- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 21 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Leydim, artık kalkmalısınız. Yoksa gözleriniz şişecek. Adını hala bilmediği bir hizmetçi onu dürterken nasıl rahat uyuyabilirdi ki?
Kalkıyorum, bana dokunmayı kes. Isabel kendini bugün o kadar huysuz hissediyordu ki, neredeyse kimse umurunda değildi.
Pe-pekala efendim. Küçük kız, kırılmış gibiydi. Isabel ona bir süre baktıktan sonra umursamamayı seçti.
Kahvaltı yapmak istiyorum. Dediğinde bakışlarını kıza dikmişti. O da ne demeye çalıştığını anlayarak, odayı hemen terk etmişti. Isabel ise bir süre aynada kendine baktıktan sonra giyindi. Her gördüğü kişiyle kavga etmek, sinirini çıkartmak istiyordu. Ama bu sinir nedendi? Sırf, Adrian onunla yatmadı diye böyle düşünüyor olamazdı. Hayır, kesinlikle bundan değildi! Adrianın ona dokunmasına izin vermişti. İşte siniri bu yüzdendi.
Kendime daha ne kadar yalan söyleyebilirim ki? diye mırıldanmıştı kendi kendine. Haklıydı da, daha fazla yalan söyleyemezdi. Açıkça ona olan ilgisinden haberi vardı, Adrianda ona ilgi duyuyordu. Bu normal bir şeydi. Sadece ikisini de aynı anda vurmuştu. Dikkat çeken, ilgi duymasını sağlayan buydu işte. Daha fazla onu düşünmeyeceğine karar verdikten sonra aşağı inmiş ve kahvaltı yapmak için masaya oturmuştu. Adrian ortalıkta görünmüyor, sesi gelmiyordu. Nerede olabilirdi? Seksi bir kadınla yataktadır, diye düşündü. İçindeki sesi dinlememeliydi. Adrian, açıkça eski karısına ihanet etmeyeceğini söylemişti. Eğer onu istemiyorsa, başka bir kadını da istemezdi.
Sonun uyanmışsın. Adamın sesi onu düşüncelerinden çıkarıp, gerçek hayata döndürmüştü.
Evet, uyandım. Sesi mırıltı halinde çıksa da kendinden emin bir şekilde söylemişti kelimelerini. Ama ona bakmak yerine, karşısında duran vazoya bakıyordu. Değişik bir şekli ve modeli vardı. Daha önce bundan bir tane daha görmüştü. Ama yakından incelemeye ne vakti ne de izni olmamıştı. Belki bir ara bunu inceleyebilirdi.
Şu, karşıda ki vazoyu sen mi aldın? Isabel merakına yenik düşmüş ve sormuştu. Bu adamın böyle bir zevki olacağına inanmıyordu. Geldiğinden beri evin çok güzel düzenlendiğini fark etmişti. Evin her yerinde bulunan küçük eşyalar, eve farklı bir hava katıyordu. Sanki, bir kraliçenin zevkine göre düzenlenmişti. Daha çok altın rengi ve siyah kullanılmış olmasına rağmen, oldukça iç açıcıydı.
Hayır. Adrianın sesi düz ve katıydı. Isabele yasak bir şeye dokunmuş hissi uyandırıyordu. Bir anda, yaptığından o kadar utanmıştı ki yüzündeki kızarıklığın belli olmaması için başını eğmesi gerekmişti.
Gece, bir baloya gideceğiz. Senin için bir elbise sipariş etmiştim, birazdan gelecektir. Onu giyeceksin. Dediklerim haricinde bir şey yaparsan, senin yerine yanıma başkasını alırım. Adrian, ona bakmadan bunları söylemiş ve orayı terk etmişti. Kadını orda bırakıp gitmesi küstahçaydı. Özellikle lafları, onu incitmişti.
Tam bir pisliksin! diye bağırmak istediğini düşündü. Bunları ona söylerse, adam güler ve yakışıklı bir pislik olduğunu söylerdi. Egosu o kadar yüksekti ki, onunla boy ölçüşemezdi.
Leydim, elbiseniz geldi. Balo ise iki saat sonra, hazırlanmak ister misiniz? diyen hizmetçi kadının hain planlarına su dökmüş gibi görünüyordu. Isabel, bu kadar az zamanı olduğunu düşünmüyordu. Adrianı meraktan çıldırtmayı düşünüyordu. Aynı zamanda buradan kaçıp, uzaklaşmayı. Belki onu bulamazsa endişelenebilirdi.
Pekala, geliyorum. Merdivenlerden o kadar yavaş çıkıyordu ki, biri onu sürüklese daha hızlı olabilirdi. Sonunda odaya ulaştığında, yatağına bakıp geceyi hatırlamıştı. Adrian, o gece yüzünden pişman olmuştu! O yüzden ona soğuk davranıyor, yüzüne bakmıyordu. Bu düşünce kadının omuzlarına bir yük gibi oturmuştu. Kendini hasta ve iğrenç biri gibi hissetmesini sağlayan düşünceler, elbiseyi gördüğünde daha da artmıştı. Elbise, altın sarısıydı. Evin her odasında bulunan renk gibi. Onun, evine uygun olmasını mı istemişti? Ya da, evden aldığı bir eşya gibi olmasını. Bu düşünce kadını sinirlendirse de, aldırmadı. Eğer bu gece biraz eğlenmezse, buradan kesinlikle kaçacaktı.
Saçlarınızı toplamamı ister misiniz, efendim? Hizmetçi kızın sorusunun amacı belliydi. Aralarında bir şeyler geçip geçmediğini merak ediyordu. O anda aklına gelen bir fikir, oldukça işine yarayacaktı.
Açık bırakmak istiyorum. Dediğinde kızın yüzündeki dehşet ifadesi şimdiden hoşuna gitmişti. Baloda ki herkes, aralarında bir şeyler olmadığını bilecekti. Bu sayede, birkaç salağın onun yanına geleceğini düşünüyordu. Ne de olsa onu burada tanıyan yoktu ve kadın, onlarla biraz eğlenebilirdi.
Pe-peki efendim. Dedikten sonra saçlarını tarayan kız, odadan çıkmış ve onu orada bırakmıştı.
Şimdi kim eğleniyor, göreceğiz. Diye mırıldanıp, saçlarını düzelten kadın aşağıya inmeye başlamıştı.
Adrian, onu beklerken heyecanlandığını hissediyordu. Isabel odadan hala çıkmamıştı. Neredeyse yarım saat gecikmiş olan kadın, hala aşağıya inmiyordu. Belki de onu sırtına atıp götürmeliydi. Sonunda duyduğu ayak sesleriyle merdivenlere dönen adam, bu güzellik karşısında büyülenmişti. Lanet olsun sana Adrian! Diye kendini lanetleyen adam, kadından gözlerini alamıyordu. Göğüsleri elbisesinden taşacak gibi görünüyordu. Elbisenin kıvrımları, ince belini ve kadının boyunu ortaya çıkarmıştı. Altın sarısının daha önce bir kadına bu kadar yakıştığını düşünüyordu. Adamın bu elbiseyi seçme amacı, kadının silik biri olmasını sağlamaktı. Balo da kimsenin dikkatini çekmezse, adam da onu kıskanmaz ve kavga etmek zorunda kalmazdı. Saçlarını açık bırakmış olması gözünden kaçmamıştı. Aralarında bir şeyler olmadığını ima etmeye çalışıyor olmalıydı. Bunu önemsemedi. Çünkü elbet ona bir varis verecekti. Dün geceyi aklına getirdiğindeyse çıldıracak gibiydi.
Gidelim. Diyebildi dişlerinin arasından. Bu kadar güzel göründüğü için ona kızmalıydı. Üzerindeki elbiseyi çıkartıp, ona bir çuval giydirebilirdi. Fikri o kadar cazipti ki, at arabasına ilerlerken durup düşündü. Ne saçmalıyordu böyle!? Ona çuval giydiremezdi. Kadının elinden tutup arabaya oturmasına yardımcı olduğunda, o da yanına oturdu.
Bu seferlik, yanındayım. Dediğinde sırıtıyordu.
Buna sevindiğimi söyleyemem, lordum. Isabelin sesi nefret saçıyordu. Ama gözleri tam aksi bir şekilde ona bakıyor ve aşkını istiyordu.
Gözlerin öyle söylemiyor, leydim. Adrian onunla uğraşacak ve sinirlenmesini sağlayacaktı. Bu sayede onun yanına gelen her erkeği tersleyecek ve uzaklaşmasını sağlayacaktı.
Buna inanmamı beklemeyin lütfen. Onun gülmesi, adamın planlarını suya düşürmüştü. Kadın, sabah ki lafları yüzünden sinirli olmalıydı. Ona bir eşya gibi davranmıştı. İstediğinde yanına alıp, istediğinde atabileceği bir eşya gibi.
Pekala, leydim. Umarım beni rezil etmezsiniz, ne de olsa İskoçlar barbardır. Adrian sözünden hemen sonra arabadan inmiş ve fazlasıyla gösterişli olan salona doğru bakmaya başlamıştı. Etrafta ki kadınların dedikoduları, duyulabiliyordu. Isabel ise hala bu hakareti düşünüyor, etraftakileri önemsemiyordu.
Sizi bilemem ama ben kendimi rezil hissediyorum. Bir İngiliz ile evlenmek, hayatımda ki en saçma şeydi. Şimdi, gidebilir miyiz? Ona cevap verme şansı tanımamıştı. Onun bu konuda konuşmaya hakkı bile yoktu! Herkes İngilizlerin iğrenç adamlar olduğunu bilirdi, değil mi?
Isabel, kocasının koluna girip yürümeye başladığında etraftaki şaşkın bakışları seçebiliyordu. Genellikle, güzel ve genç bayanlar onlara dönüyor ve sonra yüzlerinde şaşkınlık ifadesi beliriyordu. Onların yanı sıra erkeklerde dönüyor ve şaşırıyordu. Birkaç erkek, ona bakmak yerine kocasına bakıyor ve hülyalı gözlerle iç çekiyordu. Tanrı aşkına, burası nasıl bir yerdi böyle?
Alex, bu karım. Isabel. Diye karısını takdim ettikten sonra onu dostuna bırakıp kalabalığa karışmıştı. Kadın ise onun bu kabalığından rahatsızdı. Her zaman böyle yapıyor ve onu bir şekilde bırakmayı beceriyordu.
Memnun oldum, leydim. Diyen Alex gözlerini kadının göğüslerinde olması gerekenden fazla oyalandırmıştı.
Daha sakin bir yere geçebilir miyiz? Kapının yanından geçen kadınlar ona rahatsızlık vermişti. Sanki sırf ona bakmak için gelmişler gibi hissediyordu.
Tabi ki, bu taraftan. Onu balonun sakin bir köşesine götüren Alex, doğruca vücudunu izliyordu.
Evin dekorasyonu mükemmel! İskoçya da böylesine rastlamak oldukça zordur. Mükemmel bir renk uyumu kullanılmış. Isabel, aklından geçenleri doğruca söylemişti. Buranın yanında, Adrianın evi daha sönük kalıyordu. Burası o kadar mükemmeldi ki, diyecek bir şey bulamamıştı. Kötüleyecek ya da rahatsız olduğunu belirtecek bir ifadesi yoktu. Masanın üzerine konulan içecekler bile, özel bir renge getirilmiş olmalıydı.
