- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 14 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
3. Bölüm - Efendi HazretleriDevasa büyüklükteki çift kişilik yatağının örtüsünü sererken kendi kendine söyleniyordu yine Lucrezia. Dün gece Sophieden aldığı haber yüzünden sinirleri yerinden zıplamıştı genç kızın. O haberi almak yerine, kulaklarına mil çekilmesini tercih ederdi. Şaka olmasını iste-Bir saniye? Mil göze çekilmiyordu? Burada kala kala salak oldum.Düşüncelerine kaldığı yerden devam etti. Şaka olmasını isterdi elbet. Belki de birazdan Sophie kapıyı çalardı? Başını içeriye uzatıp Şakaydı tatlım! diye bağırırdı? Olayın bir şaka olduğunu söyleseydi bile ona tatlım demezdi herhalde. Tatlım lafı Bayan Michellee aitti.Hangi lafın kime ait olduğu hakkında kafa yoracak kadar aklı karışmış olan kız, her zamanki gibi kendi kendine konuştu. Beni kendisi çalıştıracakmış. Saçmalığa bak.Kapısı tıklatıldığında heyecandan nefesi tıkandı. Belli ki gelen Sophie idi! Dünkü söylediği bir şakaydı! Odasında bir yandan içinde sevinç nidaları koparken, kendi kendine zafer dansı yapıyordu. Ama gelen sesle dansı yarıda kaldı. Lucrezia? diyordu Oswald. Orada mısın? İçeri girebilir miyim?Oswalda binlerce küfür sıraladı o anda. Evet, Oswaldı seviyordu. Çünkü o, burada doğru düzgün iletişim kurabildiği tek insandı. Sohbeti de tipi de güzeldi sonuçta. Ve bazı hareketleriyle güldürüyordu kendisini. Ama şu anda sevincini böldüğü için suçluydu Oswald.Oswald gidene kadar odada ses çıkarmadan oyalanabilmek için cep telefonunu aradı. Yatağın üstüne bakarken aklına geldi. Burada cep telefonu kullanmayız! sesi kulaklarında yankılandı eş zamanlı olarak.Buraya geldikten iki üç gün sonra onlara kuralları anlatan kadının sesi yine kulaklarını dolduruyordu. Burada televizyon da kullanmayız! Bozuk aksanı ile devam etmişti kadın. Yasak!Ve o zaman Lucrezia aynen şunu düşünmüştü; Yasakmış. Sensin yasak. Geri zekalı.İçinden birkaç küfür daha savururken ayaklarıyla yeri dövmemek için kendini zor tutuyordu. Gitmesini bekleyecekti. O gittiğinde ise işlerine devam edecekti. İşleri giyinmek, saçlarını yapmak ve koku sürmekti. Sonrasında ise iki kişi gelip onu alacaktı. Adamın kapısının önünden gitmesini beklerken, sıkılmamak için kendine yeni bir yöntem buldu; sayı saymak!67ye kadar saydıktan sonra endişeden dudağını dişledi Lucrezia. Ya Oswald şu büyü güçlerini kullanarak onun odasında olduğunu anladıysa? O zaman ayıp etmiş olmaz mıydı? Bu düşünceyi çabucak kafasından atan kız, Bayan Michellein öyle bir şeyi anlamak için daha ilerlemeleri gerektiğini söylediği anı hatırladı.Sessizce nefes alarak odanın ortasında dimdik dikilen Lucrezia bir ses çıkarmamakta kararlıydı. Kapıyı açmaya çalıştı adam. O anda kendi aklını tebrik etti kız. Neyse ki kapıyı kilitlemişti, içeriye ondan habersiz girilemezdi.Sayı sayarken duraklamasına rağmen 145e geldiğinde anca gitmişti Oswald. Parmak uçlarının üzerinde yürüyüp kapıyı dinlediğinde emin oldu adamın