Bölüm 10 İtiraflarNe saçmalıyorsun sen?Genç kadının tepkisine şaşırmamıştı Francois; aslında tam olarak beklediği buydu. Aslında buraya gelirken Lucreziaya bu haberi böyle verme düşüncesi yoktu kafasında. Onu alıştıra alıştıra söyleyip, geçirdiği şoku atlatmasına yardımcı olmaya çalışacaktı. Ne kadar itiraf edemese de Lucreziadan etkileniyordu, içine gömmüş olduğu duygular kızı sevmesini fısıldıyordu ona.Sevgiyi de sevgisizliği de görmüş olan Francois, kendi kendini bir kalbi olmadığı gerçeğine inandırmıştı yıllar önce. Böylece olanlardan korunmak çok daha kolaydı. Duyguların bir faydası yoktu, sadece zarar verirdi insana.Sadece en yakın arkadaşı Leonardonun düşüncelerini ve duygularını tam anlamıyla umursardı. Onun dışında ise yardıma muhtaç olanlara yardım ederdi. O kadar. Açları doyururdu, gerekli yerlere hekimler gönderirdi, çocukları iyi yerlere yerleştirirdi. O kadar. O insanların kendisi hakkında düşündüklerini hiçbir şekilde umursamazdı.Ama karşısındaki genç kız buraya getirildiği günden beri, kendini inandırmış olduğu şeyler etkisini kaybetmeye başlıyordu. Ve şimdi, bir kadının kendisi hakkındaki duygularından endişe duyuyordu. Birisinin onun hakkında ne düşündüğünü umursuyordu.Lucrezianın nefretini değil, sevgisini istiyordu.Karşısındaki genç kadının tavrından dolayı böyle hızlıca söylemişti olacakları. Biri onu sinirlendirirse, o da kendisini sinirlendireni sinirlendirirdi. Onun için olay bu kadar basitti. Lucrezia ona terslerse, Francois de onu terslerdi. Ondan ne kadar etkilendiğinin veya ona karşı nasıl duygular beslediğinin önemi yoktu.Dudakları hafif bir şekilde kıvrıldı. Evleneceğiz diyorum.O da ne demek? Ne demek evleneceğiz?Evlenmenin kelime anlamını mı bilmiyorsun sen? diyerek huysuzlandı Francois. Kafasını onaylamaz bir tavırla sağa sola sallarken, alaycı gülümsemesi hala yüzündeydi. Senin gibi bir kıza hiç yakışmadı bu. Hiç. Hemen bunun ne demek olduğunu öğrenmelisin.Francois, dedi sıkılı dişlerinin arasından. Öfkeden mavi gözleri irileşen Lucrezia, adamın üzerine atlayacakmış gibi tetikte bekliyordu. Tırnaklarını kollarına batırıp derisini yolmak istiyordu adamın. Ya da bir kız kavgasındaymış gibi onu kıvırcık saçlarından tutup yerde sürüklemek. Böylece saçlarının düşündüğü kadar yumuşak olup olmadığını da anlayabilirdi.Düşünceleri hızla akıp giderken, ağzı düz bir çizgi halini almıştı. Çatılmış kaşları yüzünden alnı kırışık gözüküyordu. Benimle dalga geçmeye kalkma, diye devam etti Lucrezia. Bu konuda olmaz. Bu sefer olmaz.Genç kadının gözlerindeki öfkeyi görünce zaman kazanmak için odanın karşı tarafındaki divana oturmaya karar verdi Francois. Lucrezianın etrafa yaydığı öfke elle tutulabilecek kadar yoğundu. Lucrezia hiçbir şey söylemeden gözleriyle onu takip etti.Yerine oturunca, Lucrezianın aurasındaki değişimi gözlemledi. Renkler kabaran öfkesi nedeniyle koyulaşmıştı ve etrafını daha da güçlü sarmıştı. Ruhundaki aydınlığa rağmen karanlık duygular Lucreziaya çok yakındı.Aydınlık ve karanlık her zaman birlikte vardır. Birbirlerini içlerinde barındırırlar.Cümle Francoisin kafasında yankılanırken, şaşkınlıktan ağzı O biçimi almıştı. Kendini çabucak toparlamış olsa da, az önce dank eden düşünce bir türlü kendisini terk etmiyordu.Lucrezia soyundan ve özellikle babasından gelen kötülüğü miras almamıştı. Ama Lucrezianın ruhu ne kadar aydınlık tarafından kutsanmış olsa da, içinde karanlık da barındırıyordu. Aydınlık tarafından kutsanmış olması, karanlığın onu içine çekmesini neredeyse tamamen engelliyordu.Francois! Genç kadın öfkeyle ayağını yere vurdu. Beni görmezden gelme, bana cevap ver! Hemen!Bana bağırma. Kısık sesle mırıldanmıştı genç adam. İşaret parmağıyla çenesini kaşıdı düşünceli bir şekilde. İçindeki aydınlık-karanlık çatışmasından aydınlık fikri galip çıktığında, gözlerindeki boş bakışlar kaybolmuştu. Ne cevabı istiyorsun? Söylediğimi hala kavrayamadın mı? Evleniyoruz. Hecelememi de ister misin?Aptal ya da sağır değilim ben! Ne dediğini söylüyorum da, duyuyorum da. Sadece neden böyle bir şey söylediğini soruyorum sana. Ne demek evleniyoruz? Niye seninle evleneyim? Deli miyim de tanımadığım bir adamla evleneyim ben?Niye benimle evleneceğini mi soruyorsun?Evet, doğru anlamışsın.Tek kaşını kaldırdı Francois. Lucrezia kadar zeki bir kızın bunun nedenini tahmin edememesi şaşırtıcıydı. Sonra Lucrezianın kendisine hitaben gönderilen nottan haberi olmadığını hatırladı. Sadece Katein kaçtığını biliyordu. Nottan bahsedip kızı korkutmak istemediğinden, Canının güvenliği için, diye kaçamak bir cevap verdi.Ah! Lucrezia alaycı bir şekilde elini göğsünün üstüne koydu. Canımın güvenliği için seninle evleneceğim demek!Evet, öyle.Gözlerini kısarak kin dolu bakışlarını karşısındaki adama dikti. Francoisin güzel yüz hatlarını izlemek son zamanlarda yapmak istediği bir şeydi. Şimdi doya doya bunu yapma şansı vardı ama zihni o kadar da berrak değildi.Francois ile evlenme düşüncesi kendisine belki cazip gelebilirdi ama şu anda öyle değildi. Francois, huzurla piyano çalarken odasına dalmış ve pat diye evleneceklerini söylemişti. Belki ilerleyen zamanlarda, Francoise duyduğu çekim daha da artsa ve aralarındaki bu şey karşılıklı olsa evlenmeyi biraz da olsa düşünebilirdi.Ama zorla evlendirilmek
Francois gibi hayatını kurtarmış olan bir adamla bile zorla evlenmek dehşet vericiydi. Aklına gelen ilk bahaneye mantıksız olmasına rağmen bir can simidine sarılırcasına sarıldı. Ben daha 23 yaşındayım!Francois duyduklarının mantıksızlığıyla yüzünü buruşturdu. Anlamak istercesine, büyümüş gözleriyle Lucreziaya bakıyordu. Ee?Tanrı aşkına, evlenmek için çok gencim! 21. yüzyıldayız ve ben 23 yaşında evlenemem!Burada 1500lü yıllara göre yaşıyoruz, Lucrezia.Genç kadın hızlı hızlı gözlerini kırpıştırıyordu. Francoisin söylediklerinin farkındaydı. Giydikleri kıyafetler, binaların mimarisi, odaların dekorasyonu ve insanların davranışları bu yöndeydi. Konunun değişecek olmasına aldırmadan, Neden öyle yaşıyoruz? diye sordu.Francois kadındaki bu ani değişim karşısında hazırlıksız yakalanmıştı. Onun yaptığı gibi gözlerini kırpıştırdı ve o anda Lucrezianın gözünde, uzun boyu, iri cüssesi ve erkeksi yüz hatlarına rağmen küçük bir çocuk oldu.Lucrezia ona sanki ruhunun derinliklerini görebiliyormuşçasına baktığında, Francois donup kaldı. Aralarındaki çekimi bu sefer ikisi de fazlasıyla hissetmişti ve inkar etmenin daha da zor bir hal aldığı gerçeği beyinlerinde cirit atıyordu.Aralarındaki bu yoğunluğu dağıtan, Francoisin boğuk sesiyle konuşması oldu. Geleneklerin devamlılığı için.Ne tür geleneklerin devamlılığı için?Floempolis 1497 yılında kuruldu. İlk lider görevini bıraktığında ise yıl 1523tü. Ondan sonra gelen bütün lider, onun zamanını devam ettirmeye çalıştı. Ellerinden geldiğince.Bu tuhaf açıklamanın ardından, Lucrezia tekrar kafasındakileri tarttı. Evlenmek. Francois ile. En kısa zamanda.Sakin konuşmanın adamda nasıl bir etki bırakacağını merak ettiğinden, denemeye karar verdi. Bakışlarını yumuşattı ve öfkesini dizginlemeye çalıştı. Francois, dedi yavaşça. Evlenemeyiz. Lütfen, anla beni. Bunu benim güvenliğim için yapmak istediğini anlayabiliyorum. Sesi fazla ikna edici olduğu için söylediği yalana neredeyse kendi bile inanacaktı. Neredeyse. Elbette Francoisin bunu neden yaptığını anlayamıyordu ve ona bağırıp çağırmak istiyordu. Ama bunu yapamam, yapamayız. Biraz mantıklı düşünürsen benim söylediklerimi anlarsın.Genç kadının böyle makul bir sesle konuşması adamı hazırlıksız yakalamıştı. İradesi altüst olan Francois, şaşkın gözlerle ona baktı. Sayılı defa Lucrezianın yumuşak bir sesle konuşmasına şahit olmuştu. Ve o zamanlar Lucrezia gözüne fazla şefkatli gözüküyordu.Francoisin aklından istemsiz olarak bir cümle geçti; Sev beni.Üzgünüm, derken iç sesi, Aslında üzgün değilsin. Bu genç kadına daha yakın olmak istediğini itiraf et, dedi. Ama bunu yapmak zorundayız.Beni böyle de koruyabilirsin, koruyorsun da. Evlenmemiz şart değil.Daha fazla korunmaya ihtiyacın var, Lucrezia.Hayır. Yok. Ağır ağır kafasını sağa sola hareket ettirdi. Böyle gayet iyiyim. Bakışlarını adamın gözlerine sabitledi. Francois tekrar kadının, içini görebildiğini düşündü. Gözleri sanki ruhunu delip geçiyor, aklının ucundaki şeyleri bile görebiliyordu. Yerinde huzursuzca kıpırdandı genç adam.Söylediklerimi boşuna söylemiyorum. Daha fazla korunmaya ihtiyacın var diyorsam, vardır. Benimle inatlaşma.Anlamıyorum. Ellerini yakarır gibi göğüs hizasına kadar kaldırdı. Beni bu kadar özel kılan ne? Benim güvenliğimi bu kadar umursamanın sebebi ne?Yutkunmak zorunda hissetti kendini, zor da olsa yüzündeki ifadesizliği korumayı başarabilmişti. Lucrezianın bir şeylerden şüphelenmemesi için hızlı cevap vermesi gerekiyordu. Çünkü Kate seni öldürmeye çalıştı. Ve şu anda zindanda değil. Hür bir şekilde Floempolis sokaklarında dolaşıyor.Nedeni sadece bu mu?Francois bir anda donup kalmıştı. Lucrezia sadece bu kadarını bilmeliydi. Ruhuyla ilgili özelliğinden ve ailesinin geçmişinden haberdar olması için daha çok erkendi. Genç kadının büyüler konusunda daha çok çalışması ve ustalaşması gerekiyordu. Aynı zamanda sahip olamadığı iç huzurunu sağlaması. Tıpkı Francois gibi o da huzurlu değildi.Evet, dedi tok bir sesle. Sesinin ona ihanet etmemesi iyiydi. Nedeni bu.Derin bir iç çekti Lucrezia. Yaklaşan sinir krizini ertelemenin en etkili yollardan biri buydu. Sinirini önlemek için en etkili yöntem ise piyano çalmaktı. Altı yaşından beri piyanoyla arasında özel bir bağ vardı. Neredeyse 18 yılını piyano çalarak geçirmiş olan Lucrezia, parmakları tuşlarda dolaşmaya başladığı anda hüznünü, öfkesini, mutsuzluğunu ve daha pek çok duyguyu gizleyebiliyordu. Piyano çalmaya devam etmeliyim.Söylenenin nedenini anlamak için kısa bir an duraksadı. Bana ne oluyor böyle? diye söyleniyordu iç sesi. Lucrezia bende tuhaflıklara neden oluyor. Kendime prensip edindiğim her şey onun yanındayken anlamını yitiriyor. Bu tanımadık duyguyla boğuşurken, Tabii, diye onayladı.Aldığı olumlu cevabın hemen ardından Francoise sırtını dövdü. Yavaşça nefes aldı ve parmakları tuşların üzerinde dolaşmaya başladığında hüzünlü bir melodi odayı doldurdu. Francois de uzun yıllardır piyano çalıyordu ve Lucrezianın ne kadar iyi çaldığını fark ettiğinde şaşkınlığını gizleyemedi.Birkaç dakika sonra Lucrezia biraz daha sakinlemiş bir tavırla yüzünü Francoise döndü. Bunu yapmaya ihtiyacım vardı. Dinlediğin için teşekkürler.Piyano çalmaya mı ihtiyaç duydun?Evet. Çalmaya başladığım günden beri benim için temel bir ihtiyaç. İtiraf edeceği şey kendisi için fazla özel olduğundan söyleyip söylememekte tereddüt etti. Dudağını ısırırken kapalı gözlerini araladı. Ne zaman kötü bir şey olsa, kendimi iyi hissetmesem piyanoya sığınırım. Duyguları maskelemenin yolu. Yavaşça gülümsedi. Tavsiye ederim.Hayatında ilk defa bir kadına karşı kendini savunmasız hisseden Francois, konuşmalarının başladığı andan beri ne kadar değiştiğini fark edebiliyordu. Lucrezia öfkeden bağırıp çağırarak konuşmaya başlamıştı şimdi ise kendini kötü hissettiğinde neler sayesinde saklandığını anlatıyordu.İri mavi gözler ruhunu tekrar tekrar deşerken, Ben de piyano çalıyorum, dedi tuhaf bir sesle. Lucreziaya duyduğu çekimi inkar etmek daha da zorlaşıyordu. İçten içe onunla evlenmek zorunda olmasına seviniyordu aslında. Ve haklısın, duyguları gizlemek için iyi bir yöntemdir. Tıpkı birilerine bağırıp çağırmak gibi.Dik omuzları yavaşça çökerken itiraflarına bir yenisini daha ekledi. Aslında birbirimize bu konularda benziyoruz. Öfkenin getirdiği yoğunluk düzgün düşünememeni sağlıyor. Böylece kafandaki düşünceler kısa süreliğine de olsa seni bırakıp gidiyor.Evet
sanırım. Bu açıdan bakmamıştım.Neye?Öfkeli olmanın ve birilerine bağırmanın getirdiği rahatlama hissine.Ben de öyle. Şimdi düşündüm. Sinirli olmadığım için düşünebiliyorum.Bu odaya girdiğimde sinirliydin.Ah, Bay Archard, dedi Lucrezia yapmacık bir neşeyle. Bu sakin halim sizi yanıltmasın. Her an sinirlenebilir ve canınıza okuyabilirim. Ne kadar çabuk sinirlendiğimi görseniz şaşırırsınız.Francois sırıttı. Aynı şeyler sizin için de geçerli, Bayan Howard.Neden evlenmek zorundayız? diye yineledi Lucrezia.Çünkü seni öldürmeye çalışan biri var.Bunun farkındayım.Öyleyse neden başka bir şey arıyorsun?Evlenmek
Duraksadı. Senin için bu kadar basit bir şey mi?Francois anlayamayarak baktı. Ne demek istediğini gerçekten anlamadım.Sonuçta, evlilik birbirlerini seven iki insan arasında olan bir şey. Kararsızlığını belli eden bir şekilde dudağını ısırdı Lucrezia. Az sonra söyleyecekleri Francoise olan hislerini tamamen inkar etmek demekti. Bunu yapmaya gönlü el vermediği için sözcüklerini biraz yumuşatmaya gayret etti. Sonuçta bizim aramızda hiçbir sevgi bağı yok. Sen Floempolisin liderisin, bense burada sıradan ve basit bir öğrenciyim. Hayır, buna itiraz etme. Öyleyim.Basit veya sıradan değilsin.Bu konuda tekrar tartışmayalım. Her neyse. Dediğim gibi, aramızda duygusal hiçbir şey yok. Sadece, sen benim hayatımı kurtardın, bunun için sana gerçekten minnet duyuyorum. Her ne kadar sana söylememiş olsam da. Utangaç bir şekilde gülümsedi. Bunun için tekrar teşekkür ederim. Beni şu anda korumak için gösterdiğin gayret için de teşekkür ederim. Ama, bundan başka bir bağımız yok. Evlenmemiz mümkün değil.Lucrezia, evliliğimizin aramızdaki şeylerle bir ilgisi olması gerekmiyor. Gereken tek şey, senin daha fazla korunman. Floempoliste seni en iyi şekilde koruyabilecek olan kişi benim. Söylediğin gibi, buranın lideriyim ve benim sana sunacağım güvenlik imkanlarını başka kimse sağlayamaz. Hem konumum hem güçlerim nedeniyle.Sen çok mu güçlüsün? Yani fiziksel olarak değil, orası anlaşılıyor, dedi eliyle adamın kaslı vücudunu işaret ederek. Yaptığı bu hareketten anında utanan Lucrezia, Büyü güçlerinden bahsediyordum, diye devam etti.Francois dudaklarını birbirine bastırıp gülümsemesini bastırmaya uğraştı. Evet. Sanırım öyle.Sanırım?Öyle olduğumu söylerler.Kim söyler?Kısa bir an için düşünür gibi yaptı. Herkes desem yeterli bir cevap olur mu?Sanırım olur.Genç adam asıl konuya döndü. En geç bir ay içinde evleneceğiz.Francois, ben
Evlenmek için aramızda duygusal bir bağ olmasına gerek yok. Aklında aynı cümle tekrarlandı: Sev beni. Ellerini birbirine kenetledi. Senin söylediğin gibi 21. yüzyılda yaşıyoruz. Dünyada mantık evliliği yapan birçok insan var.Francoisin düşünceleri hızla akıp gidiyordu. Bizimkisi böyle olmamalı. Olmayacak. Az önce benden etkilendiğini gösterdi. Sev beni. Beni sevmen yanlış. Ama yine de sev. Mantık evliliği olmayacak. O mavi gözlerinle ruhumu deşermiş gibi bakmayı da bırak. Dudağını ısırmayı da bırak. Bana ne oluyor böyle?Lucrezia her zamanki gibi şaşkınlığını belli eden bir şekilde gözlerini kırpıştırdı. Hatırladığına göre Francois 97 yıldır buradaydı ve 27-28 yaşlarındaydı. Neredeyse 125 yıldır yaşıyordu. Rakamları yanlış hatırlasa bile en az 120 yılı devirmiş olmalıydı.Sen, diye başladı söze. Konuşma yetisini tekrar kazandığında sesi merakını belli ediyordu. Bu kavramı nereden biliyorsun? En az 120 yıldır yaşıyor olmalısın? Mantık evliliğini nereden biliyorsun?120 yıldan çok daha uzun bir süredir yaşıyordu ama bunu Lucreziaya söylemesine gerek yoktu. Onca yılı sadece Floempoliste kalarak mı geçirdiğimi düşünüyorsun, Lucrezia?Sana daha önce tekrar dünyaya gidip gidemeyeceğimi sorduğumda kaçamak bir cevap vermiştin. Sonra başka insanların bana anlatacağı tarzında bir şeyler demiştin.Hafızanız fazla iyi, Bayan Howard, diye söylendi iç sesi. Evet. Öyle demiş olabilirim.Öyle dedin. Hatırlıyorum. Eminim.Seni delirtmek için öyle söylemişimdir.Lucrezianın ağzı açık kaldı. Beni delirtmek için mi?Francois cevap olarak sessizce omuz silkti.Demek beni delirtmek için yaptın, dedi Lucrezia tuhaf bir bakışla. Ukala olduğunu düşünmekte haksız değilmişim.Sanki sen çok masumsun. Sanki sadece ben seni sinir ediyorum. Sen hiçbir şey yapmıyorsun.Lucrezia gözlerini kısarak baktı genç adama. Yine öfkelenerek şu anki duygularını saklama işine girişiyordu. Her şey karşılıklı, Bay Archard.Keyifli okumalar