OnurBoyla 1
OnurBoyla
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
farkmt2official 1
farkmt2official
mavzermete 1
mavzermete
dreamstone 1
dreamstone
Fethi Polat 1
Fethi Polat
Bvural41 1
Bvural41
Hikaye Ekle

Küreselleşen dünya

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Shegys
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 2
  • Görüntüleme Görüntüleme 472

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

KÜRESELLEŞEN DÜNYA
Küreselleşme:
Birçok konuda (siyaset,spor,ekonomi,iletişim,teknoloji,kültür,sanat vs) dünya genelinde bütünleşme, entegrasyon (uyum) ve dayanışmanın artması anlamına gelir. Küreselleşme hareketleri teknolojinin gelişimi özellikle de bilgi iletişim teknolojisini gelişimi ile daha da arttı.. Ancak küreselleşme ile birlikte dünyada kutuplaşmalar da artmıştır. Küreselleşmenin etkisiyle dünyada bilimsel, teknolojik, sanatsal, kültürel ve sportif gelişmeler daha hızlı ve ilgiyle takip edilmeye başlanmıştır.

A) SSCB’nin Dağılması
1) Glasnost ve Perestroyka
● Perestroyka( Yeniden Yapılanma) : 1980’li yıllardan sosyalizmin artık işleyemez hale gelmesi üzerine ekonomiyi biraz serbestleştirerek devletin bütünlüğünü korumaya çalışan SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov tarafından uygulanan politikadır. Genel olarak yaptığı reformlar devlet mekanizmasını hantallığından kurtarmak üzeredir.
● Glasnost( Açıklık): 1985’ten itibaren Gorbaçov tarafından SSCB’nin demokratikleşmesine doğru değişim amacıyla uygulanmış politikaların tümüne verilen addır.
Gorbaçov’un amacı halkın devlete güvenini artırmak için toplumun her düzeyinin katılabileceği, herkese söz hakkı tanınacak olan bir tartışma ortamını mümkün kılmaktı.
● Perestroyka ve Glasnost politikalarında amaçlanan düşünce siyasi ve sosyal özgürlüklerin ekonomideki refahı artırmasıydı. Ancak bunun gerçekleşmemesi
üzerine başta Baltık Ülkeleri ( Litvanya, Letonya, Estonya) olmak üzere SSCB’ye bağlı ülkelerin bağımsızlık ilanları başladı.

2) Doğu Bloğu’nun Dağılması
● Doğu Bloku'nu oluşturan Macaristan,Polonya,Çekoslovakya,Bulgaristan,Romanya , Doğu Almanya (3 Ekim 1990'da Batı Almanya ile birleşti.),Arnavutluk ve Moğolistan’da başlayan sistem değişikliği, çok partili hayatın başlaması ve Pazar ekonomisine geçiş uygulamaları; Gorbaçov'un beklediği bütünleşme ve güçlenme çabalarını dağılmaya götürdü. Bu dağılma, ülkelere bağımsızlığı ve Blok'tan kopmaları getirdi.
● Ancak, bağımsızlık ilanları Sovyetler'in dağılmasını istemeyen Gorbaçov başta olmak üzere Rus yöneticileri tarafından tepki ile karşılandı.
● Nitekim bu gelişmeler üzerine, Doğu Bloku ülkelerini ekonomik yönden birbirine bağlayan COMECON (Karşılıklı Ekonomik Yardım Konseyi), 28 Haziran 1991'de üye devlet temsilcilerinin Budapeşte'de toplanıp kuruluşun feshine ilişkin protokolü imzalamalarıyla sona erdi. COMECON'un feshi kararını, NATO'ya karşı kurulmuş olanVarşova Paktı'nın 1 Temmuz 1991'de son verilmesi kararı takip etti. Böylece, Sovyetler Birliği'nin dağılmasını Doğu Blok’unun dağılması olayı takip etmiş oldu.
Doğu Bloku'nun dağılması ile tam bir kaos ve istikrarsızlık dönemine girdi. Bozulan güç dengeleri, yerini, başlangıçta belirsizliğe bıraktı. Ancak, geçen zaman içinde dünyanın yeniden yapılanması " Globalleşme " kavramı içinde ve ABD'nin liderliğinde yeniden şekillendirilmeye başlandı.

BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞUNUN KURULMASI

SSCB dağıldıktan sonra Rusya Federasyonu adını almış ve kendinden ayrılan ülkeleri tekrar bir çatı altında toplamaya çalışmıştır. Bu doğrultuda Rusya Federasyonu öncülüğünde 12 ülkenin katılımıyla Bağımsız Devletler Topluluğu kurulmuştur .

Alma Ata Deklarasyonu:
SSCB dağıldıktan sonra 21 Aralık 1991’de Kazakistan’ın Alma Ata şehrinde bir araya gelen Cumhuriyetler, yaptıkları görüşmeden sonra yayınladıkları bir bildirge ile BDT’nin kurulduğunu açıkladılar.
Alma-Ata Zirvesi ile Sovyetler Birliği'ni oluşturan 15 Cumhuriyet, 21 Aralık 1991'de Sovyetler Birliği'ne fiilen son vermiş oldu. Bunlardan 11 Cumhuriyet, her cumhuriyetin bağımsızlığı ve eşitliği ilkesi saklı kalmak kaydıyla, aralarında yeni bir yapılanma yoluna gittiler.

BDT’ye üye ülkeler sırasıyla şunlardır: Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan Rusya Federasyonu ve Ukrayna’dır

B-TÜRK DÜNYASI VE TÜRKİYE İLE İLGİLİ ÖNEMLİ KURULUŞLAR VE GELİŞMELER
TİKA ( Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı)
● Türkiye’nin başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere, gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle; ekonomik, ticari, teknik, sosyal, kültürel, eğitim alanlarında işbirliğini projeler ve programlar aracılığı ile geliştirmek amacıyla 24 Ocak 1992’de kurulmuştur.

TİKA 2006 yılında yapılanmasını daha da geliştirecektir. Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Etyopya, Filistin Ulusal Yönetimi, Gürcistan, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Makedonya, Moğolistan, Moldova, Özbekistan, Senegal, Sudan, Tacikistan, Türkmenistan ve Ukrayna(Kırım)'da Program Koordinatörleri görev yapmaktadır.

Bütün kesimleri kucaklayan, “Bölgesel İşbirliklerini Geliştiren” projeler uygulayarak, barışa ve işbirliğine uygun ortamları oluşturmayı, hedeflemiştir.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİT)
1990 yılında Türkiye’nin girişimiyle “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı” yapılmıştır. Bu toplantıda Karadeniz havzasını barış, refah ve istikrar bölgesine dönüştürmek amaçlanmıştır.

TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi)
Başbakanlığa bağlı olarak kurulan bir kuruluş olup bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahiptir. 1994 yılında çalışmalara başlayan bu akademi, gençleri bilim ve araştırmaya sevk etmeye ve bilim insanları yetişmesini sağlamaya çalışmaktadır. TÜBA, TÜBİTAK’tan sonra kurulan bir bilim akademisidir.

TÜRKSOY PROJESİ
Türkiye, 1993 yılında Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (Türksoy) projesini geliştirmiştir. Bu projenin amacı Türkçe konuşan ülkeler ve topluluklar arasında kültürel ilişkilerin geliştirilmesidir.

Dağlık Karabağ Sorunu:
Nüfusunun büyük çoğunluğu Türk olup, Azerbaycan topraklarında yer alan Dağlık Karabağ’a, XX. yy başlarından itibaren Rusya tarafından Ermeniler yerleştirilmiştir. Ermeniler bölgede hâkimiyet kurmak isteyince çatışmalar çıkmış, bunun üzerine 1923’te SSCB bölgeye özerk bölge statüsü vermiştir. 1985’ten sonra SSCB’deki iç çekişmelerden yararlanmak isteyen Ermeniler, Dağlık Karabağ’ı kendilerine bağlamak istemişlerdir. Bu istek Azeri Türklerinin tepkisine yol açmıştır.
Şubat 1988’de çoğunluğu Ermenilerden oluşan Karabağ Parlamentosu’nun, Ermenistan’a katılma kararı alması, Ermenilerle, Azeriler arasında önce çatışmaya sonra da savaşa neden olmuştur. 1990’da Moskova Hükümeti yayınladığı bir kararname ile bölgede silahların teslim edilmesini istemiş, ancak Azerilerden silahlar toplanırken,Ermeni Meclisi bu kararı kendi topraklarında uygulamamıştır. Azerilerin tamamen silahsız kalması üzerine Karabağ, Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Hocalı başta olmak üzere birçok bölgede siviller katledilmiş, ya da göçe zorlanmıştır. Bugün BM’nin ve birçok uluslararası kuruluşun Ermenistan’a, Karabağ’daki işgali sona erdirerek çekilmesi yönünde yaptıkları telkinlere rağmen işgal hala devam etmektedir.

