- Katılım
- 21 Ara 2012
- Konular
- 340
- Mesajlar
- 2,929
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 5 Ay 28 Gün
- Başarım Puanı
- 135
- MmoLira
- -29
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Meşhûr Sahâbî. Eshâb-ı kiram arasında en çok hadîs-i şerîf bilen ve rivâyet edenlerdendir. İsmi hakkında değişik rivâyetler olup, en doğru rivâyete göre isminin Abdurrahmân bin Sahr olduğu bildirilmiştir. Yemenin Devs kabilesindendir. Künyesi Ebû Hureyredir. Bu künyenin verilişi hakkında kendisi şöyle demiştir: Ben çocukken koyunlarımızı güderdim. Küçük bir kedim vardı. Gündüz onu yanıma alır, onunla oynardım. Gece otların arasına bırakırdım. Bu sebeple babam bana Ebû Hureyre (Kedicik babası) dedi. Bir rivâyeti de şöyledir: Bir gün kaftanımın içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resûlullah ( aleyhisselâm ) gördü. Nedir bu? buyurdu. Ben de, kedicik dedim. Bunun üzerine Resûlullah bana Ey kedicik babası buyurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) 57 (m. 678) senesinde 78 yaşında iken Medine-i Münevverede vefât etti.
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) hicretin 7. senesinde (m. 628) Hayberde müslüman oldu. Gençliğinde fakîrlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Müslüman olduğunda 30 yaşını geçmişti. Yemendeki Devs kabilesinin en ileri gelenlerinden ve meşhûr şair olan Tufely bin Amr ( radıyallahü anh ) vasıtasıyla müslüman oldu. Tufeyl bin Amr ( radıyallahü anh ) Peygamber efendimizin ( aleyhisselâm ) duâsı ve emri üzerine kabilesini İslama davet edince ilk kabûl eden Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) oldu. Hicretin 7. yılında Tufeyl bin Amr ( radıyallahü anh ) îmân edenlerle birlikte Yemenden ayrıldılar. Yetmiş kişiden fazla bir kâfile halinde Medineye geldiler. Ebû Hureyre bir an önce Peygamberimizi ( aleyhisselâm ) görmek, Ona kavuşmak aşkıyla yanıyordu. Yolculuğun uzun sürmesinden sıkılıyor, sabırsızlanıyordu. Bu halini su beyitle dile getirmiştir:
Yâ leyleten min tûlihâ ve anâihâ,
Âlâ ennehâ min daret-il-küfri necceti.
(Ey yolculuk gecesi! Bıktım yolun uzunluğundan ve sıkıntısından. Fakat bu yolculukdur, kurtaran beni küfür ve inkâr yurdundan...)
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Medineye geldiği sırada Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Hayberin fethine gitmişti. Bu gelişini şöyle anlatmıştır: Resûlullah ( aleyhisselâm ) Hayberde bulunduğu sırada Medineye Muhacir olarak geldim. Sabah namazını Resûlullahın ( aleyhisselâm ) vekîl bıraktığı Siba bin Urfutanın ( radıyallahü anh ) arkasında kıldım. Birinci rekâtte Meryem sûresini, ikinci rekâtte Mutaffifîn sûresini okudu. Namazdan sonra Siba bin Urfutanın ( radıyallahü anh ) yanına vardık, bize bir miktar yiyecek ikram etti.
Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Hayberde olduğu için Medineye gelen bu kâfile doğruca Haybere hareket etti. Oraya vardıklarında Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Natat kalesini fethetmiş, Kâtibe kalesini de kuşatmıştı. Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına vardıklarında Ebû Hureyreye bakıp, Sen kimlerdensin? buyurdu. O da: Devs kabilesindenim! dedi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Devs içinde kimi gördümse, onda hayır gördüm buyurdu. Bundan sonra Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Peygamberimize ( aleyhisselâm ) müslüman olduğuna dair bîat etti. Eliyle musafeha ederek, müslüman olduğunu bildirdi. Gelirken yolda kölesini kaybetmişti. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Peygamberimizle ( aleyhisselâm ) otururken kölesi çıkageldi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) İşte kölen geldi! buyurdu. Bunun üzerine Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ): Şahid ol ki o, hürdür. Ben onu Allah rızası için âzâd ettim dedi. Hayberin fethinden sonra Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) ve Yemenden gelen Devslilere Hayberde alınan ganîmetlerden hisse verdi. Sonra Medineye döndüler. Bundan sonra Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Yemene dönmeyip Medinede kaldı.
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına geldikten sonra artık Ondan hiç ayrılmadı. Ticâret, mal, servet gibi hiçbir meşgalesi yoktu. Bunlarla hiç uğraşmadı. Eshâb-ı kiramın en fakîri olup, Eshâb-ı Suffa arasına katıldı. Eshâb-ı Suffa, Mescid-i Nebîde kalır hep ilimle meşgûl olurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) hep huzûrunda bulundu. Bu hal Peygamberimizin vefâtına kadar dört sene sürdü, işçilik yaparak geçimini temin ederdi. Yemenden gelen annesi de yanında kalmakta idi.
Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanında devamlı bulunduğu için pekçok hadîs-i şerîf işitmiş ve rivâyet etmiştir. Bir gün Peygamberimize ( aleyhisselâm ) şöyle demiştir: Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) senden işittiklerimi hafızamda fazla tutamıyorum. Bunun üzerine Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Örtünü uzat buyurdu. O da ridasını uzattı. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Ona duâ etti. İki mübârek eliyle üç defa Ona doğru nûr saçtı ve Örtünü göğsüne sür buyurdu. O da sürdü. Böylece Allahü teâlâ Ona öyle bir hafıza ihsân etti ki, işittiği hiç bir şeyi unutmadı, ömrü de uzun oldu. Böylece çok hadîs-i şerîf rivâyet etti.
Ebû Hureyre, Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına geldikten sonra hizmetine girmiş ve başka hiç bir işle meşgûl olmamıştır. Bilmediği ve öğrenmek istediği herşeyi, Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) sorup öğrenmiştir. Bir zât, İbn-i Ömere ( radıyallahü anh ) Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Resûlullahtan ( aleyhisselâm ) bu kadar çok hadîs rivâyet ediyor, doğru mu? dediğinde İbn-i Ömer ( radıyallahü anh ) Yemîn ederim ki, hiç birinde şek ve şüphe yoktur. Çünkü Ebû Hureyre her zaman Resûlullaha ( aleyhisselâm ) sual sorar, aldığı cevapları ezberlerdi. demiştir.
Eshâb-ı kiram arasında Muhâcirîn ve Ensârın bir çoklarının bilmediği hadîs-i şerifleri Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bilirdi. Çünkü Eshâb-ı kiramın çoğu iş güç sahibi olduğundan, bir kısmı çarşıda, pazarda çalışır, bir kısmı ziraatle meşgûl olurdu. Bu sebeple her zaman ve her saat Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanında bulunma fırsatını elde edemezlerdi. Eshâb-ı kiramdan bir kısmı ise kendini tamamen ilme vermiş olup, Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda bulunurdu. Bunların en başında gelen Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) idi. Bu bakımdan o herkesin duymadığı hadîs-i şerifleri işitip rivâyet etmiştir. Onun bu hali Eshâb-ı kiramın ileri gelenleri tarafından da bildirilmiştir. Ebû Âmir şöyle rivâyet eder: Bir gün ben Talha ( radıyallahü anh ) ile konuşuyordum. Biri gelip, Ebû Hureyreden ( radıyallahü anh ) bahsederek Bu Yemenli mi, Resûl-i Ekremin ( aleyhisselâm ) hadîs-i şerîflerini çok biliyor yoksa sen mi? dedi. Elbette O çok bilir, çünkü O, hergün Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda ve hizmetinde bulunmuştur. Biz eşlerimizle ve ailemizle, evimizde oluyorduk. Onun böyle bir meşgalesi yoktu. Bu bakımdan O bizden daha fazla bilir dedim.
Bir defasında Hazreti Âişeden soruldu: Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sözlerini ve hallerini siz mi çok biliyorsunuz, yoksa Ebû Hureyre mi? Hazreti Âişe şöyle cevap verdi: Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bilir. Çünkü ben ev işleriyle meşgûl olurdum. Yemîn ederim ki, Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bütün vaktini Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda geçirmiştir. buyurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) dört sene gibi kısa bir zamanda pek çok hadîs-i şerîf rivâyet etmesini başkalarının yadırgamasına şöyle cevap vermiştir Evet ben Hayber gazâsı sırasında Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûruna kavuştum. O sırada 30 yaşlarında idim. Ondan sonra, hep Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanında bulundum. Evine girip çıktım, hizmet ettim. Birçok muharebede de hizmetinde bulundum. Resûlullah ( aleyhisselâm ) ile birlikte hacca gittim. Elbette daha fazla hadîs-i şerîf bilirim. Çünkü Resûlullah ( aleyhisselâm ) ile temasım diğerlerinin temasından daha çoktur.
Hadîs-i şerîf öğrenme husûsundaki, gayreti bizzat Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) tarafından açıkça ifade edilmiştir. Bir gün Peygamberimize ( aleyhisselâm ), Kıyâmet günü şefaatinize nail olacaklar kimlerdir yâ Resûlallah diye sormuştum. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Ey Ebû Hureyre, senin hadîse karşı hırsını bildiğim için hiç kimsenin senden önce bu suâli bana sormayacağını biliyordum. Kıyâmet günü benim şefaatime kavuşacak olan kimse hulûs-i kalb ile Lâ ilahe illallah diyen kimse olacaktır. buyurmuştur.
Ebû Hureyre, 5374 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) bizzat işiterek ve Eshâb-ı kiramdan Hazreti Ebû Bekirden, Hazreti Ömerden, Hazreti Âişeden hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden de Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer, Enes bin Mâlik, Vasile bin Eska, Cabir bin Abdullah başta olmak üzere 800den fazla Eshâb ve Tabiîn hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Rivâyetleri toplanıp yazılmıştır. Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler bütün hadîs kitaplarında olup, 325 rivâyeti Buhârî ve Müslimde ittifâk halinde yer almıştır. Sahih-i Buhârîde ayrıca 93 ve Sahih-i Müslimde ayrıca 189 rivâyeti vardır. Ondan hadîs-i şerîf rivâyet edenlerden biri olan Beşîr bin Nûhaykdır. Ebû Hureyreden işittiği hadîs-i şerîfleri yazmış ve sonra da bizzat Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) okuyup dinleterek rivâyet izni almıştır. Ömer bin Abdulazîz, Eshâb-ı kiramdan işitilen hadîs-i şerîflerin yazılıp, bir kitapta toplanmasını Kesir bin Mürre el-Hadramîye bir mektûb yazarak emir vermişti. Bu mektûbta Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerin yazılmamasını, çünkü onların yanında yazılı olarak bulunduğunu ayrıca belirtmiştir. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) ve diğer Sahabe daha Resûlullah ( aleyhisselâm ) hayatta iken işittikleri hadîs-i şerîfleri yazmaya başlamışlardır. Böylece asr-ı seâdetten itibâren Sahabe ve Tabiîn devrinde hadîs-i şerîfler yazılmıştır. Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden 140 kadarını içine alan bir kitap vardır. Bu kitap kendi talebesi Hemmam bin Münebbih tarafından yazılmış ve es-Sahifetüs-Sahiha ismi verilmiş ve zamanımıza kadar muhafaza edilmiştir. Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) âit bu sahife müsteşriklerin Hadîs-i şerîfler Resûlullahın ( aleyhisselâm ) vefâtından üç asır sonra yazılmıştır şeklinde ileri sürdükleri iddianın saçma ve kasıtlı olduğunu ortaya çıkartmaktadır.
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) şöyle buyurmuştur: Ben Resûlullahdan ( aleyhisselâm ) iki çeşit ilim öğrendim. Eğer ikincisini söylesem bana mecnun dersiniz buyurmuştur. Dört sene gibi bir zaman içerisinde, gece-gündüz Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrundan ayrılmamış, bütün işini gücünü bırakmıştır. Hep Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) buyurduklarını dinleyip, hıfz etmiştir (ezberlemiştir). Hatta günlerce aç kaldığı halde dîni öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır. Bu husûsta kendisi şöyle anlatmıştır: Bir gün açlığa dayanamayarak evimden çıkıp mescide gittim. Günlerce bir şey yememiştim. Oraya varınca bir grup Eshâbın da orada olduğunu gördüm. Yanlarına varınca Bu saatte niçin geldin Yâ Ebâ Hureyre dediler. Ben de Açlık beni buraya getirdi dedim. Onlar, Biz de açlığa dayanamayarak buraya çıkıp geldik dediler. Bunun üzerine hep birlikte Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûruna gittik. Huzûruna varınca Bu saatte buraya gelmenizin sebebi nedir? buyurdu. Biz de Açlık, Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) dedik. Bir tabak hurma getirdi. Hepimize ikişer tane hurma verdi. Ben birini yedim, birini sakladım. Resûlullah ( aleyhisselâm ) görüp, Niçin onu da yemedin? buyurdu. Birini de anneme ayırdım dedim. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Onu da ye, sana annen için iki tane daha vereceğiz buyurdu. Annem için iki tane daha verdi.
Yine Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) şöyle anlatmıştır: Bir gün Resûlullaha ( aleyhisselâm ) bir kâse süt hediye getirildi. Ben o gün çok açtım. Resûlullah bana Git Eshâb-ı Suffayı çağırbuyurdu. Çağırmaya gittim. Giderken bu sütün hepsi bana ancak yeter diye aklıma geldi. Eshâb-ı Suffayı çağırdım, yüz kişi kadar vardı. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) emri üzerine o süt kâsesini alıp her birine ayrı ayrı verdim. Hepsi doyasıya içti. (Resûlullahın ( aleyhisselâm ) mucizesi ile artıyordu). Sonra Resûlullah ( aleyhisselâm ) Ben ve sen kaldık iç. buyurdu. Ben de biraz içtim, İç buyurdular. Tekrar içtim, içtikçe İç buyurdular. O kadar içtim ve doydum ki, artık hiç içecek halim kalmadı. Sonra da kâseyi alıp Resûlullah ( aleyhisselâm ) içti...
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) müslüman olduktan sonra annesinin de müslüman olmasını çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu.
Fakat bir türlü muvaffak olamıyordu. Bu husûsta şöyle anlatmıştır: Bir gün Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) huzûruna gidip, Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) annemi İslama davet ediyorum, bir türlü kabûl etmiyor. Bu gün de müslüman olmasını söyledim. Bana hoş olmayan sözlerle karşılık verdi, kabûl etmedi. Hidayete kavuşması için duâ buyurunuz dedim. Bunun üzerine Allahım! Ebû Hureyrenin annesine hidâyet ver! buyurdu. Duâyı alınca sevinerek eve gittim. Eve varınca annem Yâ Ebâ Hureyre ben müslüman oldum dedi ve kelime-i şehâdeti söyledi. Ben sevincimden yerimde duramıyordum. Tekrar Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanına koştum. Sevincimden ağlayarak annemin müslüman olduğunu müjdeledim. Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) annemi ve beni müminlerin sevmesi için, bizim de müminleri sevmemiz için duâ ediniz dedim. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Allahım şu kulunu ve annesini mümin kullarına, müminleri de onlara sevdir. buyurarak duâ etti. Artık beni bilen ve gören her mümin sevdi.
Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) vefâtından sonra en çok sevdiği ve meşgûl olduğu iş hadîs-i şerîf rivâyet etmek ve yaymak olmuştur. Hazreti Ebû Bekirin halifeliği sırasında idarî işlerle meşgûl olmamıştır. Hazreti Ömerin halifeliği sırasında Bahreyn vâliliğine tayin edildi. Bir müddet bu vazîfeyi yaptı. Hazreti Osmanın halifeliği sırasında Mekke kadılığı yaptı. Hazreti Muâviyenin halifeliği sırasında da Medine vâlisi oldu.
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) bizzat öğrendiği din bilgilerini ve işittiği hadîs-i şerîflerin İslâm dünyâsına yayılması husûsunda çok büyük hizmet yapmıştır. Her Cuma günü namazdan önce hadîs-i şerîf dersleri verirdi. Hadîs-i şerîf öğrenmek için gelenler onun etrâfında toplanırdı. Onun ders meclisi pek geniş olup, bir çok kimse ondan ilim öğrenip, ilimde yükselmiş ve hizmet etmiştir. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) fazîleti ve İslâmı yaşamasıyla en mükemmel bir nümûne idi. Çok geceleri ibâdet ile geçirir, sabaha kadar namaz kılar, Kurân-ı kerîm okurdu. Her ayın başında üç gün oruç tutardı. İbâdetlerde çok ihtiyâtlı hareket ederdi. Hep abdestli bulunur ve Resûlullah ( aleyhisselâm ) Abdestli olan vücûd azâsına Cehennem ateşi dokunmaz buyurdu, derdi.
Osman en-Nahaî şöyle nakletmiştir: Ebû Hureyreyi ( radıyallahü anh ) yedi gün misâfir ettim. Aile efradı ile birlikte çok kere geceleri namaz kılarak ve Kurân-ı kerîm okuyarak geçirirlerdi.
İkrime ( radıyallahü anh ) da, Ebû. Hureyre ( radıyallahü anh ) her gün onbirbin tesbih çekerdi, demiştir. Ölümü yaklaştığında ağlamıştı. Sebebi sorulunca Âhıret azığının azlığından ve yolculuğun zorluğundan demiştir. Allah korkusu, mahşer gününün hesabından bahsedilince titremeye başlar, bazan ağlayarak kendinden geçerdi.
Şakya Eshahi şöyle rivâyet etmiştir: Bir defasında Medineye Ebû Hureyreyi ( radıyallahü anh ) ziyâret için gelmiştim. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) kıyâmet gününe dair bir hadîs-i şerîfini rivâyet ederken, birdenbire feryad edip, kendinden geçti. Bir müddet sonra kendine gelince neden böyle yaptığını sordum. Biliyormusun? Kıyâmet günü için Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: Kıyâmet günü Allahü teâlânın insanları hesaba çekeceği gündür. Kurân-ı kerîme, Onun emirlerine uyanlar (hak yolu tutanlar) makbûl olup, uymayanlar cezalandırılacaktır. Kurân-ı kerîmi bilip okuyan, öğrenip öğretenlerden amel etmeyenlerin vay haline Kurân-ı kerîmde insanlara emirler vardır. Fakîri himâye etmek, sadaka vermek, akrabayı ziyâret etmek... Bunların hepsini yerine getirmek gerekir. İşte bunun için kıyâmet gününden korkarım dedi.
Ömrünün son günlerinde hastalandı. Hastalığını duyanların ziyârete gelmesiyle büyük bir kalabalık toplandı. Bu hastalığı sırasında Allahım sana kavuşmayı seviyorum. Bunu bana nasîb eyle demiştir.
Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır:
Bir kimse bir müminin dünyâ üzüntülerini giderip ferahlandırırsa, Allah da kıyâmet günü onun üzüntülerinden birini giderir.
Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünyâ ve âhirette onun ayıbını örter.
Her kim eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünyâ ve âhirette ona kolaylık gösterir.
Bir kul din kardeşine yardımda bulundukça, Allah da ona yardım eder.
Bir kimse ilim tahsili için yola çıkarsa, bundan dolayı Allah ona Cennet yolunu kolaylaştırır.
Herhangi bir cemaat câmilerden birinde toplanıp, Kurân-ı kerîm okur, onların üzerine sükunet nâzil olup, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır. Cenabı Hak da onları, nezdinde olan melekler ve peygamberlerle zikreder.
Ameli kendisini geride bırakan kimseyi, nesebi ileri götüremez.
Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit Cibrîle, Allah filânı seviyor, onu sen de sev, diye emreder. Cibrîl de onu sever ve ehli semâya (meleklere) Allah filanı seviyor, siz de onu seviniz, diye seslenir. Bunun üzerine melekler o kimseyi severler. Sonra da yeryüzünde (insanlar arasında) onun sevgisi, kalblerde yerleşir.
Müslümanın müslüman üzerinde hakkı beştir. Bunlar: Selâm almak, hastayı ziyâret etmek, cenâzeyi teşyi etmek, davete icabet eylemek (kabûl edip, gitmek), aksırana Yerhamükellah Allah sana rahmet etsin, demek.
Herhangi bir kul dünyâda diğer bir kulun ayıbını örterse, kıyâmet gününde Allah da onun ayıbını örter.
Birbirinize hased etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allahın kulları kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulm etmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz.
Resûl-i Ekrem ( aleyhisselâm ) üç defa göğsünü işâret buyurarak:
Takvâ işte buradadır. Bir kimsenin şerir olması için müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır buyurdu.
Ramazan ayı gelince Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.
İnsanların Cennete girmelerine en çok yardımcı olan, takvâ, Allah korkusu ve güzel ahlâktır.
Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun.
Allahü teâlâ, kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri yapınca, onu çok severim, öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle herşeyi tutar. Benimle yürür, benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca, onu korurum buyurdu.
Bir zaman gelir ki, müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Şeriati bırakıp kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kurân-ı kerîmi mizmarlardan, yanî çalgılardan, şarkı, gibi okurlar. Allah için değil keyf için okurlar. Allahü teâlâ bunlara lânet eder. Azâb verir.
Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) şöyle dediği rivâyet edilmiştir.
Biri Ey Allahın Resûlü, kime iyilik edeyim? diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Annene buyurdu. Sonra kime? diye sordu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Annene buyurdu. Sonra kime?, diye sordu. Annene buyurdu. Adam tekrar Sonra kime diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Babana buyurdu.
Müminlerin îmân bakımından en mükemmel olanı, ahlâkı en iyi olanlarıdır ve hayırlı olanlarınız da, kadınlara karşı hayırlı olanlardır
Allaha ve Kıyâmet Gününe îmân edenler, komşusuna eziyet etmesin. Allaha ve Âhıret Gününe imânı olan, misâfire ikram etsin. Allaha ve Âhıret Gününe îmân etmiş olan, ya hayır söylesin ya sussun.
Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar kadını seç, mesûd olursun.
Yedi sınıf insan vardır ki, Allahü teâlâ onları hiç bir gölge bulunmayan günde (Kıyâmet Gününde) Arşının gölgesinde gölgelendirir. Adâletli Devlet Reîsi, Allaha ibâdet ederek büyüyen genç. Kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah için sevişen ve bu uğurda birleşip bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından zinâya çağırıldığı halde Ben Allahtan korkarım cevabı ile mukabale eden kimse, sağ elinin verdiği sadakayı sol eli duymayacak sûrette gizli sadaka veren kimse, tenha yerde Allahı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan kimsedir.
Sadaka, malı eksiltmez, insan afvettikçe Allah da onun izzetini ve şerefini arttırır. Her kim Allah için tevâzu ederse, Allah onu yükseltir.
Birgün Eshâb-ı kirama karşı Müflis kime denir biliyor musunuz? buyurunca, Eshâb-ı kiram Parası ve malı olmayan kimseye diyoruz. dediler. Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki:
Ümmetim arasında müflis, şu kimsedir ki, kıyâmet günü defterinde, çok namaz, oruç ve zekât sevâbı bulunur. Fakat, bir kimseye sövmüş, iftira etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevâbları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce, sevâbları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilir. Sonra Cehenneme atılır.
Biri Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) ilim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum demesi üzerine; Ebû Hureyre, Asıl ilmi kaybetmek bu düşünce ile onu öğrenmemektir. diye cevab verdiler. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) buyurdu ki:
Kıyâmet günü, Allahü teâlânın huzûrunda kıymetli olanlar verâ ve zühd sahibleridir.
Kurân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar.
Kıyâmet günü kul Allahü teâlânın huzûruna getirildiğinde, Cenab-ı Hak ona: Ey kulum, sen benim için dostlarımı sevdin mi? Tâ ki ben de o dostlarım için seni seveyim. buyuracak.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Sahîh-i Buhârî cild-5, sh. 123
2) Sahîh-i Müslim cild-4, sh. 1957
3) Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel cild-2, sh. 243, cild-4, sh. 399
4) Sünen-i Tirmizî, Kitab-ul-ilm, bab-12
5) Sîret-i İbn-i Hişâm cild-2, sh. 24
6) El-İstiâb cild-4, sh. 202
7) El-İsâbe cild-4, sh. 202
8) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh. 375
9) Tabakât-ı İbn-i Sad cild-4, sh. 325
10) Tehzîb-ül-esmâ, vel-luga cild-12, sh. 270
11) Tezkiret-ül-Huffâz cild-2, sh. 32
12) El-Alâm cild-3, sh. 308
13) Metâli-un Nücûm cild-3, sh. 128
14) Kâmûs-ul-Alâm cild-2, sh. 767
15) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye sh. 999
16) Dürr-ül-meârif sh. 42, 43
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) hicretin 7. senesinde (m. 628) Hayberde müslüman oldu. Gençliğinde fakîrlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Müslüman olduğunda 30 yaşını geçmişti. Yemendeki Devs kabilesinin en ileri gelenlerinden ve meşhûr şair olan Tufely bin Amr ( radıyallahü anh ) vasıtasıyla müslüman oldu. Tufeyl bin Amr ( radıyallahü anh ) Peygamber efendimizin ( aleyhisselâm ) duâsı ve emri üzerine kabilesini İslama davet edince ilk kabûl eden Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) oldu. Hicretin 7. yılında Tufeyl bin Amr ( radıyallahü anh ) îmân edenlerle birlikte Yemenden ayrıldılar. Yetmiş kişiden fazla bir kâfile halinde Medineye geldiler. Ebû Hureyre bir an önce Peygamberimizi ( aleyhisselâm ) görmek, Ona kavuşmak aşkıyla yanıyordu. Yolculuğun uzun sürmesinden sıkılıyor, sabırsızlanıyordu. Bu halini su beyitle dile getirmiştir:
Yâ leyleten min tûlihâ ve anâihâ,
Âlâ ennehâ min daret-il-küfri necceti.
(Ey yolculuk gecesi! Bıktım yolun uzunluğundan ve sıkıntısından. Fakat bu yolculukdur, kurtaran beni küfür ve inkâr yurdundan...)
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Medineye geldiği sırada Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Hayberin fethine gitmişti. Bu gelişini şöyle anlatmıştır: Resûlullah ( aleyhisselâm ) Hayberde bulunduğu sırada Medineye Muhacir olarak geldim. Sabah namazını Resûlullahın ( aleyhisselâm ) vekîl bıraktığı Siba bin Urfutanın ( radıyallahü anh ) arkasında kıldım. Birinci rekâtte Meryem sûresini, ikinci rekâtte Mutaffifîn sûresini okudu. Namazdan sonra Siba bin Urfutanın ( radıyallahü anh ) yanına vardık, bize bir miktar yiyecek ikram etti.
Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Hayberde olduğu için Medineye gelen bu kâfile doğruca Haybere hareket etti. Oraya vardıklarında Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Natat kalesini fethetmiş, Kâtibe kalesini de kuşatmıştı. Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına vardıklarında Ebû Hureyreye bakıp, Sen kimlerdensin? buyurdu. O da: Devs kabilesindenim! dedi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Devs içinde kimi gördümse, onda hayır gördüm buyurdu. Bundan sonra Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Peygamberimize ( aleyhisselâm ) müslüman olduğuna dair bîat etti. Eliyle musafeha ederek, müslüman olduğunu bildirdi. Gelirken yolda kölesini kaybetmişti. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Peygamberimizle ( aleyhisselâm ) otururken kölesi çıkageldi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) İşte kölen geldi! buyurdu. Bunun üzerine Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ): Şahid ol ki o, hürdür. Ben onu Allah rızası için âzâd ettim dedi. Hayberin fethinden sonra Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) ve Yemenden gelen Devslilere Hayberde alınan ganîmetlerden hisse verdi. Sonra Medineye döndüler. Bundan sonra Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Yemene dönmeyip Medinede kaldı.
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına geldikten sonra artık Ondan hiç ayrılmadı. Ticâret, mal, servet gibi hiçbir meşgalesi yoktu. Bunlarla hiç uğraşmadı. Eshâb-ı kiramın en fakîri olup, Eshâb-ı Suffa arasına katıldı. Eshâb-ı Suffa, Mescid-i Nebîde kalır hep ilimle meşgûl olurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) hep huzûrunda bulundu. Bu hal Peygamberimizin vefâtına kadar dört sene sürdü, işçilik yaparak geçimini temin ederdi. Yemenden gelen annesi de yanında kalmakta idi.
Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanında devamlı bulunduğu için pekçok hadîs-i şerîf işitmiş ve rivâyet etmiştir. Bir gün Peygamberimize ( aleyhisselâm ) şöyle demiştir: Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) senden işittiklerimi hafızamda fazla tutamıyorum. Bunun üzerine Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Örtünü uzat buyurdu. O da ridasını uzattı. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Ona duâ etti. İki mübârek eliyle üç defa Ona doğru nûr saçtı ve Örtünü göğsüne sür buyurdu. O da sürdü. Böylece Allahü teâlâ Ona öyle bir hafıza ihsân etti ki, işittiği hiç bir şeyi unutmadı, ömrü de uzun oldu. Böylece çok hadîs-i şerîf rivâyet etti.
Ebû Hureyre, Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına geldikten sonra hizmetine girmiş ve başka hiç bir işle meşgûl olmamıştır. Bilmediği ve öğrenmek istediği herşeyi, Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) sorup öğrenmiştir. Bir zât, İbn-i Ömere ( radıyallahü anh ) Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Resûlullahtan ( aleyhisselâm ) bu kadar çok hadîs rivâyet ediyor, doğru mu? dediğinde İbn-i Ömer ( radıyallahü anh ) Yemîn ederim ki, hiç birinde şek ve şüphe yoktur. Çünkü Ebû Hureyre her zaman Resûlullaha ( aleyhisselâm ) sual sorar, aldığı cevapları ezberlerdi. demiştir.
Eshâb-ı kiram arasında Muhâcirîn ve Ensârın bir çoklarının bilmediği hadîs-i şerifleri Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bilirdi. Çünkü Eshâb-ı kiramın çoğu iş güç sahibi olduğundan, bir kısmı çarşıda, pazarda çalışır, bir kısmı ziraatle meşgûl olurdu. Bu sebeple her zaman ve her saat Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanında bulunma fırsatını elde edemezlerdi. Eshâb-ı kiramdan bir kısmı ise kendini tamamen ilme vermiş olup, Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda bulunurdu. Bunların en başında gelen Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) idi. Bu bakımdan o herkesin duymadığı hadîs-i şerifleri işitip rivâyet etmiştir. Onun bu hali Eshâb-ı kiramın ileri gelenleri tarafından da bildirilmiştir. Ebû Âmir şöyle rivâyet eder: Bir gün ben Talha ( radıyallahü anh ) ile konuşuyordum. Biri gelip, Ebû Hureyreden ( radıyallahü anh ) bahsederek Bu Yemenli mi, Resûl-i Ekremin ( aleyhisselâm ) hadîs-i şerîflerini çok biliyor yoksa sen mi? dedi. Elbette O çok bilir, çünkü O, hergün Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda ve hizmetinde bulunmuştur. Biz eşlerimizle ve ailemizle, evimizde oluyorduk. Onun böyle bir meşgalesi yoktu. Bu bakımdan O bizden daha fazla bilir dedim.
Bir defasında Hazreti Âişeden soruldu: Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sözlerini ve hallerini siz mi çok biliyorsunuz, yoksa Ebû Hureyre mi? Hazreti Âişe şöyle cevap verdi: Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bilir. Çünkü ben ev işleriyle meşgûl olurdum. Yemîn ederim ki, Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bütün vaktini Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda geçirmiştir. buyurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) dört sene gibi kısa bir zamanda pek çok hadîs-i şerîf rivâyet etmesini başkalarının yadırgamasına şöyle cevap vermiştir Evet ben Hayber gazâsı sırasında Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûruna kavuştum. O sırada 30 yaşlarında idim. Ondan sonra, hep Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanında bulundum. Evine girip çıktım, hizmet ettim. Birçok muharebede de hizmetinde bulundum. Resûlullah ( aleyhisselâm ) ile birlikte hacca gittim. Elbette daha fazla hadîs-i şerîf bilirim. Çünkü Resûlullah ( aleyhisselâm ) ile temasım diğerlerinin temasından daha çoktur.
Hadîs-i şerîf öğrenme husûsundaki, gayreti bizzat Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) tarafından açıkça ifade edilmiştir. Bir gün Peygamberimize ( aleyhisselâm ), Kıyâmet günü şefaatinize nail olacaklar kimlerdir yâ Resûlallah diye sormuştum. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Ey Ebû Hureyre, senin hadîse karşı hırsını bildiğim için hiç kimsenin senden önce bu suâli bana sormayacağını biliyordum. Kıyâmet günü benim şefaatime kavuşacak olan kimse hulûs-i kalb ile Lâ ilahe illallah diyen kimse olacaktır. buyurmuştur.
Ebû Hureyre, 5374 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) bizzat işiterek ve Eshâb-ı kiramdan Hazreti Ebû Bekirden, Hazreti Ömerden, Hazreti Âişeden hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden de Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer, Enes bin Mâlik, Vasile bin Eska, Cabir bin Abdullah başta olmak üzere 800den fazla Eshâb ve Tabiîn hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Rivâyetleri toplanıp yazılmıştır. Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler bütün hadîs kitaplarında olup, 325 rivâyeti Buhârî ve Müslimde ittifâk halinde yer almıştır. Sahih-i Buhârîde ayrıca 93 ve Sahih-i Müslimde ayrıca 189 rivâyeti vardır. Ondan hadîs-i şerîf rivâyet edenlerden biri olan Beşîr bin Nûhaykdır. Ebû Hureyreden işittiği hadîs-i şerîfleri yazmış ve sonra da bizzat Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) okuyup dinleterek rivâyet izni almıştır. Ömer bin Abdulazîz, Eshâb-ı kiramdan işitilen hadîs-i şerîflerin yazılıp, bir kitapta toplanmasını Kesir bin Mürre el-Hadramîye bir mektûb yazarak emir vermişti. Bu mektûbta Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerin yazılmamasını, çünkü onların yanında yazılı olarak bulunduğunu ayrıca belirtmiştir. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) ve diğer Sahabe daha Resûlullah ( aleyhisselâm ) hayatta iken işittikleri hadîs-i şerîfleri yazmaya başlamışlardır. Böylece asr-ı seâdetten itibâren Sahabe ve Tabiîn devrinde hadîs-i şerîfler yazılmıştır. Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden 140 kadarını içine alan bir kitap vardır. Bu kitap kendi talebesi Hemmam bin Münebbih tarafından yazılmış ve es-Sahifetüs-Sahiha ismi verilmiş ve zamanımıza kadar muhafaza edilmiştir. Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) âit bu sahife müsteşriklerin Hadîs-i şerîfler Resûlullahın ( aleyhisselâm ) vefâtından üç asır sonra yazılmıştır şeklinde ileri sürdükleri iddianın saçma ve kasıtlı olduğunu ortaya çıkartmaktadır.
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) şöyle buyurmuştur: Ben Resûlullahdan ( aleyhisselâm ) iki çeşit ilim öğrendim. Eğer ikincisini söylesem bana mecnun dersiniz buyurmuştur. Dört sene gibi bir zaman içerisinde, gece-gündüz Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrundan ayrılmamış, bütün işini gücünü bırakmıştır. Hep Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) buyurduklarını dinleyip, hıfz etmiştir (ezberlemiştir). Hatta günlerce aç kaldığı halde dîni öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır. Bu husûsta kendisi şöyle anlatmıştır: Bir gün açlığa dayanamayarak evimden çıkıp mescide gittim. Günlerce bir şey yememiştim. Oraya varınca bir grup Eshâbın da orada olduğunu gördüm. Yanlarına varınca Bu saatte niçin geldin Yâ Ebâ Hureyre dediler. Ben de Açlık beni buraya getirdi dedim. Onlar, Biz de açlığa dayanamayarak buraya çıkıp geldik dediler. Bunun üzerine hep birlikte Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûruna gittik. Huzûruna varınca Bu saatte buraya gelmenizin sebebi nedir? buyurdu. Biz de Açlık, Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) dedik. Bir tabak hurma getirdi. Hepimize ikişer tane hurma verdi. Ben birini yedim, birini sakladım. Resûlullah ( aleyhisselâm ) görüp, Niçin onu da yemedin? buyurdu. Birini de anneme ayırdım dedim. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Onu da ye, sana annen için iki tane daha vereceğiz buyurdu. Annem için iki tane daha verdi.
Yine Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) şöyle anlatmıştır: Bir gün Resûlullaha ( aleyhisselâm ) bir kâse süt hediye getirildi. Ben o gün çok açtım. Resûlullah bana Git Eshâb-ı Suffayı çağırbuyurdu. Çağırmaya gittim. Giderken bu sütün hepsi bana ancak yeter diye aklıma geldi. Eshâb-ı Suffayı çağırdım, yüz kişi kadar vardı. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) emri üzerine o süt kâsesini alıp her birine ayrı ayrı verdim. Hepsi doyasıya içti. (Resûlullahın ( aleyhisselâm ) mucizesi ile artıyordu). Sonra Resûlullah ( aleyhisselâm ) Ben ve sen kaldık iç. buyurdu. Ben de biraz içtim, İç buyurdular. Tekrar içtim, içtikçe İç buyurdular. O kadar içtim ve doydum ki, artık hiç içecek halim kalmadı. Sonra da kâseyi alıp Resûlullah ( aleyhisselâm ) içti...
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) müslüman olduktan sonra annesinin de müslüman olmasını çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu.
Fakat bir türlü muvaffak olamıyordu. Bu husûsta şöyle anlatmıştır: Bir gün Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) huzûruna gidip, Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) annemi İslama davet ediyorum, bir türlü kabûl etmiyor. Bu gün de müslüman olmasını söyledim. Bana hoş olmayan sözlerle karşılık verdi, kabûl etmedi. Hidayete kavuşması için duâ buyurunuz dedim. Bunun üzerine Allahım! Ebû Hureyrenin annesine hidâyet ver! buyurdu. Duâyı alınca sevinerek eve gittim. Eve varınca annem Yâ Ebâ Hureyre ben müslüman oldum dedi ve kelime-i şehâdeti söyledi. Ben sevincimden yerimde duramıyordum. Tekrar Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanına koştum. Sevincimden ağlayarak annemin müslüman olduğunu müjdeledim. Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) annemi ve beni müminlerin sevmesi için, bizim de müminleri sevmemiz için duâ ediniz dedim. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Allahım şu kulunu ve annesini mümin kullarına, müminleri de onlara sevdir. buyurarak duâ etti. Artık beni bilen ve gören her mümin sevdi.
Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) vefâtından sonra en çok sevdiği ve meşgûl olduğu iş hadîs-i şerîf rivâyet etmek ve yaymak olmuştur. Hazreti Ebû Bekirin halifeliği sırasında idarî işlerle meşgûl olmamıştır. Hazreti Ömerin halifeliği sırasında Bahreyn vâliliğine tayin edildi. Bir müddet bu vazîfeyi yaptı. Hazreti Osmanın halifeliği sırasında Mekke kadılığı yaptı. Hazreti Muâviyenin halifeliği sırasında da Medine vâlisi oldu.
Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) bizzat öğrendiği din bilgilerini ve işittiği hadîs-i şerîflerin İslâm dünyâsına yayılması husûsunda çok büyük hizmet yapmıştır. Her Cuma günü namazdan önce hadîs-i şerîf dersleri verirdi. Hadîs-i şerîf öğrenmek için gelenler onun etrâfında toplanırdı. Onun ders meclisi pek geniş olup, bir çok kimse ondan ilim öğrenip, ilimde yükselmiş ve hizmet etmiştir. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) fazîleti ve İslâmı yaşamasıyla en mükemmel bir nümûne idi. Çok geceleri ibâdet ile geçirir, sabaha kadar namaz kılar, Kurân-ı kerîm okurdu. Her ayın başında üç gün oruç tutardı. İbâdetlerde çok ihtiyâtlı hareket ederdi. Hep abdestli bulunur ve Resûlullah ( aleyhisselâm ) Abdestli olan vücûd azâsına Cehennem ateşi dokunmaz buyurdu, derdi.
Osman en-Nahaî şöyle nakletmiştir: Ebû Hureyreyi ( radıyallahü anh ) yedi gün misâfir ettim. Aile efradı ile birlikte çok kere geceleri namaz kılarak ve Kurân-ı kerîm okuyarak geçirirlerdi.
İkrime ( radıyallahü anh ) da, Ebû. Hureyre ( radıyallahü anh ) her gün onbirbin tesbih çekerdi, demiştir. Ölümü yaklaştığında ağlamıştı. Sebebi sorulunca Âhıret azığının azlığından ve yolculuğun zorluğundan demiştir. Allah korkusu, mahşer gününün hesabından bahsedilince titremeye başlar, bazan ağlayarak kendinden geçerdi.
Şakya Eshahi şöyle rivâyet etmiştir: Bir defasında Medineye Ebû Hureyreyi ( radıyallahü anh ) ziyâret için gelmiştim. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) kıyâmet gününe dair bir hadîs-i şerîfini rivâyet ederken, birdenbire feryad edip, kendinden geçti. Bir müddet sonra kendine gelince neden böyle yaptığını sordum. Biliyormusun? Kıyâmet günü için Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: Kıyâmet günü Allahü teâlânın insanları hesaba çekeceği gündür. Kurân-ı kerîme, Onun emirlerine uyanlar (hak yolu tutanlar) makbûl olup, uymayanlar cezalandırılacaktır. Kurân-ı kerîmi bilip okuyan, öğrenip öğretenlerden amel etmeyenlerin vay haline Kurân-ı kerîmde insanlara emirler vardır. Fakîri himâye etmek, sadaka vermek, akrabayı ziyâret etmek... Bunların hepsini yerine getirmek gerekir. İşte bunun için kıyâmet gününden korkarım dedi.
Ömrünün son günlerinde hastalandı. Hastalığını duyanların ziyârete gelmesiyle büyük bir kalabalık toplandı. Bu hastalığı sırasında Allahım sana kavuşmayı seviyorum. Bunu bana nasîb eyle demiştir.
Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır:
Bir kimse bir müminin dünyâ üzüntülerini giderip ferahlandırırsa, Allah da kıyâmet günü onun üzüntülerinden birini giderir.
Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünyâ ve âhirette onun ayıbını örter.
Her kim eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünyâ ve âhirette ona kolaylık gösterir.
Bir kul din kardeşine yardımda bulundukça, Allah da ona yardım eder.
Bir kimse ilim tahsili için yola çıkarsa, bundan dolayı Allah ona Cennet yolunu kolaylaştırır.
Herhangi bir cemaat câmilerden birinde toplanıp, Kurân-ı kerîm okur, onların üzerine sükunet nâzil olup, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır. Cenabı Hak da onları, nezdinde olan melekler ve peygamberlerle zikreder.
Ameli kendisini geride bırakan kimseyi, nesebi ileri götüremez.
Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit Cibrîle, Allah filânı seviyor, onu sen de sev, diye emreder. Cibrîl de onu sever ve ehli semâya (meleklere) Allah filanı seviyor, siz de onu seviniz, diye seslenir. Bunun üzerine melekler o kimseyi severler. Sonra da yeryüzünde (insanlar arasında) onun sevgisi, kalblerde yerleşir.
Müslümanın müslüman üzerinde hakkı beştir. Bunlar: Selâm almak, hastayı ziyâret etmek, cenâzeyi teşyi etmek, davete icabet eylemek (kabûl edip, gitmek), aksırana Yerhamükellah Allah sana rahmet etsin, demek.
Herhangi bir kul dünyâda diğer bir kulun ayıbını örterse, kıyâmet gününde Allah da onun ayıbını örter.
Birbirinize hased etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allahın kulları kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulm etmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz.
Resûl-i Ekrem ( aleyhisselâm ) üç defa göğsünü işâret buyurarak:
Takvâ işte buradadır. Bir kimsenin şerir olması için müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır buyurdu.
Ramazan ayı gelince Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.
İnsanların Cennete girmelerine en çok yardımcı olan, takvâ, Allah korkusu ve güzel ahlâktır.
Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun.
Allahü teâlâ, kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri yapınca, onu çok severim, öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle herşeyi tutar. Benimle yürür, benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca, onu korurum buyurdu.
Bir zaman gelir ki, müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Şeriati bırakıp kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kurân-ı kerîmi mizmarlardan, yanî çalgılardan, şarkı, gibi okurlar. Allah için değil keyf için okurlar. Allahü teâlâ bunlara lânet eder. Azâb verir.
Ebû Hureyrenin ( radıyallahü anh ) şöyle dediği rivâyet edilmiştir.
Biri Ey Allahın Resûlü, kime iyilik edeyim? diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Annene buyurdu. Sonra kime? diye sordu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Annene buyurdu. Sonra kime?, diye sordu. Annene buyurdu. Adam tekrar Sonra kime diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Babana buyurdu.
Müminlerin îmân bakımından en mükemmel olanı, ahlâkı en iyi olanlarıdır ve hayırlı olanlarınız da, kadınlara karşı hayırlı olanlardır
Allaha ve Kıyâmet Gününe îmân edenler, komşusuna eziyet etmesin. Allaha ve Âhıret Gününe imânı olan, misâfire ikram etsin. Allaha ve Âhıret Gününe îmân etmiş olan, ya hayır söylesin ya sussun.
Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar kadını seç, mesûd olursun.
Yedi sınıf insan vardır ki, Allahü teâlâ onları hiç bir gölge bulunmayan günde (Kıyâmet Gününde) Arşının gölgesinde gölgelendirir. Adâletli Devlet Reîsi, Allaha ibâdet ederek büyüyen genç. Kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah için sevişen ve bu uğurda birleşip bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından zinâya çağırıldığı halde Ben Allahtan korkarım cevabı ile mukabale eden kimse, sağ elinin verdiği sadakayı sol eli duymayacak sûrette gizli sadaka veren kimse, tenha yerde Allahı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan kimsedir.
Sadaka, malı eksiltmez, insan afvettikçe Allah da onun izzetini ve şerefini arttırır. Her kim Allah için tevâzu ederse, Allah onu yükseltir.
Birgün Eshâb-ı kirama karşı Müflis kime denir biliyor musunuz? buyurunca, Eshâb-ı kiram Parası ve malı olmayan kimseye diyoruz. dediler. Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki:
Ümmetim arasında müflis, şu kimsedir ki, kıyâmet günü defterinde, çok namaz, oruç ve zekât sevâbı bulunur. Fakat, bir kimseye sövmüş, iftira etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevâbları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce, sevâbları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilir. Sonra Cehenneme atılır.
Biri Ebû Hureyreye ( radıyallahü anh ) ilim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum demesi üzerine; Ebû Hureyre, Asıl ilmi kaybetmek bu düşünce ile onu öğrenmemektir. diye cevab verdiler. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) buyurdu ki:
Kıyâmet günü, Allahü teâlânın huzûrunda kıymetli olanlar verâ ve zühd sahibleridir.
Kurân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar.
Kıyâmet günü kul Allahü teâlânın huzûruna getirildiğinde, Cenab-ı Hak ona: Ey kulum, sen benim için dostlarımı sevdin mi? Tâ ki ben de o dostlarım için seni seveyim. buyuracak.
¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾
1) Sahîh-i Buhârî cild-5, sh. 123
2) Sahîh-i Müslim cild-4, sh. 1957
3) Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel cild-2, sh. 243, cild-4, sh. 399
4) Sünen-i Tirmizî, Kitab-ul-ilm, bab-12
5) Sîret-i İbn-i Hişâm cild-2, sh. 24
6) El-İstiâb cild-4, sh. 202
7) El-İsâbe cild-4, sh. 202
8) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh. 375
9) Tabakât-ı İbn-i Sad cild-4, sh. 325
10) Tehzîb-ül-esmâ, vel-luga cild-12, sh. 270
11) Tezkiret-ül-Huffâz cild-2, sh. 32
12) El-Alâm cild-3, sh. 308
13) Metâli-un Nücûm cild-3, sh. 128
14) Kâmûs-ul-Alâm cild-2, sh. 767
15) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye sh. 999
16) Dürr-ül-meârif sh. 42, 43


