Bvural41 1
Bvural41
Best Studio 1
Best Studio
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
NovaLst 1
NovaLst
SLyFeLLowTR 1
SLyFeLLowTR
xranzei 1
xranzei
InfernoShade 1
InfernoShade
shrpnl 1
shrpnl
D 1
delimuratt
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

İksir |4. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 271

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 17 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

4. Bölüm- YangınNe kadar rezil olduğunu hatırladıkça yanakları al al oluyor, ter basıyordu kıza.Lanetli gün olarak ilan etmeliydi Francois Archard’ın ona ders verdiği günü? Hayatının en büyük rezilliğini ve küçük düşmesini yaşadığı gün olarak mı? İki sıfat da uygundu üç gün önce yaşadıkları için.Neredeyse yirmi kere deneyip, bir mumu yakamayan büyücü olarak tarihe geçebilirdi. Salak bir büyücü olarak.Su dolu bardağa iki parmağını sokup, parmaklarını yanağında gezdirdi yavaşça. “Lucrezia Howard bu hallere düşecek biri miydi?”Düştüğü durumların yanında, Francois Archard’ın yanındaki rezil oluşu solda sıfır kalabilirdi. Sonuçta, aldatılmış, terk edilmiş, annesi ve babası tarafından asla sevilmemiş, doktorunun acıma dolu bakışları altında küçüldükçe küçülmüştü. Hayatının özetine, bir rezalet daha eklenmesi çok da korkutucu olmamalıydı.“Çok mu kötüydü?”Boşluğa diktiği mavi gözlerini, Oswald’ın üzerine çevirdi. Adamın dinlemeye bu kadar istekli oluşuna içten içe şaşırıyor, bir anlam veremiyordu kız. Meraklı bakışlarını üzerinde gezdiren adama cevap olarak kafasını salladı yavaşça. “Kötüydü.”“Daha fazla bekletmek yerine anlatsan?” Yemeğinden bir çatal aldı Oswald.Bu hareketi görünce aklına üç gün önce ağzına attığı tavşan eti geldi. Tavşan etinin yendiğini hayatında ilk defa görmüştü kız. Tadı iğrençti. Tanrı aşkına, tavşandan bahsediyorlardı! O bembeyaz, küçük ve sevimli hayvanlardan! “Bana tavşan eti yedirdi.”“Rezalet dediğin bu muydu Lucrezia?” İnanmaz bir tavırla yüzüne bakıyordu Oswald. “Rezaletin alasını yaşamışsın, bir daha insan içine çıkmasan yeridir. Senin yerinde olsam, kendimi odama kilitler ve ne yemek ne de su isterdim.”Elinin altındaki peçeteyi buruşturup adamın yüzüne fırlattı. “Çok komikmiş, seni salak.”Elini yakalayan Oswald, gözlerindeki yoğun ifadeyle kızı korkutuyordu. Bakışlarındaki yoğunluğun arkadaşlıklarıyla pek de doğru orantılı söylenemezdi. “Şaka yapıyordum, hemen alınma.”Etraflarındaki insanların rahatsız edici bakışları altında, Oswald ile bu pozisyonda durmak, kızın pek de isteyeceği bir şey değildi. Sophie veya Bayan Michelle’in saçma bakışları altında oturmak da isteyeceği bir şey değildi.Düşündüklerini belli etmemeye çalışırken aynı anda hem elini adamın elinden kurtardı hem de gülümsemeye çalıştı. “Neden alınayım? Saçmalama.” Aralarındaki ilişkinin düzeyini belirtmek üzereyken, o da yemeğinden bir çatal aldı. Yediği kahvaltılıklar hayli lezzetliydi.