gittiğinden. Ayak sesleri iyice uzaklaştığındaysa hazırlıklarını tamamlamaya girişti.Korseli bir elbise giymek için yanında birinin olması gerekiyordu. Ki, koşullar buna müsaade etmiyordu. Büyük dolaptan çıkardığı, içine korse giymeyi gerektirmeyen elbiseyi yatağın üzerine serdiğinde bıkkınlıkla iç çekti. Kot pantolonlarını, uçuş uçuş elbiselerini özlemişti şimdiden.Uzun yıllar dans etmesinin verdiği orantılı ve güzel vücudu, giydiği basit ve korsesiz elbiseyi bile güzel gösterebiliyordu. Sporun faydaları, diye söylendi kendi kendine. Başını öne eğmiş, saçlarını kabartırken bir yandan da olacakları düşünüyordu.Francois Archardın yanına gidecekti ve Francois Archard ona büyü çalıştıracaktı. Bunu hangi geri zekalı düşündüyse çıldırmış olmalıydı! Sophie ona Francois Archard ile inatlaşmamasını söylemişti. Fakat, Lucrezia biriyle inatlaşmadan duramazdı ki. Ergenlikten çıkalı kim bilir kaç yıl geçmesine rağmen, kızın kanındaki asilik gitmek bilmiyordu.Saçlarını salık bırakmış, üzerine buraya getirilmiş olan vücut spreyini sıkarken derin nefesler almaya devam etti. Neyse ki sevdikleri eşyaları buraya ışınlamışlardı. Tamam, bu olaya ışınlama demiyorlardı. Sonuçta Harry Potterın film setinde değildiler. Ama sıkı bir Harry Potter hayranı olan Lucrezia için, ışınlama kelimesini kullanmak oldukça mutluluk vericiydi.Harry Potter gibi olsa mutlu olurdu herhalde! Ergenliğinin çok kısa bir döneminde aslında bir yıl kadar uzun bir süre- Hogwarts mektubunu alacağına inanıyordu. Hogwartstan mektubu gelecekti ve o da Hogwarts denen büyücülük okulunda büyü yapmayı öğrenecekti.Asa alacaktı, kendine güzel bir baykuş seçecekti.Ama burada olan tek şey, suratsız Kate ile birbirlerine öldürücü bakışlar atmak ve bir mumu yakmaya çalışmaktan ibaretti.Beklemek için kıyafetini kırıştırmamaya özen göstererek yatağının ucuna oturdu. Carlos belası ve Jane sürtüğü evlenmişler miydi acaba? Davetiyenin üzerindeki tarihi hatırlamaya çalıştı ama beceremedi. Davetiyenin şeklini gayet iyi hatırlıyordu ama. Pembe ve kelebekliydi. Kısacası iğrençti. Eski en yakın arkadaşı şimdilerde onu düşünürken sürtük kelimesini kullanıyordu- Jane kadar zevksiz olmadığı için Tanrıya şükretmeliydi Lucrezia.Kapı çalındığında gelebileceklerini söyledi ve oturuşunu düzeltti. Kapının kilitli olduğunu hatırlamış, tam da açmak için ayaklanmışken kapının kilidi küçük bir sesle; kapı ise buna zıt olarak gıcırdayarak açıldı.Ağzını açmış hesap soracakken, Ben Adam, dedi karşısında gülümseyen adam. Sizi liderimiz Francois Archarda götürmekle görevliyim.Boş gözlerle bakan Lucrezia bir elini saçına attığında, Adamın sesi tekrar duyuldu. Hazırsanız çıkalım efendim.Olur.Adam önde, Lucrezia onun arkasında yürürken gözleri Oswalda takıldı. Aslında niyeti gözlerini ondan kaçırmaktı ama Oswald ona bakıp gülümseyerek el sallayınca kendisi de karşılık verdi. Dudak hareketleriyle nereye gittiğini soran adama, yine dudak hareketleriyle sonra anlatacağını söyledi Lucrezia. Oswaldın anlayıp anlamadığını merak etti.Onu götürecek aracın önüne geldiğinde şikayet etmekten alamadı kendini. Bu ne ya? Araba falan yok mu burada? Küçük bir Honda bile yok muydu bu saçma yerde?Araba bu efendim.Araba dediğim şey bu fayton değil. Hani olur ya böyle, motoru, freni, egzozu? Kendisine yabancı gözlerle bakan adama kendisi şaşkın bakışlarla karşılık veriyordu. Kaçıncı yüzyıldan kalmasın sen adam? Hiç mi araba görmedin?Gördüm
Devam edecekken nefesi tıkandı.Ne? diyen Lucrezia adamın baktığı tarafa döndüğünde hiç dönmemeyi dilerdi aslında. Kate ile karşılaşmak gününü mahvetmesi için yeterliydi. Aa, kimler buradaymış. Bozulduğunu belli etmeden alaycı haline geçiş yapmıştı hemen. Densiz Kate.Ukala
Dişlerini gıcırdattı Kate. Bu kız daha normal biri olsaydı şimdiye elinde kalırdı herhalde. Onun o sarı saçlarını yolmak
büyük zevk olurdu kendisi için. Benimle düzgün konuş.Kimin kiminle düzgün konuşması gerektiğini, buraya geldiğim gün gördük sanırım. Düşünür gibi elini çenesinin altına koydu. Kimdi o? Sen mi ben mi? Aradığı cevabı bulmuş biri gibi bir ses çıkarırken gülümsedi. Sen söylemeden ben söyleyeyim, dedi hızlıca. Sendin.Dişlerini gıcırdatmaya devam ederken, bu ukala kıza haddini bildirmek konusunda kendi kendine söz veriyordu Kate. Ne olursa olsun bunu yapacaktı. İsterlerse onu buradan sürebilirlerdi. Ama o bunu yapacaktı.Neyse. Seninle uğraşmaya vaktim yok. Az önce aşağıladığı at arabasına Adamın yardımıyla bindiğinde yapmacık bir gülümseme attı kadına. İşim var.Kendi kendine mırıldandı Kate. Pişman olduğunda göreceğim seni.***Liderimiz sizi bekliyor efendim.Lider kelimesini bir kere daha duyarsa kusacağına emindi Lucrezia. Değişik malikane-saray-şato karışımı yere getirildiğinden beri duyduğu üç kelimeden biri liderdi.Liderimizin küçük bir işi var efendim., Liderimiz müsait olduklarında size haber vereceğiz., Liderimizin sizi çağırmasına az kaldı., Liderimiz sizi bekliyor efendim.Lider, lider, lider! Başka kelime bilmiyor muydu bu insanlar? Adam sanki başbakan ya da cumhurbaşkanıydı da bu kadar saygı görüyordu. Alt tarafı saçma sapan bir cadı şehrini yönetiyordu işte. Bu kadar basitti.Kapı çalındığında içeriden gelen kalın Girin! sesini duymasıyla birlikte içeri girerken gözlerini devirdi Lucrezia.Odaya adım attığında ise etrafına bakakaldı. Oda
çok güzeldi. Kendisininkinden de büyük olan bir yatak, taştan duvarların üzerindeki tablolar, yerdeki krem renkli halı, koyu renk meşeden yapılma büyük masa, siyah renkte koltuk-divan karışımı bir eşya ve iki tane devasa boyutta pencere ile pencerelerin önündeki bordo perdeler sayesinde mükemmel gözüküyordu oda.Bir de küçük demirden bir masa vardı. Ve, Francois Archard, o masanın ardındaki sandalyelerden birinde oturmuş yemek yiyordu. Onu gördüğünde siyah bir peçeteyle ağzını silen adam, kızdan hiçbir tepki göremediğinde boğazını temizledi. Selam vermek yok mu?Kibar erkekler, selam verme işini kadınlardan önce yaparlar.Kızı incelerken dalıp gitmemeye çalışan Francois, Lucrezianın iğnelemesine karşılık verdi. Kibar ve saygılı kadınlar ise, liderlere selam verme işini önceden yaparlar. Kırmızı elbise yakışmıştı ona. Ve liderleriyle saygılı konuşurlar.Ah, kusacağım şimdi, diyen Lucrezia gözlerini devirdi.Bunu ciddiye alan adam ise, Ne? diye bağırdı. Kusacak mısın? Aceleyle masasının altındaki çekmeceleri karıştırmaya başlamıştı şimdi de. Tut kendini. Sakın kusma. Duydun mu? Lucreziaya baktı hızlıca. Panikten büyüyle bir torba yaratmayı akıl edemeyecek kadar şaşırmıştı. Elini çekmecenin dibine soktu. Sakın kusma!Kahkahasını bastıramayan kız, gözünden yaş gelecek kadar fazla gülerken Francois ona döndü. Ne? Neye gülüyorsun?Ci-ciddiye-Lafını tamamla. Sinirden tavana bakıyordu adam. Gülmeyi kes.M-mi a-al-Gülmeyi kes be kadın!Francois erkeksi sesiyle gürlediğinde susturabilmişti kendini Lucrezia. Ama hala kendi kendine gülümsüyordu. Buna dayanamıyordu adam. Sana gülmeyi kes dememiş miydim? Beş adımda kızın yanında bitti. Öyle bir mesafeyi nasıl bu kadar hızlı kat ettiğini soracakken, Francoisin korkutucu bakışlarıyla karşılaşmak kızı ürkütmüştü.Açıklama yapmaya girişti genç kız. Güldüm. Çünkü, nefesini düzenlemek için duraksadı. Çünkü, buraya geldiğimden beri herkes senin için lider diyor. Cümlelerinde sürekli lider kelimesini kullanıyorlar. Tam da odana girmeden önce bir daha lider kelimesini duyarsam kusacağımı düşünmüştüm. Tekrar gülmemek için dudağını ısırdı. Ve az önce bunu söyledim. Ve sen bunu ciddiye alınca
Tamam, diyerek elini havaya kaldırdı adam. Bu açıklama yeterli.Sözünün kesilmesiyle yerinde kalakalmış olan kıza bir şok daha yaşattı adam. Bana sen diye hitap etme. Buraya getirildiğin günden beri senin de liderinim.Tek kaşını kaldırmış, her zamanki alaycı tavrın takınmıştı yine. Ne dememi isterdiniz efendi hazretleri?Aslında
Cümlesini yarıda bırakıp, az önce kalktığı sandalyeye oturdu yavaş hareketlerle. Kızın zaaflarından birkaçını Sophieden öğrenme akıllığını gösterdiği için tebrik ediyordu kendini. Karakterleri benziyordu aslında. İkisi de gerektiği yerde agresifti, alaycılardı ve birinin üzerlerinde üstünlük kurma isteğini reddediyorlardı. Bana bir fikir verdin. Bay Archard demen uygun olurdu fakat, sen efendi hazretleri demek istiyormuşsun. Ukala gülümsemesini koydu suratına. Ee, burada yaşayan insanlar özgürdür. Madem efendi hazretleri demek istiyorsun, de o zaman.Derin bir nefes alan kız, bu adamın Tanrının yolladığı bir sınav olup olmadığını düşünüyordu. Bu adamı öldürmeden durursa, bir ödül falan vereceklerdi herhalde? Başka bir koşulda, bu adama katlanmanın mümkün olmayacağını birkaç dakikada anlamıştı Lucrezia.Gelsene, dedi Francois arsızca. Yemek ye. Senin için de hazırlatmıştım.Dişlerini gıcırdata gıcırdata adamın karşısındaki sandalyeye oturup, ters ters ona bakarken önündeki yemekten bir çatal aldı. Şuracıkta adamın odasının ortasına kusmamak için kendini zor tutuyordu. Yediği şeye baktığında ne olduğunu anlayamadığından olsa gerek, çatalı büyük bir gürültü eşliğinde elinden bıraktı. Bu ne böyle? Ne yedim ben?Francois de çatalını masanın üzerine bıraktı. Ama zarif bir şekilde. Tavşan yahnisi.Tavşan ve yahni kelimelerini bir arada duymanın verdiği dehşetle gözleri büyüdü Lucrezianın. Dudaklarının arasından bir çığlık yükselirken, ayağa kalkmış kapıya doğru ilerliyordu. Bana tavşan eti mi yedirdin!Lucrezianın kalkmasıyla beraber ayaklanan Francois, sert bir şekilde bileğinden yakaladı kızı. Nereye gittiğini sanıyorsun sen? Adam o kadar uzundu ki, Lucrezia başını kaldırmadan onun yüzünü göremiyordu. Hiçbir yere gitmiyorsun. Başıyla yemek yedikleri masayı işaret etti. Otur şuraya.Silkelenerek elini kurtarma girişimleri başarısız kalınca, mükemmel bir taktik seçti kendine Lucrezia. Tehdit etmek. Bırak beni. Adamın gözlerinin içine baktı ve o anda tüm kararlığı parçalara bölündü. Gözlerindeki bakış şu anda soğuk olsa da, canlı bir kadının adamdan etkilenmemek gibi bir şansı yoktu. Sana bırak dedim.Otur. Şuraya.Bırak. Beni.Gözlerindeki soğuk bakışı devam ettiren Francois, Benimle inatlaşmayı kes, dedi. Tekrar etmeyeceğim. Kızın bileğini daha da sıktı. Otur şuraya.Taktiğini kullanmaya karar verdiğinde öğürür gibi bir ses çıkardı. Bırak beni. Yoksa odanın ortasına kusarım.Kapıyı açın! diye bağırdı Francois aceleyle. Kapı hızlıca açıldığında, kızı kapının önündeki adamlara savurdu. Bu kız odama kusmadan önce onu lavaboya götürün!***Francois adımlarıyla odayı arşınlarken, tekrar kapı çalındı ve Lucrezia içeri girdi. Kızın bir şey söylemesine fırsat bırakmadan emrini verdi adam. Başlayalım.Yüzündeki soğuk ifade her şeyi anlatmasına rağmen, düşündüklerini sözcüklere döktü. Nasıl olduğumu sorduğun için teşekkürler. İyiyim. Tekrar teşekkürler.Efendi hazretlerine ne oldu?Ne?Efendi hazretleri diyorum. Sinir bozucu olma konusunda ustaydı adam. Onunla yarışabilecek insan çok az sayıdaydı. Bana efendi hazretleri diyecektin ya. Ona ne oldu?Dişlerini gıcırdatırken yapmacık gülümsemesi oturmuştu yüzüne. Nasıl olduğumu sorduğunuz için teşekkürler Efendi Hazretleri. İyiyim Efendi Hazretleri. Tekrar teşekkürler Efendi Hazretleri.Güzel, derken eğlendiği belli oluyordu. Sesindeki keyfi bastırmaya gerek duymadan konuşuyordu adam. Şimdi başlayabiliriz.Lucrezia gittikten sonra odada ufak tefek değişiklikler olmuştu. Yemek yedikleri masanın üzerindeki tepsi gitmiş, yerini birkaç mum, üç bardak su, kalın kitaplar ve içi boş porselen kaplar almıştı.Francoisin peşinden gidip, adamın karşısına oturdu Lucrezia. O anda Francois, susmak nedir bilmezcesine konuşmaya başlamıştı. Lucrezia, buraya getirilmenin üzerinden az zaman geçtiğinin farkındayım. Olabildiğince ciddiydi şimdi. O yüzden büyüleri yapamaman çok normal. Bunun için kimse seni suçlamıyor.Ben sizi, beni buraya getirdiğiniz için suçlamıyorum. Cümlesinin fazla karışık olduğunu fark etti. Beni hayatımdan koparıp aldığınız için sizi gerektiği kadar suçlamıyorum. Bu durumda, siz beni, o salak numaraları yapamadığım için suçlayamazsınız.Birincisi bir daha sözümü kesme. Derin bir nefes alıp, sandalyeye iyice yerleşti adam. İkincisi, büyüye bu gözle bakarsan, enerjini düzgün kullanamadığın için başarısız olursun. Ne kadar güçlü olursan ol, bu gözle bakan biri büyü yapamaz. O yüzden, beynini bu konuda boşaltmaya çalış.Kolaydı zaten.Sözümü kesme. Kollarını kavuşturdu. Küçükken masal okudun, öyle değil mi?Bu soru karşısında şaşıran kız, belli belirsiz kafasını salladı.Güzel, dedi adam. Masallarda büyücüler ve cadılar vardı, öyle değil mi?Tekrar kafasını salladı.Öyleyse, bizim dünyamıza bu kadar sabit bakmanın anlamı yok. Masallarda okuduğun çoğu şey burada gerçek olabilir. Anlıyorsun değil mi?Hayır anlamıyorum, derken başını olumsuz anlamda sallıyordu Lucrezia. Adı üstünde, onlar masal. Masallardaki olaylar gerçek değildir. Bize böyle söylendi.Sizin dünyanızda, aynı zamanda bizim eski dünyamızda
Yani dünyada böyle söylenir. Ama gördüğün gibi büyü gerçek, sihir gerçek. Önündeki mumlardan birinde bir alev belirdi. Görüyorsun ya, elimi oraya götürmeden mumu yakabiliyorum. Bunun mümkün olduğu tek yol, büyüdür, sihirdir.Kızın cevap vermediğini görünce devam etmeye karar verdi Francois. Şimdi bu mumlardan birini yakacaksın. İstersen birkaç tanesini yak seçim senin. Ukala tavrıyla gülümsedi. Gülümsemesinin güzelliğine aldırmamaya çalışan Lucrezia, ilgisiz gözleriyle mumlara baktı. Tek düşünmen gereken, bu mumun yanıyor olması.Lucrezia bunu düşündü. Mum önünde yanıyordu. Yanmalıydı. Birazdan yanacaktı. Çok az kalmıştı. Mumun yandığı falan yoktu. Yanmayacaktı. Sihir denen şey saçmalıktı. Ve buradakiler manyaktı.Düşünceleri fazla hızlı şekillenirken, Olmadı, dedi Francoise.Tamam. Önemli değil. Tekrar dene.Az önce kendisine bu kadar kaba davranan adamın, şimdi nasıl olup da böyle kibar bir canlıya dönüştüğüne şaşıyordu kız. Tekrar düşündü. Tekrar olmadı.Lucrezianın gözlerindeki ümitsiz bakışın yansıması Francoisin gözlerindeydi. Kızın ne kadar özel ve ne kadar güçlü olduğunu bilmese, aurasındaki enerjiyi hissedemese bu kızın bir beceriksiz olduğuna yemin edebilirdi. Panik yapma, dedi güzel kızı rahatlatmak istercesine. Tekrar dene.Tekrar denedi ve tekrar olmadı. Tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar. Mumların hiçbirinde bir hareketlilik yoktu.Bak, Lucrezia, dedi Francois bıkkınlığını belli etmemeye çalışarak. Buraya getirilen en güçlü cadının Lucrezia olduğunu biliyordu adam. Ama kız böyle olmadığını kanıtlamak için uğraşıyordu resmen. Şimdi bu mumu yakacaksın.Sen burayı yöneten adam değil misin ya? Evet. Öyleyim. Kıvırcık saçlarına baktı adamın. Düzgün yüz hatları ve erkeksi tavırlarıyla oldukça çekici olan bu adamın neden onunla bu kadar uğraştığını soracaktı ona. Neden benim gibi basit bir öğrenciyle uğraşıyorsun? Gerçeği söylememekte karar kıldı adam. Kızdan etkilendiği gerçeğini ve bunu yapması gerektiği gerçeğini saklamakta karar kıldı. Kızın kalbini kırmak istedi. Ukala bir tavırla kıvrıldı dudakları. Basit öğrencilerle uğraşmak hobim.Keyifli okumalar^^



