- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 8 Ay 29 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
KANATLILARIN BESLENMESİ
GİRİŞ
Kanatlılar, çeşitli besin maddelerinin keşfedilmesinde, izole edilmesinde, tanımlanmalarında önemli roller oynamışlardır. Bu hayvanların hemen hemen bütün beslenme araştırmalarında kullanılmaları, diğer hayvanlar ve insanlar için de geçerli beslenme prensiplerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Bu araştırmalarla kanatlıların beslenmesine dair elde edilen bilgiler, dünyada mevcut diğer hayvan türlerine göre çok daha fazla olmuştur.
Geçen yirmi beş yıl içinde kanatlıların, sayısı 40âtan fazla olan besin maddeleri ihtiyaçları oldukça dar sınırlar içerisinde başarıyla tayin edilebilmiştir. Ayrıca kanatlıların rasyonlarında bulunan çeşitli besin maddelerinin daha doğru olarak tayin edilme imkânları ortaya çıkmıştır.
Kanatlılar, genel olarak, insan yiyeceği olarak kullanılmayan yemlerin değerlendirilmesine ve onların insanlar için çok değerli olan besin maddelerine çevrilmesine hizmet eden hayvanların başında gelmektedir. Onmivor olmaları çok çeşitli yiyeceklerden yararlanabilmelerine imkân vermektir. Bir araştırıcıya göre, yemlerin insan yiyeceğine dönüştürülmesi bakımından, bilhassa protein ve yağ esas alındığında, tavuk, süt ineğine yakın bir değer gösterebilmekte domuzu ise geçmektedir.
Et tipi tavuklar ve hindiler, yüksek proteinli ve düşük yağlı et verebilmekte ve yenebilen birim kısma düşen yem miktar ve masrafı sığır ve domuzlara nazaran daha düşük olmaktadır.
Kanatlıların insanlığa yararları sadece sağladıkları et ve yumurtaya dayanmamaktadır. Daha önce açıklandığı gibi kanatlılar, beslenme ile ilgili araştırmalarda, diğer hayvan türlerine göre çok daha fazla kullanılmışlar ve bu alandaki gerçeklerin ortaya çıkmasına büyük katkılarda bulunmuşlardır. Bunun en önemli nedenlerinden biri onların rasyondaki besin maddeleri eksikliklerine farelerden daha hassas olmalarıdır.
Kanatlılardan deneme hayvanı olarak aşağıdaki çalışmalardan yararlanılmıştır:
A â Vitaminlerle İlgili Çalışmalarda
Vitaminlerle ilgili çalışmalarda civcivler test hayvanı olarak tercih edile gelmişlerdir. Örneğin, yemlerde mevcut total vitamin A aktivitesini tayin etmede, civcive diğer hayvanlara nazaran öncelik verilmektedir. Çünkü, çeşitli formlarda çeşitli düzeyde aktivite ihtiva eden bu vitamine civcivin ihtiyacı fareler ve diğer hayvanlarınkinden daha fazladır.
Vitamin D ile ilgili bilgilerin elde edilmesinde civciv önemli bir rol oynamıştır. Halen bu vitamin ile ilgili çalışmalarda tercih edilen bir deneme hayvanıdır.
1897 yılında Eijkman, Beriberi hastalığının nedeni olan tiyamin noksanlığıyla ilgili çalışmalarda da kanatlıları kullanarak başlamıştır. Tiyamin noksanlığının kuşlarda âpolyneuritisâ hastalığına yol açtığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalardan sonra B1 â vitamini (tiyamin ) 1926 yılında saf olarak elde edilmiştir.
Vitamin E, selenyum, sistin ve metiyonin gibi besin maddeleri eksikliklerince ortaya çıkan beyaz kas hastalığı (muscular dısrophy), yıllarca gerek insanlarda ve gerekse diğer hayvan türlerinde geniş tahribata sebep olmuştur. Civciv yukarıdaki besin maddeleri noksanlığına gayet iyi cevap verebildiğinden, hastalığın nedenlerinin araştırılmasında bir numaralı deneme hayvanı olarak hizmet etmiştir. Civciv, aynı şekilde, riboflavin, vitamin K, pantotenik asit, biyotin, folik asit, vitamin B12 gibi vitaminler hakkında, geniş bilgiler elde edilmesinde birinci derecede rol oynayan test hayvanı olmuştur.
B â Antibiyotiklerle İlgili Çalışmalar
Bugün gerek hastalıklara karşı savaşta, gerekse büyümeyi pozitif yönde etkileyici olarak, kanatlılar ve insanlar dahil bir çok evcil hayvanlarda çeşitli antibiyotikler oldukça geniş çapta kullanılmaktadır.
C â Minerallerle İlgili Çalışmalar
Bir çok hayvanlar tarafından küçük miktarda ihtiyaç duyulan iz minerallerin önemi, ancak civcivlerle yapılan çalışmalar sonunda ortaya çıkarılmıştır. âSlipped tendonâ veya persosis adı verilen hastalık, civcivlerde manganez noksanlığı ile teşhis edilmiş, böylece manganezin, bütün hayvan türleri için gerekli olan bir element olduğu ortaya konulmuştur. Civcivler kullanılarak üzerlerinde geniş çapta araştırmalar yapılan diğer mineraller de şunlardır: K, g, Ca, P, I, Zn, Cu Mo â ve Se. Bu minerallerin hepsinin insan ve hayvan beslenmesinde önemli fonksiyonları vardır.
D â Aşılarla İlgili Çalışmalarda
Kanatlıların yumurtası, kendine mahsus özellikleri bulunan çok önemli bir üründür. Hayatın devamı için gerekli bütün besin maddelerine ve faktörlere sahip olduğu gibi, pratik olarak da mikroorganizmalardan steril bir durumdadır. Yumurtanın bu özelliği, en küçük bir organizma olan virüse ait kültürlerin hazırlanmasında büyük önem taşımaktadır. Bilindiği gibi, virüsler insanlarda ve hayvanlarda çok çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır.
Bunlardan başka kanatlılar, arterıoskleroz gibi önemli damar hastalıkları ile ilgili çalışmalarda embriyoloji, endokronoloji ve genetik dallarında deneme hayvanı olarak büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
KANATLILARDA SİNDİRİM SİSTEMİ
Kanatlı hayvanların beslenmelerine başlamadan önce, sindirim sistemi hakkında kısaca bilgi vermek faydalı ve gereklidir.
Kanatlıların sindirim sistemi ruminantlarınkinden geniş çapta, diğer hayvan türlerinkinden de belirli bazı farklar gösterir.
Sindirim sistemlerinin farklı oluşu beslenmelerinde kullanılan yemlerin cins ve miktarlarını önemli derecede etkiler. Örneğin, kanatlılar selüloz, hemiseluloz gibi kompleks polisakkaritlerden hemen hemen hiç yararlanamazlar. Rasyonlarında kolay sindirilebilen yemlerin kullanılması zorunludur.
Kanatlılarda sindirim sistemi bir sindirim kanalı ile buna ek veya yardımcı organlardan (karaciğer, pankrens ve dalak) ibarettir.
Sindirim sistemi, yiyeceklerin alınması, depolanması, sindirilmesi ve artık maddelerin dışarı atılması gibi fonksiyonları yerine getirir.
Sindirim Kanalı
Sindirim kanalı, Şekil 1âde görüldüğü gibi, ağız, yemek borusu (esophagus) kursak (ingluvies) bezli mide (pars glandularis) taşlık (pars muscularıs), ince bağırsaklar, (ıntestinum tenue) kör bağırsaklar (ceecum), kalın bağırsaklar (intestinum crassum), klooka (clooka) ve anusâdan ibarettir.
Şekil 1: Tavuğun İç Organları
AĞIZ
Kanatlılarda ağız, dudak, yanak ve dişlerin olmamasıyla karakterize edilir. Gaga küçük yem parçalarını alabilecek şekilde gelişmiştir. Ayrıca parçalamaya da elverişlidir. Dil, sivrilmiş olup dikenimsi bir çıkıntıya sahiptir. Bu kısmın fonksiyonu yemlerin yemek borusuna inişini sağlamaktır.
Kanatlılar â diğer hayvanlar kadar olmamakla beraber â tad alma duygusuna sahip olup dillerinin altında 90 adet kadar tad alma cisimcikleri bulunur. Bu cisimciklerin sayısı 6000 â 10.000, ineklerde 40.000 civarındadır.
YEMEK BORUSU
Yemek borusu ağız tabanının arka kısmından glandüler mideye kadar uzanır. Yemek borusunun uzunluğu olgun kanatlılarda 15-20 cm civarındadır. Yemek borusunda mükoz bir sıvı salgılanır. Bu salgının fonksiyonu yemlerin kursağa inişini kolaylaştırmaktır.
KURSAK
Yemek borusunun vücut boşluğuna girdiği yerde genişleyerek meydana getirdiği bir kesedir. Yapısı aynen yemek borusunun yapısına benzer. Aralarındaki yegane yapı farkı, mükoz bezlerinin bu organda, yemek borusuyla kursağın birleşme yerinde yer almasıdır.
Kursak, tavuklar, ördek ve güvercin gibi tane yiyen kanatlılarda iyi gelişmiştir. Kursağın esas fonksiyonu, yemlerin burada toplanıp bir müddet tutularak yumuşatılmasını sağlamaktır. Bu fonksiyonu ile bir nevi rezervuar gibidir. Tükürükte bulunan amilâz, kursakta karbonhidratların şekere çevrilmesinde çok az etkili olmaktadır. Esasen kursakta amilolitik ve proteolitik enzimlerin mevcut olup olmadığı hakkında araştırıcılar arasında görüş ayrılığı vardır. Bazı araştırıcılar, kursakta bulunan enzimlerin yem gibi bir dış kaynaktan veya bezli mide, katı mide (taşlık), duodenum gibi sindirim kanalının diğer kısımlarından geldiğini öne sürmektedirler.
BEZLİ MİDE
İnsanlardaki mideye tekabül eder. Kursak ile katı mide (taşlık) arasında yer alır. Bu midede yer alan bezler hem bir gastrik proteaz olan pepsini hem de HCI asiti salgılar. Yemlerin buradan pars muscularis adı verilen katı mideye geçişi ancak saniyelerle ifade edilebilecek kadar kısa sürer. Olgun hayvanlarda bezli midenin PHâsı 4-4.5 civarındadır. Hcl ve pepsinojenle karışmış olarak katı mideye gelen yemler, burada PHânın 2-3 olduğu bir ortam bulurlar. Zaten pepsinin en iyi çalıştığı hidrojen iyonu konsatrasyonu bu sınırlar arasında düşer.
KATI MİDE (TAŞLIK)
Bezli mide ile ince bağırsaklar arasında yer alır esas fonksiyonu yemlerin parçalanmasını sağlamaktır. Bu nedenle kuvvetli kaslara sahiptir. Mide yüzeyi keratinleşmiş bir durum gösterir.
Buradaki kaslar istemsiz olup, her 20-30 saniyede çok kuvvetli bir şekilde kasılırlar. Yemle birlikte küçük taş parçalarının sağlanmasının, kanatlılarda dane yemlerin sindirim derecesini yükselttiğini denemeler göstermiştir. Fakat yemlerin ince olarak sağlanması halinde bu küçük taş parçalarının sindirim derecesini yükseltmesi ancak çok küçük bir düzeyde (%3) olmaktadır. Halbuki tüm dane yem verilmesi halinde, taş parçaları, danenin sindirimini %10 yükseltebilmektedir.
İNCE BAĞIRSAKLAR
Katı mideden kalın bağırsağa kadar olan kısmı kapsar. Sindirim kanalında yemlerin sindirim ve absorpsiyonu için en önemli kısmı teşkil eder. Duodenal kıvrımda pankreas yer alır.
Gastrik sindirim, muhtemel olarak duodenum başlangıcından, pankreas ve safra sekresyonlarının bağırsağa döküldüğü kısma kadar devam eder. Bu salgılar 5-6.5 PH derecelik bir asitlik meydana getirir ki bu, gastrik proteazların faaliyetini önler. Fakat bağırsak ve pankreas enzimlerinin çalışmasına imkân verir.
Üç esas yem komponti (Karbonhidratlar, proteinler ve yağlar) de pankreatik sekresyonlardan etkilenmektedir. Karbonhidratların hidrolizi esas olarak pankreatik amilazlar tarafından yerine getirilmektedir. Tavuklarda safranın da amilolitik aktiviteye iştirak ettiği tespit edilmiştir. Keza pankreas, bilinen bütün lipazâları da temin etmektedir.
Civciv ve tavukta sindirim kanalının çeşitli kısımlarının boyutları Tablo 2âde verilmektedir.
Şekil 2: Kanatlılarda Enerjinin Vücutta Dağılışı ve Kullanılması
Kanatlıların Vücudu ve Yemlerinde en Çok Bulunan Yağ Asitleri
Bunlar sırasıyla, Palmitik, stearik, oleik ve linoleik asit olup, karkas ve yemdeki yağların %90âını teşkil ederler. Daha önce bildirildiği gibi bunlar arasında sadece linoleik asit kanatlılar için esansiyeldir. Civcivlerin linoleik asit ihtiyaçları, rasyonun %1âi, yumurtlayan tavuklarda ise rasyonun % 1.5âu kadardır.
Linoleik Asit Eksikliğinde Görülen Septonlar:
A) Civcivlerde:
Büyüme hızında azalma,
Testisâin küçülmesi ve sekonder, seks karakterlerinde gerileme,
Su tüketiminde artış,
Karaciğerin büyümesi,
Fungal enfeksiyonlara mukavemetsizlik.
B) Yumurtlayan Tavuklarda:
Yumurta büyüklüğünde önemli derecede düşme,
Eksikliğin ileri derecede olması halinde, yumurta veriminde düşme,
Yumurtada döllülük nispetinin azalması,
Yumurta ve karkas lipid kompozisyonunda önemli değişmeler.
KANATLILARIN ENERJİ İHTİYACI
A. Civcivin Enerji İhtiyacı
Hayvanlar, esas itibariyle enerji ihtiyaçlarını tatmin için yem tüketmektedirler. Hayvanın enerji ihtiyacını rasyonun kilogramdaki veya belirli ünitesindeki enerjiye göre bildirmek tam doğru ve mümkün değildir. Bunun yerine hayvanın normal olarak büyüyüp gelişebilmesi için gerekli olan metabolik enerji hayvan başına günlük olarak bildirilmelidir. Ne var ki bunu civcivler için uygulamak çok zordur. Çünkü civciv devamlı büyümekte ve büyüdükçe enerji ihtiyacı değişmektedir. Bu nedenle civcivin günlük metabolik enerji ihtiyacı, Kg. rasyon için kilokalori (Kcal) olarak verilir. Civciv veya büyümekte olan kanatlı da günlük enerji ihtiyacını yem kapasitesine göre giderir.
Vücuda alınan optimum enerji düzeyine göre, dengeli rasyonlarda, broyler civcivlerin muhtelif enerji düzeylerinde tükettikleri yem miktarları Tablo 8 ve 9âda verilmektedir.
Civcivler vücutlarına giren enerji miktarını tam olarak ayarlayamazlar. Rasyonun enerji kapsamı yükseldikçe, bir dereceye kadar fazla enerji tüketirler. Bu nedenle, yüksek enerjili rasyonla beslenen civcivler, düşük enerjili rasyonla beslenenlere nazaran vücutlarında daha fazla yağ biriktirirler. Büyümelerine bile yetmeyecek kadar düşük enerjili rasyonlarla beslenen civcivlerde böyle bir depolama söz konusu olamaz. buna göre, yüksek enerjili rasyonların, karkasları yağca zengin; düşük enerjili rasyonların ise, karkasları yağca düşük hayvanlar meydana getirdiği söylenebilir. Fakat bitirme peryodunda (6-8 hafta), hem düşük hem de yüksek düzeyde enerji kapsayan dengeli rasyonlarla beslenen broyler civcivlerde canlı ağırlık artışı hemen hemen aynı olur.
*Protein, amino asit ve diğer besin maddelerince yeterli bir rasyon ve normal çevre şartlarında
Broyler civcivlerde normal büyüme Şekil 11âde gösterilmektedir. Yaklaşık olarak 8. haftaya kadar devam eden bu devre büyümenin en aktif peryodu olup, olgunluk devresi henüz başlamamıştır. Hayatın bu ilk safhasında, dengeli protein, fosfor, kalsiyum, iz mineraller ve vitamin ihtiyacı çok kritik bir durum gösterir. Rasyon, büyüme peryodunda cereyan eden metabolik reaksiyonlar, hayvanın normal fiziksel aktivitesi ve vücut ısısının muhafazası için yeterli düzeyde metabolik enerji kapsamalıdır. Bu peryodda enerjinin çok az kısmı yağa çevrilir. Altı haftalığa kadar, Broyler bir civciv yaklaşık olarak vücudunda % 4 yağ ihtiva eder.
Eğer piyasanın isteğine göre Broyler civcivlerde karkas yağı artırılmak istenirse bu devrede tavsiye edilen en yüksek metabolik enerji düzeyi ile maksimum büyüme için gerekli olan protein düzeyinin biraz altında protein kapsayan bir rasyon uygulanır. Böyle bir besleme programı, 7-8 haftalık Broyler civcivlerde, hem metabolik enerjinin çok yüksek oluşundan hem de protein kısıtlanmasından ötürü, daha fazla enerjinin vücuda girmesine yol açar ve fazla enerji yağa çevrilir. Leghorn civciv ve piliçlerinde, uygun enerji düzeylerine göre ortalama yem tüketimleri Tablo 10, 11 ve 12âde verilmektedir.
Yumurta Verimi ve Damızlık Olarak Yetiştirilen Erkek ve Dişi Piliçlerde Vücut Yağının Kontrolü
8 â 22 haftalık dönemde erkek ve dişi piliçler için kullanılan rasyon, sadece normal büyüme, gelişme ve tüylenmeye yetecek kadar enerji ihtiva etmelidir. Çünkü vücuda alınan fazla enerji yağa çevrilir. Bu bilhassa olgunluk devresine yaklaşan hayvanlar için önemlidir. Bu devrede hayvanların çok yağlanmalarına meydan verilirse, hayati önemi haiz organların etrafı adipoz doku tabakaları ile kaplanır ki, bu da optimum yumurta verimini engeller. Bu nedenle, Broyler damızlık yetiştirilmesinde fazla yağ depolanmasını önlemek için, yem tüketimi sınırlandırılmalıdır. Leghorn civcivleri, başlangıç, büyüme ve gelişme dönemlerinde kilogramında 3000-3100 kcal enerji kapsayan rasyonlarla beslenirse, fazla yağ depo etmeden normal olarak gelişebilirler. Bununla beraber sadece damızlık olarak yetiştirilen broyler piliçleri için daha düşük enerjili (yaklaşık olarak 2600-2750) kcal/Kg) rasyonlar uygulanmalıdır.
Rasyonun Metabolik Enerjisi (Kcal/Kg) 6-12 Haftalarda Yem Tüketimi (KGg)
*Normal çevre şartlarında, yeterli bir rasyonun uygulanması halinde ve ergenlik ağırlığı 1.8 Kg olan Leghorn soylarında.
Verilen bu değerlerden, örneğin, kg rasyonda 110 kcal değerinde bir enerji kısıntısı hayvan başına yem tüketimini günde %3.5-4 düzeyinde artıracaktır. Bu durum karşısında, eğer yüksek enerjili rasyon, kendisinden önce gelen düşük enerjili rasyondan %3 düzeyinde daha fazla pahalı değilse, %3 düzeyinde daha fazla enerji kapsayan bu rasyonu tercih etmek, bir düzine yumurtaya düşen yem masrafı bakımından daha kârlı olacaktır. Bu prensipler yem formülasyonu ile ilgili bölümde daha detaylı bir şekilde ele alınmıştır.
Broyler damızlık tavuğu, vücut ağırlığının yüksek oluşundan dolayı, yaşama payı için daha fazla enerjiye ihtiyaç gösterir. Böyle bir tavuk, maksimum yumurta verimi için günde yaklaşık olarak 400-450 kcalâlik metabolik enerjiyi yemleriyle almak zorundadır. Bu tavuklar yüksek enerjili rasyonlarla beslendiklerinde aşırı şekilde yağlandıklarından en iyisi rasyonlardaki enerji düzeyini 2600-2750 kcal olarak sınırlamak gerekir. Yem tüketimi o şekilde sınırlanmalı ki, hayvan günde yaklaşık olarak 420 kcalâden fazla metabolik enerjiyi vücuduna almasın.
Orta Ağırlıkta Yumurta Tavuğu Irklarının Enerji İhtiyacı
Bazı bölgelerde kahverengi kabuklu yumurtalar istenir. Bu yüzden tavuk yetiştiricileri, yem tüketimleri Beyaz Leghornâların çok üstünde olan Rhode Island Red, New Hampshire gibi orta-ağır ırklarla, ağır melez (cross breeds) ırkları yetiştirmek suretiyle kazanç yoluna giderler. Bunların vücut ağırlıkları Leghornâlarla, Broyler damızlık tavuklarınınkinin arasına düştüğünden enerji ihtiyaçları da yaklaşık olarak broylerin enerji ihtiyacı olan günde hayvan başına 420 kcal ile Leghornâun ihtiyacı olan 320 kcal metabolik enerji arasında yer alır. Buna göre, orta-ağır ırkların günlük metabolik enerji ihtiyaçları yaklaşık olarak hayvan başına 420+300=720:2=360 kcalâdır
Erkek Kanatlıların Enerji İhtiyaçları
Büyüme sırasında, erkek kanatlı hayvanların birim canlı ağırlık artışı için enerji ihtiyaçları belirsiz olacak kadar hafif şekilde dişilerinkinden azdır. Dişilere göre erkek hayvanlar vücutlarında daha düşük oranda yağ depo ederler. Fakat erkekler dişilere göre daha çabuk büyüdüğünden total olarak daha fazla enerjiyi gerektirirler. Bu nedenle de büyüyen bir erkek kanatlı hayvanla, büyüyen bir dişi kanatlı hayvanın enerji ihtiyaçları birbirlerine çok yaklaşır.
Ergin hayvanlara gelince, horoz büyük cüssesinden dolayı, tavuğa göre yaşama payı olarak daha fazla enerjiye ihtiyaç gösterir. Fakat tavuk da yumurta veriminden dolayı ekstra bir enerjiye ihtiyaç gösterir ki bu, horozla arasındaki cüsse farkından ileri gelen enerji farkını fazlasıyla karşılar.
Verim ve Yaşama Payı İçin Enerji İhtiyaçları
Hayvan ister büyüme peryodunda, ister verim devresinde olsun, vücuduna aldığı total enerjinin oldukça büyük bir kısmını, yaşaması, yani hayatının muhafazası için sarfeder. Yaşama payı, bazal metabolizma ve normal aktiviteyi kapsar. 40 gr ağırlığında bir civcivin günlük yaşama payı enerji ihtiyacı 8 kcal kadardır. Yaşama payı için bu enerji öncelikle sağlanmadan hayvan hiçbir enerjiyi büyüme için değerlendiremez.
Bazal Metabolizma
Bazal metabolizma, bir hayvanın açlık durumunda, istirahat halinde ve optimum çevre şartlarında sarfettiği enerji miktarıdır. Bazal metabolizma, ekseriya hayvanın tükettiği oksijen miktarına göre hesaplanır.
Yapılan çalışmalara göre, günlük civcivlerde, bazal ısı prodüksiyonu vücudun her gram ağırlığı için saatte 0.0055 kcal kadardır. Ergin bir tavukta ise bu değer, 0.0030 kcal civarındadır. Saptanan bu rakamlar genç hayvanlardaki metabolik hızın yaşlı hayvanlarınkinden daha yüksek olduğunu göstermektedir. 40 gr gelen bir civcivin günlük bazal enerji ihtiyacı yaklaşık olarak 5.28 kcalâdır.
Aktivite
Aktivite için gerekli olan enerji, tabii olarak hayvanın faaliyet derecesine bağlıdır. Normal şartlarda bu, kanatlılarda bazal metabolizma için gerekli olan enerjinin yarısına tekabül eder.
Büyüme İçin Enerji
Büyüme için enerji ihtiyacı, her gr. Vücut ağırlık artışı için yaklaşık olarak 1.5-3 kcal olup, ağırlık artışında vücutta meydana gelen proteinlerin yağa oranına göre değişir. Beyaz Leghornâa ait total günlük metabolik enerji ihtiyacı, büyümenin çeşitli peryodları için proteinlerle ilgili bölümde verilmektedir.
Gerçi büyüyen erkek kanatlıların günlük enerji ihtiyaçları biraz daha fazla ise de, bunlar için rasyonun enerji bakımından ayrıca ayarlanmasına gerek yoktur. Erkekler, dişilerin beslendiği aynı rasyondan biraz daha fazla yemek suretiyle ihtiyaçlarını ayarlayabilirler.
Büyüme hızı, bazal metabolizma, depo edilen dokunun tipi ve yemden yararlanma belirli bir dereceye kadar çeşitli hormonların bilhassa büyüme, tiroksin ve seks hormonları sekrasyonlarının çeşitli düzeyleri tarafından tayin edilir.
Enerji Eksikliği ve Eksiklik Semptomları
Kanatlılarda enerji eksikliği semptomları ancak sindirimi zor, düşük enerjili kaba yemleri kullanmak suretiyle meydana getirilebilir. Çünkü bu yemler hayvanın kursak ve sindirim sistemini kolayca doldurur. Hayvan bu kapasitenin üstüne çıkamaz ve dolayısıyla yeterli enerjiyi alamaz. Halbuki rasyon hacimli olmayıp sadece düşük enerjili olsa, yem tüketimini artırmak suretiyle ihtiyacı olan gerekli enerjiyi sağlayabilir. Zaten çok düşük enerjili rasyonlar, hacimli karakterde olanlardır.
Optimum büyüme ve yumurta verimi sağlayabilmek için kanatlıların pratik şartlarda, yem tüketimlerini artırmak suretiyle gerekli olan enerjiyi sağlayamayacak rasyon enerji düzeylerini kantitatif olarak tayin etmek çok önemlidir. Örneğin, böyle düşük bir düzeyin sınırı, soğuk ve mutedil iklimlerde, rasyonun kilogramı için 2600 kcal, sıcak iklimlerde ise 2400 kcalâdır. Bu düzeylerin altında hayvan yem tüketimini artırmak suretiyle ihtiyacı olan enerjiyi sağlayamaz.
Yapılan çalışmalar, bir civcivin ihtiyacı olan enerjiyi alabilmesi için yediği yemin minimum densitesinin, 1 cm³ için 1.5 kcal olması gerektiğini ortaya koymuştur. Buna göre 2600 kcal/Kg metabolik enerji ihtiva eden bir rasyonda minimum densite;
Olmalıdır.
Büyüyen civcivlerin rasyonlarındaki enerji kapsamı kritik düzeyin altına düşünce, büyüme hızı düşer ve karkastaki yağ miktarı azalır. Bununla beraber rasyonun enerji muhteviyatı, yaşama payı için yeterli olursa, diğer eksiklik semptomları görülmez.
Rasyonun enerji kapsamı, hayvanın hayati fonksiyonlarının devamını sağlayacak bir düzeyin altına düşerse, vücuttaki proteinli dokular kullanılmaya başlanır ve hayvan ağırlık kaybeder. Bu kayıp hayvanın, hayati fonksiyonlarını bozacak bir seviyeye ulaştığında hayvan ölür.
Enerji â açlığı şartlarında vücut enerji kaynakları aşağıdaki sıraya göre kullanılır
Önce vücutta depo edilen küçük miktardaki glikojen harcanır,
Bundan sonra, yağ rezervlerinin çoğu sarfedilir,
Nihayet, kan şekerini normal düzeyde tutmak ve diğer hayati fonksiyonlar için proteinli dokular kullanılır.
Aşırı Düzeyde Enerji İle Beslenme Halinde Ortaya Çıkan Semptomlar
Rasyondaki enerjinin protein, mineral maddeler ve vitaminlere oranının, hayvanın normal büyümesi, verimi, aktivitesi ve çeşitli hayatsal fonksiyonlarının devamı için gerekli oranın çok üzerinde ise, enerji fazlalığı söz konusudur.
Daha önce de işaret edildiği gibi, enerjinin gereğinden biraz fazla olması halinde, büyübe hızında hafif bir düşme ve vücutta yağ depolanması meydana gelir. Bunun nedeni, hayvanın normalin altında bir yem tüketimiyle enerji ihtiyacını karşılaması ve vücuda azalan yem tüketimi yüzünden optimum verim ve büyümenin gerektirdiği miktarda protein, mineral madde ve vitaminin girmemesidir. Yukarıdaki semptomlar istisna edilirse hafif enerji, fazlalığında belirli semptomlar meydana gelmez. Eğer rasyonun enerji düzeyi çok yükselirse, yem ve vitamin noksanlıkları ortaya çıkar. Büyüme tamamen durabilir. Hayvanlar aşırı yağlanırlar ve aynı zamanda protein ve vitamin açlığının belirtilerini gösterirler.
50 yıl önceki bir inanışa göre, mısır o kadar fazla enerji ihtiva ediyordu ki bu, adeta kanatlı hayvanları yakıp kavuruyordu. Keza aynı inanışa göre %10âün üzerindeki yağ, kanatlı hayvanlar için çok toksik idi. Fakat daha sonra yapılan çalışmalar, enerji ile protein, esansiyel amino asitleri arasında iyi bir denge kurulduğu zaman, istenildiği kadar mısırın rasyonda kullanılabileceğini açık bir şekilde göstermiştir. Gerçekten yapılan bazı denemelerde, çok az veya hiç karbonhidrat ihtiva etmeyen buna mukabil %35-40 düzeyinde yağ %45-50 düzeyinde protein kapsayan rasyonlarla beslenen civcivlerde mükemmel bir büyüme sağlanmıştır. Öyle ki rasyonun metabolik enerji düzeyi kilogramda 5000 kcalâye ulaşmış, fakat protein ve amino asitleri ile rasyonun enerji düzeyi arasında optimum bir oran sağlandığından civcivlerin büyümesi olumsuz yönde etkilenmiştir.
Kanatlılarda Protein ve Amino Asit Beslenmesi
Kanatlılarda bilimsel olarak yapılan protein beslenmesi sadece rasyonun ham protein kapsamına dayandırılamaz. Bunun yerine, her esansiyel amino asidin rasyondaki düzeyi, yararlılık derecesi ile birlikte esansiyel olmayan amino asit nitrojeninin yeterli düzeyde sağlanması da göz önünde tutulmalıdır. Bunların yanı sıra, vücut ve yumurta proteinlerinin en etkili bir şekilde ve en ekonomik olarak sentezlenebilmeleri için gerekli olan besin maddeleri ve komponentlerinin de kanatlı hayvanlara hücre düzeyinde sağlanmaları gerekir.
Broyler Başlangıç ve Bitirme Rasyonlarında Protein Düzeyleri
Broyler tipi piliçler, maksimum büyümeleri için gerekli olan enerji ihtiyaçlarını bir kilogramında 2800-3400 kcal metabolik enerji kapsayan rasyonlardan yem tüketimlerini regüle etmek suretiyle sağlayabilirler.
Rasyonda belirli enerji düzeylerinde gerekli olan protein düzeyleri ve bunlara göre beklenen yemden yararlanma Tablo 16âda verilmektedir. Bu değerler, başta Cornell üniversitesi olmak üzere, Amerikaânın birçok bölgelerinde yapılan denemelerin sonuçlarına dayanmaktadır.
TABLO 16
Rasyonun Enerji Kapsamına Göre Broyler Tipi Kanatlıların Protein İhtiyaçları
Rasyonun metabolik enerjisi (Kcal/Kg) Protein ihtiyacı
% Yemden yararlanma
(Kg)
* Bu değerler, 8 haftalık hayvanlarda kümülatif yemden yararlanma değerleridir.
Başlangıç ve Büyüme Dönemlerinde Beyaz Leghornların Protein İhtiyaçları
Leghornâların başlangıç ve büyüme dönemlerinde büyüme hızı broylerlerinki kadar kritik bir durum göstermediğinden, rasyonun enerji düzeyi genel olarak broylerler için uygulanan enerji düzeyinden daha düşüktür. Deneysel ve pratik deneme sonuçlarına göre önerilen protein düzeyleri ve bu düzeylerde beklenen yem tüketimleri Tablo 17 de verilmektedir.
TOBLO 16
Beyaz Leghornâlarda Rasyonlarda Protein Düzeyleri İle Beklenen Yem Tüketimleri
Rasyonun metabolik enerjisi Başlangıç dönemi 0-6 hafta protein yem Büyüme dönemi 6-12 hafta protein yem Piliç gelişme dönemi 12-20 hafta protein yem
Total yem
0-20 hafta
*Rasyonun 3000 Kcal M.E./Kg kapsaması, bütün esansiyel amino asitleri ve diğer besin maddelerince yeterli olması halinde.
**Beyaz Leghornâların diyetsel proteinden % 55 düzeyinde yararlanması halinde.
***Başlangıçta 36 gr gelen civcivin, 5 gr yedek yumurta sarısını ilk haftada kullandığı kabul edilerek.
****Bu değerler 1.91 gr olan protein ihtiyacından, yumurta sarısında yer alan 0.21 grâın düşünülmesi ile elde edilmiştir. Yumurta sarısı %30 düzeyinde protein kapsar. Bu total 1.5 gr proteine tekabül eder. Bu miktar protein kuluçkadan yeni çıkan bir civcive günde ortalama 0.21 gr proteini bir hafta süreyle sağlar.
Broyler tipi kanatlılarda bir ile sekiz haftalık dönemdeki protein ihtiyaçları hesaplanmış yem tüketimleri ve yemden yararlanma değerleri Tablo 19âda verilmektedir.
Kanatlıların Vücutlarında Günde Kullandıkları veya Depo Ettikleri Miktarlara Göre Günlük Protein veya Amino Asit İhtiyaçlarının Hesaplanması
Birçok çalışmalar, büyüyen beyaz Leghornâların rasyonlarındaki proteinlerden yaklaşık olarak ancak % 55 düzeyinde yararlanabildiklerini göstermiştir. Buna göre, vücuda alınan veya tüketilen proteinden ancak % 55âi dokuların ve tüylerin büyümesi ve günlük kaybolan endojen nitrojenin yerine konulabilmesi için vücutta tutulmaktadır. Halbuki bu oran büyüyen broyler soylarında % 64âe kadar çıkabilmektedir. İndividuel esansiyel amino asitleriyle yapılan çalışmalar, bunların çoğunun vücutta iyi değerlendirildiğini göstermiştir. Esansiyel amino asitlerinden bazıları, bilhassa rasyonda minimum düzeyde olduklarında ve sadece yumurta ve doku proteinleri için kullanıldıklarında yararlılık dereceleri % 85âe kadar çıkabilmektedir.
Büyüyen Kanatlılarda Günlük Protein İhtiyaçlarının Hesaplanması
Büyüyen kanatlıların protein ihtiyaçları üç kısma ayrılabilir:
Dokuların büyümesi için protein ihtiyacı,
Yaşama payı için protein ihtiyacı,
Tüylerin büyümesi için protein ihtiyacı.
Doku Büyümesi
Kanatlı hayvanların karkası % 18 düzeyinde protein kapsadığından doku büyümesi için günlük protein ihtiyacı, günlük canlı ağırlık artışının (gr olarak) 0.18 ile çarpılıp 0.55âe (vücutta proteinden yararlanma oranı) bölünmesi ile bulunabilir.
Doku büyümesi için protein ihtiyacı= Günlük canlı ağırlık artışı x 0.18
0.55
Yaşama Payı
Kanatlılarda endojen nitrojen kaybı günde yaklaşık olarak, vücut ağırlığının her kilogramı için 250 mg dir. Bunu proteine çevirirsek 250 x 6.25 = 1600 mg eder. Yani yaklaşık olarak günde 1600 mg protein vücut ağırlığının her kgâı için kaybolmaktadır. Buna göre, yaşama payı için günlük protein ihtiyacı, vücut ağırlığının (gr olarak) 0.0016 ile çarpılıp 0.55âe bölünmesiyle kolayca bulunabilir.
Yaşama payı için protein ihtiyacı= Vücut ağırlığı (gr) x 0.0016
0.55
Tüylerin Büyümesi
Kanatlılar üç haftalıkken tüyler, yaklaşık olarak vücut ağırlığının % 4âünü teşkil ederler. Bu rakam, dördüncü haftada % 7âye ulaşır ve bundan sonra nispeten sabit kalır. Tüylerin protein kapsamı takriben % 82âdir. Buna göre, tüyler için gerekli günlük protein ihtiyacı yüzde tüy ağırlığını (0.04 veya 0.07) vücut ağırlığı ve 0.82 (tüylerdeki yüzde protein kapsamı) ile çarpıp 0.55âe bölmekle tayin edilebilir.
Yukarıdaki açıklamaları dikkate alarak, büyüyen Beyaz Leghornâlarda günlük protein ihtiyacı aşağıdaki formülü kullanmak suretiyle hesaplanabilir.
Günlük protein ihtiyacı (gr) = Günlük ağırlık artışı (gr) x 0.18
0.55
0.0016 x vücut ağırlığı (gr) + (0.07) x Günlük ağırlık artışı (gr) x 0.82
0.55 0.55
broyler civcivlerin günlük protein ihtiyaçlarının hesaplanmasında aynı formül kullanılabilir. Sadece 0.55 rakamı yerine 0.64 rakamı kullanılır. Çünkü broyler tipi civcivler proteinden %64 düzeyinde yararlanabilirler.
Tablo 18 ve tablo 19âda verilen değerlerin, rasyonun bütün esansiyel amino asitlerince yeterli olması halinde, hesaplanmış minimum protein ihtiyaçları olduğunu önemle belirtmek gerekir. Tablo 17âdeki değerler, 0 â 6 haftalık büyüme peryodunda, yeterli düzeyde metiyoninle desteklenmesi ve 3000 kcal M.E./Kg ihtiva etmesi halinde büyüyen Leghornâlar için kullanılacak rasyonun protein düzeyinin %21.5 civarında olması gerektiğini göstermektedir. Gerçek hesaplama ile 6 haftalık iken % 18 olan protein ihtiyacının, 12.ci haftada % 12.5âa düşürülebileceği görülüyor ise de böyle bir düşüş pratik şartlarda tavsiye edilemez.
6 â 12 haftalık dönemde rasyonun en az % 17 protein ihtiva etmesi salık verilir. Çünkü düşük proteinli rasyonlar metiyoninle desteklenseler bile, diğer bütün esansiyel amino asitlerini yeterli düzeyde sağlayamazlar. Şu halde mısır ve soyadan meydana gelen rasyonlar bu dönem için en az % 17 protein kapsamalı ve ayrıca metiyoninle desteklenmelidir. 12 â 22 haftalık dönem için ise % 14.5 düzeyinde protein, bu dönemin gerektirdiği protein ve esansiyel amino asit ihtiyaçlarını karşılayabilir.
Yapılan çalışmalar, broyler tipi hayvanlar için 0 â 6 haftalık dönemde metiyonin ile desteklenmiş rasyonların 3200 kcal M.E./Kg ve % 24 protein; 6 â 8 haftalık dönemde ise 3300 kcal M.E./Kg ve % 20.5 protein ihtiva etmesi gerektiğini göstermiştir.
Yumurtlayan Tavukların Protein İhtiyacı
Yumurtlayan beyaz Leghorn tavuğu, ortalama büyüklükte bir yumurtaya yaklaşık olarak 6 gr protein depo eder. Endojen nitrojen üzerinde yapılan çalışmalar, beyaz Leghorn tavuğunun günlük yaşama payı için üç gram proteine ihtiyacı olduğunu göstermiştir. Buna göre, yaklaşık olarak günlük 10 gr proteinin ergin tavuklarda, hem yaşama payı hem de maksimum yumurta verimi için yeterli olması gerekir. Halbuki yapılan birçok çalışmalar, % 75-80 düzeyinde optimum bir verim sağlayabilmek ve en iyi yemden yararlanma için ergin tavukların mısır â soya tipi bir rasyonla vücutlarına günde 17.5 â 18.5 gr protein almaları gerekmektedir. Bu protein ihtiyaçları 2 kg ağırlığındaki tavuklar için uygundur. Daha ağır tavukların kullanılması halinde günlük protein ihtiyacı, kg. vücut ağırlığı artışı için 1.5 gr daha fazladır. yukarıdaki değerler dikkate alınırsa, tavuk, rasyondaki proteinleri gerek yumurta proteinlerine gerekse yaşaması için gerekli nitrojenli bileşiklere çevirmede ancak % 55 düzeyinde etkili olabilmektedir.
Yumurtlayan tavukların protein ihtiyaçlarıyla ilgili olarak yapılan bazı çalışmaların sonucu Tablo 20 de verilmektedir.
Yumurtlayan Tavuklarda Proteinden İyi Yararlanamamanın Nedenleri
Sindirim Derecesi
Yem proteinlerinin bilhassa kanatlılar tarafından tamamen değerlendirilemediği bilinmektedir. Kanatlıların rasyonlarında bulunan yemlerdeki ham proteinlerin sindirilme dereceleri % 75 â 90 olup ortalama % 85 civarındadır.
TOBLO 16
Beyaz Leghornâlarda Rasyonlarda Protein Düzeyleri İle Beklenen Yem Tüketimleri
Rasyonun optimum protein düzeyi
Yumurta verimi Bir düzine yumurtaya düşen yem Günde 100 tavuğa düşen yem Günde tavuk başına protein ihtiyacı
% % Kg Kg Kg
17.8
Yem Proteinlerinin Biyolojik Değeri
Yem proteininin biyolojik değeri yumurta proteinin biyolojik değerine ne kadar yaklaşırsa; tabiatıyla o nispette diyetsel proteinden daha iyi yararlanır. Yumurta proteinindeki esansiyel amino asitlerin çoğunun konsantrasyonu, soya â mısır tipi yumurta tavuk rasyonunda yer alan proteinlerdekinden daha yüksektir. Bu mukayese Tablo 21 de verilmektedir.
Bu tablodan da anlaşılacağı üzere, ovaryum ve oviduktte yumurta proteinlerinin sentezlenebilmeleri için, esansiyel amino asitlerinin belirli bir konsantrasyona ulaşması gerekmektedir. Bu konsantrasyonun sağlanması sırasında bir kısım yem proteinleri ziyan olabilir. % 16 protein kapsayan mısır â soya tipi bir rasyondaki metiyonin düzeyi, yumurtada mevcut metiyonin yüzdesinin ancak yarısı kadardır. Bu rasyponlardaki metiyonin eksikliği, rasyona sentetik metiyonin ilave edilerek giderilse bile, tavuk 6 gr gelen yumurta proteininin teşkili için gerekli olan lisin, valin ve izolösin amino asitlerini sağlayabilmek için 9 gr yem proteinine ihtiyaç gösterecektir. Böylece yine 3 gr protein ziyan olacaktır.
TABLO 21
Yem Proteini (mısır â soya) İle Yumurta Proteininin Amino Asit Kompozisyonu Bakımından Karşılaştırılması
Tablo 22âde yumurtlayan bir tavuğun, gerekli mineral ve vitaminlerce desteklenmiş mısır â soya tipi bir rasyondan günde sağladığı 18 gr yem proteinin vücutta kullanılmasına ait bir hesaplama örneği verilmektedir.
TABLO 22
Yumurtlayan Tavuğun Mısır â Soya Tipi Bir Rasyondan Sağladığı Proteinin Vücutta Kullanılması
Gram Gram
Vücuda alınan günlük protein
Günlük sindirim kaybı (% 15 x 18 gr)
Bir yumurta için günde harcanan (2 x 6 gr)
Günde vücutta depolanan protein (endojen nitrojen için gerekli olan (0.5 x 6.25)
Total
Total vücuda alınan
Total kullanılan
Mısır â soya tipi bir rasyonun 12 gramı, ortalama büyüklükteki bir yumurtanın 6 gr gelen proteinindeki metiyonini ancak sağlayabilmektedir. Bu duruma göre 6 gr yem proteini ya ziyan olmakta veya muhtemel olarak yumurta proteinlerindeki esansiyel olmayan amino asitlerin sentezi için kullanılmaktadır.
Denemeler metiyonince desteklenmiş rasyonlarla beslenen Beyaz Leghornâların günlük minimum protein ihtiyaçlarının 16 gramı geçmediğini göstermiştir.
Tavukların protein ve enerji ihtiyacı ile ilgili olarak yapılan eski çalışmalarda bütün yumurtlama yılı için rasyonun yüzdesi olarak bir tek protein ihtiyacı verilirdi. Bunun doğru olmayacağını daha sonraki çalışmalar açık bir şekilde ortaya koymuştur. Çünkü yumurtlayan tavuklarda yem tüketimi ve protein ihtiyacı aşağıda bildirilen birçok faktörler tarafından etkilenmektedir.
Tavuğun büyüklüğü ve ırkı,
Çevre sıcaklığı,
Verim dönemi,
Kümes tipi (yer yahut kafes),
Tavuk başına düşen yemleme sahası,
Otomatik yemliklerde yemin derinliği,
Tavukların uygun olarak gagalarının kesilip kesilmediği,
Kafes ve yerde bulunan tavukların sıkışıklık derecesi,
Rasyonun enerji düzeyi,
Bol miktarda temiz suyun sağlanıp sağlanamadığı,
Sürüdeki hastalık durumu.
Eğer bakımla ilgili bütün faktörler memnuniyet verici ise yem tüketimi başlıca aşağıdaki dört ana faktör tarafından kontrol edilir.
Tavuğun ırkı ve büyüklüğü,
Çevre sıcaklığı,
Verim dönemi,
Rasyonun enerji kapsamı.
Tavuğun Büyüklüğü ve Irkı
Ağır cüsseli hayvanlar daha fazla yaşama payı enerjisine ihtiyaç gösterdiklerinden, ağır tavuk ırkları, hafif ırklara nazaran daha fazla yem tüketirler. Ağır ırklar keza yaşama payı olarak, hafif ırklara göre günde daha fazla proteine ihtiyaç gösterirler. Genel olarak günlük protein ihtiyaçları Leghornâlarınkinden belirli derecede yüksektir. Ağır ırktan bir tavuğun, yaklaşık olarak günde 150 gr yem yediği ve bu yemin % 16 protein kapsadığı kabul edilirse vücuda bu yemle birlikte 24 gr proteinin girmesi gerekir. Halbuki modern küçük beyaz Leghorn ırkı tavuk başına aynı düzeyde enerji ve aynı çevre şartlarında 100 gr yem tüketir. Bu duruma göre ihtiyacı olan 18 gr proteini sağlayabilmesi için yemdeki protein düzeyinin % 18 olması gerekir.
Çevre Sıcaklığının Etkisi
Denemeler, içerisi soğuğa karşı korunmuş (izole edilmiş) kış aylarında, sıcaklığın 13°Cânin altına düşmediği kümeslerde, Leghorn tavuklarının, bir kilogramında 3000 Kcal metabolik enerji kapsayan normal mısır â soya tipi bir rasyondan yaklaşık olarak hayvan başına 110 gr tükettiklerini göstermiştir. Yaz aylarında ise aynı hayvanlar için yem tüketimi 90 grâa kadar düşmektedir. Buna göre, kışın hayvanların ihtiyacı olan günlük 18 gr protein, rasyonda % 16.4 düzeyinde proteinle sağlanırken, yazın aynı miktar proteinin sağlanması için rasyonun % 20 düzeyinde protein ihtiva etmesi gerekmektedir.
Verim Dönemi
Bir yumurta tavuğunun verim dönemi ekseriya 15 aylık bir süreyi kapsar. Yumurta verimi çoğu zaman 22 haftalıkken başlar; süratle yükselerek, 32 â 36 haftalarda maksimum bir değere ulaşır. Sonra, yavaş yavaş azalarak 15 aylık bir yumurtlamadan sonra, yani tavuklar 82 haftalıkken verimleri % 55âe düşer.
Yumurtlayan bir sürünün tipik verim eğrisi Şekil 14âde görülmektedir.
Şekil 14: Beyaz Leghorn Tavuklarının Verim Peryodlarında, Yumurta Verimi, Vücut Ağırlığı ve Yem Tüketiminde Meydana Gelen Değişmeler
Yumurta verim devresi üç safhaya ayrılarak incelenebilir:
1.Dönem: Ortalama büyüklükte beyaz bir Leghorn tavuğu yumurtlamağa başladığı 21. haftada yaklaşık olarak 1450 gr gelir ve günde 70 gr yem tüketir. 22. haftadan 42. haftaya kadar devam eden 20 haftalık süre zarfında:
Yumurta verimi 0âdan %85 gibi çok yüksek bir düzeye ulaşır.
Vücut ağırlığı 1450 gramdan, yaklaşık olarak 1950 grama yükselir (Şekil 14).
22. haftada yaklaşık olarak 40 gr gelen yumurta ağırlığı da yavaş, yavaş yükselerek 42. haftada 60 grama çıkar.
Bütün bunlara dayanarak, birinci dönemin yumurtlayan tavuğun total verim döneminde en kritik dönemi teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde, hayvanlara yeterli miktarda protein, amino asitleri ve vitaminlerin sağlanması, sadece bu peryottaki optimum ve ekonomik verim, maksimum yumurta büyüklüğü, normal büyüme fizyolojik olgunluğa erişmek için değil, aynı zamanda onların müteakip devrelerdeki maksimum verimleri için gerekli doku rezervleri ve sıhhatte kalabilmeleri için de gereklidir.
2. Dönem: Tavukların olgun vücut ağırlığına ulaştığı 42 haftalık dönemden, yumurta veriminin % 65âe kadar düştüğü dönemi içine alır ki, bu da yaklaşık olarak kuluçkadan itibaren 62. haftadır.
3. Dönem: Yumurta veriminin % 65âin altına düştüğü devreyi içine alır.
Bir Tavuğun 1., 2., 3. Dönemlerde Günlük Protein İhtiyacı
1., 2. ve 3. dönemlerdeki protein ihtiyacı Tablo 23 de verilmektedir. 1. dönem tavuğun en verimli olduğu dönemdir. Bu dönemin 2. ve 3. dönemlerden farkı, hayvanın bu dönemde büyümesine devam etmesidir. Bir tavuğun 1. dönem için günlük protein ihtiyacını üç kısma ayırmak mümkündür:
Yumurta verimi için protein ihtiyacı,
Yaşama payı için protein ihtiyacı,
Vücut dokularının ve tüylerin büyümesi için protein ihtiyacı.
TABLO 23
1., 2. ve 3. Yumurtlama Döneminde Beyaz Leghorn Tavuklarının Günlük Protein İhtiyacı
İı Protein Miktarı
1. Dönem 2. Dönem 3. Dönem
Bir yumurta için
Günlük yaşama payı olarak
Günlük büyüme için
Günlük tüy büyümesi için
Total
Günlük diyetsel protein ihtiyacı*
Proteinden yararlanma derecesi 5.6
3.0
1.25.0**
56.0
* Deneme sonuçlarına dayanmaktadır.
**% 85 düzeyinde yumurta verimi için gerekli olan protein ihtiyacı
ortalama yumurta verimi birinci dönem için % 78, ikinci dönem için % 72 olabilirse de, bu dönemlerde birçok tavuklar, %100âe yakın bir verim gösterebilirler. Bunu göz önüne alarak, onların daha çok yumurtlamalarını teşfik için, her gün yumurtladıklarını kabul ederek protein ihtiyaçlarını buna göre düzenlemek gerekir. Bu dönemde ortalama büyüklükte bir yumurtanın ağırlığı yaklaşık olarak 52 gr gelirse de, 56 gr ağırlığında bir yumurtanın gerektirdiği bir diyetsel proteini sağlamak gerekir. Çünkü böylece 52 gr ağırlığındaki yumurtanın süratle 56 grâa gelmesi sağlanmış olur. Yumurta yaklaşık olarak % 10 protein kapsadığından, günde hayvana en az 5.6 gr yumurta proteini sağlanmalıdır. Bir başka ifade ile tavuğa günde 5.6 gr yumurta proteini sağlayacak yem proteinini verim payı olarak sağlamak zorunludur.
Yaşama Payı
Başlangıç ve büyüme döneminde olan civcivler gibi, genç tavuklar da, vücut ağırlığının her gramı için vücuttan kaybolan 1.6 mg proteini yaşama payı olarak rasyonları ile almak zorundadırlar. Buna göre, örneğin, 1880 gr ağırlığındaki tavuğun günde yaşama payı olarak 3 gr protein alması gerekir.
Büyüme İçin Protein İhtiyacı
22. haftadan 32. haftaya kadar olan 70 günlük süre zarfında genç tavuğun vücut ağırlığında yaklaşık olarak 450 grâlık bir artış olmalıdır. Bu, günlük hayvan başına 6.5 grâlık bir ağırlık artışına tekabül eder. Daha önce, büyüyen dişi kanatlıların günlük protein ihtiyaçlarının hesaplanmasında (Tablo 18) kullanılmış olan aynı formüller kullanılarak, genç ve henüz büyümekte olan bir tavuğun, günde dokularında 1.2 gr yeni büyüyen tüylerinde ise 0.4 gr proteini depo ettiği hesaplanabilir. İkinci ve üçüncü yumurtlama dönemlerinde tavuk artık büyümediğinden, büyüme için proteine ihtiyacı yoktur. Birinci döneme göre tüyler için protein ihtiyacı azalır; fakat yaşama payı için protein ihtiyacı devam eder. İkinci dönemde yumurta ağırlığının artışı yüzünden protein ihtiyacı biraz artar. Üçüncü dönemde çok az tavuk, ancak % 85âin üzerinde yumurtlar. Bundan dolayı günde bir yumurta için bu dönemde sadece 5.3 gr protein depo edilecektir.
Yumurtada, vücut dokularında ve tüyde depolanan protein miktarı ile deneysel olarak saptanmış günlük protein ihtiyaçları Tablo 23âte mukayeseli olarak verilmektedir. Dönem 1., 2. ve 3. için depolanan protein miktarları, sırasıyla 10.2 gr, 9.1 gr ve 8.4 gr bilinmesine karşılık, ihtiyaçlar da sırasıyla 18.0 gr, 16.0 gr ve 15.0 gr olarak saptanmıştır. Bu değerler, proteinden yararlanmanın her üç devrede de % 56-57 olduğunu ortaya koymakta ve daha önce büyüyen beyaz Leghornâlar için deneysel olarak tespit edilen proteinden yararlanma derecesi (%55) ile tam bir uygunluk göstermektedir.
1., 2. ve 3. yumurtlama dönemlerinde vücuda alınan diyetsel proteinin yaklaşık olarak değerlendirilmesi Tablo 24âte verilmektedir.
TABLO 24
Leghorn Tavuklarında 1., 2. ve 3. Yumurtlama Dönemlerinde Günlük Alınan Diyetsel Proteinin Vücutta Değerlendirilmesi
Tavuk başına günlük diyetsel protein ihtiyacı
Dönem 1 Dönem 2 Dönem 3
Bir yumurta için
Günlük dokularının yaşama payı
Vücut dokularının büyümesi
Tüylerin büyümesi ve yaşama payı 9.9
5.3
2.1
0.7 10.5
5.3
0.0
0.2 9.5
5.3
0.0
0.2
Günlük total diyetsel protein ihtiyacı 18.0 16.0 15.0
Yem Tüketimi Bakımından Rasyonda Protein Düzeyi
Yumurtlayan tavukların ihtiyaç duydukları belirli miktardaki proteini, hayvan başına günde individuel olarak sağlamak mümkün olmadığından, yem tüketimleri ile, minimum protein ihtiyaçları arasındaki ilişkiyi iyi anlamak gerekmektedir. Ancak bu bilgi ile, bilinen bir çevrede yemin enerji düzeyi ayarlanarak yem tüketimleri iyi bir şekilde tahmin edilebilir. Yem tüketimine göre, yaklaşık minimum protein ihtiyacı rasyonun yüzdesi olarak Tablo 25âte verilmektedir.
TABLO 25
Beyaz Leghornâlarda Yumurta Verimi İçin Protein İhtiyacı
şı Protein, rasyonun yüzdesi olarak
Dönem 1 Dönem 2 Dönem 3
-
Bu tabloda %14.5âten daha aşağı protein düzeyleri verilmemiştir. Çünkü bundan daha aşağı düzeyleri elde edebilmek için rasyona çok fazla miktarda, mısır veya diğer tahılların girmesi gerekir. Tahıl proteinin kalitesi düşük olduğundan rasyonun amino asit dengesi bozulabilir. Gelecekte sentetik amino asitleri yüksek düzeylerde kullanarak belki daha düşük proteinli rasyonlar gerçekleştirileceklerdir. Bu şimdilik üzerinde çalışılması gereken bir konudur.
Yem Tüketiminde Rasyon Enerjisinin Etkisi
Beyaz Leghorn tavuğunun günlük enerji ihtiyacı izole edilmemiş kümeslerde, yazın ortalama 29°C çevre sıcaklığında yaklaşık olarak 260 Kcal, metabolik enerji; kışın donma derecesi veya bunun altındaki çevre sıcaklıklarında 380 Kcal metabolik enerji veya bundan daha fazladır. Modern kümeslerde ve ileri bakım şartlarında en soğuk havalarda bile kümesin dahili sıcaklığı 13°C nin üstüne çıkmaz. Amerikaâda yapılan çalışmalar, beyaz Leghorn tavuklarının pratik enerji ihtiyaçlarının, Kuzey Doğu Amerikaâda günde 310 Kcal metabolik enerji olmasına karşılık, California vadisinde günde 265 kcal metabolik enerjiye kadar düşebileceğini göstermiştir. Enerji ihtiyaçları bütün yıl boyunca değişmeler gösterir. Kış ortası enerji ihtiyacı, normal şartlarda, yaz ortasına göre % 10 daha fazladır.
Rasyonun Enerji Kapsamına Göre Protein Düzeyinin Ayarlanması
Beyaz Leghorn tavuğu 2500-3300 Kcal M.E./Kg kapsayan rasyonlardan yeterli düzeyde enerji sağlayarak yem tüketimini ayarlayabilir. Rasyon enerjisi çoğaldıkça, yem tüketimleri azaldığından; enerji kapsamı düştükçe yenen yem miktarı arttığından, rasyonun enerji düzeyine göre protein düzeyini de ayarlamak gerekmektedir. Yumurta verim dönemlerinin her biri için, rasyondaki M.E./Protein oranı denemelerle saptanmıştır. Serin bir iklimde, 1. yumurtlama döneminde minimum protein düzeylerini sağlayabilmek için bu oranın (Kcal M.E./Kg rasyon/Rasyonun % proteini) 166-170; 2. yumurtlama döneminde 193-195; 3. yumurtlama döneminde ise 196-200 olması gerekmektedir. Sıcak iklimlerde veya yazın çok sıcak geçen aylarında M.E/Protein oranı % 10 düzeyinde düşürülmelidir. Yukarıda verilen oranlarla tavuklara 1. dönemde günde 18 gr; 2. dönemde günde 16 gr; 3. dönemde ise günde 15 gr protein sağlanmalıdır.
Beyaz Leghornâların 1., 2. ve 3. yumurtlama dönemlerinde enerji ve protein ihtiyaçları ve beklenen yem tüketimleri sıcak ve soğuk iklimler için Tablo 26, 27 ve 28 de verilmektedir.
TABLO 26
Beyaz Leghorn Tavuklarının 1. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
*Bu dönemde yumurta veriminin % 78 düzeyinde olduğu kabul ediliyor.
TABLO 27
Beyaz Leghorn Tavuklarının 2. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
Soğuk iklim Sıcak iklim
Rasyonun metabolik enerjisi
Kcal/Kg
Protein ihtiyacı
%
Yem/tavuk/gün
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
Protein ihtiyacı
%
Yem/gün/
Tavuk
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
2650
2800
2950
3100
3250 13.7
14.5
15.0
16.0
16.8 117
111
105
100
95 163
155
146
139
129 15.2
16.0
16.9
17.7
18.5 105
100
95
90
86 146
139
129
125
119
*Bu dönemde yumurta veriminin % 72 düzeyinde olduğu kabul ediliyor.
TABLO 28
Beyaz Leghorn Tavuklarının 3. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
Soğuk iklim Sıcak iklim
Rasyonun metabolik enerjisi
Kcal/Kg
Protein ihtiyacı
%
Yem/tavuk/gün
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
Protein ihtiyacı
%
Yem/gün/
Tavuk
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
2650
2800
2950
3100
3250 13.5
14.3
15.0
15.7
16.5 111
105
100
95
91 180
170
161
153
146 15.0
15.9
16.7
17.5
18.4 100
95
90
86
82 161
153
145
139
133
*Yumurta veriminin bu dönemde % 62 düzeyinde olduğu kabul ediliyor.
Tablo 26âda verilen değerlerin incelenmesinden, 1. yumurtlama döneminde, serin iklimde, 2600 Kcal/Kg metabolik enerji düzeyinde, rasyonun protein seviyesi % 15 olabilirken, sıcak iklimlerde, rasyonda 3350 Kcal/Kg metabolik enerji düzeyinde, % 22 protein ihtiyacı ancak karışlayabilmektedir. Yumurtlayan tavuğun enerji ihtiyacı, hem vücut ağırlığı (yaşama payı) hem de yumurtlama derecesi ile ilgili olduğundan, 3. dönemdeki enerji ihtiyacı, 2. dönemdekinden hafifçe düşüktür. Çünkü tavuk ağırlıkları, her iki dönemde de yaklaşık olarak eşit olsa bile, 3. dönemde 2. döneme kıyasla, daha az yumurta verimi sağlandığından, daha az enerjiye ihtiyaç vardır.
Kanatlıların Amino Asit İhtiyaçları
Civciv ve yumurtlayan tavukların amino asit ihtiyaçları Tablo 29âda verilmektedir.
TABLO 29
Beyaz Leghorn Tavuklarının 3. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
Civcivler Yumurtlayan tavuklar
Rasyonda
%* Proteinde
% Rasyonda
%* Proteinde
%
Arginin
Lisin
Metiyonin yahut metiyonin+sistin
Metiyonin (minimum)
Triptofan
Glisin
Histidin
Losin
İzolösin
Fenilalanin yahut fenilalanin+tirosin
Fenilalanin (minimum)
Treonin
*Civciv rasyonunun % 20; yumurta tavuk rasyonunun % 16 protein ihtiva ettiği esas alınmıştır.
Bu ihtiyaçlar, çok sayıda denemeler sonunda elde edilmiş olup, Tablo 29âda görüldüğü gibi ya rasyonun veya rasyon proteininin yüzdesi olarak ifade edilmektedir. Amino asit ihtiyacını belirtmek için çeşitli yollar mevcuttur. Bunlar: 1. Günde hayvan başına düşen gram amino asidi, 2. Her 1000 kcal metabolik enerjiye isabet eden gram amino asidi, 3. Rasyonda bulunması gereken yüzde (%) amino asidi, 4. Rasyon proteininde bulunan yüzde (%) amino asidi.
Birinci metod, amino asit ihtiyacını, şüphesiz en doğru şekilde belirten metot olmakla beraber, yem yapan kuruluşlar tarafından, pratik olmadığı için pek kullanılmamaktadır. Üçüncü metot ise tetmin edici bir metot değildir. Çünkü, hayvanın yem tüketimi büyük ölçüde rasyonun enerji kapsamına bağlıdır. Yem tüketimi değiştikçe vücuda alınan amino asit miktarı da değişecektir. İkinci metodla rasyonun enerji kapsamı da dikkate alındığından faydalı ve protik bir metot olarak ortaya çıkmaktadır. En az masraflı rasyonların formüle edilmesinde bu gün en çok uygulanmaya başlanan bir yoldur. Bir çok durumlarda verilen bir enerji düzeyinde, hayvanın esansiyel amino asitleri ve esansiyel olmayan amino asit introjeni ihtiyaçlarını karşılayacak rasyon protein düzeyini belirtmek en iyi pratik bir yol olarak kabul edilmektedir. Örneğin, eğer diyetsel protein bazı esansiyel amino asitlerince noksansa, balık unu veya sentetik bazı amino asitleri kullanarak eksiklik giderilebilmektedir. Böylece, rasyon proteinin yüzdesi olarak her esansiyel amino asidin durumu belirlenmektedir. Yani bu durumda ikinci ve dördüncü metotlar birbirlerini tamamlamaktadır.
Esansiyel Amino Asitlerin Kaynağı Olarak Yem Proteinlerinin Nisbî Yarayışlılık Derecelerinin Ölçülmesi
Araştırıcılar, hayvan besleme ile ilgili olarak yaptıkları çalışmalarda, insan dahil, çeşitli hayvan türlerinin protein ve amino asit ihtiyaçlarını karşılayan diyetsel proteinlerin nisbî etkinlik derecelerini ölçmek için çeşitli metodlar geliştirmişlerdir.
Nitrojen Bilanço Metodu
Nitrojen bilanço metodu ilk defa, 1850 yılında, Bischoff ve Voit tarafından köpekler üzerinde uygulanmıştır. Adı geçen araştırıcılar, 35 Kg ağırlığında bir köpeğin 24 saatte 12 gr üreyi idrarla dışarı çıkarmasına karşılık, aynı hayvanın 2.5 Kg et yemesinden sonra 184 gr üreyi dışarıya attığını müşahede etmişlerdir.
Voit, 1881 yılında, vücuda verilen protein miktarının, açlık sırasında okside olan protein miktarına tamamen tekabül etse bile, nitrojen dengesinin meydana gelmediğini, bir kısım vücut kaslarının da metabolizmaya uğradığını ispatlamıştır. Rasyondaki protein düzeyi yükseldikçe, kaybolan vücut dokusu miktarı azalmakta; vücuda alınan protein miktarı vücuttan kaybolan proteine eşit olduğu zaman vücutta bir nitrojen dengesi kurulmaktadır. Bu metot, hayvanların nitrojen dengesinde bulunmasını sağlayan belirli bir rasyonun etkililik derecesini ölçmek için halen kullanılmaktadır.
Biyolojik Değer Metodu
Leipzig Üniversitesinden Karl Thomas 1909 yılında, Illincis Üniversitesinden H.H. Mitchell, 1924 ve 1936 yıllarında, proteinlerin besleme değerini ilk defa âBiyolojik değerâ ile tanımladılar. Biyolojik değer, sindirilen ve absorbe edilen (idrarla dışarı atılmayan) nitrojenin vücutta kalan yüzdesi olarak tarif edilmiştir. Biyolojik değeri ölçmek için gerekli standart şartlar, düşük proteinli (yaklaşık olarak %9-10) bir rasyonu, gerçek sindirim derecesinin ve net protein retansiyonunun (vücutta tutulan net protein) ölçülmesini gerektirir.
Yukarıda verilen standart şartlarda yapılan çalışmalar, bütün (parçalanmamış) yumurta proteinin biyolojik değerinin 100; et proteinlerinin 72-79; tahıl proteinlerinin 50-65; jelatinin 12-16 olduğunu göstermiştir. Biyolojik değerlerin ölçülmesi, individuel proteinlerin nisbî değerlerini saptamada, karma yemlerin yapılması gibi individuel bazı proteinleri etkileyen faktörlerin tesirlerini tayin etmede çok faydalı olmaktadır. Protik hayvan beslemede, amino asitçe yeterli rasyonları formüle etmede ise yukarıdakilere göre nispeten daha az yararlı olmaktadır.
Biyolojik değer, oldukça önemli derecede rasyonun protein kapsamına bağlı bulunmaktadır. Örneğin, yumurta proteini, sütten kesilmiş farelerin diyetine % 10 düzeyinde konulduğu zaman % 100âlük bir değer gösterirken, farelerin maksimum büyümeleri için gerekli olan düzeyde diyete sokulduğu zaman daha düşük bir biyolojik değer göstermektedir. Bazen de, esansiyel amino asit kaynağı olarak çok düşük düzeylerde kötü bir biyolojik değer gösteren proteinler, optimum veya optimumun hafifçe üzerindeki düzeylerde daha iyi bir biyolojik değere sahip olabilmektedir. Çünkü proteinde sınırlı düzeyde yer alan bazı amino asitlerin eksikleri protein düzeyi yükseldikçe ortadan kalkabilmektedir.
Net Protein Değerleri
Özel proteinlerin değerini saptamak için, âBiyolojik değerâ tekniğinin kullanılması, idrar ve dışkının (feçes) ayrı ayrı toplanma zorunluğundaki problemden dolayı bazı güçlükler doğurmaktadır. Bu güçlükleri ortadan kaldırmak, biyolojik değer metodunun sınırlayıcı etkilerini elemine etmek için bazı araştırıcılar büyüyen kanatlılar için proteinleri değerlendirmede âNet protein değerleriânin tayin edilmesini önerdiler.
Net protein değeri (NPD) tayin prosedürü, bilanço tekniğinden ziyade karkas analizine dayanmaktadır. Net protein metodları, önce Bender tarafından fareler üzerinde, sonra da Summers ve Fisher tarafından kanatlılar üzerinde uygulanmıştır.
Net protein değeri aşağıdaki eşitlikte tarif edilmektedir:
Bf= Test diyetiyle beslenen hayvanın karkasındaki nitrojen miktarı
If= Test diyetiyle vücuda alınan nitrojen miktarı
Bk= Nitrojensiz rasyonla beslenen hayvan karkasındaki nitrojen miktarı
Lk= Nitrojensiz rasyonla beslenme halinde vücuda alınan nitrojen miktarı
Buna göre NPD, test proteini kapsayan diyetlerle beslenen grupların karkas nitrojeni ile, Nâsiz rasyonlarla beslenen grupların karkas nitrojeni arasındaki farkın vücuda alınan nitrojene göre yüzde olarak ifadesi olmaktadır. Protein kalitesinin bu ölçü metodu, bilanço çalışmalarına dayanan klasik nitrojen retansiyon metotlarıyla iyi bir korelasyon göstermektedir. Summers ve Fisher rasyonlara % 13 düzeyinde sokulan çeşitli proteinleri mukayese etmişlerdir. NPD, rasyonda protein düzeyi yükseldikçe düşmektedir. bundan dolayı proteinlerin birbirleriyle standart mukayeselerinde, kullanılan düzey hepsi için eşit olmalıdır.
Bu metodu kullanarak, soya küspesinin NP değeri 55 olarak bulunmuş, metiyoninle desteklenmesi halinde ise 68âe yükselmiştir. Keza aynı metotla yapılan çalışmalarda, bu değer bütün yumurtada 66; yer fıstığı küspesinde 39; susam küspesinde ise 56 olarak tespit edilmiştir.
Net Protein değerlerini tayin etmede uygulanan analitik prosedürleri azaltmak için çeşitli metotlar ortaya atılmıştır. Bir hayvan türünde, vücuttaki su miktarıyla karkas nitrojen kapsamı arasında çeşitli besleme şartlarında oldukça yakın bir ilişki bulunmuştur. Buna dayanarak, kuru karkasın nitrojen kapsamının sadece karkas suyunu tayin etmekle tahmin edilebileceği öne sürülmüştür. Bu metottan Net Protein Değerlerinin hesaplanmasında yararlanılabileceği Summers ve Fisher adlı araştırıcılar tarafından gösterilmiştir.
Net Protein Değeri, Protein Retensiyen Derecesi (PRD)ânin tayin edilmesini gerektiren diğer bir metotla da tahmin edilebilmektedir. PRD, vücuttaki ağırlık artışlarından aşağıdaki şekilde hesaplanabilir.
Gf= Deneme rasyonu ile yapılan beslemede vücutta meydana gelen ağırlık artışı veya ağırlık kaybı
Gk= Nitrojensiz rasyonla beslenenlerde vücutta meydana gelen ağırlık artışı ve kaybı
Pf= Deneme rasyonu ile vücuda alınan protein miktarı
Formüldeki â18â rakamı kanatlı hayvanın karkasındaki yüzde proteini temsil etmektedir.
Böylece, bu metot NPDânin tayininde kullanılan direkt karkas nitrojen ölçümleri yerine vücut ağırlığındaki değişmelerden yararlanmaktadır.
Çeşitli protein kaynaklarının besleme değerlerini mukayese etmede, belki en basit metotlar, üzerinde çalışılan proteinleri kapsayan rasyanlarla beslenen hayvanların büyümelerini incelemeye dayanır.
Hınners ve Scott, çeşitli proteinlerin nisbî değerlerini ölçmede büyümeye dayanan bir metot geliştirmişlerdir. Diğer büyütme testlerinde olduğu gibi, protein kalite farklarını ortaya çıkarmak için bu testte de düşük düzeyde proteinler bir beslenmenin uygulanması gerekir. İllinois Üniversitesinde yapılan çalışmalar, civcivlerin protein kalitesindeki farklılıklara en çok % 10âluk diyetsel protein düzeyinde hassas olduğunu göstermiştir. Çeşitli protein kaynakları arasındaki farklılıkların, protein düzeyi yükseldikçe ortaya çıkması güçleşmektedir.
Büyüme testinde, çeşitli protein kaynaklarının, civcivleri büyütme gücü, değeri 100 olarak bilinen referans bir proteinin sağlandığı büyüme ile mukayese edilmektedir.
Amino Asit İhtiyacının Rasyonun Amino Asit Kapsamına Uydurulması
Modern amino asit analiz metotlarıyla, bugün, kanatlıların yemlerindeki amino asitleri kolayca tayin edebilmektedir. Gerek tabii yiyeceklerin, gerekse yan ürünlerin ve hayvansal dokuların amino asit kompozisyonu hakkında oldukça geniş bilgiler mevcuttur.
1954 yılında, Cornell Üniversitesinde, karkastaki amino asitleri esas alınarak, büyüme için amino asit ihtiyaçlarını tahmin etmek amacı ile geniş bir çalışma yapılmıştır. Fare, civciv ve domuzların bütün karkasında yer alan bütün amino asitleri mikrobiyolojik metotlarla tayin edilmiştir. Bu çalışmada her tür için nisbî karkas amino asit kompozisyonu, çeşitli yemleme metotları ile tayin edilen ve bu türler tarafından ihtiyaç duyulan nisbî amino asit miktarları ile mukayese edilmiştir. Çeşitli türlerin vücut amino asit kompozisyonları Tablo 30âda verilmektedir.
TABLO 30
Fare, Domuz ve Civciv Proteinlerinin Nisbî Esansiyel Amino Asit Kompozisyonu
Karkas proteinin yüzdesi (%) olarak
Fare Domuz Civciv Ortalama
Arginin
Histidin
İzolösin
Dösin
Lisin
Metiyonin
Metiyonin + Sistin
Fenilalanin
Treonin
Triptofan
Valin
Treonin 5.89
2.16
3.49
6.46
7.61
1.71
3.20
3.69
3.87
0.76
5.51
2.88 7.12
2.65
3.84
7.14
8.55
1.77
2.78
3.77
3.79
0.74
6.00
2.59 6.71
1.96
4.12
6.63
7.46
1.76
3.51
3.95
4.02
0.77
6.72
2.49 6.57
2.27
3.82
6.84
7.87
1.75
3.16
3.80
3.89
0.75
6.08
2.65
Yukarıdaki tabloda da görüleceği gibi, karkas proteinin yüzdesi olarak ifade edildiği zaman, türler arasında karkas amino asit kompozisyonu bakımından önemli benzerlik bulunmaktadır. Karkas kompozisyonu verilerinden hesaplanan amino asit ihtiyacı ile, daha önce yapılan besleme çalışmaları ile saptanan amino asit ihtiyaçları arasında yakın bir uyuşma görülmüştür. Bu, karkas analizinin büyüme için esansiyel amino asit ihtiyacının tamamen olması bile büyük çapta saptanmasında geçerli bir metot olduğunu göstermektedir. Esasen, kanatlıların büyümesi için esansiyel amino asit ihtiyacı, diyetsel proteinin yüzdesi olarak, kanatlıların karkasındaki esansiyel amino asit yüzdesiyle önemli bir benzerlik göstermektedir. Tablo 31âde, tavuk ve civcivin esansiyel amino asitleri ihtiyaçları ile, karkas ve yumurta proteinlerindeki esansiyel amino asit yüzdeleri verilmektedir.
Tipik yumurtlama ve broyler rasyonlarındaki proteinlerin esansiyel amino asit kompozisyonu ile, doku ve yumurta proteinlerinin esansiyel amino asit kompozisyonları mukayese edilirse, yem proteinlerindeki en büyük eksikliğin, metiyonin olduğu anlaşılır. Geniş çapta mısır (veya sorgum) ve soyaya dayanan pratik rasyonlarla yapılan biyolojik çalışmalar hem broyler hem de yumurta tavuğu rasyonlarının metiyoninle desteklenmelerinin büyümede ve verimde hele bilhassa yemden yararlanmada oldukça önemli faydalar sağladığını açık bir şekilde ortaya koymuştur.
TABLO 31
Doku Proteinlerinin Amino Asit Kompozisyonu İle Diyetsel Proteinlerin Yüzdesi Olarak Tahmin Edilen Amino Asit İhtiyaçlarının Mukayesesi
Kanatlıların amino asit ihtiyaçları ile, yemlerin amino asit kapsamını bilmekle rasyon formülasyonunda önemli bir adım atılmış olur. Bu şekilde gerekirse rasyonun esansiyel amino asitlerce eksikliği anlaşılır ve sentetik amino asit veya biyolojik değeri yüksek protein kaynakları rasyona ilave edilir. Buna rağmen aşağıdaki nedenlerle amino asit beslenmesi bakımından tam yeterli bir formülasyonun sağladığı iddia edilemez.
1. Fiziko kimyasal prosedürler ile tayin edilen yem amino asit değerleri proteinin sindirimi hakkında bir bilgi sağlamadığı gibi esansiyel amino asitleri kapsamının hayvanın sindirim sisteminde tamamen serbest hale geçebileceği hakkında da bir garanti veremez.
2. Proteinin sindirim derecesi bilinse bile, yemlerin işlenişleri veya yapılışları sırasında maruz kaldığı ısı ve diğer muamele ve etkenler yüzünden esansiyel amino asitlerinden bir kısmı, hayvanın yararlanamayacağı şekilde bağlanabilir.
3. Teşekkül eden dokunun amino asit kompozisyonuna göre amino asit ihtiyaçları, hayatın farklı dönemlerinde değişiklikler gösterir. Örneğin, çabuk tüy gelişimi sırasında veya şiddetli bir tüy dökülmesinden hemen sonra genç tavukların yumurtlamağa başladıkları zaman ihtiyaç duyulan amino asit kompozisyonları, vücut dokularınkinden çok farklıdır. Dolayısıyla diyetsel amino asit ihtiyaçları da bunlara bağlı olarak büyük değişme ve farklılıklar gösterebilir.
4. Amino asit ihtiyaçları, hayvanların beslendiği proteindeki diğer esansiyel amino asitlerin dengesine, fazla veya eksikliklerine göre de değişebilir.
Amino Asitlerin Yararlılık Derecelerine Onların Maruz Kaldıkları Bazı Muamele ve Etkenlerin Tesirleri
Kanatlıların rasyonlarına amino asit kaynakları olarak sokulan protein kaynaklarının çoğu, rasyona girmeden önce bazı muamelelere maruz bırakılmak zorundadır. balık unlarının kurutulması sırasında yağların otoksidasyonu aşırı bir ısının meydana gelmesine sebep olur. Keza, protein kaynakları yağların ekstraksiyonu ve bazı zararlı bileşiklerin tahribi için ısı muamelesine maruz kalabilirler. Eğer bütün bu muameleler uygun şekilde cereyan etmezse protein kalitesi için zararlı olabilirler.
Bitkisel proteinlerin çoğu indirgeyen karbonhidratlar ihtiva ederler. Bunlar, proteinlerin serbest amino gruplarıyla kolayca reaksiyona girerler. Lisin, reaksiyona giren amino asitlerin başında gelir. Arginin, histidin ve triptofan da keza bu reaksiyonlardan etkilenen amino asitleridir. Bu tip karbonhidrat â amino asit reaksiyonlarına âBrowning yahut Maillardâ reaksiyonları denir. Browning reaksiyonları, sindirim enzimlerine bile dayanıklı bağların meydana gelmesine yol açabilir. Eğer reaksiyonlar adamakıllı ileri bir safhaya ulaşırsa, amino asitler, proteinlerin hidrolizinde bile serbest hale geçmeyecek şekilde bağlı bir durum gösterebilirler. Isı ile muamele karbonhidrat protein interaksiyonlarını hızlandırır. Isı, (Proteindeki serbest amino grupları ile aspartik ve glutamik asidin serbest karboksil grupları arasında olduğu gibi) bir protein molekülünde mevcut gruplar arasında çeşitli reaksiyonlara sebep olabilir. Eğer bu tip reaksiyonlar meydana gelirse, tabiatıyla, sindirim derecesi ve dolayısıyla o amino asidinden yararlanma dereceleri düşer.
Rasyona Aşırı Düzeyde Sokulan Tek Amino Asidin Etkisi
Bazı şartlarda rasyona nispeten küçük miktarda amino asitin ilavesi civcivde büyümeyi geriletebilmektedir. Harper adlı bir bilgin bu durumları, amino asit dengesizlikleri, amino asit antogonizmaları ve amino asit zehirlenmeleri olarak üçe ayırarak sınıflandırmaktadır.
1. Amino asit dengesizlikleri çok düşük proteinli rasyonlarla kolayca gösterilebilmektedir. Örneğin, büyüme için ikinci derecede sınırlı amino asidinin rasyona çok fazla ilave edilmesi, büyümede deprasyona sebep olmakta, rasyona birinci derecede sınırlı amino asit ilave edilerek bu durum ortadan kaldırılabilmektedir. Dengesizlik suretiyle büyümede meydana gelen geriliğin nedenleri tam manasıyla anlaşılmamakla beraber, yem tüketiminin kontrol mekanizmasını etkilediği öne sürülmektedir. Birçok durumlarda, dengesiz rasyonun etkileri hayvanları soğuk bir çevreye koyarak, insülin enjeksiyonu yaparak veya zorla yem yedirmek suretiyle giderilebilmektedir.
2. Amino asit antogonizmaları, basit, dengesizlikten biraz farklıdır. Örneğin, dengesizlik yüzünden meydana gelen karakteristik büyüme depresyonu rasyona birinci derecede sınırlı amino asidi ilavesiyle giderilebilirken, antogonizmâde tek bir amino asidinin sebep olduğu büyüme depresyonu belki o amino asidine yapı bakımından benzeyen diğer bir amino asidi tarafından giderilebilmektedir. Örneğin, ilave valin ve izolösin olmadan rasyona sokulan aşırı düzeyde lösin önemli büyüme depresyonuna sebep olmaktadır. Aynı şekilde izolösin ve valin büyüme depresyonuna yol açmakta, losin ilavesiyle bu amino asitlerin zararlı etkileri hafifletilebilmektedir.
Kanatlılarda lisin ve arginin amino asitleri, arasındaki antagonizm bilhassa önemlidir. Yüksek düzeyde lisin, civcivlerin arginin ihtiyacını belirli şekilde yükseltmektedir. Civcivlerde lisin/arginin oranı 1 : 1âden çok fazla olamaz. Civcivler için protein kaynağı olarak kazein ihtiva eden rasyonlarda lisin/arginin oranı 2 : 1 civarındadır. Bundan dolayı, lisince düşük rasyonlara göre, kazein ihtiva eden rasyonlarda, maksimum büyüme için arginin ihtiyacı çok yüksektir. Rasyonda fazla arginin olması halinde ise (eğer lisin miktarı çok düşük değilse) lisin ihtiyacı bundan pek etkilenmemektedir. Bir başka ifade ile aşırı argininin etkisi aşırı lisine göre daha az belirli olmaktadır. Aşırı düzeyde lisin plazma ve doku sıvılarında akümüle olmaktadır. Bunun nedeni olarak lisinin, oldukça yavaş bir şekilde metabolizmaya uğradığı gösterilmektedir. Arginin ise bu kadar akümüle olmamakta ve civcivler tarafından kolayca parçalanabilmektedir. Argininin lisin metabolizmasındaki etkisinin nispeten zayıf oluşu buna neden olarak gösterilmektedir.
3. Bazı amino asitler, yüksek düzeylerde doğrudan doğruya toksiktirler. Bu tip zehirlenme, bazı amino asitleri tarafından tamamen olmasa bile, kısmen giderilebilmektedir. Yüksek düzeylerde metiyonin, büyümeyi geriletebilir. Tirosin, fenilalanin ve triptofan da keza toksik olabilirler. Fakat toksik etkilerin ortaya çıkabilmesi için bu amino asitlerin rasyondaki düzeylerinin % 2-4 düzeyinde olması gerekir. Rasyonun niasin ve folik asitce noksan olması halinde glisin amino asidi de toksik olabilmektedir. Fakat glisin metabolizması için yeterli yardımcı faktörün bulunması halinde civcivler büyük miktarda glisini tolere edebilmektedir.
İndividuel amino asit fazlalığında meydana gelen bu zararlı etkilerle, araştırmalarda özel rasyon formülasyonları sırasında karşılaşılmaktadır. Pratik şartlarda daha ziyade basit amino asit eksiklerine rastlanmaktadır.
Amino Asitlerinden Yararlanma
Broyler tipi kanatlılarda, vücut dokuları ve tüylerinde yer alan proteinlerin sentezi için, lisin metiyonin + sistinin nasıl değerlendirildiği Tablo 32âde verilmektedir.
TABLO 32
Doku Büyümesi ve Tüylenme İçin Lisin, Metiyonin + Sistin Amino Asitlerinin Erkek Broyler Tipi Kanatlılar Tarafından Değerlendirilmesi
Metiyonin + Sistin Lisin
Yaş (Hafta) Dokularda ve tüylerde günlük depolama (Gr)
1.175
1.385 93
87
75
67
67
63
66
66
Ortalama 68 73
Sülfür amino asitleri ve lisin bakımından endojen nitrojen kaybı önemli bir yekun tutmaktadır.
Günlük amino asit depolanmasının hesaplanmasında aşağıdaki formülden yararlanılmıştır.
Günlük amino asit Günlük ağırlık Karkas proteinlerindeki
= X
depolanması artışı, gr amino asit yüzdesi
Tüylerdeki günlük Çiğ tüy proteinlerindeki
X 0.82 X
ağırlık artışı gr amino asit yüzdesi
metiyonin + sistin dokularda yaklaşık olarak % 60 â 70 düzeyinde depolanabilmektedir. Lisinin vücut tarafından değerlendirilmesi daha da yüksek olup % 75 civarındadır. En yüksek derecede depolanabilen ise valin olup, değerlendirilme yüzdesi doku ve tüyler için beyaz Leghornâlarda % 85 civarındadır. Bu hesaplamalar, valin amino asidinin doku proteinlerinde depolanmasından başka fonksiyonlarının az; metiyonin ve sistin amino asitlerinin ise depolanma dışında daha bir çok fonksiyonlarının olduğunu göstermektedir.
Yumurta Verimi İçin Hesaplanmış Amino Asit İhtiyaçları
Leghornâlar için yukarıdaki tabloda verilen rakamlar, bu amino asitlerin vücutta depolanma kabiliyetini göstermektedir. Doku ve tüylerde depolanmayan kısımların, ya absorbe edildiği veya depolanma dışındaki maksatlar için kullanıldığı kabul edilmektedir. Eğer yumurtlayan bir tavuğun, büyümede olduğu gibi aynı ölçü veya oranda bu amino asitleri yumurtaya depo etme kabiliyetine sahip olduğu kabul edilirse, yumurtada depolanan amino asidinden, yumurtlayan tavuğun günlük amino asit ihtiyaçları hesaplanabilir. Bu hesaplamalar ve 1, 2, 3. yumurtlama dönemleri için amino asit ihtiyaçları diyetsel proteinlerin yüzdesi olarak Tablo 33âte verilmektedir.
TABLO 33
Doku Büyümesi ve Tüylenme İçin Lisin, Metiyonin + Sistin Amino Asitlerinin Erkek Broyler Tipi Kanatlılar Tarafından Değerlendirilmesi
Günlük ihtiyaç* Diyetsel proteinin yüzdesi**
Gr protein/yumurtaxyumurtada % amino asidi **Günde tavuk başına yüz gramlık
* Günlük ihtiyaç = yem tüketimi sağlayan enerji
Amino asidinin depolanma yüzdesi düzeyi ve 1.dönemde %18;
Günlük büyüme (eğer varsa) x dokulardaki amino asit 2.dönemde %16; 3.dönemde
%15 protein sağlanması halinde
Amino asidin depolanma yüzdesi
*** Bu amino asitler 3.dönemde %85 verim düzeyinde yeterlidir.
Şimdiye kadar verilen çeşitli tablolardan da anlaşılacağına göre, amino asit ihtiyaçları, ya minimum protein ihtiyaçları sağlanıp bunun bazı esansiyel amino asitlerce desteklenmesi ile, ya da rasyonda bütün esansiyel amino asitlerini yeterli miktarda sağlayacak bir protein düzeyinin uygulanmasıyla giderilebilir. Bu son durumda, protein düzeyi ekseriya minimum ihtiyacın çok üzerinde olup hem daha pahalı, hem de besleme yönünden aşağıdaki nedenlerle tatmin edici değildir:
Minimum protein düzeyinin sağlanmasında rasyonda yüksek miktarda mısır veya benzeri bir tahıl kullanılması zorunludur. Bu durumda, rasyona minimum yağ ilavesiyle, istenilen metabolik enerji düzeyini sağlamak mümkün olabilir.
Gerçi protein, enerji sağlamak için vücut tarafından kullanılabilirse de bunun randımanı diğer enerji veren besin maddelerinkinden daha düşüktür. Ayrıca aşırı protein kullanılması, gereğinden fazla ürik asit eksresyonuna sebep olur. Bu ise hayvan için metabolik bir yüktür ve gübrenin ıslanmasına yol açar. Islak dışkının ise bir çok mahzurları vardır.
Rasyonun, amino asitleri ve diğer besin maddelerini optimum düzeyde ve dengeli olarak ihtiva etmesi halinde spesifik dinamik ısı olarak enerji kaybı minimum olur ve daha fazla enerji prodüktif amaçla kullanılır.
Doku Sentezi Dışında Bazı Amino Asitlerin Önemli Fonksiyonları
Lisin, lösin, valin gibi esansiyel amino asitlerinden bir çoğunun sınırlı şekilde oksidatif bir parçalanmaya maruz kalmaları bir tarafa bırakılırsa, vücutta hemen hemen sadece doku proteinlerinin esas yapı ünitesi olarak kullanılırlar. Geriye kalan amino asitleri ise, doku proteinlerindeki rollerine ilaveten önemli metaboluk fonksiyonlara da sahiptirler.
Metabolik olarak aktif olup amino asitlerden türeyen bazı hücre komponetleri aşağıda verilmektedir.
Metiyonin : Homosistein, sistein, sistin, kolin ve kreatin gibi bir çok bileşiklerin metil grupları.
Sistein : Glutation, taurin, kondroitin sülfat ve diğer mukopisakkaritlerde mevcut sülfatlar.
Arginin : Ornitin (civciv tarafından bazı detoksikasyon reaksiyonlarında kullanılır); kreatinâin guanido grubu ve üre.
Histidin : Dekarboksilasyona uğrayarak histamin meydana gelir.
Fenilalanin : Özel bir hidroksilasyon enzimiyle tirosine dönüştürülebilir.
Tirosin : Tiroid bezi tarafından iyot ilave edilerek tiroksin hormonu yapılır. Keza, adrenalin ve noradrenalin hormonlarının yapımı için başlangıç maddesi ve melanin pigmenti için prekursor olarak fonksiyon gösterir.
Triptofan : 5 â hidroksi â triptamin (serotonim) ve nikotinik asite çevrilir.
Kuşlarda Nitrojen Metabolizması İle İlgili Bazı Önemli Durumlar
Memelilerin aksine kuşlarda atkı maddesi olarak üre yerine ürik asit meydana getirilir. Ürik asidin yapısı Şekil 15âte verilmektedir. Ürik asidin açık formulünden de anlaşılacağı üzere 4 ve 5 no.lu pozisyonlarda yer alan âCâ atomu ile 7 no.lu pozisyonda yer alan âNâ atomu glisin amino asidinden gelmektedir. Böylece 1 molekül ürik asit idrarla dışarı atıldığı zaman, bir molekülglisin de dışarı atılmış olmaktadır. Bu nedenle kanatlılar oldukça yüksek düzeyde glisine ihtiyaç göstermektedirler.
Glisin kanatlılar tarafından kolaylıkla sentezlenebilir. Yalnız, çabuk büyüme sırasında sentezlenen miktar, doku sentezi ve nitrojen eksresyonu için yeterli olmayabilir. Böylece düşük glisin kapsayan rasyonların, büyümenin ilk döneminde, dışarıdan glisinle takviye edilmeleri gerekebilir.
Serin, glisin sentezinde İntermediyer bir bileşik olup glisinin yerini tutabilir.
Birçok bakımlardan civcivin glisine olan ihtiyacı, genç memelilerin aginine olan ihtiyacına benzer. Çünkü, memelilerde, arginin amino asidinin nitrojen ekskresyonunu sağlamak üzere parçalanması üreyi meydana getirir. Arginin de memeliler tarafından sentezlenebilir. Fakat sentezlenen miktar genç hayvanda maksimum büyümeyi sağlayacak düzeyde değildir.
Kanatlılar ise arginini sentezleyememektedirler. Diyetsel proteinler, kanatlılarda protein sentezi için lüzumlu argininin yegane kaynağıdırlar. Üre, kanatlıların idrarında çok küçük düzeyde mevcut olup, sadece diyetsel argininâin parçalanmasından meydana gelir. Memelilerde arginin sentezi için gerekli enzimlerin çoğu kanatlıların karaciğerinde mevcut değildir. Böbrekler ise çok küçük miktarlarda bu enzimlere sahiptirler. Strullin kanatlıların rasyonlarında arginin amino asidinin yerine geçebilirse de ornitin bu özelliğe sahip değildir. Memelilerin aksine ornitin sentezi de kanatlılar tarafından yapılamaz.
Benzoik asit gibi, bazı aromatik asitlerin ekskresyonu için kanatlıların kendilerine özgü detoksikasyon mekanizmaları vardır. Benzoik asit idrarla dışarı atılmadan önce, ornitinle birleşerek dibenzoil â ornitin bileşiği meydana gelir. Ornitin sadece arginin amino asidinin parçalanmasından meydana geldiğinden civciv yemlerine fazla miktarda benzoik asit sokulması arginin noksanlığı meydana getirebilir.
Protein ve Esansiyel Amino Asit Noksanlığında Ortaya Çıkan Semptomlar
Büyüyen kanatlılarda, kısmi veya orta derecede protein eksikliği veyahut ta esansiyel amino asitlerden birinin noksanlığı eksiklik derecesiyle orantılı olarak büyümede azalmaya yol açar. Rasyonun protein düzeyinin enerji seviyesine göre ifade edilme zorunluğu göz önünde tutulursa, protein noksanlığı bir bakıma enerji fazlalığı demektir. Böylece, daha önce de işaret edildiği gibi protein noksanlığından, enerji bu maksatlar için kullanılamaz ve yağa çevrilir. Yani ekstra enerji yağa çevrilmiş olur. Ağır bir protein noksanlığında veya tek bir amino asit eksikliğinde büyüme hemen durur ve ciddi büyüme kayıpları meydana gelir. Bu durumda büyüme kaybı, vücut ağırlığının % 6-7âsine kadar çıkabilir.
Damızlık Piliçlerin Sınırlı Beslenmesi
Bir çok araştırıcılar, hayvanları seksuel olgunluğa gelişini geciktirmek için rasyonda sınırlı düzeyde protein, enerji veya lisin gibi esansiyel bir amino asidin uygulanmasını tavsiye etmişlerdir. Seksuel olgunluğu geciktirmek ise, hayvanların kronolojik yaşını yükseltmek, yani yumurtlamanın başlangıcına kadar, vücudun yavaş, yavaş büyümesini sağlayarak yumurta büyüklüğünü arttırmak ve verim devresini uzatmak amacını gütmektedir.
Yumurtlayan tavuklarda hafif bir protein veya esansiyel amino asit noksanlığı yumurtanın küçülmesine sebep olabilir. Protein ve esansiyel amino asit eksikliği ilerledikçe yumurta verimi düşer ve hayvan ağırlık kaybeder. Orta derecedeki protein noksanlığında bile, normal olarak her gün dökülen tüylerinin yerine yenisi konamaz. Çok ileri derecede protein eksikliğinde ise hayvanın bütün tüyleri dökülür; yumurta verimi tamamen durur; vücut dokuları harcanır ve vücut ağırlığında büyük düşmeler olur.
Aşırı Diyetsel Protein Veya Esansiyel Amino Asidi Beslenmesinde Ortaya Çıkan Semptomlar
Bütün esansiyel amino asitlerince dengeli bir durumda olsa bile, aşırı protein beslenmesinde, büyüme hızında hafif bir gerileme, vücut yağ depolanmasında azalma, kan ürik asit düzeyinde ise bir artış meydana gelir. Vücutta meydana gelen fazla ürik asidin ekskresyonu için su tüketimi artar ve gübredeki su miktarı yükselir. Klasik anlayışta da aşırı protein hayvan üzerinde bir strese sebep olur. Bunun delili olarak aşırı protein beslenmesinde, adrenal bezlerinde büyüme ve adrenokortikosteroidlerin artışı gösterilmektedir.
IV. BÖLÜM
ESANSİYEL İNORGANİK ELEMENTLER
İnsan ve hayvanların yaşaması için zorunlu olan minerallerle ilgili modern ilmi çalışmalar esas itibariyle son 65 yılda yapılmıştır. Bu çalışmalar vücudun organik kimyasal bileşiklerini teşkil eden karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen ve sülfür gibi esas elementlere ilaveten insan ve hayvanların en az 13 adet organik elemente ihtiyaç gösterdiklerini açık bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Bu elementler Tablo 35âte verilmektedir.
Bu tabloda, kanatlıların her elemente olan ihtiyaçlarında büyük varyasyonlar gösterdiği göze çarpmaktadır. Kalsiyum ve fosfor en çok vücudun iskelet yapısı için gerekli olup, en fazla miktarda ihtiyaç duyulan elementlerdir. Fosfat ve karbonatlarla birlikte sodyum, potasyum ve klorur, vücudun çeşitli kısımlarındaki ozmatik ilişkiler ve optimum H gibi Homeostasisâin muhafazası ile ilgili reaksiyonlarda görev alırlar. Vücudun bu elementlere olan ihtiyacı da oldukça fazladır. Geri kalan elementler ise, ya enzim ve hormonların parçası ya da enzimlerin aktivatörü olarak fonksiyon gösterirler.
TABLO 35
Besleme Bakımından Esansiyel Olan İnorganik Elementler
Civciv ihtiyacı Tavuk ihtiyacı
* Sadece vitamin B12 nin bir parçası olarak gereklidir.
** Bu rakamlar gram olarak günlük ihtiyaçlardır. Rasyondaki yüzde seviye yem tüketimine bağlıdır.
Tablo 36 ve Tablo 37âde sırasıyla ergin bir kanatlı ve yumurtadan yeni çıkmış bir civcivin, ergin memelilerle yeni doğmuş memelilerin mukayeseleri verilmektedir.
TABLO 36
Ergin Kanatlıların, Ergin Bazı Memeli Hayvanlarla Kimyasal Kompozisyon Bakımından Mukayesesi
Kanatlı Hayvan
İnsan
Domuz
Kedi
Tavşan
Fare
Öküz
Vücut ağır.Kg
Kompozisyon*
Su, gr
* Yağsız vücut dokusunun her Kgâı için ifade edilmiştir.
Bu tablolarda, çeşitli hayvan türlerinin inorganik vücut kapsamlarının nispeten üniform oldukları göze çarpmaktadır. Civcivlerin ihtiyaç düzeyi ile bu rakamlar karşılaştırılırsa ikisinin arasında genel bir korelasyonun varlığı hemen göze çarpmaktadır (Tablo 35 ve Tablo 37).
Fluor ve krom gibi bir çok elementin insan vücudu üzerinde faydalı etkileri gösterilmiş ise de, henüz bu elementler besleme bakımından esansiyel olarak sınıflandırılmamaktadır.
Çeşitli inorganik elementlerin kendileri arasında olduğu kadar, bu elementlerle vitaminler amino asitleri ve diğer besin maddeleri arasında da önemli bir çok ilişkiler mevcuttur.
On üç esansiyel inorganik elementten sekiz adedi katyondur. Bunlar, Kalsiyum (CA++), sodyum (Na+), Potasyum (K+), Magnezyum (Mg++), Manganez (Mn++), Çinko (Zn++), Demir (Fe++) ve Bakır (Cu++)âdır. Geriye kalan beş anyon ise ekseriya anyonik gruplar halinde bulunur. Bunlar Klorür (Cl-), İyodur (I-), Fosfat (Po4---), Molibdat (MoO4--) ve Selenit (SeO3--)âtir. Tabii şartlarda selenyum, ekseriya selenosistin (selenocystine) veya seleno-metiyonin (seleno-methionine) gibi organik formlarda bulunurlar. Fakat inorganik selenitâler de bu organik formlardaki selenyum kadar besleme bakımından etkilidirler.
Esansiyel anyon ve katyonların yararlılık derecelerini etkileyen çok çeşitli faktörler mevcuttur. Bu esansiyel elementlerden herhangi birinin en fazla eriyebilen dolayısıyla en yüksek düzeyde absorbe olan formu, en basit iyonik atom veya atom gruplarına sahip olan formdur. Örneğin, Ca++, Mg++, Mn++, Po4--- vb. Bunlarla beraber, tabiatta bir çok elektronegatif bileşikler mevcut olup, elektronları bu katyonlarla paylaşarak daha stabil bir bileşik meydana getirirler. Bu şekilde meydana gelen bileşikler ekseriya suda güçlükle erirler; bağırsakta ise yeterli düzeyde ayrışarak esansiyel katyonun absorbsiyonuna imkân sağlarlar. Bu durum ekseriya gastrik asiditenin etkisiyle meydana gelir. Midede salgılanan hidroklorik asit, katyonları geçici olarak klorid tuzları haline dönüştürür. Bu şekilde bütün esansiyel katyonlar, oldukça yüksek düzeyde bir iyonik çözüşme derecesine sahip olur ve bundan dolayı da sindirim kanalından kolayca absorbe olurlar. Hatta, bakır sülfat mangan oksit, çinko oksit gibi yüksek derecede erimeyen bileşikler bile, midedeki hidroklorik asidin etkisiyle, mangan klorid, çinko klorid. Bakır klorid gibi bileşiklere dönüşerek absorpsiyon dereceleri yükselir. Fosfat gibi anyonik grupların absorpsiyon derecesi, kristal strüktörüne diyetteki total miktarına ve fosfatla kalsiyumun arasındaki orana bağlıdır.
Civcivlerde perosisâin önlenmesinde mangenizin zorunlu olmasının öğrenilmesinden sonra, çeşitli mangenez bileşikleri ve bu bileşiklerin vücuda verilme tarzlarının manganez ihtiyacı üzerindeki etkilerini araştırmak için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, diyetsel manganez ihtiyacının, suda eriyebilir formun parenteral enjeksiyonla vücuda verilmesine nazaran 25-50 misli daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Vücutta çok küçük miktarda bulunan bu elemente oldukça yüksek diyetsel ihtiyacın nedenleri araştırılarak, manganez absorpsiyonunun rasyonda bulunan aşırı miktardaki kalsiyum ve fosfor tarafından engellendiği gösterilmiştir. Gastrik asidite ile eriyebilir hale geçip, duodenumâun alkali şartlarına maruz kalınca bu aşırı kalsiyum ve fosfor, kalsiyum fosfat halinde çökelmeye maruz kalır. bU çökelek manganezi adsorbe eder ve böylece bağırsak kanalında taşınır. Eğer, rasyonda bu kalsiyum-fosfor çökeleğinin taşıyabileceğinden fazla manganez yoksa, hayvanda manganez eksikliği ortaya çıkar.
Rasyonda aşırı kalsiyumun etkisini araştırmak için, domuzlar, tavuklar ve hindiler üzerinde yapılan çalışmalar, yüksek düzeyde kalsiyumun, çinko ihtiyacını artırdığını göstermiştir. Henüz ispatlanmamış olmakla beraber, Ca-fosfat çökeleğinin, yukarıda açıklandığı gibi Zn++ iyonlarını da adsorbe edebileceği öne sürülmektedir.
Bazı kolloidler, alüminyum, magnezyum, demir ve diğer elementlerin suda erimeyen tuzları, katyonlar için kuvvetli adsorptif ortamlardır. Adsorpsiyon hem kolloid yüzeyindeki yüksek elektronegatif bölge ile bir kimyasal bağlanma, hem de katyonun fiziksel kuvvetlerle bağlanması şeklinde olabilir (elementlerin kömür tarafından adsorbe edilmesi gibi).
KALSİYUM VE FOSFOR
Metabolizmada ve bilhassa kemiğin yapısındaki yakın ilişkileri dolayısıyla kalsiyum ve fosfor birlikte ele alınmıştır. Büyüyen kanatlılarda rasyondaki kalsiyumun büyük bir kısmı kemik teşekkülü için kullanılmasına rağmen ergin kanatlılarda yumurtanın kabuğu için kullanılır. Kalsiyum, kanın pıhtılaşması, sodyum ve potasyumla birlikte normal kalp atışı, asit-baz dengesinin sağlanması ve çok sayıda enzim sisteminin aktivitesi için gerekli bir elementtir. Bununla ilgili olarak Ca iyonlarının kasların kasılması, sinirsel impulsların nakli için zorunlu olduğu söylenebilir.
Kemiğin yapısındaki rolüne ilaveten fosforun karbonhidrat ve yağ metabolizmalarında önemli fonksiyonları vardır. Önemli bir unsur olarak bütün yaşayan hücrelerin yapısına girer. Fosfordan teşkil edilen tuzlar asit-baz dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynarlar. Yumurta teşkili sırasında kalsiyumun yumurtaya naklinde görev aldığı da bildirilmektedir.
1920 yıllarından başlayarak bugüne kadar, kalsiyum ihtiyacı, kalsiyum-fosfor- vitamin D ilişkileri üzerinde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu çalışmalar açık bir şekilde göstermiştir ki, rasyon hiç olmazsa minimum düzeyde Ca ihtiva etmesinin yanı sıra, Ca ile fosfor arasında optimum veya belirli bir oran bulunmalıdır. Bir başka ifade ile rasyon gereğinden fazla Ca veya P ihtiva etmemelidir. Civcivlerde normal kemik gelişimi için bugün rasyonda bulunması gereken yararlanılabilir fosfor düzeyi yaklaşık olarak %0.5 olarak saptanmış; kalsiyum, fosfor arasındaki oranın normal bir büyüme için 1.0:1 veya 2.2:1 olması lazım geldiği öne sürülmüştür. 2.5:1 oranının hayvanın tolere edebileceği en son bir değer olduğu; 3.3:1 oranının ise zararlı olduğu, hayvanlarda raşitizm ve çeşitli bacak rahatsızlıkları meydana getirdiği bildirilmiştir.
KALSİYUM
Kalsiyumun Eksikliğinde Ortaya Çıkan Semptomlar.
Bu semptomlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Büyüme hızının düşmesi veya büyümede gerileme,
Yem tüketiminde azalma,
Bazal metabolik hızın yükselmesi,
Aktivite ve duyarlılığın azalması,
Osteoporosis veya kalsiyum düşüklüğünde görülen raşitizm,
Yürüme ve duruşta anormallik,
Dahili kanamalara karşı istidadın artışı,
İdrar hacminde büyük çapta artış,
Yumurta kabuğunda incelme,
Yumurta veriminde düşme,
Tetani,
Hayat süresinin kısalması.
Yukarıdaki semtomların yanı sıra, kalsiyum eksikliğinde, bazı kimyasal değişmeler süratle meydana gelir. Serum kalsiyum düzeyi ve bütün karkasda Ca ve Mg kapsamları azalır. Buna mukabil serum inorganik fosforu, Mg, fosfatez enzimi, eritrositlerdeki Mg, kan şekeri, hemoglobin kapsamı ve yumuşak dokuların kalsiyumu değişmeden kalır. Kalsiyum eksikliğine maruz hayvanların kemikleri önemli derecede demineralize olur. Kül ve kalsiyum kapsamları normal düzeylerinin yarısına kadar düşer.
Kemiğin Yapısı
Vücutta bulunan kalsiyumun %90âından fazlası kemiklerde yer alır. Yağı çıkarılmış ve kurutulmuş kemiğin üçte birine yakın ağırlığını tek başına kalsiyum teşkil eder. Kemiğin büyük bir kısmını kalsiyum fosfat meydana getirirse de, buna ilaveten %13 kalsiyum karbonat, %2 magnezyum fosfat, %5 diğer maddeler, %0.5-3 de sitratlar mevcuttur. Metabolik aktivitenin en fazla olduğu kemiklerde florürlerin depolanması çok süratlidir. Düşük düzeylerde fluorürler, kemiklerin esansiyel olmasa bile önemli bir komponenti durumundadır. Fakat aşırı fluorür kemiklerde âosteosclerosisâ adı verilen patolojik duruma sebep olur, kemikler aşırı derecede sertleşir, osteosclerosisâin ilk belirtileri omurga üzerinde görülür.
Kemiğin fosfat kristalleri, apatitik kalsiyum fosfatınkilerle kıyaslanabilir. Hidroksiapatit buna iyi bir minorolojik örnek teşkil eder. Kemiğin kimyasal yapısı henüz tam olarak bilinmemektedir. Bunun nedeni fosfatların kimyasının çok kompleks oluşudur. Sentetik ve biyolojik hidroksiapatitler üzerinde yapılan çalışmalar, kemik mineralinin apatit kısmının aşağıdaki formüldeki gibi olmadığını, bunun yerine kalsiyumca %10 eksik olduğunu göstermiştir.
Ca4 (PO4)3 (OH)1
Infrared çalışmalar da, kalsiyumca eksik apatitlerdeki kaybolan elektronik yükün, nötraliteyi sağlamak için yeterli miktardaki ortafosfat iyonları arasında teşekkül eden hidrojen bağlantısıyla telafi edildiğini ortaya koymuştur.
Serumda Bulunan İyonize ve Bağlı Kalsiyum İle Serum Fosfatları
Serum proteinlerinin, kalsiyumun ne kadarının serbest ve ne kadarının bağlı olduğunu tayin eden başlıca faktör olduğunu çalışmalar göstermiştir. Bununla beraber, paratiroid hormonu ve vitamin Dânin kandaki total ve iyonize kalsiyum düzeyi üzerinde önemli bir etkisi vardır (Şekil 20). Plazma kalsiyumunun sadece % 6.5 kadarı şelatlaşmış formda olup, bunun da yarısı sitrat ve fosfatla birleşmiş bir durumdadır.
Şekil 20: Yumurtlayan Bir Tavukta Kalsiyum Metabolizması
Tablo 39âda normal düzeyde diyetsel kalsiyum ve fosforla beslenen kanatlıların çeşitli seksüel olgunluk devrelerinde serum, kalsiyum ve fosfor düzeyleri verilmektedir.
TABLO 39
Kanatlılarda Çeşitli Seksüel Olgunluk Devrelerinde Serum, Kalsiyum ve Fosfor Düzeyleri
Yaş Total plazma kalsiyum Plazma inorganik fosfat
Haftalar % mg % mg
11
14
18
22 11.5
11.4
13.3
19.5 5.7
6.0
5.1
4.2
Bu tablodan da anlaşılacağı üzere dişi kanatlı hayvanların seksüel olgunluğun başlangıcında kan kalsiyum düzeyinde önemli bir artış olmaktadır.
Kalsiyum Bileşiklerinin Sindirimi ve Asimilasyonu
Ca kullanarak yapılan çalışmalar vitamin D3âün kalsiyum absorpsiyonunu önemli derecede artırdığını göstermiştir. In vivo absorpsiyon bütün ince bağırsaklarda yükselmektedir. Wasserman ve çalışma arkadaşları, vitamin D ile ilgili olarak yaptıkları çalışmalarda vitamin D3âün, bağırsak mukozasında, kalsiyum nakleden proteinin teşkilini etkilediğini göstermişlerdir.
Cornell Üniversitesi ve Fransaâda yapılan çalışmalarda da kalsiyum, fosfor ve vitamin D3 bakımından yeterli rasyonlarla beslenen hayvanlarda laktozun kalsiyum abrospsiyonunu ve naklini yükselttiği saptanmıştır. Bu etkinin diğer şekerler tarafından da meydana getirildiği gösterilmiş fakat en etkili olanının laktoz olduğu anlaşılmıştır. Bunun nedeninin, bu şekerin daha az absorbe olduğu, bunun sonucu kalsiyum ve fosforun ince bağırsaklardaki absorpsiyonunda rol oynayan fakat tam bilinmeyen fonksiyonu için daha fazla şekerin ortamda kaldığı öne sürülmüştür.
Kalsiyum ve Yumurta Kabuğunun Teşkili
Kalsiyum yumurta kabuğunda hemen hemen saf kalsiyum karbonat olarak bulunur. Bu, tavuğun ovidukt kanalının kabuk bezlerindeki membrana depo edilir. Yumurta kabuğu teşkili için kalsiyum ihtiyacı üzerinde yapılan çalışmalar, östrojen hormonunun, yumurtlama döneminin başlangıcında kandaki kalsiyum düzeyini artırdığını göstermiştir. Ayrıca karbonik anhidraz enziminin, kalsiyum karbonatın, karbonat kısmının sağlanmasıyla ilgili olduğu da çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir.
Dişi piliçler seksüel olgunluğa yaklaştıkça olgunlaşmakta olan yumurtalıklarından salgılanan estrojen hormonu, androjen hormonu ile sinerjik (synergic) çalışarak iskeletin bilhassa uzun kemiklerinin ilik boşluklarında süngerimsi kemiğin (medüller kemik) meydana gelmesine yol açar. ilk yumurtanın kalsifiye edilme zamanına doğru, femur kemiğinin ilik boşluğunun hemen hemen tamamı bu ince kemik formasyonu tarafından işgal edilir. Bu dönemde dişi piliçin iskelet ağırlığı 15-20 gram artar ki bu, 4-5 gram kalsiyum depolanmasına tekabül eder. Medüller kemik teşekkülünün derecesi diyetsel kalsiyum düzeyi tarafından pek etkilenmemektedir. Çünkü, 20 haftalık süre zarfında %0.6 düzeyinde diyetsel kalsiyumla beslenen piliçlerle rasyonlarında %2.4 düzeyinde kalsiyum bulunan piliçler aynı miktarda medüller kemiğe sahip olmuşlardır. Medüller kemik labil bir kalsiyum rezervi olup, yumurta kabuğunun teşkili sırasında herhangi bir zamanda hayvan tarafından kullanılabilir. Bir tavuğun yetersiz diyetsel kalsiyum alması halinde, kalsiyum bilançosu negatif olur. Paratiroid hormon sekresyonu büyük ölçüde artar. Bunun sonucu olarak, kortikal (cortical) kemikten önemli derecede kalsiyum mobilize edilir ve böylece medüller kemiğin muhafaza edilmesi mümkün olur. Akut kalsiyum eksikliğinde yumurta verimi durur ve medüller kemik yavaş yavaş rezorbe olur. Bu olay muhtemel olarak, kalsiyum gerektiren diğer hayatsal fonksiyonların devam edebilmesi için meydana gelir.
Yapılan çalışmalar, kabuk teşkilinde birinci derecede sınırlayıcı faktörün kalsiyum, ikinci derecede sınırlayıcı faktörün ise karbonat olduğunu göstermiştir. Hem kandaki bikarbonatın hem de karbonik anhidraz enziminin etkisi altında karbonik asitten gelen karbonat iyonlarının kaybolması hidrojen iyonlarının akümülasyonuna yol açar ve neticede metabolik asidoz teşekkül eder. Bazı araştırıcılar, sıcak havalarda, hayvanlarda solunumun artması sonucu kandan önemli düzeyde CO2 kaybolduğunu bunun da yumurta kabuğunun incelmesine yol açtığını öne sürmüşlerdir. Yapılan bir çalışmada çevre sıcaklığının 13°Câden 34°Câye yükseltilmesinin, yumurtlayan tavuklarda akciğer solunumunu önemli derecede artırdığı bunun sonucu olarak meydana gelen alkalosis yüzünden yaklaşık olarak yumurta kabuk kalınlığında %12 düzeyinde bir düşme meydana geldiği saptanmıştır. Bunun aksine, akciğerlere çekilen havanın %2-5 düzeyinde CO2 ile zenginleştirilmesi acıdosis ile sonuçlanmakta bu da kendisinin kan PHâsında azalma ile göstermektedir. Bazı çalışmalar da atmosferik CO2âin artışının yumurta kabuk kalitesini iyileştirdiğini ortaya koymuşsa da bu sonuçlar, bütün çalışmalarda tekrarlanamamıştır. Yumurta kabuğunun teşkil mekanizmasını anlamak bakımından, üreme sistemini kısaca incelemek yararlı olacaktır. Şekil 21âde tavuğun üreme sistemi verilmektedir. Dişi kanatlıların üreme sistemi, bir yumurtalık (ovaryum) bir de yumurta kanalı (ovidukt)âdan ibarettir.
Şekil 21: Yumurtlayan Tavuğun Üreme Sistemi
Ovaryum
Ovaryum, yani yumurtalık tavukta vücudun sol tarafında böbreklerin üst ucunda yer alır ve vücuda dorsal olarak bağlanmıştır. Ovaryum, ova kapsayan foliküllerden yapılmış bir dış korteks ile iç kısımda bulunan medullaâden yapılmıştır. Kanatlı hayvanlar erginleşmeden önce ovaryum çok sayıda küçük ova, yani yumurtalardan ibarettir. Sadece bunlardan birkaçı erginleşir ve follikül patlayarak yumurtalar açığa çıkar.
Seksüel olgunlukta, individuel foliküller genişler ve çapları ovulasyondan önce 40 mmâye ulaşır. Embryonik gelişme sırasında sağ gonad da mevcuttur. Fakat hayvan geliştikçe dejenerasyona uğrar. Bazı vahşi türlerde her iki ovaryum da mevcut ise de, genellikle yalnız bir adet ovidukt kanalı vardır.
Ovidukt
İçinde yumurtanın hareket ettiği uzun kıvrımlı bir kanaldır. Yumurtanın albumini, kabuk zarları ve kabuğun kendisi ovidukt kanalında oluşur. Oviduktâun büyüklüğü, vücudun büyüklüğüne göre değişir ve beş ayrı bölgeyi veya kısmı kapsar. Bunlar, ınfundibulum, magnum, ısthmus, uterus ve vaginaâdan ibarettir.
İnfundibulum
İnfundibulum, ovidukt kanalının huni veya çanak şeklinde olan anteriyör kısmıdır. Yumurtlayan bir tavuktaki uzunluğu 9 cm kadardır. Infundibulum ovulasyonla açığa çıkan yumurtanın alınmasını sağlar. Bu kısmın aktivitesi ovum yani yumurta tarafından başlatılır. Çünkü yumurta yumurtalıktan serbest hale gelinceye kadar normal olarak bu organ inaktif bir durumda bulunur. Ovulasyon zamanı abdominal kaviteden ovum çıkarılıp bunun yerine bir yabancı materyal konsa ınfundibulum bu defa bu maddeyi kabul eder. Yumurtanın ınfundibulum de kalış süresi ortalama olarak 18 dakikadır. Bazen yumurta ınfundibulum tarafından alınmaz. Kusurlu ınfundibulumâun nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı solunum hastalıklarıyla ilgili olabileceği öne sürülmektedir. Infundibulum tarafından alınmayan yumurtanın 24 saat veya bundan daha kısa bir sürede vücut tarafından absorbe olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.
Magnum
Ovidukt kanalının en uzun kısmıdır. Boyu 33 cmâyi bulur. Yumurta proteinin çoğu olan albumin burada salgılanır. Yapılan çalışmalar yumurtanın ortalama olarak magnumâda 2 saat 54 dakika kaldığını göstermiştir.
Isthmus
Magnumun peristaltik hareketleri yumurtayı ısthmusâa iter. Yumurtlayan tavuklardaki uzunluğu yaklaşık olarak 10 cm kadardır. Magnum ile ısthmus arasındaki sınır belirlidir. Kabuk iç ve dış zarları ısthmusâda meydana getirilir. Önceki bildirişlerin aksine, sonradan yapılan çalışmalar bu kısımda yumurtaya albumin ilave edilmediğini sadece önemsiz miktarda su eklendiğini ortaya koymuştur. Yumurta ısthmusâda 1 saat 14 dakika kalmakta sonra uterusâa geçmektedir. Bu duruma göre, yumurtanın ınfundibulumâdan uterusa geçişi 4 saat 26 dakika sürmektedir.
Uterus
Uterus ovudukt kanalının torba şeklindeki kısmı olup, yumurtlayan tavuktaki uzunluğu 10-12 cm kadardır. Yumurta uterusta yaklaşık olarak 20 saat 40 dakika kalır. Kabuk ve yumurta kabuğu pigmentleri bu bölümde meydana getirilir. Kabuklu pigmentlerin, yumurtlamadan önceki son 5 saatte meydana geldiğini yapılan çalışmalar göstermiştir. Su ve bazı tuzlar da albuminde uterusta ilave edilmektedir.
Vagina
Uterusâtan klokaâya kadar uzanan vagina 12 cm uzunluğundadır. Yumurtanın teşkilinde bir rolü olmayıp daha ziyade yumurtanın dışarı atılmasında fonksiyon gösterir.
Yumurta Kabuğunun Yapısı ve Bunu Etkileyen Faktörler
Yumurta kabuğu iç kısma iki zarla bağlanmıştır. Bu iki zar da, yumurtanın yassı tarafı müstesna, birbirlerine bitişik durumdadır. Yumurtanın geniş kısmında ise hava boşluğunu teşkil için birbirlerinden ayrılırlar. Şekil 22âde yumurta kabuğunun bir kesiti verilmektedir.
Şekil 22: Dekalsifikasyona Uğratılmış Tavuk Yumurta Kabuğunun Enlemesine Kesiti.
Kabuğun esas kısmını süngerimsi tabaka meydana getirir. Organik matriksi de kapsayan kısım budur. Kalsifikasyon ilerledikçe kalsiyum karbonat bu kısımda depolanır. Kabuk zarları ve kütikül tabakası çıkarıldıktan sonra geriye kalan kısım (gerçek kabuk), hemen hemen tamamen kalsiyum karbonat ile küçük miktarlarda magnezyum, fosfat ve sitrat ve az miktarda olmak üzere sodyum ve potasyumdan ibarettir.
Tavuk yumurta kabuğunun kalın veya ince oluşu kalıtımla büyük ölçüde ilgili olmakla beraber, başta beslenme olmak üzere, çevre, yaş, mevsim, hastalıklar gibi bazı faktörler tarafından önemli ölçüde etkilenmektedir. Beslenme faktörleri arasında, kalsiyum, vitamin D ve manganez başta gelir.
Kalsiyum Kaynakları
Yonca müstesna, bitkisel orijinli yemlerin çoğu kalsiyumca düşüktür. Bu nedenle balık unu, et-kemik unu, kemik unu, midye kabuğu, kireç taşı çeşitli kalsiyum fosfat bileşikleri, hayvanların kalsiyum ihtiyacını karşılayan esas kaynaklardır. Kanatlıların beslenmesinde kullanılan yemlerin kalsiyum kapsamları daha sonra verilecektir.
Kalsiyum İhtiyacı
Kalsiyum ihtiyacı daha önce Tablo 35âte verilmişti. Kalsiyum ihtiyacını, büyüme ve yumurtlama yönlerinden incelemek yararlı olacaktır.
Büyüme İçin Kalsiyum İhtiyacı
Büyüyen civcivlerde, optimum vücut ağırlığı ve kemik kalsifikasyonu için rasyonda % 1 düzeyinde kalsiyum ve yaklaşık olarak % 0.5 düzeyinde yararlanılabilir fosforun bulunması gerektiği yapılan araştırmalar sonucu öne sürülmüştür. Amerikan Milli Araştırma Konseyi (NRC) büyüyen civcivler için %1 kalsiyum düzeyini tavsiye etmektedir. Rasyonlarda kullanılan hayvansal yemlerin kemik kapsamlarındaki farklılıklar ve toz halindeki kalsiyum karbonatın karıştırılmasında ve üniform bir şekilde dağıtılmasındaki güçlükler nedeniyle kanatlıların pratik rasyonlarda kalsiyum miktarı, hesaplanan değere göre %±20 değişmeler gösterebilmektedir.
Yumurtlayan Tavukların Kalsiyum İhtiyacı
Bugünün yüksek verimli tavukları, sağlam kabuklu yumurtalar meydana getirebilmeleri için yeterli miktarda kalsiyum almak zorundadırlar. Büyük bir yumurta 2-2.2 gr kalsiyum ihtiva eder. Yumurtlayan tavukların bağırsaklarında kalsiyum absorpsiyonu nispeten düşüktür. Rasyonla aldığı kalsiyumun ancak %50-60âından, kabuk teşkili için yararlanabilir. Vücutta tutulan kalsiyum (kalsiyum retansiyonu) miktarı bir dereceye kadar rasyonun kalsiyum düzeyine bağlıdır.
Yukarıda verilen bilgilere göre, sağlam kabuklu bir yumurta meydana getirebilmesi için ergin bir tavuğun günde 4 gramdan fazla kalsiyuma ihtiyacı vardır. Çeşitli verim derecelerinde tavukların günlük kalsiyum ihtiyaçları Tablo 40âta verilmektedir.
TABLO 40
Çeşitli Verim Derecelerinde Tavukların Rasyonda Bulunması Gerekli Kalsiyum Düzeyleri
Verim Günlük Kalsiyum İhtiyacı
Hayvanın Yaşı
% 22-40 hafta (40) hafta
100
90
80
70 3.3
Yumurtlamanın başlangıcından, yumurta ağırlığı 45 gr olup, sadece 1.5 gr kalsiyum kapsar. Birinci yumurtlama devresinin sonuna doğru, (yani bu 40 haftalık bir süreye tekabül eder) yumurta yaklaşık olarak 56 gr gelir ve bunun kapsadığı kalsiyum 2 gr kadardır. Örneğin genç bir tavuk birinci yumurtlama döneminde kalsiyumdan kabuk teşkili için yararlanmada %60 etkili olsa, %100 verim düzeyinde günde 3.3 gram kalsiyuma ihtiyaç gösterir.
Bir tavuk yumurtlamadığı günler rasyonla aldığı ve kemiklerine etkili bir şekilde depoladığı kalsiyumu müteakip günkü yumurta için kullanabilmektedir. Buna göre, yumurta verimi azaldıkça, her gün yumurtlayan bir tavuğa göre, kalsiyum ihtiyacının da azalabileceği düşünülebilir. Bununla beraber, bugünkü entansif yumurta üretimi şartlarında birinci yumurtlama döneminde bir sürünün ortalama yumurta verimi yaklaşık olarak %78, zirve verim ise %90âa kadar çıkabilir. Bu durumda, tavukların çoğu I.dönem boyunca %100âlük bir verim düzeyi gösterirler. Bunu dikkate alarak Tablo 40âta da belirtildiği gibi, I.dönem için %3.3âlük diyetsel kalsiyum düzeyi gereklidir. 40 haftalık süreden sonra yumurta büyüklüğü artar ve yumurtaların çoğu 2.2 gr kalsiyum kapsar. Bu devrede de bir çok tavuklar %100 düzeyinde yumurta vermeye devam ettiğinden, bu tavukların yumurtlama hızını düşürmemek için kalsiyum seviyesi 40.haftadan sonra %3.7âye yükseltilir.
Yem Tüketimi İle Kalsiyum İhtiyacı Arasındaki İlişki
22-40 haftalık dönemde %3.3, 40 haftadan sonra %3.7 kalsiyum düzeyleri hayvanların günde 100 gr yem tüketecekleri kabul edilerek tavsiye edilmiştir. Eğer rasyonun enerji düzeyi yahut çevre şartları değişirse hayvanların yem tüketimleri önemli derecede değişmeler gösterir. Bunu göz önünde tutarak Tablo 41âde verilen ayarlamaları yapmak lazımdır.
TABLO 41
Farklı Miktarda Yem Tüketimlerinde Genç ve Ergin Tavukların Kalsiyum İhtiyaçları
Günde tavuk başına yem
Tüketimi
Kalsiyum İhtiyacı
Tavuklar vücutlarının ihtiyacı olan kalsiyum miktarını iyi ayarlayamazlar. Eğer Tablo 40âta verilen kalsiyum düzeyleri yumurta tavuk rasyonuna uygulanırsa ayrıca serbest seçim metodu ile ek kalsiyum yemlenmesine ihtiyaç kalmayacaktır. Tecrübeler göstermiştir ki, tavuklar ihtiyacı olsun olmasın bir miktar sert, granüler materyali vücutlarına alırlar. Bu kalsiyumlu bir bileşik veya suda eriyen grit olabilir. Sıcaklık stresi durumlarında veya yumurtlama yılının sonunda (eğer yem tüketimi aşırı değilse) vücuda alınan kalsiyum miktarını artırmak için ek kalsiyum griti veya midye kabuğu kullanılabilir. Fakat her durumda vücuda alınan total kalsiyum miktarı, tavsiye edilen miktarı %20âden fazla geçmemelidir.
Terapötik amaçla yüksek dozda tetrasiklin (tetracycline) kullanıldığı zaman, kandaki antibiyotik düzeyini maksimum düzeyde tutmak için, diyetsel kalsiyum seviyesini minimuma düşürmek gerekir. Diyetsel kalsiyum düzeyi başlangıç peryodunda bir hafta veya daha fazla bir süre için %0.6; büyüme peryodunda ise %0.4âe düşürülebilir. Bu düşürmeden kısa süre için hayvanlar olumsuz olarak etkilenmezler. Fakat, yumurtlayan veya damızlık tavuklarda diyetsel kalsiyum düzeyi bir veya iki günden fazla %1.5âin altına düşürülmemelidir.
Yumurtlayan tavuklarda kalsiyum ihtiyacı aşağıdaki gibi hesaplanarak saptanabilir:
1. Bir Düzine Yumurtadaki Kalsiyum Miktarı:
tartılan bir düzine yumurta 708.24 gr gelse ve bir yumurtadaki kabuk ağırlığının (pratik olarak kalsiyum karbonat (CaCO3) yumurta ağırlığının %10âunu teşkil ettiği göz önünde tutulursa,
bir düzine yumurta: 708.24 x %10 = 70.824 CaCO3 veya
kalsiyum kapsar
2. Yaklaşık olarak kabuk kalsiyumunun %65-75âi diyetsel kaynaktan, geriye kalan kısmı ise vücut depolarından sağlanır. Buna göre, bir düzine yumurta için dışardan sağlanması gereken kalsiyum miktarı 75 x 28.34 = 21.26 gramdır.
3. Vücuda yemle giren kalsiyumun sadece %50-60âı hayvan tarafından yumurta kabuğu teşkilinde kullanılır, geriye kalan kısmı ekskresyona uğrar. Buna göre bir düzine yumurta için;
Yem kalsiyumuna ihtiyaç vardır.
4. Bir yumurta için ortalama 120 gr yem tüketildiğini farzedersek 12 yumurta için; 12 x 120 = 1440 gr yem gereklidir.
42.52 gram kalsiyumun bu miktar yemle sağlanabilmesi için yemde kalsiyum düzeyinin;
olması gerekir.
İklim şartlarına göre, rasyonun enerji düzeyine ve diğer bazı faktörlere göre yem tüketimi değiştiğinden, dolayısıyla kalsiyum düzeyi de değişir. Sıcak iklimli bölgelerde yem tüketimi soğuk bölgelere göre daha düşüktür. Dolayısıyla yemdeki kalsiyum düzeyinin daha yüksek olması gereklidir.
Kalsiyum Eksikliği ve Kafes Yorgunluğu (Cage)
(Layer fatigue): Kafes yorgunluğu, kemiklerden kalsiyum fosfatın çekilmesi ile karakterize edilen bir nevi osteoporosisâdir. Bu durumda kalsiyum fosfat, bilhassa bacakların uzun kemiklerinden çekilir. Hem kortikal kemik hem de müdeller kemik kalsiyum fosfat kaybeder. Fazla miktarda mineral kaybı yüzünden, kemikler çok incelir, hayvanın ağırlığına dayanamayarak kolayca kırılırlar. Bu hastalık hemen hemen tamamen kafeslerde yetiştirilen tavuklarda görülür; yer tavukçuluğunda ise çok nadiren ortaya çıkar. Kafeste bu hastalığa maruz kalmış hayvanların yere indirilmesiyle, hastalığın geçtiği bir çok araştırıcı tarafından bildirilmiştir.
Kafes yorgunluğunun etiolojisi tam manasıyla bilinmemektedir. Bazı araştırıcılar nedenini fosfor eksikliğine bağlarken, bazı araştırıcılar da bu duruma bir virüsün yol açtığını öne sürmektedirler. bU sonunculara göre, virüsler böbrek tahribatına yol açmakta, vücutta fosfor tutulamamakta dolayısıyla fosfor ihtiyacı artmaktadır. Diğer taraftan bir çok beslemeciler ve patolojistler, çoğu durumlarda, kafes yorgunluğunun kalsiyum eksikliği ile başladığını müşahede etmişlerdir.
Ağır kalsiyum eksikliğinde, tavuklar ancak 5-6 adet yumurta verdikten sonra, yumurtlamamakta, buna mukabil hafif kalsiyum eksikliğinde yumurta miktarı azalmakla beraber tamamen durmamaktadır. Kalsiyum eksikliğinde hemen yumurta verimi etkilenmekte (eksiklik derecesine göre ya durmakta veya azalmakta) fakat genellikle yumurta verimi için kemiklerden kalsiyum çekilmemektedir. Bunun nedeni olarak, folikül stimule eden hormonun (FSH) onteriyor pituiter bezi tarafından stimule edilebilmesi için kanda belirli bir kalsiyum düzeyinin bulunmasının zorunlu olduğu öne sürülmektedir. Bununla beraber bazı tavuklar, bazen bilinmeyen nedenlerle, kalsiyum eksikliğinde bile yüksek düzeyde yumurtlamaya devam etmektedirler. Böyle hallerde, kalsiyum kemiklerden çekilmekte, hayvanlar topallamakta, kemikler süratle incelerek tahrip olmakta neticede, ölüm meydana gelmektedir.
Kalsiyum Eksikliği Gösteren Hayvanlarda Replesyon
Kalsiyum eksikliği yüzünden normal yumurta verimi ve yumurta kabuğunun yapısı bozulmuş hayvanlar, kalsiyumca normal rasyonlarla beslenmeye başladıktan 6-8 gün sonra normal yumurtlamaya başlarlar ve yumurta kabukları da eski sıhhatli durumlarını kazanırlar. üÇ hafta sonra bacak kemikleri tamamen rekalsifiye olur. Ağır kalsiyum eksikliğinde adrenal bezleri de büyümekte ve bu durum, klasik anlamda eksikliğin bir stres olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.
Yüksek Düzeyde Kalsiyumla Beslenme
Carnell Üniversitesinde yapılan çalışmalar, 8-20 haftalık büyüme peryodunda piliçlere uygulanan %2.5 düzeyinde diyetsel kalsiyumun nephrosis, gut, ureterlerde kalsiyum birikmesi gibi patolojik durumlara sebep olduğunu ve %10-20 düzeyinde mortaliteyede yol açtığını göstermiştir. Yüksek düzeyde kalsiyum kapsayan rasyonlarla beslenen piliçlerde bir hafta içerisinde hiperkalsemi ve hipofosfatemi meydana gelmektedir. Paratiroid bezi küçülmekte ve aktivitesi büyük çapta düşmektedir. Yüksek düzeyde kalsiyum beslenmesi sonucu, yem tüketimi ve canlı ağırlık artışı azalmakta ve seksüel erginliğe geçiş gecikmektedir. 16 haftalıktan verim peryoduna kadar olan devrede nephrosisâden ölüm müşahede edilmiştir.
Büyüme peryodunda, %3 kalsiyum kapsayan rasyonlarla beslenen hayvanlarda görülen hiperkalsemi ve hipofosfatemi, diyetsel fosfor düzeyini %0.4âten %1âe çıkarmakla tamamen önlenebilmekte ve böbreklerde meydana gelen lezyon vakaları da büyük çapta azalmaktadır. 20 haftalık genç tavuklara yüksek düzeyde kalsiyum beslenmesi uygulamak zararlı olmamaktadır. Çünkü bu yaşta, normal seksüel gelişme nedeni ile, hiperkalsemi zaten normal olarak ortaya çıkan ve hayvan, henüz erginlik çağına ulaşmamış piliçlere göre daha fazla kalsiyumu metabolize edebilir.
Genel olarak, 18-20 haftalık döneme ulaşıncaya kadar, yani civciv ve piliç döneminde, hayvanlara %1.2 düzeyinde diyetsel kalsiyum tavsiye edilmektedir.
FOSFOR
Kemiğin önemli bir yapı unsuru olmasının yanı sıra, fosfor, metabolizmanın hemen hemen her safhasında görev alan organik bileşiklerin esansiyel bir komponetidir. Kasda, enerji metabolizmasında, karbonhidrat, amino asit ve yağ metabolizmalarında, sinirsel doku metabolizmasında, normal kan kimyasında, iskeletin büyümesinde, yağ asitlerinin ve diğer lipidlerin naklinde önemli bir rol oynar. Fosfat, DNA ve RNA gibi nükleik asitlerin önemli bir kısmını teşkil ettiği gibi bir çok koenzimlerin bir komponenti olarak fonksiyon gösterir. Enerjinin transferi ve depolanması için, fosfatla bileşmiş glükoz ve derivantları ile Adenosin di- ve trifosfat, kreatin fosfat gibi yüksek enerjili bileşiklerin teşkilinde görev alır. 100 ml kanda 35-45 mg fosfor bulunur. Bunun sadece %10âu inorganik formdadır. Normal olarak, serumda mevcut diffüze edilebilen kalsiyum ve inorganik fosfat arasında ters bir ilişki vardır.
Fosfor eksikliği veya rasyonda Ca: P oranının normalden çok fazla sapış göstermesi raşitizm ile sonuçlanır. Her iki elementten birinin aşırı fazlalığı diğerinin ince barsaklarda çökelmesine yol açar. Bu durumda kan kalsiyum ve fosfor düzeyleri düşer. Eğer eksiklik aşırı değilse, vitamin D3, düşük kalsiyum veya fosfor beslenmesinden ileri gelen raşitizmi önler. Beriliyumun rasyonda mevcudiyeti de ağır raşitizm vakalarına yol açmaktadır. Beriliyum elementinin fosfatla birleşerek, suda erimeyen âBeriliyum fosfatâ bileşiğinin meydana gelmesi ve fosfatın barsaklardan absorbe olmasının bu duruma yol açtığına inanılmaktadır.
Yumurta verimi ile tavuklarda fosfor katabolizması arasında yüksek bir ilişki bulunmaktadır. Yumurta verimi sırasında vücuttan kaybolan fosfor miktarının, yumurtanın kapsadığı fosfordan çok daha fazla miktarda olduğ4u saptanmıştır.
Eksiklik Semptomları
Ağır fosfor noksanlığında yahut rasyondaki fosfordan yararlanılmaması durumunda iştah hızla azalır. Hayvanlar cansızlık ve genel bir zayıflama gösterirler ve bu durum 10-12 günlük bir peryodda ölümle sonuçlanır. Hafif fosfor noksanlığı ise raşitizme ve büyümede duraklamaya sebep olur. Fakat bu durum, yüksek enerjili fosfat bileşiklerinin, DNA, RNA ve enzimlerin teşkili için gerekli olan kan fosfor düzeyinin üşmesine yol açmaz ve böylece bu önemli bileşiklerin teşkil edilmesi engellenmemiş olur. Hatta açlık sırasında bile, vücudun ihtiyacı olan organik fosfor bileşiklerinin teşkili için kemikten katabolizma ile önemli düzeyde fosfor ayrılır ve bunun sonucu olarak da idrarla devamlı olarak fosfor kaybolur.
Vitamin D ve Fosfor Absorpsiyonu
Gerçi bir dereceye kadar fosfor absorpsiyonu kalsiyum absorpsiyonu ile ilgili ise de, 32P ile civciv ve fareler üzerinde yapılan çalışmalar, vitamin D3âun, fosforun barsaklardan absorpsiyonunda etkili olmadığını göstermiştir.
Fosfordan Yararlanma
Toprakta mevcut inorganik fosfatlar, hayvanlar ve insanlar için nispeten yararlanılabilecek bir durumda değildirler. Isı tatbiki ve diğer bir takım kimyasal işlemler sonucu tabii kaya fosfatları a ve B â trikalsiyum fosfatlar gibi yararlanılabilir fosfat formlarına dönüştürülebilirler.
Bu sonuçlar, en az yararlanılabilen fosfatların, a-kalsiyum pirofosfat, B-kalsiyum pirofosfat, Y-kalsiyum pirofosfat, B-kalsiyum metafosfat, Y-kalsiyum metafosfat ve kalsiyum fitat olduğunu göstermiştir.
Potasyum metafosfat keza civcivler için tamamen yararlanılamayan bir durumdadır. Toz haline getirilmiş veya eritilmek suretiyle elde edilmiş kaya fosfat, fluoru elimine etmek için yüksek ısıya maruz bırakılır ve bunun sonucu olarak değişik bir kristal strukture (a â yahut B- trikalsiyum fosfat) sahip olur. Meydana gelen bu ürün fosfor yararlılığı bakımından istimlenmiş kemik ununa eşittir.
Yapılan çalışmalar, fosfat bileşiklerinin erime dereceleri ile, yararlılık dereceleri arasında mutlak bir ilişkinin mevcut olmadığını ortaya koymuştur. Gerçi %0.4âlük Hclâde erimeyen fosfatlardan hayvanların yararlanamadığını denemeler ortaya koymuş ise de, aynı konsantrasyona sahip Hcl çözeltisinde yüksek derecede eriyebilen a, B ve Y-kalsiyum pirofosfatlarla alkali metafosfatlardan da hayvanlar hiç yararlanamamaktadırlar.
Gastrointestinal sistemde, fitaz enziminin mevcut olmaması nedeni ile bütün tek mideli hayvanlar fitin (phytin) fosforundan yararlanamazlar. Fakat rumen mikroflorası tarafından büyük ölçüde fitaz enziminin salgılanabilmesi nedeniyle ruminantlar fitin fosforunu iyi bir şekilde değerlendirebilmektedirler. Bitkilerdeki fosforun yaklaşık olarak üçte biri fitin formunda olmayıp, kanatlılar bundan yararlanabilmektedirler. Bir yemin yararlanabilir fosfor düzeyini hesaplamada, ek inorganik fosfor kaynakları ve hayvansal orijinli fosfor %100 yararlanılabilir; bitkisel kaynaklardan elde edilen fosfor ise %30 yararlanılabilir olarak kabul edilirler. Yemlerin total ve yararlanılabilir fosfor kapsamları daha sonra verilecektir.
Son yapılan çalışmalar, anhidrid dikalsiyum fosfattan (Ca HPO4) genç hindi palazlarının çok az yararlanabildiklerini ortaya koymuştur. Dikalsiyum fosfatın hidrat formu (Ca HPO4) ise tamamen yararlanılabilir bir fosfat kaynağı olarak saptanmıştır. Soya küspesi ve diğer bazı tabii yem maddeleri Ca HPO4âtaki fosfordan yararlanmayı artıran bir faktör ihtiva etmektedir.
Fosfor İhtiyacı
Büyüyen civcivlerin ve yumurtlayan tavukların fosfor ihtiyaçları daha önce verilmişti (Tablo 35). Kanatlılar için, diyetsel Ca: P oranı onlara zarar vermeden belirli derecede değiştirilebilir. Bununla beraber, bu elementlerden birinin rasyonda çok fazla olması diğer elementin sindirim sisteminden absorpsiyonunu engelleyebilir. Büyüyen civcivler için bu oran 1.5:1 veya 2:1 olarak önerilmiştir.
Yumurtlayan tavuklar için ise Ca: P oranı yukarıdaki orandan çok daha geniş tutulmaktadır. Çünkü, yumurta tavuğunun Ca ihtiyacı civcivin veya büyüyen bir kanatlının Ca ihtiyacından çok daha fazladır.
SODYUM, POTASYUM VE KLOR
Kalsiyum, fosfor ve magnezyumdan farklı olarak, bu mineral elementler en çok vücudun yumuşak doku ve sıvılarında yer alırlar. Genel olarak, vücutta ozmotik basıncın sağlanmasında, asit-baz dengesinin kurulmasında, besin maddelerinin hücrelere geçişinde ve su metabolizmasında fonksiyon gösterirler. Fonksiyonları çok önemli olmakla beraber, besleme yönünden pek problem yaratmazlar. Pratik olarak vücudun bu elementlere olan ihtiyacı kolayca karşılanabilir. Çok fazla vücuda alınmalarından dolayı ortaya çıkan tehlikeler de ancak özel durumlarda söz konusudur. Vücutta ancak sınırlı şekilde depo edilebildiklerinden, diyetsel olarak devamlı olarak alınmaları gerekir. Gereğinden fazla alınmaları halinde, fazlası süratle vücuttan atılır. Vücuda alınan miktarları sınırlı ise, vücut ekskresyonu azaltarak bu mineralleri vücutta tutmaya çalışır. Fakat bunu yapmada vücudun kapasitesi oldukça sınırlıdır.
SODYUM
Sodyum ekstraselüler sıvıların ve deniz suyunun en belli başlı katyonudur. Bütün yaşayan canlılar, bitkiler ve hayvanlar normal metabolizmaları için bu elemente muhtaçtırlar. Doku kültürlerinde in vitro olarak bu elementin esansiyel olduğu 19. yüzyılın ikinci yarısında tamamen anlaşılmıştır. 1920 yılında yapılan bir çok çalışmalar, hayvanlarda sodyumun çok önemli metabolik fonksiyonlara sahip olduğunu ortaya koymuştur. Sodyumun her şeyden önce vücutta sıvı hacminin ve asit-baz dengesinin ayarlanmasında önemli bir fonksiyona sahip olduğu anlaşılmıştır. Kas kontraksiyonu sırasında sodyumun kas hücrelerine mobilize edildiği de bu çalışmalarla ispatlanmıştır. Adranal bezinin vücutta sodyum retansiyonunun ayarlanmasında önemli bir role sahip olduğu saptanmıştır. Adrenal yetmezliğinde kan sodyum düzeyinin azalması yukarıdaki buluşu doğrulamıştır. Aldesterone adlı adrenal hormonun 1953 yılında tanımlanıp izole edilebilmesi ve sodyum ve potasyum dengesinde regülatör olarak etkisinin ispatlanması, vücutta potasyum ve sodyum retansiyonu ile bu minerallerin metabolizmalarına ait bilgimizin artışına büyük ölçüde hizmet etmiştir.
Eksiklik Semptomları
Sodyumca eksik rasyonlarla beslenen hayvanlarda büyümenin önemli derecede gerilemesinin yanı sıra kemiklerde yumuşama, korneaâda keratinizasyon, gonadlarda inaktivite adrenal hipertrofi, hücre fonksiyonlarında değişmeler, yemden yararlanmada düşme, plazma sıvı hacminde azalma gibi arazlar da görülür. Kalp çalışması bozulur, ortalama arteriyel basınç düşer, hemotokrit değeri yükselir, deri altı dokularının esnekliği azalır, adrenal bezinin fonksiyonu bozulur. Bunun sonucu olarak urik ve urik asit düzeyleri kanda yükselir. Eğer bu durum düzeltilmezse şok ile hayvan ölür. Sodyum eksikliği, protein ve enerjiden yararlanmayı önemli derecede azaltır ve üreme fonksiyonları da sodyum eksikliğinden olumsuz olarak etkilenir. Kanatlılarda sodyum eksikliği, yumurta veriminde ve büyüme hızında düşmeye sebep olur ve kannibalizme yol açar.
Birçok hastalıklar vücutta sodyum kaybına yol açar. Bunlar arasında, diyare yüzünden meydana gelen gastroıntestinal kayıpları ile, renal ve adrenal tahribatı nedeniyle ortaya çıkan üriner kayıplar sayılabilir.
Sodyum Absorpsiyonu
Sodyum tuzları vücuda kolayca absorbe edilip sirkülasyonla bütün vücuda dağılırlar. Sodyum alınımının sınırlı olması halinde vücudun, ekskresyonu azaltıp, vücuttaki sodyum kapsamını tutmada özel bir kabiliyeti vardır. İçme suyu tuz ihtiva etmediği taktirde, kanatlıların ve diğer hayvanların rasyonunda normalden biraz fazla tuz bulunması önemli bir mahzur teşkil etmez. Böyle durumlarda kanatlılar su tüketimini artırarak aşırı tuzu ekskresyona tabi tutarlar. Tuz zehirlenmesiyle ilgili olarak sülün kuşları ile yapılan bir çalışmanın sonuçları Tablo 42âte verilmektedir.
TABLO 42
Yüksek Düzeyde Tuzun Sülün Kuşlarında Olumsuz Etkileri
Rasyondaki tuz düzeyi
% Dört haftalık ortalama ağırlık gram
Mortalite
% Dışkının su kapsamı
%
0.25
1.0
2.0
-
Bu tabloda da görülebileceği gibi diyetsel tuz düzeyi % 7.5âu buluncaya kadar, büyüme önemli derecede gerilememiş ve mortalite de yine belirli şekilde yükselmemiştir. %7.5 diyetsel tuz düzeyinde ise hem büyüme önemli derecede düşmüş hem de mortalite önemli ölçüde yükselmiştir. Çünkü bu düzeydeki diyetsel tuz, hayvanın dışarıdan alacağı suyla ekskresyona tabi tutabileceği seviyenin çok üstünde bulunmuştur. Bir başka ifade ile, hayvan bu aşırı miktar tuzu dışarı atacak, yeterli suyu tüketme kabiliyitite sahip değildir. Diyetsel tuz düzeyi arttıkça fecesteki su kapsamının artışı, vücuda alınan su miktarının artışından ileri gelmektedir.
Eğer aşırı su tüketilse ve bu su hücreye olduğu gibi geçse bu defa su entoksikasyonunun semptomları ortaya çıkar. Diğer taraftan eğer sodyum kaybı ile geniş çapta negatif su dengesi söz konusu ise, ekstraselüler suda önemli bir azalma meydana gelir ve hayvanlarda ciddi olarak dehidrasyon görülür.
Sodyumun Fonksiyonları
Sodyum esas olarak, vücut sıvı hacminin muhafazasında, normal PH ve osmatik basıncın sağlanmasında fonksiyon gösterir. Sinirlerde impulseâların nakli için gerekli olan enerjinin, hücre duvarı tarafından sodyum ve potasyumun ayrılmasından sağlandığına dair bulgular elde edilmiştir.
Hücre çekirdeğinde ve mitokondriâlerde çok küçük miktarda sodyum bulunmakla beraber, bir çok mitokondriyel sistemler küçük miktar sodyum konsantrasyon artışı ile çalışmaları engellenebilmektedir. Mitokondriâlerde bulunan enzimlerin çoğu K+, Mg++ gibi ıntraselüler iyonlarla aktive edilmekte Na+ gibi ekstrasülüler bir iyon tarafından ise inaktive edilmekte yani çalışmaları engellenmektedir.
POTASYUM
Potasyumun Vücutta Dağılışı
Sodyumun aksine potasyum vücutta esas olarak hücrelerde bulunur. Kan hücreleri kan plazmasına göre 25 misli daha fazla potasyum ihtiva ederler. Kas ve sinir hücreleri de potasyumca çok zengin olup interstisyel (doku arası) sıvılara göre 20 defa daha fazla potasyum kapsarlar. Farelerde potasyumun çeşitli vücut dokularında dağılımı Tablo 43âte verilmektedir. Potasyumun kanatlı ve diğer hayvanlardaki dağılımı farelerinkine benzer değerler göstermektedir.
TABLO 43
Farelerde Potasyumun Çeşitli Vücut Dokularında Dağılımı
Potasyumun Fonksiyonları
Sodyumun plazmada ve dokular arası sıvıda yaptığı fonksiyonları (örneğin, asitbaz dengesinin ve ozmatik basıncın sağlanması) potasyum hücre içinde yerine getirir. Bir çok intraselüler enzimler potasyum tarafından aktive edilir. Kalbin normal çalışması için de potasyum gereklidir. Kalpteki etkisi kalsiyumun yaptığı etkinin aksidir. Kalsiyum, kalp kontraksiyonunu artırırken potasyum, kasılmayı azaltarak kalbin dinlenmesine olanak sağlamaktadır.
Potasyumun Eksikliği
Hıpokalemi, yani kanda potasyum noksanlığının esas semptomunun, bilhassa kol-bacaklarda zayıflama ile karakterize edilen kaslarda genel bir zafiyet. Bağırsakta distansiyon ile birlikte normal tonusâun bozulması. Kalp ve solunum kaslarında zayıflama ve nihayet çalışamayacak duruma gelmesi.
Hipokalemi ağır stres durumlarında meydana gelebilir. Bu durumda plazma proteinleri yükselir. Adrenal kortikal hormonunun etkisi altında potasyum böbrekler vasıtasıyla idrara geçer. Strese adaptasyon sırasında, kaslar tedricen daha fazla kan almaya başlar ve kaybettiği potasyumu da tekrar kazanır. Karaciğer glikojen kayıpları telafi edildikçe, potasyum da karaciğere döner. Bu durum hipokalemiânin geçici olarak uzamasına yol açar. Stres peryodunu müteakip, kanatlılara potasyum tuzları vermenin etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır.
Düşük proteinli bir rasyon, düşük potasyumlu bir rasyonla birleştirilirse, hayvanlar yavaş yavaş büyürler ve bir potasyum eksikliği göstermezler. Metabolize olmuş dokulardan ortaya çıkan potasyum, diyetle sağlanamayan yahut idrarla kaybolan potasyumun yerini alır. Bu şartlar altında daha az potasyuma ihtiyaç vardır. İdrarda, potasyumun nitrojene oranı nispeten sabittir. Bu oran taze bir kasda saptanan potasyumun/nitrojen oranına eşittir. Doku nitrojeni ile birlikte potasyum metabolize edilen bir dokudan birlikte açığa çıkarlar. Eğer nitrojen açlığı çeken bir hayvana protein verilirse, hayvan önce büyür fakat sonradan potasyum eksikliği gösterebilir. Potasyumun membran permeabilitesini artırdığı gibi glisin gibi tabii nötr amino asitlerin alınmasını hızlandırmaktadır. Glisin hücreye girdiği zaman potasyum hücreyi terkeder. Pridoksal (pyridoxal) glisin akımını artırır; hücrede potasyum konsantrasyonunun artışı bu etkiyi çoğaltır. Potasyum eksikliğinde dokulardaki nötr amino asitlerin konsantrasyonu azalmakta ve bazik amino asitleri kısmen potasyumun yerini almaktadır.
Potasyum İhtiyacı
Potasyum ihtiyacının civcivlerde rasyonda %0.17 olarak saptanmış olmasına rağmen bunun rasyonun fosfor düzeyine göre değişebileceği tespit edilmiştir. %0.16 düzeyinde diyetsel potasyum mortaliteyi önlemekle beraber, diyetsel fosfor düzeyi %0.6 olduğu zaman maksimum büyüme için potasyum ihtiyacı %0.2; fosfor düzeyi %0.35 olduğu zaman ise potasyum ihtiyacı %0.24 olarak saptanmıştır. Civcivlerin potasyum ihtiyacını tespit için yapılan çalışmalar sonunda elde edilen sonuçlar oldukça değişiktir. Yüksek enerjili rasyonlarla beslenen ve hızlı büyüme gösteren civcivlerde ihtiyacın %0.3 hatta %0.4 bile olabileceği öne sürülmüştür.
Tavşanlar en az %0.6 diyetsel potasyuma ihtiyaç göstermektedirler ki bu aşağı yukarı hindi palazının gösterdiği ihtiyaç düzeyine eşittir.
Pratik rasyonların potasyum kapsamları ekseriya % 1 civarındadır ki bu kanatlıların ve diğer hayvanların minimum ihtiyaçlarının çok üzerindedir. Bu nedenlerle bu rasyonlarla beslenen hayvanlarda potasyum eksikliği söz konusu değildir.
KLOR
Klorâürlerin fizyolojik önemi uzun zamandan beri bilinmekle beraber, klorün esansiyel bir element oluşu ancak 1930âların sonuna doğru fareler üzerinde yapılan denemeler sonunda anlaşılmıştır. klorürlerce eksik diyetlerle beslenen farelerde büyüme gerilemiş ve ortaya çıkan semptomların da sodyum eksikliğinde tespit edilenlerden farklı olduğu görülmüştür. En önemli semptom, büyüme hızında düşme olmakla beraber, bazı hayvanlarda galvanik şokla veya işitmeyle ilgili bir uyarma ile tetani meydana getirebilmiştir. Klorca eksik rasyonlarla beslenen hayvanlarda kan klorür düzeyi düşmüş, fakat karbonat miktarı ise artmıştır. Klorür eksikliğine maruz farelerde idrarda hemen hemen hiç klorür saptanmaması, hayvanların böyle durumlarda vücutta klorâü muhafaza etme kabiliyetlerinin oldukça fazla olduğunu göstermiştir.
Klorun Fonksiyonları
Ekstraselüler ortamda sodyuma karşı yer alan dominant anyondur. Proteinle birleşmek için affinitesi çok zayıftır. Bu özelliği, bulunduğu ortamın iyonik kuvvetine daha fazla katkıda bulunmasına imkan verir. Yukarıda işaret edildiği gibi, K+ ile hücreye de girer. Çok aktif bir şekilde nakledilir. Mide öz suyundaki belirli H+ konsantrasyonu için, gastrik mükoz hücreleri çok aktif bir şekilde klorürleri naklederler.
Klor Eksiklik Semptomları ve Klor İhtiyacı
Saflaştırılmış rasyon kullanılarak yapılan çalışmalarla civcivlerde klor eksiklik semptomları aşağıdaki gibi saptanmıştır. Kgâda sadece 190 mg Cl kapsayan rasyonlarla beslenen civcivler son derece zayıf bir büyüme göstermişler, kan klorür düzeyleri düşmüş ve genel bir dehidrasyon görülmüştür. Ölüm nispeti de yüksek olarak bulunmuştur. Bazal rasyonların Kgâına 1200 mg Cl ilave etmekle büyüme optimum düzeye ulaşmış ve eksiklik semptomları tamamen ortadan kalkmıştır. klor eksikliğine maruz hayvanların rasyonlarına ilave edilen fazla miktarda sodyum ve potasyum civcivlerin büyümelerini etkilememiş ise de, bazal diyetlerde bu katyonların artışı ile mortalite ve sinirsel semptomlar da artmıştır. Bazal rasyonun kilogramına katılan 676-1352 mg bromür, sinirsel semptomlar müstesna diğer klor eksiklik semptomlarını kısmen önlemiştir. Daha yüksek düzeyde bromürlerin ise, bu semptomları önlemede daha yararlı bir etkisi olmamıştır. Rasyonun kilogramına ilave edilen 537-1074 mg iyodürler ise büyümeyi geriletmiş mortalite ve sinirsel semptomların meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu durum iyodürler ve k klrorürler arasında antagonistik bir interaksiyonun mevcut olabileceğini akla getirmiştir. Rasyona sokulan (268 mg/kg rasyon) fluorürlerin ise, klorür eksikliğini etkilemediği saptanmıştır.
Klorca noksan bir beslemeye tabi tutulan civcivler ani ve keskin gürültü ile tetaniâye benzeyen sinirsel bir reaksiyon göstermekte, bacaklarını geriye uzatarak öne doğru düşmekte ve ancak 1-2 dakika sonra kendilerine gelebilmektedirler. Fakat ikinci spazm ancak belirli bir süre geçtikten sonra ortaya çıkarılabilmektedir.
MAGNEZYUM
Magnezyum hem hayvanların hem de bitkilerin beslenmesi için gerekli olan önemli bir katyondur. Klorofilin porfirin kısmında şelatlaşmış metal olarak bulunur. Fonksiyonu, bitki metabolizmasındaki rolü dolayısıyla geniş bir şekilde araştırılmıştır. Magnezyumun hayvan beslemede esansiyel bir element olduğu 45 sene kadar önce anlaşılmıştır. Üzerinde çok çalışılmış olmasına rağmen, hayvanlardaki fizyolojik rolü, bilhassa diğer metal iyonlarla olan interaksiyonu çok iyi anlaşılamamıştır. 1927 yılında magnezyumun alkalin fosfataz enzimlerini aktive etmesinin anlaşılmasından sonra, daha yüzlerce enzimin aynı element tarafından aktive edildiği saptanmıştır.
Magnezyum Eksikliğinde Ortaya Çıkan Semptomlar
Magnezyumun farelerin büyümesi için zorunlu olduğu ilk defa 1926 yılında Le Roy adlı bilgin tarafından gösterilmiştir. Daha sonra yapılan çalışmalar, magnezyum eksikliğinde ortaya çıkan klasik sendromu açıklığa kavuşturmuştur. Bu sendromâda eritem ve hiperemi ile tezahür eden bir vazodilasyon görülür. Bunu yaklaşık olarak 12 gün sonra solgunluk ve nihayet siyonoz takip eder. Bundan sonra fareler gittikçe artan nöromüsküler hiperirritabilite gösterirler ve bu da genel hastalık nöbetleri ile sonuçlanır. İlk hastalık nöbetinde bir çok hayvanlar ölür. Fakat diğer bir nöbet gelinceye kadar diğerleri uzun süre yaşarlar. Hayvanların uzun süre yaşadığı kronik magnezyum eksikliğinde ise alopesi, trofik deri lezyonları, kulak loplarında hematom ve hiperemik şişmiş diş etleri gibi semptomlar görülür. Magnezyum noksanlığının bir çok semptomları hipokalsemik tetanillere benzer.
Magnezyum eksikliğinin farelerde metabolik hız üzerinde önemli bir etkisi vardır. Tiroksin hormonu aldığı için ağırlık artışı sağlayamayan farelere büyük miktarda magnezyum vermekle bu durum önlenebilmektedir. Magnezyum eksikliği gösteren farelerde metabolik hızın, normal yani kontrol grubundaki farelerdeki metabolik hızdan % 125 daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Aynı ağırlığı muhafaza etmek için normal farelerin magnezyum eksikliği gösteren farelere göre % 83 daha az total kaloriye ihtiyaç gösterdikleri saptanmıştır. Bunun, tiroid bezinin fonksiyonundaki bir bozulmadan ileri geldiğine dair herhangi bir delil mevcut değildir.
Hayvan Vücudunda Magnezyum Dağılışı
Yeni doğan bir hayvanın vücudunda magnezyum konsantrasyonu düşüktür. Fakat doğumdan hemen sonra yükselmeye başlar. Total vücut magnezyumunun yaklaşık olarak hemen yarısı kemiklerde bulunur. Bütün hayvanlarda bu miktar kemik külünün % 0.5-0.7âsini temsil etmektedir. Bir çok durumlarda, kemiklerdeki magnezyumun hayvan için bir yedek depo olarak görev yapabileceği öne sürülmüştür.
Potasyum gibi magnezyum da en çok yumuşak dokuların hücrelerinde bulunur. Karaciğer, çizgili kaslar, böbrekler ve beyin yaklaşık olarak 430-540 mg/litre magnezyum ihtiva ederlerken, kan serumu sadece bunun onda biri kadar yani yaklaşık olarak 50 mg/litre kadar magnezyum kapsar.
Kalsiyum gibi serum magnezyumunun bir kısmı proteine bağlı olarak bulunur. Kan serum magnezyumu paratiroid hormonundan pek etkilenmemektedir. Türler arasında total magnezyum biraz değişmekle beraber, bütün sıcak kanlı hayvanlarda proteine bağlı magnezyum yüzdesi hemen hemen hepsinde eşittir. Beyin omirilik sıvısının (cerebro-spinal) magnezyum kapsamı, kan serumununkinden daha yüksektir. Bu akümülasyonun mekanizması izah edilememiştir. Kış uykusuna yatmayan türlerin ve soğuk kanlı hayvanların serum magnezyum konsantrasyonları, bu hayvanların vücut sıcaklıkları suni olarak düşürüldüğü zaman yükselmektedir.
Bir yumurta total olarak 25 mg magnezyum kapsar ki bunun, 2 mgâı yumurta sarısında 4.3 mgâı albuminde 18.7 mgâı ise kabuk ve kabuk zarlarında yer alır. Yumurtadaki magnezyumun en büyük kısmı yumurta kabuğunda bulunur. İnkübasyon sırasında 1-1.8 mg magnezyum yumurta kabuğundan embriyon tarafından çekilir. Böylece, kabuk embriyon tarafından kullanılmak üzere hem kalsiyum hem de magnezyum için bir rezervuar olarak fonksiyon gösterir.
Aşırı Diyetsel Magnezyumun Etkileri
Yumurta tavuk rasyonlarında, başlıca kalsiyum kaynağı olarak kullanılan kireç taşı %1-13 magnezyum kapsayabilir. Yüksek düzeyde magnezyum kapsayan kireç taşlarına âdolomitik (dolomitic) kireç taşıâ denir. Yapılan çalışmalarda, 9-20 haftalık piliçlerde, rasyonda %1 düzeyinde magnezyum, büyümeyi hafifçe geriletmiş, %1.83 diyetsel magnezyum ise ciddi büyüme depresyonuna yol açmıştır. Yüksek düzeyde magnezyum kapsayan rasyonlarla beslenen piliçlerde kemik kül kapsamı önemli derecede düşük bulunmuştur. Yumurta tavuklarıyla yapılan çalışmalarda ise, rasyonda %2.2 düzeyinde magnezyum yumurta veriminde hafif; %1.96 düzeyinde magnezyum ise çok önemli düşmelere sebep olmuştur. Rasyonda %0.7âden fazla magnezyum dışkının çok sulu olmasına yol açmakta, %1âden fazla diyetsel magnezyum ise tavuklarda performansı kötü şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, kalsiyum kaynağı olarak dolomitik kireçtaşı kullanılmamalıdır.
MANGANEZ
Manganezin esansiyel bir element oluşu 1931 yılından beri bilinmektedir. Bu yıllarda farelerle yapılan çalışmalarda, sadece sütle beslenen farelerde üreme fonksiyonlarında görülen bozuklukların rasyona manganez ilavesi ile ortadan kaldırılabileceği tespit edilmiştir. Daha sonra kanatlılarda âperosisâ veya âslippedâtendonâ olarak bilinen bacak hastalığının da manganezle çok yakından ilgili olduğu saptanmıştır.
Manganez Kaynakları
Pirinç kepeği, buğday kepekleri, razmol, yonca unu, mısır fermantasyon ürünleri en zengin manganez kaynaklarıdır. Fakat bu kaynaklardaki manganezin tamamen yararlanılabilir formda olduğu söylenemez. Kanatlılar için kullanılan birçok rasyonlar yeterli düzeyde manganez kapsamazlar. Fakat manganez tuzları pahalı olmayıp rasyonlara inorganik manganez tuzları kolaylıkla sokulabilir.
Mangan sulfat, mangan klorür, mangan karbonat, potasyum permanganat ve mangan dioksit tuzları, kanatlıların yararlanabildiği mangan kaynakları olarak zikredilebilir. Bunlar arasında mangan sulfat kanatlıların rasyonlarında en çok kullanılan bir bileşiktir.
Manganez Noksanlığında Ortaya Çıkan Hastalıklar
En önemli manganez eksiklik sendromu civcivlerde görülür. Perosis olarak isimlendirilen bu durumda, tibiometatarsal eklemi anormal bir şekilde genişler, tibia kemiğinin distal ucu ile tarsometatarus kemiğinin proksimal ucu bükülüp eğilirler, bacak kemikleri kabalaşır ve kısalır. Gastrocnemius kası yahut asil tendoları kandillerinden kayarlar.
Perosis, rasyonda yüksek düzeydeki kalsiyum ve fosforla daha da kötü bir duruma girmektedir. Aşırı düzeydeki kalsiyum ve fosforu sindirim sisteminde erimeyen kalsiyum fosfat olarak çökelmesi ve bu çökeleğin mangan iyonlarını adsorbe etmesi buna neden olarak gösterilmektedir.
Yumurtlayan ve damızlık tavuklarda manganez noksanlığı, yumurtadan çıkış gücünü azaltmakta, kabuksuz veya ince kabuklu yumurtaların ise yüzdesini artırmaktadır.
Memelilerdeki (fare, tavşan) manganez eksiklik semptomları tamamen aynı olmamakla beraber, kanatlılarınki ile benzerlik gösterir. Semptomların tabiatı ve ağırlık derecesi, denemeye alınan hayvanların daha önceki beslenme durumlarına, bilhassa, anneden yavruya taşınan manganez miktarına ve denemeden önce hayvanın beslendiği rasyonun manganez kapsamına göre değişir. Bu hayvanlardaki manganez eksikliği, büyümede azalma, hafifçe düşük mineralizasyon, kemiklerin kusurlu yapısı ve her iki cinsiyette üreme fonksiyonlarında bir azalma ile karakterize edilir.
Civciv Embriyonlarında Chondrodystrophy
Damızlık tavukların rasyonlarındaki manganez eksikliği embriyonik civcivlerde nutrisyonel kondrodistrofi olarak bilinen bir patolojik duruma sebep olur. Bu hastalık:
Bacaklarda kalınlaşma ve kısalma; kanatlarda kısalma,
Alt çenenin kısalması sonucu papağan gagalık durumunun ortaya çıkması,
Odemler (bilhassa boynun atlas ekleminin üzerinde),
Dışarıya çıkık karın (nispeten çok miktarda assimile olmamış yumurta sarısı nedeni ile),
Vücudun büyümesinde gelişememe, gibi semptomlarla karakterize edilir.
Manganez noksanlığında civcivlerde, tıyamin eksikliğinde görülen sinirsel semptomlar (ataksi) saptanmıştır. Bu durumda civcivlerde baş geriye bükülmekte hayvan devamlı yukarıya bakmak zorunda kalmaktadır.
Manganezin Biyokimyasal Fonksiyonları
Manganez, büyük kısmı mukopolisakkaritler (mucopolysacharide)âden ibaret olan kemik matriksinin gelişmesi için esansiyel olan bir elementtir. Normal beslenen civcivlere göre, manganez eksikliği gösteren civcivlerde, epifizyel kıkırdak dokusunun kondroitin sülfat kapsamı önemli derecede azalmaktadır. Mikroskop altında incelendiği zaman, manganez eksikliği gösteren civcivlerin kıkırdak dokusundaki ıntraselüler matriksin noksanlığı açık bir şekilde görülür.
Manganez, kondroitin sülfatın sentezi için zorunlu enzimik basamakların bir kaçında görev almaktadır. Ayrıca, manganezin, argınaz, sistein desulfhıdraz tiaminaz, karnosinaz, deoksiribonukleaz, enolaz, ıntestinal pronilaz ve glisil-L-Losin dipeptidaz gibi çok sayıda enzimin aktivasyonunda rol oynadığı yapılan ın vitro çalışmalar sonucu bildirilmiştir. Keza mitokandrilerde oksidatif fosforülasyon, yağ asitleri sentezi ve asetatların kolesterole dönüşmesi için de manganeze ihtiyaç olduğu öne sürülmüştür. Manganezin amino asit metabolizmasında oynadığı rol sadece arginaz gibi hidrolize enzimlerini aktive etmesinden ileri gelmeyip, aynı zamanda pridoksal fosfatın iştirak ettiği amino asitlerle şelat teşkil etmesinden de ileri gelmektedir. Amino asitlerin pridoksal fosfat ve manganezle teşkil edilen bu kompleksleri vücutta sadece amino asitlere göre çok daha hızlı bir şekilde nakledilmektedirler. Bu şekilde metallerin de naklinde amino asitlerin rolü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Manganezce noksan rasyonlarla beslenen civcivlerin kemiklerde fosfataz aktivitesi belirli şekilde düşmekle beraber, manganezin kemik kalsifikasyonunda direkt olarak rol oynamadığı sanılmaktadır.
ÇİNKO
Çinkonun besleme bakımından esansiyel bir element olması, farelerle yapılan çalışma sonucu 1934 yılında anlaşılmıştır. 1940 yılında karbonik anhidraz enzimi izole edilerek saflaştırılmış ve bunun %0.33 düzeyinde çinko ihtiva eden bir metalloenzim olduğu tespit edilmiştir. Karbonik anhidraz enzimi karbonik asiti parçalayarak onu CO2 ve H2O ya ayırmaktadır. Daha sonraki çalışmalar çinkonun protein ve karbonhidrat metabolizmalarında rol oynayan bir çok enzimlerde mevcut olduğunu göstermiştir. Domuzlarda parakeratosis hastalığına çinko noksanlığının sebep olduğunun anlaşılmasından sonra, çinkoya besleme yönünden ilgi daha da artmıştır. Bundan sonra, çinko noksanlığının civcivlerde anormal kemik gelişmesine yol açtığı gösterilmiş, insanlarda alkolden dolayı meydana gelen siroz hastalığı gibi bazı metabolizma bozukluklarının çinko ile ilgili olduğu öne sürülmüştür.
Çinkonun Biyokimyasal Fonksiyonları
Çinko noksanlığı sonucu hayvanlarda görülen deri lezyonları ve korneal değişmeler birçok hususlarda, vitamin A, riboflavin, biotin, pantotenik asit, pridoksin ve esansiyel yağ asitleri noksanlığında ortaya çıkan arazlarla benzerlik gösterir. Bununla ilgili olarak, çinkonun bu besin maddelerinden biri veya birçoğunun metabolizmalarıyla ilgili olduğu öne sürülmüştür.
Karbonik anhidraz enziminin kristalin preparasyonu %0.3 çinko ihtiva eder. Bu enzim akciğerlerde karbondioksidin açığa çıkarılmasında, vücudun asit-baz dengesinde önemli bir rol oynamaktadır. Keza gastrik mukozada karbondioksidin hidrasyonunda da fonksiyon göstermektedir. Bu sonuncu reaksiyon gastrik hidroklorik asitin yapılması için salgılanan hidrojenin kullanılması sonucu ortaya çıkan aşırı alkali durumu ortadan kaldırmak için zorunludur. Karbonik anhidraz, kemiklerin kalsifikasyonu ve yumurta kabuğunun teşkilinde de rol oynamaktadır. Yumurtlayan tavuğun ovidukt kanalındaki kabuk bezlerinde yüksek düzeyde karbonik anhidraz enziminin mevcut olduğu bildirilmiştir.
Çinko Noksanlığında Ortaya Çıkan Hastalıklar
Çinko noksanlığı civcivlerde, bacak kemiklerinin kalınlaşıp kısalmalarına tibiometatarsal eklemin genişlemesine, derinin bilhassa, ayaklarda pul pul kabuk bağlamasına, tüylenmenin bozulmasına, yemden yararlanmanın düşmesine, iştahın kaybolmasına, büyümede gerilemeye; ileri derecede eksiklik durumunda ise, mortaliteye yol açar. Yemliklerin, sulukların, kafeslerin galvanize saçtan yapılması halinde hayvanlar vücutlarına önemli derecede çinko alırlar. Bundan dolayı deneysel çinko noksanlığı meydana getirilebilmesi için kullanılan yemlik ve sulukların ya plastik ya da paslanmaz çelikten yapılmış olmaları zorunluğu vardır.
Wıscosin Üniversitesinde yumurtlayan tavuklarla yapılan çalışmalar, çinko noksanlığında yumurta veriminde de azalma tespit edilmiştir. Bununla beraber, çinko noksanlığının esas etkisi yumurtadan çıkış gücünde ve embriyonun gelişmesinde kendini göstermektedir. Çinko bakımından noksan rasyonlarla beslenen tavukların yumurtalarından çıkan civcivlerin zayıf olup, ayakta duramazlar yem yiyip su içemezler. Solunum hızlanır fakat nefes alıp verme güçleşir. Bu civcivlerin biraz rahatsız edilmeleri ekseriya semptomların daha da şiddetlenmelerine ve onların ölmelerine yol açar. Tüyleri ekseriya gelişmemiş kıvrık ve kabarık bir durum gösterir. Böyle civcivlere kuluçkadan sonra çinko klorür enjeksiyonu bir dereceye kadar durumlarını iyileştirir. Çinko noksanlığından, embriyonik iskelet gelişmesi de önemli derecede etkilenir. Omurga bükülür, lomber ve torasik vertabralar kısalır ve birbirleriyle kaynaşır. Ekseriya civcivler ayak parmakları olmadan yumurtadan çıkarlar hatta ekstrem durumlarda embriyon iskeletinin alt kısmı ve bacakları ya mevcut değildir veya çok az gelişmiştir.
Çinko eksikliğinin diğer hayvanlardaki arazları civcivlerinkine benzer. Domuzlarda bir çeşit dermatit olan parakeratosis pratik şartlarda çinko noksanlığında görülen önemli bir hastalıktır. Deri lezyonları, büyümede gerileme, zayıflık, kusma, diyare, durgunluk bu hastalığı karakterize eden başlıca semptomlardır.
Mısırda insanların erkeklerinde görülen cücelik, epifizyel kapanmanın (kalsifikasyonun) gecikmesi, kaba hiperpigmente olmuş deri, hipogonadizm, sokonder seks karakterlerinin noksanlığı gibi arazlarla karakterize edilen bir çeşit sendromun diğer hayvanlarda görülen çinko eksiklik arazlarına benzediği müşahede edilmiştir. Hasta erkeklerde hipogondizm (gonadların gelişmemesi)âin F.S.T. hormonunun yetersizliği ile ilgili olduğu saptanmış ve bunun da anderiyor pituiter bezinin çinko noksanlığında fonksiyonunun azalmasından ileri gelebileceği öne sürülmüştür. Zaten fare ve civciv testislerinin çinkoya yüksek bir affinite gösterdiği diğer çalışmalarla tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar, yumurtlayan tavukların ve domuz rasyonlarının çinko tuzlarıyla desteklenmelerinin yumurta ve domuz eti çinko kapsamlarını artırdığını dolayısıyla insanların çinko ihtiyacına bu şekilde daha iyi cevap verilebileceğini göstermiştir.
Yanık ve yaraların iyileşmesinin çinko beslenmesi ve metabolizması ile ilişkisi üzerinde geniş araştırmalar yapılmıştır. Yanık ve yaraların iyileşme hızında, bu yara veya yanıklardan önce vücudun çinko kapsamının en başta geldiği saptanmış ise de operasyon sonrası meydana gelen yaraların iyileşme hızının yükseltilmesinde ilave çinko tuzlarının da etkili olabileceği bildirilmiştir.
Çinko İhtiyacı ve Bu İhtiyacı Etkileyen Faktörler
Kanatlıların çinko ihtiyaçları daha önce Tablo 35âte verilmişti.
Parakeratosis domuzlarda en çok çinko noksanlığı yanında bilhassa rasyonların yüksek düzeyde kalsiyum kapsaması halinde müşahede edilmiştir. Parakeratosisâi önlemek için gerekli çinko ihtiyacı, rasyonun kalsiyum düzeyine göre değişmektedir. Diyetsel kalsiyum düzeyi yükseldikçe, çinko ihtiyacı da yükselmektedir. Rasyonun fitik asit düzeyi de çinko ihtiyacı da yükselmektedir. Rasyonun fitik asit düzeyi de çinko ihtiyacını etkilemekte ve çinko ihtiyacını artırmaktadır. Daha önce işaret edildiği gibi, sentetik ve tabii şelat ajanları çinkonun vücutta değerlendirilmesini yükseltmekte ve fitik asitin zararlı etkilerini önlemektedir. Genetik dahil diğer bilinmeyen faktörler hayvanların çinko ihtiyacını etkileyebilmektedir. Esasen çinkoca noksan aynı rasyonlarla beslenen hayvanların gösterdikleri reaksiyonlar farklı olmaktadır.
Kemiklerin çinko bakımından zengin oluşlarından dolayı, et-kemik unu, balık unu nispeten iyi çinko kaynaklarıdırlar. Bununla birlikte, tabii yem materyalleri, civcivin ve damızlık tavuğun ihtiyacını karşılayacak kadar çinko ihtiva etmeyebilirler. Bu nedenle, kanatlıların pratik rasyonları, çinko oksit, çinko karbonat gibi inorganik kaynaklarla ekonomik olarak desteklenirler.
DEMİR
Demirin kanın yapısına girdiği, iki asırdan fazla bir zamandan beri, anemi ile demir arasındaki ilişki daha da eski tarihlerden beri bilinmektedir. Demirin önce hemoglobinin önemli bir yapı maddesi olduğu gösterilmiş, daha sonra ise, sitokrom, peroksidaz, katalaz ve diğer bazı enzimlerin de önemli bir komponenti olduğu ortaya çıkarılmıştır.
Hemoglobin ve yukarıda zikredilen enzimlerin hepsi iki yahut üç değerli demir ihtiva ederler ve bu demir formları, âhemeâ adı verilen porfirin kompleksinde şelatlaşmış olarak bulunur. Bu bileşik her enzime göre değişiklik gösteren protein komponentine bağlanır. Sitokromlar oksijen ve elektron naklinin aktivasyonunda; katalaz ve peroksidazlar ise hidrojen peroksitin parçalanmasında fonksiyon gösterirler.
İki flavoprotein enzimi, NADH-Sitokrom reduktaz ve ksantin oksidaz demir kapsar. Kaslar, oksijen taşıyan ve myoglobin olarak bilinen bir bileşik de demir kapsar.
Vücutta diyetsel demir için priyorite sitokromlara, hücre metabolizması için zorunlu diğer enzimlere, kalp dahil diğer kasların fonksiyonu için gerekli olan myoglobine verilir. Demir eksikliğinin ilk belirtileri, normal hemoglobin teşkili için yetersiz demir miktarının sebep olduğu hipokromik ve mikrositik anemi olarak ortaya çıkar. Demir ile ilgili çalışmalar şimdiye kadar nasıl ilgi çekmişse, bundan sonra da ilgi çekmeye devam edecektir. Çünkü, anemi bir çok ülkelerde önemli bir hastalık olarak yerini korurken, demir beslenmesi, demir eksikliği ve fazlalığından doğan hastalıklar hakkında öğrenilecek daha çok şeyler bulunmaktadır.
Vücudun Demir Kapsamı
Demir vücut ağırlığının yaklaşık olarak %0.005âini teşkil eder. Vücuttaki bütün demirin %90âından fazlası iki şekilde porfirinlere bağlı kompleks formlarda bulunur. Bunlardan bazıları demiri heme şelatı yahut entegral bir kısım olarak bulundururlar. Bazılarında ise demir porfirin halkasında şelatlaşmış olarak bulunur. Total demirin %57 kadarı kan hemoglobininde %7âsi ise myogolobin de yer alır. Kemik iliği demirin en son kullanılacak yedek bir kaynağıdır. Demir noksanlığının giderilmesinde de yine en sonra tatmin edilen, yani eksilen demirin yerine yenisi konan kısım burasıdır. Bu nedenle, kemik iliği demiri, vücut demir rezervleri hakkında en değerli klinik bilgileri sağlar. Kemik iliği bulgularına dayanarak vücutta demir bakımından bir eksiklik veya fazlalık olduğu hakkında güvenilir bir hükme varılabilir.
Demir Eksikliğinde Ortaya Çıkan Hastalıklar
Diğer hayvanlarda olduğu gibi, kanatlı hayvanlarda da demir eksikliği, mikrositik (microcytic) ve hipokromik (hiypochromic) anemi ile sonuçlanır. Kuru yağsız süt tozu yahut soya proteini sodyum etilendiamintetrasetat ile muamele edilerek, demirden tamamen yoksun hale getirilebilir. Saflaştırılmış rasyonda, protein kaynağı olarak bu kullanılırsa kanatlılarda demir noksanlığı deneysel olarak meydana getirilebilir.
Demir noksanlığı sadece, ağır bir anemi ve kırmızı kan hücrelerinin hacminde önemli bir düşmeye sebep olmayıp aynı zamanda, New Hampehire ırkının civciv, piliç ve tavuklarında tüylerin depigmentasyonuna da yol açmaktadır. Normal olarak kırmızı ve siyah olan tüyler renksizleşmektedir. Demirce eksik rasyonlarla beslenen New Hampshireâlarda görülen bu pigmentsizliğin (achromotrichia) esas sebebi daha önce bilinmiyordu. Bu ırkın hayvanları demirce çok noksan rasyonlarla beslendikleri zaman, vücutlarında depo ettikleri demir tükenmektedir. Çünkü, hemoglobin ve diğer dokuların teşkili için demir ihtiyacı, tüy pigmentasyonu için gerekli demir ihtiyacından çok daha önemlidir. Böylece hayvanlara normal düzeyde demir sağlanması, yeni büyüyen tüylerde tekrar pigment depolanmasına yol açmaktadır.
Demirin pigmentasyonda oymadığı rolün iki yönlü olduğu öne sürülmüştür. Bunlardan birisi, kırmızı tüy pigmentlerinin demir kapsaması, yani demirin pigmentin yapısında yer alması; diğeri ise, pigmentasyon olayındaki enzim sisteminde demirin fonksiyon göstermesidir. Bunun da nedeni, demir yokluğunda New Hampshire ırkı hayvanlarındaki tüylerin sadece demir kapsayan kırmızı pigmenti değil, siyah melanın pigmentinin de kaybolmasıdır. Bu ırkta melanin, tüy pigmentasyonunun normal bir kısmını teşkil etmektedir.
Demirce noksan civcivlere, demir kapsayan rasyonların verilmesi halinde önce bir şerit halinde siyah pigment teşekkül etmekte, sonra normal kırmızı pigment depolanması başlanmaktadır. Tüyler büyüdükçe, siyah melanin pigmenti bütün tüylerde normal ve belirli bir düzende dağılmaktadır.
Demir İhtiyacı
Kanatlıların demir ihtiyacı daha önce Tablo 35âte verilmiştir. Büyüyen civcivlerin demir ihtiyacının, Amerikan Milli Araştırma Konseyinin tavsiye ettiği değerlerin üzerinde olduğunu son yapılan çalışmalar göstermiştir.
Aşırı Düzeyde Demirin Vücutta Birikimi
Demir absorpsiyonunu önleme mekanizması bozulduğu zaman vücutta ekseriya fazla miktarda demir birikimi olur. Böyle durumlardan birkaçı insanlarda aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1. Sebebi bilinmeyen fakat aşırı düzeyde vücuda demir absorbe edilmesi (ıdiopathic hemochromatosis). Bu durumda deride, demir ihtiva eden pigment depolanır. Karaciğerde, pankreasta, diğer organlarda hemosiderin birikimleri olur.
2. uzun süren demir tedavisi. Böyle tedavilerden sonra, bilhassa eritrositlerin oluşum hızının arttığı hastalarda bu durum ortaya çıkar.
3. yiyeceklerle vücuda fazla düzeyde demirin girmesi. Bazı vahşi kabilelerde bu tip zehirlenme tespit edilmiştir. Yiyeceklerini demir kapta hazırlayan bu kabilelerde günde insan başına vücuda 200 mg demir girdiği saptanmıştır.
Hayvanlarda deneysel olarak vücuda demir enjekte etmekte veya inorganik demir nakli yapmakla aşırı düzeyde demir depolanması meydana getirilebilmektedir. Aşırı demirle vücudun yüklenmesi halinde ferritin karaciğer hücrelerinde kristalize olmaktadır.
Aşırı Düzeyde Demirle Beslenmenin Etkileri
Yukarıda, vücudun aşırı demirin absorpsiyonunu önleyen bir mekanizmaya sahip olduğu bildirilmişti. Buna rağmen rasyonda bulunan diyetsel demir tuzları beslenme bozukluklarına yol açabilmektedir. Aşırı demir rasyondaki fosfatlarla birleşerek, suda erimeyen fosfatlar teşkil etmekte böylece fosforun absorpsiyonu düşerek raşitizm meydana gelebilmektedir. Keza, suda erimeyen demir fosfat kolloıdal bir suspansiyon gibi etki yaparak vitamin ve iz mineralleri adsorbe etmekte ve onların absorpsiyonunu engelleyebilmektedir.
Pamuk Tohumu Küspesinde Bulunan Gossypolâun Detokrikasyonu İçin Demir Tuzlarının Kullanılması
İki değerli demir tuzları 1:1 molar oranda gossypol ile reaksiyona girerek bir demir-gossypol kompleksi teşkil eder ki bu, büyüyen kanatlılarda gossypolâun zehirliliğini önemli derecede azalttığı gibi, pamuk tohumu küspesi ile beslenen tavuklardan elde edilen yumurtaların depolanması sırasında, yumurta sarısında zeytini yeşil rengin meydana gelmesini de geniş çapta önler. Rasyona iki değerli demirin ilavesi, cyclopropenoid yağ asitlerinin yumurta beyazında meydana getirdiği pembeleşmeyi ise önleyememektedir. Gossypolâun pamuk tohumu küspesinin metabolik enerji değerini düşürdüğünü yapılan denemeler göstermiştir. İki değerli demirin rasyona ilavesi, gossypol ile bir kompleks teşkil ederek metabolik enerji azalmasını da önlemektedir.
Kanatlıların normal olarak rasyonlarında kullanılan yemler demir bakımından yeterli olup, rasyona ayrıca ilave demir bileşiklerinin sokulmasını gerektirmezler. Çeşitli yiyecek ve yemlerin demir kapsamları Tablo 44âde verilmektedir.
TABLO 44
Yiyecek ve Yemlerin Demir, Bakır ve Molibden Kapsamları
Yem ve Yiyecek Fe (ppm) Cu (ppm) Mo (ppm)
Yonca unu
Arpa
Buğday
Buğday kepeği
Pirinç (cilalanmış)
-
Uzun Süre Kaynatmaya Maruz Bırakılan Yumurta Sarılarının Yeşilimsi-Siyah Renge Dönüşmesinde Demir Sülfidâin Rolü
Yumurta sarısı mükemmel bir demir kaynağıdır. İnsan yiyecekleri içinde en iyi demir kaynaklarından biridir. Yumurtanın yüksek düzeyde demir kapsaması tüketici yönünden istenmeyen bazı durumlara yol açmaktadır. Katı yumurta elde etmek için, uzun süre kaynatmaya maruz bırakıldığı zaman, yüksek sıcaklık, yumurta albumininde mevcut sisteinin bir kısmının parçalanmasına yol açmaktadır. Bu olay sırasında açığa çıkan hidrojen sulfid gazı yumurta sarısının zarından geçerek buradaki demirle reaksiyona girerek, yumurta sarısının yeşilimsi-siyah bir renk almasına sebep olmaktadır. Bu durum ise, tüketici tarafından istenmemekte ve şikayetlere yol açmaktadır. Kaynatma zamanını minimuma indirip (10-15 dakika) ve kaynatılmış yumurtayı hemen soğuk su ile soğutmak bu durumu geniş çapta önleyebilmektedir.
BAKIR
Bakırın esansiyel bir element olduğu farelerle yapılan denemeler sonunda ispatlanmıştır. Sadece, sütle beslenen farelerde meydana gelen anemiyi önlemek hemoglobin teşkilini sağlamak için hem demir hem de bakırın gerekli olduğu anlaşılmıştır. Bakırın hematopoiesis olayındaki esansiyel rolünün anlaşılmasından sonra, oksidaz fonksiyonu gösteren birçok enzimlerin bakır ihtiyacı saptanmıştır. Bunlar arasında tirosinaz amin oksidaz, askorbik asit oksidaz sayılabilir. Buturil KoAdehidrojenaz enziminin de, prostetik grubunda bakır kapsayan bir kuproflavoprotein olduğu gösterilmiştir.
Bakır Noksanlığında Ortaya Çıkan Hastalıklar
Bakır noksanlığı, kendisini çeşitli hayvan türlerinde farklı sendromlarla gösterdiği gibi, tek bir türde farklı semptomlar şeklinde de gösterebilir. Anemi, bütün türlerin genel semptomu olmasına karşılık büyümede gerileme, kemik gelişmesinde bozukluklar, saç, kıl, yün ve tüylerde depığmentasyon, yün ve tüylerde anormal büyüme, omiriliğin demiyelinasyonu, miyokard (kalp kası)âda fibrozis, gastroıntestinal bozukluklar (diyare ve dizanteri) bir veya birden fazla hayvan türünde bakır noksanlığında tespit edilen arazlardır.
Bakırca noksan çayır ve merâalarda otlayan sığır ve koyunlarda, kemik kırılmaları, genç buzağılarda raşitizmâe, yaşlı hayvanlarda ise osteoporosisâe benzeyen durumlar görülür. Benzer durumlar, köpekler, domuzlar, taylar, hindiler ve tavuklarda da görülmüştür. Kemiklerdeki bu patalojik durumlar, bakır noksanlığının sebep olduğu özel etkiyle ilgili olup, anemi sonucu ortaya çıkmaktadır. Çünkü demir eksikliği sonucu ortaya çıkan şiddetli anemi, kemiklerde bu tip değişmelere yol açmaktadır.
Bakır noksanlığında, başta sığır ve koyun olmak üzere, çeşitli hayvan türlerinde merkezi sinir sisteminin demiyelinasyonu sonucu şiddetli ataksiler meydana gelmektedir. Daha önce bunlar, dünyanın çeşitli bölgelerinde, âSwaybackâ âSwıngbackâ âgin-gın ricketsâ âlamkruisâ ârengueraâ gibi terimlerle tanımlanıyordu. Şimdi ise, enzootik neonatal ataksiler olarak tanımlanmaktadır. Kuzularda iki tip neonatal ataksi bilinmektedir. Bunlardan biri, kuzular doğurur doğurmaz akut olarak ortaya çıkar. İkincisi ise, doğumdan birkaç hafta, hatta aylar sonra müşahede edilir. Her ikisinde de semptomlar spastik paraliz olup, arka bacakların koordinasyonu bozulur, yürüme sert ve topallayarak yapılır. Bazı kuzular doğumda tamamen felçli yahut ataksik bir durumda olup yaşamayıp hemen ölürler. Kanatlılarda hastalık bu kadar belirlenmemiş olmakla beraber, bakır eksikliğine maruz kalmış civcivlerde ataksiden ve spastik paralizden muzdariptirler.
Hem bakır hem de demir eksiklikleri New Hampshire ırkı hayvanlarında achromotrichia, yani tüylerin depigmentasyonuna yol açmaktadır. Tavşanlarda, achromotrichia ile birlikte alopesi, dermatit, gibi arazlar anemiden de önce ortaya çıkıp, bakır noksanlığının en hassas endekslerini teşkil etmektedirler. Siyah renkli koyunlardaki pigment noksanlığı, bütün yünde yer alan kıllarda esnekliğin, kıvrımın kaybolması da bakır noksanlığı ile ilgilidir. Bakır kapsayan, polifenaloksidaz (polyphenoxidase) enziminin L-tirosin amino asidinden melanin yapılmasında katalizatör olarak fonksiyon gösterdiği bilinmektedir. Yün, saç ve tüy pigmentasyonunda bu enzimin rol oynadığı şüphesizdir. Kıvrım noksanlığında bakırın rolü ise, sistein amina asidinin sistin oksidasyonuyla ilgilidir. Yünün protein moleküllerinin özel yapısını sağlamak için S-S bağına ihtiyaç vardır ki bu da, ancak sistin amino asidi ile sağlanabilmektedir.
Missouri Üniversitesinde yapılan çalışmalar, bakır noksanlığının civcivlerde aortaâda anevrizma (aneurysm), bir çok hususlarda lathyrismâdekilere benzeyen kemik deformasyonları gibi arazlara sebep olduğunu göstermiştir.
Bakır noksanlığı gösteren tavukların yumurtalarından çıkan civcivlerin karaciğer ve aortalarında amino asit oksidaz enziminin mevcut olmadığı saptanmıştır. Eğer bu civcivlerde, bakırca noksan rasyonlarla beslenirse, adı geçen enzim ilk dört haftalık dönemde mevcut olmamakta, buna mukabil bakırca normal rasyonlarla beslenenlerde enzimik aktivite üçüncü günden itibaren yüksek düzeyde kendini göstermektedir. Amino asit oksidaz enziminin ise, lisin amino asidinin aortaâdaki elastin (desmosine)âlere dahil olmasında fonksiyon gösterdiği saptanmıştır. Bakır eksikliği, desmosine teşkili için kondanse olacak, okside olmuş lisin kalıntılarının sayısını azaltmaktadır.
Bakır Sulfatın Terapötik ve Büyümeyi Stimule Eden Etkileri
Pratik tavuk yetiştiricileri, çeşitli tipte mantari hastalıklar enterit ve taşlık erezyonu (Gazzard erosion) gibi hastalıklar için bakır sulfatı uzun yıllar kullana gelmişlerdir. Elde edilen sonuçlar değişik olmakla beraber hastalık durumlarında terapötik amaçlarla bakır sulfatın kullanılabileceği ağırlık kazanmıştır. İngiltereâde domuzlar üzerinde yapılan çalışmalar bakır sulfatın büyüme stimülantı olarak antibiyotikler kadar etkili olabileceğini ortaya çıkarmıştır. Amerikaâda, hindilerle yapılan çalışmalarda, antibiyotik ve antimikrobiyel ajanlarla bakır sulfatın mukayeseleri yapılmış. Kilogramında da 250 mg bakır sulfat (100 ppm Cu) kapsayan rasyonlarla beslenen hindi palazları, bakır sulfat kapsamayan bazal rasyonlarla beslenenlere göre %10 düzeyinde daha fazla canlı ağırlık artışı sağlamışlardır. Büyümedeki bu artış en etkili antibiyotiklerle sağlanan artışa eşit bulunmuştur. Rasyonda 100 ppm düzeyinde bakır sulfatın domuz, civciv ve hindi palazlarında meydana getirdiği bu pozitif etkiye dayanarak, bu düzeyde devamlı bir beslenme salık verilemez. Çünkü, böyle bir seviyede bakır kapsayan rasyonlarla hayvanların uzun zaman beslenmesi, erginliğe doğru giden hayvanların karaciğerinde fazla miktarda bakır akümülasyonuna yol açmakta, bu ise büyümeyi önemli şekilde geriletmekte hatta, ölümlere yol açabilmektedir. Keza yüksek dozda diyetsel bakırın rasyona sokulması gerekli bazı ilaçların da kullanılmasını imkansızlaştırmaktadır.
Bazı yemlerin bakır kapsamları Tablo 45âte verilmiştir. Gerçi Amerikan Milli Araştırma Konseyi (NRC) civcivler için bakır ihtiyacını 2 ppm olarak bildirmiş ise de, North Carolina ve California Üniversitelerinde yapılan çalışmalar ihtiyacın bunun çok üzerinde olabileceğini göstermiştir. Çeşitli otoritelerce tavsiye edilen düzeyler 10 ppm civarında olup emniyet payını da kapsamaktadır. birçok şartlarda pratik rasyonlar bakırla dışarıdan desteklenmeyi gerektirmemektedir.
Deneysel bakır eksikliği meydana getirebilmek için, büyük bir kısmı kuru yağsız sütten ibaret olan rasyonları kullanmak zorunludur. Saflaştırılmış rasyonlarda kullanılan diğer materyaller, bakır kontaminasyonundan dolayı kullanılmamalıdır.
MOLİBDEN
Aşırı miktarda alındığı zaman molibdenâin toksik bir element olduğu uzun yıllardır bilinmektedir. Molibdenâin, karaciğer, bağırsaklar ve sütte bulunan ksantin oksidaz (Xanthine Oxidase) enziminin yapılması için mutlaka zorunlu olduğu daha sonra yapılan çalışmalar sonunda ortaya çıkmıştır. Süt ve diğer hayvansal dokularda yer alan ksantin oksidaz (dehidrojenaz) enzimleri, purinler aldehitler pterinâler indirgenmiş difosfopsidin nükleotid (NADH) dahil çok sayıda substratın oksidasyonunu katalize etmektedirler. Bu enzim, kompleks bir prostetik grup olarak molibdenin yanı sıra demir ve flavin adenin dimukleotid de (FAD) kapsamaktadır.
Molibden Eksikliği
Molibdence düşük rasyonlarla beslenen civcivlerde (bilhassa ilave olarak düşük düzeyde sodyum tungset alanlarda) büyümenin gerilediği çeşitli araştırıcılar tarafından bildirilmiştir.
Tungstatlar, ksantin dehidrojenaz teşkili için molibdenâin kullanılmasını rekabet yoluyla engellemektedirler. Yapılan bir çalışmada, saflaştırılmış soya proteini kapsayan ve kgâında 4.5 mg çinko ihtiva eden rasyonun molibden ile desteklenmesi civcivde büyümeyi %6 düzeyinde artırdığı tespit edilmiştir. Fakat aynı çalışmada Kg rasyonda 60 mg çinko bulunması halinde yukarıdaki sonuç alınamamıştır. Soya proteini yerine kazein kullanıldığı zaman rasyonun çinko düzeyi düşük olsa bile, ilave molibden ile büyümede bir artış sağlanmıştır. Yapılan analizler sonucu soya proteininin kilogramında 1.05-1.09 mg Mo, kazeinin ise 0.17-0.2 mg Mo ihtiva ettikleri saptanmıştır. Bundan civcivlerin soya molibdeninden yararlanamadıkları sonucu çıkarılmıştır. Vitaminsiz kazein kapsayan saflaştırılmış bir rasyonla beslenen civcivlerin yararlanabilir molibden ihtiyaçlarının kg rasyonda 0.11 mgâdan fazla olmadığı tespit edilmiştir. Bu araştırmada kullanılan civcivler, molibden mineralince düşük rasyonlarla beslenen tavuklardan elde edilmiş olup, hem anneleri hem de civcivler için demineralize içme suyu kullanılmıştır.
Saflaştırılmış izole soya proteini kapsayan rasyona daha fazla sodyum tungstet ilavesi molibden eksikliğini daha da artırmakta, eksiklik semptomları rasyona ilave molibden sokmakla geniş çapta ortadan kaldırılabilmektedir. Fakat tungsten düzeyi kg rasyonda 2000 mgâa ulaştığı zaman ilave molibden eksikliği giderememektedir. Çünkü bu yüksek düzey toksik etki yapmakta, molibdenin engellenmesi ile ilgili bulunmamaktadır.
Yapılan çalışmalarda, karaciğer ksantin dehidrojenaz enzim seviyesi ile büyümedeki gecikme derecesi arasında bir korelasyon müşahede edilmemiştir. Bu durum manganez eksikliği dolayısıyla meydana gelen büyüme depresyonunda, enzim aktivitesinin engellenmesinin yol açmadığı şeklinde yorumlanmıştır. Civcivlerde molibdenin, büyüme hızı ve ksantin dehidrojenaz aktivitesine olan etkisi Tablo 45âte verilmektedir.
* Parantez içindeki rakamlar iki defa replike edilmiş her bölümdeki 10 adet erkek ve 10 adet dişi civcivden yaşayanların sayısını temsil etmektedir.
Molibdenin Bakır ve Sülfatla İlişkisi
Bakır ile ilgili kısımda, molibden ve bakır arasındaki ilişkiden kısaca bahsedilmişti. Birçok çalışmalar sulfatların mevcudiyetinde, diyetsel molibdatın fare dahil birçok hayvanın türlerinde, büyümede gerilemeye yol açtığını göstermiştir. Büyümedeki bu gerileme, rasyona bakır sokmakla giderilebilmektedir. Rasyondan, molibden veya sulfatın çıkarılması halinde bakır eksiklik semptomu ekseriya görülmez. Bütün karaciğerin de molibden zehirlenmesini önlediği yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Farelerde molibdenin yol açtığı büyüme depresyonunu önlemede, metiyoninin bakır kadar etkili olduğu tespit edilmiştir.
Molibden ve Fluorürler
Yapılan çalışmalar molibdenin, vücutta, başta kas ve beyin olmak üzere, fluorâun tutulmasını ve absorbsiyonunu artırdığını göstermiştir. Fakat vücuda verilen molibden ile depolanan fluor miktarı arasında daima linear bir ilişki bulunmamıştır. Fluorürâlerin kemik strüktürlerini kuvvetlendirme ihtimalinin ortaya çıkmasından sonra yukarıdaki bulgular. Osteoporosis ve kafes yorgunluğu gibi hastalıklar üzerinde araştırma yapanlar için ilgi çekici olmuştur.
SELENYUM
Selenyum bundan takriben 100 yıl kadar önce, sulfür ve telluri elementleriyle yakından ilişkili atomik bir element olarak Berzilius adlı bilgin tarafından keşfedilmiştir. Selenyumun toksik seviyelerinin bir çok hayvan türlerinde çeşitli hastalıklara yol açtığı ise 25 yıldan daha fazla bir zamandan beri bilinmektedir. Bu hastalıklar arasında, sığır ve diğer bazı çiftlik hayvanlarında alkali hastalığı, civciv ve memelilerin embriyonlarında gelişme bozuklukları, saç dökülmesi, hayvanlarda tırnakların dökülmesi, diş kaybı ve özel bir paraliz sayılabilir. 1957 yılında, 0.05-0.2 ppm gibi çok düşük düzeylerde selenyuma vücudun ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir.
Cornell Üniversitesi ve Amirakaânın bazı araştırma merkezlerinde yapılan çalışmalar farelerde vitamin E noksanlığında meydana gelen karaciğer nekrozu; civcivlerde yine aynı vitaminin noksanlığında ortaya çıkan eksüdatif diyatez (exudatıve diathesis) hastalıklarının 0.15 ppm düzeyinde diyetsel selenyumla önlenebileceğini göstermiştir.
Selenyum Bileşiklerinin Özellikleri
Selenyumun özellikleri sulfur ve tellur elementlerinki ile çok yakından benzerlikler gösterebilir. Selenyum ekseriya hem organik hem de inorganik bileşiklerde sulfürle birlikte bulunur. Bazı bileşiklerde selenyum, sulfürün yerini alır. Halbuki diğerlerinde selenyum, sulfürle koordinat kovalan bağlarıyla bir kompleks teşkil etmiş olarak bulunur. Selenyumun en çok görülen inorganik formları olan selenik asit, seleniyöz asit, seleniyat ve selenitler, sülfirik asit, sülfüroz asit, sulfat ve sulfitlerin analoglarıdırlar. Bitkiler ve mikroorganizmaların sistin ve mitiyonindeki sulfürün yerine selenyumu sokarak, selenosistin (selenocystine) ve selenometiyonin (selenomethionine) meydana getirebildikleri yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.
Ruminatlarda vücuda alınan selenyumun büyük bir kısmı, rumen mikroorganizmaları tarafından, sistin ve metiyoninin selenoanaloglarına dönüştürülmektedir. Bunların hayvanlar tarafından absorbe edilerek, selenoamino asit formlarında çeşitli dokularda depo edilmesi kuvvetle muhtemel bulunmuştur. Ruminant olmayan hayvanlarda ise, vücut selenyumunun çoğu, nadir ürünler olarak sulfür bileşikleriyle bilhassa, sistein, sistin ve mitiyonin ile birleşmiş olarak bulunurlar. Vücutta diğer organoselenyum bileşiklerinin de bulunabileceği öne sürülmüştür. Çünkü bunların karaciğer ve böbrek mikrozomlarında sentezlendiğine dair deliller ele geçirilmiştir.
Selenit ve selonatların vücuda verilmesini müteakip meydana gelen dağılım, selenyumun çoğunun, karaciğer, kan ve diğer vücut dokularının proteinleriyle birleştiğini göstermiştir. Kromotografik metatlarla yapılan çalışmalar selenyumun çoğunun proteinlerdeki sistin ve metiyonin fraksiyonlarıyla sıkı bir şekilde ilgili olduğunu göstermiştir. Birçok araştırıcılar, proteinlerin metiyonin ve sistin fraksiyonlarında mevcut selenyumun, sulfür amino asitlerindeki, sulfürün yerine geçerek ilave bir kompleks meydana getirmiş olabileceği üzerinde görüş birliğine varmışlardır.
Selenyumun Beslenme Bakımından Önemi
1950 yıllarında Amerikaâda yapılan çalışmalar, bira mayasının, Vitamin E noksanlığı sonucu farelerde ortaya çıkan karaciğer nekrozunu önleyen mahiyeti bilinmeyen bir faktörü kapsadığını göstermiştir. Yine aynı yılarda civcivlerde görülen eksüdatif diyatez hastalığının da bira mayasındaki bu bilinmeyen faktör tarafından önlenebileceği saptanmıştır. Nihayet 1957 yılında Schwarz and Foltz adlı araştırıcılar, mayada bilinmeyen faktörün bir selenyum bileşiği olduğunu ve inorganik selenyum bileşiklerinin (örneğin, sodyum selenit) farelerde karaciğer nekrozunu önlemede, bira mayası kadar etkili olduklarını bildirmişlerdir. Bunu müteakip, Cornell Üniversitesinde yapılan çalışmalar, Vitamin Eâce noksan rasyonlarla beslenen civcivlerde görülen eksüdatif diyatez hastalığını önlemede, sodyum selenitin bira mayası kadar etkili olduğunu ortaya koymuştur.
Yukarıdaki ve daha sonra yapılan çalışmaların çoğu vitamin E beslemesiyle ilgili bir şekilde yürütülmüştür. Bu arada, Nesheim ve Scott, rasyonun kilogramına ilave edilen 0.08 mg selenyumun, sadece vitamin E noksanlığında civcivlerde ortaya çıkan eksudatif diyatezi önlemekle kalmayıp, vitamin Eâyi normal düzeyde olan hayvanlara nazaran daha fazla bir büyüme de sağladığını ispatlamışlardır.
Eğer rasyon nispeten küçük miktarda (0.04 ppm) selenyum kapsarsa, selenyuma cevap veren bütün besleme hastalıklarının vitamin E ile önlenebileceği yahut tedavi edilebileceği yukarıda bildirilen çalışmalarla saptanmıştır.
Selenyumun esansiyel bir element oluşu ile ilgili olarak hem bıldırcın hem de civcivler üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Selenyumca düşük damızlıklardan elde edilip yine selenyumca noksan rasyonlarla beslenen bıldırcınların hiç biri 25 günden fazla yaşayamamıştır. Keza, selenyumca düşük fakat kilogramında 200-500 mgâa kadar d â a â tocopherol kapsayan rasyonlarla beslenen civcivlerde mortalite %109 olarak tespit edilmişken, sadece 0.1 ppm diyetsel selenyum alan fakat hiç vitamin E almayanlarda hiçbir ölüm saptanmamıştır. Gerçi kilogramında 1000 mg d â a â tocopherol kapsayan rasyonlarla beslenen hayvanlarda da mortalite ve aksaklık semptomları tespit edilmemişse de bu hayvanlar sadece, selenyum alanlardan çok daha küçük bir büyüme hızı göstermişlerdir. Müteakip denemelerde rasyonlar selenyumca daha da arıtılmış ve bu tip rasyonlarla beslenen civcivlerde büyüme tamamen durmuş ve hayvanlar exsudatif diyatez semptomları göstererek ölmüşlerdir. Rasyonda 1000 mg/kg, a â tocopherol (ki bu düzey normal rasyonlarda bulunan miktarın 100 katıdır) bile hayvanların ölmesini önleyememiştir. Bu sonuçlar açık bir şekilde göstermektedir ki selenyum başlı başına esansiyel bir elementtir, vitamin E, sadece selenyum ihtiyacını değiştirmekte, bir başka ifade ile yüksek düzeyde E vitamini selenyum ihtiyacını azaltmakta fakat tamamen onun yerine geçememektedir.
Çeşitli Düzeylerde Diyetsel Vitamin E Mevcudiyetinde Selenyum İhtiyaçları
Rasyonunun kilogramında 100 mg d â a â tocopherol acetate kapsayan rasyonlarla beslenen civcivlerde maksimum büyüme, yaşama gücü ve eksiklik semptomlarını önlemek için 0.01 ppm diyetsel selenyumun yeterli olduğu saptanmıştır. Rasyondaki vitamin düzeyi azaldıkça diyetsel selenyum ihtiyacı yükselmiştir. Rasyonun vitamin E kapsamı, kilogramda 10 miligrama düştüğü zaman, selenyum ihtiyacı yaklaşık olarak 0.05 ppm bulunmuştur.
Yarı saflaştırılmış pratik rasyonlarla yapılan çalışmalar, düşük vitamin E düzeylerinde selenyum ihtiyacının 0.14 ppm kadar yüksek olabileceğini göstermiştir.
Selenyumun Metabolik Fonksiyonları
Civcivlerle yapılan çalışmalar, selenyumun eksudatif diyatez hastalığını önlemede esaslı bir role sahip olduğunu göstermiştir. Yapılan diğer bazı çalışmalarda ise selenyum, d â a â tocopherolâun vücutta kullanılmasını artırarak civcivlerde nutrisyonel kas distrofisini önlemede yardımcı olduğu saptanmış ve bunun, bu mineralin ikinci metabolik fonksiyonu olduğu öne sürülmüştür.
Cornell üniversitesinde yapılan çalışmalarda bu husus ile ilgili olarak aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir:
civcivlerde nutrisyonel kas distrofiâsini önlemede, d â a â tocopherol acetate 1 â a â tocopherol acetate göre yaklaşık olarak 4 defa daha fazla etkilidir.
Distrofiâyi önleme ile plazma tocopherol düzeyleri arasında direkt bir korelasyon bulunmuştur.
İster âdâ ister â1â formları kullanılsın, 100 ml kanda 900-1025 mikrogram tocopherol bulunduğu zaman kas distrofisi tamamen önlenebilmektedir.
1 â a â tocopherol, ince bağırsaklardan d â a â izometri kadar hızlı absorbe edilebilmektedir.
Rasyona selenyum ilavesi, plazmadaki d â a â tocopherol düzeyini yükseltmekle beraber 1 â a â tocopherol düzeyini etkilememektedir.
Bu sonuçlar, d â a â tocopherolâun 1 â a â tocopherolâe olan üstünlüğünün, d â formunun 1 â formuna göre, vücutta daha iyi tutulmasından ileri geldiğini ve bunun da belli bir dereceye kadar selenyumla ilgili olabileceğini göstermiştir.
Yakın zamanlarda yapılan çalışmalar, selenyumca düşük rasyonlarla beslenen civcivlerde, dokular ve kanın ağızdan verilen dl â a â tocopherolâu tutma düzeylerinin, selenyumca normal rasyonlarla beslenenlerinkinin ancak %1âi kadar olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar selenyumun civciv için esansiyel bir element olduğunu daha da açıklıkla ispatlamakta ve hiç olmazsa fonksiyonlardan birinin vitamin Eânin absorpsiyonu yahut vücutta kullanılmasıyla ilgili olabileceğini göstermektedir.
Yukarıda da kısmen açıklandığı gibi eksüdatif diyatez hastalığını önlemedeki rolü ise vitamin E ile direkt olarak ilgili bulunmamaktadır. Çünkü selenyumun kendisi vitamin E düzeyini artırmadan da bu hastalığı önleyebilmektedir.
Selenyumun civcivlerde ensefalomalası vakalarını azalttığı bazı araştırıcılar tarafından bildirilmiştir. Fakat dünyanın bir çok bölgelerinde yapılan çok sayıda araştırmalar, selenyumun tek başına, bu hastalığı önlemede tamamen etkisiz olduğunu göstermiştir. Bu hastalıkta selenyumun yararlı etkisinin vitamin Eânin absorpsiyonunu ve retansiyonunu artırmasından ileri gelebileceği öne sürülmüştür.
Yemlerin Selenyum Kapsamları
Çeşitli yemlerin selenyum kapsamları Tablo 46âda verilmektedir.
Tablo 46âda görüleceği gibi değerler ortalama olarak değil, belki sınırlar içinde verilmiştir. Bunun nedeni, çeşitli yemlerin, hatta aynı yemlerin çeşitli örnekleri arasında, selenyum bakımından büyük varyasyonların tespit edilmiş olmasıdır. Sardelye, tuna ve ringo balık unları yahut bu unların elde edilişi sırasında ele geçen yan ürünler, kanatlılar için tabii en zengin kaynakları teşkil ederler. Diğer balık unları da mükemmel selenyum kaynakları olup, değerleri kuru bira mayasınınkine eşittir. Tablo 46âda da görüldüğü gibi soya küspesi ve mısırın selenyum kapsamları büyük değişiklikler gösterdiğinden birkaç katagoride birden gruplandırılmışlardır. Selenyum kapsamındaki bu değişiklikler, bu bitkilerin yetiştiği toprakla da ilgili bulunmuştur.
Yemlerin, selenyum kaynağı olarak değerleri onların selenyum kapsamı ile, bu selenyumdan yararlanma derecesine göre değişir. Biyolojik değerlendirme sonuçlarına göre yararlanma derecesi %50âye kadar düşebilmektedir.
Kanatlılar İçin Tavsiye Edilen Selenyum Düzeyleri
Kanatlılar için kullanılan pratik rasyonların vitamin E kapsamlarının değişiklikler göstermesi ve selenyumdan yararlanma derecesinin düşük olması nedeniyle, pratik rasyonlarda yaklaşık olarak 0.15-0.2 ppm selenyum önerilmiştir.
TABLO 45
Kanatlılar İçin Kullanılan Çeşitli Yemlerin Selenyum Kapsamları
Yemler selenyum değerlerine göre, ppm olarak, gruplandırılmıştır.
<0.075 0.075-0.15 0.15-0.5 0.5-1.0 1-1.5 1.5-2 2-0-5.0 >5.0
Yonca unu
Arpa
Mısır
Yulaf
Soya küspesi
Patates
Buğday
Midye kabuğu
Granit grit
Sodyum fosfat Arpa
Mısır
Mısır gluten yemi
Soya küspesi
Kuru peynir suyu
Kuru yağsız süt Yonca unu
Mısır
Mısır fermantasyon artıkları
Mısır gluten yemi
Soya küspesi
Et kemik unu
Buğday yan ürünleri
Kalsiyum fosfat Bira mayası
Keten tohumu küspesi
Buğday kepeği
Buğday embriyosu Bira mayası
Mısır gluten yemi
Çeşitli balık unları Çeşitli balık unları Çeşitli balık unları Çeşitli balık unları
Aşırı Selenyumla Beslenme
Toksik selenyum düzeyleri (10-20 ppm ve yukarısı), normal selenyum ihtiyacının yaklaşık olarak 100 katı kadardır. Selenyumun hayvanlardaki toksik etki mekanizması için çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bu mekanizmalardan birine göre selenyum, kükürde olan kuvvetli affinitesinden dolayı, kükürtlü bileşiklerle kükürt için rekabete girmekte ve selenyum-kükürt kompleksleri meydana getirmektedir.
Etkilenen enzim bakımından selenyum zehirlenmeleri üç kategoriye ayrılır:
Selenyumdan nispeten etkilenmeyen enzimler. Bunlar arasında, beyinin glukoz, laktat ve pruvat oksidaz enzimleri; karaciğerin 1 â tirosinaz, ksantin oksidaz ve alkoloksidaz enzimleri sayılabilir.
Selenyum tarafından engellenen enzimler. Bu enzimlerde selenyum, enzimin aktif kısmını tahrip etmektedir. Bu gruba giren enzimler, süksinik dehidrojenaz, kolin oksidaz, tiraminaz ve d â prolin oksidazı kapsar.
Selenyum ilavesi ile direkt olarak inaktif duruma geçen enzimler. 1 â prolin oksidaz, bu grup için örnek olarak gösterilebilir.
Kanatlılarda yüksek düzeyde selenyum büyümenin, yumurta veriminin ve yumurtadan çıkış gücünün azalmasına ve embriyonik anormalliklere yol açar.
Bazı deniz bitkilerinin guatr hastalığını tedavi ettiği milattan önceki zamanlarda bile bilinmekteydi. Bilimsel olarak, iyodun bu hastalıkta oynadığı rol ise 1820 yılından sonra anlaşılabilmiştir.
Vücuda alınan iyot süratle sindirim sisteminden absorbe olarak kana karışır. Esas absorpsiyon yeri ince bağırsaklar ise de, bir kısım iyot mideden de absorbe olabilmektedir. İnce bağırsaklarda serbest iyot, yahut iyodatlar, absorpsiyondan önce iyodürlere indirgenir. Kan dolaşımında iyodürler klorürlere benzer tarzda, ekstraselüler sıvılara difüze olurlar.
Gerçi vücuttaki iyodun büyük bir kısmı tıroid bezinde bulunursa da, küçük bir kısmı, böbreklerde, tükürük bezlerinde, midede, deride, meme bezinde, saçta, ovaryumda ve plasentaâda yer alır. Tiroid bezi tarafından tutulan iyodürler, süratle okside olurlar ve tirosinle birleştirilerek organik iyota dönüştürülürler. Bu olay, belirli bir dereceye kadar, süt veren bir meme bezinde ve çok küçük düzeyde de, ovaryumdaki ovumda meydana gelir. Diğer bütün yerlerde ise iyot elementi iyodür formunda kalır. Tironin (thyronine) tiroksine (thyroxine, T4) ve triiodotironin (triiodothyronine, T3) bileşiklerine ait formüller Şekil 23âte verilmektedir.
Tiroid bezi en çok tiroksin (T4) ve biraz da tiriodotironin (T3) salgılar. Periferal dokularda, bir kısım tiroksin triiodotironine dönüştürülür. Periferol olarak teşekkül eden T3, karaciğer ve böbreklerde sülfatlarla birleşerek, dolaşıma sülfat ester (ST3) olarak geçer. Kandaki serbest T3 de sülfatla birleştirilerek ilgili dokulara bu formda yollanır. ST3 hücrede triiodotironine hidrolize edilir ve böylece orada kalorijenik ve diğer fonksiyonları yerine getirirler. T3âün (muhtemel olarak T4 de olabilir) hücrelerde bazal oksijen tüketimini nasıl artırdığı bugün bile halâ bilinmemektedir.
Tiroid hormonlarını sabit bir düzeyde tutabilmek için vücutta bir çok sistemler yardımcı olmaktadır. Tiroksin, vücutta a â globulinlerle birlikte hareket eden bir proteine bağlı bulunmaktadır. Bu protein, tiroksini bağlayan protein (TBA), yahut tiroksini bağlayan globulin (TBG) olarak bilinmektedir.
Tiroid Hormonunun Metabolik Fonksiyonları
a) Tiroid hormonu, bütün hücrelerde oksidasyon düzeyini, yahut enerji metabolizmasının hızını kontrol etmektedir (kalorijenik etki). B) Zihni ve fiziksel gelişmeyi ve olgunlaşmakta olan dokuların farklılaşmasını etkilemektedir. C) Diğer endokrin bezlerin, bilhassa hipofiz ve gonadları etkilemektedir. d) Noromüsküler fonksiyonları etkilemektedir. e) Tiroid hormonunun tüy, saç ve kılların büyümesi ve deri üzerinde de bir etkisi vardır. F) Su ve çeşitli mineraller dahil besin maddelerinin metabolizmasını etkilemektedir.
Bütün bu fonksiyonların çoğu birbirleriyle ilişkili olup, muhtemel olarak hepsi tiroid bezinin esas fonksiyonu olan, hücre oksidasyon hızını kontrol etme olayına bağlı bulunmaktadır.
Eksiklik Semptomları
İyot noksanlığı ve bunun sonucu azalan tiroid bezi salgısı anteriyör pituiter bezesini stimüle ederek, artan miktarda tiroid stimüle eden hormon (SH)âun salgılanmasına yol açar. Aşırı TSH, tiroid bezesinin büyümesine yol açar ki bu duruma âguatrâ adı verilir. Guatr, vücudun, tiroid foliküllerinin salgılama yüzeyini artırma çabası sonunda ortaya çıkar. Histolojik olarak bu foliküller incelenirse, hipertrofi (hypertrophy) ve hiperplazi (hyperplasia) durumu açıkça görülebilir.
Tiroid aktivitesinin azalması yahut, thiouracil ve thiourea gibi bileşiğin tiroid aktivitesini engellemesi sonucu, yumurta tavukları, yumurtlamayı kesip, adamakıllı yağlanırlar ve tüyleri dantela şeklinde anormal derecede uzar. Böyle hayvanlara tiroksin yahut iyode kazein verilmesi bütün bu olumsuz etkileri ortadan kaldırır; hayvanlar tekrar yumurtlamağa başlarlar ve yumurta kabuk kalitesi de iyileşir.
Yumurtaların iyot kapsamları rasyon tarafından önemli derecede etkilenir. Perdue Üniversitesinde yapılan çalışmalar, damızlık tavuklarda iyot noksanlığının, yumurtadaki iyot kapsamını azaltarak, çıkış gücünün düşmesine, yumurtadan çıkış süresinin uzamasına, yumurta sarısının civciv tarafından absorpsiyonun gecikmesine yol açtığını göstermiştir. İyot noksanlığına maruz embriyonlarda tiroid bezi büyümüş; foliküler epitelyumda da hipertrofi saptanmıştır.
İyot İhtiyaçları
NRC, büyüyen civcivler için iyot ihtiyacını rasyonun kilogramı için 350 uğ; yumurtlayan tavuklar için ise 300 ug olarak saptamıştır. Perdue Üniversitesinde yapılan çalışmalarda ise, civcivler maksimum büyümeleri için 75 ug iyot/kg rasyon, yeterli bulunmuş fakat normal tiroid histolojisi için en az 300 ug iyot/kg rasyon gerekli bulunmuştur. Yine aynı üniversitenin araştırıcıları, iyotça yeterli rasyonlarla beslenen tavuklarda vücut iyot rezervlerini tüketmenin kolay olmayacağını saptamışlardır. Hatta kg rasyonda sadece 10-19 mikrogram iyot olması halinde bile, yumurta tavuklarında bu eksiklikten bir yıldan fazla bir sürede tiroid bezi büyüklüğünün etkilenmediğini ortaya çıkarmışlardır. Gelişme devrelerinde iyotça noksan diyetlerle beslenip, yumurtlamağa başladıktan sonra kilogramında sadece 10-27 mikrogram iyot kapsayan rasyonlarla beslenen tavuklarda ancak 21 haftalık bir yumurtlamadan sonra haifif bir foliküler hipertrofi ve hiperplazi saptanabilmiştir.
KÜKÜRT
Hayvan vücudunda yer alan kükürdün çoğu, metiyonin, sistin ve sistein gibi amino asitlerini kapsayan proteinlerde bulunur. Biyotin ve tiyamin vitaminleri ile insulin hormonu ve glutathione kükürt kapsar. Vücut inorganik formda kükürdü ancak çok küçük bir düzeyde kapsar. İnorganik kükürdün de en büyük kısmı, kıkırdak dokusunun yapı maddesi olan kondroitin sülfatta yer alır. Kan küçük miktarda sülfat ve tiyosiyonat iyonlarını ihtiva eder.
Gerek kanatlılar gerekse diğer hayvanların kükürt ihtiyacı ancak organik formdaki kükürt bileşikleri, bilhassa kükürtlü amino asitlerle giderilebilmektedir. Ruman bakterilerinin elementel kükürtten yararlanarak, bunu kükürtlü amino asitlerin sentezinde kullanabildiklerine dair bazı deliller ele geçirilmiştir. Bu sonuçlar daha ziyade kükürtçe düşük saflaştırılmış rasyonlarla yapılan çalışmalardan sağlanmıştır. Pratik rasyonlarla yapılan çalışmalarda ise, rasyona inorganik kükürt ilavesinin herhangi bir yarar sağlandığı saptanmamıştır.
Sulfatlardan vücudun kondroitin sulfat bileşiğini sentezleyebileceği S35 izotopu kullanılmak suretiyle ispatlanmıştır.
Kanatlılara gelince, yukarıda işaret edildiği gibi hayvanın kükürt ihtiyacı kükürtlü amino asitleri tarafından karşılanır. Bu amino asitlerin fazlası, protein sentezi dışındaki kükürtlü bileşiklerin yapımı için kullanılır. Metiyonin ve sistin amino asitlerin rasyonda düşük olması halinde, sülfatların bu bileşiklerin ancak küçük bir kısmının yerine vücutta kullanılabileceğini yapılan çalışmalar göstermiştir. Bu konu üzerinde halihazırda yoğun bir şekilde çalışılmaktadır.
SU
Gerçi su inorganik bir element olarak sınıflandırılamaz ise de, hayvan vücudunda yer alan en önemli inorganik kimyasal bileşiklerden biri olduğu şüphesizdir. Vücudun normal fonksiyonu için su esansiyel bir bileşiktir. Besin maddelerinin, metabolitlerin, artık ürünlerin, hücrelere veya hücrelerden dışarıya naklinde rol oynayan interselüler, intraselüler sıvıların ve kanın esas yapı maddesini su meydana getirir. Spesifik ısının yüksek olması, bu hazlaşma özelliklerinden dolayı vücudun sıcaklığını kontrol etmede en önemli unsurdur. Vücudun PHâsı ozmotik basıncı, elektrolit konsantrasyonları kontrol eden reaksiyonlara ve fizyolojik değişmelere iştirak eden bir bileşiktir. Su, böylece vücutta homeostatisâin sağlanmasında yardımcı olmaktadır. Kanatlılar, susuzluğa göre, açlığa çok daha uzun süre dayanabilmektedirler. Bir günlük susuzluk bile, meydana gelen fizyolojik değişmeler yüzünden broyler hayvanlarda büyümede azalmaya, yumurta tavuklarında, yumurtlamanın durmasına ve muhtemel olarak tüy dökümüne sebep olmaktadır. Açlığa maruz bir hayvan, vücudundaki hemen hemen bütün glikojen ve yağı, proteinlerinde yarısını ve vücut ağırlığının %40âını kaybettiği zaman yaşayabilmekte, fakat vücut suyunun %10âunun kaybolması önemli metabolik bozukluklara yol açmakta; %20âsinin kaybolması ise ölümle sonuçlanmaktadır.
Kanatlılarda Vücutta Su Kapsamı
Bir haftalık bir civcivin vücudundaki su düzeyi yaklaşık olarak %85âtir. Hayvan büyüdükçe, vücut su kapsamı yavaş yavaş azalarak 42 haftalık ergin bir tavukta %55âe kadar düşer. Gerçi vücut proteinleri artarsa da, azalan suyun yerini çoğu zaman yağ kapsar. Bütün yumurtanın su düzeyi %65 civarındadır.
Su Kaynakları
Kanatlılar su ihtiyaçlarını içme suyu ve yemlerdeki sudan sağlarlar. Buna ilaveten, karbonhidrat, yağ ve proteinlerin nihai oksidasyonları sonucu son ürün olarak vücutta su ortaya çıkar ki bu dahili suya âmetabolik suâ adı verilir. Deve ve koyun gibi bazı hayvanlar su ihtiyaçlarının önemli bir kısmını yiyeceklerdeki su ile yiyeceklerin metabolizmaları sırasında ortaya çıkan metabolik sudan sağlarlar.
Optimum büyüme verim ve yemden yararlanma için kanatlıların devamlı, temiz ve serin suya ihtiyaçları vardır. Pratik rasyonlar yaklaşık olarak %10 düzeyinde su kapsarlar. Bu tip rasyonlarla beslenen hayvanlar normal şartlarda başlangıç ve büyüme peryodunda, yemin her gramı için 2.0-2.5 gr; yumurtlama döneminde ise 1.5-2 gr suya ihtiyaç gösterirler. Yapılan çalışmalar, bir haftalık civcivlerde günde hayvan başına su tüketiminin 27 gr; 32 haftalık hayvanlarda 485 gr olduğunu göstermiştir. Birinci haftada gübrede su kapsamı günde hayvan başına 16.6 gr; 32. haftada ise 319 gr olarak saptanmıştır. Birinci haftada, buharlaşma ile kaybolan su günde hayvan başına 3.3 gr; 32. haftada ise 53 gram olarak tespit edilmiştir. Yumurtlanan her yumurta için su ihtiyacının 35 gr kadar olduğu saptanmıştır.
Çevre Isısının Etkisi
Çevre sıcaklığı termal notralite sınırını (ki bu tavuklarda 14.5-25.5°C arasında düşer) aştığı zaman, hayvanlarda solunum sıklaşır ve bunun sonucu olarak, akciğerler yoluyla evaporasyon (su buharlaşması) hızlanır; su tüketimi önemli derecede yükselirken yem tüketimi düşer. Akciğerler yoluyla su kaybı vücut ısısının elemine edilmesinde yardımcı olur. Su tüketiminin artması ile böbrekler yoluyla da su ekskresyonu artar ve bu durum dışkıda su kapsamının artmasına yol açar. Bu mekanizmalar, hayvanın vücut sıcaklığını normal seviyede tutabilmesi için gereklidir. Eğer çevre ısısı 21°Câden 32°Câye yükselirse hayvanların su tüketimi %100 düzeyinde yükselir.
Su tüketimini ve su ekskresyonunu azaltan veya çoğaltan bir çok faktörler mevcut bulunmaktadır. Bunlar arasında, diyetsel sodyum ve potasyum tuzları, protein düzeyi, ham selüloz düzeyi, melas, peynir suyu, enzimler, çeşitli tad veren maddelerle katkı maddeleri sayılabilir. Bazı katkı maddeleri su tüketimini önemli derecede yükseltirken, diğer bazıları ise düşürmektedirler. Yapılan çalışmalar, kanatlıların içme suyu sıcaklığına karşı çok duyarlılık gösterdiklerini, ılık ile sıcak arasındaki suyu içmek istemeyip serin suyu tercih ettiklerini göstermiştir. Yalnız çok soğuk havalarda suyun hafifçe ısıtılmasının su tüketimini artırdığını ve yumurta verimini yükselttiğini bazı araştırıcılar bildirmişlerdir.
Koksidiyaz ve enfeksiyöz bronşit gibi bazı hastalıkların yem ve su tüketimini önemli derecede düşürdüğünü yapılan çalışmalar göstermiştir.
Su Eksikliği Semptomları
Normal su tüketiminin %20 düzeyinde düşürülmesi, broilerâlerde yemden yararlanmanın önemli derecede düşmesine yol açmakta ve bunun sonucu olarak da büyüme hızı gerilemektedir. Su yetersizliği, besin maddelerinin kursaktan sindirim sisteminin diğer kısımlarına geçişini düşürmekte ve sindirim hızını azaltmaktadır.
Kanatlılarda suyun vücutta bir siklus mekanizmasına sahip olduğu bazı araştırıcılar tarafından öne sürülmüştür. Bunlara göre su, vücut sıvılarından kursağa mobilize olmakta, absorbsiyon sırasında ise tekrar vücut sıvılarına dönmektedir. Yemin kursağa alınmasından 7-11 saat sonra kursak kapsamındaki su kapsamı azalmaktadır. Kursak tarafından buradaki su miktarının sınırlandırılabilmesi vücutta bir âfeedbackâ veya diğer bir mekanizmanın mevcut olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.
Uzun süre susuzluğa maruz kalmış civcivlerde, nefroz, kan dolaşımında eritrositlerin aşırı çoğalması (polisitemi), bacak derilerinde büzülme, buruşma ve dehidrasyonun diğer bilinen semptomları ortaya çıkar. Susuzluğa maruz kalan ergin tavuklarda ise, ovaryumlarda nekroz, proventrikulit (proventrikülüs iltihabı) ve nefroz gibi arazlar görülür. Yumurtlayan tavuklarda bu arazların yanı sıra, yumurta büyüklüğünde ve yumurtlarlığında önemli derecede düşme, yumurta kabuğunun çok incelmesi gibi semptomlarda ortaya çıkar. Susuzluk bilhassa bu semptomları hemen meydana getirir. Öyle ki, 48 saatlik susuzluktan sonra yumurta kabukları adamakıllı incelir ve bunu bazı yumurtaların kabuksuz oluşu takip eder ve nihayet yumurtlama tamamen durur.
Aşırı Su
Kursağa zorla aşırı su sokulması hayvanda yem tüketimini azaltarak büyümenin gerilemesine yol açmaktadır. Kanatlıların istemli olarak aşırı su tükettiklerine dair herhangi bir delil mevcut değildir. Eğer kanatlı hayvanlar normalin üstünde su tüketiyorlarsa bunun nedenini çevre ısısının yüksek olması yani sıcaklık stresi dolayısıyla vücut sıcaklıklarını normal düzeyde tutabilme güçlüğünde yahutta sodyum, potasyum, laktoz veya ekskresyona uğratılma zorunluğu olan diğer maddelerin rasyonda aşırı düzeyde bulunmasında aramak lazımdır.
konuda yanlıslıklar olabilir kusura bakmayın tabloların daha net oldugu linki isteyenler pm atsınlar/COLOR]
GİRİŞ
Kanatlılar, çeşitli besin maddelerinin keşfedilmesinde, izole edilmesinde, tanımlanmalarında önemli roller oynamışlardır. Bu hayvanların hemen hemen bütün beslenme araştırmalarında kullanılmaları, diğer hayvanlar ve insanlar için de geçerli beslenme prensiplerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Bu araştırmalarla kanatlıların beslenmesine dair elde edilen bilgiler, dünyada mevcut diğer hayvan türlerine göre çok daha fazla olmuştur.
Geçen yirmi beş yıl içinde kanatlıların, sayısı 40âtan fazla olan besin maddeleri ihtiyaçları oldukça dar sınırlar içerisinde başarıyla tayin edilebilmiştir. Ayrıca kanatlıların rasyonlarında bulunan çeşitli besin maddelerinin daha doğru olarak tayin edilme imkânları ortaya çıkmıştır.
Kanatlılar, genel olarak, insan yiyeceği olarak kullanılmayan yemlerin değerlendirilmesine ve onların insanlar için çok değerli olan besin maddelerine çevrilmesine hizmet eden hayvanların başında gelmektedir. Onmivor olmaları çok çeşitli yiyeceklerden yararlanabilmelerine imkân vermektir. Bir araştırıcıya göre, yemlerin insan yiyeceğine dönüştürülmesi bakımından, bilhassa protein ve yağ esas alındığında, tavuk, süt ineğine yakın bir değer gösterebilmekte domuzu ise geçmektedir.
Et tipi tavuklar ve hindiler, yüksek proteinli ve düşük yağlı et verebilmekte ve yenebilen birim kısma düşen yem miktar ve masrafı sığır ve domuzlara nazaran daha düşük olmaktadır.
Kanatlıların insanlığa yararları sadece sağladıkları et ve yumurtaya dayanmamaktadır. Daha önce açıklandığı gibi kanatlılar, beslenme ile ilgili araştırmalarda, diğer hayvan türlerine göre çok daha fazla kullanılmışlar ve bu alandaki gerçeklerin ortaya çıkmasına büyük katkılarda bulunmuşlardır. Bunun en önemli nedenlerinden biri onların rasyondaki besin maddeleri eksikliklerine farelerden daha hassas olmalarıdır.
Kanatlılardan deneme hayvanı olarak aşağıdaki çalışmalardan yararlanılmıştır:
A â Vitaminlerle İlgili Çalışmalarda
Vitaminlerle ilgili çalışmalarda civcivler test hayvanı olarak tercih edile gelmişlerdir. Örneğin, yemlerde mevcut total vitamin A aktivitesini tayin etmede, civcive diğer hayvanlara nazaran öncelik verilmektedir. Çünkü, çeşitli formlarda çeşitli düzeyde aktivite ihtiva eden bu vitamine civcivin ihtiyacı fareler ve diğer hayvanlarınkinden daha fazladır.
Vitamin D ile ilgili bilgilerin elde edilmesinde civciv önemli bir rol oynamıştır. Halen bu vitamin ile ilgili çalışmalarda tercih edilen bir deneme hayvanıdır.
1897 yılında Eijkman, Beriberi hastalığının nedeni olan tiyamin noksanlığıyla ilgili çalışmalarda da kanatlıları kullanarak başlamıştır. Tiyamin noksanlığının kuşlarda âpolyneuritisâ hastalığına yol açtığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalardan sonra B1 â vitamini (tiyamin ) 1926 yılında saf olarak elde edilmiştir.
Vitamin E, selenyum, sistin ve metiyonin gibi besin maddeleri eksikliklerince ortaya çıkan beyaz kas hastalığı (muscular dısrophy), yıllarca gerek insanlarda ve gerekse diğer hayvan türlerinde geniş tahribata sebep olmuştur. Civciv yukarıdaki besin maddeleri noksanlığına gayet iyi cevap verebildiğinden, hastalığın nedenlerinin araştırılmasında bir numaralı deneme hayvanı olarak hizmet etmiştir. Civciv, aynı şekilde, riboflavin, vitamin K, pantotenik asit, biyotin, folik asit, vitamin B12 gibi vitaminler hakkında, geniş bilgiler elde edilmesinde birinci derecede rol oynayan test hayvanı olmuştur.
B â Antibiyotiklerle İlgili Çalışmalar
Bugün gerek hastalıklara karşı savaşta, gerekse büyümeyi pozitif yönde etkileyici olarak, kanatlılar ve insanlar dahil bir çok evcil hayvanlarda çeşitli antibiyotikler oldukça geniş çapta kullanılmaktadır.
C â Minerallerle İlgili Çalışmalar
Bir çok hayvanlar tarafından küçük miktarda ihtiyaç duyulan iz minerallerin önemi, ancak civcivlerle yapılan çalışmalar sonunda ortaya çıkarılmıştır. âSlipped tendonâ veya persosis adı verilen hastalık, civcivlerde manganez noksanlığı ile teşhis edilmiş, böylece manganezin, bütün hayvan türleri için gerekli olan bir element olduğu ortaya konulmuştur. Civcivler kullanılarak üzerlerinde geniş çapta araştırmalar yapılan diğer mineraller de şunlardır: K, g, Ca, P, I, Zn, Cu Mo â ve Se. Bu minerallerin hepsinin insan ve hayvan beslenmesinde önemli fonksiyonları vardır.
D â Aşılarla İlgili Çalışmalarda
Kanatlıların yumurtası, kendine mahsus özellikleri bulunan çok önemli bir üründür. Hayatın devamı için gerekli bütün besin maddelerine ve faktörlere sahip olduğu gibi, pratik olarak da mikroorganizmalardan steril bir durumdadır. Yumurtanın bu özelliği, en küçük bir organizma olan virüse ait kültürlerin hazırlanmasında büyük önem taşımaktadır. Bilindiği gibi, virüsler insanlarda ve hayvanlarda çok çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır.
Bunlardan başka kanatlılar, arterıoskleroz gibi önemli damar hastalıkları ile ilgili çalışmalarda embriyoloji, endokronoloji ve genetik dallarında deneme hayvanı olarak büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
KANATLILARDA SİNDİRİM SİSTEMİ
Kanatlı hayvanların beslenmelerine başlamadan önce, sindirim sistemi hakkında kısaca bilgi vermek faydalı ve gereklidir.
Kanatlıların sindirim sistemi ruminantlarınkinden geniş çapta, diğer hayvan türlerinkinden de belirli bazı farklar gösterir.
Sindirim sistemlerinin farklı oluşu beslenmelerinde kullanılan yemlerin cins ve miktarlarını önemli derecede etkiler. Örneğin, kanatlılar selüloz, hemiseluloz gibi kompleks polisakkaritlerden hemen hemen hiç yararlanamazlar. Rasyonlarında kolay sindirilebilen yemlerin kullanılması zorunludur.
Kanatlılarda sindirim sistemi bir sindirim kanalı ile buna ek veya yardımcı organlardan (karaciğer, pankrens ve dalak) ibarettir.
Sindirim sistemi, yiyeceklerin alınması, depolanması, sindirilmesi ve artık maddelerin dışarı atılması gibi fonksiyonları yerine getirir.
Sindirim Kanalı
Sindirim kanalı, Şekil 1âde görüldüğü gibi, ağız, yemek borusu (esophagus) kursak (ingluvies) bezli mide (pars glandularis) taşlık (pars muscularıs), ince bağırsaklar, (ıntestinum tenue) kör bağırsaklar (ceecum), kalın bağırsaklar (intestinum crassum), klooka (clooka) ve anusâdan ibarettir.
Şekil 1: Tavuğun İç Organları
AĞIZ
Kanatlılarda ağız, dudak, yanak ve dişlerin olmamasıyla karakterize edilir. Gaga küçük yem parçalarını alabilecek şekilde gelişmiştir. Ayrıca parçalamaya da elverişlidir. Dil, sivrilmiş olup dikenimsi bir çıkıntıya sahiptir. Bu kısmın fonksiyonu yemlerin yemek borusuna inişini sağlamaktır.
Kanatlılar â diğer hayvanlar kadar olmamakla beraber â tad alma duygusuna sahip olup dillerinin altında 90 adet kadar tad alma cisimcikleri bulunur. Bu cisimciklerin sayısı 6000 â 10.000, ineklerde 40.000 civarındadır.
YEMEK BORUSU
Yemek borusu ağız tabanının arka kısmından glandüler mideye kadar uzanır. Yemek borusunun uzunluğu olgun kanatlılarda 15-20 cm civarındadır. Yemek borusunda mükoz bir sıvı salgılanır. Bu salgının fonksiyonu yemlerin kursağa inişini kolaylaştırmaktır.
KURSAK
Yemek borusunun vücut boşluğuna girdiği yerde genişleyerek meydana getirdiği bir kesedir. Yapısı aynen yemek borusunun yapısına benzer. Aralarındaki yegane yapı farkı, mükoz bezlerinin bu organda, yemek borusuyla kursağın birleşme yerinde yer almasıdır.
Kursak, tavuklar, ördek ve güvercin gibi tane yiyen kanatlılarda iyi gelişmiştir. Kursağın esas fonksiyonu, yemlerin burada toplanıp bir müddet tutularak yumuşatılmasını sağlamaktır. Bu fonksiyonu ile bir nevi rezervuar gibidir. Tükürükte bulunan amilâz, kursakta karbonhidratların şekere çevrilmesinde çok az etkili olmaktadır. Esasen kursakta amilolitik ve proteolitik enzimlerin mevcut olup olmadığı hakkında araştırıcılar arasında görüş ayrılığı vardır. Bazı araştırıcılar, kursakta bulunan enzimlerin yem gibi bir dış kaynaktan veya bezli mide, katı mide (taşlık), duodenum gibi sindirim kanalının diğer kısımlarından geldiğini öne sürmektedirler.
BEZLİ MİDE
İnsanlardaki mideye tekabül eder. Kursak ile katı mide (taşlık) arasında yer alır. Bu midede yer alan bezler hem bir gastrik proteaz olan pepsini hem de HCI asiti salgılar. Yemlerin buradan pars muscularis adı verilen katı mideye geçişi ancak saniyelerle ifade edilebilecek kadar kısa sürer. Olgun hayvanlarda bezli midenin PHâsı 4-4.5 civarındadır. Hcl ve pepsinojenle karışmış olarak katı mideye gelen yemler, burada PHânın 2-3 olduğu bir ortam bulurlar. Zaten pepsinin en iyi çalıştığı hidrojen iyonu konsatrasyonu bu sınırlar arasında düşer.
KATI MİDE (TAŞLIK)
Bezli mide ile ince bağırsaklar arasında yer alır esas fonksiyonu yemlerin parçalanmasını sağlamaktır. Bu nedenle kuvvetli kaslara sahiptir. Mide yüzeyi keratinleşmiş bir durum gösterir.
Buradaki kaslar istemsiz olup, her 20-30 saniyede çok kuvvetli bir şekilde kasılırlar. Yemle birlikte küçük taş parçalarının sağlanmasının, kanatlılarda dane yemlerin sindirim derecesini yükselttiğini denemeler göstermiştir. Fakat yemlerin ince olarak sağlanması halinde bu küçük taş parçalarının sindirim derecesini yükseltmesi ancak çok küçük bir düzeyde (%3) olmaktadır. Halbuki tüm dane yem verilmesi halinde, taş parçaları, danenin sindirimini %10 yükseltebilmektedir.
İNCE BAĞIRSAKLAR
Katı mideden kalın bağırsağa kadar olan kısmı kapsar. Sindirim kanalında yemlerin sindirim ve absorpsiyonu için en önemli kısmı teşkil eder. Duodenal kıvrımda pankreas yer alır.
Gastrik sindirim, muhtemel olarak duodenum başlangıcından, pankreas ve safra sekresyonlarının bağırsağa döküldüğü kısma kadar devam eder. Bu salgılar 5-6.5 PH derecelik bir asitlik meydana getirir ki bu, gastrik proteazların faaliyetini önler. Fakat bağırsak ve pankreas enzimlerinin çalışmasına imkân verir.
Üç esas yem komponti (Karbonhidratlar, proteinler ve yağlar) de pankreatik sekresyonlardan etkilenmektedir. Karbonhidratların hidrolizi esas olarak pankreatik amilazlar tarafından yerine getirilmektedir. Tavuklarda safranın da amilolitik aktiviteye iştirak ettiği tespit edilmiştir. Keza pankreas, bilinen bütün lipazâları da temin etmektedir.
Civciv ve tavukta sindirim kanalının çeşitli kısımlarının boyutları Tablo 2âde verilmektedir.
Şekil 2: Kanatlılarda Enerjinin Vücutta Dağılışı ve Kullanılması
Kanatlıların Vücudu ve Yemlerinde en Çok Bulunan Yağ Asitleri
Bunlar sırasıyla, Palmitik, stearik, oleik ve linoleik asit olup, karkas ve yemdeki yağların %90âını teşkil ederler. Daha önce bildirildiği gibi bunlar arasında sadece linoleik asit kanatlılar için esansiyeldir. Civcivlerin linoleik asit ihtiyaçları, rasyonun %1âi, yumurtlayan tavuklarda ise rasyonun % 1.5âu kadardır.
Linoleik Asit Eksikliğinde Görülen Septonlar:
A) Civcivlerde:
Büyüme hızında azalma,
Testisâin küçülmesi ve sekonder, seks karakterlerinde gerileme,
Su tüketiminde artış,
Karaciğerin büyümesi,
Fungal enfeksiyonlara mukavemetsizlik.
B) Yumurtlayan Tavuklarda:
Yumurta büyüklüğünde önemli derecede düşme,
Eksikliğin ileri derecede olması halinde, yumurta veriminde düşme,
Yumurtada döllülük nispetinin azalması,
Yumurta ve karkas lipid kompozisyonunda önemli değişmeler.
KANATLILARIN ENERJİ İHTİYACI
A. Civcivin Enerji İhtiyacı
Hayvanlar, esas itibariyle enerji ihtiyaçlarını tatmin için yem tüketmektedirler. Hayvanın enerji ihtiyacını rasyonun kilogramdaki veya belirli ünitesindeki enerjiye göre bildirmek tam doğru ve mümkün değildir. Bunun yerine hayvanın normal olarak büyüyüp gelişebilmesi için gerekli olan metabolik enerji hayvan başına günlük olarak bildirilmelidir. Ne var ki bunu civcivler için uygulamak çok zordur. Çünkü civciv devamlı büyümekte ve büyüdükçe enerji ihtiyacı değişmektedir. Bu nedenle civcivin günlük metabolik enerji ihtiyacı, Kg. rasyon için kilokalori (Kcal) olarak verilir. Civciv veya büyümekte olan kanatlı da günlük enerji ihtiyacını yem kapasitesine göre giderir.
Vücuda alınan optimum enerji düzeyine göre, dengeli rasyonlarda, broyler civcivlerin muhtelif enerji düzeylerinde tükettikleri yem miktarları Tablo 8 ve 9âda verilmektedir.
Civcivler vücutlarına giren enerji miktarını tam olarak ayarlayamazlar. Rasyonun enerji kapsamı yükseldikçe, bir dereceye kadar fazla enerji tüketirler. Bu nedenle, yüksek enerjili rasyonla beslenen civcivler, düşük enerjili rasyonla beslenenlere nazaran vücutlarında daha fazla yağ biriktirirler. Büyümelerine bile yetmeyecek kadar düşük enerjili rasyonlarla beslenen civcivlerde böyle bir depolama söz konusu olamaz. buna göre, yüksek enerjili rasyonların, karkasları yağca zengin; düşük enerjili rasyonların ise, karkasları yağca düşük hayvanlar meydana getirdiği söylenebilir. Fakat bitirme peryodunda (6-8 hafta), hem düşük hem de yüksek düzeyde enerji kapsayan dengeli rasyonlarla beslenen broyler civcivlerde canlı ağırlık artışı hemen hemen aynı olur.
*Protein, amino asit ve diğer besin maddelerince yeterli bir rasyon ve normal çevre şartlarında
Broyler civcivlerde normal büyüme Şekil 11âde gösterilmektedir. Yaklaşık olarak 8. haftaya kadar devam eden bu devre büyümenin en aktif peryodu olup, olgunluk devresi henüz başlamamıştır. Hayatın bu ilk safhasında, dengeli protein, fosfor, kalsiyum, iz mineraller ve vitamin ihtiyacı çok kritik bir durum gösterir. Rasyon, büyüme peryodunda cereyan eden metabolik reaksiyonlar, hayvanın normal fiziksel aktivitesi ve vücut ısısının muhafazası için yeterli düzeyde metabolik enerji kapsamalıdır. Bu peryodda enerjinin çok az kısmı yağa çevrilir. Altı haftalığa kadar, Broyler bir civciv yaklaşık olarak vücudunda % 4 yağ ihtiva eder.
Eğer piyasanın isteğine göre Broyler civcivlerde karkas yağı artırılmak istenirse bu devrede tavsiye edilen en yüksek metabolik enerji düzeyi ile maksimum büyüme için gerekli olan protein düzeyinin biraz altında protein kapsayan bir rasyon uygulanır. Böyle bir besleme programı, 7-8 haftalık Broyler civcivlerde, hem metabolik enerjinin çok yüksek oluşundan hem de protein kısıtlanmasından ötürü, daha fazla enerjinin vücuda girmesine yol açar ve fazla enerji yağa çevrilir. Leghorn civciv ve piliçlerinde, uygun enerji düzeylerine göre ortalama yem tüketimleri Tablo 10, 11 ve 12âde verilmektedir.
Yumurta Verimi ve Damızlık Olarak Yetiştirilen Erkek ve Dişi Piliçlerde Vücut Yağının Kontrolü
8 â 22 haftalık dönemde erkek ve dişi piliçler için kullanılan rasyon, sadece normal büyüme, gelişme ve tüylenmeye yetecek kadar enerji ihtiva etmelidir. Çünkü vücuda alınan fazla enerji yağa çevrilir. Bu bilhassa olgunluk devresine yaklaşan hayvanlar için önemlidir. Bu devrede hayvanların çok yağlanmalarına meydan verilirse, hayati önemi haiz organların etrafı adipoz doku tabakaları ile kaplanır ki, bu da optimum yumurta verimini engeller. Bu nedenle, Broyler damızlık yetiştirilmesinde fazla yağ depolanmasını önlemek için, yem tüketimi sınırlandırılmalıdır. Leghorn civcivleri, başlangıç, büyüme ve gelişme dönemlerinde kilogramında 3000-3100 kcal enerji kapsayan rasyonlarla beslenirse, fazla yağ depo etmeden normal olarak gelişebilirler. Bununla beraber sadece damızlık olarak yetiştirilen broyler piliçleri için daha düşük enerjili (yaklaşık olarak 2600-2750) kcal/Kg) rasyonlar uygulanmalıdır.
Rasyonun Metabolik Enerjisi (Kcal/Kg) 6-12 Haftalarda Yem Tüketimi (KGg)
*Normal çevre şartlarında, yeterli bir rasyonun uygulanması halinde ve ergenlik ağırlığı 1.8 Kg olan Leghorn soylarında.
Verilen bu değerlerden, örneğin, kg rasyonda 110 kcal değerinde bir enerji kısıntısı hayvan başına yem tüketimini günde %3.5-4 düzeyinde artıracaktır. Bu durum karşısında, eğer yüksek enerjili rasyon, kendisinden önce gelen düşük enerjili rasyondan %3 düzeyinde daha fazla pahalı değilse, %3 düzeyinde daha fazla enerji kapsayan bu rasyonu tercih etmek, bir düzine yumurtaya düşen yem masrafı bakımından daha kârlı olacaktır. Bu prensipler yem formülasyonu ile ilgili bölümde daha detaylı bir şekilde ele alınmıştır.
Broyler damızlık tavuğu, vücut ağırlığının yüksek oluşundan dolayı, yaşama payı için daha fazla enerjiye ihtiyaç gösterir. Böyle bir tavuk, maksimum yumurta verimi için günde yaklaşık olarak 400-450 kcalâlik metabolik enerjiyi yemleriyle almak zorundadır. Bu tavuklar yüksek enerjili rasyonlarla beslendiklerinde aşırı şekilde yağlandıklarından en iyisi rasyonlardaki enerji düzeyini 2600-2750 kcal olarak sınırlamak gerekir. Yem tüketimi o şekilde sınırlanmalı ki, hayvan günde yaklaşık olarak 420 kcalâden fazla metabolik enerjiyi vücuduna almasın.
Orta Ağırlıkta Yumurta Tavuğu Irklarının Enerji İhtiyacı
Bazı bölgelerde kahverengi kabuklu yumurtalar istenir. Bu yüzden tavuk yetiştiricileri, yem tüketimleri Beyaz Leghornâların çok üstünde olan Rhode Island Red, New Hampshire gibi orta-ağır ırklarla, ağır melez (cross breeds) ırkları yetiştirmek suretiyle kazanç yoluna giderler. Bunların vücut ağırlıkları Leghornâlarla, Broyler damızlık tavuklarınınkinin arasına düştüğünden enerji ihtiyaçları da yaklaşık olarak broylerin enerji ihtiyacı olan günde hayvan başına 420 kcal ile Leghornâun ihtiyacı olan 320 kcal metabolik enerji arasında yer alır. Buna göre, orta-ağır ırkların günlük metabolik enerji ihtiyaçları yaklaşık olarak hayvan başına 420+300=720:2=360 kcalâdır
Erkek Kanatlıların Enerji İhtiyaçları
Büyüme sırasında, erkek kanatlı hayvanların birim canlı ağırlık artışı için enerji ihtiyaçları belirsiz olacak kadar hafif şekilde dişilerinkinden azdır. Dişilere göre erkek hayvanlar vücutlarında daha düşük oranda yağ depo ederler. Fakat erkekler dişilere göre daha çabuk büyüdüğünden total olarak daha fazla enerjiyi gerektirirler. Bu nedenle de büyüyen bir erkek kanatlı hayvanla, büyüyen bir dişi kanatlı hayvanın enerji ihtiyaçları birbirlerine çok yaklaşır.
Ergin hayvanlara gelince, horoz büyük cüssesinden dolayı, tavuğa göre yaşama payı olarak daha fazla enerjiye ihtiyaç gösterir. Fakat tavuk da yumurta veriminden dolayı ekstra bir enerjiye ihtiyaç gösterir ki bu, horozla arasındaki cüsse farkından ileri gelen enerji farkını fazlasıyla karşılar.
Verim ve Yaşama Payı İçin Enerji İhtiyaçları
Hayvan ister büyüme peryodunda, ister verim devresinde olsun, vücuduna aldığı total enerjinin oldukça büyük bir kısmını, yaşaması, yani hayatının muhafazası için sarfeder. Yaşama payı, bazal metabolizma ve normal aktiviteyi kapsar. 40 gr ağırlığında bir civcivin günlük yaşama payı enerji ihtiyacı 8 kcal kadardır. Yaşama payı için bu enerji öncelikle sağlanmadan hayvan hiçbir enerjiyi büyüme için değerlendiremez.
Bazal Metabolizma
Bazal metabolizma, bir hayvanın açlık durumunda, istirahat halinde ve optimum çevre şartlarında sarfettiği enerji miktarıdır. Bazal metabolizma, ekseriya hayvanın tükettiği oksijen miktarına göre hesaplanır.
Yapılan çalışmalara göre, günlük civcivlerde, bazal ısı prodüksiyonu vücudun her gram ağırlığı için saatte 0.0055 kcal kadardır. Ergin bir tavukta ise bu değer, 0.0030 kcal civarındadır. Saptanan bu rakamlar genç hayvanlardaki metabolik hızın yaşlı hayvanlarınkinden daha yüksek olduğunu göstermektedir. 40 gr gelen bir civcivin günlük bazal enerji ihtiyacı yaklaşık olarak 5.28 kcalâdır.
Aktivite
Aktivite için gerekli olan enerji, tabii olarak hayvanın faaliyet derecesine bağlıdır. Normal şartlarda bu, kanatlılarda bazal metabolizma için gerekli olan enerjinin yarısına tekabül eder.
Büyüme İçin Enerji
Büyüme için enerji ihtiyacı, her gr. Vücut ağırlık artışı için yaklaşık olarak 1.5-3 kcal olup, ağırlık artışında vücutta meydana gelen proteinlerin yağa oranına göre değişir. Beyaz Leghornâa ait total günlük metabolik enerji ihtiyacı, büyümenin çeşitli peryodları için proteinlerle ilgili bölümde verilmektedir.
Gerçi büyüyen erkek kanatlıların günlük enerji ihtiyaçları biraz daha fazla ise de, bunlar için rasyonun enerji bakımından ayrıca ayarlanmasına gerek yoktur. Erkekler, dişilerin beslendiği aynı rasyondan biraz daha fazla yemek suretiyle ihtiyaçlarını ayarlayabilirler.
Büyüme hızı, bazal metabolizma, depo edilen dokunun tipi ve yemden yararlanma belirli bir dereceye kadar çeşitli hormonların bilhassa büyüme, tiroksin ve seks hormonları sekrasyonlarının çeşitli düzeyleri tarafından tayin edilir.
Enerji Eksikliği ve Eksiklik Semptomları
Kanatlılarda enerji eksikliği semptomları ancak sindirimi zor, düşük enerjili kaba yemleri kullanmak suretiyle meydana getirilebilir. Çünkü bu yemler hayvanın kursak ve sindirim sistemini kolayca doldurur. Hayvan bu kapasitenin üstüne çıkamaz ve dolayısıyla yeterli enerjiyi alamaz. Halbuki rasyon hacimli olmayıp sadece düşük enerjili olsa, yem tüketimini artırmak suretiyle ihtiyacı olan gerekli enerjiyi sağlayabilir. Zaten çok düşük enerjili rasyonlar, hacimli karakterde olanlardır.
Optimum büyüme ve yumurta verimi sağlayabilmek için kanatlıların pratik şartlarda, yem tüketimlerini artırmak suretiyle gerekli olan enerjiyi sağlayamayacak rasyon enerji düzeylerini kantitatif olarak tayin etmek çok önemlidir. Örneğin, böyle düşük bir düzeyin sınırı, soğuk ve mutedil iklimlerde, rasyonun kilogramı için 2600 kcal, sıcak iklimlerde ise 2400 kcalâdır. Bu düzeylerin altında hayvan yem tüketimini artırmak suretiyle ihtiyacı olan enerjiyi sağlayamaz.
Yapılan çalışmalar, bir civcivin ihtiyacı olan enerjiyi alabilmesi için yediği yemin minimum densitesinin, 1 cm³ için 1.5 kcal olması gerektiğini ortaya koymuştur. Buna göre 2600 kcal/Kg metabolik enerji ihtiva eden bir rasyonda minimum densite;
Olmalıdır.
Büyüyen civcivlerin rasyonlarındaki enerji kapsamı kritik düzeyin altına düşünce, büyüme hızı düşer ve karkastaki yağ miktarı azalır. Bununla beraber rasyonun enerji muhteviyatı, yaşama payı için yeterli olursa, diğer eksiklik semptomları görülmez.
Rasyonun enerji kapsamı, hayvanın hayati fonksiyonlarının devamını sağlayacak bir düzeyin altına düşerse, vücuttaki proteinli dokular kullanılmaya başlanır ve hayvan ağırlık kaybeder. Bu kayıp hayvanın, hayati fonksiyonlarını bozacak bir seviyeye ulaştığında hayvan ölür.
Enerji â açlığı şartlarında vücut enerji kaynakları aşağıdaki sıraya göre kullanılır
Önce vücutta depo edilen küçük miktardaki glikojen harcanır,
Bundan sonra, yağ rezervlerinin çoğu sarfedilir,
Nihayet, kan şekerini normal düzeyde tutmak ve diğer hayati fonksiyonlar için proteinli dokular kullanılır.
Aşırı Düzeyde Enerji İle Beslenme Halinde Ortaya Çıkan Semptomlar
Rasyondaki enerjinin protein, mineral maddeler ve vitaminlere oranının, hayvanın normal büyümesi, verimi, aktivitesi ve çeşitli hayatsal fonksiyonlarının devamı için gerekli oranın çok üzerinde ise, enerji fazlalığı söz konusudur.
Daha önce de işaret edildiği gibi, enerjinin gereğinden biraz fazla olması halinde, büyübe hızında hafif bir düşme ve vücutta yağ depolanması meydana gelir. Bunun nedeni, hayvanın normalin altında bir yem tüketimiyle enerji ihtiyacını karşılaması ve vücuda azalan yem tüketimi yüzünden optimum verim ve büyümenin gerektirdiği miktarda protein, mineral madde ve vitaminin girmemesidir. Yukarıdaki semptomlar istisna edilirse hafif enerji, fazlalığında belirli semptomlar meydana gelmez. Eğer rasyonun enerji düzeyi çok yükselirse, yem ve vitamin noksanlıkları ortaya çıkar. Büyüme tamamen durabilir. Hayvanlar aşırı yağlanırlar ve aynı zamanda protein ve vitamin açlığının belirtilerini gösterirler.
50 yıl önceki bir inanışa göre, mısır o kadar fazla enerji ihtiva ediyordu ki bu, adeta kanatlı hayvanları yakıp kavuruyordu. Keza aynı inanışa göre %10âün üzerindeki yağ, kanatlı hayvanlar için çok toksik idi. Fakat daha sonra yapılan çalışmalar, enerji ile protein, esansiyel amino asitleri arasında iyi bir denge kurulduğu zaman, istenildiği kadar mısırın rasyonda kullanılabileceğini açık bir şekilde göstermiştir. Gerçekten yapılan bazı denemelerde, çok az veya hiç karbonhidrat ihtiva etmeyen buna mukabil %35-40 düzeyinde yağ %45-50 düzeyinde protein kapsayan rasyonlarla beslenen civcivlerde mükemmel bir büyüme sağlanmıştır. Öyle ki rasyonun metabolik enerji düzeyi kilogramda 5000 kcalâye ulaşmış, fakat protein ve amino asitleri ile rasyonun enerji düzeyi arasında optimum bir oran sağlandığından civcivlerin büyümesi olumsuz yönde etkilenmiştir.
Kanatlılarda Protein ve Amino Asit Beslenmesi
Kanatlılarda bilimsel olarak yapılan protein beslenmesi sadece rasyonun ham protein kapsamına dayandırılamaz. Bunun yerine, her esansiyel amino asidin rasyondaki düzeyi, yararlılık derecesi ile birlikte esansiyel olmayan amino asit nitrojeninin yeterli düzeyde sağlanması da göz önünde tutulmalıdır. Bunların yanı sıra, vücut ve yumurta proteinlerinin en etkili bir şekilde ve en ekonomik olarak sentezlenebilmeleri için gerekli olan besin maddeleri ve komponentlerinin de kanatlı hayvanlara hücre düzeyinde sağlanmaları gerekir.
Broyler Başlangıç ve Bitirme Rasyonlarında Protein Düzeyleri
Broyler tipi piliçler, maksimum büyümeleri için gerekli olan enerji ihtiyaçlarını bir kilogramında 2800-3400 kcal metabolik enerji kapsayan rasyonlardan yem tüketimlerini regüle etmek suretiyle sağlayabilirler.
Rasyonda belirli enerji düzeylerinde gerekli olan protein düzeyleri ve bunlara göre beklenen yemden yararlanma Tablo 16âda verilmektedir. Bu değerler, başta Cornell üniversitesi olmak üzere, Amerikaânın birçok bölgelerinde yapılan denemelerin sonuçlarına dayanmaktadır.
TABLO 16
Rasyonun Enerji Kapsamına Göre Broyler Tipi Kanatlıların Protein İhtiyaçları
Rasyonun metabolik enerjisi (Kcal/Kg) Protein ihtiyacı
% Yemden yararlanma
(Kg)
* Bu değerler, 8 haftalık hayvanlarda kümülatif yemden yararlanma değerleridir.
Başlangıç ve Büyüme Dönemlerinde Beyaz Leghornların Protein İhtiyaçları
Leghornâların başlangıç ve büyüme dönemlerinde büyüme hızı broylerlerinki kadar kritik bir durum göstermediğinden, rasyonun enerji düzeyi genel olarak broylerler için uygulanan enerji düzeyinden daha düşüktür. Deneysel ve pratik deneme sonuçlarına göre önerilen protein düzeyleri ve bu düzeylerde beklenen yem tüketimleri Tablo 17 de verilmektedir.
TOBLO 16
Beyaz Leghornâlarda Rasyonlarda Protein Düzeyleri İle Beklenen Yem Tüketimleri
Rasyonun metabolik enerjisi Başlangıç dönemi 0-6 hafta protein yem Büyüme dönemi 6-12 hafta protein yem Piliç gelişme dönemi 12-20 hafta protein yem
Total yem
0-20 hafta
*Rasyonun 3000 Kcal M.E./Kg kapsaması, bütün esansiyel amino asitleri ve diğer besin maddelerince yeterli olması halinde.
**Beyaz Leghornâların diyetsel proteinden % 55 düzeyinde yararlanması halinde.
***Başlangıçta 36 gr gelen civcivin, 5 gr yedek yumurta sarısını ilk haftada kullandığı kabul edilerek.
****Bu değerler 1.91 gr olan protein ihtiyacından, yumurta sarısında yer alan 0.21 grâın düşünülmesi ile elde edilmiştir. Yumurta sarısı %30 düzeyinde protein kapsar. Bu total 1.5 gr proteine tekabül eder. Bu miktar protein kuluçkadan yeni çıkan bir civcive günde ortalama 0.21 gr proteini bir hafta süreyle sağlar.
Broyler tipi kanatlılarda bir ile sekiz haftalık dönemdeki protein ihtiyaçları hesaplanmış yem tüketimleri ve yemden yararlanma değerleri Tablo 19âda verilmektedir.
Kanatlıların Vücutlarında Günde Kullandıkları veya Depo Ettikleri Miktarlara Göre Günlük Protein veya Amino Asit İhtiyaçlarının Hesaplanması
Birçok çalışmalar, büyüyen beyaz Leghornâların rasyonlarındaki proteinlerden yaklaşık olarak ancak % 55 düzeyinde yararlanabildiklerini göstermiştir. Buna göre, vücuda alınan veya tüketilen proteinden ancak % 55âi dokuların ve tüylerin büyümesi ve günlük kaybolan endojen nitrojenin yerine konulabilmesi için vücutta tutulmaktadır. Halbuki bu oran büyüyen broyler soylarında % 64âe kadar çıkabilmektedir. İndividuel esansiyel amino asitleriyle yapılan çalışmalar, bunların çoğunun vücutta iyi değerlendirildiğini göstermiştir. Esansiyel amino asitlerinden bazıları, bilhassa rasyonda minimum düzeyde olduklarında ve sadece yumurta ve doku proteinleri için kullanıldıklarında yararlılık dereceleri % 85âe kadar çıkabilmektedir.
Büyüyen Kanatlılarda Günlük Protein İhtiyaçlarının Hesaplanması
Büyüyen kanatlıların protein ihtiyaçları üç kısma ayrılabilir:
Dokuların büyümesi için protein ihtiyacı,
Yaşama payı için protein ihtiyacı,
Tüylerin büyümesi için protein ihtiyacı.
Doku Büyümesi
Kanatlı hayvanların karkası % 18 düzeyinde protein kapsadığından doku büyümesi için günlük protein ihtiyacı, günlük canlı ağırlık artışının (gr olarak) 0.18 ile çarpılıp 0.55âe (vücutta proteinden yararlanma oranı) bölünmesi ile bulunabilir.
Doku büyümesi için protein ihtiyacı= Günlük canlı ağırlık artışı x 0.18
0.55
Yaşama Payı
Kanatlılarda endojen nitrojen kaybı günde yaklaşık olarak, vücut ağırlığının her kilogramı için 250 mg dir. Bunu proteine çevirirsek 250 x 6.25 = 1600 mg eder. Yani yaklaşık olarak günde 1600 mg protein vücut ağırlığının her kgâı için kaybolmaktadır. Buna göre, yaşama payı için günlük protein ihtiyacı, vücut ağırlığının (gr olarak) 0.0016 ile çarpılıp 0.55âe bölünmesiyle kolayca bulunabilir.
Yaşama payı için protein ihtiyacı= Vücut ağırlığı (gr) x 0.0016
0.55
Tüylerin Büyümesi
Kanatlılar üç haftalıkken tüyler, yaklaşık olarak vücut ağırlığının % 4âünü teşkil ederler. Bu rakam, dördüncü haftada % 7âye ulaşır ve bundan sonra nispeten sabit kalır. Tüylerin protein kapsamı takriben % 82âdir. Buna göre, tüyler için gerekli günlük protein ihtiyacı yüzde tüy ağırlığını (0.04 veya 0.07) vücut ağırlığı ve 0.82 (tüylerdeki yüzde protein kapsamı) ile çarpıp 0.55âe bölmekle tayin edilebilir.
Yukarıdaki açıklamaları dikkate alarak, büyüyen Beyaz Leghornâlarda günlük protein ihtiyacı aşağıdaki formülü kullanmak suretiyle hesaplanabilir.
Günlük protein ihtiyacı (gr) = Günlük ağırlık artışı (gr) x 0.18
0.55
0.0016 x vücut ağırlığı (gr) + (0.07) x Günlük ağırlık artışı (gr) x 0.82
0.55 0.55
broyler civcivlerin günlük protein ihtiyaçlarının hesaplanmasında aynı formül kullanılabilir. Sadece 0.55 rakamı yerine 0.64 rakamı kullanılır. Çünkü broyler tipi civcivler proteinden %64 düzeyinde yararlanabilirler.
Tablo 18 ve tablo 19âda verilen değerlerin, rasyonun bütün esansiyel amino asitlerince yeterli olması halinde, hesaplanmış minimum protein ihtiyaçları olduğunu önemle belirtmek gerekir. Tablo 17âdeki değerler, 0 â 6 haftalık büyüme peryodunda, yeterli düzeyde metiyoninle desteklenmesi ve 3000 kcal M.E./Kg ihtiva etmesi halinde büyüyen Leghornâlar için kullanılacak rasyonun protein düzeyinin %21.5 civarında olması gerektiğini göstermektedir. Gerçek hesaplama ile 6 haftalık iken % 18 olan protein ihtiyacının, 12.ci haftada % 12.5âa düşürülebileceği görülüyor ise de böyle bir düşüş pratik şartlarda tavsiye edilemez.
6 â 12 haftalık dönemde rasyonun en az % 17 protein ihtiva etmesi salık verilir. Çünkü düşük proteinli rasyonlar metiyoninle desteklenseler bile, diğer bütün esansiyel amino asitlerini yeterli düzeyde sağlayamazlar. Şu halde mısır ve soyadan meydana gelen rasyonlar bu dönem için en az % 17 protein kapsamalı ve ayrıca metiyoninle desteklenmelidir. 12 â 22 haftalık dönem için ise % 14.5 düzeyinde protein, bu dönemin gerektirdiği protein ve esansiyel amino asit ihtiyaçlarını karşılayabilir.
Yapılan çalışmalar, broyler tipi hayvanlar için 0 â 6 haftalık dönemde metiyonin ile desteklenmiş rasyonların 3200 kcal M.E./Kg ve % 24 protein; 6 â 8 haftalık dönemde ise 3300 kcal M.E./Kg ve % 20.5 protein ihtiva etmesi gerektiğini göstermiştir.
Yumurtlayan Tavukların Protein İhtiyacı
Yumurtlayan beyaz Leghorn tavuğu, ortalama büyüklükte bir yumurtaya yaklaşık olarak 6 gr protein depo eder. Endojen nitrojen üzerinde yapılan çalışmalar, beyaz Leghorn tavuğunun günlük yaşama payı için üç gram proteine ihtiyacı olduğunu göstermiştir. Buna göre, yaklaşık olarak günlük 10 gr proteinin ergin tavuklarda, hem yaşama payı hem de maksimum yumurta verimi için yeterli olması gerekir. Halbuki yapılan birçok çalışmalar, % 75-80 düzeyinde optimum bir verim sağlayabilmek ve en iyi yemden yararlanma için ergin tavukların mısır â soya tipi bir rasyonla vücutlarına günde 17.5 â 18.5 gr protein almaları gerekmektedir. Bu protein ihtiyaçları 2 kg ağırlığındaki tavuklar için uygundur. Daha ağır tavukların kullanılması halinde günlük protein ihtiyacı, kg. vücut ağırlığı artışı için 1.5 gr daha fazladır. yukarıdaki değerler dikkate alınırsa, tavuk, rasyondaki proteinleri gerek yumurta proteinlerine gerekse yaşaması için gerekli nitrojenli bileşiklere çevirmede ancak % 55 düzeyinde etkili olabilmektedir.
Yumurtlayan tavukların protein ihtiyaçlarıyla ilgili olarak yapılan bazı çalışmaların sonucu Tablo 20 de verilmektedir.
Yumurtlayan Tavuklarda Proteinden İyi Yararlanamamanın Nedenleri
Sindirim Derecesi
Yem proteinlerinin bilhassa kanatlılar tarafından tamamen değerlendirilemediği bilinmektedir. Kanatlıların rasyonlarında bulunan yemlerdeki ham proteinlerin sindirilme dereceleri % 75 â 90 olup ortalama % 85 civarındadır.
TOBLO 16
Beyaz Leghornâlarda Rasyonlarda Protein Düzeyleri İle Beklenen Yem Tüketimleri
Rasyonun optimum protein düzeyi
Yumurta verimi Bir düzine yumurtaya düşen yem Günde 100 tavuğa düşen yem Günde tavuk başına protein ihtiyacı
% % Kg Kg Kg
17.8
Yem Proteinlerinin Biyolojik Değeri
Yem proteininin biyolojik değeri yumurta proteinin biyolojik değerine ne kadar yaklaşırsa; tabiatıyla o nispette diyetsel proteinden daha iyi yararlanır. Yumurta proteinindeki esansiyel amino asitlerin çoğunun konsantrasyonu, soya â mısır tipi yumurta tavuk rasyonunda yer alan proteinlerdekinden daha yüksektir. Bu mukayese Tablo 21 de verilmektedir.
Bu tablodan da anlaşılacağı üzere, ovaryum ve oviduktte yumurta proteinlerinin sentezlenebilmeleri için, esansiyel amino asitlerinin belirli bir konsantrasyona ulaşması gerekmektedir. Bu konsantrasyonun sağlanması sırasında bir kısım yem proteinleri ziyan olabilir. % 16 protein kapsayan mısır â soya tipi bir rasyondaki metiyonin düzeyi, yumurtada mevcut metiyonin yüzdesinin ancak yarısı kadardır. Bu rasyponlardaki metiyonin eksikliği, rasyona sentetik metiyonin ilave edilerek giderilse bile, tavuk 6 gr gelen yumurta proteininin teşkili için gerekli olan lisin, valin ve izolösin amino asitlerini sağlayabilmek için 9 gr yem proteinine ihtiyaç gösterecektir. Böylece yine 3 gr protein ziyan olacaktır.
TABLO 21
Yem Proteini (mısır â soya) İle Yumurta Proteininin Amino Asit Kompozisyonu Bakımından Karşılaştırılması
Tablo 22âde yumurtlayan bir tavuğun, gerekli mineral ve vitaminlerce desteklenmiş mısır â soya tipi bir rasyondan günde sağladığı 18 gr yem proteinin vücutta kullanılmasına ait bir hesaplama örneği verilmektedir.
TABLO 22
Yumurtlayan Tavuğun Mısır â Soya Tipi Bir Rasyondan Sağladığı Proteinin Vücutta Kullanılması
Gram Gram
Vücuda alınan günlük protein
Günlük sindirim kaybı (% 15 x 18 gr)
Bir yumurta için günde harcanan (2 x 6 gr)
Günde vücutta depolanan protein (endojen nitrojen için gerekli olan (0.5 x 6.25)
Total
Total vücuda alınan
Total kullanılan
Mısır â soya tipi bir rasyonun 12 gramı, ortalama büyüklükteki bir yumurtanın 6 gr gelen proteinindeki metiyonini ancak sağlayabilmektedir. Bu duruma göre 6 gr yem proteini ya ziyan olmakta veya muhtemel olarak yumurta proteinlerindeki esansiyel olmayan amino asitlerin sentezi için kullanılmaktadır.
Denemeler metiyonince desteklenmiş rasyonlarla beslenen Beyaz Leghornâların günlük minimum protein ihtiyaçlarının 16 gramı geçmediğini göstermiştir.
Tavukların protein ve enerji ihtiyacı ile ilgili olarak yapılan eski çalışmalarda bütün yumurtlama yılı için rasyonun yüzdesi olarak bir tek protein ihtiyacı verilirdi. Bunun doğru olmayacağını daha sonraki çalışmalar açık bir şekilde ortaya koymuştur. Çünkü yumurtlayan tavuklarda yem tüketimi ve protein ihtiyacı aşağıda bildirilen birçok faktörler tarafından etkilenmektedir.
Tavuğun büyüklüğü ve ırkı,
Çevre sıcaklığı,
Verim dönemi,
Kümes tipi (yer yahut kafes),
Tavuk başına düşen yemleme sahası,
Otomatik yemliklerde yemin derinliği,
Tavukların uygun olarak gagalarının kesilip kesilmediği,
Kafes ve yerde bulunan tavukların sıkışıklık derecesi,
Rasyonun enerji düzeyi,
Bol miktarda temiz suyun sağlanıp sağlanamadığı,
Sürüdeki hastalık durumu.
Eğer bakımla ilgili bütün faktörler memnuniyet verici ise yem tüketimi başlıca aşağıdaki dört ana faktör tarafından kontrol edilir.
Tavuğun ırkı ve büyüklüğü,
Çevre sıcaklığı,
Verim dönemi,
Rasyonun enerji kapsamı.
Tavuğun Büyüklüğü ve Irkı
Ağır cüsseli hayvanlar daha fazla yaşama payı enerjisine ihtiyaç gösterdiklerinden, ağır tavuk ırkları, hafif ırklara nazaran daha fazla yem tüketirler. Ağır ırklar keza yaşama payı olarak, hafif ırklara göre günde daha fazla proteine ihtiyaç gösterirler. Genel olarak günlük protein ihtiyaçları Leghornâlarınkinden belirli derecede yüksektir. Ağır ırktan bir tavuğun, yaklaşık olarak günde 150 gr yem yediği ve bu yemin % 16 protein kapsadığı kabul edilirse vücuda bu yemle birlikte 24 gr proteinin girmesi gerekir. Halbuki modern küçük beyaz Leghorn ırkı tavuk başına aynı düzeyde enerji ve aynı çevre şartlarında 100 gr yem tüketir. Bu duruma göre ihtiyacı olan 18 gr proteini sağlayabilmesi için yemdeki protein düzeyinin % 18 olması gerekir.
Çevre Sıcaklığının Etkisi
Denemeler, içerisi soğuğa karşı korunmuş (izole edilmiş) kış aylarında, sıcaklığın 13°Cânin altına düşmediği kümeslerde, Leghorn tavuklarının, bir kilogramında 3000 Kcal metabolik enerji kapsayan normal mısır â soya tipi bir rasyondan yaklaşık olarak hayvan başına 110 gr tükettiklerini göstermiştir. Yaz aylarında ise aynı hayvanlar için yem tüketimi 90 grâa kadar düşmektedir. Buna göre, kışın hayvanların ihtiyacı olan günlük 18 gr protein, rasyonda % 16.4 düzeyinde proteinle sağlanırken, yazın aynı miktar proteinin sağlanması için rasyonun % 20 düzeyinde protein ihtiva etmesi gerekmektedir.
Verim Dönemi
Bir yumurta tavuğunun verim dönemi ekseriya 15 aylık bir süreyi kapsar. Yumurta verimi çoğu zaman 22 haftalıkken başlar; süratle yükselerek, 32 â 36 haftalarda maksimum bir değere ulaşır. Sonra, yavaş yavaş azalarak 15 aylık bir yumurtlamadan sonra, yani tavuklar 82 haftalıkken verimleri % 55âe düşer.
Yumurtlayan bir sürünün tipik verim eğrisi Şekil 14âde görülmektedir.
Şekil 14: Beyaz Leghorn Tavuklarının Verim Peryodlarında, Yumurta Verimi, Vücut Ağırlığı ve Yem Tüketiminde Meydana Gelen Değişmeler
Yumurta verim devresi üç safhaya ayrılarak incelenebilir:
1.Dönem: Ortalama büyüklükte beyaz bir Leghorn tavuğu yumurtlamağa başladığı 21. haftada yaklaşık olarak 1450 gr gelir ve günde 70 gr yem tüketir. 22. haftadan 42. haftaya kadar devam eden 20 haftalık süre zarfında:
Yumurta verimi 0âdan %85 gibi çok yüksek bir düzeye ulaşır.
Vücut ağırlığı 1450 gramdan, yaklaşık olarak 1950 grama yükselir (Şekil 14).
22. haftada yaklaşık olarak 40 gr gelen yumurta ağırlığı da yavaş, yavaş yükselerek 42. haftada 60 grama çıkar.
Bütün bunlara dayanarak, birinci dönemin yumurtlayan tavuğun total verim döneminde en kritik dönemi teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde, hayvanlara yeterli miktarda protein, amino asitleri ve vitaminlerin sağlanması, sadece bu peryottaki optimum ve ekonomik verim, maksimum yumurta büyüklüğü, normal büyüme fizyolojik olgunluğa erişmek için değil, aynı zamanda onların müteakip devrelerdeki maksimum verimleri için gerekli doku rezervleri ve sıhhatte kalabilmeleri için de gereklidir.
2. Dönem: Tavukların olgun vücut ağırlığına ulaştığı 42 haftalık dönemden, yumurta veriminin % 65âe kadar düştüğü dönemi içine alır ki, bu da yaklaşık olarak kuluçkadan itibaren 62. haftadır.
3. Dönem: Yumurta veriminin % 65âin altına düştüğü devreyi içine alır.
Bir Tavuğun 1., 2., 3. Dönemlerde Günlük Protein İhtiyacı
1., 2. ve 3. dönemlerdeki protein ihtiyacı Tablo 23 de verilmektedir. 1. dönem tavuğun en verimli olduğu dönemdir. Bu dönemin 2. ve 3. dönemlerden farkı, hayvanın bu dönemde büyümesine devam etmesidir. Bir tavuğun 1. dönem için günlük protein ihtiyacını üç kısma ayırmak mümkündür:
Yumurta verimi için protein ihtiyacı,
Yaşama payı için protein ihtiyacı,
Vücut dokularının ve tüylerin büyümesi için protein ihtiyacı.
TABLO 23
1., 2. ve 3. Yumurtlama Döneminde Beyaz Leghorn Tavuklarının Günlük Protein İhtiyacı
İı Protein Miktarı
1. Dönem 2. Dönem 3. Dönem
Bir yumurta için
Günlük yaşama payı olarak
Günlük büyüme için
Günlük tüy büyümesi için
Total
Günlük diyetsel protein ihtiyacı*
Proteinden yararlanma derecesi 5.6
3.0
1.25.0**
56.0
* Deneme sonuçlarına dayanmaktadır.
**% 85 düzeyinde yumurta verimi için gerekli olan protein ihtiyacı
ortalama yumurta verimi birinci dönem için % 78, ikinci dönem için % 72 olabilirse de, bu dönemlerde birçok tavuklar, %100âe yakın bir verim gösterebilirler. Bunu göz önüne alarak, onların daha çok yumurtlamalarını teşfik için, her gün yumurtladıklarını kabul ederek protein ihtiyaçlarını buna göre düzenlemek gerekir. Bu dönemde ortalama büyüklükte bir yumurtanın ağırlığı yaklaşık olarak 52 gr gelirse de, 56 gr ağırlığında bir yumurtanın gerektirdiği bir diyetsel proteini sağlamak gerekir. Çünkü böylece 52 gr ağırlığındaki yumurtanın süratle 56 grâa gelmesi sağlanmış olur. Yumurta yaklaşık olarak % 10 protein kapsadığından, günde hayvana en az 5.6 gr yumurta proteini sağlanmalıdır. Bir başka ifade ile tavuğa günde 5.6 gr yumurta proteini sağlayacak yem proteinini verim payı olarak sağlamak zorunludur.
Yaşama Payı
Başlangıç ve büyüme döneminde olan civcivler gibi, genç tavuklar da, vücut ağırlığının her gramı için vücuttan kaybolan 1.6 mg proteini yaşama payı olarak rasyonları ile almak zorundadırlar. Buna göre, örneğin, 1880 gr ağırlığındaki tavuğun günde yaşama payı olarak 3 gr protein alması gerekir.
Büyüme İçin Protein İhtiyacı
22. haftadan 32. haftaya kadar olan 70 günlük süre zarfında genç tavuğun vücut ağırlığında yaklaşık olarak 450 grâlık bir artış olmalıdır. Bu, günlük hayvan başına 6.5 grâlık bir ağırlık artışına tekabül eder. Daha önce, büyüyen dişi kanatlıların günlük protein ihtiyaçlarının hesaplanmasında (Tablo 18) kullanılmış olan aynı formüller kullanılarak, genç ve henüz büyümekte olan bir tavuğun, günde dokularında 1.2 gr yeni büyüyen tüylerinde ise 0.4 gr proteini depo ettiği hesaplanabilir. İkinci ve üçüncü yumurtlama dönemlerinde tavuk artık büyümediğinden, büyüme için proteine ihtiyacı yoktur. Birinci döneme göre tüyler için protein ihtiyacı azalır; fakat yaşama payı için protein ihtiyacı devam eder. İkinci dönemde yumurta ağırlığının artışı yüzünden protein ihtiyacı biraz artar. Üçüncü dönemde çok az tavuk, ancak % 85âin üzerinde yumurtlar. Bundan dolayı günde bir yumurta için bu dönemde sadece 5.3 gr protein depo edilecektir.
Yumurtada, vücut dokularında ve tüyde depolanan protein miktarı ile deneysel olarak saptanmış günlük protein ihtiyaçları Tablo 23âte mukayeseli olarak verilmektedir. Dönem 1., 2. ve 3. için depolanan protein miktarları, sırasıyla 10.2 gr, 9.1 gr ve 8.4 gr bilinmesine karşılık, ihtiyaçlar da sırasıyla 18.0 gr, 16.0 gr ve 15.0 gr olarak saptanmıştır. Bu değerler, proteinden yararlanmanın her üç devrede de % 56-57 olduğunu ortaya koymakta ve daha önce büyüyen beyaz Leghornâlar için deneysel olarak tespit edilen proteinden yararlanma derecesi (%55) ile tam bir uygunluk göstermektedir.
1., 2. ve 3. yumurtlama dönemlerinde vücuda alınan diyetsel proteinin yaklaşık olarak değerlendirilmesi Tablo 24âte verilmektedir.
TABLO 24
Leghorn Tavuklarında 1., 2. ve 3. Yumurtlama Dönemlerinde Günlük Alınan Diyetsel Proteinin Vücutta Değerlendirilmesi
Tavuk başına günlük diyetsel protein ihtiyacı
Dönem 1 Dönem 2 Dönem 3
Bir yumurta için
Günlük dokularının yaşama payı
Vücut dokularının büyümesi
Tüylerin büyümesi ve yaşama payı 9.9
5.3
2.1
0.7 10.5
5.3
0.0
0.2 9.5
5.3
0.0
0.2
Günlük total diyetsel protein ihtiyacı 18.0 16.0 15.0
Yem Tüketimi Bakımından Rasyonda Protein Düzeyi
Yumurtlayan tavukların ihtiyaç duydukları belirli miktardaki proteini, hayvan başına günde individuel olarak sağlamak mümkün olmadığından, yem tüketimleri ile, minimum protein ihtiyaçları arasındaki ilişkiyi iyi anlamak gerekmektedir. Ancak bu bilgi ile, bilinen bir çevrede yemin enerji düzeyi ayarlanarak yem tüketimleri iyi bir şekilde tahmin edilebilir. Yem tüketimine göre, yaklaşık minimum protein ihtiyacı rasyonun yüzdesi olarak Tablo 25âte verilmektedir.
TABLO 25
Beyaz Leghornâlarda Yumurta Verimi İçin Protein İhtiyacı
şı Protein, rasyonun yüzdesi olarak
Dönem 1 Dönem 2 Dönem 3
-
Bu tabloda %14.5âten daha aşağı protein düzeyleri verilmemiştir. Çünkü bundan daha aşağı düzeyleri elde edebilmek için rasyona çok fazla miktarda, mısır veya diğer tahılların girmesi gerekir. Tahıl proteinin kalitesi düşük olduğundan rasyonun amino asit dengesi bozulabilir. Gelecekte sentetik amino asitleri yüksek düzeylerde kullanarak belki daha düşük proteinli rasyonlar gerçekleştirileceklerdir. Bu şimdilik üzerinde çalışılması gereken bir konudur.
Yem Tüketiminde Rasyon Enerjisinin Etkisi
Beyaz Leghorn tavuğunun günlük enerji ihtiyacı izole edilmemiş kümeslerde, yazın ortalama 29°C çevre sıcaklığında yaklaşık olarak 260 Kcal, metabolik enerji; kışın donma derecesi veya bunun altındaki çevre sıcaklıklarında 380 Kcal metabolik enerji veya bundan daha fazladır. Modern kümeslerde ve ileri bakım şartlarında en soğuk havalarda bile kümesin dahili sıcaklığı 13°C nin üstüne çıkmaz. Amerikaâda yapılan çalışmalar, beyaz Leghorn tavuklarının pratik enerji ihtiyaçlarının, Kuzey Doğu Amerikaâda günde 310 Kcal metabolik enerji olmasına karşılık, California vadisinde günde 265 kcal metabolik enerjiye kadar düşebileceğini göstermiştir. Enerji ihtiyaçları bütün yıl boyunca değişmeler gösterir. Kış ortası enerji ihtiyacı, normal şartlarda, yaz ortasına göre % 10 daha fazladır.
Rasyonun Enerji Kapsamına Göre Protein Düzeyinin Ayarlanması
Beyaz Leghorn tavuğu 2500-3300 Kcal M.E./Kg kapsayan rasyonlardan yeterli düzeyde enerji sağlayarak yem tüketimini ayarlayabilir. Rasyon enerjisi çoğaldıkça, yem tüketimleri azaldığından; enerji kapsamı düştükçe yenen yem miktarı arttığından, rasyonun enerji düzeyine göre protein düzeyini de ayarlamak gerekmektedir. Yumurta verim dönemlerinin her biri için, rasyondaki M.E./Protein oranı denemelerle saptanmıştır. Serin bir iklimde, 1. yumurtlama döneminde minimum protein düzeylerini sağlayabilmek için bu oranın (Kcal M.E./Kg rasyon/Rasyonun % proteini) 166-170; 2. yumurtlama döneminde 193-195; 3. yumurtlama döneminde ise 196-200 olması gerekmektedir. Sıcak iklimlerde veya yazın çok sıcak geçen aylarında M.E/Protein oranı % 10 düzeyinde düşürülmelidir. Yukarıda verilen oranlarla tavuklara 1. dönemde günde 18 gr; 2. dönemde günde 16 gr; 3. dönemde ise günde 15 gr protein sağlanmalıdır.
Beyaz Leghornâların 1., 2. ve 3. yumurtlama dönemlerinde enerji ve protein ihtiyaçları ve beklenen yem tüketimleri sıcak ve soğuk iklimler için Tablo 26, 27 ve 28 de verilmektedir.
TABLO 26
Beyaz Leghorn Tavuklarının 1. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
*Bu dönemde yumurta veriminin % 78 düzeyinde olduğu kabul ediliyor.
TABLO 27
Beyaz Leghorn Tavuklarının 2. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
Soğuk iklim Sıcak iklim
Rasyonun metabolik enerjisi
Kcal/Kg
Protein ihtiyacı
%
Yem/tavuk/gün
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
Protein ihtiyacı
%
Yem/gün/
Tavuk
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
2650
2800
2950
3100
3250 13.7
14.5
15.0
16.0
16.8 117
111
105
100
95 163
155
146
139
129 15.2
16.0
16.9
17.7
18.5 105
100
95
90
86 146
139
129
125
119
*Bu dönemde yumurta veriminin % 72 düzeyinde olduğu kabul ediliyor.
TABLO 28
Beyaz Leghorn Tavuklarının 3. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
Soğuk iklim Sıcak iklim
Rasyonun metabolik enerjisi
Kcal/Kg
Protein ihtiyacı
%
Yem/tavuk/gün
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
Protein ihtiyacı
%
Yem/gün/
Tavuk
Gr
Yem/
Yumurta*
Gr
2650
2800
2950
3100
3250 13.5
14.3
15.0
15.7
16.5 111
105
100
95
91 180
170
161
153
146 15.0
15.9
16.7
17.5
18.4 100
95
90
86
82 161
153
145
139
133
*Yumurta veriminin bu dönemde % 62 düzeyinde olduğu kabul ediliyor.
Tablo 26âda verilen değerlerin incelenmesinden, 1. yumurtlama döneminde, serin iklimde, 2600 Kcal/Kg metabolik enerji düzeyinde, rasyonun protein seviyesi % 15 olabilirken, sıcak iklimlerde, rasyonda 3350 Kcal/Kg metabolik enerji düzeyinde, % 22 protein ihtiyacı ancak karışlayabilmektedir. Yumurtlayan tavuğun enerji ihtiyacı, hem vücut ağırlığı (yaşama payı) hem de yumurtlama derecesi ile ilgili olduğundan, 3. dönemdeki enerji ihtiyacı, 2. dönemdekinden hafifçe düşüktür. Çünkü tavuk ağırlıkları, her iki dönemde de yaklaşık olarak eşit olsa bile, 3. dönemde 2. döneme kıyasla, daha az yumurta verimi sağlandığından, daha az enerjiye ihtiyaç vardır.
Kanatlıların Amino Asit İhtiyaçları
Civciv ve yumurtlayan tavukların amino asit ihtiyaçları Tablo 29âda verilmektedir.
TABLO 29
Beyaz Leghorn Tavuklarının 3. Dönemde Enerji ve Protein İhtiyaçları
Civcivler Yumurtlayan tavuklar
Rasyonda
%* Proteinde
% Rasyonda
%* Proteinde
%
Arginin
Lisin
Metiyonin yahut metiyonin+sistin
Metiyonin (minimum)
Triptofan
Glisin
Histidin
Losin
İzolösin
Fenilalanin yahut fenilalanin+tirosin
Fenilalanin (minimum)
Treonin
*Civciv rasyonunun % 20; yumurta tavuk rasyonunun % 16 protein ihtiva ettiği esas alınmıştır.
Bu ihtiyaçlar, çok sayıda denemeler sonunda elde edilmiş olup, Tablo 29âda görüldüğü gibi ya rasyonun veya rasyon proteininin yüzdesi olarak ifade edilmektedir. Amino asit ihtiyacını belirtmek için çeşitli yollar mevcuttur. Bunlar: 1. Günde hayvan başına düşen gram amino asidi, 2. Her 1000 kcal metabolik enerjiye isabet eden gram amino asidi, 3. Rasyonda bulunması gereken yüzde (%) amino asidi, 4. Rasyon proteininde bulunan yüzde (%) amino asidi.
Birinci metod, amino asit ihtiyacını, şüphesiz en doğru şekilde belirten metot olmakla beraber, yem yapan kuruluşlar tarafından, pratik olmadığı için pek kullanılmamaktadır. Üçüncü metot ise tetmin edici bir metot değildir. Çünkü, hayvanın yem tüketimi büyük ölçüde rasyonun enerji kapsamına bağlıdır. Yem tüketimi değiştikçe vücuda alınan amino asit miktarı da değişecektir. İkinci metodla rasyonun enerji kapsamı da dikkate alındığından faydalı ve protik bir metot olarak ortaya çıkmaktadır. En az masraflı rasyonların formüle edilmesinde bu gün en çok uygulanmaya başlanan bir yoldur. Bir çok durumlarda verilen bir enerji düzeyinde, hayvanın esansiyel amino asitleri ve esansiyel olmayan amino asit introjeni ihtiyaçlarını karşılayacak rasyon protein düzeyini belirtmek en iyi pratik bir yol olarak kabul edilmektedir. Örneğin, eğer diyetsel protein bazı esansiyel amino asitlerince noksansa, balık unu veya sentetik bazı amino asitleri kullanarak eksiklik giderilebilmektedir. Böylece, rasyon proteinin yüzdesi olarak her esansiyel amino asidin durumu belirlenmektedir. Yani bu durumda ikinci ve dördüncü metotlar birbirlerini tamamlamaktadır.
Esansiyel Amino Asitlerin Kaynağı Olarak Yem Proteinlerinin Nisbî Yarayışlılık Derecelerinin Ölçülmesi
Araştırıcılar, hayvan besleme ile ilgili olarak yaptıkları çalışmalarda, insan dahil, çeşitli hayvan türlerinin protein ve amino asit ihtiyaçlarını karşılayan diyetsel proteinlerin nisbî etkinlik derecelerini ölçmek için çeşitli metodlar geliştirmişlerdir.
Nitrojen Bilanço Metodu
Nitrojen bilanço metodu ilk defa, 1850 yılında, Bischoff ve Voit tarafından köpekler üzerinde uygulanmıştır. Adı geçen araştırıcılar, 35 Kg ağırlığında bir köpeğin 24 saatte 12 gr üreyi idrarla dışarı çıkarmasına karşılık, aynı hayvanın 2.5 Kg et yemesinden sonra 184 gr üreyi dışarıya attığını müşahede etmişlerdir.
Voit, 1881 yılında, vücuda verilen protein miktarının, açlık sırasında okside olan protein miktarına tamamen tekabül etse bile, nitrojen dengesinin meydana gelmediğini, bir kısım vücut kaslarının da metabolizmaya uğradığını ispatlamıştır. Rasyondaki protein düzeyi yükseldikçe, kaybolan vücut dokusu miktarı azalmakta; vücuda alınan protein miktarı vücuttan kaybolan proteine eşit olduğu zaman vücutta bir nitrojen dengesi kurulmaktadır. Bu metot, hayvanların nitrojen dengesinde bulunmasını sağlayan belirli bir rasyonun etkililik derecesini ölçmek için halen kullanılmaktadır.
Biyolojik Değer Metodu
Leipzig Üniversitesinden Karl Thomas 1909 yılında, Illincis Üniversitesinden H.H. Mitchell, 1924 ve 1936 yıllarında, proteinlerin besleme değerini ilk defa âBiyolojik değerâ ile tanımladılar. Biyolojik değer, sindirilen ve absorbe edilen (idrarla dışarı atılmayan) nitrojenin vücutta kalan yüzdesi olarak tarif edilmiştir. Biyolojik değeri ölçmek için gerekli standart şartlar, düşük proteinli (yaklaşık olarak %9-10) bir rasyonu, gerçek sindirim derecesinin ve net protein retansiyonunun (vücutta tutulan net protein) ölçülmesini gerektirir.
Yukarıda verilen standart şartlarda yapılan çalışmalar, bütün (parçalanmamış) yumurta proteinin biyolojik değerinin 100; et proteinlerinin 72-79; tahıl proteinlerinin 50-65; jelatinin 12-16 olduğunu göstermiştir. Biyolojik değerlerin ölçülmesi, individuel proteinlerin nisbî değerlerini saptamada, karma yemlerin yapılması gibi individuel bazı proteinleri etkileyen faktörlerin tesirlerini tayin etmede çok faydalı olmaktadır. Protik hayvan beslemede, amino asitçe yeterli rasyonları formüle etmede ise yukarıdakilere göre nispeten daha az yararlı olmaktadır.
Biyolojik değer, oldukça önemli derecede rasyonun protein kapsamına bağlı bulunmaktadır. Örneğin, yumurta proteini, sütten kesilmiş farelerin diyetine % 10 düzeyinde konulduğu zaman % 100âlük bir değer gösterirken, farelerin maksimum büyümeleri için gerekli olan düzeyde diyete sokulduğu zaman daha düşük bir biyolojik değer göstermektedir. Bazen de, esansiyel amino asit kaynağı olarak çok düşük düzeylerde kötü bir biyolojik değer gösteren proteinler, optimum veya optimumun hafifçe üzerindeki düzeylerde daha iyi bir biyolojik değere sahip olabilmektedir. Çünkü proteinde sınırlı düzeyde yer alan bazı amino asitlerin eksikleri protein düzeyi yükseldikçe ortadan kalkabilmektedir.
Net Protein Değerleri
Özel proteinlerin değerini saptamak için, âBiyolojik değerâ tekniğinin kullanılması, idrar ve dışkının (feçes) ayrı ayrı toplanma zorunluğundaki problemden dolayı bazı güçlükler doğurmaktadır. Bu güçlükleri ortadan kaldırmak, biyolojik değer metodunun sınırlayıcı etkilerini elemine etmek için bazı araştırıcılar büyüyen kanatlılar için proteinleri değerlendirmede âNet protein değerleriânin tayin edilmesini önerdiler.
Net protein değeri (NPD) tayin prosedürü, bilanço tekniğinden ziyade karkas analizine dayanmaktadır. Net protein metodları, önce Bender tarafından fareler üzerinde, sonra da Summers ve Fisher tarafından kanatlılar üzerinde uygulanmıştır.
Net protein değeri aşağıdaki eşitlikte tarif edilmektedir:
Bf= Test diyetiyle beslenen hayvanın karkasındaki nitrojen miktarı
If= Test diyetiyle vücuda alınan nitrojen miktarı
Bk= Nitrojensiz rasyonla beslenen hayvan karkasındaki nitrojen miktarı
Lk= Nitrojensiz rasyonla beslenme halinde vücuda alınan nitrojen miktarı
Buna göre NPD, test proteini kapsayan diyetlerle beslenen grupların karkas nitrojeni ile, Nâsiz rasyonlarla beslenen grupların karkas nitrojeni arasındaki farkın vücuda alınan nitrojene göre yüzde olarak ifadesi olmaktadır. Protein kalitesinin bu ölçü metodu, bilanço çalışmalarına dayanan klasik nitrojen retansiyon metotlarıyla iyi bir korelasyon göstermektedir. Summers ve Fisher rasyonlara % 13 düzeyinde sokulan çeşitli proteinleri mukayese etmişlerdir. NPD, rasyonda protein düzeyi yükseldikçe düşmektedir. bundan dolayı proteinlerin birbirleriyle standart mukayeselerinde, kullanılan düzey hepsi için eşit olmalıdır.
Bu metodu kullanarak, soya küspesinin NP değeri 55 olarak bulunmuş, metiyoninle desteklenmesi halinde ise 68âe yükselmiştir. Keza aynı metotla yapılan çalışmalarda, bu değer bütün yumurtada 66; yer fıstığı küspesinde 39; susam küspesinde ise 56 olarak tespit edilmiştir.
Net Protein değerlerini tayin etmede uygulanan analitik prosedürleri azaltmak için çeşitli metotlar ortaya atılmıştır. Bir hayvan türünde, vücuttaki su miktarıyla karkas nitrojen kapsamı arasında çeşitli besleme şartlarında oldukça yakın bir ilişki bulunmuştur. Buna dayanarak, kuru karkasın nitrojen kapsamının sadece karkas suyunu tayin etmekle tahmin edilebileceği öne sürülmüştür. Bu metottan Net Protein Değerlerinin hesaplanmasında yararlanılabileceği Summers ve Fisher adlı araştırıcılar tarafından gösterilmiştir.
Net Protein Değeri, Protein Retensiyen Derecesi (PRD)ânin tayin edilmesini gerektiren diğer bir metotla da tahmin edilebilmektedir. PRD, vücuttaki ağırlık artışlarından aşağıdaki şekilde hesaplanabilir.
Gf= Deneme rasyonu ile yapılan beslemede vücutta meydana gelen ağırlık artışı veya ağırlık kaybı
Gk= Nitrojensiz rasyonla beslenenlerde vücutta meydana gelen ağırlık artışı ve kaybı
Pf= Deneme rasyonu ile vücuda alınan protein miktarı
Formüldeki â18â rakamı kanatlı hayvanın karkasındaki yüzde proteini temsil etmektedir.
Böylece, bu metot NPDânin tayininde kullanılan direkt karkas nitrojen ölçümleri yerine vücut ağırlığındaki değişmelerden yararlanmaktadır.
Çeşitli protein kaynaklarının besleme değerlerini mukayese etmede, belki en basit metotlar, üzerinde çalışılan proteinleri kapsayan rasyanlarla beslenen hayvanların büyümelerini incelemeye dayanır.
Hınners ve Scott, çeşitli proteinlerin nisbî değerlerini ölçmede büyümeye dayanan bir metot geliştirmişlerdir. Diğer büyütme testlerinde olduğu gibi, protein kalite farklarını ortaya çıkarmak için bu testte de düşük düzeyde proteinler bir beslenmenin uygulanması gerekir. İllinois Üniversitesinde yapılan çalışmalar, civcivlerin protein kalitesindeki farklılıklara en çok % 10âluk diyetsel protein düzeyinde hassas olduğunu göstermiştir. Çeşitli protein kaynakları arasındaki farklılıkların, protein düzeyi yükseldikçe ortaya çıkması güçleşmektedir.
Büyüme testinde, çeşitli protein kaynaklarının, civcivleri büyütme gücü, değeri 100 olarak bilinen referans bir proteinin sağlandığı büyüme ile mukayese edilmektedir.
Amino Asit İhtiyacının Rasyonun Amino Asit Kapsamına Uydurulması
Modern amino asit analiz metotlarıyla, bugün, kanatlıların yemlerindeki amino asitleri kolayca tayin edebilmektedir. Gerek tabii yiyeceklerin, gerekse yan ürünlerin ve hayvansal dokuların amino asit kompozisyonu hakkında oldukça geniş bilgiler mevcuttur.
1954 yılında, Cornell Üniversitesinde, karkastaki amino asitleri esas alınarak, büyüme için amino asit ihtiyaçlarını tahmin etmek amacı ile geniş bir çalışma yapılmıştır. Fare, civciv ve domuzların bütün karkasında yer alan bütün amino asitleri mikrobiyolojik metotlarla tayin edilmiştir. Bu çalışmada her tür için nisbî karkas amino asit kompozisyonu, çeşitli yemleme metotları ile tayin edilen ve bu türler tarafından ihtiyaç duyulan nisbî amino asit miktarları ile mukayese edilmiştir. Çeşitli türlerin vücut amino asit kompozisyonları Tablo 30âda verilmektedir.
TABLO 30
Fare, Domuz ve Civciv Proteinlerinin Nisbî Esansiyel Amino Asit Kompozisyonu
Karkas proteinin yüzdesi (%) olarak
Fare Domuz Civciv Ortalama
Arginin
Histidin
İzolösin
Dösin
Lisin
Metiyonin
Metiyonin + Sistin
Fenilalanin
Treonin
Triptofan
Valin
Treonin 5.89
2.16
3.49
6.46
7.61
1.71
3.20
3.69
3.87
0.76
5.51
2.88 7.12
2.65
3.84
7.14
8.55
1.77
2.78
3.77
3.79
0.74
6.00
2.59 6.71
1.96
4.12
6.63
7.46
1.76
3.51
3.95
4.02
0.77
6.72
2.49 6.57
2.27
3.82
6.84
7.87
1.75
3.16
3.80
3.89
0.75
6.08
2.65
Yukarıdaki tabloda da görüleceği gibi, karkas proteinin yüzdesi olarak ifade edildiği zaman, türler arasında karkas amino asit kompozisyonu bakımından önemli benzerlik bulunmaktadır. Karkas kompozisyonu verilerinden hesaplanan amino asit ihtiyacı ile, daha önce yapılan besleme çalışmaları ile saptanan amino asit ihtiyaçları arasında yakın bir uyuşma görülmüştür. Bu, karkas analizinin büyüme için esansiyel amino asit ihtiyacının tamamen olması bile büyük çapta saptanmasında geçerli bir metot olduğunu göstermektedir. Esasen, kanatlıların büyümesi için esansiyel amino asit ihtiyacı, diyetsel proteinin yüzdesi olarak, kanatlıların karkasındaki esansiyel amino asit yüzdesiyle önemli bir benzerlik göstermektedir. Tablo 31âde, tavuk ve civcivin esansiyel amino asitleri ihtiyaçları ile, karkas ve yumurta proteinlerindeki esansiyel amino asit yüzdeleri verilmektedir.
Tipik yumurtlama ve broyler rasyonlarındaki proteinlerin esansiyel amino asit kompozisyonu ile, doku ve yumurta proteinlerinin esansiyel amino asit kompozisyonları mukayese edilirse, yem proteinlerindeki en büyük eksikliğin, metiyonin olduğu anlaşılır. Geniş çapta mısır (veya sorgum) ve soyaya dayanan pratik rasyonlarla yapılan biyolojik çalışmalar hem broyler hem de yumurta tavuğu rasyonlarının metiyoninle desteklenmelerinin büyümede ve verimde hele bilhassa yemden yararlanmada oldukça önemli faydalar sağladığını açık bir şekilde ortaya koymuştur.
TABLO 31
Doku Proteinlerinin Amino Asit Kompozisyonu İle Diyetsel Proteinlerin Yüzdesi Olarak Tahmin Edilen Amino Asit İhtiyaçlarının Mukayesesi
Kanatlıların amino asit ihtiyaçları ile, yemlerin amino asit kapsamını bilmekle rasyon formülasyonunda önemli bir adım atılmış olur. Bu şekilde gerekirse rasyonun esansiyel amino asitlerce eksikliği anlaşılır ve sentetik amino asit veya biyolojik değeri yüksek protein kaynakları rasyona ilave edilir. Buna rağmen aşağıdaki nedenlerle amino asit beslenmesi bakımından tam yeterli bir formülasyonun sağladığı iddia edilemez.
1. Fiziko kimyasal prosedürler ile tayin edilen yem amino asit değerleri proteinin sindirimi hakkında bir bilgi sağlamadığı gibi esansiyel amino asitleri kapsamının hayvanın sindirim sisteminde tamamen serbest hale geçebileceği hakkında da bir garanti veremez.
2. Proteinin sindirim derecesi bilinse bile, yemlerin işlenişleri veya yapılışları sırasında maruz kaldığı ısı ve diğer muamele ve etkenler yüzünden esansiyel amino asitlerinden bir kısmı, hayvanın yararlanamayacağı şekilde bağlanabilir.
3. Teşekkül eden dokunun amino asit kompozisyonuna göre amino asit ihtiyaçları, hayatın farklı dönemlerinde değişiklikler gösterir. Örneğin, çabuk tüy gelişimi sırasında veya şiddetli bir tüy dökülmesinden hemen sonra genç tavukların yumurtlamağa başladıkları zaman ihtiyaç duyulan amino asit kompozisyonları, vücut dokularınkinden çok farklıdır. Dolayısıyla diyetsel amino asit ihtiyaçları da bunlara bağlı olarak büyük değişme ve farklılıklar gösterebilir.
4. Amino asit ihtiyaçları, hayvanların beslendiği proteindeki diğer esansiyel amino asitlerin dengesine, fazla veya eksikliklerine göre de değişebilir.
Amino Asitlerin Yararlılık Derecelerine Onların Maruz Kaldıkları Bazı Muamele ve Etkenlerin Tesirleri
Kanatlıların rasyonlarına amino asit kaynakları olarak sokulan protein kaynaklarının çoğu, rasyona girmeden önce bazı muamelelere maruz bırakılmak zorundadır. balık unlarının kurutulması sırasında yağların otoksidasyonu aşırı bir ısının meydana gelmesine sebep olur. Keza, protein kaynakları yağların ekstraksiyonu ve bazı zararlı bileşiklerin tahribi için ısı muamelesine maruz kalabilirler. Eğer bütün bu muameleler uygun şekilde cereyan etmezse protein kalitesi için zararlı olabilirler.
Bitkisel proteinlerin çoğu indirgeyen karbonhidratlar ihtiva ederler. Bunlar, proteinlerin serbest amino gruplarıyla kolayca reaksiyona girerler. Lisin, reaksiyona giren amino asitlerin başında gelir. Arginin, histidin ve triptofan da keza bu reaksiyonlardan etkilenen amino asitleridir. Bu tip karbonhidrat â amino asit reaksiyonlarına âBrowning yahut Maillardâ reaksiyonları denir. Browning reaksiyonları, sindirim enzimlerine bile dayanıklı bağların meydana gelmesine yol açabilir. Eğer reaksiyonlar adamakıllı ileri bir safhaya ulaşırsa, amino asitler, proteinlerin hidrolizinde bile serbest hale geçmeyecek şekilde bağlı bir durum gösterebilirler. Isı ile muamele karbonhidrat protein interaksiyonlarını hızlandırır. Isı, (Proteindeki serbest amino grupları ile aspartik ve glutamik asidin serbest karboksil grupları arasında olduğu gibi) bir protein molekülünde mevcut gruplar arasında çeşitli reaksiyonlara sebep olabilir. Eğer bu tip reaksiyonlar meydana gelirse, tabiatıyla, sindirim derecesi ve dolayısıyla o amino asidinden yararlanma dereceleri düşer.
Rasyona Aşırı Düzeyde Sokulan Tek Amino Asidin Etkisi
Bazı şartlarda rasyona nispeten küçük miktarda amino asitin ilavesi civcivde büyümeyi geriletebilmektedir. Harper adlı bir bilgin bu durumları, amino asit dengesizlikleri, amino asit antogonizmaları ve amino asit zehirlenmeleri olarak üçe ayırarak sınıflandırmaktadır.
1. Amino asit dengesizlikleri çok düşük proteinli rasyonlarla kolayca gösterilebilmektedir. Örneğin, büyüme için ikinci derecede sınırlı amino asidinin rasyona çok fazla ilave edilmesi, büyümede deprasyona sebep olmakta, rasyona birinci derecede sınırlı amino asit ilave edilerek bu durum ortadan kaldırılabilmektedir. Dengesizlik suretiyle büyümede meydana gelen geriliğin nedenleri tam manasıyla anlaşılmamakla beraber, yem tüketiminin kontrol mekanizmasını etkilediği öne sürülmektedir. Birçok durumlarda, dengesiz rasyonun etkileri hayvanları soğuk bir çevreye koyarak, insülin enjeksiyonu yaparak veya zorla yem yedirmek suretiyle giderilebilmektedir.
2. Amino asit antogonizmaları, basit, dengesizlikten biraz farklıdır. Örneğin, dengesizlik yüzünden meydana gelen karakteristik büyüme depresyonu rasyona birinci derecede sınırlı amino asidi ilavesiyle giderilebilirken, antogonizmâde tek bir amino asidinin sebep olduğu büyüme depresyonu belki o amino asidine yapı bakımından benzeyen diğer bir amino asidi tarafından giderilebilmektedir. Örneğin, ilave valin ve izolösin olmadan rasyona sokulan aşırı düzeyde lösin önemli büyüme depresyonuna sebep olmaktadır. Aynı şekilde izolösin ve valin büyüme depresyonuna yol açmakta, losin ilavesiyle bu amino asitlerin zararlı etkileri hafifletilebilmektedir.
Kanatlılarda lisin ve arginin amino asitleri, arasındaki antagonizm bilhassa önemlidir. Yüksek düzeyde lisin, civcivlerin arginin ihtiyacını belirli şekilde yükseltmektedir. Civcivlerde lisin/arginin oranı 1 : 1âden çok fazla olamaz. Civcivler için protein kaynağı olarak kazein ihtiva eden rasyonlarda lisin/arginin oranı 2 : 1 civarındadır. Bundan dolayı, lisince düşük rasyonlara göre, kazein ihtiva eden rasyonlarda, maksimum büyüme için arginin ihtiyacı çok yüksektir. Rasyonda fazla arginin olması halinde ise (eğer lisin miktarı çok düşük değilse) lisin ihtiyacı bundan pek etkilenmemektedir. Bir başka ifade ile aşırı argininin etkisi aşırı lisine göre daha az belirli olmaktadır. Aşırı düzeyde lisin plazma ve doku sıvılarında akümüle olmaktadır. Bunun nedeni olarak lisinin, oldukça yavaş bir şekilde metabolizmaya uğradığı gösterilmektedir. Arginin ise bu kadar akümüle olmamakta ve civcivler tarafından kolayca parçalanabilmektedir. Argininin lisin metabolizmasındaki etkisinin nispeten zayıf oluşu buna neden olarak gösterilmektedir.
3. Bazı amino asitler, yüksek düzeylerde doğrudan doğruya toksiktirler. Bu tip zehirlenme, bazı amino asitleri tarafından tamamen olmasa bile, kısmen giderilebilmektedir. Yüksek düzeylerde metiyonin, büyümeyi geriletebilir. Tirosin, fenilalanin ve triptofan da keza toksik olabilirler. Fakat toksik etkilerin ortaya çıkabilmesi için bu amino asitlerin rasyondaki düzeylerinin % 2-4 düzeyinde olması gerekir. Rasyonun niasin ve folik asitce noksan olması halinde glisin amino asidi de toksik olabilmektedir. Fakat glisin metabolizması için yeterli yardımcı faktörün bulunması halinde civcivler büyük miktarda glisini tolere edebilmektedir.
İndividuel amino asit fazlalığında meydana gelen bu zararlı etkilerle, araştırmalarda özel rasyon formülasyonları sırasında karşılaşılmaktadır. Pratik şartlarda daha ziyade basit amino asit eksiklerine rastlanmaktadır.
Amino Asitlerinden Yararlanma
Broyler tipi kanatlılarda, vücut dokuları ve tüylerinde yer alan proteinlerin sentezi için, lisin metiyonin + sistinin nasıl değerlendirildiği Tablo 32âde verilmektedir.
TABLO 32
Doku Büyümesi ve Tüylenme İçin Lisin, Metiyonin + Sistin Amino Asitlerinin Erkek Broyler Tipi Kanatlılar Tarafından Değerlendirilmesi
Metiyonin + Sistin Lisin
Yaş (Hafta) Dokularda ve tüylerde günlük depolama (Gr)
1.175
1.385 93
87
75
67
67
63
66
66
Ortalama 68 73
Sülfür amino asitleri ve lisin bakımından endojen nitrojen kaybı önemli bir yekun tutmaktadır.
Günlük amino asit depolanmasının hesaplanmasında aşağıdaki formülden yararlanılmıştır.
Günlük amino asit Günlük ağırlık Karkas proteinlerindeki
= X
depolanması artışı, gr amino asit yüzdesi
Tüylerdeki günlük Çiğ tüy proteinlerindeki
X 0.82 X
ağırlık artışı gr amino asit yüzdesi
metiyonin + sistin dokularda yaklaşık olarak % 60 â 70 düzeyinde depolanabilmektedir. Lisinin vücut tarafından değerlendirilmesi daha da yüksek olup % 75 civarındadır. En yüksek derecede depolanabilen ise valin olup, değerlendirilme yüzdesi doku ve tüyler için beyaz Leghornâlarda % 85 civarındadır. Bu hesaplamalar, valin amino asidinin doku proteinlerinde depolanmasından başka fonksiyonlarının az; metiyonin ve sistin amino asitlerinin ise depolanma dışında daha bir çok fonksiyonlarının olduğunu göstermektedir.
Yumurta Verimi İçin Hesaplanmış Amino Asit İhtiyaçları
Leghornâlar için yukarıdaki tabloda verilen rakamlar, bu amino asitlerin vücutta depolanma kabiliyetini göstermektedir. Doku ve tüylerde depolanmayan kısımların, ya absorbe edildiği veya depolanma dışındaki maksatlar için kullanıldığı kabul edilmektedir. Eğer yumurtlayan bir tavuğun, büyümede olduğu gibi aynı ölçü veya oranda bu amino asitleri yumurtaya depo etme kabiliyetine sahip olduğu kabul edilirse, yumurtada depolanan amino asidinden, yumurtlayan tavuğun günlük amino asit ihtiyaçları hesaplanabilir. Bu hesaplamalar ve 1, 2, 3. yumurtlama dönemleri için amino asit ihtiyaçları diyetsel proteinlerin yüzdesi olarak Tablo 33âte verilmektedir.
TABLO 33
Doku Büyümesi ve Tüylenme İçin Lisin, Metiyonin + Sistin Amino Asitlerinin Erkek Broyler Tipi Kanatlılar Tarafından Değerlendirilmesi
Günlük ihtiyaç* Diyetsel proteinin yüzdesi**
Gr protein/yumurtaxyumurtada % amino asidi **Günde tavuk başına yüz gramlık
* Günlük ihtiyaç = yem tüketimi sağlayan enerji
Amino asidinin depolanma yüzdesi düzeyi ve 1.dönemde %18;
Günlük büyüme (eğer varsa) x dokulardaki amino asit 2.dönemde %16; 3.dönemde
%15 protein sağlanması halinde
Amino asidin depolanma yüzdesi
*** Bu amino asitler 3.dönemde %85 verim düzeyinde yeterlidir.
Şimdiye kadar verilen çeşitli tablolardan da anlaşılacağına göre, amino asit ihtiyaçları, ya minimum protein ihtiyaçları sağlanıp bunun bazı esansiyel amino asitlerce desteklenmesi ile, ya da rasyonda bütün esansiyel amino asitlerini yeterli miktarda sağlayacak bir protein düzeyinin uygulanmasıyla giderilebilir. Bu son durumda, protein düzeyi ekseriya minimum ihtiyacın çok üzerinde olup hem daha pahalı, hem de besleme yönünden aşağıdaki nedenlerle tatmin edici değildir:
Minimum protein düzeyinin sağlanmasında rasyonda yüksek miktarda mısır veya benzeri bir tahıl kullanılması zorunludur. Bu durumda, rasyona minimum yağ ilavesiyle, istenilen metabolik enerji düzeyini sağlamak mümkün olabilir.
Gerçi protein, enerji sağlamak için vücut tarafından kullanılabilirse de bunun randımanı diğer enerji veren besin maddelerinkinden daha düşüktür. Ayrıca aşırı protein kullanılması, gereğinden fazla ürik asit eksresyonuna sebep olur. Bu ise hayvan için metabolik bir yüktür ve gübrenin ıslanmasına yol açar. Islak dışkının ise bir çok mahzurları vardır.
Rasyonun, amino asitleri ve diğer besin maddelerini optimum düzeyde ve dengeli olarak ihtiva etmesi halinde spesifik dinamik ısı olarak enerji kaybı minimum olur ve daha fazla enerji prodüktif amaçla kullanılır.
Doku Sentezi Dışında Bazı Amino Asitlerin Önemli Fonksiyonları
Lisin, lösin, valin gibi esansiyel amino asitlerinden bir çoğunun sınırlı şekilde oksidatif bir parçalanmaya maruz kalmaları bir tarafa bırakılırsa, vücutta hemen hemen sadece doku proteinlerinin esas yapı ünitesi olarak kullanılırlar. Geriye kalan amino asitleri ise, doku proteinlerindeki rollerine ilaveten önemli metaboluk fonksiyonlara da sahiptirler.
Metabolik olarak aktif olup amino asitlerden türeyen bazı hücre komponetleri aşağıda verilmektedir.
Metiyonin : Homosistein, sistein, sistin, kolin ve kreatin gibi bir çok bileşiklerin metil grupları.
Sistein : Glutation, taurin, kondroitin sülfat ve diğer mukopisakkaritlerde mevcut sülfatlar.
Arginin : Ornitin (civciv tarafından bazı detoksikasyon reaksiyonlarında kullanılır); kreatinâin guanido grubu ve üre.
Histidin : Dekarboksilasyona uğrayarak histamin meydana gelir.
Fenilalanin : Özel bir hidroksilasyon enzimiyle tirosine dönüştürülebilir.
Tirosin : Tiroid bezi tarafından iyot ilave edilerek tiroksin hormonu yapılır. Keza, adrenalin ve noradrenalin hormonlarının yapımı için başlangıç maddesi ve melanin pigmenti için prekursor olarak fonksiyon gösterir.
Triptofan : 5 â hidroksi â triptamin (serotonim) ve nikotinik asite çevrilir.
Kuşlarda Nitrojen Metabolizması İle İlgili Bazı Önemli Durumlar
Memelilerin aksine kuşlarda atkı maddesi olarak üre yerine ürik asit meydana getirilir. Ürik asidin yapısı Şekil 15âte verilmektedir. Ürik asidin açık formulünden de anlaşılacağı üzere 4 ve 5 no.lu pozisyonlarda yer alan âCâ atomu ile 7 no.lu pozisyonda yer alan âNâ atomu glisin amino asidinden gelmektedir. Böylece 1 molekül ürik asit idrarla dışarı atıldığı zaman, bir molekülglisin de dışarı atılmış olmaktadır. Bu nedenle kanatlılar oldukça yüksek düzeyde glisine ihtiyaç göstermektedirler.
Glisin kanatlılar tarafından kolaylıkla sentezlenebilir. Yalnız, çabuk büyüme sırasında sentezlenen miktar, doku sentezi ve nitrojen eksresyonu için yeterli olmayabilir. Böylece düşük glisin kapsayan rasyonların, büyümenin ilk döneminde, dışarıdan glisinle takviye edilmeleri gerekebilir.
Serin, glisin sentezinde İntermediyer bir bileşik olup glisinin yerini tutabilir.
Birçok bakımlardan civcivin glisine olan ihtiyacı, genç memelilerin aginine olan ihtiyacına benzer. Çünkü, memelilerde, arginin amino asidinin nitrojen ekskresyonunu sağlamak üzere parçalanması üreyi meydana getirir. Arginin de memeliler tarafından sentezlenebilir. Fakat sentezlenen miktar genç hayvanda maksimum büyümeyi sağlayacak düzeyde değildir.
Kanatlılar ise arginini sentezleyememektedirler. Diyetsel proteinler, kanatlılarda protein sentezi için lüzumlu argininin yegane kaynağıdırlar. Üre, kanatlıların idrarında çok küçük düzeyde mevcut olup, sadece diyetsel argininâin parçalanmasından meydana gelir. Memelilerde arginin sentezi için gerekli enzimlerin çoğu kanatlıların karaciğerinde mevcut değildir. Böbrekler ise çok küçük miktarlarda bu enzimlere sahiptirler. Strullin kanatlıların rasyonlarında arginin amino asidinin yerine geçebilirse de ornitin bu özelliğe sahip değildir. Memelilerin aksine ornitin sentezi de kanatlılar tarafından yapılamaz.
Benzoik asit gibi, bazı aromatik asitlerin ekskresyonu için kanatlıların kendilerine özgü detoksikasyon mekanizmaları vardır. Benzoik asit idrarla dışarı atılmadan önce, ornitinle birleşerek dibenzoil â ornitin bileşiği meydana gelir. Ornitin sadece arginin amino asidinin parçalanmasından meydana geldiğinden civciv yemlerine fazla miktarda benzoik asit sokulması arginin noksanlığı meydana getirebilir.
Protein ve Esansiyel Amino Asit Noksanlığında Ortaya Çıkan Semptomlar
Büyüyen kanatlılarda, kısmi veya orta derecede protein eksikliği veyahut ta esansiyel amino asitlerden birinin noksanlığı eksiklik derecesiyle orantılı olarak büyümede azalmaya yol açar. Rasyonun protein düzeyinin enerji seviyesine göre ifade edilme zorunluğu göz önünde tutulursa, protein noksanlığı bir bakıma enerji fazlalığı demektir. Böylece, daha önce de işaret edildiği gibi protein noksanlığından, enerji bu maksatlar için kullanılamaz ve yağa çevrilir. Yani ekstra enerji yağa çevrilmiş olur. Ağır bir protein noksanlığında veya tek bir amino asit eksikliğinde büyüme hemen durur ve ciddi büyüme kayıpları meydana gelir. Bu durumda büyüme kaybı, vücut ağırlığının % 6-7âsine kadar çıkabilir.
Damızlık Piliçlerin Sınırlı Beslenmesi
Bir çok araştırıcılar, hayvanları seksuel olgunluğa gelişini geciktirmek için rasyonda sınırlı düzeyde protein, enerji veya lisin gibi esansiyel bir amino asidin uygulanmasını tavsiye etmişlerdir. Seksuel olgunluğu geciktirmek ise, hayvanların kronolojik yaşını yükseltmek, yani yumurtlamanın başlangıcına kadar, vücudun yavaş, yavaş büyümesini sağlayarak yumurta büyüklüğünü arttırmak ve verim devresini uzatmak amacını gütmektedir.
Yumurtlayan tavuklarda hafif bir protein veya esansiyel amino asit noksanlığı yumurtanın küçülmesine sebep olabilir. Protein ve esansiyel amino asit eksikliği ilerledikçe yumurta verimi düşer ve hayvan ağırlık kaybeder. Orta derecedeki protein noksanlığında bile, normal olarak her gün dökülen tüylerinin yerine yenisi konamaz. Çok ileri derecede protein eksikliğinde ise hayvanın bütün tüyleri dökülür; yumurta verimi tamamen durur; vücut dokuları harcanır ve vücut ağırlığında büyük düşmeler olur.
Aşırı Diyetsel Protein Veya Esansiyel Amino Asidi Beslenmesinde Ortaya Çıkan Semptomlar
Bütün esansiyel amino asitlerince dengeli bir durumda olsa bile, aşırı protein beslenmesinde, büyüme hızında hafif bir gerileme, vücut yağ depolanmasında azalma, kan ürik asit düzeyinde ise bir artış meydana gelir. Vücutta meydana gelen fazla ürik asidin ekskresyonu için su tüketimi artar ve gübredeki su miktarı yükselir. Klasik anlayışta da aşırı protein hayvan üzerinde bir strese sebep olur. Bunun delili olarak aşırı protein beslenmesinde, adrenal bezlerinde büyüme ve adrenokortikosteroidlerin artışı gösterilmektedir.
IV. BÖLÜM
ESANSİYEL İNORGANİK ELEMENTLER
İnsan ve hayvanların yaşaması için zorunlu olan minerallerle ilgili modern ilmi çalışmalar esas itibariyle son 65 yılda yapılmıştır. Bu çalışmalar vücudun organik kimyasal bileşiklerini teşkil eden karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen ve sülfür gibi esas elementlere ilaveten insan ve hayvanların en az 13 adet organik elemente ihtiyaç gösterdiklerini açık bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Bu elementler Tablo 35âte verilmektedir.
Bu tabloda, kanatlıların her elemente olan ihtiyaçlarında büyük varyasyonlar gösterdiği göze çarpmaktadır. Kalsiyum ve fosfor en çok vücudun iskelet yapısı için gerekli olup, en fazla miktarda ihtiyaç duyulan elementlerdir. Fosfat ve karbonatlarla birlikte sodyum, potasyum ve klorur, vücudun çeşitli kısımlarındaki ozmatik ilişkiler ve optimum H gibi Homeostasisâin muhafazası ile ilgili reaksiyonlarda görev alırlar. Vücudun bu elementlere olan ihtiyacı da oldukça fazladır. Geri kalan elementler ise, ya enzim ve hormonların parçası ya da enzimlerin aktivatörü olarak fonksiyon gösterirler.
TABLO 35
Besleme Bakımından Esansiyel Olan İnorganik Elementler
Civciv ihtiyacı Tavuk ihtiyacı
* Sadece vitamin B12 nin bir parçası olarak gereklidir.
** Bu rakamlar gram olarak günlük ihtiyaçlardır. Rasyondaki yüzde seviye yem tüketimine bağlıdır.
Tablo 36 ve Tablo 37âde sırasıyla ergin bir kanatlı ve yumurtadan yeni çıkmış bir civcivin, ergin memelilerle yeni doğmuş memelilerin mukayeseleri verilmektedir.
TABLO 36
Ergin Kanatlıların, Ergin Bazı Memeli Hayvanlarla Kimyasal Kompozisyon Bakımından Mukayesesi
Kanatlı Hayvan
İnsan
Domuz
Kedi
Tavşan
Fare
Öküz
Vücut ağır.Kg
Kompozisyon*
Su, gr
* Yağsız vücut dokusunun her Kgâı için ifade edilmiştir.
Bu tablolarda, çeşitli hayvan türlerinin inorganik vücut kapsamlarının nispeten üniform oldukları göze çarpmaktadır. Civcivlerin ihtiyaç düzeyi ile bu rakamlar karşılaştırılırsa ikisinin arasında genel bir korelasyonun varlığı hemen göze çarpmaktadır (Tablo 35 ve Tablo 37).
Fluor ve krom gibi bir çok elementin insan vücudu üzerinde faydalı etkileri gösterilmiş ise de, henüz bu elementler besleme bakımından esansiyel olarak sınıflandırılmamaktadır.
Çeşitli inorganik elementlerin kendileri arasında olduğu kadar, bu elementlerle vitaminler amino asitleri ve diğer besin maddeleri arasında da önemli bir çok ilişkiler mevcuttur.
On üç esansiyel inorganik elementten sekiz adedi katyondur. Bunlar, Kalsiyum (CA++), sodyum (Na+), Potasyum (K+), Magnezyum (Mg++), Manganez (Mn++), Çinko (Zn++), Demir (Fe++) ve Bakır (Cu++)âdır. Geriye kalan beş anyon ise ekseriya anyonik gruplar halinde bulunur. Bunlar Klorür (Cl-), İyodur (I-), Fosfat (Po4---), Molibdat (MoO4--) ve Selenit (SeO3--)âtir. Tabii şartlarda selenyum, ekseriya selenosistin (selenocystine) veya seleno-metiyonin (seleno-methionine) gibi organik formlarda bulunurlar. Fakat inorganik selenitâler de bu organik formlardaki selenyum kadar besleme bakımından etkilidirler.
Esansiyel anyon ve katyonların yararlılık derecelerini etkileyen çok çeşitli faktörler mevcuttur. Bu esansiyel elementlerden herhangi birinin en fazla eriyebilen dolayısıyla en yüksek düzeyde absorbe olan formu, en basit iyonik atom veya atom gruplarına sahip olan formdur. Örneğin, Ca++, Mg++, Mn++, Po4--- vb. Bunlarla beraber, tabiatta bir çok elektronegatif bileşikler mevcut olup, elektronları bu katyonlarla paylaşarak daha stabil bir bileşik meydana getirirler. Bu şekilde meydana gelen bileşikler ekseriya suda güçlükle erirler; bağırsakta ise yeterli düzeyde ayrışarak esansiyel katyonun absorbsiyonuna imkân sağlarlar. Bu durum ekseriya gastrik asiditenin etkisiyle meydana gelir. Midede salgılanan hidroklorik asit, katyonları geçici olarak klorid tuzları haline dönüştürür. Bu şekilde bütün esansiyel katyonlar, oldukça yüksek düzeyde bir iyonik çözüşme derecesine sahip olur ve bundan dolayı da sindirim kanalından kolayca absorbe olurlar. Hatta, bakır sülfat mangan oksit, çinko oksit gibi yüksek derecede erimeyen bileşikler bile, midedeki hidroklorik asidin etkisiyle, mangan klorid, çinko klorid. Bakır klorid gibi bileşiklere dönüşerek absorpsiyon dereceleri yükselir. Fosfat gibi anyonik grupların absorpsiyon derecesi, kristal strüktörüne diyetteki total miktarına ve fosfatla kalsiyumun arasındaki orana bağlıdır.
Civcivlerde perosisâin önlenmesinde mangenizin zorunlu olmasının öğrenilmesinden sonra, çeşitli mangenez bileşikleri ve bu bileşiklerin vücuda verilme tarzlarının manganez ihtiyacı üzerindeki etkilerini araştırmak için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, diyetsel manganez ihtiyacının, suda eriyebilir formun parenteral enjeksiyonla vücuda verilmesine nazaran 25-50 misli daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Vücutta çok küçük miktarda bulunan bu elemente oldukça yüksek diyetsel ihtiyacın nedenleri araştırılarak, manganez absorpsiyonunun rasyonda bulunan aşırı miktardaki kalsiyum ve fosfor tarafından engellendiği gösterilmiştir. Gastrik asidite ile eriyebilir hale geçip, duodenumâun alkali şartlarına maruz kalınca bu aşırı kalsiyum ve fosfor, kalsiyum fosfat halinde çökelmeye maruz kalır. bU çökelek manganezi adsorbe eder ve böylece bağırsak kanalında taşınır. Eğer, rasyonda bu kalsiyum-fosfor çökeleğinin taşıyabileceğinden fazla manganez yoksa, hayvanda manganez eksikliği ortaya çıkar.
Rasyonda aşırı kalsiyumun etkisini araştırmak için, domuzlar, tavuklar ve hindiler üzerinde yapılan çalışmalar, yüksek düzeyde kalsiyumun, çinko ihtiyacını artırdığını göstermiştir. Henüz ispatlanmamış olmakla beraber, Ca-fosfat çökeleğinin, yukarıda açıklandığı gibi Zn++ iyonlarını da adsorbe edebileceği öne sürülmektedir.
Bazı kolloidler, alüminyum, magnezyum, demir ve diğer elementlerin suda erimeyen tuzları, katyonlar için kuvvetli adsorptif ortamlardır. Adsorpsiyon hem kolloid yüzeyindeki yüksek elektronegatif bölge ile bir kimyasal bağlanma, hem de katyonun fiziksel kuvvetlerle bağlanması şeklinde olabilir (elementlerin kömür tarafından adsorbe edilmesi gibi).
KALSİYUM VE FOSFOR
Metabolizmada ve bilhassa kemiğin yapısındaki yakın ilişkileri dolayısıyla kalsiyum ve fosfor birlikte ele alınmıştır. Büyüyen kanatlılarda rasyondaki kalsiyumun büyük bir kısmı kemik teşekkülü için kullanılmasına rağmen ergin kanatlılarda yumurtanın kabuğu için kullanılır. Kalsiyum, kanın pıhtılaşması, sodyum ve potasyumla birlikte normal kalp atışı, asit-baz dengesinin sağlanması ve çok sayıda enzim sisteminin aktivitesi için gerekli bir elementtir. Bununla ilgili olarak Ca iyonlarının kasların kasılması, sinirsel impulsların nakli için zorunlu olduğu söylenebilir.
Kemiğin yapısındaki rolüne ilaveten fosforun karbonhidrat ve yağ metabolizmalarında önemli fonksiyonları vardır. Önemli bir unsur olarak bütün yaşayan hücrelerin yapısına girer. Fosfordan teşkil edilen tuzlar asit-baz dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynarlar. Yumurta teşkili sırasında kalsiyumun yumurtaya naklinde görev aldığı da bildirilmektedir.
1920 yıllarından başlayarak bugüne kadar, kalsiyum ihtiyacı, kalsiyum-fosfor- vitamin D ilişkileri üzerinde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu çalışmalar açık bir şekilde göstermiştir ki, rasyon hiç olmazsa minimum düzeyde Ca ihtiva etmesinin yanı sıra, Ca ile fosfor arasında optimum veya belirli bir oran bulunmalıdır. Bir başka ifade ile rasyon gereğinden fazla Ca veya P ihtiva etmemelidir. Civcivlerde normal kemik gelişimi için bugün rasyonda bulunması gereken yararlanılabilir fosfor düzeyi yaklaşık olarak %0.5 olarak saptanmış; kalsiyum, fosfor arasındaki oranın normal bir büyüme için 1.0:1 veya 2.2:1 olması lazım geldiği öne sürülmüştür. 2.5:1 oranının hayvanın tolere edebileceği en son bir değer olduğu; 3.3:1 oranının ise zararlı olduğu, hayvanlarda raşitizm ve çeşitli bacak rahatsızlıkları meydana getirdiği bildirilmiştir.
KALSİYUM
Kalsiyumun Eksikliğinde Ortaya Çıkan Semptomlar.
Bu semptomlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Büyüme hızının düşmesi veya büyümede gerileme,
Yem tüketiminde azalma,
Bazal metabolik hızın yükselmesi,
Aktivite ve duyarlılığın azalması,
Osteoporosis veya kalsiyum düşüklüğünde görülen raşitizm,
Yürüme ve duruşta anormallik,
Dahili kanamalara karşı istidadın artışı,
İdrar hacminde büyük çapta artış,
Yumurta kabuğunda incelme,
Yumurta veriminde düşme,
Tetani,
Hayat süresinin kısalması.
Yukarıdaki semtomların yanı sıra, kalsiyum eksikliğinde, bazı kimyasal değişmeler süratle meydana gelir. Serum kalsiyum düzeyi ve bütün karkasda Ca ve Mg kapsamları azalır. Buna mukabil serum inorganik fosforu, Mg, fosfatez enzimi, eritrositlerdeki Mg, kan şekeri, hemoglobin kapsamı ve yumuşak dokuların kalsiyumu değişmeden kalır. Kalsiyum eksikliğine maruz hayvanların kemikleri önemli derecede demineralize olur. Kül ve kalsiyum kapsamları normal düzeylerinin yarısına kadar düşer.
Kemiğin Yapısı
Vücutta bulunan kalsiyumun %90âından fazlası kemiklerde yer alır. Yağı çıkarılmış ve kurutulmuş kemiğin üçte birine yakın ağırlığını tek başına kalsiyum teşkil eder. Kemiğin büyük bir kısmını kalsiyum fosfat meydana getirirse de, buna ilaveten %13 kalsiyum karbonat, %2 magnezyum fosfat, %5 diğer maddeler, %0.5-3 de sitratlar mevcuttur. Metabolik aktivitenin en fazla olduğu kemiklerde florürlerin depolanması çok süratlidir. Düşük düzeylerde fluorürler, kemiklerin esansiyel olmasa bile önemli bir komponenti durumundadır. Fakat aşırı fluorür kemiklerde âosteosclerosisâ adı verilen patolojik duruma sebep olur, kemikler aşırı derecede sertleşir, osteosclerosisâin ilk belirtileri omurga üzerinde görülür.
Kemiğin fosfat kristalleri, apatitik kalsiyum fosfatınkilerle kıyaslanabilir. Hidroksiapatit buna iyi bir minorolojik örnek teşkil eder. Kemiğin kimyasal yapısı henüz tam olarak bilinmemektedir. Bunun nedeni fosfatların kimyasının çok kompleks oluşudur. Sentetik ve biyolojik hidroksiapatitler üzerinde yapılan çalışmalar, kemik mineralinin apatit kısmının aşağıdaki formüldeki gibi olmadığını, bunun yerine kalsiyumca %10 eksik olduğunu göstermiştir.
Ca4 (PO4)3 (OH)1
Infrared çalışmalar da, kalsiyumca eksik apatitlerdeki kaybolan elektronik yükün, nötraliteyi sağlamak için yeterli miktardaki ortafosfat iyonları arasında teşekkül eden hidrojen bağlantısıyla telafi edildiğini ortaya koymuştur.
Serumda Bulunan İyonize ve Bağlı Kalsiyum İle Serum Fosfatları
Serum proteinlerinin, kalsiyumun ne kadarının serbest ve ne kadarının bağlı olduğunu tayin eden başlıca faktör olduğunu çalışmalar göstermiştir. Bununla beraber, paratiroid hormonu ve vitamin Dânin kandaki total ve iyonize kalsiyum düzeyi üzerinde önemli bir etkisi vardır (Şekil 20). Plazma kalsiyumunun sadece % 6.5 kadarı şelatlaşmış formda olup, bunun da yarısı sitrat ve fosfatla birleşmiş bir durumdadır.
Şekil 20: Yumurtlayan Bir Tavukta Kalsiyum Metabolizması
Tablo 39âda normal düzeyde diyetsel kalsiyum ve fosforla beslenen kanatlıların çeşitli seksüel olgunluk devrelerinde serum, kalsiyum ve fosfor düzeyleri verilmektedir.
TABLO 39
Kanatlılarda Çeşitli Seksüel Olgunluk Devrelerinde Serum, Kalsiyum ve Fosfor Düzeyleri
Yaş Total plazma kalsiyum Plazma inorganik fosfat
Haftalar % mg % mg
11
14
18
22 11.5
11.4
13.3
19.5 5.7
6.0
5.1
4.2
Bu tablodan da anlaşılacağı üzere dişi kanatlı hayvanların seksüel olgunluğun başlangıcında kan kalsiyum düzeyinde önemli bir artış olmaktadır.
Kalsiyum Bileşiklerinin Sindirimi ve Asimilasyonu
Ca kullanarak yapılan çalışmalar vitamin D3âün kalsiyum absorpsiyonunu önemli derecede artırdığını göstermiştir. In vivo absorpsiyon bütün ince bağırsaklarda yükselmektedir. Wasserman ve çalışma arkadaşları, vitamin D ile ilgili olarak yaptıkları çalışmalarda vitamin D3âün, bağırsak mukozasında, kalsiyum nakleden proteinin teşkilini etkilediğini göstermişlerdir.
Cornell Üniversitesi ve Fransaâda yapılan çalışmalarda da kalsiyum, fosfor ve vitamin D3 bakımından yeterli rasyonlarla beslenen hayvanlarda laktozun kalsiyum abrospsiyonunu ve naklini yükselttiği saptanmıştır. Bu etkinin diğer şekerler tarafından da meydana getirildiği gösterilmiş fakat en etkili olanının laktoz olduğu anlaşılmıştır. Bunun nedeninin, bu şekerin daha az absorbe olduğu, bunun sonucu kalsiyum ve fosforun ince bağırsaklardaki absorpsiyonunda rol oynayan fakat tam bilinmeyen fonksiyonu için daha fazla şekerin ortamda kaldığı öne sürülmüştür.
Kalsiyum ve Yumurta Kabuğunun Teşkili
Kalsiyum yumurta kabuğunda hemen hemen saf kalsiyum karbonat olarak bulunur. Bu, tavuğun ovidukt kanalının kabuk bezlerindeki membrana depo edilir. Yumurta kabuğu teşkili için kalsiyum ihtiyacı üzerinde yapılan çalışmalar, östrojen hormonunun, yumurtlama döneminin başlangıcında kandaki kalsiyum düzeyini artırdığını göstermiştir. Ayrıca karbonik anhidraz enziminin, kalsiyum karbonatın, karbonat kısmının sağlanmasıyla ilgili olduğu da çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir.
Dişi piliçler seksüel olgunluğa yaklaştıkça olgunlaşmakta olan yumurtalıklarından salgılanan estrojen hormonu, androjen hormonu ile sinerjik (synergic) çalışarak iskeletin bilhassa uzun kemiklerinin ilik boşluklarında süngerimsi kemiğin (medüller kemik) meydana gelmesine yol açar. ilk yumurtanın kalsifiye edilme zamanına doğru, femur kemiğinin ilik boşluğunun hemen hemen tamamı bu ince kemik formasyonu tarafından işgal edilir. Bu dönemde dişi piliçin iskelet ağırlığı 15-20 gram artar ki bu, 4-5 gram kalsiyum depolanmasına tekabül eder. Medüller kemik teşekkülünün derecesi diyetsel kalsiyum düzeyi tarafından pek etkilenmemektedir. Çünkü, 20 haftalık süre zarfında %0.6 düzeyinde diyetsel kalsiyumla beslenen piliçlerle rasyonlarında %2.4 düzeyinde kalsiyum bulunan piliçler aynı miktarda medüller kemiğe sahip olmuşlardır. Medüller kemik labil bir kalsiyum rezervi olup, yumurta kabuğunun teşkili sırasında herhangi bir zamanda hayvan tarafından kullanılabilir. Bir tavuğun yetersiz diyetsel kalsiyum alması halinde, kalsiyum bilançosu negatif olur. Paratiroid hormon sekresyonu büyük ölçüde artar. Bunun sonucu olarak, kortikal (cortical) kemikten önemli derecede kalsiyum mobilize edilir ve böylece medüller kemiğin muhafaza edilmesi mümkün olur. Akut kalsiyum eksikliğinde yumurta verimi durur ve medüller kemik yavaş yavaş rezorbe olur. Bu olay muhtemel olarak, kalsiyum gerektiren diğer hayatsal fonksiyonların devam edebilmesi için meydana gelir.
Yapılan çalışmalar, kabuk teşkilinde birinci derecede sınırlayıcı faktörün kalsiyum, ikinci derecede sınırlayıcı faktörün ise karbonat olduğunu göstermiştir. Hem kandaki bikarbonatın hem de karbonik anhidraz enziminin etkisi altında karbonik asitten gelen karbonat iyonlarının kaybolması hidrojen iyonlarının akümülasyonuna yol açar ve neticede metabolik asidoz teşekkül eder. Bazı araştırıcılar, sıcak havalarda, hayvanlarda solunumun artması sonucu kandan önemli düzeyde CO2 kaybolduğunu bunun da yumurta kabuğunun incelmesine yol açtığını öne sürmüşlerdir. Yapılan bir çalışmada çevre sıcaklığının 13°Câden 34°Câye yükseltilmesinin, yumurtlayan tavuklarda akciğer solunumunu önemli derecede artırdığı bunun sonucu olarak meydana gelen alkalosis yüzünden yaklaşık olarak yumurta kabuk kalınlığında %12 düzeyinde bir düşme meydana geldiği saptanmıştır. Bunun aksine, akciğerlere çekilen havanın %2-5 düzeyinde CO2 ile zenginleştirilmesi acıdosis ile sonuçlanmakta bu da kendisinin kan PHâsında azalma ile göstermektedir. Bazı çalışmalar da atmosferik CO2âin artışının yumurta kabuk kalitesini iyileştirdiğini ortaya koymuşsa da bu sonuçlar, bütün çalışmalarda tekrarlanamamıştır. Yumurta kabuğunun teşkil mekanizmasını anlamak bakımından, üreme sistemini kısaca incelemek yararlı olacaktır. Şekil 21âde tavuğun üreme sistemi verilmektedir. Dişi kanatlıların üreme sistemi, bir yumurtalık (ovaryum) bir de yumurta kanalı (ovidukt)âdan ibarettir.
Şekil 21: Yumurtlayan Tavuğun Üreme Sistemi
Ovaryum
Ovaryum, yani yumurtalık tavukta vücudun sol tarafında böbreklerin üst ucunda yer alır ve vücuda dorsal olarak bağlanmıştır. Ovaryum, ova kapsayan foliküllerden yapılmış bir dış korteks ile iç kısımda bulunan medullaâden yapılmıştır. Kanatlı hayvanlar erginleşmeden önce ovaryum çok sayıda küçük ova, yani yumurtalardan ibarettir. Sadece bunlardan birkaçı erginleşir ve follikül patlayarak yumurtalar açığa çıkar.
Seksüel olgunlukta, individuel foliküller genişler ve çapları ovulasyondan önce 40 mmâye ulaşır. Embryonik gelişme sırasında sağ gonad da mevcuttur. Fakat hayvan geliştikçe dejenerasyona uğrar. Bazı vahşi türlerde her iki ovaryum da mevcut ise de, genellikle yalnız bir adet ovidukt kanalı vardır.
Ovidukt
İçinde yumurtanın hareket ettiği uzun kıvrımlı bir kanaldır. Yumurtanın albumini, kabuk zarları ve kabuğun kendisi ovidukt kanalında oluşur. Oviduktâun büyüklüğü, vücudun büyüklüğüne göre değişir ve beş ayrı bölgeyi veya kısmı kapsar. Bunlar, ınfundibulum, magnum, ısthmus, uterus ve vaginaâdan ibarettir.
İnfundibulum
İnfundibulum, ovidukt kanalının huni veya çanak şeklinde olan anteriyör kısmıdır. Yumurtlayan bir tavuktaki uzunluğu 9 cm kadardır. Infundibulum ovulasyonla açığa çıkan yumurtanın alınmasını sağlar. Bu kısmın aktivitesi ovum yani yumurta tarafından başlatılır. Çünkü yumurta yumurtalıktan serbest hale gelinceye kadar normal olarak bu organ inaktif bir durumda bulunur. Ovulasyon zamanı abdominal kaviteden ovum çıkarılıp bunun yerine bir yabancı materyal konsa ınfundibulum bu defa bu maddeyi kabul eder. Yumurtanın ınfundibulum de kalış süresi ortalama olarak 18 dakikadır. Bazen yumurta ınfundibulum tarafından alınmaz. Kusurlu ınfundibulumâun nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı solunum hastalıklarıyla ilgili olabileceği öne sürülmektedir. Infundibulum tarafından alınmayan yumurtanın 24 saat veya bundan daha kısa bir sürede vücut tarafından absorbe olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.
Magnum
Ovidukt kanalının en uzun kısmıdır. Boyu 33 cmâyi bulur. Yumurta proteinin çoğu olan albumin burada salgılanır. Yapılan çalışmalar yumurtanın ortalama olarak magnumâda 2 saat 54 dakika kaldığını göstermiştir.
Isthmus
Magnumun peristaltik hareketleri yumurtayı ısthmusâa iter. Yumurtlayan tavuklardaki uzunluğu yaklaşık olarak 10 cm kadardır. Magnum ile ısthmus arasındaki sınır belirlidir. Kabuk iç ve dış zarları ısthmusâda meydana getirilir. Önceki bildirişlerin aksine, sonradan yapılan çalışmalar bu kısımda yumurtaya albumin ilave edilmediğini sadece önemsiz miktarda su eklendiğini ortaya koymuştur. Yumurta ısthmusâda 1 saat 14 dakika kalmakta sonra uterusâa geçmektedir. Bu duruma göre, yumurtanın ınfundibulumâdan uterusa geçişi 4 saat 26 dakika sürmektedir.
Uterus
Uterus ovudukt kanalının torba şeklindeki kısmı olup, yumurtlayan tavuktaki uzunluğu 10-12 cm kadardır. Yumurta uterusta yaklaşık olarak 20 saat 40 dakika kalır. Kabuk ve yumurta kabuğu pigmentleri bu bölümde meydana getirilir. Kabuklu pigmentlerin, yumurtlamadan önceki son 5 saatte meydana geldiğini yapılan çalışmalar göstermiştir. Su ve bazı tuzlar da albuminde uterusta ilave edilmektedir.
Vagina
Uterusâtan klokaâya kadar uzanan vagina 12 cm uzunluğundadır. Yumurtanın teşkilinde bir rolü olmayıp daha ziyade yumurtanın dışarı atılmasında fonksiyon gösterir.
Yumurta Kabuğunun Yapısı ve Bunu Etkileyen Faktörler
Yumurta kabuğu iç kısma iki zarla bağlanmıştır. Bu iki zar da, yumurtanın yassı tarafı müstesna, birbirlerine bitişik durumdadır. Yumurtanın geniş kısmında ise hava boşluğunu teşkil için birbirlerinden ayrılırlar. Şekil 22âde yumurta kabuğunun bir kesiti verilmektedir.
Şekil 22: Dekalsifikasyona Uğratılmış Tavuk Yumurta Kabuğunun Enlemesine Kesiti.
Kabuğun esas kısmını süngerimsi tabaka meydana getirir. Organik matriksi de kapsayan kısım budur. Kalsifikasyon ilerledikçe kalsiyum karbonat bu kısımda depolanır. Kabuk zarları ve kütikül tabakası çıkarıldıktan sonra geriye kalan kısım (gerçek kabuk), hemen hemen tamamen kalsiyum karbonat ile küçük miktarlarda magnezyum, fosfat ve sitrat ve az miktarda olmak üzere sodyum ve potasyumdan ibarettir.
Tavuk yumurta kabuğunun kalın veya ince oluşu kalıtımla büyük ölçüde ilgili olmakla beraber, başta beslenme olmak üzere, çevre, yaş, mevsim, hastalıklar gibi bazı faktörler tarafından önemli ölçüde etkilenmektedir. Beslenme faktörleri arasında, kalsiyum, vitamin D ve manganez başta gelir.
Kalsiyum Kaynakları
Yonca müstesna, bitkisel orijinli yemlerin çoğu kalsiyumca düşüktür. Bu nedenle balık unu, et-kemik unu, kemik unu, midye kabuğu, kireç taşı çeşitli kalsiyum fosfat bileşikleri, hayvanların kalsiyum ihtiyacını karşılayan esas kaynaklardır. Kanatlıların beslenmesinde kullanılan yemlerin kalsiyum kapsamları daha sonra verilecektir.
Kalsiyum İhtiyacı
Kalsiyum ihtiyacı daha önce Tablo 35âte verilmişti. Kalsiyum ihtiyacını, büyüme ve yumurtlama yönlerinden incelemek yararlı olacaktır.
Büyüme İçin Kalsiyum İhtiyacı
Büyüyen civcivlerde, optimum vücut ağırlığı ve kemik kalsifikasyonu için rasyonda % 1 düzeyinde kalsiyum ve yaklaşık olarak % 0.5 düzeyinde yararlanılabilir fosforun bulunması gerektiği yapılan araştırmalar sonucu öne sürülmüştür. Amerikan Milli Araştırma Konseyi (NRC) büyüyen civcivler için %1 kalsiyum düzeyini tavsiye etmektedir. Rasyonlarda kullanılan hayvansal yemlerin kemik kapsamlarındaki farklılıklar ve toz halindeki kalsiyum karbonatın karıştırılmasında ve üniform bir şekilde dağıtılmasındaki güçlükler nedeniyle kanatlıların pratik rasyonlarda kalsiyum miktarı, hesaplanan değere göre %±20 değişmeler gösterebilmektedir.
Yumurtlayan Tavukların Kalsiyum İhtiyacı
Bugünün yüksek verimli tavukları, sağlam kabuklu yumurtalar meydana getirebilmeleri için yeterli miktarda kalsiyum almak zorundadırlar. Büyük bir yumurta 2-2.2 gr kalsiyum ihtiva eder. Yumurtlayan tavukların bağırsaklarında kalsiyum absorpsiyonu nispeten düşüktür. Rasyonla aldığı kalsiyumun ancak %50-60âından, kabuk teşkili için yararlanabilir. Vücutta tutulan kalsiyum (kalsiyum retansiyonu) miktarı bir dereceye kadar rasyonun kalsiyum düzeyine bağlıdır.
Yukarıda verilen bilgilere göre, sağlam kabuklu bir yumurta meydana getirebilmesi için ergin bir tavuğun günde 4 gramdan fazla kalsiyuma ihtiyacı vardır. Çeşitli verim derecelerinde tavukların günlük kalsiyum ihtiyaçları Tablo 40âta verilmektedir.
TABLO 40
Çeşitli Verim Derecelerinde Tavukların Rasyonda Bulunması Gerekli Kalsiyum Düzeyleri
Verim Günlük Kalsiyum İhtiyacı
Hayvanın Yaşı
% 22-40 hafta (40) hafta
100
90
80
70 3.3
Yumurtlamanın başlangıcından, yumurta ağırlığı 45 gr olup, sadece 1.5 gr kalsiyum kapsar. Birinci yumurtlama devresinin sonuna doğru, (yani bu 40 haftalık bir süreye tekabül eder) yumurta yaklaşık olarak 56 gr gelir ve bunun kapsadığı kalsiyum 2 gr kadardır. Örneğin genç bir tavuk birinci yumurtlama döneminde kalsiyumdan kabuk teşkili için yararlanmada %60 etkili olsa, %100 verim düzeyinde günde 3.3 gram kalsiyuma ihtiyaç gösterir.
Bir tavuk yumurtlamadığı günler rasyonla aldığı ve kemiklerine etkili bir şekilde depoladığı kalsiyumu müteakip günkü yumurta için kullanabilmektedir. Buna göre, yumurta verimi azaldıkça, her gün yumurtlayan bir tavuğa göre, kalsiyum ihtiyacının da azalabileceği düşünülebilir. Bununla beraber, bugünkü entansif yumurta üretimi şartlarında birinci yumurtlama döneminde bir sürünün ortalama yumurta verimi yaklaşık olarak %78, zirve verim ise %90âa kadar çıkabilir. Bu durumda, tavukların çoğu I.dönem boyunca %100âlük bir verim düzeyi gösterirler. Bunu dikkate alarak Tablo 40âta da belirtildiği gibi, I.dönem için %3.3âlük diyetsel kalsiyum düzeyi gereklidir. 40 haftalık süreden sonra yumurta büyüklüğü artar ve yumurtaların çoğu 2.2 gr kalsiyum kapsar. Bu devrede de bir çok tavuklar %100 düzeyinde yumurta vermeye devam ettiğinden, bu tavukların yumurtlama hızını düşürmemek için kalsiyum seviyesi 40.haftadan sonra %3.7âye yükseltilir.
Yem Tüketimi İle Kalsiyum İhtiyacı Arasındaki İlişki
22-40 haftalık dönemde %3.3, 40 haftadan sonra %3.7 kalsiyum düzeyleri hayvanların günde 100 gr yem tüketecekleri kabul edilerek tavsiye edilmiştir. Eğer rasyonun enerji düzeyi yahut çevre şartları değişirse hayvanların yem tüketimleri önemli derecede değişmeler gösterir. Bunu göz önünde tutarak Tablo 41âde verilen ayarlamaları yapmak lazımdır.
TABLO 41
Farklı Miktarda Yem Tüketimlerinde Genç ve Ergin Tavukların Kalsiyum İhtiyaçları
Günde tavuk başına yem
Tüketimi
Kalsiyum İhtiyacı
Tavuklar vücutlarının ihtiyacı olan kalsiyum miktarını iyi ayarlayamazlar. Eğer Tablo 40âta verilen kalsiyum düzeyleri yumurta tavuk rasyonuna uygulanırsa ayrıca serbest seçim metodu ile ek kalsiyum yemlenmesine ihtiyaç kalmayacaktır. Tecrübeler göstermiştir ki, tavuklar ihtiyacı olsun olmasın bir miktar sert, granüler materyali vücutlarına alırlar. Bu kalsiyumlu bir bileşik veya suda eriyen grit olabilir. Sıcaklık stresi durumlarında veya yumurtlama yılının sonunda (eğer yem tüketimi aşırı değilse) vücuda alınan kalsiyum miktarını artırmak için ek kalsiyum griti veya midye kabuğu kullanılabilir. Fakat her durumda vücuda alınan total kalsiyum miktarı, tavsiye edilen miktarı %20âden fazla geçmemelidir.
Terapötik amaçla yüksek dozda tetrasiklin (tetracycline) kullanıldığı zaman, kandaki antibiyotik düzeyini maksimum düzeyde tutmak için, diyetsel kalsiyum seviyesini minimuma düşürmek gerekir. Diyetsel kalsiyum düzeyi başlangıç peryodunda bir hafta veya daha fazla bir süre için %0.6; büyüme peryodunda ise %0.4âe düşürülebilir. Bu düşürmeden kısa süre için hayvanlar olumsuz olarak etkilenmezler. Fakat, yumurtlayan veya damızlık tavuklarda diyetsel kalsiyum düzeyi bir veya iki günden fazla %1.5âin altına düşürülmemelidir.
Yumurtlayan tavuklarda kalsiyum ihtiyacı aşağıdaki gibi hesaplanarak saptanabilir:
1. Bir Düzine Yumurtadaki Kalsiyum Miktarı:
tartılan bir düzine yumurta 708.24 gr gelse ve bir yumurtadaki kabuk ağırlığının (pratik olarak kalsiyum karbonat (CaCO3) yumurta ağırlığının %10âunu teşkil ettiği göz önünde tutulursa,
bir düzine yumurta: 708.24 x %10 = 70.824 CaCO3 veya
kalsiyum kapsar
2. Yaklaşık olarak kabuk kalsiyumunun %65-75âi diyetsel kaynaktan, geriye kalan kısmı ise vücut depolarından sağlanır. Buna göre, bir düzine yumurta için dışardan sağlanması gereken kalsiyum miktarı 75 x 28.34 = 21.26 gramdır.
3. Vücuda yemle giren kalsiyumun sadece %50-60âı hayvan tarafından yumurta kabuğu teşkilinde kullanılır, geriye kalan kısmı ekskresyona uğrar. Buna göre bir düzine yumurta için;
Yem kalsiyumuna ihtiyaç vardır.
4. Bir yumurta için ortalama 120 gr yem tüketildiğini farzedersek 12 yumurta için; 12 x 120 = 1440 gr yem gereklidir.
42.52 gram kalsiyumun bu miktar yemle sağlanabilmesi için yemde kalsiyum düzeyinin;
olması gerekir.
İklim şartlarına göre, rasyonun enerji düzeyine ve diğer bazı faktörlere göre yem tüketimi değiştiğinden, dolayısıyla kalsiyum düzeyi de değişir. Sıcak iklimli bölgelerde yem tüketimi soğuk bölgelere göre daha düşüktür. Dolayısıyla yemdeki kalsiyum düzeyinin daha yüksek olması gereklidir.
Kalsiyum Eksikliği ve Kafes Yorgunluğu (Cage)
(Layer fatigue): Kafes yorgunluğu, kemiklerden kalsiyum fosfatın çekilmesi ile karakterize edilen bir nevi osteoporosisâdir. Bu durumda kalsiyum fosfat, bilhassa bacakların uzun kemiklerinden çekilir. Hem kortikal kemik hem de müdeller kemik kalsiyum fosfat kaybeder. Fazla miktarda mineral kaybı yüzünden, kemikler çok incelir, hayvanın ağırlığına dayanamayarak kolayca kırılırlar. Bu hastalık hemen hemen tamamen kafeslerde yetiştirilen tavuklarda görülür; yer tavukçuluğunda ise çok nadiren ortaya çıkar. Kafeste bu hastalığa maruz kalmış hayvanların yere indirilmesiyle, hastalığın geçtiği bir çok araştırıcı tarafından bildirilmiştir.
Kafes yorgunluğunun etiolojisi tam manasıyla bilinmemektedir. Bazı araştırıcılar nedenini fosfor eksikliğine bağlarken, bazı araştırıcılar da bu duruma bir virüsün yol açtığını öne sürmektedirler. bU sonunculara göre, virüsler böbrek tahribatına yol açmakta, vücutta fosfor tutulamamakta dolayısıyla fosfor ihtiyacı artmaktadır. Diğer taraftan bir çok beslemeciler ve patolojistler, çoğu durumlarda, kafes yorgunluğunun kalsiyum eksikliği ile başladığını müşahede etmişlerdir.
Ağır kalsiyum eksikliğinde, tavuklar ancak 5-6 adet yumurta verdikten sonra, yumurtlamamakta, buna mukabil hafif kalsiyum eksikliğinde yumurta miktarı azalmakla beraber tamamen durmamaktadır. Kalsiyum eksikliğinde hemen yumurta verimi etkilenmekte (eksiklik derecesine göre ya durmakta veya azalmakta) fakat genellikle yumurta verimi için kemiklerden kalsiyum çekilmemektedir. Bunun nedeni olarak, folikül stimule eden hormonun (FSH) onteriyor pituiter bezi tarafından stimule edilebilmesi için kanda belirli bir kalsiyum düzeyinin bulunmasının zorunlu olduğu öne sürülmektedir. Bununla beraber bazı tavuklar, bazen bilinmeyen nedenlerle, kalsiyum eksikliğinde bile yüksek düzeyde yumurtlamaya devam etmektedirler. Böyle hallerde, kalsiyum kemiklerden çekilmekte, hayvanlar topallamakta, kemikler süratle incelerek tahrip olmakta neticede, ölüm meydana gelmektedir.
Kalsiyum Eksikliği Gösteren Hayvanlarda Replesyon
Kalsiyum eksikliği yüzünden normal yumurta verimi ve yumurta kabuğunun yapısı bozulmuş hayvanlar, kalsiyumca normal rasyonlarla beslenmeye başladıktan 6-8 gün sonra normal yumurtlamaya başlarlar ve yumurta kabukları da eski sıhhatli durumlarını kazanırlar. üÇ hafta sonra bacak kemikleri tamamen rekalsifiye olur. Ağır kalsiyum eksikliğinde adrenal bezleri de büyümekte ve bu durum, klasik anlamda eksikliğin bir stres olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.
Yüksek Düzeyde Kalsiyumla Beslenme
Carnell Üniversitesinde yapılan çalışmalar, 8-20 haftalık büyüme peryodunda piliçlere uygulanan %2.5 düzeyinde diyetsel kalsiyumun nephrosis, gut, ureterlerde kalsiyum birikmesi gibi patolojik durumlara sebep olduğunu ve %10-20 düzeyinde mortaliteyede yol açtığını göstermiştir. Yüksek düzeyde kalsiyum kapsayan rasyonlarla beslenen piliçlerde bir hafta içerisinde hiperkalsemi ve hipofosfatemi meydana gelmektedir. Paratiroid bezi küçülmekte ve aktivitesi büyük çapta düşmektedir. Yüksek düzeyde kalsiyum beslenmesi sonucu, yem tüketimi ve canlı ağırlık artışı azalmakta ve seksüel erginliğe geçiş gecikmektedir. 16 haftalıktan verim peryoduna kadar olan devrede nephrosisâden ölüm müşahede edilmiştir.
Büyüme peryodunda, %3 kalsiyum kapsayan rasyonlarla beslenen hayvanlarda görülen hiperkalsemi ve hipofosfatemi, diyetsel fosfor düzeyini %0.4âten %1âe çıkarmakla tamamen önlenebilmekte ve böbreklerde meydana gelen lezyon vakaları da büyük çapta azalmaktadır. 20 haftalık genç tavuklara yüksek düzeyde kalsiyum beslenmesi uygulamak zararlı olmamaktadır. Çünkü bu yaşta, normal seksüel gelişme nedeni ile, hiperkalsemi zaten normal olarak ortaya çıkan ve hayvan, henüz erginlik çağına ulaşmamış piliçlere göre daha fazla kalsiyumu metabolize edebilir.
Genel olarak, 18-20 haftalık döneme ulaşıncaya kadar, yani civciv ve piliç döneminde, hayvanlara %1.2 düzeyinde diyetsel kalsiyum tavsiye edilmektedir.
FOSFOR
Kemiğin önemli bir yapı unsuru olmasının yanı sıra, fosfor, metabolizmanın hemen hemen her safhasında görev alan organik bileşiklerin esansiyel bir komponetidir. Kasda, enerji metabolizmasında, karbonhidrat, amino asit ve yağ metabolizmalarında, sinirsel doku metabolizmasında, normal kan kimyasında, iskeletin büyümesinde, yağ asitlerinin ve diğer lipidlerin naklinde önemli bir rol oynar. Fosfat, DNA ve RNA gibi nükleik asitlerin önemli bir kısmını teşkil ettiği gibi bir çok koenzimlerin bir komponenti olarak fonksiyon gösterir. Enerjinin transferi ve depolanması için, fosfatla bileşmiş glükoz ve derivantları ile Adenosin di- ve trifosfat, kreatin fosfat gibi yüksek enerjili bileşiklerin teşkilinde görev alır. 100 ml kanda 35-45 mg fosfor bulunur. Bunun sadece %10âu inorganik formdadır. Normal olarak, serumda mevcut diffüze edilebilen kalsiyum ve inorganik fosfat arasında ters bir ilişki vardır.
Fosfor eksikliği veya rasyonda Ca: P oranının normalden çok fazla sapış göstermesi raşitizm ile sonuçlanır. Her iki elementten birinin aşırı fazlalığı diğerinin ince barsaklarda çökelmesine yol açar. Bu durumda kan kalsiyum ve fosfor düzeyleri düşer. Eğer eksiklik aşırı değilse, vitamin D3, düşük kalsiyum veya fosfor beslenmesinden ileri gelen raşitizmi önler. Beriliyumun rasyonda mevcudiyeti de ağır raşitizm vakalarına yol açmaktadır. Beriliyum elementinin fosfatla birleşerek, suda erimeyen âBeriliyum fosfatâ bileşiğinin meydana gelmesi ve fosfatın barsaklardan absorbe olmasının bu duruma yol açtığına inanılmaktadır.
Yumurta verimi ile tavuklarda fosfor katabolizması arasında yüksek bir ilişki bulunmaktadır. Yumurta verimi sırasında vücuttan kaybolan fosfor miktarının, yumurtanın kapsadığı fosfordan çok daha fazla miktarda olduğ4u saptanmıştır.
Eksiklik Semptomları
Ağır fosfor noksanlığında yahut rasyondaki fosfordan yararlanılmaması durumunda iştah hızla azalır. Hayvanlar cansızlık ve genel bir zayıflama gösterirler ve bu durum 10-12 günlük bir peryodda ölümle sonuçlanır. Hafif fosfor noksanlığı ise raşitizme ve büyümede duraklamaya sebep olur. Fakat bu durum, yüksek enerjili fosfat bileşiklerinin, DNA, RNA ve enzimlerin teşkili için gerekli olan kan fosfor düzeyinin üşmesine yol açmaz ve böylece bu önemli bileşiklerin teşkil edilmesi engellenmemiş olur. Hatta açlık sırasında bile, vücudun ihtiyacı olan organik fosfor bileşiklerinin teşkili için kemikten katabolizma ile önemli düzeyde fosfor ayrılır ve bunun sonucu olarak da idrarla devamlı olarak fosfor kaybolur.
Vitamin D ve Fosfor Absorpsiyonu
Gerçi bir dereceye kadar fosfor absorpsiyonu kalsiyum absorpsiyonu ile ilgili ise de, 32P ile civciv ve fareler üzerinde yapılan çalışmalar, vitamin D3âun, fosforun barsaklardan absorpsiyonunda etkili olmadığını göstermiştir.
Fosfordan Yararlanma
Toprakta mevcut inorganik fosfatlar, hayvanlar ve insanlar için nispeten yararlanılabilecek bir durumda değildirler. Isı tatbiki ve diğer bir takım kimyasal işlemler sonucu tabii kaya fosfatları a ve B â trikalsiyum fosfatlar gibi yararlanılabilir fosfat formlarına dönüştürülebilirler.
Bu sonuçlar, en az yararlanılabilen fosfatların, a-kalsiyum pirofosfat, B-kalsiyum pirofosfat, Y-kalsiyum pirofosfat, B-kalsiyum metafosfat, Y-kalsiyum metafosfat ve kalsiyum fitat olduğunu göstermiştir.
Potasyum metafosfat keza civcivler için tamamen yararlanılamayan bir durumdadır. Toz haline getirilmiş veya eritilmek suretiyle elde edilmiş kaya fosfat, fluoru elimine etmek için yüksek ısıya maruz bırakılır ve bunun sonucu olarak değişik bir kristal strukture (a â yahut B- trikalsiyum fosfat) sahip olur. Meydana gelen bu ürün fosfor yararlılığı bakımından istimlenmiş kemik ununa eşittir.
Yapılan çalışmalar, fosfat bileşiklerinin erime dereceleri ile, yararlılık dereceleri arasında mutlak bir ilişkinin mevcut olmadığını ortaya koymuştur. Gerçi %0.4âlük Hclâde erimeyen fosfatlardan hayvanların yararlanamadığını denemeler ortaya koymuş ise de, aynı konsantrasyona sahip Hcl çözeltisinde yüksek derecede eriyebilen a, B ve Y-kalsiyum pirofosfatlarla alkali metafosfatlardan da hayvanlar hiç yararlanamamaktadırlar.
Gastrointestinal sistemde, fitaz enziminin mevcut olmaması nedeni ile bütün tek mideli hayvanlar fitin (phytin) fosforundan yararlanamazlar. Fakat rumen mikroflorası tarafından büyük ölçüde fitaz enziminin salgılanabilmesi nedeniyle ruminantlar fitin fosforunu iyi bir şekilde değerlendirebilmektedirler. Bitkilerdeki fosforun yaklaşık olarak üçte biri fitin formunda olmayıp, kanatlılar bundan yararlanabilmektedirler. Bir yemin yararlanabilir fosfor düzeyini hesaplamada, ek inorganik fosfor kaynakları ve hayvansal orijinli fosfor %100 yararlanılabilir; bitkisel kaynaklardan elde edilen fosfor ise %30 yararlanılabilir olarak kabul edilirler. Yemlerin total ve yararlanılabilir fosfor kapsamları daha sonra verilecektir.
Son yapılan çalışmalar, anhidrid dikalsiyum fosfattan (Ca HPO4) genç hindi palazlarının çok az yararlanabildiklerini ortaya koymuştur. Dikalsiyum fosfatın hidrat formu (Ca HPO4) ise tamamen yararlanılabilir bir fosfat kaynağı olarak saptanmıştır. Soya küspesi ve diğer bazı tabii yem maddeleri Ca HPO4âtaki fosfordan yararlanmayı artıran bir faktör ihtiva etmektedir.
Fosfor İhtiyacı
Büyüyen civcivlerin ve yumurtlayan tavukların fosfor ihtiyaçları daha önce verilmişti (Tablo 35). Kanatlılar için, diyetsel Ca: P oranı onlara zarar vermeden belirli derecede değiştirilebilir. Bununla beraber, bu elementlerden birinin rasyonda çok fazla olması diğer elementin sindirim sisteminden absorpsiyonunu engelleyebilir. Büyüyen civcivler için bu oran 1.5:1 veya 2:1 olarak önerilmiştir.
Yumurtlayan tavuklar için ise Ca: P oranı yukarıdaki orandan çok daha geniş tutulmaktadır. Çünkü, yumurta tavuğunun Ca ihtiyacı civcivin veya büyüyen bir kanatlının Ca ihtiyacından çok daha fazladır.
SODYUM, POTASYUM VE KLOR
Kalsiyum, fosfor ve magnezyumdan farklı olarak, bu mineral elementler en çok vücudun yumuşak doku ve sıvılarında yer alırlar. Genel olarak, vücutta ozmotik basıncın sağlanmasında, asit-baz dengesinin kurulmasında, besin maddelerinin hücrelere geçişinde ve su metabolizmasında fonksiyon gösterirler. Fonksiyonları çok önemli olmakla beraber, besleme yönünden pek problem yaratmazlar. Pratik olarak vücudun bu elementlere olan ihtiyacı kolayca karşılanabilir. Çok fazla vücuda alınmalarından dolayı ortaya çıkan tehlikeler de ancak özel durumlarda söz konusudur. Vücutta ancak sınırlı şekilde depo edilebildiklerinden, diyetsel olarak devamlı olarak alınmaları gerekir. Gereğinden fazla alınmaları halinde, fazlası süratle vücuttan atılır. Vücuda alınan miktarları sınırlı ise, vücut ekskresyonu azaltarak bu mineralleri vücutta tutmaya çalışır. Fakat bunu yapmada vücudun kapasitesi oldukça sınırlıdır.
SODYUM
Sodyum ekstraselüler sıvıların ve deniz suyunun en belli başlı katyonudur. Bütün yaşayan canlılar, bitkiler ve hayvanlar normal metabolizmaları için bu elemente muhtaçtırlar. Doku kültürlerinde in vitro olarak bu elementin esansiyel olduğu 19. yüzyılın ikinci yarısında tamamen anlaşılmıştır. 1920 yılında yapılan bir çok çalışmalar, hayvanlarda sodyumun çok önemli metabolik fonksiyonlara sahip olduğunu ortaya koymuştur. Sodyumun her şeyden önce vücutta sıvı hacminin ve asit-baz dengesinin ayarlanmasında önemli bir fonksiyona sahip olduğu anlaşılmıştır. Kas kontraksiyonu sırasında sodyumun kas hücrelerine mobilize edildiği de bu çalışmalarla ispatlanmıştır. Adranal bezinin vücutta sodyum retansiyonunun ayarlanmasında önemli bir role sahip olduğu saptanmıştır. Adrenal yetmezliğinde kan sodyum düzeyinin azalması yukarıdaki buluşu doğrulamıştır. Aldesterone adlı adrenal hormonun 1953 yılında tanımlanıp izole edilebilmesi ve sodyum ve potasyum dengesinde regülatör olarak etkisinin ispatlanması, vücutta potasyum ve sodyum retansiyonu ile bu minerallerin metabolizmalarına ait bilgimizin artışına büyük ölçüde hizmet etmiştir.
Eksiklik Semptomları
Sodyumca eksik rasyonlarla beslenen hayvanlarda büyümenin önemli derecede gerilemesinin yanı sıra kemiklerde yumuşama, korneaâda keratinizasyon, gonadlarda inaktivite adrenal hipertrofi, hücre fonksiyonlarında değişmeler, yemden yararlanmada düşme, plazma sıvı hacminde azalma gibi arazlar da görülür. Kalp çalışması bozulur, ortalama arteriyel basınç düşer, hemotokrit değeri yükselir, deri altı dokularının esnekliği azalır, adrenal bezinin fonksiyonu bozulur. Bunun sonucu olarak urik ve urik asit düzeyleri kanda yükselir. Eğer bu durum düzeltilmezse şok ile hayvan ölür. Sodyum eksikliği, protein ve enerjiden yararlanmayı önemli derecede azaltır ve üreme fonksiyonları da sodyum eksikliğinden olumsuz olarak etkilenir. Kanatlılarda sodyum eksikliği, yumurta veriminde ve büyüme hızında düşmeye sebep olur ve kannibalizme yol açar.
Birçok hastalıklar vücutta sodyum kaybına yol açar. Bunlar arasında, diyare yüzünden meydana gelen gastroıntestinal kayıpları ile, renal ve adrenal tahribatı nedeniyle ortaya çıkan üriner kayıplar sayılabilir.
Sodyum Absorpsiyonu
Sodyum tuzları vücuda kolayca absorbe edilip sirkülasyonla bütün vücuda dağılırlar. Sodyum alınımının sınırlı olması halinde vücudun, ekskresyonu azaltıp, vücuttaki sodyum kapsamını tutmada özel bir kabiliyeti vardır. İçme suyu tuz ihtiva etmediği taktirde, kanatlıların ve diğer hayvanların rasyonunda normalden biraz fazla tuz bulunması önemli bir mahzur teşkil etmez. Böyle durumlarda kanatlılar su tüketimini artırarak aşırı tuzu ekskresyona tabi tutarlar. Tuz zehirlenmesiyle ilgili olarak sülün kuşları ile yapılan bir çalışmanın sonuçları Tablo 42âte verilmektedir.
TABLO 42
Yüksek Düzeyde Tuzun Sülün Kuşlarında Olumsuz Etkileri
Rasyondaki tuz düzeyi
% Dört haftalık ortalama ağırlık gram
Mortalite
% Dışkının su kapsamı
%
0.25
1.0
2.0
-
Bu tabloda da görülebileceği gibi diyetsel tuz düzeyi % 7.5âu buluncaya kadar, büyüme önemli derecede gerilememiş ve mortalite de yine belirli şekilde yükselmemiştir. %7.5 diyetsel tuz düzeyinde ise hem büyüme önemli derecede düşmüş hem de mortalite önemli ölçüde yükselmiştir. Çünkü bu düzeydeki diyetsel tuz, hayvanın dışarıdan alacağı suyla ekskresyona tabi tutabileceği seviyenin çok üstünde bulunmuştur. Bir başka ifade ile, hayvan bu aşırı miktar tuzu dışarı atacak, yeterli suyu tüketme kabiliyitite sahip değildir. Diyetsel tuz düzeyi arttıkça fecesteki su kapsamının artışı, vücuda alınan su miktarının artışından ileri gelmektedir.
Eğer aşırı su tüketilse ve bu su hücreye olduğu gibi geçse bu defa su entoksikasyonunun semptomları ortaya çıkar. Diğer taraftan eğer sodyum kaybı ile geniş çapta negatif su dengesi söz konusu ise, ekstraselüler suda önemli bir azalma meydana gelir ve hayvanlarda ciddi olarak dehidrasyon görülür.
Sodyumun Fonksiyonları
Sodyum esas olarak, vücut sıvı hacminin muhafazasında, normal PH ve osmatik basıncın sağlanmasında fonksiyon gösterir. Sinirlerde impulseâların nakli için gerekli olan enerjinin, hücre duvarı tarafından sodyum ve potasyumun ayrılmasından sağlandığına dair bulgular elde edilmiştir.
Hücre çekirdeğinde ve mitokondriâlerde çok küçük miktarda sodyum bulunmakla beraber, bir çok mitokondriyel sistemler küçük miktar sodyum konsantrasyon artışı ile çalışmaları engellenebilmektedir. Mitokondriâlerde bulunan enzimlerin çoğu K+, Mg++ gibi ıntraselüler iyonlarla aktive edilmekte Na+ gibi ekstrasülüler bir iyon tarafından ise inaktive edilmekte yani çalışmaları engellenmektedir.
POTASYUM
Potasyumun Vücutta Dağılışı
Sodyumun aksine potasyum vücutta esas olarak hücrelerde bulunur. Kan hücreleri kan plazmasına göre 25 misli daha fazla potasyum ihtiva ederler. Kas ve sinir hücreleri de potasyumca çok zengin olup interstisyel (doku arası) sıvılara göre 20 defa daha fazla potasyum kapsarlar. Farelerde potasyumun çeşitli vücut dokularında dağılımı Tablo 43âte verilmektedir. Potasyumun kanatlı ve diğer hayvanlardaki dağılımı farelerinkine benzer değerler göstermektedir.
TABLO 43
Farelerde Potasyumun Çeşitli Vücut Dokularında Dağılımı
Potasyumun Fonksiyonları
Sodyumun plazmada ve dokular arası sıvıda yaptığı fonksiyonları (örneğin, asitbaz dengesinin ve ozmatik basıncın sağlanması) potasyum hücre içinde yerine getirir. Bir çok intraselüler enzimler potasyum tarafından aktive edilir. Kalbin normal çalışması için de potasyum gereklidir. Kalpteki etkisi kalsiyumun yaptığı etkinin aksidir. Kalsiyum, kalp kontraksiyonunu artırırken potasyum, kasılmayı azaltarak kalbin dinlenmesine olanak sağlamaktadır.
Potasyumun Eksikliği
Hıpokalemi, yani kanda potasyum noksanlığının esas semptomunun, bilhassa kol-bacaklarda zayıflama ile karakterize edilen kaslarda genel bir zafiyet. Bağırsakta distansiyon ile birlikte normal tonusâun bozulması. Kalp ve solunum kaslarında zayıflama ve nihayet çalışamayacak duruma gelmesi.
Hipokalemi ağır stres durumlarında meydana gelebilir. Bu durumda plazma proteinleri yükselir. Adrenal kortikal hormonunun etkisi altında potasyum böbrekler vasıtasıyla idrara geçer. Strese adaptasyon sırasında, kaslar tedricen daha fazla kan almaya başlar ve kaybettiği potasyumu da tekrar kazanır. Karaciğer glikojen kayıpları telafi edildikçe, potasyum da karaciğere döner. Bu durum hipokalemiânin geçici olarak uzamasına yol açar. Stres peryodunu müteakip, kanatlılara potasyum tuzları vermenin etkileri henüz tam olarak araştırılmamıştır.
Düşük proteinli bir rasyon, düşük potasyumlu bir rasyonla birleştirilirse, hayvanlar yavaş yavaş büyürler ve bir potasyum eksikliği göstermezler. Metabolize olmuş dokulardan ortaya çıkan potasyum, diyetle sağlanamayan yahut idrarla kaybolan potasyumun yerini alır. Bu şartlar altında daha az potasyuma ihtiyaç vardır. İdrarda, potasyumun nitrojene oranı nispeten sabittir. Bu oran taze bir kasda saptanan potasyumun/nitrojen oranına eşittir. Doku nitrojeni ile birlikte potasyum metabolize edilen bir dokudan birlikte açığa çıkarlar. Eğer nitrojen açlığı çeken bir hayvana protein verilirse, hayvan önce büyür fakat sonradan potasyum eksikliği gösterebilir. Potasyumun membran permeabilitesini artırdığı gibi glisin gibi tabii nötr amino asitlerin alınmasını hızlandırmaktadır. Glisin hücreye girdiği zaman potasyum hücreyi terkeder. Pridoksal (pyridoxal) glisin akımını artırır; hücrede potasyum konsantrasyonunun artışı bu etkiyi çoğaltır. Potasyum eksikliğinde dokulardaki nötr amino asitlerin konsantrasyonu azalmakta ve bazik amino asitleri kısmen potasyumun yerini almaktadır.
Potasyum İhtiyacı
Potasyum ihtiyacının civcivlerde rasyonda %0.17 olarak saptanmış olmasına rağmen bunun rasyonun fosfor düzeyine göre değişebileceği tespit edilmiştir. %0.16 düzeyinde diyetsel potasyum mortaliteyi önlemekle beraber, diyetsel fosfor düzeyi %0.6 olduğu zaman maksimum büyüme için potasyum ihtiyacı %0.2; fosfor düzeyi %0.35 olduğu zaman ise potasyum ihtiyacı %0.24 olarak saptanmıştır. Civcivlerin potasyum ihtiyacını tespit için yapılan çalışmalar sonunda elde edilen sonuçlar oldukça değişiktir. Yüksek enerjili rasyonlarla beslenen ve hızlı büyüme gösteren civcivlerde ihtiyacın %0.3 hatta %0.4 bile olabileceği öne sürülmüştür.
Tavşanlar en az %0.6 diyetsel potasyuma ihtiyaç göstermektedirler ki bu aşağı yukarı hindi palazının gösterdiği ihtiyaç düzeyine eşittir.
Pratik rasyonların potasyum kapsamları ekseriya % 1 civarındadır ki bu kanatlıların ve diğer hayvanların minimum ihtiyaçlarının çok üzerindedir. Bu nedenlerle bu rasyonlarla beslenen hayvanlarda potasyum eksikliği söz konusu değildir.
KLOR
Klorâürlerin fizyolojik önemi uzun zamandan beri bilinmekle beraber, klorün esansiyel bir element oluşu ancak 1930âların sonuna doğru fareler üzerinde yapılan denemeler sonunda anlaşılmıştır. klorürlerce eksik diyetlerle beslenen farelerde büyüme gerilemiş ve ortaya çıkan semptomların da sodyum eksikliğinde tespit edilenlerden farklı olduğu görülmüştür. En önemli semptom, büyüme hızında düşme olmakla beraber, bazı hayvanlarda galvanik şokla veya işitmeyle ilgili bir uyarma ile tetani meydana getirebilmiştir. Klorca eksik rasyonlarla beslenen hayvanlarda kan klorür düzeyi düşmüş, fakat karbonat miktarı ise artmıştır. Klorür eksikliğine maruz farelerde idrarda hemen hemen hiç klorür saptanmaması, hayvanların böyle durumlarda vücutta klorâü muhafaza etme kabiliyetlerinin oldukça fazla olduğunu göstermiştir.
Klorun Fonksiyonları
Ekstraselüler ortamda sodyuma karşı yer alan dominant anyondur. Proteinle birleşmek için affinitesi çok zayıftır. Bu özelliği, bulunduğu ortamın iyonik kuvvetine daha fazla katkıda bulunmasına imkan verir. Yukarıda işaret edildiği gibi, K+ ile hücreye de girer. Çok aktif bir şekilde nakledilir. Mide öz suyundaki belirli H+ konsantrasyonu için, gastrik mükoz hücreleri çok aktif bir şekilde klorürleri naklederler.
Klor Eksiklik Semptomları ve Klor İhtiyacı
Saflaştırılmış rasyon kullanılarak yapılan çalışmalarla civcivlerde klor eksiklik semptomları aşağıdaki gibi saptanmıştır. Kgâda sadece 190 mg Cl kapsayan rasyonlarla beslenen civcivler son derece zayıf bir büyüme göstermişler, kan klorür düzeyleri düşmüş ve genel bir dehidrasyon görülmüştür. Ölüm nispeti de yüksek olarak bulunmuştur. Bazal rasyonların Kgâına 1200 mg Cl ilave etmekle büyüme optimum düzeye ulaşmış ve eksiklik semptomları tamamen ortadan kalkmıştır. klor eksikliğine maruz hayvanların rasyonlarına ilave edilen fazla miktarda sodyum ve potasyum civcivlerin büyümelerini etkilememiş ise de, bazal diyetlerde bu katyonların artışı ile mortalite ve sinirsel semptomlar da artmıştır. Bazal rasyonun kilogramına katılan 676-1352 mg bromür, sinirsel semptomlar müstesna diğer klor eksiklik semptomlarını kısmen önlemiştir. Daha yüksek düzeyde bromürlerin ise, bu semptomları önlemede daha yararlı bir etkisi olmamıştır. Rasyonun kilogramına ilave edilen 537-1074 mg iyodürler ise büyümeyi geriletmiş mortalite ve sinirsel semptomların meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu durum iyodürler ve k klrorürler arasında antagonistik bir interaksiyonun mevcut olabileceğini akla getirmiştir. Rasyona sokulan (268 mg/kg rasyon) fluorürlerin ise, klorür eksikliğini etkilemediği saptanmıştır.
Klorca noksan bir beslemeye tabi tutulan civcivler ani ve keskin gürültü ile tetaniâye benzeyen sinirsel bir reaksiyon göstermekte, bacaklarını geriye uzatarak öne doğru düşmekte ve ancak 1-2 dakika sonra kendilerine gelebilmektedirler. Fakat ikinci spazm ancak belirli bir süre geçtikten sonra ortaya çıkarılabilmektedir.
MAGNEZYUM
Magnezyum hem hayvanların hem de bitkilerin beslenmesi için gerekli olan önemli bir katyondur. Klorofilin porfirin kısmında şelatlaşmış metal olarak bulunur. Fonksiyonu, bitki metabolizmasındaki rolü dolayısıyla geniş bir şekilde araştırılmıştır. Magnezyumun hayvan beslemede esansiyel bir element olduğu 45 sene kadar önce anlaşılmıştır. Üzerinde çok çalışılmış olmasına rağmen, hayvanlardaki fizyolojik rolü, bilhassa diğer metal iyonlarla olan interaksiyonu çok iyi anlaşılamamıştır. 1927 yılında magnezyumun alkalin fosfataz enzimlerini aktive etmesinin anlaşılmasından sonra, daha yüzlerce enzimin aynı element tarafından aktive edildiği saptanmıştır.
Magnezyum Eksikliğinde Ortaya Çıkan Semptomlar
Magnezyumun farelerin büyümesi için zorunlu olduğu ilk defa 1926 yılında Le Roy adlı bilgin tarafından gösterilmiştir. Daha sonra yapılan çalışmalar, magnezyum eksikliğinde ortaya çıkan klasik sendromu açıklığa kavuşturmuştur. Bu sendromâda eritem ve hiperemi ile tezahür eden bir vazodilasyon görülür. Bunu yaklaşık olarak 12 gün sonra solgunluk ve nihayet siyonoz takip eder. Bundan sonra fareler gittikçe artan nöromüsküler hiperirritabilite gösterirler ve bu da genel hastalık nöbetleri ile sonuçlanır. İlk hastalık nöbetinde bir çok hayvanlar ölür. Fakat diğer bir nöbet gelinceye kadar diğerleri uzun süre yaşarlar. Hayvanların uzun süre yaşadığı kronik magnezyum eksikliğinde ise alopesi, trofik deri lezyonları, kulak loplarında hematom ve hiperemik şişmiş diş etleri gibi semptomlar görülür. Magnezyum noksanlığının bir çok semptomları hipokalsemik tetanillere benzer.
Magnezyum eksikliğinin farelerde metabolik hız üzerinde önemli bir etkisi vardır. Tiroksin hormonu aldığı için ağırlık artışı sağlayamayan farelere büyük miktarda magnezyum vermekle bu durum önlenebilmektedir. Magnezyum eksikliği gösteren farelerde metabolik hızın, normal yani kontrol grubundaki farelerdeki metabolik hızdan % 125 daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Aynı ağırlığı muhafaza etmek için normal farelerin magnezyum eksikliği gösteren farelere göre % 83 daha az total kaloriye ihtiyaç gösterdikleri saptanmıştır. Bunun, tiroid bezinin fonksiyonundaki bir bozulmadan ileri geldiğine dair herhangi bir delil mevcut değildir.
Hayvan Vücudunda Magnezyum Dağılışı
Yeni doğan bir hayvanın vücudunda magnezyum konsantrasyonu düşüktür. Fakat doğumdan hemen sonra yükselmeye başlar. Total vücut magnezyumunun yaklaşık olarak hemen yarısı kemiklerde bulunur. Bütün hayvanlarda bu miktar kemik külünün % 0.5-0.7âsini temsil etmektedir. Bir çok durumlarda, kemiklerdeki magnezyumun hayvan için bir yedek depo olarak görev yapabileceği öne sürülmüştür.
Potasyum gibi magnezyum da en çok yumuşak dokuların hücrelerinde bulunur. Karaciğer, çizgili kaslar, böbrekler ve beyin yaklaşık olarak 430-540 mg/litre magnezyum ihtiva ederlerken, kan serumu sadece bunun onda biri kadar yani yaklaşık olarak 50 mg/litre kadar magnezyum kapsar.
Kalsiyum gibi serum magnezyumunun bir kısmı proteine bağlı olarak bulunur. Kan serum magnezyumu paratiroid hormonundan pek etkilenmemektedir. Türler arasında total magnezyum biraz değişmekle beraber, bütün sıcak kanlı hayvanlarda proteine bağlı magnezyum yüzdesi hemen hemen hepsinde eşittir. Beyin omirilik sıvısının (cerebro-spinal) magnezyum kapsamı, kan serumununkinden daha yüksektir. Bu akümülasyonun mekanizması izah edilememiştir. Kış uykusuna yatmayan türlerin ve soğuk kanlı hayvanların serum magnezyum konsantrasyonları, bu hayvanların vücut sıcaklıkları suni olarak düşürüldüğü zaman yükselmektedir.
Bir yumurta total olarak 25 mg magnezyum kapsar ki bunun, 2 mgâı yumurta sarısında 4.3 mgâı albuminde 18.7 mgâı ise kabuk ve kabuk zarlarında yer alır. Yumurtadaki magnezyumun en büyük kısmı yumurta kabuğunda bulunur. İnkübasyon sırasında 1-1.8 mg magnezyum yumurta kabuğundan embriyon tarafından çekilir. Böylece, kabuk embriyon tarafından kullanılmak üzere hem kalsiyum hem de magnezyum için bir rezervuar olarak fonksiyon gösterir.
Aşırı Diyetsel Magnezyumun Etkileri
Yumurta tavuk rasyonlarında, başlıca kalsiyum kaynağı olarak kullanılan kireç taşı %1-13 magnezyum kapsayabilir. Yüksek düzeyde magnezyum kapsayan kireç taşlarına âdolomitik (dolomitic) kireç taşıâ denir. Yapılan çalışmalarda, 9-20 haftalık piliçlerde, rasyonda %1 düzeyinde magnezyum, büyümeyi hafifçe geriletmiş, %1.83 diyetsel magnezyum ise ciddi büyüme depresyonuna yol açmıştır. Yüksek düzeyde magnezyum kapsayan rasyonlarla beslenen piliçlerde kemik kül kapsamı önemli derecede düşük bulunmuştur. Yumurta tavuklarıyla yapılan çalışmalarda ise, rasyonda %2.2 düzeyinde magnezyum yumurta veriminde hafif; %1.96 düzeyinde magnezyum ise çok önemli düşmelere sebep olmuştur. Rasyonda %0.7âden fazla magnezyum dışkının çok sulu olmasına yol açmakta, %1âden fazla diyetsel magnezyum ise tavuklarda performansı kötü şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, kalsiyum kaynağı olarak dolomitik kireçtaşı kullanılmamalıdır.
MANGANEZ
Manganezin esansiyel bir element oluşu 1931 yılından beri bilinmektedir. Bu yıllarda farelerle yapılan çalışmalarda, sadece sütle beslenen farelerde üreme fonksiyonlarında görülen bozuklukların rasyona manganez ilavesi ile ortadan kaldırılabileceği tespit edilmiştir. Daha sonra kanatlılarda âperosisâ veya âslippedâtendonâ olarak bilinen bacak hastalığının da manganezle çok yakından ilgili olduğu saptanmıştır.
Manganez Kaynakları
Pirinç kepeği, buğday kepekleri, razmol, yonca unu, mısır fermantasyon ürünleri en zengin manganez kaynaklarıdır. Fakat bu kaynaklardaki manganezin tamamen yararlanılabilir formda olduğu söylenemez. Kanatlılar için kullanılan birçok rasyonlar yeterli düzeyde manganez kapsamazlar. Fakat manganez tuzları pahalı olmayıp rasyonlara inorganik manganez tuzları kolaylıkla sokulabilir.
Mangan sulfat, mangan klorür, mangan karbonat, potasyum permanganat ve mangan dioksit tuzları, kanatlıların yararlanabildiği mangan kaynakları olarak zikredilebilir. Bunlar arasında mangan sulfat kanatlıların rasyonlarında en çok kullanılan bir bileşiktir.
Manganez Noksanlığında Ortaya Çıkan Hastalıklar
En önemli manganez eksiklik sendromu civcivlerde görülür. Perosis olarak isimlendirilen bu durumda, tibiometatarsal eklemi anormal bir şekilde genişler, tibia kemiğinin distal ucu ile tarsometatarus kemiğinin proksimal ucu bükülüp eğilirler, bacak kemikleri kabalaşır ve kısalır. Gastrocnemius kası yahut asil tendoları kandillerinden kayarlar.
Perosis, rasyonda yüksek düzeydeki kalsiyum ve fosforla daha da kötü bir duruma girmektedir. Aşırı düzeydeki kalsiyum ve fosforu sindirim sisteminde erimeyen kalsiyum fosfat olarak çökelmesi ve bu çökeleğin mangan iyonlarını adsorbe etmesi buna neden olarak gösterilmektedir.
Yumurtlayan ve damızlık tavuklarda manganez noksanlığı, yumurtadan çıkış gücünü azaltmakta, kabuksuz veya ince kabuklu yumurtaların ise yüzdesini artırmaktadır.
Memelilerdeki (fare, tavşan) manganez eksiklik semptomları tamamen aynı olmamakla beraber, kanatlılarınki ile benzerlik gösterir. Semptomların tabiatı ve ağırlık derecesi, denemeye alınan hayvanların daha önceki beslenme durumlarına, bilhassa, anneden yavruya taşınan manganez miktarına ve denemeden önce hayvanın beslendiği rasyonun manganez kapsamına göre değişir. Bu hayvanlardaki manganez eksikliği, büyümede azalma, hafifçe düşük mineralizasyon, kemiklerin kusurlu yapısı ve her iki cinsiyette üreme fonksiyonlarında bir azalma ile karakterize edilir.
Civciv Embriyonlarında Chondrodystrophy
Damızlık tavukların rasyonlarındaki manganez eksikliği embriyonik civcivlerde nutrisyonel kondrodistrofi olarak bilinen bir patolojik duruma sebep olur. Bu hastalık:
Bacaklarda kalınlaşma ve kısalma; kanatlarda kısalma,
Alt çenenin kısalması sonucu papağan gagalık durumunun ortaya çıkması,
Odemler (bilhassa boynun atlas ekleminin üzerinde),
Dışarıya çıkık karın (nispeten çok miktarda assimile olmamış yumurta sarısı nedeni ile),
Vücudun büyümesinde gelişememe, gibi semptomlarla karakterize edilir.
Manganez noksanlığında civcivlerde, tıyamin eksikliğinde görülen sinirsel semptomlar (ataksi) saptanmıştır. Bu durumda civcivlerde baş geriye bükülmekte hayvan devamlı yukarıya bakmak zorunda kalmaktadır.
Manganezin Biyokimyasal Fonksiyonları
Manganez, büyük kısmı mukopolisakkaritler (mucopolysacharide)âden ibaret olan kemik matriksinin gelişmesi için esansiyel olan bir elementtir. Normal beslenen civcivlere göre, manganez eksikliği gösteren civcivlerde, epifizyel kıkırdak dokusunun kondroitin sülfat kapsamı önemli derecede azalmaktadır. Mikroskop altında incelendiği zaman, manganez eksikliği gösteren civcivlerin kıkırdak dokusundaki ıntraselüler matriksin noksanlığı açık bir şekilde görülür.
Manganez, kondroitin sülfatın sentezi için zorunlu enzimik basamakların bir kaçında görev almaktadır. Ayrıca, manganezin, argınaz, sistein desulfhıdraz tiaminaz, karnosinaz, deoksiribonukleaz, enolaz, ıntestinal pronilaz ve glisil-L-Losin dipeptidaz gibi çok sayıda enzimin aktivasyonunda rol oynadığı yapılan ın vitro çalışmalar sonucu bildirilmiştir. Keza mitokandrilerde oksidatif fosforülasyon, yağ asitleri sentezi ve asetatların kolesterole dönüşmesi için de manganeze ihtiyaç olduğu öne sürülmüştür. Manganezin amino asit metabolizmasında oynadığı rol sadece arginaz gibi hidrolize enzimlerini aktive etmesinden ileri gelmeyip, aynı zamanda pridoksal fosfatın iştirak ettiği amino asitlerle şelat teşkil etmesinden de ileri gelmektedir. Amino asitlerin pridoksal fosfat ve manganezle teşkil edilen bu kompleksleri vücutta sadece amino asitlere göre çok daha hızlı bir şekilde nakledilmektedirler. Bu şekilde metallerin de naklinde amino asitlerin rolü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Manganezce noksan rasyonlarla beslenen civcivlerin kemiklerde fosfataz aktivitesi belirli şekilde düşmekle beraber, manganezin kemik kalsifikasyonunda direkt olarak rol oynamadığı sanılmaktadır.
ÇİNKO
Çinkonun besleme bakımından esansiyel bir element olması, farelerle yapılan çalışma sonucu 1934 yılında anlaşılmıştır. 1940 yılında karbonik anhidraz enzimi izole edilerek saflaştırılmış ve bunun %0.33 düzeyinde çinko ihtiva eden bir metalloenzim olduğu tespit edilmiştir. Karbonik anhidraz enzimi karbonik asiti parçalayarak onu CO2 ve H2O ya ayırmaktadır. Daha sonraki çalışmalar çinkonun protein ve karbonhidrat metabolizmalarında rol oynayan bir çok enzimlerde mevcut olduğunu göstermiştir. Domuzlarda parakeratosis hastalığına çinko noksanlığının sebep olduğunun anlaşılmasından sonra, çinkoya besleme yönünden ilgi daha da artmıştır. Bundan sonra, çinko noksanlığının civcivlerde anormal kemik gelişmesine yol açtığı gösterilmiş, insanlarda alkolden dolayı meydana gelen siroz hastalığı gibi bazı metabolizma bozukluklarının çinko ile ilgili olduğu öne sürülmüştür.
Çinkonun Biyokimyasal Fonksiyonları
Çinko noksanlığı sonucu hayvanlarda görülen deri lezyonları ve korneal değişmeler birçok hususlarda, vitamin A, riboflavin, biotin, pantotenik asit, pridoksin ve esansiyel yağ asitleri noksanlığında ortaya çıkan arazlarla benzerlik gösterir. Bununla ilgili olarak, çinkonun bu besin maddelerinden biri veya birçoğunun metabolizmalarıyla ilgili olduğu öne sürülmüştür.
Karbonik anhidraz enziminin kristalin preparasyonu %0.3 çinko ihtiva eder. Bu enzim akciğerlerde karbondioksidin açığa çıkarılmasında, vücudun asit-baz dengesinde önemli bir rol oynamaktadır. Keza gastrik mukozada karbondioksidin hidrasyonunda da fonksiyon göstermektedir. Bu sonuncu reaksiyon gastrik hidroklorik asitin yapılması için salgılanan hidrojenin kullanılması sonucu ortaya çıkan aşırı alkali durumu ortadan kaldırmak için zorunludur. Karbonik anhidraz, kemiklerin kalsifikasyonu ve yumurta kabuğunun teşkilinde de rol oynamaktadır. Yumurtlayan tavuğun ovidukt kanalındaki kabuk bezlerinde yüksek düzeyde karbonik anhidraz enziminin mevcut olduğu bildirilmiştir.
Çinko Noksanlığında Ortaya Çıkan Hastalıklar
Çinko noksanlığı civcivlerde, bacak kemiklerinin kalınlaşıp kısalmalarına tibiometatarsal eklemin genişlemesine, derinin bilhassa, ayaklarda pul pul kabuk bağlamasına, tüylenmenin bozulmasına, yemden yararlanmanın düşmesine, iştahın kaybolmasına, büyümede gerilemeye; ileri derecede eksiklik durumunda ise, mortaliteye yol açar. Yemliklerin, sulukların, kafeslerin galvanize saçtan yapılması halinde hayvanlar vücutlarına önemli derecede çinko alırlar. Bundan dolayı deneysel çinko noksanlığı meydana getirilebilmesi için kullanılan yemlik ve sulukların ya plastik ya da paslanmaz çelikten yapılmış olmaları zorunluğu vardır.
Wıscosin Üniversitesinde yumurtlayan tavuklarla yapılan çalışmalar, çinko noksanlığında yumurta veriminde de azalma tespit edilmiştir. Bununla beraber, çinko noksanlığının esas etkisi yumurtadan çıkış gücünde ve embriyonun gelişmesinde kendini göstermektedir. Çinko bakımından noksan rasyonlarla beslenen tavukların yumurtalarından çıkan civcivlerin zayıf olup, ayakta duramazlar yem yiyip su içemezler. Solunum hızlanır fakat nefes alıp verme güçleşir. Bu civcivlerin biraz rahatsız edilmeleri ekseriya semptomların daha da şiddetlenmelerine ve onların ölmelerine yol açar. Tüyleri ekseriya gelişmemiş kıvrık ve kabarık bir durum gösterir. Böyle civcivlere kuluçkadan sonra çinko klorür enjeksiyonu bir dereceye kadar durumlarını iyileştirir. Çinko noksanlığından, embriyonik iskelet gelişmesi de önemli derecede etkilenir. Omurga bükülür, lomber ve torasik vertabralar kısalır ve birbirleriyle kaynaşır. Ekseriya civcivler ayak parmakları olmadan yumurtadan çıkarlar hatta ekstrem durumlarda embriyon iskeletinin alt kısmı ve bacakları ya mevcut değildir veya çok az gelişmiştir.
Çinko eksikliğinin diğer hayvanlardaki arazları civcivlerinkine benzer. Domuzlarda bir çeşit dermatit olan parakeratosis pratik şartlarda çinko noksanlığında görülen önemli bir hastalıktır. Deri lezyonları, büyümede gerileme, zayıflık, kusma, diyare, durgunluk bu hastalığı karakterize eden başlıca semptomlardır.
Mısırda insanların erkeklerinde görülen cücelik, epifizyel kapanmanın (kalsifikasyonun) gecikmesi, kaba hiperpigmente olmuş deri, hipogonadizm, sokonder seks karakterlerinin noksanlığı gibi arazlarla karakterize edilen bir çeşit sendromun diğer hayvanlarda görülen çinko eksiklik arazlarına benzediği müşahede edilmiştir. Hasta erkeklerde hipogondizm (gonadların gelişmemesi)âin F.S.T. hormonunun yetersizliği ile ilgili olduğu saptanmış ve bunun da anderiyor pituiter bezinin çinko noksanlığında fonksiyonunun azalmasından ileri gelebileceği öne sürülmüştür. Zaten fare ve civciv testislerinin çinkoya yüksek bir affinite gösterdiği diğer çalışmalarla tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar, yumurtlayan tavukların ve domuz rasyonlarının çinko tuzlarıyla desteklenmelerinin yumurta ve domuz eti çinko kapsamlarını artırdığını dolayısıyla insanların çinko ihtiyacına bu şekilde daha iyi cevap verilebileceğini göstermiştir.
Yanık ve yaraların iyileşmesinin çinko beslenmesi ve metabolizması ile ilişkisi üzerinde geniş araştırmalar yapılmıştır. Yanık ve yaraların iyileşme hızında, bu yara veya yanıklardan önce vücudun çinko kapsamının en başta geldiği saptanmış ise de operasyon sonrası meydana gelen yaraların iyileşme hızının yükseltilmesinde ilave çinko tuzlarının da etkili olabileceği bildirilmiştir.
Çinko İhtiyacı ve Bu İhtiyacı Etkileyen Faktörler
Kanatlıların çinko ihtiyaçları daha önce Tablo 35âte verilmişti.
Parakeratosis domuzlarda en çok çinko noksanlığı yanında bilhassa rasyonların yüksek düzeyde kalsiyum kapsaması halinde müşahede edilmiştir. Parakeratosisâi önlemek için gerekli çinko ihtiyacı, rasyonun kalsiyum düzeyine göre değişmektedir. Diyetsel kalsiyum düzeyi yükseldikçe, çinko ihtiyacı da yükselmektedir. Rasyonun fitik asit düzeyi de çinko ihtiyacı da yükselmektedir. Rasyonun fitik asit düzeyi de çinko ihtiyacını etkilemekte ve çinko ihtiyacını artırmaktadır. Daha önce işaret edildiği gibi, sentetik ve tabii şelat ajanları çinkonun vücutta değerlendirilmesini yükseltmekte ve fitik asitin zararlı etkilerini önlemektedir. Genetik dahil diğer bilinmeyen faktörler hayvanların çinko ihtiyacını etkileyebilmektedir. Esasen çinkoca noksan aynı rasyonlarla beslenen hayvanların gösterdikleri reaksiyonlar farklı olmaktadır.
Kemiklerin çinko bakımından zengin oluşlarından dolayı, et-kemik unu, balık unu nispeten iyi çinko kaynaklarıdırlar. Bununla birlikte, tabii yem materyalleri, civcivin ve damızlık tavuğun ihtiyacını karşılayacak kadar çinko ihtiva etmeyebilirler. Bu nedenle, kanatlıların pratik rasyonları, çinko oksit, çinko karbonat gibi inorganik kaynaklarla ekonomik olarak desteklenirler.
DEMİR
Demirin kanın yapısına girdiği, iki asırdan fazla bir zamandan beri, anemi ile demir arasındaki ilişki daha da eski tarihlerden beri bilinmektedir. Demirin önce hemoglobinin önemli bir yapı maddesi olduğu gösterilmiş, daha sonra ise, sitokrom, peroksidaz, katalaz ve diğer bazı enzimlerin de önemli bir komponenti olduğu ortaya çıkarılmıştır.
Hemoglobin ve yukarıda zikredilen enzimlerin hepsi iki yahut üç değerli demir ihtiva ederler ve bu demir formları, âhemeâ adı verilen porfirin kompleksinde şelatlaşmış olarak bulunur. Bu bileşik her enzime göre değişiklik gösteren protein komponentine bağlanır. Sitokromlar oksijen ve elektron naklinin aktivasyonunda; katalaz ve peroksidazlar ise hidrojen peroksitin parçalanmasında fonksiyon gösterirler.
İki flavoprotein enzimi, NADH-Sitokrom reduktaz ve ksantin oksidaz demir kapsar. Kaslar, oksijen taşıyan ve myoglobin olarak bilinen bir bileşik de demir kapsar.
Vücutta diyetsel demir için priyorite sitokromlara, hücre metabolizması için zorunlu diğer enzimlere, kalp dahil diğer kasların fonksiyonu için gerekli olan myoglobine verilir. Demir eksikliğinin ilk belirtileri, normal hemoglobin teşkili için yetersiz demir miktarının sebep olduğu hipokromik ve mikrositik anemi olarak ortaya çıkar. Demir ile ilgili çalışmalar şimdiye kadar nasıl ilgi çekmişse, bundan sonra da ilgi çekmeye devam edecektir. Çünkü, anemi bir çok ülkelerde önemli bir hastalık olarak yerini korurken, demir beslenmesi, demir eksikliği ve fazlalığından doğan hastalıklar hakkında öğrenilecek daha çok şeyler bulunmaktadır.
Vücudun Demir Kapsamı
Demir vücut ağırlığının yaklaşık olarak %0.005âini teşkil eder. Vücuttaki bütün demirin %90âından fazlası iki şekilde porfirinlere bağlı kompleks formlarda bulunur. Bunlardan bazıları demiri heme şelatı yahut entegral bir kısım olarak bulundururlar. Bazılarında ise demir porfirin halkasında şelatlaşmış olarak bulunur. Total demirin %57 kadarı kan hemoglobininde %7âsi ise myogolobin de yer alır. Kemik iliği demirin en son kullanılacak yedek bir kaynağıdır. Demir noksanlığının giderilmesinde de yine en sonra tatmin edilen, yani eksilen demirin yerine yenisi konan kısım burasıdır. Bu nedenle, kemik iliği demiri, vücut demir rezervleri hakkında en değerli klinik bilgileri sağlar. Kemik iliği bulgularına dayanarak vücutta demir bakımından bir eksiklik veya fazlalık olduğu hakkında güvenilir bir hükme varılabilir.
Demir Eksikliğinde Ortaya Çıkan Hastalıklar
Diğer hayvanlarda olduğu gibi, kanatlı hayvanlarda da demir eksikliği, mikrositik (microcytic) ve hipokromik (hiypochromic) anemi ile sonuçlanır. Kuru yağsız süt tozu yahut soya proteini sodyum etilendiamintetrasetat ile muamele edilerek, demirden tamamen yoksun hale getirilebilir. Saflaştırılmış rasyonda, protein kaynağı olarak bu kullanılırsa kanatlılarda demir noksanlığı deneysel olarak meydana getirilebilir.
Demir noksanlığı sadece, ağır bir anemi ve kırmızı kan hücrelerinin hacminde önemli bir düşmeye sebep olmayıp aynı zamanda, New Hampehire ırkının civciv, piliç ve tavuklarında tüylerin depigmentasyonuna da yol açmaktadır. Normal olarak kırmızı ve siyah olan tüyler renksizleşmektedir. Demirce eksik rasyonlarla beslenen New Hampshireâlarda görülen bu pigmentsizliğin (achromotrichia) esas sebebi daha önce bilinmiyordu. Bu ırkın hayvanları demirce çok noksan rasyonlarla beslendikleri zaman, vücutlarında depo ettikleri demir tükenmektedir. Çünkü, hemoglobin ve diğer dokuların teşkili için demir ihtiyacı, tüy pigmentasyonu için gerekli demir ihtiyacından çok daha önemlidir. Böylece hayvanlara normal düzeyde demir sağlanması, yeni büyüyen tüylerde tekrar pigment depolanmasına yol açmaktadır.
Demirin pigmentasyonda oymadığı rolün iki yönlü olduğu öne sürülmüştür. Bunlardan birisi, kırmızı tüy pigmentlerinin demir kapsaması, yani demirin pigmentin yapısında yer alması; diğeri ise, pigmentasyon olayındaki enzim sisteminde demirin fonksiyon göstermesidir. Bunun da nedeni, demir yokluğunda New Hampshire ırkı hayvanlarındaki tüylerin sadece demir kapsayan kırmızı pigmenti değil, siyah melanın pigmentinin de kaybolmasıdır. Bu ırkta melanin, tüy pigmentasyonunun normal bir kısmını teşkil etmektedir.
Demirce noksan civcivlere, demir kapsayan rasyonların verilmesi halinde önce bir şerit halinde siyah pigment teşekkül etmekte, sonra normal kırmızı pigment depolanması başlanmaktadır. Tüyler büyüdükçe, siyah melanin pigmenti bütün tüylerde normal ve belirli bir düzende dağılmaktadır.
Demir İhtiyacı
Kanatlıların demir ihtiyacı daha önce Tablo 35âte verilmiştir. Büyüyen civcivlerin demir ihtiyacının, Amerikan Milli Araştırma Konseyinin tavsiye ettiği değerlerin üzerinde olduğunu son yapılan çalışmalar göstermiştir.
Aşırı Düzeyde Demirin Vücutta Birikimi
Demir absorpsiyonunu önleme mekanizması bozulduğu zaman vücutta ekseriya fazla miktarda demir birikimi olur. Böyle durumlardan birkaçı insanlarda aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1. Sebebi bilinmeyen fakat aşırı düzeyde vücuda demir absorbe edilmesi (ıdiopathic hemochromatosis). Bu durumda deride, demir ihtiva eden pigment depolanır. Karaciğerde, pankreasta, diğer organlarda hemosiderin birikimleri olur.
2. uzun süren demir tedavisi. Böyle tedavilerden sonra, bilhassa eritrositlerin oluşum hızının arttığı hastalarda bu durum ortaya çıkar.
3. yiyeceklerle vücuda fazla düzeyde demirin girmesi. Bazı vahşi kabilelerde bu tip zehirlenme tespit edilmiştir. Yiyeceklerini demir kapta hazırlayan bu kabilelerde günde insan başına vücuda 200 mg demir girdiği saptanmıştır.
Hayvanlarda deneysel olarak vücuda demir enjekte etmekte veya inorganik demir nakli yapmakla aşırı düzeyde demir depolanması meydana getirilebilmektedir. Aşırı demirle vücudun yüklenmesi halinde ferritin karaciğer hücrelerinde kristalize olmaktadır.
Aşırı Düzeyde Demirle Beslenmenin Etkileri
Yukarıda, vücudun aşırı demirin absorpsiyonunu önleyen bir mekanizmaya sahip olduğu bildirilmişti. Buna rağmen rasyonda bulunan diyetsel demir tuzları beslenme bozukluklarına yol açabilmektedir. Aşırı demir rasyondaki fosfatlarla birleşerek, suda erimeyen fosfatlar teşkil etmekte böylece fosforun absorpsiyonu düşerek raşitizm meydana gelebilmektedir. Keza, suda erimeyen demir fosfat kolloıdal bir suspansiyon gibi etki yaparak vitamin ve iz mineralleri adsorbe etmekte ve onların absorpsiyonunu engelleyebilmektedir.
Pamuk Tohumu Küspesinde Bulunan Gossypolâun Detokrikasyonu İçin Demir Tuzlarının Kullanılması
İki değerli demir tuzları 1:1 molar oranda gossypol ile reaksiyona girerek bir demir-gossypol kompleksi teşkil eder ki bu, büyüyen kanatlılarda gossypolâun zehirliliğini önemli derecede azalttığı gibi, pamuk tohumu küspesi ile beslenen tavuklardan elde edilen yumurtaların depolanması sırasında, yumurta sarısında zeytini yeşil rengin meydana gelmesini de geniş çapta önler. Rasyona iki değerli demirin ilavesi, cyclopropenoid yağ asitlerinin yumurta beyazında meydana getirdiği pembeleşmeyi ise önleyememektedir. Gossypolâun pamuk tohumu küspesinin metabolik enerji değerini düşürdüğünü yapılan denemeler göstermiştir. İki değerli demirin rasyona ilavesi, gossypol ile bir kompleks teşkil ederek metabolik enerji azalmasını da önlemektedir.
Kanatlıların normal olarak rasyonlarında kullanılan yemler demir bakımından yeterli olup, rasyona ayrıca ilave demir bileşiklerinin sokulmasını gerektirmezler. Çeşitli yiyecek ve yemlerin demir kapsamları Tablo 44âde verilmektedir.
TABLO 44
Yiyecek ve Yemlerin Demir, Bakır ve Molibden Kapsamları
Yem ve Yiyecek Fe (ppm) Cu (ppm) Mo (ppm)
Yonca unu
Arpa
Buğday
Buğday kepeği
Pirinç (cilalanmış)
-
Uzun Süre Kaynatmaya Maruz Bırakılan Yumurta Sarılarının Yeşilimsi-Siyah Renge Dönüşmesinde Demir Sülfidâin Rolü
Yumurta sarısı mükemmel bir demir kaynağıdır. İnsan yiyecekleri içinde en iyi demir kaynaklarından biridir. Yumurtanın yüksek düzeyde demir kapsaması tüketici yönünden istenmeyen bazı durumlara yol açmaktadır. Katı yumurta elde etmek için, uzun süre kaynatmaya maruz bırakıldığı zaman, yüksek sıcaklık, yumurta albumininde mevcut sisteinin bir kısmının parçalanmasına yol açmaktadır. Bu olay sırasında açığa çıkan hidrojen sulfid gazı yumurta sarısının zarından geçerek buradaki demirle reaksiyona girerek, yumurta sarısının yeşilimsi-siyah bir renk almasına sebep olmaktadır. Bu durum ise, tüketici tarafından istenmemekte ve şikayetlere yol açmaktadır. Kaynatma zamanını minimuma indirip (10-15 dakika) ve kaynatılmış yumurtayı hemen soğuk su ile soğutmak bu durumu geniş çapta önleyebilmektedir.
BAKIR
Bakırın esansiyel bir element olduğu farelerle yapılan denemeler sonunda ispatlanmıştır. Sadece, sütle beslenen farelerde meydana gelen anemiyi önlemek hemoglobin teşkilini sağlamak için hem demir hem de bakırın gerekli olduğu anlaşılmıştır. Bakırın hematopoiesis olayındaki esansiyel rolünün anlaşılmasından sonra, oksidaz fonksiyonu gösteren birçok enzimlerin bakır ihtiyacı saptanmıştır. Bunlar arasında tirosinaz amin oksidaz, askorbik asit oksidaz sayılabilir. Buturil KoAdehidrojenaz enziminin de, prostetik grubunda bakır kapsayan bir kuproflavoprotein olduğu gösterilmiştir.
Bakır Noksanlığında Ortaya Çıkan Hastalıklar
Bakır noksanlığı, kendisini çeşitli hayvan türlerinde farklı sendromlarla gösterdiği gibi, tek bir türde farklı semptomlar şeklinde de gösterebilir. Anemi, bütün türlerin genel semptomu olmasına karşılık büyümede gerileme, kemik gelişmesinde bozukluklar, saç, kıl, yün ve tüylerde depığmentasyon, yün ve tüylerde anormal büyüme, omiriliğin demiyelinasyonu, miyokard (kalp kası)âda fibrozis, gastroıntestinal bozukluklar (diyare ve dizanteri) bir veya birden fazla hayvan türünde bakır noksanlığında tespit edilen arazlardır.
Bakırca noksan çayır ve merâalarda otlayan sığır ve koyunlarda, kemik kırılmaları, genç buzağılarda raşitizmâe, yaşlı hayvanlarda ise osteoporosisâe benzeyen durumlar görülür. Benzer durumlar, köpekler, domuzlar, taylar, hindiler ve tavuklarda da görülmüştür. Kemiklerdeki bu patalojik durumlar, bakır noksanlığının sebep olduğu özel etkiyle ilgili olup, anemi sonucu ortaya çıkmaktadır. Çünkü demir eksikliği sonucu ortaya çıkan şiddetli anemi, kemiklerde bu tip değişmelere yol açmaktadır.
Bakır noksanlığında, başta sığır ve koyun olmak üzere, çeşitli hayvan türlerinde merkezi sinir sisteminin demiyelinasyonu sonucu şiddetli ataksiler meydana gelmektedir. Daha önce bunlar, dünyanın çeşitli bölgelerinde, âSwaybackâ âSwıngbackâ âgin-gın ricketsâ âlamkruisâ ârengueraâ gibi terimlerle tanımlanıyordu. Şimdi ise, enzootik neonatal ataksiler olarak tanımlanmaktadır. Kuzularda iki tip neonatal ataksi bilinmektedir. Bunlardan biri, kuzular doğurur doğurmaz akut olarak ortaya çıkar. İkincisi ise, doğumdan birkaç hafta, hatta aylar sonra müşahede edilir. Her ikisinde de semptomlar spastik paraliz olup, arka bacakların koordinasyonu bozulur, yürüme sert ve topallayarak yapılır. Bazı kuzular doğumda tamamen felçli yahut ataksik bir durumda olup yaşamayıp hemen ölürler. Kanatlılarda hastalık bu kadar belirlenmemiş olmakla beraber, bakır eksikliğine maruz kalmış civcivlerde ataksiden ve spastik paralizden muzdariptirler.
Hem bakır hem de demir eksiklikleri New Hampshire ırkı hayvanlarında achromotrichia, yani tüylerin depigmentasyonuna yol açmaktadır. Tavşanlarda, achromotrichia ile birlikte alopesi, dermatit, gibi arazlar anemiden de önce ortaya çıkıp, bakır noksanlığının en hassas endekslerini teşkil etmektedirler. Siyah renkli koyunlardaki pigment noksanlığı, bütün yünde yer alan kıllarda esnekliğin, kıvrımın kaybolması da bakır noksanlığı ile ilgilidir. Bakır kapsayan, polifenaloksidaz (polyphenoxidase) enziminin L-tirosin amino asidinden melanin yapılmasında katalizatör olarak fonksiyon gösterdiği bilinmektedir. Yün, saç ve tüy pigmentasyonunda bu enzimin rol oynadığı şüphesizdir. Kıvrım noksanlığında bakırın rolü ise, sistein amina asidinin sistin oksidasyonuyla ilgilidir. Yünün protein moleküllerinin özel yapısını sağlamak için S-S bağına ihtiyaç vardır ki bu da, ancak sistin amino asidi ile sağlanabilmektedir.
Missouri Üniversitesinde yapılan çalışmalar, bakır noksanlığının civcivlerde aortaâda anevrizma (aneurysm), bir çok hususlarda lathyrismâdekilere benzeyen kemik deformasyonları gibi arazlara sebep olduğunu göstermiştir.
Bakır noksanlığı gösteren tavukların yumurtalarından çıkan civcivlerin karaciğer ve aortalarında amino asit oksidaz enziminin mevcut olmadığı saptanmıştır. Eğer bu civcivlerde, bakırca noksan rasyonlarla beslenirse, adı geçen enzim ilk dört haftalık dönemde mevcut olmamakta, buna mukabil bakırca normal rasyonlarla beslenenlerde enzimik aktivite üçüncü günden itibaren yüksek düzeyde kendini göstermektedir. Amino asit oksidaz enziminin ise, lisin amino asidinin aortaâdaki elastin (desmosine)âlere dahil olmasında fonksiyon gösterdiği saptanmıştır. Bakır eksikliği, desmosine teşkili için kondanse olacak, okside olmuş lisin kalıntılarının sayısını azaltmaktadır.
Bakır Sulfatın Terapötik ve Büyümeyi Stimule Eden Etkileri
Pratik tavuk yetiştiricileri, çeşitli tipte mantari hastalıklar enterit ve taşlık erezyonu (Gazzard erosion) gibi hastalıklar için bakır sulfatı uzun yıllar kullana gelmişlerdir. Elde edilen sonuçlar değişik olmakla beraber hastalık durumlarında terapötik amaçlarla bakır sulfatın kullanılabileceği ağırlık kazanmıştır. İngiltereâde domuzlar üzerinde yapılan çalışmalar bakır sulfatın büyüme stimülantı olarak antibiyotikler kadar etkili olabileceğini ortaya çıkarmıştır. Amerikaâda, hindilerle yapılan çalışmalarda, antibiyotik ve antimikrobiyel ajanlarla bakır sulfatın mukayeseleri yapılmış. Kilogramında da 250 mg bakır sulfat (100 ppm Cu) kapsayan rasyonlarla beslenen hindi palazları, bakır sulfat kapsamayan bazal rasyonlarla beslenenlere göre %10 düzeyinde daha fazla canlı ağırlık artışı sağlamışlardır. Büyümedeki bu artış en etkili antibiyotiklerle sağlanan artışa eşit bulunmuştur. Rasyonda 100 ppm düzeyinde bakır sulfatın domuz, civciv ve hindi palazlarında meydana getirdiği bu pozitif etkiye dayanarak, bu düzeyde devamlı bir beslenme salık verilemez. Çünkü, böyle bir seviyede bakır kapsayan rasyonlarla hayvanların uzun zaman beslenmesi, erginliğe doğru giden hayvanların karaciğerinde fazla miktarda bakır akümülasyonuna yol açmakta, bu ise büyümeyi önemli şekilde geriletmekte hatta, ölümlere yol açabilmektedir. Keza yüksek dozda diyetsel bakırın rasyona sokulması gerekli bazı ilaçların da kullanılmasını imkansızlaştırmaktadır.
Bazı yemlerin bakır kapsamları Tablo 45âte verilmiştir. Gerçi Amerikan Milli Araştırma Konseyi (NRC) civcivler için bakır ihtiyacını 2 ppm olarak bildirmiş ise de, North Carolina ve California Üniversitelerinde yapılan çalışmalar ihtiyacın bunun çok üzerinde olabileceğini göstermiştir. Çeşitli otoritelerce tavsiye edilen düzeyler 10 ppm civarında olup emniyet payını da kapsamaktadır. birçok şartlarda pratik rasyonlar bakırla dışarıdan desteklenmeyi gerektirmemektedir.
Deneysel bakır eksikliği meydana getirebilmek için, büyük bir kısmı kuru yağsız sütten ibaret olan rasyonları kullanmak zorunludur. Saflaştırılmış rasyonlarda kullanılan diğer materyaller, bakır kontaminasyonundan dolayı kullanılmamalıdır.
MOLİBDEN
Aşırı miktarda alındığı zaman molibdenâin toksik bir element olduğu uzun yıllardır bilinmektedir. Molibdenâin, karaciğer, bağırsaklar ve sütte bulunan ksantin oksidaz (Xanthine Oxidase) enziminin yapılması için mutlaka zorunlu olduğu daha sonra yapılan çalışmalar sonunda ortaya çıkmıştır. Süt ve diğer hayvansal dokularda yer alan ksantin oksidaz (dehidrojenaz) enzimleri, purinler aldehitler pterinâler indirgenmiş difosfopsidin nükleotid (NADH) dahil çok sayıda substratın oksidasyonunu katalize etmektedirler. Bu enzim, kompleks bir prostetik grup olarak molibdenin yanı sıra demir ve flavin adenin dimukleotid de (FAD) kapsamaktadır.
Molibden Eksikliği
Molibdence düşük rasyonlarla beslenen civcivlerde (bilhassa ilave olarak düşük düzeyde sodyum tungset alanlarda) büyümenin gerilediği çeşitli araştırıcılar tarafından bildirilmiştir.
Tungstatlar, ksantin dehidrojenaz teşkili için molibdenâin kullanılmasını rekabet yoluyla engellemektedirler. Yapılan bir çalışmada, saflaştırılmış soya proteini kapsayan ve kgâında 4.5 mg çinko ihtiva eden rasyonun molibden ile desteklenmesi civcivde büyümeyi %6 düzeyinde artırdığı tespit edilmiştir. Fakat aynı çalışmada Kg rasyonda 60 mg çinko bulunması halinde yukarıdaki sonuç alınamamıştır. Soya proteini yerine kazein kullanıldığı zaman rasyonun çinko düzeyi düşük olsa bile, ilave molibden ile büyümede bir artış sağlanmıştır. Yapılan analizler sonucu soya proteininin kilogramında 1.05-1.09 mg Mo, kazeinin ise 0.17-0.2 mg Mo ihtiva ettikleri saptanmıştır. Bundan civcivlerin soya molibdeninden yararlanamadıkları sonucu çıkarılmıştır. Vitaminsiz kazein kapsayan saflaştırılmış bir rasyonla beslenen civcivlerin yararlanabilir molibden ihtiyaçlarının kg rasyonda 0.11 mgâdan fazla olmadığı tespit edilmiştir. Bu araştırmada kullanılan civcivler, molibden mineralince düşük rasyonlarla beslenen tavuklardan elde edilmiş olup, hem anneleri hem de civcivler için demineralize içme suyu kullanılmıştır.
Saflaştırılmış izole soya proteini kapsayan rasyona daha fazla sodyum tungstet ilavesi molibden eksikliğini daha da artırmakta, eksiklik semptomları rasyona ilave molibden sokmakla geniş çapta ortadan kaldırılabilmektedir. Fakat tungsten düzeyi kg rasyonda 2000 mgâa ulaştığı zaman ilave molibden eksikliği giderememektedir. Çünkü bu yüksek düzey toksik etki yapmakta, molibdenin engellenmesi ile ilgili bulunmamaktadır.
Yapılan çalışmalarda, karaciğer ksantin dehidrojenaz enzim seviyesi ile büyümedeki gecikme derecesi arasında bir korelasyon müşahede edilmemiştir. Bu durum manganez eksikliği dolayısıyla meydana gelen büyüme depresyonunda, enzim aktivitesinin engellenmesinin yol açmadığı şeklinde yorumlanmıştır. Civcivlerde molibdenin, büyüme hızı ve ksantin dehidrojenaz aktivitesine olan etkisi Tablo 45âte verilmektedir.
* Parantez içindeki rakamlar iki defa replike edilmiş her bölümdeki 10 adet erkek ve 10 adet dişi civcivden yaşayanların sayısını temsil etmektedir.
Molibdenin Bakır ve Sülfatla İlişkisi
Bakır ile ilgili kısımda, molibden ve bakır arasındaki ilişkiden kısaca bahsedilmişti. Birçok çalışmalar sulfatların mevcudiyetinde, diyetsel molibdatın fare dahil birçok hayvanın türlerinde, büyümede gerilemeye yol açtığını göstermiştir. Büyümedeki bu gerileme, rasyona bakır sokmakla giderilebilmektedir. Rasyondan, molibden veya sulfatın çıkarılması halinde bakır eksiklik semptomu ekseriya görülmez. Bütün karaciğerin de molibden zehirlenmesini önlediği yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Farelerde molibdenin yol açtığı büyüme depresyonunu önlemede, metiyoninin bakır kadar etkili olduğu tespit edilmiştir.
Molibden ve Fluorürler
Yapılan çalışmalar molibdenin, vücutta, başta kas ve beyin olmak üzere, fluorâun tutulmasını ve absorbsiyonunu artırdığını göstermiştir. Fakat vücuda verilen molibden ile depolanan fluor miktarı arasında daima linear bir ilişki bulunmamıştır. Fluorürâlerin kemik strüktürlerini kuvvetlendirme ihtimalinin ortaya çıkmasından sonra yukarıdaki bulgular. Osteoporosis ve kafes yorgunluğu gibi hastalıklar üzerinde araştırma yapanlar için ilgi çekici olmuştur.
SELENYUM
Selenyum bundan takriben 100 yıl kadar önce, sulfür ve telluri elementleriyle yakından ilişkili atomik bir element olarak Berzilius adlı bilgin tarafından keşfedilmiştir. Selenyumun toksik seviyelerinin bir çok hayvan türlerinde çeşitli hastalıklara yol açtığı ise 25 yıldan daha fazla bir zamandan beri bilinmektedir. Bu hastalıklar arasında, sığır ve diğer bazı çiftlik hayvanlarında alkali hastalığı, civciv ve memelilerin embriyonlarında gelişme bozuklukları, saç dökülmesi, hayvanlarda tırnakların dökülmesi, diş kaybı ve özel bir paraliz sayılabilir. 1957 yılında, 0.05-0.2 ppm gibi çok düşük düzeylerde selenyuma vücudun ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir.
Cornell Üniversitesi ve Amirakaânın bazı araştırma merkezlerinde yapılan çalışmalar farelerde vitamin E noksanlığında meydana gelen karaciğer nekrozu; civcivlerde yine aynı vitaminin noksanlığında ortaya çıkan eksüdatif diyatez (exudatıve diathesis) hastalıklarının 0.15 ppm düzeyinde diyetsel selenyumla önlenebileceğini göstermiştir.
Selenyum Bileşiklerinin Özellikleri
Selenyumun özellikleri sulfur ve tellur elementlerinki ile çok yakından benzerlikler gösterebilir. Selenyum ekseriya hem organik hem de inorganik bileşiklerde sulfürle birlikte bulunur. Bazı bileşiklerde selenyum, sulfürün yerini alır. Halbuki diğerlerinde selenyum, sulfürle koordinat kovalan bağlarıyla bir kompleks teşkil etmiş olarak bulunur. Selenyumun en çok görülen inorganik formları olan selenik asit, seleniyöz asit, seleniyat ve selenitler, sülfirik asit, sülfüroz asit, sulfat ve sulfitlerin analoglarıdırlar. Bitkiler ve mikroorganizmaların sistin ve mitiyonindeki sulfürün yerine selenyumu sokarak, selenosistin (selenocystine) ve selenometiyonin (selenomethionine) meydana getirebildikleri yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.
Ruminatlarda vücuda alınan selenyumun büyük bir kısmı, rumen mikroorganizmaları tarafından, sistin ve metiyoninin selenoanaloglarına dönüştürülmektedir. Bunların hayvanlar tarafından absorbe edilerek, selenoamino asit formlarında çeşitli dokularda depo edilmesi kuvvetle muhtemel bulunmuştur. Ruminant olmayan hayvanlarda ise, vücut selenyumunun çoğu, nadir ürünler olarak sulfür bileşikleriyle bilhassa, sistein, sistin ve mitiyonin ile birleşmiş olarak bulunurlar. Vücutta diğer organoselenyum bileşiklerinin de bulunabileceği öne sürülmüştür. Çünkü bunların karaciğer ve böbrek mikrozomlarında sentezlendiğine dair deliller ele geçirilmiştir.
Selenit ve selonatların vücuda verilmesini müteakip meydana gelen dağılım, selenyumun çoğunun, karaciğer, kan ve diğer vücut dokularının proteinleriyle birleştiğini göstermiştir. Kromotografik metatlarla yapılan çalışmalar selenyumun çoğunun proteinlerdeki sistin ve metiyonin fraksiyonlarıyla sıkı bir şekilde ilgili olduğunu göstermiştir. Birçok araştırıcılar, proteinlerin metiyonin ve sistin fraksiyonlarında mevcut selenyumun, sulfür amino asitlerindeki, sulfürün yerine geçerek ilave bir kompleks meydana getirmiş olabileceği üzerinde görüş birliğine varmışlardır.
Selenyumun Beslenme Bakımından Önemi
1950 yıllarında Amerikaâda yapılan çalışmalar, bira mayasının, Vitamin E noksanlığı sonucu farelerde ortaya çıkan karaciğer nekrozunu önleyen mahiyeti bilinmeyen bir faktörü kapsadığını göstermiştir. Yine aynı yılarda civcivlerde görülen eksüdatif diyatez hastalığının da bira mayasındaki bu bilinmeyen faktör tarafından önlenebileceği saptanmıştır. Nihayet 1957 yılında Schwarz and Foltz adlı araştırıcılar, mayada bilinmeyen faktörün bir selenyum bileşiği olduğunu ve inorganik selenyum bileşiklerinin (örneğin, sodyum selenit) farelerde karaciğer nekrozunu önlemede, bira mayası kadar etkili olduklarını bildirmişlerdir. Bunu müteakip, Cornell Üniversitesinde yapılan çalışmalar, Vitamin Eâce noksan rasyonlarla beslenen civcivlerde görülen eksüdatif diyatez hastalığını önlemede, sodyum selenitin bira mayası kadar etkili olduğunu ortaya koymuştur.
Yukarıdaki ve daha sonra yapılan çalışmaların çoğu vitamin E beslemesiyle ilgili bir şekilde yürütülmüştür. Bu arada, Nesheim ve Scott, rasyonun kilogramına ilave edilen 0.08 mg selenyumun, sadece vitamin E noksanlığında civcivlerde ortaya çıkan eksudatif diyatezi önlemekle kalmayıp, vitamin Eâyi normal düzeyde olan hayvanlara nazaran daha fazla bir büyüme de sağladığını ispatlamışlardır.
Eğer rasyon nispeten küçük miktarda (0.04 ppm) selenyum kapsarsa, selenyuma cevap veren bütün besleme hastalıklarının vitamin E ile önlenebileceği yahut tedavi edilebileceği yukarıda bildirilen çalışmalarla saptanmıştır.
Selenyumun esansiyel bir element oluşu ile ilgili olarak hem bıldırcın hem de civcivler üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Selenyumca düşük damızlıklardan elde edilip yine selenyumca noksan rasyonlarla beslenen bıldırcınların hiç biri 25 günden fazla yaşayamamıştır. Keza, selenyumca düşük fakat kilogramında 200-500 mgâa kadar d â a â tocopherol kapsayan rasyonlarla beslenen civcivlerde mortalite %109 olarak tespit edilmişken, sadece 0.1 ppm diyetsel selenyum alan fakat hiç vitamin E almayanlarda hiçbir ölüm saptanmamıştır. Gerçi kilogramında 1000 mg d â a â tocopherol kapsayan rasyonlarla beslenen hayvanlarda da mortalite ve aksaklık semptomları tespit edilmemişse de bu hayvanlar sadece, selenyum alanlardan çok daha küçük bir büyüme hızı göstermişlerdir. Müteakip denemelerde rasyonlar selenyumca daha da arıtılmış ve bu tip rasyonlarla beslenen civcivlerde büyüme tamamen durmuş ve hayvanlar exsudatif diyatez semptomları göstererek ölmüşlerdir. Rasyonda 1000 mg/kg, a â tocopherol (ki bu düzey normal rasyonlarda bulunan miktarın 100 katıdır) bile hayvanların ölmesini önleyememiştir. Bu sonuçlar açık bir şekilde göstermektedir ki selenyum başlı başına esansiyel bir elementtir, vitamin E, sadece selenyum ihtiyacını değiştirmekte, bir başka ifade ile yüksek düzeyde E vitamini selenyum ihtiyacını azaltmakta fakat tamamen onun yerine geçememektedir.
Çeşitli Düzeylerde Diyetsel Vitamin E Mevcudiyetinde Selenyum İhtiyaçları
Rasyonunun kilogramında 100 mg d â a â tocopherol acetate kapsayan rasyonlarla beslenen civcivlerde maksimum büyüme, yaşama gücü ve eksiklik semptomlarını önlemek için 0.01 ppm diyetsel selenyumun yeterli olduğu saptanmıştır. Rasyondaki vitamin düzeyi azaldıkça diyetsel selenyum ihtiyacı yükselmiştir. Rasyonun vitamin E kapsamı, kilogramda 10 miligrama düştüğü zaman, selenyum ihtiyacı yaklaşık olarak 0.05 ppm bulunmuştur.
Yarı saflaştırılmış pratik rasyonlarla yapılan çalışmalar, düşük vitamin E düzeylerinde selenyum ihtiyacının 0.14 ppm kadar yüksek olabileceğini göstermiştir.
Selenyumun Metabolik Fonksiyonları
Civcivlerle yapılan çalışmalar, selenyumun eksudatif diyatez hastalığını önlemede esaslı bir role sahip olduğunu göstermiştir. Yapılan diğer bazı çalışmalarda ise selenyum, d â a â tocopherolâun vücutta kullanılmasını artırarak civcivlerde nutrisyonel kas distrofisini önlemede yardımcı olduğu saptanmış ve bunun, bu mineralin ikinci metabolik fonksiyonu olduğu öne sürülmüştür.
Cornell üniversitesinde yapılan çalışmalarda bu husus ile ilgili olarak aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir:
civcivlerde nutrisyonel kas distrofiâsini önlemede, d â a â tocopherol acetate 1 â a â tocopherol acetate göre yaklaşık olarak 4 defa daha fazla etkilidir.
Distrofiâyi önleme ile plazma tocopherol düzeyleri arasında direkt bir korelasyon bulunmuştur.
İster âdâ ister â1â formları kullanılsın, 100 ml kanda 900-1025 mikrogram tocopherol bulunduğu zaman kas distrofisi tamamen önlenebilmektedir.
1 â a â tocopherol, ince bağırsaklardan d â a â izometri kadar hızlı absorbe edilebilmektedir.
Rasyona selenyum ilavesi, plazmadaki d â a â tocopherol düzeyini yükseltmekle beraber 1 â a â tocopherol düzeyini etkilememektedir.
Bu sonuçlar, d â a â tocopherolâun 1 â a â tocopherolâe olan üstünlüğünün, d â formunun 1 â formuna göre, vücutta daha iyi tutulmasından ileri geldiğini ve bunun da belli bir dereceye kadar selenyumla ilgili olabileceğini göstermiştir.
Yakın zamanlarda yapılan çalışmalar, selenyumca düşük rasyonlarla beslenen civcivlerde, dokular ve kanın ağızdan verilen dl â a â tocopherolâu tutma düzeylerinin, selenyumca normal rasyonlarla beslenenlerinkinin ancak %1âi kadar olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar selenyumun civciv için esansiyel bir element olduğunu daha da açıklıkla ispatlamakta ve hiç olmazsa fonksiyonlardan birinin vitamin Eânin absorpsiyonu yahut vücutta kullanılmasıyla ilgili olabileceğini göstermektedir.
Yukarıda da kısmen açıklandığı gibi eksüdatif diyatez hastalığını önlemedeki rolü ise vitamin E ile direkt olarak ilgili bulunmamaktadır. Çünkü selenyumun kendisi vitamin E düzeyini artırmadan da bu hastalığı önleyebilmektedir.
Selenyumun civcivlerde ensefalomalası vakalarını azalttığı bazı araştırıcılar tarafından bildirilmiştir. Fakat dünyanın bir çok bölgelerinde yapılan çok sayıda araştırmalar, selenyumun tek başına, bu hastalığı önlemede tamamen etkisiz olduğunu göstermiştir. Bu hastalıkta selenyumun yararlı etkisinin vitamin Eânin absorpsiyonunu ve retansiyonunu artırmasından ileri gelebileceği öne sürülmüştür.
Yemlerin Selenyum Kapsamları
Çeşitli yemlerin selenyum kapsamları Tablo 46âda verilmektedir.
Tablo 46âda görüleceği gibi değerler ortalama olarak değil, belki sınırlar içinde verilmiştir. Bunun nedeni, çeşitli yemlerin, hatta aynı yemlerin çeşitli örnekleri arasında, selenyum bakımından büyük varyasyonların tespit edilmiş olmasıdır. Sardelye, tuna ve ringo balık unları yahut bu unların elde edilişi sırasında ele geçen yan ürünler, kanatlılar için tabii en zengin kaynakları teşkil ederler. Diğer balık unları da mükemmel selenyum kaynakları olup, değerleri kuru bira mayasınınkine eşittir. Tablo 46âda da görüldüğü gibi soya küspesi ve mısırın selenyum kapsamları büyük değişiklikler gösterdiğinden birkaç katagoride birden gruplandırılmışlardır. Selenyum kapsamındaki bu değişiklikler, bu bitkilerin yetiştiği toprakla da ilgili bulunmuştur.
Yemlerin, selenyum kaynağı olarak değerleri onların selenyum kapsamı ile, bu selenyumdan yararlanma derecesine göre değişir. Biyolojik değerlendirme sonuçlarına göre yararlanma derecesi %50âye kadar düşebilmektedir.
Kanatlılar İçin Tavsiye Edilen Selenyum Düzeyleri
Kanatlılar için kullanılan pratik rasyonların vitamin E kapsamlarının değişiklikler göstermesi ve selenyumdan yararlanma derecesinin düşük olması nedeniyle, pratik rasyonlarda yaklaşık olarak 0.15-0.2 ppm selenyum önerilmiştir.
TABLO 45
Kanatlılar İçin Kullanılan Çeşitli Yemlerin Selenyum Kapsamları
Yemler selenyum değerlerine göre, ppm olarak, gruplandırılmıştır.
<0.075 0.075-0.15 0.15-0.5 0.5-1.0 1-1.5 1.5-2 2-0-5.0 >5.0
Yonca unu
Arpa
Mısır
Yulaf
Soya küspesi
Patates
Buğday
Midye kabuğu
Granit grit
Sodyum fosfat Arpa
Mısır
Mısır gluten yemi
Soya küspesi
Kuru peynir suyu
Kuru yağsız süt Yonca unu
Mısır
Mısır fermantasyon artıkları
Mısır gluten yemi
Soya küspesi
Et kemik unu
Buğday yan ürünleri
Kalsiyum fosfat Bira mayası
Keten tohumu küspesi
Buğday kepeği
Buğday embriyosu Bira mayası
Mısır gluten yemi
Çeşitli balık unları Çeşitli balık unları Çeşitli balık unları Çeşitli balık unları
Aşırı Selenyumla Beslenme
Toksik selenyum düzeyleri (10-20 ppm ve yukarısı), normal selenyum ihtiyacının yaklaşık olarak 100 katı kadardır. Selenyumun hayvanlardaki toksik etki mekanizması için çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bu mekanizmalardan birine göre selenyum, kükürde olan kuvvetli affinitesinden dolayı, kükürtlü bileşiklerle kükürt için rekabete girmekte ve selenyum-kükürt kompleksleri meydana getirmektedir.
Etkilenen enzim bakımından selenyum zehirlenmeleri üç kategoriye ayrılır:
Selenyumdan nispeten etkilenmeyen enzimler. Bunlar arasında, beyinin glukoz, laktat ve pruvat oksidaz enzimleri; karaciğerin 1 â tirosinaz, ksantin oksidaz ve alkoloksidaz enzimleri sayılabilir.
Selenyum tarafından engellenen enzimler. Bu enzimlerde selenyum, enzimin aktif kısmını tahrip etmektedir. Bu gruba giren enzimler, süksinik dehidrojenaz, kolin oksidaz, tiraminaz ve d â prolin oksidazı kapsar.
Selenyum ilavesi ile direkt olarak inaktif duruma geçen enzimler. 1 â prolin oksidaz, bu grup için örnek olarak gösterilebilir.
Kanatlılarda yüksek düzeyde selenyum büyümenin, yumurta veriminin ve yumurtadan çıkış gücünün azalmasına ve embriyonik anormalliklere yol açar.
Bazı deniz bitkilerinin guatr hastalığını tedavi ettiği milattan önceki zamanlarda bile bilinmekteydi. Bilimsel olarak, iyodun bu hastalıkta oynadığı rol ise 1820 yılından sonra anlaşılabilmiştir.
Vücuda alınan iyot süratle sindirim sisteminden absorbe olarak kana karışır. Esas absorpsiyon yeri ince bağırsaklar ise de, bir kısım iyot mideden de absorbe olabilmektedir. İnce bağırsaklarda serbest iyot, yahut iyodatlar, absorpsiyondan önce iyodürlere indirgenir. Kan dolaşımında iyodürler klorürlere benzer tarzda, ekstraselüler sıvılara difüze olurlar.
Gerçi vücuttaki iyodun büyük bir kısmı tıroid bezinde bulunursa da, küçük bir kısmı, böbreklerde, tükürük bezlerinde, midede, deride, meme bezinde, saçta, ovaryumda ve plasentaâda yer alır. Tiroid bezi tarafından tutulan iyodürler, süratle okside olurlar ve tirosinle birleştirilerek organik iyota dönüştürülürler. Bu olay, belirli bir dereceye kadar, süt veren bir meme bezinde ve çok küçük düzeyde de, ovaryumdaki ovumda meydana gelir. Diğer bütün yerlerde ise iyot elementi iyodür formunda kalır. Tironin (thyronine) tiroksine (thyroxine, T4) ve triiodotironin (triiodothyronine, T3) bileşiklerine ait formüller Şekil 23âte verilmektedir.
Tiroid bezi en çok tiroksin (T4) ve biraz da tiriodotironin (T3) salgılar. Periferal dokularda, bir kısım tiroksin triiodotironine dönüştürülür. Periferol olarak teşekkül eden T3, karaciğer ve böbreklerde sülfatlarla birleşerek, dolaşıma sülfat ester (ST3) olarak geçer. Kandaki serbest T3 de sülfatla birleştirilerek ilgili dokulara bu formda yollanır. ST3 hücrede triiodotironine hidrolize edilir ve böylece orada kalorijenik ve diğer fonksiyonları yerine getirirler. T3âün (muhtemel olarak T4 de olabilir) hücrelerde bazal oksijen tüketimini nasıl artırdığı bugün bile halâ bilinmemektedir.
Tiroid hormonlarını sabit bir düzeyde tutabilmek için vücutta bir çok sistemler yardımcı olmaktadır. Tiroksin, vücutta a â globulinlerle birlikte hareket eden bir proteine bağlı bulunmaktadır. Bu protein, tiroksini bağlayan protein (TBA), yahut tiroksini bağlayan globulin (TBG) olarak bilinmektedir.
Tiroid Hormonunun Metabolik Fonksiyonları
a) Tiroid hormonu, bütün hücrelerde oksidasyon düzeyini, yahut enerji metabolizmasının hızını kontrol etmektedir (kalorijenik etki). B) Zihni ve fiziksel gelişmeyi ve olgunlaşmakta olan dokuların farklılaşmasını etkilemektedir. C) Diğer endokrin bezlerin, bilhassa hipofiz ve gonadları etkilemektedir. d) Noromüsküler fonksiyonları etkilemektedir. e) Tiroid hormonunun tüy, saç ve kılların büyümesi ve deri üzerinde de bir etkisi vardır. F) Su ve çeşitli mineraller dahil besin maddelerinin metabolizmasını etkilemektedir.
Bütün bu fonksiyonların çoğu birbirleriyle ilişkili olup, muhtemel olarak hepsi tiroid bezinin esas fonksiyonu olan, hücre oksidasyon hızını kontrol etme olayına bağlı bulunmaktadır.
Eksiklik Semptomları
İyot noksanlığı ve bunun sonucu azalan tiroid bezi salgısı anteriyör pituiter bezesini stimüle ederek, artan miktarda tiroid stimüle eden hormon (SH)âun salgılanmasına yol açar. Aşırı TSH, tiroid bezesinin büyümesine yol açar ki bu duruma âguatrâ adı verilir. Guatr, vücudun, tiroid foliküllerinin salgılama yüzeyini artırma çabası sonunda ortaya çıkar. Histolojik olarak bu foliküller incelenirse, hipertrofi (hypertrophy) ve hiperplazi (hyperplasia) durumu açıkça görülebilir.
Tiroid aktivitesinin azalması yahut, thiouracil ve thiourea gibi bileşiğin tiroid aktivitesini engellemesi sonucu, yumurta tavukları, yumurtlamayı kesip, adamakıllı yağlanırlar ve tüyleri dantela şeklinde anormal derecede uzar. Böyle hayvanlara tiroksin yahut iyode kazein verilmesi bütün bu olumsuz etkileri ortadan kaldırır; hayvanlar tekrar yumurtlamağa başlarlar ve yumurta kabuk kalitesi de iyileşir.
Yumurtaların iyot kapsamları rasyon tarafından önemli derecede etkilenir. Perdue Üniversitesinde yapılan çalışmalar, damızlık tavuklarda iyot noksanlığının, yumurtadaki iyot kapsamını azaltarak, çıkış gücünün düşmesine, yumurtadan çıkış süresinin uzamasına, yumurta sarısının civciv tarafından absorpsiyonun gecikmesine yol açtığını göstermiştir. İyot noksanlığına maruz embriyonlarda tiroid bezi büyümüş; foliküler epitelyumda da hipertrofi saptanmıştır.
İyot İhtiyaçları
NRC, büyüyen civcivler için iyot ihtiyacını rasyonun kilogramı için 350 uğ; yumurtlayan tavuklar için ise 300 ug olarak saptamıştır. Perdue Üniversitesinde yapılan çalışmalarda ise, civcivler maksimum büyümeleri için 75 ug iyot/kg rasyon, yeterli bulunmuş fakat normal tiroid histolojisi için en az 300 ug iyot/kg rasyon gerekli bulunmuştur. Yine aynı üniversitenin araştırıcıları, iyotça yeterli rasyonlarla beslenen tavuklarda vücut iyot rezervlerini tüketmenin kolay olmayacağını saptamışlardır. Hatta kg rasyonda sadece 10-19 mikrogram iyot olması halinde bile, yumurta tavuklarında bu eksiklikten bir yıldan fazla bir sürede tiroid bezi büyüklüğünün etkilenmediğini ortaya çıkarmışlardır. Gelişme devrelerinde iyotça noksan diyetlerle beslenip, yumurtlamağa başladıktan sonra kilogramında sadece 10-27 mikrogram iyot kapsayan rasyonlarla beslenen tavuklarda ancak 21 haftalık bir yumurtlamadan sonra haifif bir foliküler hipertrofi ve hiperplazi saptanabilmiştir.
KÜKÜRT
Hayvan vücudunda yer alan kükürdün çoğu, metiyonin, sistin ve sistein gibi amino asitlerini kapsayan proteinlerde bulunur. Biyotin ve tiyamin vitaminleri ile insulin hormonu ve glutathione kükürt kapsar. Vücut inorganik formda kükürdü ancak çok küçük bir düzeyde kapsar. İnorganik kükürdün de en büyük kısmı, kıkırdak dokusunun yapı maddesi olan kondroitin sülfatta yer alır. Kan küçük miktarda sülfat ve tiyosiyonat iyonlarını ihtiva eder.
Gerek kanatlılar gerekse diğer hayvanların kükürt ihtiyacı ancak organik formdaki kükürt bileşikleri, bilhassa kükürtlü amino asitlerle giderilebilmektedir. Ruman bakterilerinin elementel kükürtten yararlanarak, bunu kükürtlü amino asitlerin sentezinde kullanabildiklerine dair bazı deliller ele geçirilmiştir. Bu sonuçlar daha ziyade kükürtçe düşük saflaştırılmış rasyonlarla yapılan çalışmalardan sağlanmıştır. Pratik rasyonlarla yapılan çalışmalarda ise, rasyona inorganik kükürt ilavesinin herhangi bir yarar sağlandığı saptanmamıştır.
Sulfatlardan vücudun kondroitin sulfat bileşiğini sentezleyebileceği S35 izotopu kullanılmak suretiyle ispatlanmıştır.
Kanatlılara gelince, yukarıda işaret edildiği gibi hayvanın kükürt ihtiyacı kükürtlü amino asitleri tarafından karşılanır. Bu amino asitlerin fazlası, protein sentezi dışındaki kükürtlü bileşiklerin yapımı için kullanılır. Metiyonin ve sistin amino asitlerin rasyonda düşük olması halinde, sülfatların bu bileşiklerin ancak küçük bir kısmının yerine vücutta kullanılabileceğini yapılan çalışmalar göstermiştir. Bu konu üzerinde halihazırda yoğun bir şekilde çalışılmaktadır.
SU
Gerçi su inorganik bir element olarak sınıflandırılamaz ise de, hayvan vücudunda yer alan en önemli inorganik kimyasal bileşiklerden biri olduğu şüphesizdir. Vücudun normal fonksiyonu için su esansiyel bir bileşiktir. Besin maddelerinin, metabolitlerin, artık ürünlerin, hücrelere veya hücrelerden dışarıya naklinde rol oynayan interselüler, intraselüler sıvıların ve kanın esas yapı maddesini su meydana getirir. Spesifik ısının yüksek olması, bu hazlaşma özelliklerinden dolayı vücudun sıcaklığını kontrol etmede en önemli unsurdur. Vücudun PHâsı ozmotik basıncı, elektrolit konsantrasyonları kontrol eden reaksiyonlara ve fizyolojik değişmelere iştirak eden bir bileşiktir. Su, böylece vücutta homeostatisâin sağlanmasında yardımcı olmaktadır. Kanatlılar, susuzluğa göre, açlığa çok daha uzun süre dayanabilmektedirler. Bir günlük susuzluk bile, meydana gelen fizyolojik değişmeler yüzünden broyler hayvanlarda büyümede azalmaya, yumurta tavuklarında, yumurtlamanın durmasına ve muhtemel olarak tüy dökümüne sebep olmaktadır. Açlığa maruz bir hayvan, vücudundaki hemen hemen bütün glikojen ve yağı, proteinlerinde yarısını ve vücut ağırlığının %40âını kaybettiği zaman yaşayabilmekte, fakat vücut suyunun %10âunun kaybolması önemli metabolik bozukluklara yol açmakta; %20âsinin kaybolması ise ölümle sonuçlanmaktadır.
Kanatlılarda Vücutta Su Kapsamı
Bir haftalık bir civcivin vücudundaki su düzeyi yaklaşık olarak %85âtir. Hayvan büyüdükçe, vücut su kapsamı yavaş yavaş azalarak 42 haftalık ergin bir tavukta %55âe kadar düşer. Gerçi vücut proteinleri artarsa da, azalan suyun yerini çoğu zaman yağ kapsar. Bütün yumurtanın su düzeyi %65 civarındadır.
Su Kaynakları
Kanatlılar su ihtiyaçlarını içme suyu ve yemlerdeki sudan sağlarlar. Buna ilaveten, karbonhidrat, yağ ve proteinlerin nihai oksidasyonları sonucu son ürün olarak vücutta su ortaya çıkar ki bu dahili suya âmetabolik suâ adı verilir. Deve ve koyun gibi bazı hayvanlar su ihtiyaçlarının önemli bir kısmını yiyeceklerdeki su ile yiyeceklerin metabolizmaları sırasında ortaya çıkan metabolik sudan sağlarlar.
Optimum büyüme verim ve yemden yararlanma için kanatlıların devamlı, temiz ve serin suya ihtiyaçları vardır. Pratik rasyonlar yaklaşık olarak %10 düzeyinde su kapsarlar. Bu tip rasyonlarla beslenen hayvanlar normal şartlarda başlangıç ve büyüme peryodunda, yemin her gramı için 2.0-2.5 gr; yumurtlama döneminde ise 1.5-2 gr suya ihtiyaç gösterirler. Yapılan çalışmalar, bir haftalık civcivlerde günde hayvan başına su tüketiminin 27 gr; 32 haftalık hayvanlarda 485 gr olduğunu göstermiştir. Birinci haftada gübrede su kapsamı günde hayvan başına 16.6 gr; 32. haftada ise 319 gr olarak saptanmıştır. Birinci haftada, buharlaşma ile kaybolan su günde hayvan başına 3.3 gr; 32. haftada ise 53 gram olarak tespit edilmiştir. Yumurtlanan her yumurta için su ihtiyacının 35 gr kadar olduğu saptanmıştır.
Çevre Isısının Etkisi
Çevre sıcaklığı termal notralite sınırını (ki bu tavuklarda 14.5-25.5°C arasında düşer) aştığı zaman, hayvanlarda solunum sıklaşır ve bunun sonucu olarak, akciğerler yoluyla evaporasyon (su buharlaşması) hızlanır; su tüketimi önemli derecede yükselirken yem tüketimi düşer. Akciğerler yoluyla su kaybı vücut ısısının elemine edilmesinde yardımcı olur. Su tüketiminin artması ile böbrekler yoluyla da su ekskresyonu artar ve bu durum dışkıda su kapsamının artmasına yol açar. Bu mekanizmalar, hayvanın vücut sıcaklığını normal seviyede tutabilmesi için gereklidir. Eğer çevre ısısı 21°Câden 32°Câye yükselirse hayvanların su tüketimi %100 düzeyinde yükselir.
Su tüketimini ve su ekskresyonunu azaltan veya çoğaltan bir çok faktörler mevcut bulunmaktadır. Bunlar arasında, diyetsel sodyum ve potasyum tuzları, protein düzeyi, ham selüloz düzeyi, melas, peynir suyu, enzimler, çeşitli tad veren maddelerle katkı maddeleri sayılabilir. Bazı katkı maddeleri su tüketimini önemli derecede yükseltirken, diğer bazıları ise düşürmektedirler. Yapılan çalışmalar, kanatlıların içme suyu sıcaklığına karşı çok duyarlılık gösterdiklerini, ılık ile sıcak arasındaki suyu içmek istemeyip serin suyu tercih ettiklerini göstermiştir. Yalnız çok soğuk havalarda suyun hafifçe ısıtılmasının su tüketimini artırdığını ve yumurta verimini yükselttiğini bazı araştırıcılar bildirmişlerdir.
Koksidiyaz ve enfeksiyöz bronşit gibi bazı hastalıkların yem ve su tüketimini önemli derecede düşürdüğünü yapılan çalışmalar göstermiştir.
Su Eksikliği Semptomları
Normal su tüketiminin %20 düzeyinde düşürülmesi, broilerâlerde yemden yararlanmanın önemli derecede düşmesine yol açmakta ve bunun sonucu olarak da büyüme hızı gerilemektedir. Su yetersizliği, besin maddelerinin kursaktan sindirim sisteminin diğer kısımlarına geçişini düşürmekte ve sindirim hızını azaltmaktadır.
Kanatlılarda suyun vücutta bir siklus mekanizmasına sahip olduğu bazı araştırıcılar tarafından öne sürülmüştür. Bunlara göre su, vücut sıvılarından kursağa mobilize olmakta, absorbsiyon sırasında ise tekrar vücut sıvılarına dönmektedir. Yemin kursağa alınmasından 7-11 saat sonra kursak kapsamındaki su kapsamı azalmaktadır. Kursak tarafından buradaki su miktarının sınırlandırılabilmesi vücutta bir âfeedbackâ veya diğer bir mekanizmanın mevcut olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.
Uzun süre susuzluğa maruz kalmış civcivlerde, nefroz, kan dolaşımında eritrositlerin aşırı çoğalması (polisitemi), bacak derilerinde büzülme, buruşma ve dehidrasyonun diğer bilinen semptomları ortaya çıkar. Susuzluğa maruz kalan ergin tavuklarda ise, ovaryumlarda nekroz, proventrikulit (proventrikülüs iltihabı) ve nefroz gibi arazlar görülür. Yumurtlayan tavuklarda bu arazların yanı sıra, yumurta büyüklüğünde ve yumurtlarlığında önemli derecede düşme, yumurta kabuğunun çok incelmesi gibi semptomlarda ortaya çıkar. Susuzluk bilhassa bu semptomları hemen meydana getirir. Öyle ki, 48 saatlik susuzluktan sonra yumurta kabukları adamakıllı incelir ve bunu bazı yumurtaların kabuksuz oluşu takip eder ve nihayet yumurtlama tamamen durur.
Aşırı Su
Kursağa zorla aşırı su sokulması hayvanda yem tüketimini azaltarak büyümenin gerilemesine yol açmaktadır. Kanatlıların istemli olarak aşırı su tükettiklerine dair herhangi bir delil mevcut değildir. Eğer kanatlı hayvanlar normalin üstünde su tüketiyorlarsa bunun nedenini çevre ısısının yüksek olması yani sıcaklık stresi dolayısıyla vücut sıcaklıklarını normal düzeyde tutabilme güçlüğünde yahutta sodyum, potasyum, laktoz veya ekskresyona uğratılma zorunluğu olan diğer maddelerin rasyonda aşırı düzeyde bulunmasında aramak lazımdır.
konuda yanlıslıklar olabilir kusura bakmayın tabloların daha net oldugu linki isteyenler pm atsınlar/COLOR]

