- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 19 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bölüm 2 İyi değilim.Kendi kendine bunun bir rüya olduğunu tekrarlıyordu Lucrezia. Bu bir rüyaydı, biraz sonra uyanacaktı. Uyanmasına sadece birkaç saniye kalmıştı. Koluna çimdik atsa bu süreç hızlanır mıydı? Belki de. Ama çimdiğe gerek yoktu, az sonra uyanacaktı çünkü. Yani, en azından kendisi öyle düşünüyordu.Bayan Michelle denilen kadın, karşısında tüm gerçekliğiyle gülümserken düşündüklerinin sahiciliğinden emin olamıyordu. Şakacı olman çok güzel, diyen kadın hala gülümsüyordu. Burada böyle giyiniyoruz tatlım. Bu bir parti değil. Ama cadılarla ilgili olan kısım doğru.Kate söze karışmaya davranmışken tekrar durdurdu onu Bayan Michelle. Bakışlarını Lucreziadan çekip, üzerlerinde kot-tişört kombinasyonu olan tüm gençlere gözlerini dikmişken söyledi sözcükleri. Burası Floempolis. Cadıların Şehri.Ah tabii, dedi Lucrezia gülmemek için kendini tutarken. Hala kendisiyle ve yanındakilerle dalga geçildiğini düşünüyordu. Burası Ploepolis demek? Cadıların şehri? Ben de Lucrezia. Kanatlarım olmayabilir. Ama uçabiliyorum.Bütün alaycılığını kullanan genç kız, karşısındaki demode kıyafetler giymiş olan iki kadına tek kaşını kaldırmış bakıyordu şimdi de. Kate elindeki kağıdı buruşturmuş, kızın üstüne doğru yürürken, Bayan Michelle, izin verin, dedi dişlerinin arasından. İzin verin ki şu densize haddini bildireyim.Sen kime haddini bildiriyorsun be? Zaten birkaç dakikadır ne olup bittiğini anlayamadığı için sinirli olan kız, üzerine yürünmesi ile daha da sinirlenmişti. Bu kadın kimdi de onun üzerine yürümeye cesaret edebiliyordu? Bu kadın kimdi de ona hakaret etme hakkını kendinde bulabiliyordu? Sen kimsin de benim üzerime yürüyebilirsin?Sağ ayağını öne atmış, ağırlığını da o ayağının üzerine vermiş olan Lucrezia, gerilen sinirleri sağ olsun, kadının üstüne atlamak istiyordu. Belki de kavga etmek, bu kadının saçlarını yolmak bir nebze olsun rahatlatırdı onu. Saldırıya hazır bir kaplan gibi öne eğildiğinde araya girdi Bayan Michelle.Ne yaptığını sanıyorsun sen? Katein yüzüne bakarken bir yandan da bağırıyordu ona. Nerede olduğunu ve kim olduğunu unutma. Kiminle konuştuğunu da unutma. Elini kadının bileğine koydu. Eğer seni şikayet etmemi istemiyorsan odana git. Yerine bir başkasını yolla. Ve o listeyi bana ver. Kate ağır hareketlerle, buruşturduğu kağıdı uzattı. Güzel. Şimdi odana çık.Ardına dek açılan tahta kapı kapatıldığında, duvarlarda bir erkek sesi yankılandı. Kıza katılıyorum. Başıyla Lucreziayı işaret ediyordu. Siz kimsiniz? Bizi buraya nasıl ve neden getirdiniz? Asıl soru
Bizden ne istiyorsunuz?Konuşan adamın sıraladığı sorular bittiğinde, odadaki havanın ağırlığı daha da çökmüştü kızın üstüne. Kate denen densiz kadının gitmesiyle az da olsa rahatlamıştı ama şimdi yine gerilmişti. Merak ettiği soruların cevabını alacak olmanın verdiği heyecanla yanakları kızarmıştı.Heyecanının sesine bir şeyler katmamasını umarak, Hey, dedi. Benim bir adım var. Burada da birkaç defa tekrarladılar. Neyse, alışılmamış bir ismim olduğu için tekrar söyleyeceğim. Adım Lucrezia. Bir dahaki sefere bana kız dersen bozuşuruz. Şimdiden haberin olsun.Kendisinden en fazla birkaç yaş büyük olan adam, anladığını gösterircesine başını salladığında, Cadılar Bayramı partisi kılıklı kadın tekrar konuştu. Lucrezia, tatlım. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, buranın adı Ploepolis değil, Floempolis. Bundan sonra yaşayacağın yerin adını doğru bilmen senin için önemli. Elindeki kağıda göz attı. Ve, size gelince, Bay Oswald Lugosi, dedi az önce Lucrezianın merak ettiği soruları dile getirmiş olan adama. Ben Floempolis halkından bir insanım. Hepiniz buraya auranızın enerjisine göre, yani gücünüzün seviyesine göre olan cisimlerin içine girerek getirildiniz. Kiminiz bir araba, kiminiz bir masa, kiminiz ise bir ağaçla.Sözünü kesti Oswald Lugosi. Bunları nasıl biliyorsunuz? Anlaşılan buraya bir araba veya bir masanın içine girerek getirilmişti. Ya da Lucrezia gibi bir ağaçla.Sabırlı olun, Bay Lugosi. Rimel sürmemesine rağmen kıvrık olan kirpiklerine dokundu Bayan Michelle. Sorularınızı cevaplamaya devam ediyorum. Sizi buraya getirdik; çünkü, hepiniz birer cadısınız.Gür bir kahkahayı dudaklarının arasından serbest bıraktı Lucrezia. Dediğim gibi, güldüğü için hala nefes nefeseydi. Benim de kanatlarım yok. Ama uçabiliyorum.Ellerini çırptı kadın. Sözünün kesilmesinden hoşlanmamıştı. Sessiz olun. Az önce de söylediğim gibi, hepiniz birer cadısınız. Buna inanıp, bunu kabullenmeniz zaman alacak. Buraya gelenlerin hepsi en başta zorlanır. Ama buraya alışacaksınız, alışmalısınız. Burası sizin yeni eviniz. Yavaş adımlarla şöminenin önüne kadar gitti. Asıl sorunuzun cevabına gelecek olursak, sizden kendi emellerimiz için bir şey istemiyoruz. Sizden tek istediğimiz, burada kalıp yeteneklerinizi güçlendirmeniz. Size verdiğimiz kitapları okumanız, verilen eğitimler sayesinde ilerleme kaydetmeniz. Yani, sadece kendi güçlerinizi kazanmanızı ve onları ilerletmenizi istiyoruz. Bu kadar.Nefes nefese olduğu durumdan kurtulan Lucrezia, konuşmaya hazırlanmış, tam da ağzını açmışken tahta kapı gıcırdadı. İçeriye kısa kesilmiş kahverengi saçlı ve onlarla konuşan kadının elbisesine benzeyen bir elbise giymiş olan genç kadın girdiğinde, Ah, tatlım. Hoş geldin, dedi Bayan Michelle.Lucrezia lafını söyleyememenin verdiği sinirle, sağ ayağını hızlıca yere vurmaya başladı. Amma az şey istiyormuşsunuz. Alaycılığı her zamanki gibi ses tonuna yansıyordu. Cadıymış. Çocuk kandırıyorlar sanki. Bu sefer, söylediklerine kimse aldırış etmemişti.Bayan Michellein düşüncelerinde sadece bu kız ve onun söyledikleri vardı. Burada geçirdiği birkaç yıl boyunca, yaşadığı yer olan Floempolise birçok yeni büyücünün getirilmesinde ve onların karşılanmasında görev almıştı. Şu ana kadar gördüğü en ilginç cadı ise, kuşkusuz Lucreziaydı.Sophieye sarılmışken, Lucrezianın dış görünüşünü de inceliyordu kadın. Çok uzun olmayan boyu ve mükemmel ölçülerde olan bir vücudu vardı. Dalgalı sarı saçları ve güzel mavi gözleri çarpıcıydı. Elmacık kemikleri fazla çıkık olmamasına rağmen, varlıklarını hissettiriyorlardı. Küçük burnu ve biçimli dudakları yüzünün güzelliğini tamamlıyordu.Sinirliydi Lucrezia. Bir elini kot pantolonunun cebine sokmuş, ayağını yere vurmaya devam ediyordu. Hem dış görünüş, hem karakter bakımından yanındakilerden sıyrılıyordu. Ötekiler gibi sessiz, korkmuş ve ne yapacağını bilemez bir halde değildi.Karakterindeki tüm özellikleri baskın bir şekilde ortaya koymaktan çekinmeyen, korkmayan bir genç kız vardı Bayan Michellein karşısından. Dibe vurmuşluğunu gözlerinin arkasında çok iyi gizleyen bir genç kız vardı karşısında.Buraya getirilenlerin hepsi, kısa zaman önce hayatlarında dibe vurmuş insanlardı. Dünyadaki yaşamlarında mutlu olan cadıları, çevrelerinden koparıp almıyorlardı yanlarına. Ama dibe vurmuşlar, eğer on sekiz ila otuz yaş aralığındaysalar, buraya getiriliyorlardı.Lucrezianın dibe vurma sebebi kötüydü. Asla çocuk sahibi olamayacak olması.Kızın gözlerinin arkasındaki hüznü görmek istediyse de başaramadı Bayan Michelle. Büyük bir ustalıkla gizliyordu Lucrezia hüznünü, kederini. Bayan Michelle, eğer bir cadı olsaydı onun aurasındaki renkli harelerden neler okuyabileceğini merak etti.Özel olduğunu duymuştu Bayan Michelle. Özel ve buraya getirilenlerin en güçlüsü olduğunu. Eğer Francois Archard, bu kıza burada kötü davranıldığını öğrenirse onlar çok daha kötü şeyler yaşarlardı. O yüzden Katein yaptığı şeye o kadar sinirlenmiş, çalışma arkadaşını azarlayıp odasına göndermişti. Normalde böyle bir şey yapmazdı. Ama Katein kendini tutamamasına da izin verecek değildi.Aurasındaki enerjiyi merak etti. Söylendiği kadar güçlü olup olmadığını da. Ve onun niye özel olduğunu da.Sophie, dedi odaya yeni girmiş olan kadına sarılmayı bıraktığında. Sevecen ses tonuyla konuşuyordu her zamanki gibi. Hoş geldin. Uzun zamandır etrafta değildin. Seni özlemişim.Ben de seni, canım. Ben de seni.Bu sevgi gösterisinden sıkılmış olan Lucrezia, soğuk gözlerle bakıyordu karşısındaki iki kadına. Gündelik hayatta, bir marketten çıkarken karşılaşmış gibi doğal konuşuyorlardı. Bu saçmaydı. Hani burası cadıların şehriydi? Tekrar kendisine bir oyun oynandığına inandırdı kendini. Ama oyun olamayacak kadar gerçek gibiydi etrafı. Ya da bir rüya.Kabustu o zaman? Başka bir açıklaması yoktu? Gerçek değildi, öyle değil mi? Sesi istemsiz bir şekilde yükselmişti. Bayanlar. Tekrar söylüyorum. Bu şaka komik değil. eğer sevgi gösteriniz bittiyse, şimdi, beni evime gönderin.***Floempolise getirilmesinden bu yana bir hafta geçmişti. Ve öğrenmişti ki, bu şaka komik değildi. Çünkü bu bir şaka değildi. Gerçekten Floempolis denen bir yerdeydi. Etrafında küçükken sadece hikaye kitaplarında okuduğu şeyleri yapıyordu buradaki insanlar. Ve sanırım, kendisi de bir cadıydı.Aslında bu son düşündüğünden şüpheliydi. Buraya getirildikleri gün kendisiyle beraber neler olduğunu sorgulayıp, bunu kabullenemeyeceğini gösteren Oswald Lugosi bile, dokunmadan bir kaleme yazı yazdırabiliyordu.Ama Lucrezia
onda hala hiçbir yeteneğin belirtisi yoktu. Kendisine göre, onun yeteneği falan yoktu. O bir cadı da değildi. Asla çocuğu olmayacak olan basit bir kadındı.Çevresindekilere göre, yani onlara kitaplar getiren cadılar, onlarla sohbet etmeye çalışan cadılar, onlara yardım eden cadılar ve Bayan Michellee göre, büyü yaparken aklını vermediği için hiçbir doğaüstü duruma imzasını atamamıştı.İlk gün geldiğinde dalga geçtiği demode kıyafetlerden vardı şimdi üzerinde. Elbisenin bordo yakasını çekiştirdi eliyle. Terliyordu, elbisenin yakası açıktı ama içindeki korse yüzünden şimdiden terlemeye başlamıştı. Niye korse giydiklerini sorduklarında bunun mecburi olduğu cevabını almışlardı. Saçmaydı ona göre.Hadi tatlım, diyordu karşısındaki kadın. Geldikleri ilk gün Bayan Michellee sarılan kadındı. Adını hatırlamaya çalıştı Lucrezia. Sophie olmalıydı. Yapabilirsin.Sophienin kendisiyle sanki o bir geri zekalıymış gibi konuşması onu hem tüketiyor hem çileden çıkartıyordu. Bir saattir saçma bir kitabı kendine çağırmaya çalışıyordu. Neymiş, o kitap havalanıp onun eline gelecekmiş. Tabii. Daha fazla denemek istemiyorum demiştim.Sabrının son damlalarındaydı Sophie. Kızın aynı zamanda bu kadar güçlü olup, aynı zamanda bu kadar beceriksiz olması tuhaftı. Ya bu kız sanıldığı gibi güçlü falan değildi, ya da bilerek kendini beceriksiz gösteriyordu. Sabrı bitmemişken ısrar etmek istedi. Birkaç kere daha lütfen.Gözlerini devirdi Lucrezia. Ona verilen sıkıcı kitapları okumak bile şu anda ona daha cazip geliyordu. Verdiğiniz saçma kitapları okuyacağım, tamam mı? Şimdi beni rahat bırak. Sizin yüzünüzden bir haftadır kafamı dinleyemiyorum. Sakinleşmeye ihtiyacım var.Uygulayarak daha kolay öğrenirsin. Önceki cümlesini tekrarladı. Birkaç kere daha dene lütfen.Birkaç kere daha denedi Lucrezia. Bir tanesinde bile kitap yerinden kımıldamadı. Bir milim bile oynamadı yattığı masadan. Sophie onun yanından uzaklaşıp, iki masa ötedeki Elizabethin yanına gittiğinde, masasının önündeki sandalyeye çöküp başını ellerinin arasına almıştı bile.Hala buraya nasıl düştüğünü sorguluyordu kendi kendine. Geceleri başını yastığına koyduğunda yaptığı iş yorgunluktan uyuyakalmak değil, gözlerini tavana dikip düşünmek oluyordu. Bir hafta önceye kadar olduğu konumu ve şimdiki konumunu düşünüyordu saatler boyunca.Çok da mutlu bir hayatının olmadığının farkındaydı ama burada olduğundan daha mutlu olduğu kesindi. Annesiyle sürekli kavga ediyordu ama arada sırada onu aradığında birkaç dakikalığına konuşabileceği bir insan oluyordu. Ama burada konuşabileceği kimse yoktu. Konuştukları genelde haydi bilmem ne büyüsünü deneyelim tarzında cümleler kuruyorlardı.Sıkılmıştı Lucrezia. Koluna attığı çimdikler yüzünden mora çalan renklerdeki lekeler vardı kolunda. Bu morluklar biraz sızlıyordu ama çok da canını yakmıyorlardı. Düşünce karışıklığının yanında fiziksel acı neydi ki?Merhaba. Adam cevap alamayınca kıza adıyla hitap etmesi gerektiğini fark etti. Lucrezia?Başını kaldırdı yavaşça. Yüzündeki ifadeden olsa gerek, karşısındaki adamın ürperdiğini hissetti. Verilen selama karşılık vermesi gerektiğini bildiğinden konuştu. Yoksa burada konuşmak lüzumsuzdu ona göre. Merhaba Oswald.Oturabilir miyim?Tabii.Gülümsedi Oswald. Kendi masasının önündeki sandalyeyi çekti güzel kızın yanına. Kızın sıkıldığını gördüğü için gelmişti yanına. Biraz sohbet edip, durumunun nasıl olduğunu öğrenmekti niyeti. Az da olsa gürültü çıkartarak oturduğunda, Ee, dedi. Nasılsın?Bu soruya ne cevap verebileceğini düşündü Lucrezia. Soruyu yönelten adam, iyi olduğunu söylemesini bekliyordu muhtemelen. İyi olduğunu söyleyebilirdi elbette. Ama bu yalandan başka hiçbir şey olmazdı. İtalyadaki evinde internetten okuduğuna göre, insanların en çok söylediği yalan iyiyimdi.Derin bir nefes alarak ciğerlerini rahatlattı. Yanaklarındaki kan tümüyle çekilmişti ama şimdi az da olsa geri geliyordu sanki. Oswaldın ona delirmiş gibi baktığını görünce belli belirsiz gülümsedi. İyi değilim. Ya sen nasılsın?Adamın sesindeki tereddüdü silmesi imkansızdı. İyi sayılırım. Yüzündeki ifadeyi anlamak için daha da dikkatli baktı kızın yüzüne. Peki ya sen neden iyi değilsin?Sence? Cevap beklemediği bu sorudan sonra bezgin bir şekilde konuşmaya başladı. İyi olmak için bir sebebim mi var? Kendi dünyamdan alınarak buraya getirildim. Burada saçma laflarla karşılaştım. Bir cadıymışım. Şöyleymiş böyleymiş.Hepimiz öyleyiz-Buraya gelmeden iki ay önce sevgilim beni terk etti. Hem de neden? Çünkü en yakın arkadaşımla birlikteymiş. Aldatıldım yani. Ve beni, daha doğrusu bizi buraya getirdikleri gün, annem ve babamın evinde onların davetiyesini buldum. Eski sevgilim ve eski en yakın arkadaşımın yani. Anneme ne yüzle bize davetiye yolladıklarını söyleyip sitem ederken, annem istersem düğünlerine gelmeyebileceğimi söyledi. Annem her zaman onu benden daha çok severdi de. demek istedi Lucrezia. İçini dökmek istedi, ama yapamadı.Yapabildiği tek şey, Buraya getirildiğimde de mutsuzdum. Şimdi de mutsuzum, demek oldu.Lucrezianın konuyu uzatmak istemediğini anlayınca, onun isteğine uydu. İlk gün konuştuklarını konuyu açmak istedi. İsim konusunu. Neden sana Lucrezia ismini koymuşlar ki? Daha önce hiç duymamıştım.Eski zamanlarda yaşamış ünlü bir İtalyan kadının adı. Zorla da olsa gülümsedi. Duymaman çok tuhaf değil.Sen İtalyan mısın?Annem İtalyan. Babam Amerikan. Duraksadı Lucrezia. Adımı da annem koymuş zaten. Babam da bir ad koymuş ama o resmi değil. Ehliyette falan yazmıyor yani.Öteki ismin ne? diyen Oswald, kızı konuşturmanın mutluluğuyla oturduğu yere daha da yayılırken sakalını kaşıyordu.Lucrezia cevap vermeye hazırlanmışken odanın kapısı açıldı. Çoğu kapı gibi bu da gıcırdıyordu. Tanrı aşkına, buranın kapılarına büyü yapamıyorlar mıydı?İçeriye kahverengi kıvırcık saçlı, fazlasıyla uzun boylu ve kalıplı bir vücuda sahip olan bir adam girdi. Arkasından da neredeyse bir düzine insan.Sophie uğraştığı kızı bırakıp, hepsine ayağa kalkmalarını işaret etti. Lucrezia hariç herkes bu komutu yerine getirirken, boş gözleriyle etrafına bakınan kız geç de olsa ayağa kalkmıştı. Kıvırcık saçlı adam bakışlarını ona çevirdiğinde, yanaklarındaki kanın tamamı ile yerine geldiğini hissediyordu.Sophie, dedi uzun boylu adam. Lucrezianın tahminlerine göre boyu 1.85ten uzundu. Neler oluyor?Bi-bir şey o-olmuyor e-fendim.Başıyla Oswald ve Lucreziayı işaret etti adam. İkisi neden çalışmıyor?Sophie cevap vermek için ortaya atılırken, Çok basit, dedi Lucrezia. Canım istemiyor.Odaya yeni girmiş olan adamdan ters bir cevap bekledi. Ama adam bunu yapmak yerine, önce kafasını yere eğdi. Birkaç saniye yerdeki halıyla bakıştıktan sonra kıza çevirdi gözlerini. Yapmacık bir gülümseme yerleştirdi yüzüne, sinirlenmemeye çalışıyordu. Demek canın istemiyor.Evet. Boğazına oturan yumruya rağmen konuşmak için zorladı kendini. Canım istemiyor.Kızın mavi gözlerine baktı Francois. Canı istemediği için çalışmadığını öne süren bir cadı
Bu kız olsa olsa, bir hafta önce buraya getirilenlerden biri olan Lucrezia Howard olmalıydı. Kızı tanıdığını belli etmeden, sarı saçlarına dikti gözlerini. Burada senin canının ne istediği önemli değil. Güzel yüzüne baktığında afallamadan devam etmek, Francois için zor olmuştu. Benim canımın ne istediği önemli. Şimdi. Çalışmaya başla.Geldiği gibi ani bir şekilde kapıdan çıkıp gitti adam. Yanında getirdiği tüm insanlarla beraber.Ona yöneltilen bu emir cümlesine yanıt verememekten rahatsızlık duyuyordu Lucrezia. Huzursuz bir şekilde yerine oturup, ritmik bir şekilde dudağını dişlerken dürttü onu Oswald. Hey, Lucrezia, beni dinliyor musun?Ne? Hı? Pardon?Ben gidiyorum. Sophie seninle konuşacakmış da.Yine kendisinin cevap vermesine fırsat bırakılmadan, Sophie oturdu Oswaldın kalktığı sandalyeye. Az önce inatlaştığın adam Francois Archarddı.Öyle mi? diyen Lucrezia, umursamaz bakışlarıyla dışarıyı süzüyordu. Adını daha önce hiç duymadım. Tanımıyorum.Burayı, bu şehri yöneten adamdı o. Sophie daha da yaklaştı. Bizim liderimiz.Çok umurumdaydı.Lucrezia, dedi sinirli bir sesle. Francois Archard ile bir daha asla inatlaşma, laf kavgası yapma. Yoksa sonuçlarını ağır ödersin.***Ne demek hiçbir şey yapamıyor? dedi Francois. Viskisinden bir yudum daha aldı. Karşısında korkudan titreyecek hale gelmiş olan Sophienin söyledikleri memnun etmemişti onu. Size söyledim. Buraya getirilen en güçlü cadı o. Ona özel ilgi gösterin dedim. Ve sen, gelmiş o kızın hiçbir şey yapamadığını mı söylüyorsun?Kafasını yerden kaldıramayan kadın kekeliyordu. E-efendim-Eminim sen de onun aurasındaki enerjiyi anlayabiliyorsundur.E-evet e-efendim-O zaman yalan söylemeyi bırak Sophie. Beni de sana kötülük etmeye zorlama. Şimdi. Düzgünce bilgi ver.Yanakları kıpkırmızı olan kadın hızlıca nefes aldı. Buraya getirildiklerinden beri hepsine aynı şeyleri öğreterek başladık efendim. Bazıları çabuk ilerleme kaydetti. Bazıları daha sadece iki üç şeyi biliyor. Ama Lucrezia Howard, şu anda hiçbir yeteneğini kullanamıyor.Elindeki bardağı gürültüyle kahverengi çalışma masasının üzerine bırakan Francois, ayaklarının altındaki halıya baktı kısa bir süreliğine. Sinirlerine hakim olmak için başka şeylere odaklanmaya çalışıyordu adam.En güçlüsüydü Lucrezia. Aurasındaki enerji dünyadan bile fazlasıyla hissedilebiliyordu. Aynı zamanda onun özel olduğunu da biliyordu Francois. Ve şimdi, onun hiçbir yeteneğinin olmadığı söyleniyordu adama.Düşündükten sonra, nihayet kararını verebildiğin de dışarı verdi soluğunu.Onu yarın bana getir. Karşısındaki kadının şaşkın bakışlarına karşılık olarak kendisi oldukça kararlı bakıyordu. Onunla ben ilgileneceğim.Keyifli okumalar^^



