HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Başlangıçta yeryüzü bugünkünden çok fark*lıydı. 4,5 milyar yıl önce Dünyamız uzay boş*
luğunda bir kaya ve toz bulutu halinde döner*ken neler olup bittiğini tam bilemiyoruz, ama büyük olasılıkla yeryüzünde yaşam şöyle baş*ladı:
Binlerce yıl korkunç fırtınalar patladı, yağ*murlar yağdı, sürekli şimşekler çaktı ve ya*nardağlardan çıkan zehirli gazlar atmosferde yoğunlaştı. Bu koşullar altında Dünya'da her*hangi bir canlının yaşaması olanaksızdı.
Zamanla Dünya'nın yüzeyi soğuyup katıla*şınca, biriken yağmur suları yeryüzündeki çu*kurlarda toplanarak ilk denizleri oluşturdu. Havanın ve kayaların bileşiminde bulunan ya da çakan şimşeklerle havadaki gazların etkile*şiminden doğan çeşitli kimyasal maddeler de*nizlere karıştı. Ama o zamanlar Dünya'nın at*mosferi bugünkü gibi oksijen ve azottan de*ğil, metan, amonyak, karbon dioksit gibi ze*hirli gazlardan oluşuyordu.
Zaman geçtikçe denizlerdeki kimyasal maddeler giderek yoğunlaştı ve "ilk çorba" denen bir pelteye dönüştü. Bu karışım ılık su*da çalkalandıkça peltedeki bazı kimyasal maddeler, büyük olasılıkla da şimşek enerjisi*nin etkisiyle havadaki gazların tepkimesinden doğan aminoasitler ile nükleik asitler bir rast*lantı sonucunda bir araya geldi. Bu maddeler, yaşamın ve canlı hücrenin temel molekülleri olan proteinler ile DNA'nın (deoksiribonükleik asit) yapıtaşlarıdır.
Yaşamın özü olan bu maddelerin karşılaş*ması yalnızca şansa kalmış bir rastlantıydı. Belki de o ana kadar milyonlarca yıl boyunca, bu başlangıcın anahtarı olmayan sayısız mad*de birbiriyle karşılaşmıştı. Ama sonunda öyle bir an geldi ki, bir nükleik asit zinciri aynı yapıdaki başka bir zincire eklendi ve ikisinin birleşmesinden çok daha kararlı bir yapı doğ*du. Aminoasitler de bu zincirlerin çevresini kuşatarak, nükleik asitleri sıvıdaki öbür kim*yasal maddelerin etkisinden korudu. En so*nunda iki zincir birbirinden ayrıldığında, her zincir çevrede yüzen başka bir nükleik aside eklenerek yeni bir zincir oluşturdu. Böylece bir nükleik asit çiftinden iki yeni çift ortaya çıktı; sonra bu yeni çiftler de ayrıldığında her birinden ikişer çift oluştu. Aminoasitler her seferinde yeni çiftlerin çevresini sardı ve yal*nızca yeni nükleik asitlere geçit verip öbür kim*yasal maddeleri uzaklaştırdı. Bu arada fos-folipit denen kimyasal maddeler suda kabar*cıklar halinde yüzerken, gene bir rastlantı so*nucunda, nükleik asitler ile aminoasitlerin çevresini bir "zar" gibi kapladı. Böylece ilk "canlı" doğmuş ve üremeye başlamıştı.
Bu oluşum sürüp giderken yer yer bazı de*ğişiklikler oluyordu. Bazen fazla gelen amino*asitler üst üste biniyor, bazen de zincire deği*şik bir nükleik asit katılıyordu. Sonunda ya*şam farklılaşmaya başlamıştı. Binlerce, 10 binlerce yıl sonra bu ilk okyanusların ılık sula*rında ilk canlılar türedi, üreyerek çoğaldı ve evrim geçirerek yeni canlılara dönüştü.
luğunda bir kaya ve toz bulutu halinde döner*ken neler olup bittiğini tam bilemiyoruz, ama büyük olasılıkla yeryüzünde yaşam şöyle baş*ladı:
Binlerce yıl korkunç fırtınalar patladı, yağ*murlar yağdı, sürekli şimşekler çaktı ve ya*nardağlardan çıkan zehirli gazlar atmosferde yoğunlaştı. Bu koşullar altında Dünya'da her*hangi bir canlının yaşaması olanaksızdı.
Zamanla Dünya'nın yüzeyi soğuyup katıla*şınca, biriken yağmur suları yeryüzündeki çu*kurlarda toplanarak ilk denizleri oluşturdu. Havanın ve kayaların bileşiminde bulunan ya da çakan şimşeklerle havadaki gazların etkile*şiminden doğan çeşitli kimyasal maddeler de*nizlere karıştı. Ama o zamanlar Dünya'nın at*mosferi bugünkü gibi oksijen ve azottan de*ğil, metan, amonyak, karbon dioksit gibi ze*hirli gazlardan oluşuyordu.
Zaman geçtikçe denizlerdeki kimyasal maddeler giderek yoğunlaştı ve "ilk çorba" denen bir pelteye dönüştü. Bu karışım ılık su*da çalkalandıkça peltedeki bazı kimyasal maddeler, büyük olasılıkla da şimşek enerjisi*nin etkisiyle havadaki gazların tepkimesinden doğan aminoasitler ile nükleik asitler bir rast*lantı sonucunda bir araya geldi. Bu maddeler, yaşamın ve canlı hücrenin temel molekülleri olan proteinler ile DNA'nın (deoksiribonükleik asit) yapıtaşlarıdır.
Yaşamın özü olan bu maddelerin karşılaş*ması yalnızca şansa kalmış bir rastlantıydı. Belki de o ana kadar milyonlarca yıl boyunca, bu başlangıcın anahtarı olmayan sayısız mad*de birbiriyle karşılaşmıştı. Ama sonunda öyle bir an geldi ki, bir nükleik asit zinciri aynı yapıdaki başka bir zincire eklendi ve ikisinin birleşmesinden çok daha kararlı bir yapı doğ*du. Aminoasitler de bu zincirlerin çevresini kuşatarak, nükleik asitleri sıvıdaki öbür kim*yasal maddelerin etkisinden korudu. En so*nunda iki zincir birbirinden ayrıldığında, her zincir çevrede yüzen başka bir nükleik aside eklenerek yeni bir zincir oluşturdu. Böylece bir nükleik asit çiftinden iki yeni çift ortaya çıktı; sonra bu yeni çiftler de ayrıldığında her birinden ikişer çift oluştu. Aminoasitler her seferinde yeni çiftlerin çevresini sardı ve yal*nızca yeni nükleik asitlere geçit verip öbür kim*yasal maddeleri uzaklaştırdı. Bu arada fos-folipit denen kimyasal maddeler suda kabar*cıklar halinde yüzerken, gene bir rastlantı so*nucunda, nükleik asitler ile aminoasitlerin çevresini bir "zar" gibi kapladı. Böylece ilk "canlı" doğmuş ve üremeye başlamıştı.
Bu oluşum sürüp giderken yer yer bazı de*ğişiklikler oluyordu. Bazen fazla gelen amino*asitler üst üste biniyor, bazen de zincire deği*şik bir nükleik asit katılıyordu. Sonunda ya*şam farklılaşmaya başlamıştı. Binlerce, 10 binlerce yıl sonra bu ilk okyanusların ılık sula*rında ilk canlılar türedi, üreyerek çoğaldı ve evrim geçirerek yeni canlılara dönüştü.