Teşekkürler leydim, sizin kadar güzel birinin evimi ve zevklerimi beğenmesi beni memnun etti. Alexin sözleri dikkatini çekmişti. Baloyu o düzenliyor olmalıydı. Eğer burası onun eviyse, adam gerçekten zevkliydi.
Teşekkürler. Yanakları kızarmıştı, karşısında ki adam hem çok zevkliydi hem de çok kibardı. Bir an, Adrianın da böyle olabileceğini düşündü. Mutlu olabilirlerdi, belki.
Saçlarınız, çok güzel. İltifatın altında yatan anlamı ikisi de anlamıştı. Alex, Isabelin saçının bir tutamı ellerinin arasına alıp burnuna götürmüştü. Kadından gelen koku, onu da büyülemişti. Tam geriye doğru kaçacakken, arkada gördüğü yüz durmasını sağlamıştı. Adrian, bir kadınla konuşuyordu. Karşısında ki ise ona cilveli bakışlar atıyor ve sürekli gülüyordu. Ama Adrian karşısındakine bakmak yerine, ona ölümcül bakışlar fırlatıyordu. Daha çok, Alexin elindeki saçlarına bakıyordu. Sonra bakışlarını yüzüne kaydırıp, oradan da karşısında ki kadına çevirdi. Parmaklarını kadının elbisesindeki taşlı dekolteden geçirdiğinde Isabel, sinirden köpürüyordu. Onu burada ve şu an da öldürmek istiyordu.
Teşekkür ederim, lordum. Bunu ilk söyleyen sizsiniz. Isabel ona daha da yaklaşmış ve gülümsemişti. Bu bakışları ve tavrı karşısında ki adamı tavlamaya yeterdi. Bu geceki kurbanını seçen Isabel, oyuna çoktan başlamıştı.
Buna inanamam leydim, çok güzelsiniz. Güzelliğiniz başımı döndürüyor. Adam iyice saçmalamaya başlamıştı.
Teşekkür ederim, lordum. Herkesin böyle düşünmediğine eminim. Dediğinde sesinde ki ima her şeyi açıklamıştı. Alex ise bunu fırsat bilip, kullanmaya çalışacak kadar saf biriydi.
Ah, öyle mi? diye sordu şaşkın bir edayla. Sizi yakından görmemiş olmalı. Eğer benimle evli olsaydınız, size kesinlikle yakından bakardım. Adamın cüretkar konuşması kadını rahatsız etse de, belli etmemeye kararlıydı. Adrian sürekli bakışlarını onun olduğu tarafa çeviriyor ve inceliyordu. Alex, sonunda bir atak yaparak ellerini kadının elbisesinin üzerinde gezdirdi. Belindeki kumaşta gezdiriyor, parmaklarını gittikçe daha aşağı indiriyordu.
Daha önce, sizin kadar mükemmel birini görmemiştim. İskoçların bu kadar güzel olduğunu söyleseler, dalga geçerdim. Bir ikiziniz var mı? Şakaya gülmesi gerekiyordu ama dalgınlıktan geç fark edebilmişti. Yine de ona büyüleyici olduğunu düşündüğü bir şekilde gülümsemiş ve cevaplamıştı.
İkizime gerek var mı, lordum? Ben buradayım. Kadının cevabı, Alexi heyecanlandırmıştı. Adam, küçük erkek çocukları gibi bayılacağını düşünüyordu.
Benimle bir oyuna ne dersiniz? Bu teklif aniden gelmişti. Ne tür bir oyundan bahsediyordu? Ama Isabel, her oyunu severdi. Ayrıca yenilmezdi de, bunu burada da kanıtlayabilirdi. Keyif aldığı bir şeyi yapmaktan hoşlanacağına emindi. Kurbanı ise, onun eğlenmesine yardımcı olacak ve istediklerini yapacaktı.
Ne tür bir oyundan bahsediyoruz, lordum?
Satranç. Dediğinde kadının yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Kendinden emin ve bir o kadar da çekici görünüyordu. Gözlerinin içinin güldüğünü bile söyleyebilirdiniz.
Nerede oynuyoruz? Çevresine bakınarak çevresini işaret etmişti. Bu gürültü de kafasını toplaması zor olacaktı. Ayrıca, Adrianı görebileceği bir yere oturmalıydı.
Şurası nasıl? İşaret ettiği yer, tam da istediği türden bir yerdi. Küçük ama renkli taşlarla süslenmiş bir masaydı ve oturacağı yerden, Adrianı görebilirdi.
Çok güzel. İlerlemeye başladığında, kocasının bakışlarının onu takip ettiğini biliyordu. Yerine oturduğundaysa ise karşısındaki kadının da onu izlemeye başladığını görmüştü. Sinirli bir şekilde baktıktan sonra Adriana dönen kadın elini onun yanağına koymuş ve bir şeyler söylemişti. Bununla birlikte gülen adam, Isabeli çıldırtmaya yeterdi. Bunun üzerine, sanki bir şey yokmuş gibi, Adrian kadını duvara yaslamış ve üzerine eğilmişti. Kadının ise hoşuna gitmiş gibi görünüyordu.
Başlangıç bayanların. Alexin sesi onu yine kendi konusuna döndürmüştü. Isabel, oynamak için fili seçmişti. Başlangıç için iyi bir hamleydi.
Bu işi bildiğinize eminim. Başka ne tür şeylerden hoşlanırsınız?
Kaba ve sinir bozucu olmayan her şeyden hoşlanırım, lordum. Alex, onun ne demeye çalıştığını anlamıştı.
Adrianı severim, tatlım. Ama bence fazla.. değişik. Sonunda kadının dikkatini çekebilmişti.
Değişik derken? diye atlayıvermişti bir anda. Bunu fazlasıyla merak etmişti.
O.. Tanrım, nasıl söyleyeceğim bilemiyorum. Üzülmeni istemem. Üzülmüş gibi çıkan sesi, onu meraktan çıldırtmaya yetmişti.
Lütfen, söyleyin. Onun ısrarcı bakışlarına dayanamayan adam, hamlesini yaptıktan sonra söylemişti.
Adrian, değişik şeylerden hoşlanıyor. Bu da yeterince açık değildi! Değişik derken neyi kastediyordu?
Değişik derken neyi kastettiğinizi hala anlayamadım, lordum.
Erkekler gibi. Bu kelimeler kadını şoka uğratmıştı. Duygusuz bir şekilde Alexe bakıyor ve konuşmuyordu. Bu olamazdı! O, erkeklere mi ilgi duyuyordu? İğrenç! Bu, iğrençti! Ama ya karşısında ki kadın? Ya eski karısı? Hayır, bu yalandı ve Alex kadını elde etmek için söylemişti.
Bunun yalan olduğunu düşünebilirsiniz, leydim. Uzaktan bakınca öyle görünüyor. Ama bazı erkeklerin ona bakışlarına dikkat etmelisiniz, özellikle de açık renk giyinenlerin. Hepsinin gözlerindeki bakış, dikkatinizi çekecektir. Isabel, kapıdaki adamların bakışlarını hatırlamıştı. Gerçekten de öyle bakıyorlardı! Tanrı aşkına, bu iğrençti! Bu günahtı!
Peki ya eski karısı?
Ah, Florence.. Çok güzeldi. Ama o da her kadın gibi bir erkeğe ihtiyaç duyuyordu. Ne yazık ki Adrian ona bunu veremezdi ve veremedi. Bu yüzden bir varisi yok ve karısı kendini öldürdü. Çok acı bir şey. Şimdi, kadınlarla yakınlaştığında eski karısını hatırladığını söylüyor ve ileri gitmekten kaçınıyor. Zamanla anlayacaksın. Bakışlarında ki merhamet ve üzüntü kadını bozguna uğratmıştı. Bunun gerçek olduğuna inanamazdı! Şaka yapıyor olmalıydı.
Sanırım daha fazla oynayamayacağım. Isabel, şoka girmiş bir ifadeyle arkasına yaslandığında Alex memnun olmuş bir şekilde ona sırıtıyordu.
Sizi anlayabiliyorum. Üzülmeyin lütfen, umarım düzelir. Adam, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Her şey o kadar basit değildi! Kadın, gece onu arzulamıştı ve aralarında bir şeyler olacağına inanmıştı. Bir bebek istiyordu. Ama asla bebeği olmayacak ve ölecekti. Bu düşünce korkunçtu.
İzninizle, eve gitmeliyim. Isabel telaşlı adımlarla kapıya ilerlerken, arkasından gelen sese aldırmadı. Alex ise koşarak onu tutup kendine çevirdi.
Üzülmemelisiniz, leydim. Lütfen! Bu kadar üzülmeyin. Sanki ona yalvarıyordu. Ama bu dediği mümkün değildi. Hayalini kurduğu bir bebeği olmayacaktı!
Asla bir bebeğim olmayacak. Kadın, gerçekleri saklamaya ihtiyaç duymamıştı. Sonuçta, bir bebeği olmayacaktı.
İsterseniz, olabilir. Dediğinde bakışları bir garipti.
Nasıl? Isabel, bunu sorduğuna pişman oldu. Sormamalıydı.
Başka biriyle evlenebilirsiniz. Bu dediği açıkça bir evlenme teklifiydi. Evli bir kadına edilen bir evlenme teklifi! Ne ironiydi ama.
Şaka yapıyorsanız, hiç komik değildi lordum. Soğuk ses tonu adamı kendine getirmiş ve yüzündeki bütün umut kıpırtılarını silmişti.
O zaman asla bir çocuğa sahip olamayacaksınız. Sonunuzun Florence gibi olmamasını dilerim. Onu orada bırakıp giden Alex, kadını korkutmuştu. Florence kendini gerçekten asmış mıydı? Bunu bir şekilde öğrenmeliydi. Alexe sorabilirdi ama onun bunu söyleyeceğini düşünmüyordu. En iyisi Lukeu bulup sormaktı. Onun her şeyi bildiğinden emindi. Belki de Luke ve Adrian sevgiliydi ve kocası, erkek arkadaşını ondan kıskanıyordu. Bu düşünce kadının gülmesini hatta kahkaha atmasını sağlamıştı.
Neye gülüyorsun tatlım? Ona seslenen kadın, bir süredir kocasıyla oynaşan kadındı.
Bu seni ilgilendirmez. Isabelin sesi sert çıkmıştı.
Kendi kendine güldüğün için merak etmiştim. Sana birkaç şey söyleyeceğim. Hatta kelime; Adrian benim! Isabel ne olduğunu anlayamadan üzerine boşalan bira bütün düşüncelerini silmişti. Bu kadın ne yapıyordu böyle!
Sen ne yaptığını sanıyorsun! Isabelin bağırışı balodaki herkesi o tarafa çevirmişti. Ama kimse konuşmaya cesaret etmemişti.
Ben Felicityyim, tatlım. Benim olanı, benden almaya kalkarsan seni daha fazla rezil ederim! diye fısıldamış ve oradan uzaklaşmıştı. Isabel ise öylece durmuş etrafa bakıyordu. Adrian koşarcasına yanına gelmiş ve kucağına almıştı.
Sana beni rezil etmemeni söylemiştim! diye gürleyen adam onu arabaya yerleştirmiş ve yanına oturup bağırmaya devam etmişti; Bunu evde konuşacağız ve sen, bir daha benimle hiçbir yere gelmeyeceksin!
Kalkıyorum, bana dokunmayı kes. Isabel kendini bugün o kadar huysuz hissediyordu ki, neredeyse kimse umurunda değildi.
Pe-pekala efendim. Küçük kız, kırılmış gibiydi. Isabel ona bir süre baktıktan sonra umursamamayı seçti.
Kahvaltı yapmak istiyorum. Dediğinde bakışlarını kıza dikmişti. O da ne demeye çalıştığını anlayarak, odayı hemen terk etmişti. Isabel ise bir süre aynada kendine baktıktan sonra giyindi. Her gördüğü kişiyle kavga etmek, sinirini çıkartmak istiyordu. Ama bu sinir nedendi? Sırf, Adrian onunla yatmadı diye böyle düşünüyor olamazdı. Hayır, kesinlikle bundan değildi! Adrianın ona dokunmasına izin vermişti. İşte siniri bu yüzdendi.
Kendime daha ne kadar yalan söyleyebilirim ki? diye mırıldanmıştı kendi kendine. Haklıydı da, daha fazla yalan söyleyemezdi. Açıkça ona olan ilgisinden haberi vardı, Adrianda ona ilgi duyuyordu. Bu normal bir şeydi. Sadece ikisini de aynı anda vurmuştu. Dikkat çeken, ilgi duymasını sağlayan buydu işte. Daha fazla onu düşünmeyeceğine karar verdikten sonra aşağı inmiş ve kahvaltı yapmak için masaya oturmuştu. Adrian ortalıkta görünmüyor, sesi gelmiyordu. Nerede olabilirdi? Seksi bir kadınla yataktadır, diye düşündü. İçindeki sesi dinlememeliydi. Adrian, açıkça eski karısına ihanet etmeyeceğini söylemişti. Eğer onu istemiyorsa, başka bir kadını da istemezdi.
Sonun uyanmışsın. Adamın sesi onu düşüncelerinden çıkarıp, gerçek hayata döndürmüştü.
Evet, uyandım. Sesi mırıltı halinde çıksa da kendinden emin bir şekilde söylemişti kelimelerini. Ama ona bakmak yerine, karşısında duran vazoya bakıyordu. Değişik bir şekli ve modeli vardı. Daha önce bundan bir tane daha görmüştü. Ama yakından incelemeye ne vakti ne de izni olmamıştı. Belki bir ara bunu inceleyebilirdi.
Şu, karşıda ki vazoyu sen mi aldın? Isabel merakına yenik düşmüş ve sormuştu. Bu adamın böyle bir zevki olacağına inanmıyordu. Geldiğinden beri evin çok güzel düzenlendiğini fark etmişti. Evin her yerinde bulunan küçük eşyalar, eve farklı bir hava katıyordu. Sanki, bir kraliçenin zevkine göre düzenlenmişti. Daha çok altın rengi ve siyah kullanılmış olmasına rağmen, oldukça iç açıcıydı.
Hayır. Adrianın sesi düz ve katıydı. Isabele yasak bir şeye dokunmuş hissi uyandırıyordu. Bir anda, yaptığından o kadar utanmıştı ki yüzündeki kızarıklığın belli olmaması için başını eğmesi gerekmişti.
Gece, bir baloya gideceğiz. Senin için bir elbise sipariş etmiştim, birazdan gelecektir. Onu giyeceksin. Dediklerim haricinde bir şey yaparsan, senin yerine yanıma başkasını alırım. Adrian, ona bakmadan bunları söylemiş ve orayı terk etmişti. Kadını orda bırakıp gitmesi küstahçaydı. Özellikle lafları, onu incitmişti.
Tam bir pisliksin! diye bağırmak istediğini düşündü. Bunları ona söylerse, adam güler ve yakışıklı bir pislik olduğunu söylerdi. Egosu o kadar yüksekti ki, onunla boy ölçüşemezdi.
Leydim, elbiseniz geldi. Balo ise iki saat sonra, hazırlanmak ister misiniz? diyen hizmetçi kadının hain planlarına su dökmüş gibi görünüyordu. Isabel, bu kadar az zamanı olduğunu düşünmüyordu. Adrianı meraktan çıldırtmayı düşünüyordu. Aynı zamanda buradan kaçıp, uzaklaşmayı. Belki onu bulamazsa endişelenebilirdi.
Pekala, geliyorum. Merdivenlerden o kadar yavaş çıkıyordu ki, biri onu sürüklese daha hızlı olabilirdi. Sonunda odaya ulaştığında, yatağına bakıp geceyi hatırlamıştı. Adrian, o gece yüzünden pişman olmuştu! O yüzden ona soğuk davranıyor, yüzüne bakmıyordu. Bu düşünce kadının omuzlarına bir yük gibi oturmuştu. Kendini hasta ve iğrenç biri gibi hissetmesini sağlayan düşünceler, elbiseyi gördüğünde daha da artmıştı. Elbise, altın sarısıydı. Evin her odasında bulunan renk gibi. Onun, evine uygun olmasını mı istemişti? Ya da, evden aldığı bir eşya gibi olmasını. Bu düşünce kadını sinirlendirse de, aldırmadı. Eğer bu gece biraz eğlenmezse, buradan kesinlikle kaçacaktı.
Saçlarınızı toplamamı ister misiniz, efendim? Hizmetçi kızın sorusunun amacı belliydi. Aralarında bir şeyler geçip geçmediğini merak ediyordu. O anda aklına gelen bir fikir, oldukça işine yarayacaktı.
Açık bırakmak istiyorum. Dediğinde kızın yüzündeki dehşet ifadesi şimdiden hoşuna gitmişti. Baloda ki herkes, aralarında bir şeyler olmadığını bilecekti. Bu sayede, birkaç salağın onun yanına geleceğini düşünüyordu. Ne de olsa onu burada tanıyan yoktu ve kadın, onlarla biraz eğlenebilirdi.
Pe-peki efendim. Dedikten sonra saçlarını tarayan kız, odadan çıkmış ve onu orada bırakmıştı.
Şimdi kim eğleniyor, göreceğiz. Diye mırıldanıp, saçlarını düzelten kadın aşağıya inmeye başlamıştı.
Adrian, onu beklerken heyecanlandığını hissediyordu. Isabel odadan hala çıkmamıştı. Neredeyse yarım saat gecikmiş olan kadın, hala aşağıya inmiyordu. Belki de onu sırtına atıp götürmeliydi. Sonunda duyduğu ayak sesleriyle merdivenlere dönen adam, bu güzellik karşısında büyülenmişti. Lanet olsun sana Adrian! Diye kendini lanetleyen adam, kadından gözlerini alamıyordu. Göğüsleri elbisesinden taşacak gibi görünüyordu. Elbisenin kıvrımları, ince belini ve kadının boyunu ortaya çıkarmıştı. Altın sarısının daha önce bir kadına bu kadar yakıştığını düşünüyordu. Adamın bu elbiseyi seçme amacı, kadının silik biri olmasını sağlamaktı. Balo da kimsenin dikkatini çekmezse, adam da onu kıskanmaz ve kavga etmek zorunda kalmazdı. Saçlarını açık bırakmış olması gözünden kaçmamıştı. Aralarında bir şeyler olmadığını ima etmeye çalışıyor olmalıydı. Bunu önemsemedi. Çünkü elbet ona bir varis verecekti. Dün geceyi aklına getirdiğindeyse çıldıracak gibiydi.
Gidelim. Diyebildi dişlerinin arasından. Bu kadar güzel göründüğü için ona kızmalıydı. Üzerindeki elbiseyi çıkartıp, ona bir çuval giydirebilirdi. Fikri o kadar cazipti ki, at arabasına ilerlerken durup düşündü. Ne saçmalıyordu böyle!? Ona çuval giydiremezdi. Kadının elinden tutup arabaya oturmasına yardımcı olduğunda, o da yanına oturdu.
Bu seferlik, yanındayım. Dediğinde sırıtıyordu.
Buna sevindiğimi söyleyemem, lordum. Isabelin sesi nefret saçıyordu. Ama gözleri tam aksi bir şekilde ona bakıyor ve aşkını istiyordu.
Gözlerin öyle söylemiyor, leydim. Adrian onunla uğraşacak ve sinirlenmesini sağlayacaktı. Bu sayede onun yanına gelen her erkeği tersleyecek ve uzaklaşmasını sağlayacaktı.
Buna inanmamı beklemeyin lütfen. Onun gülmesi, adamın planlarını suya düşürmüştü. Kadın, sabah ki lafları yüzünden sinirli olmalıydı. Ona bir eşya gibi davranmıştı. İstediğinde yanına alıp, istediğinde atabileceği bir eşya gibi.
Pekala, leydim. Umarım beni rezil etmezsiniz, ne de olsa İskoçlar barbardır. Adrian sözünden hemen sonra arabadan inmiş ve fazlasıyla gösterişli olan salona doğru bakmaya başlamıştı. Etrafta ki kadınların dedikoduları, duyulabiliyordu. Isabel ise hala bu hakareti düşünüyor, etraftakileri önemsemiyordu.
Sizi bilemem ama ben kendimi rezil hissediyorum. Bir İngiliz ile evlenmek, hayatımda ki en saçma şeydi. Şimdi, gidebilir miyiz? Ona cevap verme şansı tanımamıştı. Onun bu konuda konuşmaya hakkı bile yoktu! Herkes İngilizlerin iğrenç adamlar olduğunu bilirdi, değil mi?
Isabel, kocasının koluna girip yürümeye başladığında etraftaki şaşkın bakışları seçebiliyordu. Genellikle, güzel ve genç bayanlar onlara dönüyor ve sonra yüzlerinde şaşkınlık ifadesi beliriyordu. Onların yanı sıra erkeklerde dönüyor ve şaşırıyordu. Birkaç erkek, ona bakmak yerine kocasına bakıyor ve hülyalı gözlerle iç çekiyordu. Tanrı aşkına, burası nasıl bir yerdi böyle?
Alex, bu karım. Isabel. Diye karısını takdim ettikten sonra onu dostuna bırakıp kalabalığa karışmıştı. Kadın ise onun bu kabalığından rahatsızdı. Her zaman böyle yapıyor ve onu bir şekilde bırakmayı beceriyordu.
Memnun oldum, leydim. Diyen Alex gözlerini kadının göğüslerinde olması gerekenden fazla oyalandırmıştı.
Daha sakin bir yere geçebilir miyiz? Kapının yanından geçen kadınlar ona rahatsızlık vermişti. Sanki sırf ona bakmak için gelmişler gibi hissediyordu.
Tabi ki, bu taraftan. Onu balonun sakin bir köşesine götüren Alex, doğruca vücudunu izliyordu.
Evin dekorasyonu mükemmel! İskoçya da böylesine rastlamak oldukça zordur. Mükemmel bir renk uyumu kullanılmış. Isabel, aklından geçenleri doğruca söylemişti. Buranın yanında, Adrianın evi daha sönük kalıyordu. Burası o kadar mükemmeldi ki, diyecek bir şey bulamamıştı. Kötüleyecek ya da rahatsız olduğunu belirtecek bir ifadesi yoktu. Masanın üzerine konulan içecekler bile, özel bir renge getirilmiş olmalıydı.
