kralın seçtiği şanslı kız bendim.
Daphne
İsmimi duyup idrak ettiğimde bile konuşmamıştım. Annem ismimi kulağıma fısıldarken sesi şefkatten uzak, açıkça tehdit eder tondaydı.
Ta-tabi efendim, siz nasıl uygun görürseniz. diyebildim sadece.
Babamın yüzünü geniş bir gülümseme kaplayınca beklenen cevabı verdiğimi anladım. Çıkmamız için izin verildikten sonra anneme konuşmaya ihtiyacım olduğunu belirten bir bakış attım.Anlamış olacaktı ki ben odama doğru yürürken beni takip etti. Odaya girdiğimizde ise sessizce beklemeye koyuldu.
Ben içimdeki gerilimi sözlerime yansıtmamanın yollarını aradığım sırada annemin hafifçe öksürmesi üzerine dönüp yüzüne baktım. Kaşlarını alnını kırıştıracak şekilde kaldırmış, söyleyeceklerimi bekliyordu.
Onu görmedim bile. Ne düşünmem gerek? diye aklıma ilk geleni söyledim.
Yarın akşam düzenlenen baloda göreceksin Daphne. İtici biri değil,oldukça..
Oldukça ne?
Yakışıklı bir genç adam. Ona katlanabileceğini düşünüyorum.
Zihnime adamın görünüşüne dair tahminler dolarken Umarım diye çaresizce mırıldandım. Annem ise cevap vermek yerine iyi geceler dileyip odamdan çıktı. Belirsizliğin verdiği mide ağrısıyla baş başa kalmıştım.
Bu gece bitecek gibi görünmüyordu.
*
Dün gece zihnime hâkim olan olumsuz düşünce ve duygularımın karanlık ruhları anımsatan gezintisi sabah perdelerin açılmasıyla beraber odama dolan günün ilk ışıkları tarafından silindi. Açılan perdelerden yüzüme düşen güneş ışıklarının sıcaklığı ile uykumdan koptuğumu hissettim.
Gözlerimi kısık bir şekilde açtığımda hizmetçim Mary, ki daha çok ablam gibi dir, oldukça telaşlı bir şekilde hazırlık yapıyordu. Uyandığımı fark ettiğinde yatağımın ayak ucunda durdu ve bana baktı.
Bakışlarından bana acıdığını çıkarabilirdim. Sanki.. halime üzülmüş gibiydi. Ama halimde ne vardı ki?
Kirpiklerimi kırpıştırıp Ne oldu Mary? diye sordum. Sanki verecek cevabı yokmuş gibi Efendim.. şey.. diye mırıldanıyordu kendince. Yatakta doğrulup sert bir ifadeyle Ne oluyor Mary?! diye sesimi yükselttim.
Efendim, sözlünüz Charles akşam düzenlenecek balo için nasıl görüneceğinizi merak etmiş olacak ki sizi görmek için iki saat içinde burada olacakmış. İletmemi istedi. diye çabucak sıraladı cümlelerini.
Nefesini tutmuş cevabımı bekliyordu ama sinirimin yatışmasını bekledim. Beni kontrol mü etmeye çalışıyordu bu adam? Kendini ne zannediyordu?
Sana tam olarak ne dedi?
Mary derin bir nefes aldı. Söylemek istemediğini yüzündeki her hattı belli ediyordu. Sıkıntılı bir şekilde şu cümleleri sıraladı;
Tam olarak 2 saat içinde buraya geleceğim, Daphne hazırlanmış olsun. Akşam için güzel görünüp görünmediğine karar vermem gerekiyor. Sonuçta benimle dans edecek ve takdir edersiniz ki benim de bir itibarım var, değil mi? Sizi iyi günler. dedi.
Gözlerimi yere dikmiş, başımı ise iki yana sallıyordum. Bunun gerçek olmamasını dilerken buldum kendimi. Bu ilişkinin baştan pürüzlü olmasını istemiyordum. Ailemin kararı ile evleniyordum, evet bu yeterince kötüydü, yetmezmiş gibi evleneceğim adam bir İskoç kadar kabaydı.
Ama bu-bunlar çok küstahça! diye bağırdım. Mary ise çaresizce vereceğim emirleri bekliyordu. Ben ise bu baloya katılmak dahi istemiyordum. Lanetlenmiş gibiydim. Çıkış yolu yoktu.Bunu yapmak zorunda hissediyordum kendimi.Derin bir nefes alıp gözlerimi kapadım. İşaret parmaklarımla şakaklarıma masaj yaptığım sırada Charlesın kullandığı zaman dilimi aklıma geldi. Aniden gözlerimi açtım başımı kaldırdım.
Mary, ne kadar vaktimiz var?
1 saatten biraz daha fazla, efendim.
Çabuk olmalıyız,Tanrım! Nasıl hazırlanacağım o kadar az vakitte? Banyo hazır mı Mary? diye telaşla cümlelerimi sıraladıktan sonra evet anlamında kafasını salladı. Ona beni bu zor durumlardan sürekli kurtardığı için ayrı bir teşekkür borçluydum.
Banyodan çıktığımda Marynin beni giydirmesine ve saçlarımı taramasına izin verdim. Son hazırlıklarımı da tamamladıktan sonra aynanın karşısına geçtim ve kendime baktım. Kumral arası buklelerim omuzlarından aşağı düşüyordu. Elbise üzerime tam oturmuş,vücut hatlarım ise ortaya çıkmıştı. Sonuçtan memnun bir şekilde aynaya arkamı dönüp kapıya yöneldim. Tam kapıdan çıkarken Mary beni durdurup maskemi uzattı. Daha gece başlamadan heyecanım kendini göstermiş, bana maskeyi unutturmuştu, harika. Bu gece beni nelerin beklediğine dair endişelerim vardı.
Balo, maskeli bir balo olacaktı. Herkes farklı renklerde, farklı anlamlar taşıyan maskeler takacaktı, Genelde bekar bayanlar kırmızıyı yani şehveti,evli veya çocuklu bayanlar genellikle maviyi yani nezaketi tercih etmişti. Ben ise pembeyi,yani güzelliği seçmiştim. Daha doğrusu annem gece için benim yerime seçmişti.
Balo için olan heyecanım merdivenlerden inerken kulağıma gelen seslerle beraber yavaş yavaş kaybolmuştu. Aşağıdan gelen sesin sahibini iyi tanıyordum çünkü. Son basamağı da indikten sonra seslerin olduğu yöne doğru, yüzümde en sahte gülümsemem ile yürüdüm. Beni görünce babam içten bir gülümseme ile ayağa kalkıp beni Charlesa takdim etti.
İşte benim tatlı kızım Charles.
Efendim deyip reverans yaptım. O ise bana attığı boş bir bakış ile yetindi.
Sahte gülümsemem sona ermeden dönüp Charlesa baktığımda onu, üzerimdekileri incelerken buldum.
Sabahın nasıl geçti tatlım? sorusuyla sessizlik bozuldu.
Tatlım demesi saygısızlıktan başka bir anlama gelmiyordu. Bana olan aşkının ona bunu söyletmediğini biliyordum.
Fazla telaşlı bir sabahtı.Ayrıca, tatlım dememenizi tercih ederim. dedim kabalığına karşılık .
Anlamadım? dedi,saygısızlığımı yüzüme vurarak. Ona efendim demem gerektiğini hatırlamıştım. Bendeki yeni mertebesi bu olacaktı ne de olsa.
Özür dilerim. Efendim. dedim sinirden kafasında bir şeyler kırma isteğimi bastırdığım anda.
Güzel
Kısa bir gülümseyişinin ardından çıkmamız gerektiğini hatırlamış olacak ki bana kolunu uzattı.
Elimi koluna koydum ama aniden kulağımda hissettiğim nefesi adım atmama engel oldu.
Sakın beni evlilik budalası olarak görme. Seninle sadece dük olmak için evlendiğimi ikimiz de oldukça iyi biliyoruz. Benim hakkımda hayaller kurup üzülmeni istemem. diye fısıldadı. Tam sinirle ona dönmüştüm ki onu daha önce incelemediğimi fark edip, masmavi gözlerinde kilitlendim.
Cevap vermek için ağzımı açtığım gibi aynı şekilde konuşamadan kapattım. Yüzüme isabet eden tehditkar bakışları beni mutlu olacağımıza inanmak istediğim dünyadan bir hayli uzaklaştırıyordu. Dakikalar geçmiş olabilirdi, belki de saatler, ama ben cevap vermek için güç toplamak yerine bir süre gözlerinde kaybolmayı tercih etmiştim. Bunun teslimiyet olduğunu anladığından mı , yoksa etkilendiğimi düşündüğünden mi bilinmez, alaycı bir şekilde gülerek;
Bende böyle tahmin etmiştim. dedi ve kaba sayılacak bir şekilde beni odadan çıkardı.
*
Balo salonuna geldiğimizde birçok kişi çoktan salonu doldurmuştu. Kralda bu gece bayanların arasından birini dans eşi olarak seçecekti. Tabii ki herkes kralı bilecekti , ama belli edilmemesi için baloya davetli olan herkes uyarılmıştı.
Charles ile beraber uygun bir yer seçtikten sonra dans eden çiftleri izlemeye koyuldum. Dans etmek uzmanlık alanım değildi ama pistteki dans eden bayanlar bir kuğuyu bile kıskandıracak zerafetteydiler. Onların yerinde olmayı dilerdim. Dans eşlerinin onlara olan tutkulu bakışları fark edilmeyecek gibi değildi. Sevildiğini bilen bir kadın olma hayallerim ise Charles tarafından bir köşe atılmıştı. Bunun üstesinden nasıl geleceğim hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu.
Bir süre oturduktan sonra Charles aniden ayağa kalkıp elini uzattı ve
Dans et benimle. dedi.
Bu teklifine şaşırmış olsam da teklifindeki kabalık beni gerçeğe döndürmeye yetmişti. Elimi eline uzattım ve ağaya kalktım. Dans pistine geldikten sonra bir elini belime diğer elini ise belimin biraz daha yukarısına yerleştirdi. Saçma bir şekilde ona temas etmemeye çalışıyordum. Kendimi ona ait hissetmem vakit alacak gibi görünüyordu.
Dans boyunca hiç konuşmadık. Göz teması bile yok denecek kadar azdı. Bu yaptığı da kendisine uymuştu zaten. Etrafı inceliyor, benimle ilgilenmiyormuş gibi görünmeye çalışıyordu.
O da benim kadar sıkılmış olacaktı ki ellerini üzerimden çekip az önce oturduğumuz yere ilerlemeye başladı. Onu takip ettim ve tekrar yerime geçtim.
Etrafı incelemeye devam ederken altın maskeli, uzun boylu ve kıyafetinin fark etmemize izin verdiği öçüde yapılı bir adamın bizim masamıza doğru geldiğini fark ettim. Buraya geldiğini fark etmiyormuş gibi yapma kararı aldım. Kafamı adamın geldiği yönün tersine çevirip orada olan bitenleri takip etmeye başladım. Birkaç dakika sonra merakım yenilip altın maskeli adamın olduğu yöne baktım. Masaya doğru yürüyor ve yaklaştıkça gülümsemesi daha da genişliyordu. Yanıma geldiğinde kibarca eğilip elini uzattı ve
Sizinle dans etme şerefini bana verir misiniz, bayan? dedi.
Böyle kibar bir teklif almış olmanın şaşkınlığı ile cevap veremedim. Alışkın olduğum bir durum değildi sonuçta.
Charlesa dönüp baktığımda kafasını ilgisizce salladığını gördüm. Kafasını benden çevirmesi ile bana doğru çevirmesi arasında birkaç saniye vardı. Sanki çok önemli bir şeyi yeni fark etmiş gibi gözlerini irice açtı. Tepkisine anlam verememe rağmen oturduğum yerden kalktım ve genç adam ile birlikte dans pistine yürüdüm.
Dans pozisyonu aldıktan sonra başımı kaldırıp adamın yüzüne baktım.
Altın rengi maske. Aman Tanrım!
Kafam o kadar dağınıktı ki bu kibar teklifin sahibini inceleme fırsatım olmamıştı. Salondaki tüm konukların gözlerini üzerimde hissetmemin sadece his değil, o an gerçek olduğunu idrak ettim.
Evet, Kralın seçtiği şanslı kız bendim.