C-AET’DEN AVRUPA BİRLİĞİ’NE

AB’nin temelleri, 1951 yılında Almanya ve Fransa’nın öncülüğünü yaptığı 6 ülkenin katılımıyla oluşturulan “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğuna” ve 1957 Roma Antlaşmasına dayanmaktadır. Yani Avrupa’da birlik kurma düşüncesi ilk olarak Avrupa Kömür ve Çelik Birliği ile başlamıştır.
Aynı tarihte Avrupa Birliğine giren ülkeler Avrupa Ekonomi Topluluğu olan AET’nin kuruluşunu sağlayan Roma Antlaşmasını imzaladılar.
Daha sonra da 1967’de Bürüksel Antlaşması ile bir araya gelen Avrupalı devletlerAvrupa Topluluğunu (AT) kurdular. AET, üye devletler arasında ekonomik işbirliği ve dayanışmayı hedefleyen bir örgüt iken 1993 yılında, Kopenhag
Kriterlerinin belirlenmesi ve Maastricht Antlaşması olarak da bilinen Avrupa Birliği Antlaşması'nın imzalanması sonucu var olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na
yeni görev ve sorumluluk alanları yüklenmesiyle Avrupa Birliği kurulmuştur.
Birliğe üye ülkelerin 15’i Euro adıyla anılan ortak para birimini kullanmaya başlamışlardır (Maastricht Antlaşması ile tek para birimine geçilmiştir).
Avrupa Birliğinin, bir bayrağı, marşı ve ulusal bayramı vardır. Bayrağı gök mavisi zemin üzerine 12 yıldızdan oluşur. Bu yıldızlar, birliğinin oluşumunda etkili olan ülkeleri simgeler. Marşı, Beethoven’in 9. senfonisinin “neşeye övgü” bölümünden alınmıştır. Birleşik Avrupa’nın temellerinin atıldığı 9 Mayıs ise AB’nin ulusal bayramıdır. Avrupa Birliğine üye ülkeler, 2002 yılından itibaren Euro adında ortak para birimini kullanmaktadırlar

Kopenhag Kriterleri:
22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi'nde , Avrupa Konseyi’nin ,AB’ye adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirlenmiştir.. Bu kriterlere Kopenhag kriterleri denir.

TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ

Türkiye ile Avrupa Birliği'nin ilişkileri 31 Temmuz 1959'da Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlar.Türkiye'nin 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğuyla ortaklık anlaşması imzalamasıyla gelişen ilişkiler Türkiye'nin 1987 yılında tam üyeliğe başvurmasıyla ivme kazandı. 1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen Türkiye 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başladı.

D-BALKANLARDAKİ GELİŞMELER VE TÜRKİYE
a) Yugoslavya’nın Dağılması
● Yugoslavya’nın dağılma sürecine gireceğine ilişkin ilk olumsuz işaret, 1989’da alındı.
Yugoslavya’ya bağlı topluluklardan ilk olarak Slovenya, devamında Sırbistan-Karadağ,Bosna-Hersek ve Makedonya bağımsızlıklarını ilan ederek Yugoslavya’dan ayrıldılar.Böylece Slav birliği dağıldı .

b) Bosna – Hersek Sorunu
● Egemenliğini devam ettirmek isteyen Sırpların Katolik Hırvatlarla Müslüman Bosna Hersek üzerinde çıkarlarını devam ettirmek ve Büyük Sırp Krallığını kurmak istemesi birçok sivil insanın ölümüyle sonuçlandı.
● Bosna Hersek’te seçimleri kazanan Demokratik Hareket Partisi’nin bağımsızlık kararı yapılan referandumla Sırpların boykotuna rağmen Boşnak ve Hırvatların büyük
desteğiyle kabul edildi.
● 7 Nisan 1992’de Avrupa Topluluğu’nun ve ABD’nin bağımsızlık kararını tanıması beklenen barış ortamını sağlayamadı.
● Bölgedeki çatışmaların dinsel bir nitelik kazanarak Müslüman Boşnak halkına karşı yapılan soykırıma karşı Türkiye aktif bir siyaset izleyerek hem BM nezdinde hem de NATO çerçevesinde bölgeye acilen bir askeri müdahalenin yapılmasını savunmuştur.
● 11 Temmuz 1995 Srebrenitsa “güvenli bölge” olarak ilan edilmiş olmasına rağmen, UN PROFOR’un bünyesinde Srebrenitsa bölgesinde görev yapan Hollandalı askerlerin geri çekilmesiyle, kent Ratko Mladiç’in silahlı kuvvetlerinin eline geçmiş bunun sonucunda yaklaşık iki hafta içinde 8 bin üzerinde sivil Boşnak öldürülmüş
ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da görülmeyen bir soykırım işlenmiştir.
● Bu katliamın etkisiyle dünya kamuoyu ortaya çıkan bu vahşete son vermek amacıyla 29 Ağustos 1995 Sırp mevzilerini hedef alan ve birkaç gün sürecek olan esaslı NATO müdahalesi başlatılmıştır.
● 21 Kasım 1995’te Bosna-Hersek, YFC ve Hırvatistan cumhurbaşkanları, sırasıyla Aliya İzetbegoviç, Slobodan Miloşeviç ve Franyo Tucman tarafından Dayton Barış Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmanın bir eki olan ülke anayasası gereğince, Bosna-Hersek iki birimden oluşan bir devlet haline gelmiştir. Bunlardan biri on kantona bölünen Boşnaklar ile Hırvatların kontrolündeki “Bosna ve Hersek Federasyonu” diğeri ise Sırpların kontrolündeki “Sırp Cumhuriyeti” dir.
● Bu gelişmelerin bir sonucu olarak Bosna Hersek halkının üçte biri ülkesini terk ederek mülteci durumuna düşmüştür.

c) Kosova ve Arnavutluk Sorunu
● 1974 Yugoslavya Anayasası’nda özerk bölge statüsünde olduğu kabul edilen Kosova’da devlet içindeki etnik parçalanmaya paralel olarak 2 Temmuz 1990’da,
Kosova Meclisi’nde bulunan toplam 123 üyeden 114’ü, kilitli meclis binasının önünde bir araya gelerek yaptıkları toplantıda, Kosova’yı “Yugoslavya Federasyonu
çerçevesinde eşit ve bağımsız bir bütün” ilan eden kararı çıkardılar.
● Kosova’da 1998 yılı sonlarında Sırp baskısının sonucunda yaşanan “Arnavut Göç Dalgası” bütün dünyanın büyük tepkisine yol açmıştır. NATO öncülüğünde 1999
yılı bahar aylarında başlayan operasyon sonucunda Kosova BM denetimine alındı ve Sırp güçleri bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Fakat bu aşamadan sonra
Kosova’nın nihai statüsünün ne olacağı konusunda bir karara henüz varılamaması sorunun siyasi çözümünün askeri çözüm kadar kolay olmayacağını göstermektedir.
Kosova Arnavutları, 2005 yılı içinde kendilerinin daha önce ilan ettikleri cumhuriyetin tanınmasını beklemektedirler.

Mavi Kelebeğin İzinde:
Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Bosna ve Kosova’nın birçok bölgesinde kelebek nüfusunda ciddi bir artış olmuş, bu durum bölgeyi inceleyen uzmanların dikkatini çekmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda bitki örtüsünün değişmesinden değil, yerlerin altında bulunan toplu mezarların üzerinde açılan çiçeklere konan kelebeklere ulaşılmıştır. Bu çiçeklere “ölüm çiçekleri” denilmiştir. Bu inceleme ve araştırma sonucunda yaklaşık300 toplu mezar bulunmuştur.

D-ORTADOĞU VE AFGANİSTAN’DA MEYDANA GELEN GELİŞMELER
a) Körfez Savaşları
● Birinci Körfez Savaşı (1990-1991), 2 Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan körfez krizinin sonucunda gerçekleşen, ABD öncülüğünde,
İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi 28 devletin askeri koalisyonuyla Irak Devleti arasında meydana gelmiştir.

Sebebi:
Saddam rejiminin Kuveyt'in kendisine ait petrolü çaldığını ve üretimi yüksek tutarak petrol fiyatlarının düşmesine neden olarak Irak'ı zarara uğrattığını ileri sürerek borçlarını silmesini istemesi ,isteği gerçekleşmeyince de Kuveyt’i işgal etmesi.

● Saddam Hüseyin yönetimi 8 Ağustos 1990'da uluslar arası çağrılara rağmen ısrarlı bir tutumla Kuveyt'teki kuvvetlerini çekmeyi reddetti .
● Kuveyt'in işgalinden sonra Irak'ın bu kez Suudi Arabistan için potansiyel bir tehdit oluşturması, ABD ile Batı Avrupa'daki NATO müttefiklerini olası bir saldırıyı caydırmak üzere hemen Suudi Arabistan'a asker sevk etmeye yöneltti. Mısır ve öteki bazı Arap ülkeleri de Irak karşıtı koalisyona katıldı ve bölgeye kuvvet göndererek askeri yığınağa katkıda bulundu.
● Savaş, 16-17 Ocak 1991 gece yarısı ABD öncülüğünde Irak'a karşı girişilen geniş çaplı hava akımıyla başladı.
● 100 Saatlik Kara Harekatı: 24 Şubat'ta Suudi Arabistan'ın kuzeydoğusundan Kuveyt içlerine ve Irak'ın güneyine doğru geniş çaplı bir müttefik kara saldırısı başladı. Kısa sürede Irak güçleri imha edildi.
● Ateşkes görüşmeleri, Körfez Savaşı'na katılan Koalisyon Kuvvetleri ve Irak askeri heyetleri arasında 3 Mart 1991 günü yapıldı. Bu ateşkesin şartları: Irak'ın, Kuveyt'i ilhak ettiğine dair kararı kaldırması, Irak'ın, Kuveyt'ten elde ettiği tüm mülkleri ve esirleri iade etmesi, Kuveyt'e yönelik askeri harekata son verilmesi, Irak, bundan böyle tüm Birleşmiş Milletler üye ülkelerine yönelik, füze saldırıları ve savaş uçağı uçuşları dahil, şiddete ve provokasyona dayalı hareketlerden kaçınması.
● Irak, Kuveyt'i ilhak kararını kaldırmak ve tazminat ödemek başta olmak üzere bütün şartları kabul etmek zorunda kaldı. Bu şekilde Körfez Savaşı fiilen sona ermiş oldu.

Nisan 1991'de, ABD yönetimi, Irak'a, Kürtlerin bulunduğu bölgede 36. paralelin kuzeyinde karada ve havada faaliyet göstermemesi uyarısında bulundu.Bu çerçevede 36. Paralelin kuzeyinin Irak uçuşlarına yasaklanmış ve Çekiç Güç adında uluslararası bir askeri güç bölgeye yerleştirilmiştir.

● II. Körfez Savaşı:
Sebebi:
11 Eylül 2001 tarihindeki İkiz Kule saldırısından sonra yeni dış politika siyaseti çerçevesinde dünyadaki terör eylemlerine son vermeye yönelik olarak 20 Mart 2003’te Irak’ı işgaliyle başlayan savaştır.
ABD bu işgaline gerekçe olarak BM Genel Kuruluna Irak’ın hala kitle imha silahlarına sahip olduğunu ileri sürmüş ve Saddam yönetiminin El Kaide terör örgütünü desteklemesini göstermiştir.(Ancak bu iddialarının büyük bir kısmı fos çıkmış ve amacın Irak petrollerine sahip olmak ve Orta doğuda İsrail için güvenli bir bölge oluşturmak olduğu anlaşılmıştır.Ancak bunun faturası çok ağır olmuş yaklaşık 1.5 milyon Irak halkı barış ve demokrasi adına katledilmiştir.)
● 1 Mayıs 2003’te ABD Birlikleri Irak’ın büyük bir bölümünü kontrol altına almış, Saddam Hüseyin yönetimini devirmiştir.
● ABD, 16 Aralık 2005’te yapılan seçimlerin ardından ülke yönetimini Iraklılara devrettiğini açıklamıştır.Ancak geride müthiş bir enkaz, milyonları bulan ceset on milyonları bulan mülteci,mezhep kavgaları,yakılıp yıkılmış şehirler,tecavüze uğramış yüz binlerce Iraklı kadın,yıkılan ve yok olan aileler, kan ve gözyaşı bırakmıştır.
Not: ABD’nin Körfez Savaşı’nı Irak’a demokrasi götürme parolasıyla başlatmasına rağmen ABD askerlerinin Ebu Garib Cezaevindeki tutuklulara karşı yaptığı işkencenin
ortaya çıkması ABD’nin dünyadaki imajına zarar vermiştir.

b-Afganistan Müdahalesi
● ABD ve Koalisyon Göçleri 11 Eylül saldırılarının sorumlusu olarak ilan edilen El-kaide'nin bu bölgede yerleşmesi Taliban rejiminin bu olaya müdahale etmemesi
ve kaynak sağlaması nedeniyle Afganistan’a askeri müdahale de bulunmuştur.
● Bu müdahale sonucunda radikal İslamcı Taliban rejimi yıkılmıştır. Yerine Hamid Karzai liderliğinde hükümet iktidara gelmiştir.
● ABD’nin bu müdahalesi Ortadoğu ve Asya üzerindeki etkinliğini artırıcı bir nitelik taşımaktadır.

Türk Ordusu’nun Barış Gücü Görevleri
● 1988’den bu yana TSK, 5 BM, 1 AGİT, 1 Bölgesel Gözlem Misyonu ve 8 BM Öncülüğünde Barışı Destekleme Harekâtı’na katılmıştır.
● 1993 yılında Türk ordusu 300 kişilik bir kuvvetle BM Barış Gücüne bağlı olarak Somali’ye gitmiştir. Somali Kore Savaşı’ndan sonra yurt dışındaki ilk görevi olmuştur.
● Balkanlarda Bosna Hersek Sorununun çözümü çerçevesinde 1.400 kişilik Türk Barış Gücüyle destek olmuş, bölge halkıyla kurulan diyalog ve kültürel ilişkilerin
etkisi ve bölge halkının da isteğiyle bu güç 1 tugaya çıkarılmıştır.
● 1997’ de başlayan Arnavutluk Çatışmaları sırasında yaklaşık 1500 kişilik bir kuvvet bölgedeki Türk halkını korumak ve Çok Uluslu Güce yardım için görevlendirildi. 1999’da Kosova Sorununun çözümüne yönelik olarak 10 adet F15 Savaş Uçağı görevlendirildi.
● Afganistan’a ise 11 Eylül İkiz Kule Saldırısından sonra başlatılan operasyon çerçevesinde önemli bir destek sağlanmış, Türk ordusu Kabil Bölge Komutanlığı dahil
birçok görev ifa etmiştir.

E-Türkiye’de Meydana Gelen Önemli Gelişmeler ve Sorunlar
GAP
Dicle ve Fırat nehirleri üzerine yapılmış baraj ve hidroelektrik santralleri ile birçok alanda sürdürülebilir bir kalkınma programıdır. GAP 1,7 milyon hektar bir tarım alanını sulayacak dev bir projedir. GAP projesi kapsamında dünyanın 5. büyük barajı olanAtatürk Barajı yapılmıştır.

MAVİ AKIM
Türkiye ile Rusya arasında 1997 yılında 25 yıl geçerli olacak “Mavi Akım Projesi Antlaşması” imzalanmıştır. Böylece Rusya’dan, Türkiye’ye doğalgaz nakletmek için 2005’te mavi akım hattı açılmıştır. Karadeniz geçişli bu büyük boru hattından Türkiye’ye önemli miktarda doğalgaz gelmektedir.

TERÖR
● Jeopolitiği ve coğrafi konumu Türkiye’nin birçok dış güçler bakımından ihmal edilemeyecek bir bölgede bulunduğunu göstermektedir. Komşu ülkelerin istikrarsız siyasi yapıları; niyet ve araçları yönündeki güvenliğimizi tehdit edici politikaları; Türkiye’nin güçlenmesi karşısında duydukları korku sıcak savaşa başvuramadıkları için terörü desteklemelerini gündeme getirmektedir.
● Bu gün Türkiye ile bir “sıcak savaş “a girmeyi kendi açılarından faydalı görmeyen bu ülkeler Türkiye’de yıkıcı unsurları bularak onları eğiterek perde arkasından “Soğuk Savaş “yolu ile Türkiye yurdunu bölmek ve Türk milletini içten çökertmek hedefini gütmektedirler.
● Terörle mücadelede başarılı olunabilmesi için sadece güvenlik güçlerinin önlem ve çalışmalarının yeterli olmayacağı açıktır. Çünkü terörizm, sadece bir güvenlik sorunu değildir. Aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi nedenlere de bağlı bir olgudur. Bu nedenle terörle mücadele de bütün kurum ve kuruluşların ortak tavır takınmaları ve bu konuda üstlerine düşen görevleri en iyi şekilde yapmaları gerekmektedir.

● Türkiye’de terörizm tehdidinin ortadan kaldırılabilmesi için;
● Gençlerin eğitim seviyelerinin yükseltilmesi ve terör örgütlerinin zararlı faaliyetlerine karşı bilinçlendirilmesi,
● İşsizlik oranının düşürülmesi
● Sanayi faaliyetlerinin artırılması
● Ülkedeki gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi,
● Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, bireylerin insan haklarının ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanılmasını sağlamak, gibi uygulamalara başvurulabilir.

1999 Depremi
● 1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03.02’de gerçekleşen, Kocaeli Gölcük merkezli depremdir. Aletsel büyüklüğe göre 7,5 büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.
● 17 Ağustos depremi, tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre, 57.840 ölüm, 143.953 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü.
● Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.

● 1999 Düzce Depremi merkez üssü 12 Kasım 1999 Cuma günü saat 18.57'de aletsel büyüklüğü 7.2 şiddetindedir. Deprem merkez üssü Düzce ve çevresinde
yıkıma yol açtı. 30 saniye süreyle etkili olan deprem, pek çok ilin yanı sıra Ukrayna'dan da hissedildi.
● Depremde ölü sayısı 845, yaralı sayısı 4948, hasar gören ve derhal yıkılması gereken bina sayısı 3395, yıkık ya da ağır hasarlı ev sayısı 12939, iş yeri sayısı ise 2450'dir.
● Körfez depremi ülkemizin gerek nüfus gerekse ekonomik aktivite bakımından en ağırlıklı bölgesinde etkili olmuştur. Deprem, Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Bolu, Bursa ve Eskişehir illerini kapsamış, ancak Kocaeli, Sakarya ve Yalova'da ağır can ve mal kaybına yol açmıştır.
● 7 Eylül 1999 tarihi itibariyle çeşitli kaynaklardan kamuoyuna açıklanan bilgilere ve çeşitli varsayımlara dayanan ilk tahminlere göre, depremin sermaye birikimi ve milli hâsıla üzerindeki etkisinin 9-13 milyar dolar aralığında olması beklenmektedir.
● 1999 Depremleri Türkiye’de önemli ekonomik, psikolojik ve sosyal sarsıntılara yol açmıştır.

F-KÜRESEL SORUNLAR
a) Çevre Kirliliği
● Doğal dengenin, tüm canlıların yaşamını tehdit edecek derecede ve büyük oranda insan faaliyetleri sonucunda kirlenerek bozulmasıdır.

b) Küresel Isınma
● Atmosferdeki doğal sera etkisinin, insan faaliyetleri sonucunda daha da artarak küresel boyutta aşırı ısınmaya neden olmasıdır.

c) Kyoto Protokolü ( 11 Aralık 1997)
● Kyoto Protokolü, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine (BMİDÇS) bir ek niteliğindeki uluslararası bir çevre anlaşmasıdır. Kyoto Protokolü,
küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve anlaşmasıdır.
● Kyoto Protokolündeki amaç, “atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak” tır.

e)Çernobil Nükleer Kazası
● Çernobil reaktör kazası, 20. yüzyılın ilk büyük nükleer kazasıdır. Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Güç Reaktörü’nün 4. ünitesinde meydana gelen kazayla büyük miktarda fisyon ürünleri salındığı ortaya çıkmış, radyoaktif serpinti tüm Avrupa’ya ve Türkiye’ye yayılmıştır.

f)Dünya Sağlık Örgütü ( WHO)
● Dünya Sağlık Örgütü (İng.: World Health Organization – WHO), Birleşmiş Milletler'e bağlı olan ve toplum sağlığıyla ilgili uluslararası çalışmalar yapan bir örgüttür.
● 19-22 Temmuz 1946 tarihlerinde New York’da düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı’nda BM’e üye 51 ülkenin temsilcisi ile Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), OIHP (Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Halk Sağlığı Bürosu), PAHO, Kızılhaç, Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu ve Rockefeller Vakfı temsilcileri Dünya Sağlık Örgütü anayasasını oluşturmuşlardır.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst