Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Bilinmeyene Doğru Yolculuk
Bir deprem dünyaya ne kadar zarar verebilir? İnsanlığımızı kaybetmemize neden olur mu? İşte I am Alive, bize bu soruların cevabını vermeye çalışıyor. Çalışıyor diyorum çünkü bunu tam anlamıyla başardığı söylenemez.
Ubisoft tarafından geçtiğimiz sene yayınlanan bir hayatta kalma korku oyunu olan I Am Alive'ın geliştirme süreci çok enteresan. Aslında oyunun geçmişi bundan neredeyse 10 yıl öncesine dayanıyor. Darkworks firması, bu oyunu büyük ses getirecek bir proje olarak düşünmüş, ancak işler yolunda gitmemiş. Teknik aksaklıklardan dolayı, projeyi bitiremeden sonlandırmışlar. Daha sonra da Ubisoft firması devralmış fikri. Ancak yine problemler bitmemiş ve neticesinde, hiç de umdukları gibi bir yapım haline getiremeden, oyunu piyasaya sürmeye karar vermişler.
Karakterimizin, yolun ortasında kameraya kendisini kaydetmesi ile başlıyor oyun. Hayatta kalmak için neler yaptığını nerede olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını anlatıyor. Söylediklerine göre, karısı ve kızından uzun süredir ayrı. Felaketin üzerinden ne kadar geçtiğini veya ailesinden neden ayrı düştüğünü kestiremiyoruz.
Karakterimiz ilk önce ailesini bulabileceğini umarak, yaşadığı daireye gidiyor. Ne yazık ki hiç kimse yok. Ancak masanın üzerinde bir mektup buluyor. Mektup, eşi tarafından yazılmış. Kendisini çok özlediklerini, ulaşmaya çalıştıklarını ve hayatta olduğunu umduklarını söylüyor. Mektuptaki tarihe göre yazılışının üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş. Tüm bu olanları kameraya kaydetmeyi ihmal etmeyen karakterimiz, apartmandan dışarı çıktığında küçük bir kız çocuğu buluyor. Kısa bir kovalamacanın ardından kızla konuşuyor ve kızın da ailesini aradığını öğreniyor. Bu andan itibaren her ne hikmetse karakterimiz kendi ailesini unutuveriyor ve kızın ailesini bulmak için yollara düşüyor.
Evet, oyunun başlangıcı ve ilk görevlerinde yaptıklarımız kısaca bunlar.
Oynanışa bakacak olursak, tamamen yenilikçi bir fikirle karşılaşıyoruz. Rahat rahat depara kalkıp, duvarlara tırmanamıyoruz. Çünkü sağlık barımızın yanında bir de stamina, yani enerji barımız var. Biz koşarken yada tırmanırken, kısaca enerji sarfettiğimizde azalıyor. Bittiğinde tırmandığımız yerden düşüyoruz ya da hareketlerimiz yavaşlıyor, koşamaz duruma geliyoruz. Böyle durumlarda etraftan topladığımız, yiyecek içecek gibi maddeleri tüketmemiz gerekiyor. Bunların bazıları gücümüzü arttırıyor bazıları sağlığımızı. Cömertçe kullanırsak önümüzdeki görevlerde büyük sıkıntı çekiyoruz.
Her oyunun olmazsa olmazı kötü adamlar da bu oyunda en büyük düşmanlarımız. Aslında kötü adam yerine hayatta kalmaya çalışanlar demek daha doğru olur. Çünkü oyunda pek iyilerin kazanacağı bir atmosfer yok. Genellikle gruplar halinde bulunan insanlar yaşanabilecek her köşeyi kendilerine mesken tutmuş. Mekanlarına yaklaşınca hiç de iyi davranmıyorlar. Bazıları, uzaklaşmamız için bizi uyarırken bazıları daha agresif davranıp bize saldırıyor. Böyle durumlarda kendilerine silahı doğrulttuğumuzda ellerini yukarı kaldırıp geri çekiliyorlar. Tam da o anda ortamda kaç kişi olduğunu kaçının silahlı olduğunu gözlemleyip doğru bir strateji ile paçayı kurtarabiliriz. Strateji şart çünkü mermilerimiz çok kısıtlı. Çoğu zaman 2 yada 3 mermi oluyor. Ama genelde bir gruptan sıyrılmak için tek mermi yetiyor. Çünkü içlerinden birini öldürünce diğerleri ciddiyetimizi anlayıp teslim oluyor. Ancak son ana kadar dikkati elden bırakmamak gerekiyor. Birisi ile uğraşırken diğeri arkamızdan dolaşıp bize saldırabiliyor. Bu açıdan yapay zeka oyunun genel kalite ortalamasının oldukça üstünde.
Oyunda bir de garip save sistemi var. Öldüğümüzde kaldığımız yerden başlayabilmemiz için tekrar hakkımızın olması gerekiyor. Bunları etraftan toplayarak veya insanlara yardım ederek kazanabiliyoruz. Tekrar hakkımız yoksa öldüğümüzde çok ama çok gerilerden başlıyoruz.
Atmosfer oyunun genel yapısına uygun. Siyah beyaz renkler hakim. Etrafta yıkılmış, birbirine geçmiş gökdelenler, köprüler, tren yolları var. Ancak bunlara bakmaya çalışırken gözlerimize eziyet çektirmek zorunda kalıyoruz, zira burnumuzun birkaç metre ötesini görmek çok zor. Heryer bulanık. Bunun toz bulutu olduğuna kendimizi inandırmak istesek de, kaplamaların kalitesizliğini görünce oyunun grafik açısından son derece başarısız olduğunu anlıyoruz. Özellikle oyunun başında büyük bir şok yaşadım. Ancak bölümler ilerledikçe hikayenin sürükleyiciliği ve oynanışın oldukça farklı ve eğlenceli olmasıyla grafikler o kadar da gözüme batmamaya başladı.
Optimizasyon için pek güzel şeyler söyleyemeyeceğim. Böylesine kalitesiz grafiklere rağmen oyun çok düşük fps değerleri ile çalışıyor. Bunda konsol portu olmasının da etkisi var. Özellikleri düşürmek pek işe yaramıyor çünkü sistemle alakalı bir durum yok. Tamamen oyunun kötü optimize edilmesinin sonucu bu. Yine de oynanmayacak seviyede değil. Beni pek rahatsız etmedi.
Genel olarak bitmemiş bir oyun izlenimi veriyor ancak, ilgi çekici hikayesi, yenilikçi yapısı ve düşük fiyatı ile en azından bir şansı hak ediyor. Özellikle oynanış sistemi önümüzdeki yıllarda başka oyunlar için ilham kaynağı olabilir. Eğer grafik hastası bir oyuncu iseniz kesinlikle uzak durun derim.
Bir deprem dünyaya ne kadar zarar verebilir? İnsanlığımızı kaybetmemize neden olur mu? İşte I am Alive, bize bu soruların cevabını vermeye çalışıyor. Çalışıyor diyorum çünkü bunu tam anlamıyla başardığı söylenemez.
Ubisoft tarafından geçtiğimiz sene yayınlanan bir hayatta kalma korku oyunu olan I Am Alive'ın geliştirme süreci çok enteresan. Aslında oyunun geçmişi bundan neredeyse 10 yıl öncesine dayanıyor. Darkworks firması, bu oyunu büyük ses getirecek bir proje olarak düşünmüş, ancak işler yolunda gitmemiş. Teknik aksaklıklardan dolayı, projeyi bitiremeden sonlandırmışlar. Daha sonra da Ubisoft firması devralmış fikri. Ancak yine problemler bitmemiş ve neticesinde, hiç de umdukları gibi bir yapım haline getiremeden, oyunu piyasaya sürmeye karar vermişler.
Karakterimizin, yolun ortasında kameraya kendisini kaydetmesi ile başlıyor oyun. Hayatta kalmak için neler yaptığını nerede olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını anlatıyor. Söylediklerine göre, karısı ve kızından uzun süredir ayrı. Felaketin üzerinden ne kadar geçtiğini veya ailesinden neden ayrı düştüğünü kestiremiyoruz.
Karakterimiz ilk önce ailesini bulabileceğini umarak, yaşadığı daireye gidiyor. Ne yazık ki hiç kimse yok. Ancak masanın üzerinde bir mektup buluyor. Mektup, eşi tarafından yazılmış. Kendisini çok özlediklerini, ulaşmaya çalıştıklarını ve hayatta olduğunu umduklarını söylüyor. Mektuptaki tarihe göre yazılışının üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş. Tüm bu olanları kameraya kaydetmeyi ihmal etmeyen karakterimiz, apartmandan dışarı çıktığında küçük bir kız çocuğu buluyor. Kısa bir kovalamacanın ardından kızla konuşuyor ve kızın da ailesini aradığını öğreniyor. Bu andan itibaren her ne hikmetse karakterimiz kendi ailesini unutuveriyor ve kızın ailesini bulmak için yollara düşüyor.
Evet, oyunun başlangıcı ve ilk görevlerinde yaptıklarımız kısaca bunlar.
Oynanışa bakacak olursak, tamamen yenilikçi bir fikirle karşılaşıyoruz. Rahat rahat depara kalkıp, duvarlara tırmanamıyoruz. Çünkü sağlık barımızın yanında bir de stamina, yani enerji barımız var. Biz koşarken yada tırmanırken, kısaca enerji sarfettiğimizde azalıyor. Bittiğinde tırmandığımız yerden düşüyoruz ya da hareketlerimiz yavaşlıyor, koşamaz duruma geliyoruz. Böyle durumlarda etraftan topladığımız, yiyecek içecek gibi maddeleri tüketmemiz gerekiyor. Bunların bazıları gücümüzü arttırıyor bazıları sağlığımızı. Cömertçe kullanırsak önümüzdeki görevlerde büyük sıkıntı çekiyoruz.
Her oyunun olmazsa olmazı kötü adamlar da bu oyunda en büyük düşmanlarımız. Aslında kötü adam yerine hayatta kalmaya çalışanlar demek daha doğru olur. Çünkü oyunda pek iyilerin kazanacağı bir atmosfer yok. Genellikle gruplar halinde bulunan insanlar yaşanabilecek her köşeyi kendilerine mesken tutmuş. Mekanlarına yaklaşınca hiç de iyi davranmıyorlar. Bazıları, uzaklaşmamız için bizi uyarırken bazıları daha agresif davranıp bize saldırıyor. Böyle durumlarda kendilerine silahı doğrulttuğumuzda ellerini yukarı kaldırıp geri çekiliyorlar. Tam da o anda ortamda kaç kişi olduğunu kaçının silahlı olduğunu gözlemleyip doğru bir strateji ile paçayı kurtarabiliriz. Strateji şart çünkü mermilerimiz çok kısıtlı. Çoğu zaman 2 yada 3 mermi oluyor. Ama genelde bir gruptan sıyrılmak için tek mermi yetiyor. Çünkü içlerinden birini öldürünce diğerleri ciddiyetimizi anlayıp teslim oluyor. Ancak son ana kadar dikkati elden bırakmamak gerekiyor. Birisi ile uğraşırken diğeri arkamızdan dolaşıp bize saldırabiliyor. Bu açıdan yapay zeka oyunun genel kalite ortalamasının oldukça üstünde.
Oyunda bir de garip save sistemi var. Öldüğümüzde kaldığımız yerden başlayabilmemiz için tekrar hakkımızın olması gerekiyor. Bunları etraftan toplayarak veya insanlara yardım ederek kazanabiliyoruz. Tekrar hakkımız yoksa öldüğümüzde çok ama çok gerilerden başlıyoruz.
Atmosfer oyunun genel yapısına uygun. Siyah beyaz renkler hakim. Etrafta yıkılmış, birbirine geçmiş gökdelenler, köprüler, tren yolları var. Ancak bunlara bakmaya çalışırken gözlerimize eziyet çektirmek zorunda kalıyoruz, zira burnumuzun birkaç metre ötesini görmek çok zor. Heryer bulanık. Bunun toz bulutu olduğuna kendimizi inandırmak istesek de, kaplamaların kalitesizliğini görünce oyunun grafik açısından son derece başarısız olduğunu anlıyoruz. Özellikle oyunun başında büyük bir şok yaşadım. Ancak bölümler ilerledikçe hikayenin sürükleyiciliği ve oynanışın oldukça farklı ve eğlenceli olmasıyla grafikler o kadar da gözüme batmamaya başladı.
Optimizasyon için pek güzel şeyler söyleyemeyeceğim. Böylesine kalitesiz grafiklere rağmen oyun çok düşük fps değerleri ile çalışıyor. Bunda konsol portu olmasının da etkisi var. Özellikleri düşürmek pek işe yaramıyor çünkü sistemle alakalı bir durum yok. Tamamen oyunun kötü optimize edilmesinin sonucu bu. Yine de oynanmayacak seviyede değil. Beni pek rahatsız etmedi.
Genel olarak bitmemiş bir oyun izlenimi veriyor ancak, ilgi çekici hikayesi, yenilikçi yapısı ve düşük fiyatı ile en azından bir şansı hak ediyor. Özellikle oynanış sistemi önümüzdeki yıllarda başka oyunlar için ilham kaynağı olabilir. Eğer grafik hastası bir oyuncu iseniz kesinlikle uzak durun derim.