“İnsan arkadaşının şakasına alınır mı?”Yenik bir ifadeyle gülümsedi adam. Kapalı bir şekilde reddedildiğini anlamış gibiydi ifadesi. “Haklısın. İnsan arkadaşının şakasına alınmaz.”Ortamdaki gerginliği dağıtmak için yüzündeki gülümsemeyi daha da büyüttü genç kız. Böyle güzel döşenmiş bir yemek salonunda asık suratlı durmayı kendisi bile kabul edemezdi. Oturdukları upuzun, koyu renk meşeden yapılma yemek masasının önündeki krem rengi süet sandalyelerle göze hitap eden bir yerdi burası. Yedikleri yemeklerin de damağa hitap ettiği gerçeği inkar edilemezdi.Bordo perdelerin arasından süzülen güneş yüzüne vurduğunda hala gülümsüyordu. “Ee,” derken sütlü çayından bir yudum aldı. “Anlatmamı istiyor musun, yoksa istemiyor musun? Çabuk cevap ver Lugosi, son hakkını kaçırmak üzeresin.”“Sen anlatmak istersen ben de dinlemek isterim elbette.”Sahte sevinciyle el çırptı Lucrezia. “Aslında el çırpmam yersiz, rezil oldum çünkü. Cidden. Rezil oldum.” Adamın bakışları tabağından karşısındaki güzel kıza kaydı. “Bana neden öyle bakıyorsun? Ah, her neyse. Tamam anlatıyorum.”“Hadi.” Kız yutkunurken sabırsızlanıyordu. “Anlat.”“Odasına girdim-”Oswald yapmacık bir hayretle gözlerini büyüttü. “Gerçekten mi Lucrezia? Tanrım, bu çok ilginç bir şey. Ee sonra?”“Benimle dalga geçmeyi kes Lugosi. Yoksa tırnaklarımla senin kafanı yerinden koparacağım. Sesini kes ve dinle.”“Anlaşıldı, Bayan Howard.”Bacak bacak üstüne atan Lucrezia sandalyesine daha da yayılmışken, anlatacaklarını herkesin duymaması gerektiğini hatırlayarak masanın üstüne eğildi. İşaret parmağıyla Oswald’ın kendisine yaklaşması için işaret verdikten sonra anlatmaya koyuldu. “Dediğim gibi bana tavşan eti yedirdi.” Ağzına gelen kötü tatla yüzünü buruşturdu. “Berbattı.”“Tamam, burasını zaten anlamıştım. Ya sonra?”Kusmakla ilgili olan kısımları anlatmasına gerek olmadığına karar verince, “Beni çalıştırdı işte,” dedi. “Daha doğrusu çalıştırmaya çalıştı. Mum yakmamı istedi.” Adamın bakışından hissettiği esprinin önünü kesti lafıyla. “Hayır, Oswald. Kibritle veya çakmakla değil, büyüyle yapmamı istedi. Hoş, burada çakmak olduğundan şüpheliyim.”“Burada çakmak falan yok. Ee, tamam, devam et.”“Denedim, denedim ve denedim. Olmadı, olmadı ve olmadı. Sonuç olarak, arkadaşında hala tık yok.”“Lucrezia, üzülmene gerek yok…” Teselli edercesine bakıyordu kıza. “Eminim birkaç gün veya hafta sonra sen de yeteneklerine kavuşacaksın. Hem, sana bunu yapmayı ben de öğretebilirim. O adama ihtiyacın yok. Burada ben varım.”“Oswald Lugosi, tam zamanlı çalıştırıcı ve arkadaş! Sizi asla üzmez! Saçmalar ve güldürür!”“Evet, aynen öyle!”“Ah,” derken dudağını dişledi. “Oswald, ben öğrenmek falan istemiyorum. Büyüler, cadılar, burası… Saçma bir masalın içine düşmüş gibiyiz. Ve ben bu masalın kahramanı olmayı istemiyorum. Hiçbir zamanda istemeyeceğim.”“Ama, artık buradayız. Hep burada yaşayacağız. Öğrenince seveceksin. İnan bana.”Gözlerini devirdi kız.“Gözlerini devireceğine biraz da olumlu düşün,” dedi Oswald azarlarcasına.Az önce gözlerini deviren kız, şimdi gözlerini sinirinden kısmış, karşısındaki adama öfke kusmak için hazırlanıyordu. “Olumlu düşünüp düşünmemek benim tercihim Oswald. Benim yaşadıklarım ve benim hayatımla ilgili. Düşüncelerime söz geçirebileceğin fikrine nereden kapıldıysan, o fikri çıkan yerine geri sok. Yoksa hoş olmayacak.”Oswald da kızın yanına doğru eğilmiş, her zamanki ses tonunun dışına çıkmıştı. O da sinirlenmişti şimdi. “Ne yaşamış olabilirsin Lucrezia Howard? Bu hayatta ne zorluk yaşamış olabilirsin? Aç mı kaldın? Hayır. Okuyamadın mı? Hayır. Öğrenciyken çalışmak zorunda mı kaldın? Hayır. Zorla evlendirildin mi? Hayır. Söylesene, Charlie Howard’ın kızı ne gibi bir zorluk yaşamış olabilir?”Bu duyduklarından sonra, adamın kafasını cidden yerinden koparmak istiyordu Lucrezia. Ya da kalbini söküp eline vermek. Aslında, gözlerini oyup eline tutuşturmak da iyi bir fikirdi. Oswald’ın bir anda bu kadar sert çıkmasına hem üzülmüş, hem sinirlenmiş, hem de şaşırmıştı. Öfkesini püskürtmeden önce ilk sorabildiği, “Babamın adını nereden biliyorsun?” oldu.Alaycı bir iç çekişle baktı kıza. “Babanın adını bilmeyen az insan bulursun.” Eliyle havada bir çizgi çizdi. “Charlie Howard, yılın girişimcisi!” Elini masanın üstüne koydu tekrar. “Biliyor musun, bence baban yasadışı işlerle uğraşıyor. Yoksa bu kadar zengin olması… Ne bileyim, bana imkansız gibi geldi.”Sinirden dudakları titremeye başladığında, ailesi onu sevmese bile, ailesini savunması gerektiğinin bilincindeydi. Ona çok mükemmel bir çocukluk dönemi yaşatmamış olabilirlerdi ama sonuçta kendisini sokağa atmamışlardı. Terk etmemişlerdi. Kendilerince, kızlarıyla ilgilenebildikleri kadar ilgilenmişlerdi. Jane’i sevmeleri bile şu anda Lucrezia için önemsizdi. Karşısında birden bire evrim geçiren adama karşı ailesini savunmasız bırakacak kadar da acımasız değildi.“Ne cüretle, benim babama, benim aileme, benim soyadıma hakaret edebilirsin?” Elindeki çatalı hızlı bir şekilde çevirmeye başladı. Şu anda bu çatalı Oswald’ın masanın üzerindeki eline saplamayı ne kadar çok isterdi.“Konuşma özgürlüğümü kullanarak.”“O konuşma özgürlüğünü öyle bir yok ederim ki, bunu nasıl yaptığımı bile anlayamazsın. Ya şimdi sesini kes, ya da seni şuracıkta boğazlamayayım.”Alaycı bir tebessümle kıvrıldı Oswald’ın dudakları. “Ne yapabilirsin ki?” dedi yavaşça. “Sen büyü yapamıyorsun. Mum bile yakamayan biri, bana ne yapabilir?” Derin bir nefes aldı. “Söylesene. Cidden, bana ne yapabilirsin?”Sinirine daha fazla dayanamayan Lucrezia, az önce hayal ettiği gibi, elindeki çatalı adamın eline sapladı. Adam acıyla kıvranırken Lucrezia büyük bir kinle gülümsüyordu. Adam can havliyle bağırıyordu yemek salonunun ortasında. “Lucrezia, çek şunu!”“Sana sesini kesmeni söylememiş miydim?”Cevap olarak aldığı tek şey kuru gürültüydü. Etrafındaki insanlar korkuyla onlara bakarken, Lucrezia’nın içindeki enerjide bir değişim meydana geldi. Bu değişim hissedilebilecek kadar büyüktü. Şu anda bir cadı onu izliyor olsaydı, aurasındaki hareketlilikten korkabilirdi.Bayan Michelle’in büyük adımlarla geldiğini gördü. “Lucrezia, tatlım!” diye bağırıyordu kadın. “Bırak o çatalı! Lütfen, yoksa seni cezalandırmak zorunda kalacağız!”Cezalandırmanın ne olabileceğini düşünen Lucrezia’nın elindeki çatal birdenbire yukarı havalandı ve tekrar, büyük bir gürültüyle masanın üzerine düştü. Oswald kanlar içinde kalmış olan elini vücuduna bastırıyordu şimdi de. Lucrezia yaptığı şeyden pişman değildi. Sonuçta, adam, hakaretinin bedelini ödemişti.Kimin çatalı elinden bırakmasını sağladığını merak ediyordu. Etrafına baktığında, yüzündeki iğrenç gülümsemesi ile dikilen Kate’i gördü. Artık, bu, dayanabileceği son noktaydı.Bir anda yemek salonunun pencereleri açıldı ve içeriye rüzgar doldu. Rüzgarın uğultusu etraflarını sararken, birkaç çatal havalandı ve Kate’in üzerine saplanmak için yola koyuldular. Kadın çatalların gazabından eğilerek kurtulabilmiş olsa da, kafasının üzerinde kırılan tabaklardan kurtulamamıştı.Kate acıyla yere yığılırken, Lucrezia da bilinçsiz bir şekilde olduğu yere serilmişti bile.Ve Lucrezia Howard, bir mumu bile yakamayan cadı, enerji patlamasını o gün yaşamıştı. Ve bu patlamadan onun ne kadar güçlü bir cadı olduğunu anlayamayacak kimse yoktu.***Carlos’un parfümünün kokusunu duyuyordu. Carlos’un üzerinde yattığı düşünülürse, bu pek de şaşılacak bir durum değildi. “Tanrım,” diye mırıldandı Carlos. “O kadar güzelsin ki.”“Ve sen de çok yakışıklısın sevgilim.”Kızın alnını öptü Carlos. “Seni sevdiğimi biliyorsun.”Kıkırdadı Lucrezia. “Beni sevdiğini biliyorum.”İlişkilerinin daha ilk yılındaki anılar süslüyordu Lucrezia’nın anılarını. Teoride güzel, pratikte bir kabus kadar kötü olan rüyasındaki sahne değişti birden bire.Son günleriydi bu. Her zamanki yerde oturdukları, Lucrezia’nın aldatıldığını öğrendiği, Jane’in bir sürtük olduğunun ortaya çıktığı, ve Lucrezia’nın hayatının en berbat haberini aldığı gündü.Tıpkı o günkü gibi, adamın yakasına yapışmıştı rüyasında da. Beni en yakın arkadaşımla aldattığını bana söyleyecek kadar düşmedin mi? Şimdi niye susuyorsun! Niye susuyorsun!” diyordu, tıpkı o günkü gibi.Sahne tekrar değişti ve Lucrezia… Lucrezia hamileydi.Karşısında yüzünü görmediği bir adam ona derin nefesler almasını söylüyordu. “Derin nefes al, aşkım! Yapabilirsin!”Aşkım kelimesinden nefret eden kız, yüzünü daha da buruşturuyordu. Ağzını açıp birkaç kelime söyleyecekken, karnına gelen sancıyla biraz daha kıvrandı olduğu yerde. “Acıyor!”“Ameliyathaneye ben de geleceğim sevgilim, korkma. Derin nefes al!”Ameliyathane? Sancı? “Ameliyat mı?!” derken bir yandan da ıkınıyordu.“Bebek geliyor, aşkım! Bebek geliyor!”Nefes nefese bir şekilde uyandığında başında tanımadığı, onun yaşlarında olan iki kadın vardı. “Ah, nihayet uyandınız,” dedi sağ tarafta oturan. Öteki elinde kağıt ve kalemle bir şeyler çiziyordu. “Uyandığınızı Bayan Michelle’e haber verelim.”Konuşan kadın odadan hızlı adımlarla çıkıp gittiğinde, elini başına koyan Lucrezia tekrar kendini yatağa bıraktı. “Ne kadar zamandır uyuyorum?”Dışarıda güneş doğuyordu. “Neredeyse bir gündür efendim.”“Bir gün mü?” Dehşet içinde gözlerini açtı ve tekrar oturur pozisyona geldi. “Neden bir gündür uyuyorum? Neden uyuduğum halde siz buradasınız? Ne oluyor? Yolunda gitmeyen ne?”“Hatırlamıyor musunuz?” derken elindeki kağıt kalemi kucağına bıraktı kadın.“Neyi hatırlamıyor muyum?”“Yaptıklarınızı?”“Ne yapmışım ben?”“Bayan Howard, efendim…”Uyku sersemliğini üzerinden atmış olan kız, elini yatağın üstüne vurdu hızlıca. “Ne yapmışım ben? Lafı ağzında iki saat tutacağına söylesene! Ne yapmışım ben?”“Efendim, yemek salonunda büyük bir büyü gücü kullandınız.”Büyü gücü ve kendisi? Büyü gücünü kullanmak? “Ben mi kullanmışım o gücü?”“Evet.”“Nasıl olmuş o iş?”“Bay Oswald Lugosi ile kavga ettikten sonra…”Kızın gözleri daha da büyüdü. “Oswald ile kavga mı ettim?”“Evet.”İnanmaz bir tavırla başını sallarken reddediyordu kadının söylediklerini. Kendisi ve Oswald ile kavga etmek çok zıt kavramlardı onun için. Burada kavga edeceği en son insan Oswald’dı. Kavga etse en önce ya Francois Archard ile ya da Kate ile ederdi. “Yalan. Yalan söylüyorsunuz.”“Efendim, maalesef…”“Sizi o adam yolladı öyle değil mi?” diye bağırırken Francois’i kast ediyordu. “Beni uyuttunuz. Ve şimdi benim olan hiçbir şeyi hatırlamadığımı söylüyorsunuz. Yok büyük bir güç kullanmışım, yok Oswald ile kavga etmişim. Bunların hiçbirini aklın alıyor mu? Ben bunlara inanacak kadar salak mıyım?”“Yalan söylemiyorum-”“O Francois denen kıvırcığa söyleyin, salak değilim ben! Aklım var, yalan ve gerçeği ayırt edebiliyorum! Defolun şimdi!”“Ama-”“Sana defolmanı söyledim!”Kızın yemek salonunda neler yapabildiğini, ne kadar güçlü olduğunu gördüğü için korkudan söyleneni uyguladı odadaki yabancı. Hızlıca kalkıp odadan çıktığında, Lucrezia başını ellerinin arasına aldı. Ne yaptığını sorguluyordu kendi kendine.Hafızasındaki boşlukları doldurmak için dikkatini toplamaya uğraşıyordu. Ne yapabilirdi, ne yardımcı olurdu buna?Bir de fantastik rüyası vardı tabii. Carlos ile ilgili anıların ve hamileliğinin birlikte yer aldığı bir rüyanın tesadüf eseri ortaya çıkmadığını düşünüyordu. Sonuçta, beyni kendisini en fazla üzüp sinirlendirecek konuları seçmekte usta falan değildi.Buradaki saçmalığın iyiden iyiye beynini de bozduğunu hisseden Lucrezia, derin nefesler almaya başladı. Birkaç dakikasını hiç konuşmadan ve hareket etmeden geçiren kız, tam ayağa kalkacakken odasının kapısı ani bir hareketle açıldı.Görmek istemeyeceği insanların başını çeken Kate kapının önünde duruyordu.***“Efendim, Lucrezia Howard güçlerini kullanmaya başladı.”Francois bu haberin karşısında keyifle gülümsedi. “Demek öyle.” Çalışma masasının üzerindeki kağıtlardan başını kaldırarak, karşısında duran Bayan Michelle’in yüzüne baktı. “İlk büyüsü ne oldu? Mum yakmak? Bir kitabın sayfasını çevirmek? Bir kalemi havalandırmak?”Söyleyecekleri ile adamın keyfinin bozulacağını ve sinirleneceğini biliyordu kadın. Ama yalan söylerse bunu anladığında daha çok sinirlenirdi. Ve, Tanrı biliyor ya, kimse Francois Archard’ı en yüksek seviyede sinirlendirmek istemezdi. “Efendim, o kadar basit değil…”Kafası karışmış gibi baktı adam. “Kaleme yazı mı yazdırdı? Size güçlü olduğunu söylemiştim. Sizin beceriksizliğiniz yüzünden kız bu ana dek güçlerini kullanamamış demek ki.”“O da değil, maalesef-”“Bardaktaki suyu birinizin yüzüne falan mı çarptı?” Kahkahasını serbest bıraktı adam. “Güzel.”“Hayır-”Sinirlenen Francois, “Beni uğraştıracağınıza söylesenize!” diye bağırdı bir solukta. “İlla on tane tahmin mi sunmam lazım size!”Yutkundu Carol Michelle. Bakışlarını yerden ayıramadan, “Yemek salonunu birbirine kattı,” dedi. “Pencerelerin hepsini açtı, içeri giren rüzgarın bir kısmını kontrol etti. Çatalların ve bıçakların hepsini havalandırdı. Tabakların bir kısmını kırdı.”Çenesini kaşıyan Francois, kadının söylediklerine anlam vermeye çalışıyordu. Yanına geldiğinde, bir mum dahi yakamayan kız nasıl olur da böyle büyük bir büyüyü yapabilirdi? Tamam, çok güçlüydü ama bu kadar da olmamalıydı. “Bu söylediklerinin hepsi gerçek mi? Abarttığın bir şey var mı?”“Hayır efendim. Aksine, eksilttiğim şeyler var.”Derin bir nefes alıp, masanın üstünde duran şarap dolu kristal kadehi yere fırlattı. Şarap, çalışma odasının zeminin üzerinde yayılırken, “Bu kızla çok işim var,” diye fısıldadı.***“Burada ne arıyorsun?” diye fısıldadı Lucrezia kısık gözleriyle Kate’e bakarken.Kapıyı kapattı kadın. İçinden bir şeyler mırıldandığında, kimsenin kadının sesini duyamayacağı bir büyü yapmıştı. “Dünün intikamı. Ve ondan öncekilerin.”“Dün mü?”“Bilmezlikten gelmen beni daha da sinirlendirecek, ukala.”“Sesini kes ve defol.” Lucrezia yattığı yerden kalkmak için hamle ederken, Kate’in gözlerindeki bakışın ne kadar tehlikeli olduğunu fark etti.“Ah, defolacağım,” dedi Kate yapmacık bir gülümsemeyle. “Ama işimi bitirince.”Lucrezia’nın saçlarından tuttuğu gibi yere yapıştıran Kate, kızın karnına bir tekme savurdu. Bir yandan saçlarını tutarken, bir yandan da, “Bu kafamda kırdığın tabak için sürtük,” diye bağırıyordu.Kızı sırt üstü çevirerek tırnaklarıyla yüzünü çizen Kate, Lucrezia’nın karşılık verememesi için dua ediyordu. Onu ne kadar çabuk güçsüz kılarsa, yemek salonunda yapabildiklerini yapma ihtimali azalırdı.Tanrı yanındaydı, Lucrezia sadece fiziksel olarak karşılık vermeye çalışıyordu. Büyü niteliğinde hiçbir şey yapamıyordu. Lucrezia’nın burnundan oluk oluk kan akarken, Kate elinin bir hareketiyle odadaki bütün mumları yaktı. Ve tekrar elinin bir hareketiyle, yanan bütün mumlar aynı anda yere devrilip, büyük bir yangının temelini attı.Halının üstünde bilinci yarı kapalı bir şekilde yatan Lucrezia ve odanın her yerini yakmaya başlayan mumların alevi daha da büyürken, Kate gülümseyerek odadan dışarı süzüldü.Keyifli okumalar^^
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst