Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Yumuşama dönemı

  • Konuyu başlatan Shegys
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 3K

Shegys

Level 20
TM Üye
Katılım
7 Ağu 2012
Konular
7,451
Mesajlar
16,354
Reaksiyon Skoru
627
Altın Konu
0
Başarım Puanı
385
TM Yaşı
13 Yıl 8 Ay 18 Gün
MmoLira
-82
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

A) Yumuşama Dönemi Anlamı, Kökeni ve Ortaya Çıkışı
● Yumuşama, soğuk savaş döneminde Doğu- Batı ilişkilerinde çatışma ve gerginliğin azaldığı tarihsel
bir dönemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.
● 1962 Küba Bunalımı’ndan sonra ABD ile SSCB’nin nükleer bir savaşın eşiğinden dönmesi iki devleti birbirlerine
karşı gerginliği azaltıcı ve daha yumuşak bir siyaset izlemeye yöneltmiştir.
● Yumuşama son olarak, “görüşmeler çağı” denilen günümüzün temel özelliği ve çağdaş gelişmelerin doğal bir sonucu olarak da değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, “globalleşen bir dünyada uluslararası sistemin parçalarını oluşturan birimlerin, yeryüzünün neresinde olursa olsun çıkabilecek çatışmalar ve uzun süren anlaşmazlıkların küresel bir savaşa yol açabileceğinin bilincinde olarak daha tedbirli ve belli kurallara uygun hareket etmeleri” biçiminde tanımlanmaktadır.
● Yumuşama terimi ilk olarak Soğuk Savaş döneminde kullanılmıştır ve bloklar arasında karşılıklı “söz düellosu” vasıtasıyla savaş tehlikesinin azalmasını ve komünist ile komünist olmayan devletlerarasında siyasal, ekonomik, kültürel ve teknolojik anlaşmaların sayılarındaki artışı ifade etmek için kullanılmıştır.
a) Yumuşama’nın Etkileri
● Yumuşama Dönemiyle beraber Doğu ve Batı Avrupa devletleri arasında AGİK Görüşmeleri başlamış ve ilişkiler
güçlenmiştir.
● ABD, SSCB’ye karşı denge unsuru sağlamak amacıyla Çin’le ilişkilerini güçlendirmiştir.
● ABD ile SSCB arasında nükleer savaş tehlikesini azaltmak amacıyla SALT ( Nükleer Silahları Sınırlandırma Görüşmeleri) Görüşmeleri başlamıştır.
● Doğu ve Batı blokları dışında “ Üçünçü Dünya Ülkeleri” denilen ülkelerin katılımıyla “ Bağlantısızlar Hareketi” ortaya çıkmıştır.

b) ABD’nin Pekin Ziyareti
● Çin’in dış politikası hem SSCB hem de “ABD emperyalizmine” karşı çıkmak ve Üçüncü Dünya ülkeleri ile işbirliği yapmak çizgisini izliyordu.
● Aynı zamanda Çin, güneyinde ABD, kuzey ve kuzeybatısında ise SSCB’nin tehdidi altındaydı. SSCB’nin artan tehditlerine karşı ABD, güvenlik strateji dengesini kurmak için, Sovyet Rusya’ya karşı Çin’i kullanmak istemiştir.
● 1971′de Başkan Nixon’un ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger’in Çin’e yaptığı tarihi ziyaret, iki ülke
ilişkilerinin normalleşmesinin ilk adımını oluşturdu. Başkan Nixon’un 21-28 Şubat 1972′de yaptığı ziyaret ise iki ülkenin diplomatik ilişkileri olmadığı bir ortamda gerçekleşti.

c) Stratejik Silahları Sınırlandırma Anlaşmaları ( SALT Görüşmeleri) (1963-1979)
● Küba Bunalımı’nda ortaya çıkan nükleer problemin tehlikesinin anlaşılması üzerine, bir daha böyle bir problemle karşılaşmamak için ABD ve Rusya Stratejik Silahlan Sınırlandırma Görüşmeleri 17 Kasım 1969'da Helsinki'de. ( SALT-I) 26 Mayıs 1972 tarihli Moskova Anlaşması'nın yapılmasından altı ay sonra, 21 Kasım 1972'de Cenevre'de (SALT-II) olmak üzere iki ayrı görüşme yapılmış ve antlaşmalar imzalanmıştır.
● Daha sonra 1972 yılında Helsinki’de 35 devletin katılımıyla gerçekleşen Zirve Konferansı’nda aynı konuda görüşmeler yapılmış ve liderler; 1 Ağustos 1975 günü, uluslararası ilişkilerde temel barış ve işbirliğini kapsayan "Sonuç Belgesi"ni imzalamışlardır. Helsinki Konferansı'na katılan 35 devletin Dışişleri Bakanları, bu sonuç belgesi kararlarının sürekliliğini sağlamak amacıyla 6-9 Eylül 1983 tarihleri arasında Madrid'de toplandılar. Bakanlar, hazırlanan "Sonuç Belgesi" üzerinde
görüşmeler yaptılar ve belgeyi imzaladılar.

d) Helsinki Nihai Senedi (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı) ( 1975)
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, 15 Ocak 1973 tarihinde Helsinki'de çalışmalarına başlamıştır. 1 Ağustos 1975'de Helsinki Nihai Senedi'nin (Sonuç Belgesi olarak da anılmaktadır) 33 Avrupa ülkesi (Arnavutluk hariç tüm Avrupa ülkeleri) ile ABD ve Kanada tarafından Devlet veya Hükümet Başkanları düzeyinde imzalanmasıyla hayata geçmiştir.
● Helsinki Nihai Senedi, II. Dünya Savaşı sonunda Avrupa'da oluşan sınırların ihlal edilmezliğini, dolayısıyla meşruluğunu tanımış, Batı Almanya'nın ısrarıyla, sınırların barışçı yoldan korunması ilke itibariyle kabul edilmiştir.

B) YUMUŞAMA DÖNEMİ ÇATIŞMALARI

a)U-2 Hadisesi:
1960 yılının Mayıs ayında Sovyet toprakları üzerinde bir Amerikan Lockheed U-2 casus uçağının düşürülmesi üzerine çıkan ve Sovyet-Amerikan ilişkilerinde önemli bir bunalıma yol açarak Soğuk Savaşı şiddetlendiren olaya denir
U2 uçağının düşürülmesiyle Washington ile Moskova arasında gerginliğin artmasından kısa bir süre sonra, 1962'de
Küba bunalımı, bu iki "Süper Devleti" bu defa bir savaşın eşiğine kadar getirdi.

b) Küba Bunalımı ve Bloklar arası İlişkilere Etkisi(1962)
● Fidel Castro'nun 1959 yılında iktidarı ele geçirmesinden sonra, 1960 ve 1961 yıllarında, komünistler Küba siyasetine hâkim oldular. Bu arada da Küba, Sovyet Rusya ile sıkı ilişkiler kurdu ve askeri bakımından güçlendi.
● Bu arada Sovyetler Küba'ya tüm dünyadan habersiz ABD’yi vurabilecek güdümlü füzeler yerleştirdi.
● Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Kennedy, 22 Ekim 1962'de yaptığı televizyon konuşmasında, Sovyetler Birliği'nin Küba topraklarına, Amerika'nın büyük bir kısmını vurabilecek nükleer başlıklı füzeleri gizlice yerleştirdiğini açıklayarak, Kruşçev'den füzelerin hemen sökülmesini istedi.
● Amerika Birleşik Devletleri Deniz Kuvvetleri harekete geçerek Küba'yı kuşattı. Bu durum iki süper devleti bir nükleer savaşın eşiğine kadar karşı karşıya getirdi.
● Ancak, bunun ortaya çıkardığı büyük tehlike ve Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği'nin politik ve askeri alanlarda dengeye ulaştıklarını anlamaları, bir çatışmayı önlediği gibi, iki devlet arasındaki ilişkilerde bir yumuşamanın, dolayısıyla bloklar arası ve devletlerarası ilişkilerde değişimin de başlangıcı oldu.
c) Vietnam Savaşı
● II. Dünya Savaşı’ndan sonra Japon işgalinin son bulmasıyla Fransız sömürgesi olan Vietnam’da Komünistlerle
Milliyetçiler arasında iç savaş başlamıştı.
● ABD'de Fransa Vietnam'dan çekilince, Birleşmiş Milletler'le beraber, 17. paraleller sınır olmak üzere Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılmasını sağlamıştır.
● Kuzeydeki Komünistlerin güneye saldırmasıyla başlamış ABD’nin müdahalesiyle uluslar arası bir boyut kazanmıştır.
● ABD’den 19000 km uzakta cereyan eden savaş, televizyon sayesinde Amerikalıların oturma odalarına taşınmıştır.
Savaş görüntüleri olarak ölen, yaralanan, acı çeken asker görüntüleri, savaş sırasında mağdur olan sivil halkın durumu, özetle kan ve gözyaşı, insanları savaştan soğutmuş ve böylece ABD kamuoyunun savaşa olan desteği her geçen gün azalmıştır
● Savaşı S.S.C.B, Çin, Kuzey Kore, K.Vietnam kazandı.Vietnam Savaşı'nın başlangıcında Çin-Sovyet ilişkilerinin düzelmesini sağlayacağı varsayılıyordu, fakat algı farklılıkları ilişkilerin daha da bozulmasına sebep olmuştur. Sovyet-Çin farklılıklarının derinleşmesi, çok kutupluluğu güçlendirerek Yumuşama(detante) sürecinin hızlanmasına sebep olmuştur. Böylece,
A.B.D'nin Vietnam'ı bölme planı suya düşerken, Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam 1975 yılında birleştiler.

d) Keşmir Sorunu
● 1947'de Pakistan ve Hindistan İngiltere'den bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde, Keşmir halkı yapılan mutabakata
göre uygulanan seçim haklarını Müslüman Pakistan'dan yana kullanmıştı. Ne var ki, Hindistan alt kıtasındaki Müslüman bölgeleri gibi Pakistan'a katılması gereken Keşmir'in yöneticisi Mihrace Hari Singh'in ülkeyi para karşılığı Hindistan'a verip İngiltere'ye kaçmasıyla bu gerçekleşememişti. 1947 Ekim ayında Pakistan'a bağlı güçlerin Keşmir'in bir bölümünü Srinagar'a kadar işgal etmesi üzerine, Hint Birlikleri'nin de Hindistan işgali altındaki Keşmir'in bugünkü yazlık başkent olan Srinagar'ı ele geçirmesiyle bir kontrol hattı şeklindeki bugünkü sınır ortaya çıktı. Bu durum bugünün iki nükleer gücünün arasında yıllardır süren bir sorunu da kaçınılmaz şekilde ortaya çıkarmış oldu.

f) Afganistan’ın İşgali
● Afganistan’da kral Davud’un devrilmesinde sonra iktidara gelen Halk Partisi’nin Marksist ve Leninist politikalarına
karşı halkın ayaklanması üzerine hükümet SSCB’den yardım istemiştir.
● Bu talep üzerine ve kısa sürede Afganistan'a çok sayıda Sovyet uzmanı ve askeri geldi. Sovyetler, 27 Aralık 1979'da ülkeyi fiilen işgal ettiler. Devlet başkanı Hafızullah Amin öldürüldü ve yerine Babrak Karmal getirildi. Sovyetler'in işgal hareketi, çok sayıda Afganlının Pakistan ve İran'a sığınmasına sebep oldu.
● ABD, Sovyetlerin bu teşebbüsü üzerine SALT-II Antlaşması'nı onaylamaktan vazgeçti ve 5 Ocak 1980'de bu ülkeye yaptığı tahıl ihracatını da durdurdu. Ayrıca Sovyet işgaline tepki olarak, ABD ve 70'e yakın ülke Moskova'da düzenlenen 1980 Yaz Olimpiyatları'na katılmadı.

C) BAĞLANTISIZLAR HAREKETİ
● Bağlantısızlar hareketi ilk olarak 1955 Nisan’ında Endonezya’nın Bandung şehrinde toplanan Asya-Afrika Konferansında ortaya çıktı..
● Konferans’ın amacı;yeni bağımsız olan Afrika ve Asya ülkelerinin,ABD ve SSCB gibi iki büyük nükleer güç karşısında varlıklarını korumak için bir birlik ve dayanışma sağlamaktı.
● Bağlantısızlık; hiçbir bloka veya askeri ittifaka bağlı olmama hareketidir. Bu hareketin ilk teşkilatlanması 1961 Yılı’nda Yugoslavya lideri Tito ile Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın girişimleri ile olmuştur. Bu iki liderin teşebbüsleri ile, Eylül 1961’de Belgrat’ta 25 tarafsız ülkenin katılması ile bir konferans toplandı. Bu konferanstan 25 maddelik bir deklarasyon ile Amerika
ve Rusya’ya bir barış çağrısı çıktı.
Bu hareketin ortaya çıkmasında:
● Bağımsızlığını yeni kazanan devletlerin zayıflığı ve güçsüz olması, dünya dengesinde rol oynayan ve nükleer güce sahip olan iki süper güce karşı koymalarının mümkün olmamasıdır.
● Diğer taraftan bu güçlerden birine bağlanmayı da birine boyun eğmek olarak gördüler. Bir diğer sebep de iki süper gücün birinin ekonomik sistemi kapitalizm, diğerinin ise hem ekonomik hem de siyasi felsefesi komünizmdi. Her iki blok da birbirine zıt iki ayrı yaşama sisteminin temsilcileri idi. Bundan dolayı bu yeni devletlere bu sistemlerden birini seçmek mantıklı gelmediği için, yeni bir yol seçtiler.
● Bağlantısızlar Grubu içerisinde, bilhassa Afrika’daki ülkelerin peş peşe askeri darbelerle uğraşmaları da etkilerini azaltmıştır.
● Bağlantısızlar;1962 Belgrad Konferansı’ndan sonra,8 Eylül 1970’de Zambia Konferansı’nda toplandılar. Daha
sonra çeşitli tarih ve yerlerde toplandılar.1986’da Harare’de toplandı.
● Sovyet Bloğunun dağılmasıyla Bağlantısızlık Hareketi de önemini kaybetmiştir.

D) ARAP – İSRAİL SAVAŞLARI
● 1948-49 Arap İsrail Savaşları Soğuk Savaş dönemi çatışmalarında ele alınmış.

a) 1967-68 Arap İsrail Savaşları
● 1948-49 Savaşı sonrasında yurtlarından edilen Mültecilere İsrail’in uyguladığı baskı politikası ve buna karşı Filistinlilerin gerilla mücadelesine girmesi
● 7 Nisan 1967'de, Suriye topçularına yapılan İsrail hava taarruzuna Suriye uçaklarının karşılık vermesi sonucunda
6 Suriye Uçağının düşürülmesi gibi sebepler savaşın başlamasına yol açmıştır.
● 5 Haziran 1967 günü saat 08:00'de İsrail birliklerinin taarruzuyla başlayan savaşta, İsrail önce Ürdün ve Suriye’ye karşı savunma ve Mısır’a karşı saldırı yapmıştır.Mısır’ın yenilmesi ve Süveyş Kanalı’nın ele geçirilmesi üzerine Suriye ve Ürdün’e saldıran İsrail ordusu Suriye’den Golan Tepelerini aldı.
● Birleşmiş Milletlerin, 10 Haziran 1967 günü saat 1930'da "ateşkes" çağrısı üzerine çarpışmaya son verildi.

●Arap ülkeleri, genişleyen İsrail sınırının kendi topraklarına da dayanacağı endişesiyle, mümkün gördüğü bütün olanak ve kuvvetlerini Mısır veya Suriye emrine vermiş ancak başarıya ulaşılamamıştır.
● İsrail'in, ihtiyacı olan silahları ABD’den sağlaması; Arapları, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ile daha
sıkı iş birliğine sevk etmiştir. Bu da, Orta Doğu'da SSCB’nin etkisini arttırmıştır.
● Arap ülkelerine malzeme gönderilmesi ve personelinin eğitilmesini sağlamak amacıyla Orta Doğu'ya yerleşen Rusların Akdeniz'de kurduğu deniz üsleri, NATO ve Türkiye için hayati önem taşıyan Akdeniz egemenliğini hissedilir derecede etkilemiştir.

b) 1973 Arap – İsrail Savaşları (Yom Kippur Savaşı)
● İşgal edilen Arap topraklarının topyekun bir mücadeleyle kurtarılacağı fikrinde birleşen Mısır ve Suriye İsrail’e karşı ortak bir harekat düzenlemeyi planlamıştır.
● Mısır ve Suriye orduları, İsrail'in en büyük bayramını kutladığı gün (Yom Kippur), yani 6 Ekim 1973 günü saat 14:00'de başlayan taarruzuna önce Suriye tarafına ağırlık vererek karşı koymuş, Suriye ordusunu bertaraf ettikten sonra Mısır’a yönelmiş Süveyş’in batısına asker çıkarmayı başarmıştır.
● 26 Ekim’de BM Barış Gücünün gelmesiyle İsrail ateşkese uymuştur.
● İsrail’in bu kararında SSCB’nin bölgeye tek taraflı da olsa asker göndereceğini açıklaması etkili olmuştur.
● Yom Kippur Savaşı İsrail'i; askeri, diplomatik ve ekonomik alanlarda ABD'ye eskisinden daha bağımlı kıldı. Savaşın hemen ardından başlayan, başını Suudi Arabistan'ın çektiği ve İsrail'i destekleyen ülkeleri hedef alan petrol ambargosu Mart 1974'e kadar sürdü. Ambargo sonucu petrol fiyatları yükselirken, dünya çapında benzin sıkıntısı baş gösterdi.

c) CAMP DAVİD ANTLAŞMASI
● 1973'te gerçekleşen Yom Kippur Savaşı'ndan sonra ABD dışişleri bakanı Henry Kissinger Mısır'la İsrail arasında bir mekik diplomasisi başlattı. Bu diplomasinin ürünü de 17 Eylül 1978 tarihinde imzalanan Camp David anlaşması oldu.
Bu anlaşma ile Mısır, İsrail’in varlığını tanıyarak ilk kez bir Arap ülkesi İsrail'i resmen tanımış oldu.İsrail’in, işgal ettiği topraklar üzerindeki varlığı meşrulaştı.
● Arap ülkeleri başlangıçta Camp David anlaşmasına tepki gösterdiler ve Mısır'la ikili ilişkileri kesme kararı aldılar. Ancak bu boykot uzun sürmedi.

E- İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ ( 1969)
● Church of God adlı tarikata bağlı Dennis Michael Rohan adında Avustralyalı bir hıristiyanın 21 Ağustos 1969 tarihinde Mescid-i Aksa’yı kundaklamayı denemesinden sonra İslam ülkeleri başkanları İslam Konferansı Teşkilatını kurdular.
● Eylül 1969 tarihinde Fas'ın başkenti Rabat'ta toplanıp, İslam ülkelerini çatısı altında toplamak üzere kurulan 57 üyeye sahip, Avrupa Konseyi veya Birleşmiş Milletler gibi uluslararası hukuk tüzel kişiliğini haiz bir uluslar arası teşkilattır.
● Örgütün merkezi Cidde’dir. Amacı İslam ülkeleri arasında iktisadi, sosyal, kültürel, bilimsel alanlarda işbirliğini güçlendirmek, uluslararası örgütlerle dayanışmayı yürütmektir
● İslam Konferansı Teşkilatı'nın 20 Ekim 1975 tarihli zirve toplantısında İslam Kalkınma Bankası'nın kuruluş planı onaylandı. Bugün İslam âleminin tek çatı altında toplandığı tek kuruluş sıfatına sahiptir.
● İKÖ: İslami Zirve, Dış İşleri Bakanlığı İslam Konferansı ve Daimi Sekretaryadan oluşur. ( 2005’ten itibaren
genel sekreterlik görevini Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu yapmaktadır.)

F- 1973 PETROL BUNALIMI
● 1967 Arap – İsrail Savaşı’ndan sonra sorunun çözümünde istediğine ulaşamayan Arap Ülkeleri oldukça önemli bir enerji kaynağı durumunda olan petrolü batı’ya karşın bir baskı aracı olarak kullanmak istemeleri krizin çıkmasına yol açmıştır.
● OPEC ülkeleri 1970-71 yıllarında kendi aralarında imzaladıkları Trablus ve Tahran anlaşmalarıyla petrol fiyatlarını kendi tekellerine almışlardır.
● 17 Ekim 1973'te verdikleri , fiyatları yükseltme kararı ile İsrail’in 1967'de işgal ettiği Arap topraklarından çekilinceye ve Filistinlilerin yasal hakları güvenceye kavuşturuluncaya kadar, petrol üretimini her ay yüzde 5 oranında kısma kararları kısa zamanda etkisini tüm dünya çapında hissettirdi ve krize dönüştü.
● Bunun üzerine Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı (E.E.C.), 6 Kasım 1973de yayınladığı bir bildiride, Güvenlik Konseyinin 242 ve 338 sayılı kararlarını desteklediklerini kuvvet yoluyla toprak kazanılmasını kabul etmediklerini, İsrail’in 1967de işgal ettiği topraklardan çekilmesini, bununla beraber, bölgedeki her devletin egemenlik, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı ile, "güvenlikli
ve tanınmış sınırlar içinde" barış içinde yaşama hakkına saygı gösterilmesi gerektiğin ilan ettiler.
Bazı Arap ülkeleri ABD ve İsrail’e karşı ambargo kararları alsalar da bundan etkin bir sonuç çıkmadı.
● Arapların bu petrol silahına karşı Amerika , Avrupa İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) çerçevesinde, 1974 Ekiminde, Amerika, Kanada, Fransa hariç Ortak Pazar ülkeleri, Japonya, İspanya, Türkiye, Avusturya, İsviçre, İsveç ve
Norveçin katılması ile Milletlerarası Enerji Ajansını (İnternational Energy Agency) kurdu.

OPEC’in Kuruluşu (Organization of Petroleum Exporting Countries – Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü)
● Bilinen dünya petrol rezervlerinin üçte ikisini ellerinde bulunduran ve petrol ihraç eden 12 ülkenin oluşturduğu
konfederasyondur. (Katar, Libya, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Gabon, İran,
Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Venezuela)
● Petrol ihtiyaçlarının, arzı sınırlı ve çok önemli bir hammadde kaynağına sahip olmalarına karşı petrol fiyatlarının
uzun yıllar düşük yüzeyde kalması, OPEC'i kurulmasında rol oynayan en önemli faktördür.
●1980'lerin başında OPEC'in dünya petrol fiyatları üzerinde ki etkisi azalmaya başlamıştır.Batılı sanayileşmiş ülkenin başta kömür ve nükleer enerji olmak üzere farklı enerji kaynaklarına yönelmesi, kendi ülkelerinde, petrol arama ve çıkarma çalışmalarına ağırlık vermesi, enerji talebini, kısmaya yönelik, tasarruf önlemleri almaları Meksika, SSCB gibi başka ülkelerden petrol gereksinimleri karşılama gayretleri, bu ülkelerin OPEC ülkelerinde üretilen petrole bağımlılığını azaltmıştır.

G) ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELER
a) Irak
● 1958 yılında yapılan darbeyle monarşinin yıkılarak cumhuriyet rejimine geçilen Irak’ta 17 Temmuz
1968'de gerçekleşen kansız bir darbenin ardından iktidar tamamen Baas Partisi’ne geçti.
Not: Baas Arapça yeniden diriliş anlamına gelmektedir.1940 yılında Suriye'de kurulan bu hareketin amacı Ortadoğu'da tek bir Arap devleti kurulmasını benimsemiştir.Partinin sloganı Birlik, özgürlük ve sosyalizm‘di. Parti Irak’la beraber Suriye’de yaptığı devrimle iktidarı ele geçirmiştir.
● Hükümet programı konusunda başlayan anlaşmazlıklar üzerine Baas yanlısı Saddam Hüseyin'in başında bulunduğu bir grup subay temmuz sonlarında öteki darbeci hizipleri saf dışı bıraktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlığa el-Bekir getirildi.1974'te Kürtlerle, ardından komünistlerle ilişkilerin bozulması nedeniyle yeniden tek partili sıkı bir rejime dönüldü.

b) İran
● 1953’te babasının yerine geçen Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin 1962 yılında hayat geçirmek istediği “ Ak Devrim”e ve bununla başlayan reformlara karşı başta ulema olmak üzere birçok kesim Şah’a karşı muhalefetini artırdı.Grevler ve gösteriler ülkeyi ve ekonomiyi felç ettiği ülkede Şah çareyi ülkeden kaçmakta buldu.
● Bunun üzerine Ayetullah Humeyni, büyük bir halk desteğiyle İran’a geri döndü.
● 1 Nisan 1979’da İran resmen İslami Cumhuriyet oldu.Aralık 1979’da ülke teokratik bir Anayasa’yı ve Humeyni’nin
ülkenin dini lideri olmasını onayladı.
● Humeyni lider olduktan sonra hem ABD hem de SSCB’ye karşı uzlaşmaz bir turum izlemiş, Tahran’daki ABD Büyükelçiliğindeki rehine krizinden sonra İran – ABD ilişkileri kopmuştur.

c) İran – Irak Savaşları
● Soğuk Savaş dönemi boyunca iyi gitmeyen ,İran-Irak İlişkilerinde 1969 yılında ABD’nin desteğini alan İran’ın önemli bir su yolu Şatt-ül Arap’ı almak istemesi ve bölgeye gemilerini göndermesi önemli bir dönüm noktası oldu.
● Bu arada İran silahlı çatışmalar sırasında körfez adalarını ele geçirdi. 1973 yılında tekrar kurulan ilişkilerin sonucunda 1975 yılında bir antlaşma imzalanmış ve bu antlaşmayla sınırın suyun en derin noktasından geçmesi ve İran’ın Irak’taki Kürtleri desteklememesi kabul edilmiştir.
● Ancak 1979 yılında İran’daki İslam devriminin sonucunda Humeyni’nin iktidara gelmesi ve Irak’ta büyük bir şii çoğunluğun bulunması Şiilerin Humeyni tarafından kışkırtılacağını düşünen Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin’i endişelendirdi.
● İran’ın iki ülke arasında anlaşmazlık konusu olan Huzistan bölgesinden askerlerini çekmeyi reddetmesi üzerine 22 Eylül 1980’de Irak ordusu sınırı geçti. Irak 16 Eylül’de,Şatt-ül-Arap antlaşmasını feshettiğini açıkladı.
● Savaşın ilk günleri, baskın avantajını koruyan Irak’ın üstünlüğü ile geçti. Fakat, zamanla İran’ın direnişinin artması ile savaş karşılıklı yıpratma sürecine girdi.
● Sekiz yıl süren savaş 1988 Ağustos ayında yapılan ateşkes ile sonlandı. Ancak Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan barış görüşmelerinden sonuç alınamadı. İki ülke arasındaki barış, ancak Irak’ın Kuveyt’i 1990 Ağustos ayında işgali ve ABD ile savaşa tutuşma korkusuyla İran’dan aldığı toprakları geri vermesiyle gerçekleşti.

Sonuçları:
● Irak-İran Savaşı, yaklaşık bir milyon insanın hayatına mal oldu. Savaşan taraflar ufak kazançlar için ekonomik
kaynaklarını tüketti. Savaşın sonucunda Irak-İran sınırı değişmedi.
● İki ülkenin birbirlerinin petrol tesislerine saldırılar düzenlemesi sonucu petrol üretimi düştü, petrol fiyatları arttı.
● Savaş boyunca Irak, kendisini destekleyen devletlerden borç alarak silah satın almıştı. Bu borçları ödemekte zorlanması, 1990 yılında Kuveyt’e saldırarak oradaki petrol kuyularını ele geçirmeye çalışmasına yol açtı.Bu durum Körfez Harekatının yapılmasına neden oldu.

H) YUMUŞAMA DÖNEMİNDE DÜNYADA ORTAYA ÇIKAN ÖNEMLİ GELİŞMELER

● Bu dönemde II. Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerin ekonomik kalkınma politikalarına hız vermeleriyle beraber
ekonomik kalkınmada önemli bir ivme yakalanmış bundan dolayı bu döneme “Muhteşem Otuzlar –(1945-75)” denmiştir.

Uzay Rekabeti:
Uzay çalışmaları Sputnik ile başlamıştır. Sputnik, SSCB’ye ait uzaya giden ilk yapay uydudur. Sputnik Krizi, 4 Ekim 1957’de SSCB’nin uzaya fırlattığı ilk yapay uydu olan Sputnik’in ardından ABD ile SSCB arasında yaşanan uzay yarışıdır.
1950’lerin başında hem ABD, hem de SSCB uzaya ilk uyduyu fırlatmak için birbirleriyle yarış içine girmişlerdi. ABD’nin başarısız denemelerinin ardından hiç beklenmedik bir anda SSCB, bir basketbol topu büyüklüğündeki Sputnik–1 uydusunun yörüngeye oturtulduğunu açıkladı. Bu durum ABD için tam bir şoktu. Çünkü bu olay teknoloji yarışında geri kalmak demekti,

SSCB’nin, uzaya Sputnik’i göndermesinin ardından ABD, ertesi yıl NASA’yı kurdu. SSCB, 3 Kasım 1957’de bu kez uzaya giden ilk canlı olan Laika adlı köpeği taşıyan Sputnik–2 uydusunu da başarıyla fırlatarak uzay çağı yarışında bir adım önde olduğunu gösterdi.

ABD ile SSCB arasındaki uzay yarışı hız kazanarak devam etmiştir. 1961’de SSCB’nin Yuri Gagarin’i dünya yörüngesinde bir kez döndürdükten sonra yeryüzüne indirmeyi başarması yarışı ABD’nin kaybettiğini gösteriyordu. 1963’te ise SSCB uzaya bu defa bir kadını göndererek daha da saygınlık kazanmıştı. 1965’te ise ilk uzay yürüyüşünü bir Sovyet kozmonot yaptı.
ABD buna Apollo 11’le Ay’a insan göndererek karşılık verdi. Neil Armstrong Ay’a ilk ayak basan insan oldu.

● Çin’de Mao’nun önderliğinde “Kültür Devrimi” başladı.Ancak devrim yüz binlerce Çinli’nin ölümüne yol açtı.
● Fransa’da “68 Kuşağı” öğrenci hareketleri başladı. Zamanla bu hareket öğrenci ve işçi hareketleri şeklinde dünyaya yayıldı.

İ) YUMUŞAMA DÖNEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI
a) Türkiye – Amerika Münasebetleri
● 1960’lı yıllardan itibaren Türk Amerikan Münasebetlerinde Kıbrıs Meselesi önemli rol oynamıştır.
● Bu dönemde Kıbrıs Konusunda ABD’nin tavrını ortaya koyan Johnson Mektubu ve 1975-78 yılları arasındaki ambargo dönemi Türk – Amerikan ilişkilerinde sarsıntılara yol açmıştır.

I. Johnson Mektubu:
Kıbrıs’ta yaşanan çatışmaların artması ve Rum tarafının silahlanma kararı alması üzerine 2 Haziran 1964 tarihinde Türkiye hükümeti Kıbrıs’a çıkarma yapma kararını açıkladı ve gerekli hazırlıklara başladı. ABD, bölgede çıkacak bir savaşı kendi stratejik çıkarlarına aykırı bulmaktaydı.
Başkan Johnson tarafından imzalanan ve daha sonraları “Johnson mektubu” olarak tarihe geçen ünlü mektup 5 Haziran 1964’te Türkiye başbakanı İnönü’ye iletildi. Mektupta, Türkiye'nin müdahale kararı almadan önce müttefiklerine danışması gerektiği anımsatılmış,ayrıca bu savaşın Sovyetler Birliği’nin de Türkiye’ye müdahale ihtimalini doğuracağı ve NATO'nun böyle bir durumda Türkiye'yi savunma konusunda isteksiz olacağı ima edilmiştir. ABD'nin Türkiye’ye sağladığı askeri malzemenin bu müdahalede kullanılmasına izin verilmeyeceği belirtilmiştir.Mektubun ardından Türkiye müdahale kararından vazgeçmiştir. İsmet İnönü 21 Haziran 1964’te ABD’ye giderek başkan Johnson ile bir görüşmede bulunmuştur.

Bu olay Türkiye’nin dış politikada 1954’ten bu yana uyguladığı tek kutuplu ve ABD merkezli politikadan çok kutuplu bir politikaya geçmesine neden olmuştur.(SSCB,Bağlantısızlar ve İslam dünyası ile ilişkiler geliştirildi.)

II. 1975-78 Silah Ambargosu:
Amerikan Kongresi’nin 1974 Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Türkiye’ye misilleme olarak 5 Şubat 1975'ten itibaren Türkiye'ye silah ambargosu uygulanması kararı almıştır. Böylece ABD Türkiye’ye silah yardımında bulunmayı kesmiştir.

b) Türkiye – SSCB Münasebetleri

●ABD ile Kıbrıs Meselesi’nden dolayı yaşanan Johnson Mektubu krizi,Türkiye’nin SSCB ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine yol açmıştır.
● Bu değişiklik neticesinde Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin'in 30 Ekim-6 Kasım 1964 tarihlerinde Moskova'ya yaptığı ziyaret önemli bir dönüm noktası olmuştur.
.
● 1964-70 arasında karşılıklı ziyaretlerle ortaya çıkan olumlu hava 1970’li yıllarla birlikte tekrar durgunluk ve soğukluk dönemi başlamıştır. 1974 Kıbrıs Harekatı’na SSCB’nin karşı çıkması, Türk askerinin adadan çekilmesini istemesi, Garanti Antlaşmasını geçeriz sayması ve Kıbrıs meselesinin milletlerarası bir konferansta ele alınmasını istemesi Türk – SSCB ilişkilerinde tekrar soğukluğa yol açmıştır.

c) Türkiye Ortadoğu İlişkileri
1960’lı yıllara kadar Orta doğu ile ilişkiler pek iyi değilken, 1963-64’ten 1973 Petrol Krizine kadar
olan dönemde ise Kıbrıs Meselesi’nden dolayı Ortadoğu devletleriyle ilişkilerin iyi olmasına önem vermiştir.
● Bu amaca yönelik olarak Türkiye1967 Arap – İsrail Savaşlarında Arap devletlerini destekleyerek Amerikan üslerinin Arap devletleri aleyhine kullanılmasını engellemiş, bu ülkelere insani yardımda bulunmuştur.1969’da kurulan İslam Konferansı Örgütü’ne üye olunarak Arap ve Ortadoğu devletleriyle ilişkilerin güçlendirilmesi amaçlanmıştır.
● 1973 Petrol Krizi’yle beraber yükselen petrol fiyatları Türkiye’nin Arap ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirme ihtiyacını artırmış, özellikle bu ülkelerle ihracat yapılması için girişimler artmıştır.
● Bu dönemde son olarak Arap ülkelerinin reddettiği Camp David Antlaşması da bu devletlerle olan münasebetler çerçevesinde Türkiye tarafından reddedilmiştir.

d) Ermeni Terör Olayları ve ASALA
● 1975 yılında Lübnan’ın Beyrut şehrinde kurulan ASALA (Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia) kendisini Uluslararası Devrim Hareketi'nin bir parçası olarak kabul etmekte, Türkiye ile müttefiklerini can düşmanı saymakta ve Ermeni davasının ancak, silahlı mücadeleyle çözümlenebileceği görüşünü savunmaktadır.
● Örgütün amaçları:
-1915 yılında Türkiye'de meydana geldiğini iddia ettikleri " Sözde Ermeni Soykırımı'nın" Türk Devletince itirafını sağlamak,
-Türkiye’yi bu sözde soykırım nedeni ile tazminat ödemeye zorlamak,
-Türkiye’nin işgal ettiğini iddia ettikleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu yöremizdeki toprakların sözde yasal sahiplerine yani Ermenilere iadesini sağlamak
bu maksatla:
- Bu topraklar üzerinde müstakil bir Ermeni devleti kurmak ve Bu toprakları Ermenistan Cumhuriyetine bağlı bir cumhuriyet haline getirmek
● Örgüt bu amaç için ilk eylemini Dünya Kiliseler Birliği’ne yaptığı bir bombalı saldırıyla başlatmış ama terör eylemlerini daha çok Avrupa’da Türk diplomatik temsilcilerine yönelik olarak gerçekleştirmiştir.
● Ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39'u silahlı, 70'i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir.Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır.
● 1983 Paris Orly Havaalanı saldırısından sonra örgüt birçok ufak gruba bölünmüştür. Zamanla örgüt içi çekişmeler ve anlaşmazlıklar ortaya çıkmış, kurucularından Agop Agopyan öldürülmüş, Ermeni halkından da yeterli destek göremeyip, tarih sahnesinden çekilmiştir.

e) Kıbrıs Meselesi ve Türk – Yunan İlişkileri
● 1968’den sonra başlayan Kıbrıs Görüşmelerinde Rum tarafının Kıbrıs Türk halkının haklarını görmezden gelerek
Türkleri azınlık statüsünde yaşatma politikası 1974’e kadar devam etmiştir.
● Ancak 1974 senesi Türk – Yunan ilişkilerinde Kıta Sahanlığı sorunu çerçevesinde yeni bir sorun ve dönem başlattı.
● Yine bu dönemde adayı ilhak etmek isteyen Yunanistan’ın bu amacının önünde engel olarak gördüğü Kıbrıs Rum lideri Makarios’u, Nicos Sampson’un düzenlediği bir darbeyle düşürdü. Böylece Yunanistan Kıbrıs’a açıkça müdahale de bulunmuş oldu.
● Sampson darbesini Türkiye, anayasal düzenin yıkılması, gayrı meşru bir idarenin kurulması ve Kıbrıs konusundaki antlaşmaların ihlali saymış ve yeni idareyi tanımadığını bildirmiştir. Keza İngiltere sert bir şekilde, yeni hükümeti tanımadığını ilan etmiştir.
● Türkiye, Garanti Antlaşmasının 4'üncü maddesinin verdiği yetkiye dayanarak, İngiltere ile beraber Kıbrıs'a müdahale etmeye karar verdi ancak Londra'da yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. İngiltere müdahaleye yanaşmadı. İngiltere'ye göre, bu hadise küçük bir hadise değildi ve Birleşmiş Milletler ile NATO'da ele alınmalıydı. Başbakan Ecevit'in, Türkiye'nin tek başına müdahalesinden söz etmesine rağmen, İngilizler buna ihtimal vermemişlerdir.
● 20Temmuz 1974 sabahı, Türk silahlı kuvvetleri, Türk jetlerinin havadan himayesinde, Girne bölgesinden Kıbrıs'a ayak basmaya başladı.
●22 Temmuz akşamı ateşkes yürürlüğe girdiğinde Türk kuvvetleri Girne-Lefkoşe yolunu kontrol altına almışlar ve Girne kıyılarında da bir genişleme yapmışlardı.
● Birleşmiş Milletler ,Güvenlik Konseyi, Türkiye'nin Kıbrıs'a çıkarma yapmaya başlaması üzerine birden bire hareketlenmiştir.
● Gerek Amerika'nın Türkiye ve Yunanistan nezdindeki faaliyetleri neticesi, gerek Kıbrıs'taki çıkarmanın askeri durumu dolayısıyla, Türkiye, Güvenlik Konseyi'nin 353 sayılı kararını kabul ederek 22 Temmuz 1974 saat 17.00'den itibaren ateş kesti.
● Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanları 25 Temmuzda Cenevre'de toplandılar ve altı günlük bir çalışmadan sonra 30 Temmuz 1974'de Cenevre Deklarasyonu denen belgeyi imzalayarak yayınladılar.
● İkinci Cenevre Konferansı 8 Ağustosta başlamış ve 14 Ağustos sabahının erken saatlerinde hiç bir netice alamadan dağılmıştır.
Yine 14 Ağustos sabahında Türk Silahlı Kuvvetleri 2'inci Kıbrıs Harekatına başlıyordu.
● 2'inci Kıbrıs Harekatı 16 Ağustos 1974 akşamı saat 19:00'dan itibaren başladı ve Türk kuvvetleri İki gün içinde Magusa-Lefkoşe-Lefke-Kokkina çizgisine ulaşarak adanın % 38'ini ele geçirmişlerdi.
● 2'inci Kıbrıs Harekatı, birincisinin aksine, dünya kamu oyunda Türkiye'nin aleyhine bir havanın doğmasına sebep olmuştur. 1'inci Harekat bir hukuki müdahale mahiyetinde telakki edilmesine mukabil, 2'inci Harekat bir toprak ilhakı ve bir işgal olarak algılanmıştır.
Sonuç: Türk silahlı kuvvetlerinin gerçekleştirdiği 1. ve 2. Kıbrıs Barış Harekâtları ile Kıbrıslı Türklerin can güvenliği sağlanmış, Rumların ENOSİS hayali Akdeniz’in karanlık sularına gömülmüştür.
13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulması ile Rum kesiminin yönettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ayrı olarak bir Türk devleti kurulmuştur. Böylece ada ikiye bölünmüştür. 15 Kasım 1983’te de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edilmiştir. KKTC’yi tanıyan ilk dış ülke Bangladeş olmuştur.
Kıbrıs’ta, Türk ve Rumlar arasında yapılan tüm görüşmelerde (Toplumlararası görüşmeler diye bilinir) Rumların uzlaşmaz tutumları nedeniyle Kıbrıs meselesinde günümüze kadar bir sonuç alınamamıştır. Ayrıca ABD ve BM’nin planları, Yunanistan ve Türkiye’deki hükümet darbeleri, görüşmeleri engellemiş ya da kesmiştir. Bütün bu gelişmeler meselenin çözümünü iyice zorlaştırmıştır.
NOT:Kıbrıslı Rumların adayı Yunanistan’a katma düşüncesine ENOSİS ,bu düşünceyi gerçekleştirmek amacıyla kurdukları terör örgütüne ise EOKA denir.
.
G) TÜRKİYE’DE MEYDANA GELEN ÖNEMLİ GELİŞMELER

a) Siyasi Gelişmeler
● 27 Mayıs Askeri Müdahalesi’ne ve 1961 Anayasasına Soğuk Savaş döneminde değinilmişti.
● Kurucu Meclisin çalışmalara başlamasından sonra 12 Ocak 1961’de Milli Birlik Komitesi siyasi partilerin kurulmasına izin vermiş ancak mahkeme kararıyla kapatılan Demokrat Parti lehine propaganda yapılması yasaklanmıştı.
●Demokrat Partinin yerine 11 Şubat 1961’de Ragıp Gümüşpala başkanlığında Adalet Partisi(AP), ve Ekrem Alican başkanlığında Yeni Türkiye Partisi ( YTP )kuruldu. Ayrıca Kemal Türkler ve Rıza Kuas önderliğinde Türkiye İşçi Partisi ( TİP) kuruldu.
● 27 Mayıs 1961’de yeni anayasa (1961 anayasası) yapılan referandumla %60.4 oy alarak kabul edildi.
● 15 Ekim 1961'de yapılan seçimlerde Adalet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi oyların % 62'sini alarak 277 milletvekili çıkarmışlardır.Cumhuriyet Halk Partisi ise 173 milletvekili çıkarmıştır. 25 Ekim 1961'de 12. dönem TBMM toplandı ve askeri rejim sona erdi.
● 26 Ekim 1961'de yapılan seçimle tek aday Cemal Gürsel cumhurbaşkanlığına getirildi.
● Seçimlerden sonra cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen CHP lideri İsmet İnönü AP ile anlaşarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk koalisyon hükümetini kurdu.
● 1962’de siyasi çekişmelerin sonucu olarak CHP-AP koalisyon hükümeti dağıldı. Yerine AP’nin dışındaki meclisteki tüm partilerin katılımıyla yeni bir koalisyon hükümeti kuruldu.

I. 1965 Erken Genel Seçimler ve AP iktidarı
● Bu tartışmalarla girilen 10 Ekim 1965 Erken Genel Seçimlerinde AP %52.87 oranlık oyla 240 milletvekili,ile tek başına iktidar oldu.
● AP iktidara gelirken yeni bir seçim kanunu, basın suçlarının affı, özel sektörün ve yabancı sermayenin desteklenmesi gibi vaatlerle iktidara gelmişti. Ancak bu dönemde NATO’nun Türkiye’yi koruyup korumayacağı tartışmaları, işçi ve öğrenci hareketleri giderek yoğunlaşmaya başlamıştı.
● Cemal Gürsel’in hastalığı sebebiyle cumhurbaşkanı seçimleri yapılmış 28 Mart 1966 yılında Cevdet Sunay Türkiye Cumhuriyeti’nin 5. cumhurbaşkanı olarak görev yapmaya başlamıştır.
● Öğrenci hareketlerinin giderek büyümesi ve siyasal çatışmaların artması üzerine hükümet: Milletin bütünlüğünü
tehlikeye düşürecek yayınlar yapan, sınıf mücadelesini öne çıkaran, din, ırk veya bölgeye dayalı farklılıkları öne çıkararak ayrımcılık yapanlara ceza verilmesini öngören “ Anayasa Nizamını Koruma Kanunu Tasarısı’nı meclise sundu.
● Grevlerin ve öğrenci çatışmalarının arttığı bu ortamda yapılan 1969 Seçimlerinde halkın ancak %64.35’i oy kullanmış, AP iktidarı oy kaybetmesine rağmen milletvekili sayısını artırmayı başarmıştı.
● 23 Ocak 1970’de imzalanan bir protokol ile Türkiye’nin Avrupa Ortak Pazarı’na üye olması 22 yıllık bir geçiş sürecine bağlandı.
● Ekonomik çalkantıların, işçi grevlerinin artması ve sağ sol çekişmesine dayalı öğrenci olaylarının yoğunlaşmasına karşı hükümetin tutumundan rahatsız olan üst düzey askeri yetkililer 11 Mart 1971’de Yüksek Askeri Şurayı toplamış ve bir muhtıra yayınlayarak Süleyman Demirel’in istifasını sağlamışlar ve demokrasiye bir kez daha ara vermişlerdi.

b) Ekonomik Gelişmeler
● 1960’da Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasından sonra planlı ekonomiye girme çabaları başlamış, 1962 yılında yapılan bir yıllık ekonomi planının başarıya ulaşması üzerine beş yıllık kalkınma planları hazırlanmaya başlamıştır.
● 1968-1972 yıllarını kapsayan İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ekonomik ve siyasi bunalımların sonunda istikrarlı bir büyüme hızı ve kalkınma sağlanması amacıyla 15 yıllık bir perspektif içinde hazırlanmıştır.
● 1970'lerin sonuna doğru dış ticaret açığı artmış, bunun sonucunda bütçe açığı büyümüş ve enflasyonda
hızlı bir artış olmuştur. Bu ekonomik dengesizlikler sonucunda 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları alınmıştır.


c) 12 Eylül Askeri Müdahalesi
● 1979 ve 80 yıllarında çok sayıda siyasi amaçlı faili meçhul cinayetlerin gerçekleşmesi ( Abdi İpekçi, Nihat Erim, Fikret Ünsal, Mürsel Karataş …)
● TBMM’de birçok turun ardından yeni bir cumhurbaşkanı seçilememesi
● Konya’da şeriat içerikli Kudüs Mitinginin yapılması
● Dış ticaret açığındaki artış, döviz darboğazı, işsizlik ve ekonomik sıkıntıların giderek artması
● Sağ-sol ve mezhep gerginliğine dayanan siyasal ve toplumsal şiddet olaylarının yoğunlaşması gibi gelişmeler Genel kurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki Ordu mensuplarının (Milli Güvenlik Konseyi) 12 Eylül 1980 günü devlet yönetimine el koyması sonucunu doğurmuştur.
● Bu müdahale ile Süleyman Demirel'in Başbakan'ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı, partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı,milyonlarca insan sorgulandı,yüz binlerce kişi hapislere tıkıldı,onlarca kişi idam edildi,intihar edenler,şüpheli ölümler,işkenceler 12 Eylül yönetiminin olağan faaliyetleri arasına girdi.Askeri yönetim birçok önemli konuda çıkardığı 600’den fazla kanunla eğitim,hukuk, ekonomik ve sosyal yapıyı dizayn etmeye çalıştı.

d) 1982 Anayasası
● 18 Ekim 1982 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 7 Kasım 1982'de yapılan halkoylamasına katılan %91,3 oranında seçmenlerin %82,7’si "evet" %8.6'sı "hayır" oyu kullanmıştır.
● Anayasada devlet, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır. Devletin şeklini, dilini, başkentini ve rejimin temel özelliklerini belirleyen ilk üç madde 4. maddede belirtildiği üzere değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Egemenlik
TBMM bünyesinde vücut bulur ve kayıtsız şartsız milletindir( md.6).
Yasama yetkisi
Türk Milleti adına TBMM'nindir ve bu yetki devredilemez (md.7) TBMM için 61 sisteminin getirdiği çift kanatlı parlamento sistemi terk edilmiş meclis tek çatı altında birleştirilmiştir.
Yürütme yetkisi
Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu'na verilmiştir(md.8).
Yargı yetkisi
Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Bu anayasaya genel olarak bakacak olursak (1982 Anayasası orijinal halinde iken); genel manada bireyin temel hak ve özgürlüklerini devlet karşısında sınırlayan, baskıcı bir rejim kurma idealinin bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle anayasa pek çok eleştiriye maruz kalmış ve pek çok değişikliğe uğramıştır. Özellikle Türkiye’nin, AB’ye girme konusunda çalışmalar yapması, anayasada yer alan bazı maddelerin değiştirilmesinde etkili olmuştur: İdam cezasının kaldırılması, seçme yaşının 18’e düşürülmesi, DGM’nin kaldırılması, siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması, MGK sekreterinin sivil kişilerden oluşması, Cumhurbaşkanlığı süresinin 5 yıla düşürülmesi gibi önemli değişikliklere uğramıştır. En geniş kapsamlı değişiklik 12 Eylül 2010 yılında yapılan referandum ile gerçekleşmiştir.Bu anayasa gelişen Türkiye’nin önünde takoz olmuş, bundan dolayı günümüzde bu anayasanın isminin dışında bir orijinalliği kalmamış yamalı bohçaya dönmüştür.Yeni ve sivil anayasa Türkiye’nin en büyük ihtiyaçları arasındadır.

e) 1961 ve 1982 Anayasalarının Karşılaştırılması
● Her iki anayasa da askeri müdahale sonucunda kabul edildi
● Her iki anayasanın da bir tarafı asker bir tarafı sivil kesimce oluşturuldu ( 1961 Milli Birlik Komitesi – Temsilciler Meclisi, 1982 Milli Güvenlik Konseyi – Danışma Meclisi)1961 anayasasının hazırlanmasında çeşitli grupların katkıları olmuş anacak 1982 anayasası tamamen MGK’nın kontrolünde hazırlanmış ve tartışılmasına dahi izin verilmemiştir.
● Her iki anayasa da halkoyuna sunularak kabul edildi
● 1961 Anayasasının aksine 1982 Anayasasında anayasanın kabulüyle cumhurbaşkanlığının seçilmesi birleştirilmiştir. (Referandumda anayasa ile birlikte Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı da oylanmıştır.Bundan dolayı referandum asker baskısı altında gerçekleşmiş hayır oyu verenler cezalandırılmıştır.)
● 1982 anayasası 1961’e göre çok daha serttir,
● 1961 anayasasında temel hak ve özgürlüklere 1982 anayasasından daha fazla yer verilmiştir,

f) Siyasi Partilerin Kurulması
● 1982 Anayasası’nın kabulünden sonra 24 Nisan 1983 tarihinde yeni Siyasi Partiler Kanunu kabul edildi. Bu
kanunun kabulünden sonra kapatılan eski siyasi partilerin seçimlere katılması engellendi.
g) 1983 Seçimleri
● 6 Kasım 1983 genel seçimine, kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı. Milli Güvenlik Konseyi’nin izin verdiği Anavatan Partisi, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi seçimlere katılabildi. Yapılan genel seçimleri Anavatan Partisi kazandı, Halkçı Parti ikinci ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de sürpriz bir şekilde üçüncü oldu.
● Seçimlerden sonra milletvekillerinin parti değiştirmeleri sonucunda Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrasi Partisi de meclise girdi. Daha sonra alınan başarısız seçim sonuçları nedeniyle Milliyetçi Demokrasi Partisi kendisini feshetti, Halkçı Parti ise Sosyal Demokrasi Partisi ile birleşerek Sosyal demokrat Halkçı Parti'yi kurdu.
● 13 Aralık 1983’te Anavatan Partisi Başkanı Turgut Özal hükümeti kurdu.1987’de yapılan referandum ile parti liderlerinin siyasi yasakları kaldırıldı.

h) Türkiye’de Meydana Gelen Diğer Önemli Gelişmeler
● 31 Ocak 1968’de TRT, ilk tv yayınına başladı. Zamanla renkli tv yayınlarının başlaması, her eve bir televizyonun
girmesi sosyal ve kültürel değişimlere yol açtı.1990’lı yıllardan sonra özel radyo ve televizyonlar kurulmaya başlandı.
Türkiye 1996 yılında ilk kez İnternetle tanışmıştır. Ayrıca uzaya TÜRKSAT-1B uydusu uzaya gönderilmiştir.
● 1950’li yılların sonunda başlayan Avrupa’ya özellikle Almanya’ya yapılan işçi göçleri 1960’lı yıllarda yoğunluk
kazandı. Zamanla bu işçilerin sayısı 3 milyonu buldu.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst