Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Bunu ona söylemek zorundasın, Alex. Alex, kendine yakın gördüğü tek arkadaşını dinlemek istemiyordu. Şu an tek yapmak istediği, yatağa geri dönmek ve Amyye sarılmaktı.
Bunu ona söyleyemem, Dan. Başını olumsuz anlamda iki yana sallayıp, ona döndüğünde gözlerindeki acıyı gizlemişti. Eğer söylersem, benden kaçmaya çalışır. Kendisinin de anlamadığı bir şekilde, Alex onun gitmesini istemiyordu. Öyle ki, eğer kaçmaya kalkarsa onu şu anda yaptığından daha kesin bir şekilde odaya tıkardı.
Peki ne yapmayı düşünüyorsun? Devourerlar onu bulduğunda, saklama şansın olmayacak. Ve bizzat, onu senin öldürmeni isteyecekler. Dan, Alexin düşüncelerini sadece sesle bir şekilde söylemişti.
Bunu hatırlatmasaydın bilmeyecektim. Alex, birkaç adım ilerleyip arkadaşına tekrar döndü. Onu bu kadar süre elimde tutmayacağım. Benden çok isteyenler elbet olacaktır. Alex, onu bırakmalıydı. Bırakmadığı her saniye kadına olmaması gereken bir şekilde bağlanıyor, bu güçlü bağı daha da arttırıyordu. Sakince koridorda ilerleyip dışarı çıktı. Gecenin karanlığının onu gölgelemesine rağmen adam, dikkat çekiyordu.
Hey yakışıklı! Sese dönmek yerine gözlerini kapattı. Yine o iğrenç kadınlardan biri olmalıydı. Amyyi gördüğünden beri kimseyi istemiyordu. Başka birine dokunmak değil, bakmak bile adamın midesini bulandırıyordu.
Ne var? Tok sesi kadını etkilememişti. Kadın, ona yaklaşıp kollarını boynuna doladı.
Gözlerini açıp, beni görmek istemez misin? Alex, onun bu zayıf emrine itaat edip gözlerini açtı. Karşısında istediği kadın kesinlikle o değildi. Solgun yüzü, pembe ve şişmiş dudakları, iğrenç saç rengiyle uyumluydu.
Yoksa beni beğenmedin mi? Kadın, yaklaşıp dilini onun dudaklarına değdirdiğinde Alex nihayet hareket etmişti.
Hayır. Elleri kadının belinden tutup, onu kendinden uzaklaştırmıştı.
Pekala, sanırım isteğime gelebilirim. Kadın, başını yana eğmiş ona bakıyordu.
Ne istediğinle ilgilenmiyorum. Cevap beklemeden ondan uzaklaşırken, sözleri durmasını sağlamıştı.
İkimizde o kızı istiyoruz ama. Alex, ona dönüp gözlerini üzerine diktiğinde kadın istediğini elde etmiş bir gülüşü yüzüne yerleştirmişti.
İlgini çekmeyi başardım, sanırım.
Ona dokunmayacaksın. Tehdit dolu sesi, ona bir zarar gelirse kimseyi görmeyeceğini açıkça belli ediyordu.
Ah, tercihim karşı cins. Başka bir şey için istiyorum ve Samuelin dediğine göre sen onu bize verebilirmişsin. Alex, içinden onun anlamadığını düşündüğü için kendine küfür ediyordu. Eğer kadını vermezse başına gelecekleri biliyordu. Tüm devourerların dikkatini çeker ve onun daha çabuk ölmesine sebep olurdu.
Bir şartım var. Anlaşma yapmalıydı. Diğer türlü Amyyi onlara vermeyecekti.
Ah, istediğin kadar para vermeye hazırız. Kadının yüzündeki şeytani gülüş birden adamın arkasına kaydı. Hoş geldin Sam. Elini kaldırıp, küçük bir çocuk gibi salladı.
Para iyi olurdu. Samin suratındaki sırıtış bunun planlanmış bir şey olduğunu söylüyordu.
Ona ne yapacaksınız? Alex, Sami önemsemiyordu. Eğer isterse onu burada öldürürdü. Sonra biraz uğraşırdı ama üstünden gelemeyeceği bir şey değildi.
Bunu patronuma sorman gerekecek. Ki sana söyleyeceğini sanmıyorum.
Terbiyeli ol, Tiffany. Sam, ona seslenmiş ve ikisi birlikte iğrenç birer kahkaha atmışlardı.
Kız nerede? Tiffany, ciddileşip gözlerini Alexe ve suratındaki rahatsız ifadeye dikti.
Odamda. Samin gözleri büyümüş ve Alexe dikilmişti. Demek ki Alex, kadını çoktan yatağa atmıştı.
Tam sana göre dostum! diye eliyle sırtına vurarak gülmeye başladı. Kadın, gerçekten güzeldi. Sam, ondan önce davranamadığı için üzülmüştü. Yine de diğer arkadaşı daha çok ilgisini çekmişti.
Onu ben mi alayım, sen mi getirirsin? Tiffany, ellerini birbirine sürterek sabırsızlığını göstermeye çalışıyordu.
Birlikte çıkalım. Alexin sözleri çok katıydı. Hatta o kadar resmiydi ki, görenler önünden çekilip kenara kaçmıştı.
Bu kadar sert olmak zorunda değilsin dostum. İlk defa kadın satmıyoruz. Diye söylendi Sam. Asansörün kapısı kapanıp, üçü birden yukarı çıkmaya başladığında Sam ve Tiffany birbirilerini bakışlarıyla yiyordu.
Bugün odanı kullanacak mısın? Sam, Tiffanyye bakarak, soruyu Alexe yöneltmişti.
Biraz dinlenmem gerek, kendinize başka oda bulun. Alex, her şeyi açıkça söylemiş ve Tiffanynin yeniden ciddileşmesini sağlamıştı. Ne yaptıklarıyla ilgilenmiyordu. Ama birkaç saat önce Amyye sarılıp yattığı yatakta, onların tepindiğini düşünmek iğrençti. Asansörün kapısı açıldığında Alex dışarı fırlamış ve hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Arkasındaki kıkırdamaları umursamıyordu.
İçeride. Alex, içeri girip ona bakamazdı. Eğer onu görürse, kadını durdurmak zorunda kalacaktı.
Uyuyor mu yoksa? İçeri girip kadını uyurken bulduğuna şaşırmamıştı. Tiffany, hızlı hareketlerle yanına yaklaşıp kadının kollarını arkasında birleştirdi ve sert bir hareketle yataktan kaldırdı. Amy, ne olduğunu anlamadan kapıya doğru sürüklenmeye başlamıştı bile. Uyku sersemliğiyle itiraz edemese de onu tutan kadının kötü biri olduğunu anlamıştı. Anıları o kadar iğrençti ki, Amy midesinin bulandığını hissetti. Kapıya ulaşıp, gözleri ışıkla buluştuğunda, kamaştırmadan duramadı. Işığın etkisi geçene kadar kadın onun kollarını nerden gelmediğini bilmediği bir iple bağlamıştı.
Neler oluyor!? diye bağırdığında, karşısında duran kadına sinirle bakıyordu.
Seni satın aldım, güzelim. Kadının sözleriyle şoka giren Amy, başını çevirip Alexi gördüğünde içindeki boşluğa bir kelime bulamamıştı. Birkaç gün önce görse de ona güvenmişti. Güvenmemesi gereken birine güvenmişti. Ve o adam, onu öldürmek yerine satmıştı! Eğer Tanrıya olan inancını çoktan kaybetmemiş olsaydı ona küfredebilirdi.
Alex? diye fısıldadı. Bunu, onu tutan çirkin kadın ve arkadaşı duymamıştı. Alex ise cevap vermek yerine gözlerini onun vücudunda gezdirmiş ve tekrar yüzüne yöneltmişti.
Bunu yapacağını tahmin etmeliydim. Seni adi pislik! Amy, ona bağırırken gözyaşlarına hakim olamamıştı. Gözyaşları düştüğü yerleri adeta yıkıyordu. Halı çok erimiş, betonu da eritmeye başlamıştı. Tiffany, onun ağladığını görüp suratına tokadını geçirdiğinde Alex neredeyse kadını öldürebilecek kadar sinirlenmişti. Yine de bir şey diyememişti. Sam varken olmazdı. Eğer kadına bir şey yapacaksa ki yapacaktı- etrafta kimse olmamalıydı.
Seni sürtük! Ne yaptığını sanıyorsun? Amy ona kızarmış yanağıyla baktığında Tiffany eğlenircesine bir bakışla kadına seslenmişti.
Yeni sürtüğümü tokatlıyorum. Tiffanynin ilginç bir algılayış biçimi vardı. Ya da kadın gerçekten salaktı. Amy, onun karşısında bir şey demeyecekti. Güçsüz bir kadın gibi görünemezdi. Yıkılmayacaktı.
Yürü. Diye bileklerine bağlı ipi çekerek emretti. Tiffany, eğleniyordu. Ama Amy ile yalnız kaldığında eğlenemeyecekti. Çünkü Amy onu öldürecekti! Kadın uzaklaşırken, Alex arkasından izledi. Nereye götürüldüğünü bilmiyordu ama ilk işi bu olacaktı. Amyyi kaçıracak ve saklayacaktı. Ya o sırada başına bir şey gelirse? düşüncesinden kendini alamadı.
Ona bir şey olmayacak. Diye kendi kendine mırıldandı.
*
Burası neresi? Amy, sonunda soru sormuştu. Tiffany onu içinde sadece bir yatak, koltuk ve masa bulunan bir odaya getirmişti. Masanın üzerine oturmuş, tırnaklarına oje sürerken sormuştu Amy bunu.
Bir an hiç konuşmayacağını sandım. Kadın, ona dönüp gözlerini devirdi. Seni Josha getirdim. Amy bundan hiçbir şey anlamamıştı. Josh kimdi?
O kim? diye ürkek bir şekilde sormuştu sorusunu.
Patronum. Ve oldukça aç gözlüdür. Tiffany, şeytani gözlerini kadına dikip gülümsedi. Tabi yatakta. Son kelimeleriyle Amy derin bir nefes almıştı. Kendisini buraya neden getirdiklerini anlamıştı? Şimdi ne yapacaktı? Lilithe haber vermesi gerekiyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu ama bir şekilde ona ulaşmalıydı. Belki de çoktan yokluğumu fark etmiştir, diye aklından geçirdi. Ah, ne saçmalıyordu! Kesinlikle fark etmemişti. Birilerinin gecesini süslüyor olmalıydı.
Bunun benimle ne ilgisi var? Amy sorusunu çok sert sormuştu. Ama bu Tiffanyyi etkilememişti.
Yatakta öğrenirsin. Tiffany, cevabını kadına yapıştırdığında odaya giren adam ayağa kalkmasını sağlamıştı. İçeri, iğrenç ve yüzü yara ve bıçak izleriyle dolu birinin girmesini bekliyordu. Ama aksine, içeri giren adam mavi gözlü, kumral ve uzun boyluydu. Yüzü o kadar güzeldi ki. Amy, anılarını hissetmeye çalıştı. Ama hissettiği tek şey boşluktu. Bu adam, sanki yaşan bir ölüydü.
Tiffany, çıkabilirsin. Bize yiyecek bir şeyler getirmelerini söyle. Tabi bir de içecek bir şeyler. Kadın, onun dediklerine başını sallayıp odadan çıktı.
Seni rahatsız etmedi ya? Josh olduğunu düşündüğü adam, sorusuna aldığı cevapla gerilmişti.
Beni sürükleyerek buraya getirmesini ve tokatlamasını saymazsak, rahatsız etmedi. Başını sallayıp biraz gevşemeye çalıştı ama karşısındaki adam bunu engelliyordu.
Onu öldüreceğim, sana bunu yaptığı için. Diye mırıldandı. Odaya giren hizmetli, elindeki tepsiyi masanın üzerine bırakıp odadan çıktı.
Seninle işimiz var, Amy. Josh ona yaklaşmaya başladığında Amy geri çekilmişti.
Benden korkmana gerek yok. Sana bir şey yapmayacağım. Tiffanyden her ne duyduysan önemseme. Onun hiçbir şey bildiği yok. Amy, kime güveneceğine karar verememişti. Ama yine de kimseye güvenmemekte yarar vardı.
Sana ne hakkında konuşmamız gerektiğini söyleyeyim mi? Amy, kaşlarını kaldırıp sorarcasına bir bakış attı. Josh, masaya doğru ilerleyip elindeki kadehlere şarap doldurdu. Sonra da ona yaklaştı ve kadehin tekini uzattı.
Anılar. Hafifçe gülümseyip şarabından bir yudum aldı. Amy, bunu bir ima anlamında dediğini sanmış ama yanılmıştı. Senin anıların. Dedikleri, kadının dikkatini çekmişti.
Ne olmuş anılarıma? Amy, meraklı bakışlarını ona dikmiş ama şaraba dokunmamıştı.
Tüm hayatını hatırlıyor musun? Ya da çocukluğunu? Amy onun sorusuna cevap vermese de adam bakışlarından anlamıştı. Onları kimin çaldığını biliyor musun? sorusuna devam ettiğindeyse Amy konuşmuştu.
Kim? Dudaklarından dökülen kelime, kadının kalbine acıyla saplanırken doğruluğunu saptamaya çalışıyordu.
Alex Dixon. Diye mırıldandı. Kadının tepkisi tam da beklediği gibiydi.
O bir anı hırsızı, sizden biri gibi. Ama daha çok insanlara işkence etmeyi seven ve anılarla öldüren biri. Josh, koltuğa oturup ona baktı. Bazı şeyleri anlayıp anlamadığını merak ediyordu. Öldürdüğün Dixonı hatırlıyorsun değil mi?
Evet. Net cevabı adamı şaşırtmıştı. Kadının, onu öldürmek istemediğini biliyordu.
Onu öldürenin, Alex olduğunu söylemeliyim. Kendini suçlamaktan vazgeçmelisin. Onu kıskanıp, delirterek öldürmüştü. Bunu yapan sen değilsin.
Bunun imkanı yok, onun öldüğünü gördüm. Onu ben öldürdüm. İtirazı kısık sesle olsa da bir itiraftı.
Hayır, Amy. Anlamıyorsun! Alex, anılarını çalarak sana yeni anılar verdi. Onun istediği gibi düşünüyorsun. O yüzden senin bulunmanı istemiyor. Onu, Alex öldürdü. Senin bir suçun yok! Josh, sinirlenmişti. Kadehteki tüm şarabı tek nefeste bitirmişti.
Sanırım konuşmamız gereken daha çok konu var. Josh ayağa kalkıp, kadının elindeki kadehi elinden aldı. Tekrar masaya koyup kadına yöneldiğinde yüzünde şeytani bir sırıtış belirmişti.
Ama önce yapmamız gereken şeyler var.
Bunu ona söyleyemem, Dan. Başını olumsuz anlamda iki yana sallayıp, ona döndüğünde gözlerindeki acıyı gizlemişti. Eğer söylersem, benden kaçmaya çalışır. Kendisinin de anlamadığı bir şekilde, Alex onun gitmesini istemiyordu. Öyle ki, eğer kaçmaya kalkarsa onu şu anda yaptığından daha kesin bir şekilde odaya tıkardı.
Peki ne yapmayı düşünüyorsun? Devourerlar onu bulduğunda, saklama şansın olmayacak. Ve bizzat, onu senin öldürmeni isteyecekler. Dan, Alexin düşüncelerini sadece sesle bir şekilde söylemişti.
Bunu hatırlatmasaydın bilmeyecektim. Alex, birkaç adım ilerleyip arkadaşına tekrar döndü. Onu bu kadar süre elimde tutmayacağım. Benden çok isteyenler elbet olacaktır. Alex, onu bırakmalıydı. Bırakmadığı her saniye kadına olmaması gereken bir şekilde bağlanıyor, bu güçlü bağı daha da arttırıyordu. Sakince koridorda ilerleyip dışarı çıktı. Gecenin karanlığının onu gölgelemesine rağmen adam, dikkat çekiyordu.
Hey yakışıklı! Sese dönmek yerine gözlerini kapattı. Yine o iğrenç kadınlardan biri olmalıydı. Amyyi gördüğünden beri kimseyi istemiyordu. Başka birine dokunmak değil, bakmak bile adamın midesini bulandırıyordu.
Ne var? Tok sesi kadını etkilememişti. Kadın, ona yaklaşıp kollarını boynuna doladı.
Gözlerini açıp, beni görmek istemez misin? Alex, onun bu zayıf emrine itaat edip gözlerini açtı. Karşısında istediği kadın kesinlikle o değildi. Solgun yüzü, pembe ve şişmiş dudakları, iğrenç saç rengiyle uyumluydu.
Yoksa beni beğenmedin mi? Kadın, yaklaşıp dilini onun dudaklarına değdirdiğinde Alex nihayet hareket etmişti.
Hayır. Elleri kadının belinden tutup, onu kendinden uzaklaştırmıştı.
Pekala, sanırım isteğime gelebilirim. Kadın, başını yana eğmiş ona bakıyordu.
Ne istediğinle ilgilenmiyorum. Cevap beklemeden ondan uzaklaşırken, sözleri durmasını sağlamıştı.
İkimizde o kızı istiyoruz ama. Alex, ona dönüp gözlerini üzerine diktiğinde kadın istediğini elde etmiş bir gülüşü yüzüne yerleştirmişti.
İlgini çekmeyi başardım, sanırım.
Ona dokunmayacaksın. Tehdit dolu sesi, ona bir zarar gelirse kimseyi görmeyeceğini açıkça belli ediyordu.
Ah, tercihim karşı cins. Başka bir şey için istiyorum ve Samuelin dediğine göre sen onu bize verebilirmişsin. Alex, içinden onun anlamadığını düşündüğü için kendine küfür ediyordu. Eğer kadını vermezse başına gelecekleri biliyordu. Tüm devourerların dikkatini çeker ve onun daha çabuk ölmesine sebep olurdu.
Bir şartım var. Anlaşma yapmalıydı. Diğer türlü Amyyi onlara vermeyecekti.
Ah, istediğin kadar para vermeye hazırız. Kadının yüzündeki şeytani gülüş birden adamın arkasına kaydı. Hoş geldin Sam. Elini kaldırıp, küçük bir çocuk gibi salladı.
Para iyi olurdu. Samin suratındaki sırıtış bunun planlanmış bir şey olduğunu söylüyordu.
Ona ne yapacaksınız? Alex, Sami önemsemiyordu. Eğer isterse onu burada öldürürdü. Sonra biraz uğraşırdı ama üstünden gelemeyeceği bir şey değildi.
Bunu patronuma sorman gerekecek. Ki sana söyleyeceğini sanmıyorum.
Terbiyeli ol, Tiffany. Sam, ona seslenmiş ve ikisi birlikte iğrenç birer kahkaha atmışlardı.
Kız nerede? Tiffany, ciddileşip gözlerini Alexe ve suratındaki rahatsız ifadeye dikti.
Odamda. Samin gözleri büyümüş ve Alexe dikilmişti. Demek ki Alex, kadını çoktan yatağa atmıştı.
Tam sana göre dostum! diye eliyle sırtına vurarak gülmeye başladı. Kadın, gerçekten güzeldi. Sam, ondan önce davranamadığı için üzülmüştü. Yine de diğer arkadaşı daha çok ilgisini çekmişti.
Onu ben mi alayım, sen mi getirirsin? Tiffany, ellerini birbirine sürterek sabırsızlığını göstermeye çalışıyordu.
Birlikte çıkalım. Alexin sözleri çok katıydı. Hatta o kadar resmiydi ki, görenler önünden çekilip kenara kaçmıştı.
Bu kadar sert olmak zorunda değilsin dostum. İlk defa kadın satmıyoruz. Diye söylendi Sam. Asansörün kapısı kapanıp, üçü birden yukarı çıkmaya başladığında Sam ve Tiffany birbirilerini bakışlarıyla yiyordu.
Bugün odanı kullanacak mısın? Sam, Tiffanyye bakarak, soruyu Alexe yöneltmişti.
Biraz dinlenmem gerek, kendinize başka oda bulun. Alex, her şeyi açıkça söylemiş ve Tiffanynin yeniden ciddileşmesini sağlamıştı. Ne yaptıklarıyla ilgilenmiyordu. Ama birkaç saat önce Amyye sarılıp yattığı yatakta, onların tepindiğini düşünmek iğrençti. Asansörün kapısı açıldığında Alex dışarı fırlamış ve hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Arkasındaki kıkırdamaları umursamıyordu.
İçeride. Alex, içeri girip ona bakamazdı. Eğer onu görürse, kadını durdurmak zorunda kalacaktı.
Uyuyor mu yoksa? İçeri girip kadını uyurken bulduğuna şaşırmamıştı. Tiffany, hızlı hareketlerle yanına yaklaşıp kadının kollarını arkasında birleştirdi ve sert bir hareketle yataktan kaldırdı. Amy, ne olduğunu anlamadan kapıya doğru sürüklenmeye başlamıştı bile. Uyku sersemliğiyle itiraz edemese de onu tutan kadının kötü biri olduğunu anlamıştı. Anıları o kadar iğrençti ki, Amy midesinin bulandığını hissetti. Kapıya ulaşıp, gözleri ışıkla buluştuğunda, kamaştırmadan duramadı. Işığın etkisi geçene kadar kadın onun kollarını nerden gelmediğini bilmediği bir iple bağlamıştı.
Neler oluyor!? diye bağırdığında, karşısında duran kadına sinirle bakıyordu.
Seni satın aldım, güzelim. Kadının sözleriyle şoka giren Amy, başını çevirip Alexi gördüğünde içindeki boşluğa bir kelime bulamamıştı. Birkaç gün önce görse de ona güvenmişti. Güvenmemesi gereken birine güvenmişti. Ve o adam, onu öldürmek yerine satmıştı! Eğer Tanrıya olan inancını çoktan kaybetmemiş olsaydı ona küfredebilirdi.
Alex? diye fısıldadı. Bunu, onu tutan çirkin kadın ve arkadaşı duymamıştı. Alex ise cevap vermek yerine gözlerini onun vücudunda gezdirmiş ve tekrar yüzüne yöneltmişti.
Bunu yapacağını tahmin etmeliydim. Seni adi pislik! Amy, ona bağırırken gözyaşlarına hakim olamamıştı. Gözyaşları düştüğü yerleri adeta yıkıyordu. Halı çok erimiş, betonu da eritmeye başlamıştı. Tiffany, onun ağladığını görüp suratına tokadını geçirdiğinde Alex neredeyse kadını öldürebilecek kadar sinirlenmişti. Yine de bir şey diyememişti. Sam varken olmazdı. Eğer kadına bir şey yapacaksa ki yapacaktı- etrafta kimse olmamalıydı.
Seni sürtük! Ne yaptığını sanıyorsun? Amy ona kızarmış yanağıyla baktığında Tiffany eğlenircesine bir bakışla kadına seslenmişti.
Yeni sürtüğümü tokatlıyorum. Tiffanynin ilginç bir algılayış biçimi vardı. Ya da kadın gerçekten salaktı. Amy, onun karşısında bir şey demeyecekti. Güçsüz bir kadın gibi görünemezdi. Yıkılmayacaktı.
Yürü. Diye bileklerine bağlı ipi çekerek emretti. Tiffany, eğleniyordu. Ama Amy ile yalnız kaldığında eğlenemeyecekti. Çünkü Amy onu öldürecekti! Kadın uzaklaşırken, Alex arkasından izledi. Nereye götürüldüğünü bilmiyordu ama ilk işi bu olacaktı. Amyyi kaçıracak ve saklayacaktı. Ya o sırada başına bir şey gelirse? düşüncesinden kendini alamadı.
Ona bir şey olmayacak. Diye kendi kendine mırıldandı.
*
Burası neresi? Amy, sonunda soru sormuştu. Tiffany onu içinde sadece bir yatak, koltuk ve masa bulunan bir odaya getirmişti. Masanın üzerine oturmuş, tırnaklarına oje sürerken sormuştu Amy bunu.
Bir an hiç konuşmayacağını sandım. Kadın, ona dönüp gözlerini devirdi. Seni Josha getirdim. Amy bundan hiçbir şey anlamamıştı. Josh kimdi?
O kim? diye ürkek bir şekilde sormuştu sorusunu.
Patronum. Ve oldukça aç gözlüdür. Tiffany, şeytani gözlerini kadına dikip gülümsedi. Tabi yatakta. Son kelimeleriyle Amy derin bir nefes almıştı. Kendisini buraya neden getirdiklerini anlamıştı? Şimdi ne yapacaktı? Lilithe haber vermesi gerekiyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu ama bir şekilde ona ulaşmalıydı. Belki de çoktan yokluğumu fark etmiştir, diye aklından geçirdi. Ah, ne saçmalıyordu! Kesinlikle fark etmemişti. Birilerinin gecesini süslüyor olmalıydı.
Bunun benimle ne ilgisi var? Amy sorusunu çok sert sormuştu. Ama bu Tiffanyyi etkilememişti.
Yatakta öğrenirsin. Tiffany, cevabını kadına yapıştırdığında odaya giren adam ayağa kalkmasını sağlamıştı. İçeri, iğrenç ve yüzü yara ve bıçak izleriyle dolu birinin girmesini bekliyordu. Ama aksine, içeri giren adam mavi gözlü, kumral ve uzun boyluydu. Yüzü o kadar güzeldi ki. Amy, anılarını hissetmeye çalıştı. Ama hissettiği tek şey boşluktu. Bu adam, sanki yaşan bir ölüydü.
Tiffany, çıkabilirsin. Bize yiyecek bir şeyler getirmelerini söyle. Tabi bir de içecek bir şeyler. Kadın, onun dediklerine başını sallayıp odadan çıktı.
Seni rahatsız etmedi ya? Josh olduğunu düşündüğü adam, sorusuna aldığı cevapla gerilmişti.
Beni sürükleyerek buraya getirmesini ve tokatlamasını saymazsak, rahatsız etmedi. Başını sallayıp biraz gevşemeye çalıştı ama karşısındaki adam bunu engelliyordu.
Onu öldüreceğim, sana bunu yaptığı için. Diye mırıldandı. Odaya giren hizmetli, elindeki tepsiyi masanın üzerine bırakıp odadan çıktı.
Seninle işimiz var, Amy. Josh ona yaklaşmaya başladığında Amy geri çekilmişti.
Benden korkmana gerek yok. Sana bir şey yapmayacağım. Tiffanyden her ne duyduysan önemseme. Onun hiçbir şey bildiği yok. Amy, kime güveneceğine karar verememişti. Ama yine de kimseye güvenmemekte yarar vardı.
Sana ne hakkında konuşmamız gerektiğini söyleyeyim mi? Amy, kaşlarını kaldırıp sorarcasına bir bakış attı. Josh, masaya doğru ilerleyip elindeki kadehlere şarap doldurdu. Sonra da ona yaklaştı ve kadehin tekini uzattı.
Anılar. Hafifçe gülümseyip şarabından bir yudum aldı. Amy, bunu bir ima anlamında dediğini sanmış ama yanılmıştı. Senin anıların. Dedikleri, kadının dikkatini çekmişti.
Ne olmuş anılarıma? Amy, meraklı bakışlarını ona dikmiş ama şaraba dokunmamıştı.
Tüm hayatını hatırlıyor musun? Ya da çocukluğunu? Amy onun sorusuna cevap vermese de adam bakışlarından anlamıştı. Onları kimin çaldığını biliyor musun? sorusuna devam ettiğindeyse Amy konuşmuştu.
Kim? Dudaklarından dökülen kelime, kadının kalbine acıyla saplanırken doğruluğunu saptamaya çalışıyordu.
Alex Dixon. Diye mırıldandı. Kadının tepkisi tam da beklediği gibiydi.
O bir anı hırsızı, sizden biri gibi. Ama daha çok insanlara işkence etmeyi seven ve anılarla öldüren biri. Josh, koltuğa oturup ona baktı. Bazı şeyleri anlayıp anlamadığını merak ediyordu. Öldürdüğün Dixonı hatırlıyorsun değil mi?
Evet. Net cevabı adamı şaşırtmıştı. Kadının, onu öldürmek istemediğini biliyordu.
Onu öldürenin, Alex olduğunu söylemeliyim. Kendini suçlamaktan vazgeçmelisin. Onu kıskanıp, delirterek öldürmüştü. Bunu yapan sen değilsin.
Bunun imkanı yok, onun öldüğünü gördüm. Onu ben öldürdüm. İtirazı kısık sesle olsa da bir itiraftı.
Hayır, Amy. Anlamıyorsun! Alex, anılarını çalarak sana yeni anılar verdi. Onun istediği gibi düşünüyorsun. O yüzden senin bulunmanı istemiyor. Onu, Alex öldürdü. Senin bir suçun yok! Josh, sinirlenmişti. Kadehteki tüm şarabı tek nefeste bitirmişti.
Sanırım konuşmamız gereken daha çok konu var. Josh ayağa kalkıp, kadının elindeki kadehi elinden aldı. Tekrar masaya koyup kadına yöneldiğinde yüzünde şeytani bir sırıtış belirmişti.
Ama önce yapmamız gereken şeyler var.