Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Kemah kelimesinin kökeni
Kemah kelimesinin kökeni, Göktürk Devleti'nin bir üyesi olan ve içlerinden Kıpçak Türklerini çıkaran Kimak Türkleridir. Bu konuda 2 rivayet vardır. Birincisi 1118 yılında Ahıska, Erzurum civarına yerleşip 1267 - 1578 yılları arasında Atabek Devleti'ni kurup yaşatan Kıpçaklara bu adın verilmiş olması, ikincisi Cengiz Han'ın önünden kaçarak Anadolu'ya gelen Celaleddin Harzemşah ile yöreye yerleşen Kıpçak Türklerinin bu ismi ilçeye vermiş olması.Ayrıca; Hıdır Abdal Musa türbesi bu ilçede bulunmaktadır. Bu durum da ikinci rivayeti güçlendirmektedir. Ayrıca Sultan Melik Şah türbesi'de bu ilçede bulunmaktadır. Dört bir yanı kale ile çevrilmiş olan ilçe şehir merkezine 50 km uzaklıktadır. İlçe merkezi ile bağlantı karayolu ve demiryolu ile sağlanmaktadır. İstanbul - Kars arası demiryolu ilçe merkezimizden geçmektedir. Fırat Nehri'nin bir kolu olan Karasu Nehri ilçe merkezinden geçmekte olup her türlü su sporunun yapılmasına olanak sağlamaktadır. Son yıllarda kale içinde yapılan restorasyon çalışmaları ile yüzyıllardır varlığını sürdüren Kemah Kalesi'de turistlerin dolaşımına açılmıştır. Kemah Soğuk Suları ise her haziran ayının sonuna doğru doğup yaz bitimin de kaybolan yeraltı suyudur. Tahminlere göre Munzur Dağları'nda karların erimesi sonucu oluşan kar suyunun yıllardır aynı yolu izleyerek yerüstüne çıktığıdır.
Tarihçe
Kemahın Tarih öncesi çağları hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak,Erzurum çevresi gibi komşu yörelerde yapılan bazı araştırmalar, bölge tarihinin umumi manada, insanlık tarihinin en eski devirlerine, yani Paleolitik Çağa (Yontma Taş Devri) kadar götürmektedir.
Müteakib devirlerde ise Kemah bölgesinin ön tarihi hakkında bilgilerimiz ilmi boyutlar kazanmaya başlar: Son Kalkolitik ve İlk Tunç Çağ devrelerinde Doğu ve Güney-doğu Anadoluda -Karaz türü çanak-çömlekleri adı ile tanımlanan- yaygın ve homojen, kendine has eserleriyle bir kültür gurubu ortaya çıkar. Karaz-Kültürü adının yanı sıra, buluntu yerlerine göre çeşitli isimler altında tarif edilen bu kültür, gerçekte çok mühim bir tarihi hadiseyi ve gelişmeyi yansıtmaktadır. Adı geçen arkeolojik materyal Hurrilere ait olup, dil yapısı bakımından Ural-Altay dil ailesi ile yakınlık gösteren bu kavmin çeşitli kollar halinde Trans-Kafkasya, Kura-Aras yöresinden Doğu Anadolu ve komşu bölgeler üzerine yaptıkları göç ve yayılmaları belgelemektedir.
Araştırmacılar Kemahın yer aldığı Erzincan yöresini de, bu kültürün gelişim bölgesi içinde zikrederler.Tarihi Çağlar da, Kemah ve çevresi hakkındaki aydınlatıcı bilgileri, Hittit ve Assur çivi yazılı kaynaklarından edinmekteyiz: M.Ö.III. bindeki Hurri kabilelerinin ve Urartular gibi akraba boyların göçlerini müteakib, M.Ö.II. binde Doğu Anadoluda birtakım küçük feodal beyliklerin teşekkül ettiği görülür. Bunlardan birisi de Kemah yöresindeki beyliktir.
Hittit kaynaklarında, Erzurum ve Erzincan arasındaki bölge Hayaşa/Hajaşa olarak geçmektedir. Hititlerin amansız düşmanı olan Hayaşa beyliğinin Kral I. Şuppiluliuma (M.Ö 1375-1345) devrinde bir çok çetin mücadelelerden sonra Hitit devletine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklara göre, bir ara durmuş olan Hitit-Hayaşa çekişmesi,Şuppiluliumanın ölümünden sonra tekrar alevlenmiştir. Bunun üzerine oğlu II. Murşillis, Hitit devletine karşı ayaklanan Hayaşalılarla Kemah yakınlarında savaşmak zorunda kalmıştır. Anlaşıldığına göre Hititlerle mücadeleye devam eden Hayaşalılar, yeniden bağımsızlıklarını elde etmişlerdir.
M.Ö. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Assur devletinin Ön Asyada gittikçe kuvvetlenmesi üzerine Doğu Anadolunun siyasi durumunda büyük değişikliler görülür: Doğu Anadolu ile Assur arasında bir tampon devlet niteliğinde olan Hurri-Mitanni (Hanigalbat) devletinin zayıflayarak tarih sahnesinden çekilmesini fırsat bilen Assur, Doğu Anadoluya amansız akınlar düzenlemeye başlamıştır. Bunun üzerine yukarıda zikrettiğimiz Hurri kökenli ve akraba Urartu kabilelerinin meydana getirdikleri Feodal beylikler, Assura karşı birleşirler. Böylece Doğu Anadoluda, merkezi Van Gölü olmak üzere gelecekteki Urartu devletinin temelini oluşturan Uruatri ve Nairi konfederasyonları, yeni bir politik güç olarak ortaya çıkar.
Hitit kaynaklarında Hayaşa adı altında tarif edilen Kemah bölgesi, Assur kaynaklarında zaman zaman Nairi konfederasyonunun hakim olduğu topraklar dahilinde zikredilmektedir. Bu feodal beylik, konfederasyonunun bir üyesidir.
M.Ö. IX. yüzyılın ikinci yarısında, Doğu Anadoluya yapılan Assur seferleri gittikçe yoğunlaşır. Bunun üzerine, Uriatri ve Nairi konfederasyonları, birleşerek Urartu devletini kurarlar. Bu sırada, Assur kralı III.Salmanassarın (M.Ö.848-824) Fıratın kaynaklarına kadar ulaşan seferleri sırasında Suhme bölgesini de fethederek yağmaladığı görülür. Urartu kralı II. Argişti (M.Ö. 714-685) devrinde, Kemah ve Erzincan yörelerinin Urartu devletine ilhak edilerek batı sınırında güçlü bir eyalet merkezi haline getirildiği anlaşılmaktadır.
Medleri takiben Perslerin Doğu Anadoluya hakim olmaları ile- Kemah-Erzincan yöresi dahil-Doğu Anadolunun büyük bir kısmı, Pers Kralı I. Dareirosun yeniden organizasyonu sonucunda-o çağlardaki adı ile-Armina/Arminyia Satraplığına,yani XIII. Satraplık bölgesine dahil edilmiştir.
Bilahere Roma İmparatorluğunun hakimiyeti altına giren bu bölge, Roma, Part krallığı ve yerli krallık arasındaki mücadelelerde,bir kilit noktası teşkil etmiştir. Bölgede, Roma hakimiyetinin zayıflaması üzerine birçok yeni prenslikler kurulmuştur. Birbirleriyle sürekli mücadele halinde olan bu prenslikler zaman zaman Doğu Romanın veya İranın nüfuzu altına girmiştir.
Kemah, eski çağlarda Ani ismiyle de bilinmektedir. I.Theodosios (379-395) devrinde Kemahın bulunduğu bölgenin adı Daranalis olarak geçer. Yine onun zamanında şehire Theodosiopolis adı verilmiştir. Şehir daha sonraki devirde Anastasios tarafından yeniden kurulmuştur.
İslamiyetin zuhurundan kısa bir müddet sonra, bu bölge Arapların akınlarına maruz kaldı. Araplar, burasını evvela H. 59 (M.678/679)da, sonra 710 senesinde, daha sonra H.105 (M.723/724)de Mervan bin Muhammed kumandasında ve tekrar Mesleme bin Abdülmelik idaresinde zaptetmişlerdir. H.133 (M.750/751)de Bizans İmparatoru Konstantin tarafından kuşatılması üzerine, Abbasi halifesi Ebu Cafer el-Mensur, şehri Bizanslılara karşı tahkim etti. Bununla beraber 754/755de Kemah, tekrar Bizanslıların hakimiyeti altına girdi. Bundan sonra burası, halifeler ile Bizanslılar arasında birkaç defa daha elden ele geçti. Sonraki asırlarda Bizanslılara tabi kaldı.
Arap tarihçisi Belazuri H.149-150(M.766) yılında yapılan bir Kemah muhasarasını şöyle anlatır :El-Mansur, H.149 da Bağdatdan hareket edip,Hadisetül-Mavsıl (Musul) a geldi. İlk önce Hasan Bin Kahtebeyi,onun arkasından da Muhammed bin Eşası kutsal savaşta (Bizansa karşı cihad)
bulunmak üzere gönderdi. İki komutanın emrindeki kuvvetlere Abbas bin Muhammedi emir yaptı. Abbasa onlarla beraber Kemh (Kemah) üzerine yürümeyi emretti.
Muhammed bin Eşas, Amid (Diyarbekir) de öldü. Hasan ile Abbas ilerlediler. Malatyaya vardılar.Oradan yiyecek maddeleri yüklettiler. Oradan kalkıp,Kemah çevresine geldiler. Abbas, mancılılklar kurmayı emretti. Fakat kaledekiler mancılıklardan atılan taşlardan korunmak üzere, kalelerinin (duvarları) üstüne dikenli ardıç ağaçları yerleştirdiler, Müslümanları taşladılar. Bu taşların tesiriyle 200 müslüman şehid oldu. Müslümanlar Debbabeler (?) yaparak şiddetli bir surette savaştıktan sonra kaleyi fethettiler. Abbas bin Muhammed bin Ali ile birlikte Matar Varrak da, bu kutsal savaşlara katıldı.
Kemahın Türklerin hakimiyeti altına geçmesi Malazgirt zaferinden (1071) kısa bir müddet sonra oldu. Alp Arslan, Malazgirt zaferini müteakib kumandanlarından Emir Saltuka Erzurum ve havalisini; Emir Artuk Beye Mardin, Amid, Malatya ve civarını; Emir Danişmende Kayseri, Sivas, Tokat, Niksar ve Amasyayı; Emir Çavudura Maraş, Saros ve mülhakatını; Emir Mengüceke ise Erzincan, Kemah, Şarki-Karahisar ve havalisini ıkta ederek bu memleketlerin fethedilmesini emretmiştir. Bunun üzerine Kemah, Erzincan ve mülhakatını zabteden Emir Ahmed Mengücek Gazi, Mengücek Beyliğini kurarak, müstahkem bir kaleye sahip bulunması dolayısıyla, Kemahı merkez yaptı.
Mengücek Gazinin ölümünden sonra yerine oğlu İshak geçti. İshak, Danişmend Ahmed Gazinin kızı ile evli idi. Artuklu emiri Belek Gazinin ülkesine saldırması üzerine ona karşı koyamıyacağını anlayan İshak, Trabzon dukası Konstantin Gabrasın yanına giderek ondan yardım istedi (1119). Gabras, İshakın teklifini kabul etti ve her ikisi de, askerleri ile Belekin karşısıma çıktılar. Belek de bunlara karşı Danişmend Gazi ile ittifak yapmıştı. Her iki taraf Erzincana bağlı Şiran kalesi yakınlarında karşılaştılar. Burada yapılan savaşta Gabras ve Mengücek-oğlu ağır bir hezimete uğrayarak esir düşmüşlerdir (H.514/M.1120). Gabras,fidye mukabilinde kurtulmuş, İshak ise Danişmend Gazinin damadı olduğundan serbest bırakılmıştır.
İshakın ölümünden (1142) sonra Mengücek ülkesi, oğulları arasında paylaştırıldı. Kemah, Melik Mahmuda; Erzincan, Davud Şaha; Divriği ise Süleyman Şaha düştü. Mengücek devletinin Kemah kolunun, Melik Mahmudun ölümünden sonra çökmesi üzerine Kemah, Erzincan beyliği idaresine geçti. Davud Şahın 1151de öldürülmesini müteakib, Kemah ve Erzincan, Divriği hükümdarı Süleyman Şaha tabi kılınmışsa da, çok geçmeden, Davud Şahın oğlu Fahreddin Behram Şah (1165-1125), babasının beyliğine sahip çıkmıştır (1165).
Çok iyi bir hükümdar olan Fahreddin Behram Şah zamanında bilhassa Erzincan, mühim bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Burada, babası ve kendi adına basılmış paralar mevcut olduğu gibi, yine kendi ismini taşıyan bir medrese de bulunmaktadır.
Yağı-basanın ölümü (1164) üzerine II.Kılıç Arslan, Danişmend Beyliğini, ülkesine katarak Mengüceklileri de kendisine tabi kılmıştır. Bu suretle Mengücek oğulları Selçukluların himayesi altında uzun müddet emniyet içinde yaşadılar. Nihayet Harizmşah Celaleddin Mengübirti ve Moğol istilaları dolayısiyle Doğu Anadolu hudutlarını emniyet altına almak isteyen Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad (1220-2237), Erzincan ve Kemahı ülkesine ilhak ederek Mengücek devletine son verdi (1228).
Kösedağ savaşını (1243) müteakib Moğolların Anadoluyu istilasından sonra, yapılan anlaşma gereğince Erzurum ve Bayburd havalisi ile birlikte Kemah ve Erzincanda uzun bir müddet Selçukluların elinde kalmıştır. Nitekim H. 695 (M. 1295-96) yılında Erzincanda II. Gıyaseddin Mesüd adına basılmış paraların mevcudiyeti bu hususu teyid etmektedir.
Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Hanın ölümünden (1335) sonra Kemah ve Erzincan havalisinin, Sivas, Ankara, Kayseri ve Şarki- Karahisara hakim olarakl bir devlet kurmaya muvaffak olan Eretna oğullarının idaresine geçtiği, gerek Alaaddin Eretna (öl. 1352) gerekse oğlu Gıyaseddin Mehmed (1352-1365) namına basılan paralarla sabittir. Eretna oğullarının zaafından istifade ederek harekete geçen Erzincan emirlerinin de zaman zaman Kemahı hakimiyetleri altına aldıkları görülmektedir. Nitekim Erzincan emiri Ahi Ayna Beyin ölümünü (1361) müteakib Şarki-Karahisardan gelerek Erzincanı alan Emirzade Pir Hüseyin Beyin Bayburda kadar uzanarak burasını fethettiği bilindiğine göre, bu arada Kemahı da almış olması kuvvetle muhtemeldir. Pir Hüseyin 1379 yılında ölünce, Erzincan emirliği Eretna oğullarından Mutahharten (Taharten)in eline geçti. Mutahharten, emir olur olmaz Erzurum, Çemişkezek, İspir, Bayburd, Tercan, Kemah ve Şebinkarahisar (Şarki-Karahisar) şehirlerini idaresi altına aldı.
Kemah ve havalisi, bir müddet, Erzincan emiri Mutahharten ile son Eretna hükümdarı II.Mehmed Beyi bertaraf ederek Sivasta hükümdarlığını ilan eden (1381) Kadı Burhaneddin Ahmed (öl. 1398) arasındaki mücadelelere sahne olmuştur. Kadı Burhaneddin, Erzincan emiri Mutahharten üzerine yürüdüğü sırada (1394) Kemah valisi, kendisini karşılayarak itiatini bildirdi. Kadı, Erzincan topraklarında büyük tahribat yaptıktan sonra geri Sivasa döndü. Çok geçmeden Mutahhartenin tekrar Kemaha karşı harekete hazırlandığını haber alan Kadı Burhaneddin, ikinci kez Erzincana yürüdü. Bu esnada Kemah, Akkoyunlu Kara Yülük Osman Beyin katl ve yağma hareketleriyle neticelenen hücumuna maruz kaldı. Kadı Pulu savaşında (1395) Mutahharten yenilince, Kemah tekrar Erzincan emirinin eline geçti.
Kadı Burhaneddinin Kara Yülük Osman Bey tarafından öldürülmesinden sonra (1398) Sivası Osmanlı ülkesine katan Yıldırım Bayezid,Timur hakimiyetini kabul etmiş bulunan Erzincan emiri Mutahhartenin kendisine tabi olmasını istedi. Fakat Erzincan emiri, bunu kabul etmeyerek keyfiyeti Timura bildirdi.Bu sıralarda Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusufla Sultan Ahmed Celayirin Osmanlılara ilticalarından dolayı,Timur ile Bayezidin arası açılmıştı. Timur, Erzincan emirinin bu müracaatı üzerine Sivasa yürüdü. Ordusuna Kara Yülük ile Mutahharten rehberlik ediyorlardı. Sivası yakıp yıktıktan sonra memleketine döndü (1400). Buna çok müteessir olan Bayezid, bizzat doğu hududuna gelerek Erzincan ile Kemahı Mutahhartenin elinden almış ve kendisinin hakimiyetini tanıması şartıyla Erzincanı tekrar ona vermiş ise de, Kemah kalesini iade etmiyerek buraya muhafız koymuş; Mutahhartenin ailesini de rehine alarak Bursaya göndermiştir. Fakat Timur, Yıldırım Bayezide karşı harekete geçince Kemahı zaptederek yine eski sahibi Mutahhartene verdi.
Kemah ve Erzincan civarı, bundan sonra, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanın 1467de Karakoyunlu devletini ortadan kaldırarak buraları hakimiyeti altına almasına kadar geçen devrede, birbirlerine rakib bu iki Türkmen topluluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. Bunların birbirleriyle olan amansız mücadeleleri yüzünden başta Erzurum, Erzincan, Tercan ve Bayburd olmak üzere Doğu Anadolunun birçok şehir, köy ve kasabaları, büyük ölçüde tahribata uğramıştır. Bu bölgeler ancak Uzun Hasan (1453-1478) zamanında istikrar ve huzura kavuşabilmiştir. Fakat Uzun Hasanın ölümünden sonra Akkoyunlu devleti, uzun süren taht kavgaları yüzünden acze düşmüştür. İşte bu kargaşalıkların devam ettiği bir sırada birçok Türkmen boy ve uluslarını etrafına toplayarak Safevi devletini kuran Şah İsmail, 1500de Azerbaycan, 1507de Diyarbekir, nihayet 1508de Bağdadı alıp Akkoyunlu Türkmen devletine son verdi. Bu arada bütün Akkoyunlu şehir ve kaleleri gibi çok müstahkem olduğu bilinen Kemah kalesi 1503ten itibaren Safevilerin emrine girdi. Öyle anlaşılıyor ki, bu tarihten itibaren kale ve civarında bulunan Akkoyunlu Türkmenleri şuraya buraya veya Osmanlı ülkesine sığınmış, yerlerine Safevi taraftarı Türkmenler yerleştirilmiştir.
Coğrafya
Kemah, Doğu Anadoluda Kara-Su (Fırun olt) Vadisinin sol kıyısında, Munzur dağlarından inen Tanasur Deresi ağzında ve kadim kalenin koltuğunda,deniz seviyesinden 1038 metre yükseklikte kurulmuş şirin bir belde olup, Erzincan vilayetine bağlı bir kazanın merkezidir.
Eskiden şehir,esas itibariyle kaledibine doğru kurulmuş,çarşı ve dükkânlar oradaymış.Yerleşim ise,ağırlıklı olarak,Cennet Yamacı emsal,bağ ve bahçeler arasından akan Tanasur Deresinin açtığı derin vadinin eteklerine yapılan evlerdeymiş.Vaktinde en kalabalık mahalleler buradaymış ve her sabah kırk hayvanla esnaf dükkân açmaya gelirmiş çarşıya.Şimdi hala ilçenin 10 mahallesinden, 5i bu vadide. Bunlar,Mektepönü ve Pörhenkbaşı mahalleri kısmen olmak üzere,Aşağıgedik,Derebaşı (Yukarı Mahalle) ve Ortagedik mahalleleridir.
Kemahın diğer mahalleleri ise,Beklimçay,Çarşı,Cirgişin,Göğüsbağı ve Karşıbağ mahalleleridir.Şimdi en kalabalık olanı Çarşı mahallesidir.Esas yerleşim,dükkânlar ve resmi binalar burada olup,merkez hükmündedir. Merkez köylerinden nüfus olarak en yoğun köy Mermerli'dir.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 20