Teşekkürler leydim, sizin kadar güzel birinin evimi ve zevklerimi beğenmesi beni memnun etti. Alexin sözleri dikkatini çekmişti. Baloyu o düzenliyor olmalıydı. Eğer burası onun eviyse, adam gerçekten zevkliydi.
Teşekkürler. Yanakları kızarmıştı, karşısında ki adam hem çok zevkliydi hem de çok kibardı. Bir an, Adrianın da böyle olabileceğini düşündü. Mutlu olabilirlerdi, belki.
Saçlarınız, çok güzel. İltifatın altında yatan anlamı ikisi de anlamıştı. Alex, Isabelin saçının bir tutamı ellerinin arasına alıp burnuna götürmüştü. Kadından gelen koku, onu da büyülemişti. Tam geriye doğru kaçacakken, arkada gördüğü yüz durmasını sağlamıştı. Adrian, bir kadınla konuşuyordu. Karşısında ki ise ona cilveli bakışlar atıyor ve sürekli gülüyordu. Ama Adrian karşısındakine bakmak yerine, ona ölümcül bakışlar fırlatıyordu. Daha çok, Alexin elindeki saçlarına bakıyordu. Sonra bakışlarını yüzüne kaydırıp, oradan da karşısında ki kadına çevirdi. Parmaklarını kadının elbisesindeki taşlı dekolteden geçirdiğinde Isabel, sinirden köpürüyordu. Onu burada ve şu an da öldürmek istiyordu.
Teşekkür ederim, lordum. Bunu ilk söyleyen sizsiniz. Isabel ona daha da yaklaşmış ve gülümsemişti. Bu bakışları ve tavrı karşısında ki adamı tavlamaya yeterdi. Bu geceki kurbanını seçen Isabel, oyuna çoktan başlamıştı.
Buna inanamam leydim, çok güzelsiniz. Güzelliğiniz başımı döndürüyor. Adam iyice saçmalamaya başlamıştı.
Teşekkür ederim, lordum. Herkesin böyle düşünmediğine eminim. Dediğinde sesinde ki ima her şeyi açıklamıştı. Alex ise bunu fırsat bilip, kullanmaya çalışacak kadar saf biriydi.
Ah, öyle mi? diye sordu şaşkın bir edayla. Sizi yakından görmemiş olmalı. Eğer benimle evli olsaydınız, size kesinlikle yakından bakardım. Adamın cüretkar konuşması kadını rahatsız etse de, belli etmemeye kararlıydı. Adrian sürekli bakışlarını onun olduğu tarafa çeviriyor ve inceliyordu. Alex, sonunda bir atak yaparak ellerini kadının elbisesinin üzerinde gezdirdi. Belindeki kumaşta gezdiriyor, parmaklarını gittikçe daha aşağı indiriyordu.
Daha önce, sizin kadar mükemmel birini görmemiştim. İskoçların bu kadar güzel olduğunu söyleseler, dalga geçerdim. Bir ikiziniz var mı? Şakaya gülmesi gerekiyordu ama dalgınlıktan geç fark edebilmişti. Yine de ona büyüleyici olduğunu düşündüğü bir şekilde gülümsemiş ve cevaplamıştı.
İkizime gerek var mı, lordum? Ben buradayım. Kadının cevabı, Alexi heyecanlandırmıştı. Adam, küçük erkek çocukları gibi bayılacağını düşünüyordu.
Benimle bir oyuna ne dersiniz? Bu teklif aniden gelmişti. Ne tür bir oyundan bahsediyordu? Ama Isabel, her oyunu severdi. Ayrıca yenilmezdi de, bunu burada da kanıtlayabilirdi. Keyif aldığı bir şeyi yapmaktan hoşlanacağına emindi. Kurbanı ise, onun eğlenmesine yardımcı olacak ve istediklerini yapacaktı.
Ne tür bir oyundan bahsediyoruz, lordum?
Satranç. Dediğinde kadının yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Kendinden emin ve bir o kadar da çekici görünüyordu. Gözlerinin içinin güldüğünü bile söyleyebilirdiniz.
Nerede oynuyoruz? Çevresine bakınarak çevresini işaret etmişti. Bu gürültü de kafasını toplaması zor olacaktı. Ayrıca, Adrianı görebileceği bir yere oturmalıydı.
Şurası nasıl? İşaret ettiği yer, tam da istediği türden bir yerdi. Küçük ama renkli taşlarla süslenmiş bir masaydı ve oturacağı yerden, Adrianı görebilirdi.
Çok güzel. İlerlemeye başladığında, kocasının bakışlarının onu takip ettiğini biliyordu. Yerine oturduğundaysa ise karşısındaki kadının da onu izlemeye başladığını görmüştü. Sinirli bir şekilde baktıktan sonra Adriana dönen kadın elini onun yanağına koymuş ve bir şeyler söylemişti. Bununla birlikte gülen adam, Isabeli çıldırtmaya yeterdi. Bunun üzerine, sanki bir şey yokmuş gibi, Adrian kadını duvara yaslamış ve üzerine eğilmişti. Kadının ise hoşuna gitmiş gibi görünüyordu.
Başlangıç bayanların. Alexin sesi onu yine kendi konusuna döndürmüştü. Isabel, oynamak için fili seçmişti. Başlangıç için iyi bir hamleydi.
Bu işi bildiğinize eminim. Başka ne tür şeylerden hoşlanırsınız?
Kaba ve sinir bozucu olmayan her şeyden hoşlanırım, lordum. Alex, onun ne demeye çalıştığını anlamıştı.
Adrianı severim, tatlım. Ama bence fazla.. değişik. Sonunda kadının dikkatini çekebilmişti.
Değişik derken? diye atlayıvermişti bir anda. Bunu fazlasıyla merak etmişti.
O.. Tanrım, nasıl söyleyeceğim bilemiyorum. Üzülmeni istemem. Üzülmüş gibi çıkan sesi, onu meraktan çıldırtmaya yetmişti.
Lütfen, söyleyin. Onun ısrarcı bakışlarına dayanamayan adam, hamlesini yaptıktan sonra söylemişti.
Adrian, değişik şeylerden hoşlanıyor. Bu da yeterince açık değildi! Değişik derken neyi kastediyordu?
Değişik derken neyi kastettiğinizi hala anlayamadım, lordum.
Erkekler gibi. Bu kelimeler kadını şoka uğratmıştı. Duygusuz bir şekilde Alexe bakıyor ve konuşmuyordu. Bu olamazdı! O, erkeklere mi ilgi duyuyordu? İğrenç! Bu, iğrençti! Ama ya karşısında ki kadın? Ya eski karısı? Hayır, bu yalandı ve Alex kadını elde etmek için söylemişti.
Bunun yalan olduğunu düşünebilirsiniz, leydim. Uzaktan bakınca öyle görünüyor. Ama bazı erkeklerin ona bakışlarına dikkat etmelisiniz, özellikle de açık renk giyinenlerin. Hepsinin gözlerindeki bakış, dikkatinizi çekecektir. Isabel, kapıdaki adamların bakışlarını hatırlamıştı. Gerçekten de öyle bakıyorlardı! Tanrı aşkına, bu iğrençti! Bu günahtı!
Peki ya eski karısı?
Ah, Florence.. Çok güzeldi. Ama o da her kadın gibi bir erkeğe ihtiyaç duyuyordu. Ne yazık ki Adrian ona bunu veremezdi ve veremedi. Bu yüzden bir varisi yok ve karısı kendini öldürdü. Çok acı bir şey. Şimdi, kadınlarla yakınlaştığında eski karısını hatırladığını söylüyor ve ileri gitmekten kaçınıyor. Zamanla anlayacaksın. Bakışlarında ki merhamet ve üzüntü kadını bozguna uğratmıştı. Bunun gerçek olduğuna inanamazdı! Şaka yapıyor olmalıydı.
Sanırım daha fazla oynayamayacağım. Isabel, şoka girmiş bir ifadeyle arkasına yaslandığında Alex memnun olmuş bir şekilde ona sırıtıyordu.
Sizi anlayabiliyorum. Üzülmeyin lütfen, umarım düzelir. Adam, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu. Her şey o kadar basit değildi! Kadın, gece onu arzulamıştı ve aralarında bir şeyler olacağına inanmıştı. Bir bebek istiyordu. Ama asla bebeği olmayacak ve ölecekti. Bu düşünce korkunçtu.
İzninizle, eve gitmeliyim. Isabel telaşlı adımlarla kapıya ilerlerken, arkasından gelen sese aldırmadı. Alex ise koşarak onu tutup kendine çevirdi.
Üzülmemelisiniz, leydim. Lütfen! Bu kadar üzülmeyin. Sanki ona yalvarıyordu. Ama bu dediği mümkün değildi. Hayalini kurduğu bir bebeği olmayacaktı!
Asla bir bebeğim olmayacak. Kadın, gerçekleri saklamaya ihtiyaç duymamıştı. Sonuçta, bir bebeği olmayacaktı.
İsterseniz, olabilir. Dediğinde bakışları bir garipti.
Nasıl? Isabel, bunu sorduğuna pişman oldu. Sormamalıydı.
Başka biriyle evlenebilirsiniz. Bu dediği açıkça bir evlenme teklifiydi. Evli bir kadına edilen bir evlenme teklifi! Ne ironiydi ama.
Şaka yapıyorsanız, hiç komik değildi lordum. Soğuk ses tonu adamı kendine getirmiş ve yüzündeki bütün umut kıpırtılarını silmişti.
O zaman asla bir çocuğa sahip olamayacaksınız. Sonunuzun Florence gibi olmamasını dilerim. Onu orada bırakıp giden Alex, kadını korkutmuştu. Florence kendini gerçekten asmış mıydı? Bunu bir şekilde öğrenmeliydi. Alexe sorabilirdi ama onun bunu söyleyeceğini düşünmüyordu. En iyisi Lukeu bulup sormaktı. Onun her şeyi bildiğinden emindi. Belki de Luke ve Adrian sevgiliydi ve kocası, erkek arkadaşını ondan kıskanıyordu. Bu düşünce kadının gülmesini hatta kahkaha atmasını sağlamıştı.
Neye gülüyorsun tatlım? Ona seslenen kadın, bir süredir kocasıyla oynaşan kadındı.
Bu seni ilgilendirmez. Isabelin sesi sert çıkmıştı.
Kendi kendine güldüğün için merak etmiştim. Sana birkaç şey söyleyeceğim. Hatta kelime; Adrian benim! Isabel ne olduğunu anlayamadan üzerine boşalan bira bütün düşüncelerini silmişti. Bu kadın ne yapıyordu böyle!
Sen ne yaptığını sanıyorsun! Isabelin bağırışı balodaki herkesi o tarafa çevirmişti. Ama kimse konuşmaya cesaret etmemişti.
Ben Felicityyim, tatlım. Benim olanı, benden almaya kalkarsan seni daha fazla rezil ederim! diye fısıldamış ve oradan uzaklaşmıştı. Isabel ise öylece durmuş etrafa bakıyordu. Adrian koşarcasına yanına gelmiş ve kucağına almıştı.
Sana beni rezil etmemeni söylemiştim! diye gürleyen adam onu arabaya yerleştirmiş ve yanına oturup bağırmaya devam etmişti; Bunu evde konuşacağız ve sen, bir daha benimle hiçbir yere gelmeyeceksin!



