kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Best Studio 1
Best Studio
TuZaKK 1
TuZaKK
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
kaptanmikro1 1
kaptanmikro1
R 1
Roksam
[DEV]AB 1
[DEV]AB
Sevdamsın 1
Sevdamsın
farkmt2official 1
farkmt2official
Hikaye Ekle

Lanetli Savaşçılar - 18. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 188

Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!

18. Bölüm
1 SAAT ÖNCE…
Camella biraz hava almak adına dışarı doğru ilerledi. Bedeni gergindi. Edgar’la dövüşünün nasıl olacağı konusunda endişeliydi. Hem de çok. Ona âşıkken canını yakmak zor olacaktı. Bir de o kadının ikizi olduğu gerçeği vardı. Ellerini başı arasına alırken tahta banka oturdu. Hayatı Edgar’la savaşından beri o kadar karmaşıklaşmıştı ki!
Hava kararmaya başlamıştı. Dövüşler gece yapılırdı. Aklını meşgul tutmaya çalışıyordu. Onu hatırlamak kalbindeki baskıyı artıyordu. Başını geri atarken yavaşça gözlerini açtı. Manzara nefes kesiciydi! Gökyüzü simsiyah bir örtü gibi her yeri sarmalamıştı. Yıldızlar uzaktan parlayan küçük ateş böcekleri gibi görünüyordu. Hafif hafif esen rüzgar genç kadının açık saçlarını havalandırıyor ve dalgalanmasını sağlıyordu.
Onu seviyorsun diye haykırdı iç sesi. Ona aşıksın ve lanet aranızdaki koskoca bir engel.
Camella kulaklarını tıkamak istiyordu. Kendi iç sesinden hiç bu kadar nefret etmemişti. Gerçekler yüzüne çarpıyor, ölmeyi istemesini sağlıyordu. Onlar için bir gelecek yoktu. Asla var olmamıştı. İmkansızdı. İmkansız olduğu için bu kadar cezp ediciydi zaten. Ulaşması zor olan her şey gibi… Edgar ne kadar yakınında durursa dursun ona uzanamazdı.
Birden çalılıkların ardında bir çatırtı dikkatini çekti. Birisi ağaç dalına basmıştı. Gözlerini kısıp iyice görmeye çalıştı. Kalbi hızla çarpmaya başlarken ‘‘Kim var orada?’’ diye bağırdı.
Bir süliet karanlığın içinden çıktı. Bu adamı tanımıyordu. Karşısındaki adam cevap vermek yerine gülümsedi.
‘‘Bazen hayat gerçekten yorucu.’’
Adamın saçları kumral gibiydi ve gözleri masmaviydi. Bu adamı tanıyor gibi hissediyordu. Adamın saçları beyazlamıştı. Göz çevresindeki kırışıklıklar pek de genç olmadığını belli ediyordu. Boynundaki uzun yara izi onu ürkütücü göstermişti. Bedeni heybetliydi. Geniş ve kaslı bedeni göze çarpmıyordu ama küçümsenecek gibi değildi. Camella adama şaşkınca bakarken o rahatça yanına yerleşti.
‘‘Şaşkınsın değil mi? Yorgun ve bitmiş. Gerçeği bilmeden bir yaprak gibi savrulan bir hayat.’’
Camella’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı. Duyguları ancak bu kadar garip bir dille anlatılabilirdi. Dudaklarının kıvrılması için uğraştı. Yine de hiç olmadığı kadar yorgun hissediyordu. Bedeni. Ruhu. Düşünceleri. Hiçbir şey kadını rahat bırakmıyor sanki onu üzmeye yemin etmiş gibi her şey üstüne geliyordu.
‘‘Sen kimsin?’’ diye fısıldadı adam. Genç kadın gözlerini açıp adama bakarken içinde bir şeyler kıpırdadı. Hiç tanımadığı biriyle konuşmaya ihtiyacı vardı. Fırsatı yakalamıştı işte. Ona her şeyi anlatabilirdi. Bir daha onu görmezdi. Tek ihtiyacı olan buydu. Su gibi, nefes gibi. Rahatlamak için bunu yapacaktı.
‘‘Camella.’’ dedi dudaklarını yalarken. Seslice iç çekti ve adama gülümsedi.
‘‘Arenadaki adıyla; Kızıl ölüm. Gündüz gezenlerin tarafındayım ve neredeyse doğduğumdan beri bu savaşın içindeyim. Ailem beni altı yaşımda savaşlara katmaya başlamıştı. Bu haksızlık gibi gelmişti ama onları anlıyorum. Bana burayı, gerçek hayatı öğretiyorlardı.’’
Camella oturuşunu düzeltirken ellerini iki yanına dayadı. Kendini biraz yukarı çekip gülümseye çalıştı.
‘‘Seni duydum. Ünün oldukça geniş kızıl ölüm. Demek gündüz gezensin. O zaman onlar hakkındaki en önemli savaşı biliyorsundur.’’
Camella’nın biçimle kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı. Ardından merakla adama dikti gözlerini. Onu dinlemek için heveslenmişti. Adam ona öyle bir bakış attı ki kalakaldı. Onun da sırları olduğunu hissetmişti. Adam ona onu anlar gibi bakmıştı. Her şeyi bilir gibi…
‘‘Savaş çok büyüktü. Gece gezenler delirmiş gibiydi. Sürekli birileri ölüyordu. O savaşın ortasında bir çocuk doğdu. Dediklerine göre küçük bir kız çocuğuymuş.’’
Camella’nın kaşları yay şeklini alırken bunun neden umurunda olduğunu düşündü. Genç adamın bakışları kendi bakışlarına kilitlendi. Karşısındaki adam gülümseyerek devam etti.
‘‘O bir gece gezendi. Onu gündüz gezenler savaşın ortasında bulmuştu. Öldürmek gerekiyordu ama bebek o kadar güzeldi ki bunu yapamamışlardı. Onun mavi gözlerine bakıp hançeri havaya kaldırmışlar yine de hançeri kalbine indirememişlerdi. Bu yüzden ona yalan söylediler. Onu iyi biri olarak yetiştirdiler. Gündüz gezen gibi…’’
Camella gülümseyerek başını iki yana salladı. ‘‘İyi de…’’ diye fısıldadı ‘‘Bunun benimle alakası ne?’’
‘‘Anlayacaksın. Sadece bu anlattıklarımı unutmamaya çalış.’’
Şaşkınlıkla başını sallayan genç kadın oturduğu yerden ayaklandı. Savaş başlayacaktı. Edgar’a meydan okumuştu. Kalbinde hissettiği sızıya aldırmamaya çalıştı. Alayla bükülen dudaklarıyla adama baktı.
‘‘Yine de bayım bunun benimle alakası olmadığını düşünüyorum.’’
Adam gülümseyerek ayağa kalktı. Genç kadının karşısına geçerken Camella gerildi. Onun hareketleri bir yerden tanıdık geliyordu.
‘‘Sen ne düşünürsen düşün. Emin ol, anlayacaksın.’’
Gizemli adam arkasını dönerek karanlığa doğru süzülürken Camella hala ardından bakıyordu. Adını bile bilmediği adam arkasını dönüp masmavi gözlerini kendine diktiğinde ürperdi. Çalıların ardından kaybolan adamla derin bir nefes aldı. Garip hissetmişti.
Kıyafetini düzeltirken çalıların arkasındaki bir hareketlilik dikkatini çekti. Hızla arkasını dönüp kıvrak bir hareketle bıçağını çekti.
‘‘Kimsin?’’ diye bağırdı karanlığa. Bir süliet çıktı karanlıktan. Camella başını geri atıp derin bir nefes aldı. Beall karşısında kendine bakıyordu. Kendini kandırmıştı, ona hala çok kızgındı. İstemsizce dudaklarını dişledi.
‘‘Ne istiyorsun?’’
Beall sakince omuz silkti. Karşısındaki genç kadına bakarken dudakları gülümsemeyle kıvrıldı. ‘‘Katilsiniz.’’ diye fısıldadı. Camella şaşkınlıkla bir adım geri attı. Öyle şok olmuştu ki konuşamıyordu.
‘‘Ne?’’ diye inleyebildi sadece. Beall ellerini kotunun cebine sokup duman rengi gözlerini kadında gezdirdi. ‘‘Lanet Camella. Laneti biliyorsun.’’
Camella biliyordu. Gece gezen ve gündüz gezen âşık olamazdı. Aşık olurlarsa… Ölürlerdi.
‘‘Bunu senden duymak garip Beall. Senin gibi bir gece gezenden benim katil olduğumu duymak…’’
Genç adam sıkıntıyla ellerini siyah saçları içinden geçirdi. Dudaklarındaki soğuk gülümseme büyürken genç kadın korkuyla ona bakıyordu. Lanet… Katil… Öldürmek… Kelimeler beyninde dönüyor bir anlam kazanmaya çalışıyordu.
‘‘Açık konuş Beall. Ne demeye çalışıyorsun?’’
Genç adam birkaç adımla Camella’ya yaklaştı. Genç kadının saçları açıktı ve birkaç tutam yüzüne düşmüştü. Beall umursamadan kulağına doğru eğildi.
‘‘Gece gezenler âşık olamaz Camella. Lanet budur. Âşık olursak ölürüz. Bunu en iyi bilen sensin. Yine de umursamadan Edgar’ın sana âşık olmasına izin verdin. Sence bu biraz fazla değil mi?’’
Camella dudaklarının alayla bükülmesi için olağan üstü bir çaba harcadı. Kalbine çöken ağırlık o kadar büyüktü ki. Boğazına oturan yumru her saniye büyüyordu. Gözlerinin dolmaması için dudağının içini ısırıyordu.
‘‘Sen.’’ diye mırıldanırken kahkaha attı. ‘‘Ebony’e âşıksın!’’
Beall başını sağa doğru eğdi. Dudaklarındaki gülümseme samimi bir hal almıştı. Öyle ki bir an şirin biri olduğunu düşünecekti. Genç adam her ne kadar kabul edemese de bu gerçeği biliyordu.
‘‘Evet.’’ diye fısıldadı. ‘‘Sarışın meleğim benim sonumu hazırlıyor.’’
ARENA…
Edgar kollarındaki kadına sımsıcak bir bakış attı. Öyle ki Camella bedeninin yandığını hissediyordu. Yumuşak bedeninde sert bedenin baskısı mükemmeldi. Aralarındaki zırh onun kaslı kollarını engellemiyordu.
Yine de aralarında bir engel vardı.
Lanet…
Camella onun kollarındayken artık çok geç olduğunun farkındaydı. Edgar’ın kalp atışları sanki kulağının dibindeymiş gibi canlı ve hızlı atıyordu. İkisi birbirine âşık olmuş ve bunu itiraf etmişlerdi. Geri dönüş yoktu. Camella kalbine yüklenen ağırlığın altında eziliyordu. Gülümseyerek başını genç
adamın boynuna gömdü ve bayıldığı o kokusunu doya doya içine çekti. Kendini o kadar kasıyordu ki Edgar’ın güçlü ve büyük ellerini saçlarında hissettiğinde dayanamadı. Dudaklarından kaçan hıçkırıkla daha da sıkı sarıldı. Gözünden akan bir damla yaş yanağından yuvarlanarak Edgar’ın boynuna düştü.
‘‘Sen…’’ diye fısıldadı titreyen kesik sesiyle. ‘‘Ölemezsin. Ölmene izin veremem. Ben… Dayanamam.’’
Lider öfkeden köpürüyordu ama şuan arenanın parmaklıklarını açtıramazdı. Bu ikisi delirmiş olmalıydı! Savaşçılar buna karşı çıkardı. Gözlerini ikisine kilitlerken başını iki yana sallıyordu.
Edgar korkutucu bir adamdı. İnsanlar ona yaklaşmayı bırak bakamazlardı bile. Öyle güçlü ve heybetliydi ki her yer de saygı görürdü. Ezgar’dan korkarlar, saygı duyarlar ve kendilerini sakınırlardı. Bir gün karşısına kollarındaki ufak kadın çıkmıştı. Ona mavi gözlerini dikmiş ve ‘‘Öleceğim.’’ diye mırıldanmıştı. Edgar o an onu nasıl istediğini fark etmiş ve üstüne atladığında kendine zorlukla engel olmuştu.
Onu öyle görünce kendine hâkim olamamıştı. Elindeki baltası korksa da belli etmeden savaşması ve kendini yaralaması… Her olay kendinde farklı bir iz bırakmıştı. Ve sonra onu şelale de görmüştü. Kızıl saçları beline dökülmüştü. Bir Tanrıça gibi orada dikiliyordu. Beyaz geceliği ve çıplak ayaklarıyla ondan güzel bir şey görmediğine yemin etmişti.
Şimdi bu kadın kollarındaydı.
Ölmemesini söylüyordu.. Dayanamayacağını… Onu sevdiğini söylüyordu. Edgar onun hem ilki hem de sonu olacaktı. Başka yolu yoktu. Edgar’ın dudaklarında bir gülümseme belirdi.
‘‘Senin için.’’ diye fısıldadı. ‘‘Ölürüm bebeğim.’’
Camella başını gömdüğü yerden kaldırdı ve ıslanmış yüzü, kızarmış gözlerini genç adama dikti.
‘‘Beni… Bırakma.’’
Edgar genç kadının yüzünü elleri arasına alırken kalbine yayılan acıyı önemsememeye çalıştı.
‘‘Son kez.’’ diye fısıldadı Edgar. ‘‘Lanete göre güneş doğduğu an öleceğim. Son kez.’’
Camella ağlarken başını aşağı yukarı salladı. Sesi yoktu. Kalbinin acısı bedenini öyle kavuruyordu ki öldüğünü hissediyordu. Edgar öldüğünde kendi yaşamının da bir anlamı kalmayacaktı. Zırhının kopçaları açılırken ağır metal tok bir sesle yere düştü. Edgar bacaklarının altından ve boynundan tuttuğu genç kadını kucağına çekti.
‘‘Sen ve ben sevgilim bu gece sonsuzlukta birleşeceğiz.’’
Camella gözyaşlarını genç adamın çıplak boynuna akıtırken Edgar çoktan arenanın tozlu yolunu yarılamıştı. İnsanlar susmuş şaşkınca ikiliyi izliyordu. Bu bir ilkti. İmkânsızdı ve muhteşemdi. Camella onu hissetmek ister gibi daha da sıkı sardı kollarını. Onu özleyecekti. Her şeyden çok. O yüzden kendine izin verdi. Koridorlardan geçerken kendilerine yönelen bakışları umursamadılar. Sonunda genç adamın odasının kapısında durduğunda derin bir nefes aldı.
‘‘Seni seviyorum Edgar.’’
Edgar onu sevdiğini söylemedi. Onun için ölürken bu açıktı. Herkesin ağzında eskittiği o kelimeler kalbinde öyle büyümüştü ki kelimelere dökemezdi. Odaya girdi ve genç kadını aşağı indirdi. Anında zırhını çıkarıp yere attı. Camella daha fazla dayanamadan dudaklarını genç adamın dudaklarına kapadı.
İlk birleşmelerinden farklı olarak aşk vardı artık. Hüzün, üzüntü… Sessizce ağladı genç kadın. Sevdiği adamla bir olurken akıttı kalbinde biriken gözyaşlarını. Onların sonu belliydi. Onlar ateşte yanmaya mahkumdular.
Edgar bu güne kadar sorgulamamıştı. Neden kötüyüm? diye. Ama dudaklarını öptüğü bu kadın hayatından nefret etme sebebiydi. Hayatında ilk defa bir şey istedi. Ölmemek… Camella’nın yanında onun kolları arasında kalmak istedi. Kalbi onun için atarken onun bebeklerine hamile kalışını izlemek istedi. Bunun yerine sustu ve yakıcı bir üzüntüyle tekrar tekrar içti âşık olduğu o dudakları.
Camella ise aynı şevkle izin verdi genç adama. Onu öpmesine. İki beden yatağa sürüklenirken sadece bedenleri değil kalpleri de birleşti. Tamamen bütün oldular. Birbirlerini tamamladılar.
Son geceleri olduğunu düşünerek birbirlerine sahip oldular.
Millet benden demesi finale hazırlıklı olun ;)
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst