ShadowFon 1
ShadowFon
D 1
delimuratt
PrimeAC 1
PrimeAC
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Best Studio 2
Best Studio
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
romegames 1
romegames
Bvural41 1
Bvural41
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

İksir |7. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 280

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 18 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

[h=2]Bölüm 7 – Soy[/h]
“Ne o, meditasyon mu yapıyorsun?” dedi Oswald sevecensesiyle. Lucrezia’yı görebilmiş olmanın verdiği mutluluk sesine büyük ölçüdeyansıyordu. Genç kızı özlemişti. Onun neşesi, konuşmaları, sesi, gülüşü vealaycı tavırları olmadan günü geçirmek bir hayli zordu.Oswald kendisinin neden babasına öyle hakaret ettiğinianlayamadığını ve o anda beyninde bir arıza olduğunu söyleyip karşısındaki kızıgüldürmüştü. Lucrezia da arkadaşının eline çatal sapladığı çin üzgün olduğunuve Tanrı’nın kendisini köprücük kemiği ve yüzüyle cezalandırdığını söylemişti.Az önce birbirlerinden özür dilemişler ve Lucrezia’nın ahlamaları eşliğindekısa bir süre sarılmışlardı. Kızın köprücük kemiği büyülü ilaçlar ve hekimlererağmen hala tam anlamıyla iyileşmemişti.Yumduğu gözlerini açmadan cevap verdi Lucrezia.“Konsantrasyonumu bozma Oswald.”Sahte bir utançla başını eğdi adam. “Affedersiniz efendim.”Derin bir nefes alıp gözlerini açtı, Oswald ona asla rahatvermeyecekti. En mantıklısı sorularına cevap vermekti. “Nereden esti burayagelmek?”Oswald neden veya nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Tekhatırlayabildiği sarayın bahçesindeyken saçları bozulmuş, kıyafetlerikirlenmiş, kısacası perişan haldeki bir kadını gördüğüydü. Sonraysa sarayagirmiş ve Bayan Michelle’i görünce Lucrezia’nın yanına girmek istemişti, veburadaydı işte. Kaçamak tavrıyla yanıtladı bu soruyu. “Seni özledim.”Kavga ettikleri gün gibi bakıyordu Oswald. Arkadaşlıktanfazlasını ister gibi bakıyordu yüzüne. Mantıklı olanın Oswald’ı yanından çıkarmakolduğunu biliyordu ama adamı kırmak da istemiyordu. Buradaki tek arkadaşınıkaybetmeyi istemesi için delirmesi gerekirdi. “Ben de seni özledim.”“Seni neden buraya getirdiler?”“Bunu Francois’e sormak lazım.” Francois’i düşündüğündegülümsemesini bastırmaya uğraşıyordu. Dünkü konuşmalarında bir hayli eğlenmişve Francois’in düşündüğü kadar da ukala ve kötü olmadığını hissedebilmişti.Ukalaydı ama bu ukalalık Lucrezia’nın altından kalkamayacağı bir şey değildi.“Francois? Bay Archard’dan söz ediyorsun değil mi?” Şüpheligözlerle süzdü kızı. “Ne zaman ona adıyla hitap edebilecek kadar yakın oldun?”“O adam benim hayatımı kurtardı.” Bunu söyledikten sonragördüğü kabus tekrar aklına düşmüştü. “Francois’i öldür,” demiştibabası. Kendi hayatını kurtaran bir adamın canını almak… Düşünceyi aklındansavmak istercesine başını salladı. “Teşekkür borçluyum.”“Teşekkür borçlu olduğun insanlara adıyla mı hitapediyorsun?”“O bana Lucrezia diyor, ben de ona Francois diyorum.”“O diyebilir. Burayı yönetiyor çünkü. Sen sadece biröğrencisin. Hayatını kurtarmış olması bunu yapmanı gerektirmez.”“Oswald!” diye söylendi genç kız. Adam sanki onu sorguyaçekmeye uğraşıyordu. “Ne bu böyle? Sorguya çekiyorsun sanki. Nasıl seslenirsemöyle seslenirim. Bu kadar kafanı yorma.”“Affedersin.”“Ee?” dedi adamın küskünlüğünü kırmak için. Karşısındakiadama gülümseyerek bakarken Francois’i düşünüyordu. “Bensiz büyü öğrenmeknasıldı?”“Sıkıcı.” Yüzünü ekşitti adam. Odanın perdelerinebakışlarını odaklamışken konuşmak oldukça rahattı. Lucrezia’ya ne zaman baksaiçinde değişik şeyler hissediyor, arkadaşlıktan ötesini istediğinden biraz dahaemin oluyordu ama Lucrezia bunu istemediğini birkaç gün önce belli etmişti ona.Bu konuda diretmek kendisini ve Lucrezia’yı yıpratmaktan bir işe yaramazdı.“Büyü yapamadığı için dalga geçebileceğim kimsem yok.”Oswald’ın lafını tamamlamasıyla yüzüne yastık yemesi birolmuştu. “Benimle dalga geçecek cesareti nasıl bulursun hiç anlamıyorum.”Elindeki yastığı kabarttı yavaşça. “Hatırlatırım, yangının olduğu gün bütünyemek salonunu birbirine kattım. Yerinde olsam bana daha iyi davranırdım, malumher an bir patlama yaşayabilirim.”Yüzüne yapışmış olan yastığı kucaklamışken gülerek söylendiadam. “O günü nasıl unuturum?” Lucrezia çatal batırdığı için sargıda olan eliniyukarı kaldırdı. “Bende de anısı var.”Bakışları yumuşayan Lucrezia pişman sesiyle konuşmuştu.“Tanrım, Oswald. Ne kadar üzgün olduğumu anlatamam. Özür dilerim. Biliyorumözür dilemem bir şeyi değiştirmeyecek. Yani canının acısı azalmayacak ama-”“Lucrezia, sakin ol,” diyerek sustu kızı. “Bunu esprineyanıt olarak söyledim. Canım acımıyor, buradaki doktorları bilmiyor musunsanki? Mükemmel iş çıkartıyorlar, elim hiçbir şekilde acımıyor. Çok iyiyim.Asıl önemli olan sensin. Yangının etkileri ne zaman geçecekmiş?”“Yüzümde hiçbir şey kalmadı. Ağrıyan yerlerimin en fazla ikigünü varmış. Sanırım ciğerlerimin de en fazla bir haftası var. Floempolis’intek faydası hastalığını çabuk iyileştirebilmeleri herhalde.” Francois’in deFloempolis’in bir güzelliği olduğunu düşünüyordu genç kız, ama bunu Oswald’asöyleyecek kadar da akılsız değildi. “Bir de güzel yemek yapmaları var tabii.Yemek getirmelerini söyleyebilir misin? Acıktım da.”***Koridorlarda onları gören herkes selam vermek için eğiliyorve anlaşılmaz sesleriyle bir şeyler mırıldanıyorlardı. Korku ve saygınıngetirmiş olduğu düzgün selam verme alışkanlığı Francois’i hem keyiflendiriyorhem de rahatsız ediyordu. Adamın kanından dolup taşan dengesizliği bu konudaolduğu gibi her konuda kendini belli ediyordu.Francois’in omzuna vurdu hafifçe. Telaşsız bir şekildeyürüyorlardı adamın çalışma odasına doğru. “Bu iyi geldi,” dedi Leonardo.Kapıyı açıp içeri girdiklerinde aradıkları kitaba bakmak için devasa boyutlardaolan kütüphaneye yöneldi. “Kitabın burada olmadığından emin misin?”“Leonardo, sana söyledim.” Bıkkınlıkla iç geçirdi. Arkadaşıya cümlelerini anlamıyordu ya da kendi düşüncelerine inanmak çok daha cazipgeliyordu. Gür sesiyle yineledi daha birkaç dakika önce söylediklerini. “Okitap burada yok. Benim çalışma odamda değil. Çok daha güvenli bir yere koymamgerekirdi ve ben de öyle yaptım. Sakladım. Saatlerce baksan da bulunamayacakbir yerde.”“Aferin, dostum.” Bakışlarını adamın üzerine dikti. Bakacağışeye yaklaşmanın verdiği sabırsızlıkla adamın kitabın yerini söylemesinibekliyordu. Francois gözlerini boşluğa odaklamış, tuhaf ifadesiyle odanınduvarını kaplayan camdan dışarı bakıyordu. Leonardo öne doğru eğilip elinisalladı adamın gözlerinin hizasında. “Orada mısın?”Düşüncelerinden kurtulmak için başını sağa sola hareketettirdi genç adam. Sanki kafasını sallamakla kafasına dolan bütün düşünceler biranda gidecek ve kendisini rahat hissedecekti. Kafasının içinde dönüpduranlardan kurtulmayı fazlasıyla istiyordu ama iç huzurunu sallamadan bununmümkün olamayacağının da farkındaydı. ‘Hiçbir zaman iç huzurunu bulamamışbir adamsın sen. Hayatına yeni girmiş olan bir kızın bunu yapması mümkün mü?’ diyedüşünürken gözlerini arkadaşına çevirdi.Kafasını sallarken kıvırcık saçları yaylanmış, tüm bedenininve yüzünün erkeksiliğine bir yumuşaklık katmıştı. Leonardo arkadaşının huzur vemutluluğu ne kadar çok hak ettiğini biliyordu; arkadaşına bu imkanları sağlamakiçin de uğraş vermişti. Ama Francois tüm bu çabaları geçersiz kılmış, önüneitilen kadınların biri hariç hiçbirine dönüp bakmamıştı bile. Şimdi LucreziaHoward güzelliği ve güçlülüğüyle adamın dikkatini çekmişken, Leonardo bununüzerine gitmeye kararlıydı.“Evet,” dedi Francois hızlıca. Kitaplığın önünde dikilenadama bakarken iç çekti. Bir an önce gidip Lucrezia’ya bakması gerekiyordu,sanki gün içinde onu görmezse kıza tekrar zarar gelecek gibi hissediyordu. “Nediyordun? Başka bir şey düşünüyordum, dinlemedim.”Leonardo’nun arsız sırıtışı yüzüne yayılırken kafasındadolanan düşünceler Francois’in sinirine dokunacak türdendi. “Neyi veya kimidüşünüyordun acaba? Benim tahminlerime göre cevap oldukça yakında.”Adamın sözleriyle Lucrezia tekrar girdi aklına. “Kes sesiniLeonardo.” Arkadaşının ne yapmak istediğini anlamıştı. Kaşlarını çattı.“Saçmalamayı kesmeyeceksen dışarı çık.”“Oo, sakin ol.” Ellerini yukarı kaldırmış teslim olmuşçasınabakıyordu. “Sadece şaka yapıyordum.”“Şakaların şu anda ilgimi çekmiyor. Nasıl bir durumdaolduğumuzun farkındasın. Hazır sen konuyu Lucrezia’dan açmışken hatırlatayım,gidip zihnine girmeye çalışacaksın.”“Biliyorum, unutmadım.” Ellerini tekrar kitapların arasınadaldırdı. Ağır kitapları hızlıca itekledi güçlü elleriyle. “Bugün giderim.”“İyi. Çok geç gitme. Zaten rahatsız, bir de boşuna gidipuyandırma kızı.”Leonardo gülümsememek için yanağının içini dişlerken, adamınLucrezia’yı önemsediğini bir kez daha anlamış oldu. Her ne kadar Francoisşimdilik bunu fark edememiş olsa da durum ortadaydı. “Anladım Francois. Bugüngideceğim, ama çok geç bir saatte olmaz. Zihnindeki engelin sadece senin içingeçerli olup olmadığına bakacağım ve aurasını kontrol edeceğim ve zihnini kiminziyaret etiğini anlamaya çalışacağım. Oldu mu? doğru anlayabilmiş miyim?”“Evet.”“Belki de Lucrezia’yı beraber ziyaret ederiz, ne dersin?”Francois Lucrezia’nın yanına gitmeyi kafasına koymuştu amabunu kıza beli etmeyi düşünmüyordu. Kız uyurken odanın kapısından ona bakacak,Bayan Michelle’den nasıl olduğunu öğrenecekti. Kızın yüzünü görüp karışık olanaklını daha da bulandırmak istemiyordu. Düşüncelerini toplayıp planlarınıgözden geçirmeliydi. “Hayır, sen tek başına git. Ben gelmeyeceğim.” Hızlıcabahane aradı. “İşlerim var. Bugün halletmem gerek.”“Anlıyorum.” Francois’in bu ani değişimlerine alışıktıLeonardo. Francois bir anda herkesin korktuğu öfkeli adama dönüşüyor,etrafındakilere korku saçıyordu. Bazı günler bu öfkeli halinden dakikalariçinde sıyrılabiliyor, bazı zamanlar ise öfkeli hallerinden günler boyuncakurtulamıyordu. “Tamam. İşimiz bitince giderim.”Şaşkınlığını belli etmek istercesine kaşlarını kaldırdıFrancois. “İşimiz?” Önündeki dosyalara eğdi tekrar kafasını. İçlerindeLucrezia’nın da olduğu öğrenci kafilesinin gelişimlerini gösteren bir tablovardı. Bütün öğrencilerin yanında gelişimlerini gösteren tikleri gördü; her şeynormaldi.Lucrezia’nın adının yazılı olduğu satıra baktı genç adam.Okudukları tebessüm etmesine neden olmuştu. ‘Lucrezia Howard: Gelişimgösteremedi.’ Gelişimiyle ilgili olan yazının üstü çizilmişti. ‘Gelişimgösterdi. İleri seviyedeki büyüleri yapabiliyor.’“Evet, işimiz.” Eliyle kapıyı gösterdi Leonardo. “Banakitabı göstereceksin.”Francois bıkkınlıkla nefes aldı ve ardında Leonardo ileodasından dışarı çıktı.Sarayın kütüphanesinin gizli kısmına girdiklerinde tavanabaşını çarpmamaya çalışıyordu Francois. Uzun boyu nedeniyle alçak tavanlı gizlibölmede hareket ederken zorlanıyordu. Tozlu raflardan birindeki kalın kitabıeliyle tartıp arkadaşına uzattı.Gizli bölmeden çıkıp kütüphanenin ortasındaki masaya koydukitabı Leonardo. Kitabın üzerindeki tozu eliyle silkeleyip kaldırdı kapağını.İçindeki bilgiler kendisi için altın değerindeydi; kendini her olayda yenileyipher önemli olayı kaydeden bu büyülü kitapta yazanları bilmek önemliydi.Birkaç dakika boyunca sayfaları karıştırdı Leonardo.Francois kitapta yazanları daha önce okumuş olduğundan kütüphaneden yeni birkitap seçmiş, ilgisiz bir şekilde onu okuyordu. Kitabın kapağına baktı adam, ‘ZararlıBitkiler.’ “Ne o?” dedi alaycı bir sesle. “Şimdi de bitkilere mi ilgiduymaya başladın?”“Şu anda pek de eğlenceli olduğun söylenemez. Ben debunlarla vakit öldürüyorum.” Kitaptan kaldırdı başını. “Aslında senicezalandırmalıyım. Vaktimi çalıyorsun. Zaman herkes için olduğu gibi benim içinde kıymetli bir şey.”“Ölümsüz bir adam mı bunu söylüyor? Sen bir fani değilsindostum, yaşamak için istemediğin kadar zamanın var. Bunları neden banasöyletiyorsun hiç anlamam.”“Sus da önündeki şeye bak,” diye homurdandı Francois. “Dahafazla burada kalmamalıyız. Yokluğumuzdan şüphelenecekler. Okuyacaklarını bitirve bir an önce buradan gidelim.”“Soy ağaçlarını arıyorum.” Hızlı bir şekilde sayfalarıçevirdi. Aradığını bulduğundaysa parmağıyla sayfayı gösterdi. “İşte burada!Lucrezia Howard’ın soy ağacı!”Derin bir iç çekti Francois. Leonardo sanki anlattıklarınıdinlememiş gibi davranıyordu. “O kızın soy ağacına defalarca baktık Leonardo.Neden bunu ilk defa görüyormuş gibi davranıyorsun? Aklından zaten şüpheediyordum; şimdi kuşkularım daha da arttı.”“Ha-ha-ha.” Leonardo’nun yüzüne alaycılık yansımıştı. “Çokkomiksin.”“Söylemene gerek yok. Zaten biliyorum.” Francois arkadaşınısoğuk bakışlarıyla süzdü. “Bu sefer ciddiyim. Bakacaklarına hemen bak. Birazsonra buradan çıkacağız.”“Soyağacı ile ilgili bilgi vermeye ne dersin?” Leonardo ikisayfaya yayılmış olan şekle bakıyordu.“Güçlü bir soydan geldiğini zaten biliyorsun. Bunu unutacakkadar aptal değilsindir.” Leonardo’nun konuşmasına fırsat vermeden devam etti.“Soyundaki insanlar pek de uyumlu değillermiş. Bulundukları bölgelerdedefalarca olaylar çıkarmışlar. Bence Lucrezia’nın kanındaki asiliğin nedeni debu. Mükemmel insanlar değillermiş ama hiç kimse onların kötü olduğunu dasöyleyemezmiş-”“Ta ki Lucrezia’nın babasına kadar,” diyerek tamamladıarkadaşının sözlerini Leonardo.“Evet,” diyerek onayladı Francois. “Ta ki Charlie Howard’akadar.”“Devam et,” derken sayfaya bakmaya devam eden Leonardo’nunsesi endişeliydi.“Babası Floempolis’in geleneklerine karşı çıktı. Lidereisyan ederek onu yerinden edip kendisi lider olmak istemiş. Howard soyunayakışacak tek şeyin bu olduğunu iddia etmiş. Floempolis ve dünyaya karanlığıgetirmek istemiş. Güçlerini hep bu yönde kullanmış. Dengeyi bozmak için elindengelen her şeyi yapmış ama başaramamış. Karanlık ona yardım edeceği sıradaFloempolis halkı, onu ve müttefiklerini bozguna uğratmış.”“Bu ‘halk’ın arasında biz de vardık. O günleri hatırlıyorumda… Hepimizi toplayıp buraya getirmişlerdi ve hep beraber savaşmıştık.”“Ve, güçlerinin büyük bir kısmı alındıktan sonraFloempolis’ten dünyaya sürgün edilmiş.”“Neden tüm güçleri alınmamış ki? Bu olayın hikaye kısmınıhatırlayamadım.”“Kimse o kadar güçlü değilmiş,” dedi Francois. “Ya da onudaha zavallı duruma düşürmek için böyle yapmışlardır. Bilmiyorum. Ben sanaherkesin bildiği kısmını anlattım.”“Bir de herkesin bilmediği kısım var.”Francois, olaylar olduğunda Floempolis’in merkezindeolmamasına rağmen tüm gerçekleri biliyordu. Olayları merkezinde yaşamasa da iyitakip etmişti. “Evet.”“Devam et.”“Bilirsin, cadılar ve ruhların bağlantısı oldukça güçlüdür.Gerçeklerin yarısından fazlasını bilen insanlar, Lucrezia’nın babasının, yaniCharlie’nin ruhlarla bağlantısının çok güçlü olduğunu söylüyorlar. Bu yüzdentüm güçlerini kimse ondan alamamış. Karanlık tarafla işbirliğini tam olarakyapamamış, çünkü karanlık taraf onun ‘asıl kişi’ olmadığını söylemiş. Bunuyapabilecek olan o değilmiş.”“Ve bundan sonra dünyaya sürgün edilmiş.” Heyecanlı birşekilde nefes aldı Leonardo. “İşte en sevdiğim kısım bu. Yani onun zavallı haledüşmesi. Cidden güzel. Hoşuma gidiyor. Bu konuda tam bir sadistim.”“Her neyse.” Francois derin bir nefes aldıktan sonrahikayesine devam etti. “Dünyaya sürgün edildiğinde ölümsüzlüğü elindengitmemiş. Ama bedenen yaşlanmama özelliğini yitirmiş; normal biri gibi yaşlanıyormuş.Dünyada geçirdiği ilk birkaç yıl sürünmüş, acı çekmiş, mahvolmuş-”“Evet, en güzel kısım burasıydı işte!”“Bunları önündeki kitaptan da okuyabilirsin ama banaanlattırıyorsun gerzek herif!” Elindeki kitabı yere fırlattı Francois. “Devametmemi istiyorsan çeneni kapat ve dinle.”“Tamam. Tamam sustum.”“İyi.” Yere attığı kitabı kucağına bıraktı. “SonraLucrezia’nın annesini, yani Monica’yı bulmuş. Monica yıllar önce Floempolis’tenkovulmuş olan bir aileye mensupmuş. Onların suçu küçükmüş. Sadece daha fazlatoprak istemişler. O zamanların lideri olan adam biraz deli olduğu için onlarıdünyaya yollamış, ama güçlerini almamış. Monica ve Charlie birbirlerinibulduktan kısa bir süre sonra evlenmişler. Ve birkaç yılın ardından Lucreziadoğmuş.”“Lucrezia bu deli soya mensup olduğuna göre onun da karanlıktarafta olabileceğini biliyoruz.”“Ama değil,” diye çıkıştı Francois. “Lucrezia Howard doğduğugün dünya ve Floempolis arasındaki köprü ışık içindeydi. Biz de buradaydıkLeonardo, hatırla. Lucrezia doğalı 24 yıla yakın bir zaman oldu ve ben 97yıldır buradayım. O günü hatırlıyorum.”“Ben de hatırlıyorum.”“O zaman teorinin doğru olmadığını da biliyorsun. Işıkkümesinin içinde doğan kimse karanlık tarafta olmamıştır. Kaldı ki, Lucrezia buışık kümesini bir gün boyunca köprünün üzerinde tuttu.”“O yüzden ailesi onu hiçbir zaman sevmedi, öyle değil mi?”“Tahmin ettiğimiz ve buradan izlediğimiz gibi öyle. Babasıkendi soyundan gelecek olan cadının karanlığı getirebileceğine fazlasıylainanıyordu. Ama Lucrezia ışık kümesinin içinde doğduğunda bunun mümkünolmadığını kendisi de anladı. Lucrezia’nın ruhunu aydınlık çoktan kutsamıştı.”“Bu gerçekten de görülmemiş bir şey…” Kitabı kapatıpsandalyesine yayıldı Leonardo. “Bu kızın bu kadar güçlü olmasına şaşmamalı.Aydınlık tarafından kutsanmak… fazla havalı.”“Bunun havalı olup olmamasıyla ilgilenmiyorum Leonardo. Oçok güçlü. Henüz farkında olmasa da öyle. Biliyorsun, dibe vurmasa da onuburaya getirecektik. Eğer Floempolis’te savaş olursa bunu en hızlı ve etkilibiçimde durdurabilecek olan kişi Lucrezia.”“Elbette bizim yardımımızla. Onu korumazsak yapacaklarısınırlanır.”“Evet. Öyle.”“Bir dakika,” diyerek parmağıyla kafasına vurdu Leonardo.Francois’e parlak gözlerle bakıyordu. “O zaman halkın buna tepki vermeyeceğinibiliyordun. Yani, Howard soyundan olan Lucrezia’nın gelişinin tepki değil desevinç yaratacağının zaten farkındaydın, öyle değil mi?”“Elbette,” dedi Francois. “Herkes her şeyi bilmiyor. Halkın bildiğiLucrezia’nın babası gibi karanlık tarafta olmadığı, gücünü aydınlıktan yanakullandığı ve bunu yapmaya devam edeceği. Lucrezia’nın güçlü olduğunu da biliyorlar.Bu yüzden buraya getirilmesine kimse tepki göstermedi.”“Peki ya halktan biri Lucrezia’ya babasının nasıl bir adamolduğunu anlatırsa?”“Öyle bir şey olamaz. Herkesin ağzını mühürledik.”“Dostum,” dedi Leonardo. Kitabı aldığı yere geri koyup iyicegizlendiğinden emin oldu. Kütüphanenin ana kısmına geri geldiğindeyse, “Sen birdahisin,” diyerek tamamladı sözlerini.Gülümsedi Francois. “Hadi gidelim.”Francois’in odasına dönüp yemeklerini yediklerinde Leonardoher şeyi bir kez daha dinlediği için mutlu gözüküyordu. Bir süre daha sohbetettikten sonra kapı çalındı. “Gelin,” diye seslendi Francois.“Efendim,” diyen nöbetçi ikisine selam verdi.“Söyle John.”“Efendim, ben… ş-şey,” diye kekeledi nöbetçi John. Karşısındakiadam duyacaklarından hiç hoşnut olmayacaktı.“Ne var John?” Huzursuz Francois yerinde kıpırdanmayabaşlamıştı. “Lafı ağzında geveleme de söyle.”“Efendim, g-geçen gün zindana attırdığınız mahkumkaç-kaçmış.”Francois duyduklarını doğru anlamamış olmayı diliyordu.“Hangi mahkum?”“Öğrencilerle alakadar olan görevlilerden b-biri. Kate-”“Ne diyorsun sen be adam!” Yerinden fırlamış olan Francoissinirinden karşısındaki nöbetçiyi boğazlayacaktı. “Ne diyorsun sen! O mahkumkaçtı ne demek! Hepinizi öldürürüm!”“Francois sakin ol,” diyerek arkadaşına yapıştı Leonardo.“Sen çık,” dedi nöbetçi John’a. John minnetle kafasını eğip dışarı çıktı;liderinin öfkesine maruz kalmak hayatta istemediği şeylerin başında geliyordu.“Francois sakin ol!”“Bırak beni! Hepsini öldüreceğim!”“Francois!”“Bırak dedim! Hepsinin kanını akıtacağım, bu dünyayı daredeceğim onlara!”“Kendine gel!” Leonardo Francois’i duvara doğru ittirdi.Sinir krizi geçiren adamı sakinleştirmenin tek yolu buydu. Büyük bir gürültüyleduvara çarpan Francois biraz kendine gelebilmişti.“Ee?” dedi Leonardo birkaç saniye sonra. “Kendine gelebildinmi? Biraz daha mantıklı düşünebiliyor musun? Kimseyi öldürmemen gerektiğininfarkında mısın?”“Lucrezia,” dedi Leonardo’nun söylediklerini umursamadan.Francois’in aklı sadece Lucrezia’ya odaklanmıştı. Kate kaçtıysa Lucrezia’yazarar verebilirdi. “Lucrezia’yı almam gerek. Kate ona zarar verebilir.”***Kapı çalınmadan içeri daldıklarında Oswald ve Lucrezia halakonuşuyorlardı. “Kapıyı çalmadan girmek ne demek?” diye öfkelenen kızFrancois’i ve yanındaki adamı görünce sustu. Oswald ayağa kalkıp selam verirkenLucrezia yatağından karşısındaki adamlara bakıyordu.“Bir şey mi oldu?” diye sordu tereddütlü bir sesle.Francois gözleriyle odayı taradı. Buradaki tek yabancıLucrezia’nın yanında duran genç adamdı. Onun kim olduğunu öğrenmeyi aklının birköşesine yazdı. “Bu odadan taşınıyorsun. Hemen. Şimdi.”Lucrezia’nın bakışları yumuşadı. Kendi odasına dönmedüşüncesi onu sevindirmişti. Sophie ve Oswald ile büyü çalışabileceği rahatyere dönme fikri güzeldi. “Odama mı dönüyorum? Teşekkür ederim.”“Hayır,” dedi Francois hızlıca. “Benim yanıma, benim odamataşınıyorsun.” Keyifli okumalar^^
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst