- Katılım
- 19 Kas 2012
- Konular
- 3,473
- Mesajlar
- 14,007
- Çözüm
- 1
- Online süresi
- 1h 53m
- Reaksiyon Skoru
- 395
- Altın Konu
- 2
- TM Yaşı
- 13 Yıl 6 Ay 26 Gün
- Başarım Puanı
- 324
- MmoLira
- -516
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Genç çalıştırıcı sezon boyunca sergilediği hataları yaz dönemine de taşıdı, ama yaşadığı sağlık problemleri hiçbir şekilde adil değil.
Kaçınılmaz son gerçekleşti.
Tito Vilanova, hayallerini süsleyen görevde sadece bir yıl kalabildi. Kanserin üçüncü defa nüksetmesi, genç teknik adam için oldukça ağır bir yüktü ve Barcelona, Sandro Rosell ve Andonio Zubizarreta'nın katıldığı basın toplantısıyla futbolseverleri üzüntüye boğan kararı dünya kamuoyuna duyurdu.
Tito, tedavisiyle eş zamanlı olarak belki de dünyanın en stresli işini yerine getiremeyeceğini düşünerek, bu defa istifasını yönetime sunmuştu.
Elbette, ölümcül bir hastalığa yakalanmış olması durumu oldukça trajik kılıyor ve insanı, halen futbolun teknik ve taktik yanlarından bahsetmek zorunda kaldığı için biraz da utandırıyor. Fakat, politik doğruculuktan bir an için uzaklaşıp gerekli soru sorulduğunda, yanıtın biraz 'duygusuz' görünmesi de kaçınılmaz oluyor.
Barcelona, sağlık problemlerini devre dışı bıraksak dahi, bu sezon yola Tito Vilanova ile devam etmemeliydi.
Hastalıktan önce, hastalıktan sonra
Katalan devinde geçtiğimiz sezonu iki ayrı bölümde incelemek yanlış olmaz: Tito'nun hastalığının ikinci kez nüksetmesinden önceki ve sonraki bölüm.
Pep Guardiola, 2011-12 sezonunda takımı bir geçiş evresine soktu. Tıpkı 2008-09 sezonu başında göreve geldiğinde soktuğu gibi. Bu geçiş evresinin sancılı olmaması ihtimal dahi değildi. Artık rakipler Barça'nın sorularına doğru yanıtlar bulmakta eskisi kadar zorlanmıyorlar ve dolayısıyla yeni sorular sormak bir zorunluluk haline geliyordu.
Pep de gereğini yaptı ve yeni sorular sordu.
Zaman zaman piramit düzeni olarak adlandırılan 3-3-4 ve daha sık bir şekilde kullanılan 3-4-3 formasyonları rakiplerin sorularına verilmiş yanıtlardı. Santiago Bernabeu'da, Karim Benzema'nın henüz ilk dakika içerisinde attığı golden sonra Real Madrid'in rahat bir zafer elde edeceği düşünülürken, Guardiola'nın 25. dakika civarında Dani Alves'i açık pozisyona çekerek savunmayı üçlemesi, sorulara verilen doğru cevaba eklenen ekstra bir soru idi örneğin ve işe yaramıştı. Barça, Guardiola döneminin en etkili futbollarından biriyle o maçta rakibini 3-1 mağlup etti.
Rosell'le hiçbir zaman anlaşamadığı bir sır olmayan Guardiola, sezon sonunda takımdan ayrıldı ve yardımcısı Tito Vilanova, Rosell ve Zubizarreta tarafından göreve getirildi. Tito'yla geçirilen, neredeyse kusursuz 2012-13 sezonu ilk yarısında, bir önceki sezondan kalan kötü alışkanlıklar terk edildi. Forvetler boş alan koşuları yapmaya geri döndüler, takım daha direkt bir hücum anlayışına büründü ve topu daha hızlı çevirmeye başladı. Bu, Katalanlar'ın henüz ilk yarı bitmeden ezeli rakiplerine çift haneli sayılara ulaşan bir puan farkı yapmasını sağladı.
Ama bir önceki sezondan kalan bazı kötü alışkanlıklar terk edilirken, yerine yepyeni bir kötü alışkanlık ediniliyordu: Presin azalması. Guardiola sisteminin özünü oluşturan ön alan presi, bir önceki sezon yaşanan sakatlıklar bahane edilerek, fizik gücün muhafaza edilmesi adına Tito tarafından kademe kademe azaltıldı ve bu, sezon sonundaki Şampiyonlar Ligi hezimetini kaçınılmaz kıldı.
Kötü planlama
Sezon ortasında Tito'nun hastalığının yeniden nüksetmesiyle birlikte, bozulan moraller işleri daha da kötü bir hale getirdi. Neticede, insanlar genelde aksini düşünse de, bir grup robottan değil insandan bahsediyoruz ve teknik direktörlerinin ölümcül bir hastalığa yakalanmış olmasının kadroyu negatif yönde etkilememesi mümkün bile değildi. Bu noktadan sonra Barcelona'nın futbolu hep bir kademe daha aşağı ilerledi ve kabak da, deyim yerindeyse, Jordi Roura'nın başına patladı.
Toplam 7-0'la sonuçlanan Bayern serisinde iki takım arasındaki fizik kuvvet farkı o kadar belirgindi ki, bu skoru yaratan temel faktör de bu oldu. Bayern, Pep Guardiola döneminde Barcelona'ya karşı mücadele veren üst düzey ekiplerin yaptığından çok farklı bir senaryo ortaya koymadı. Hatta Almanya'daki maçın ilk yarısında Almanlar, iyi pres yapmalarına rağmen amatörce pas hatalarıyla birçok kontratak şansını değerlendiremediler bile.
Fakat Barça o kadar 'zayıf' bir görüntü içerisindeydi ki, her zaman çok iyi yaptıkları topa sahip olmayı bile o maçta gerçekleştiremediler. Buna, Lionel Messi'nin sakatlığı da eklenince bu facia kaçınılmaz oldu ama takımı yakından takip edenler için, çok da sürpriz bir netice değildi. Çünkü bu son, aylar öncesinden 'geliyorum' demişti.
Fizik kondisyonu dengeli tutup sakatlıkların önüne geçmek adına ön alan presi, artık Nisan itibariyle tamamen terk edilmiş olmasına rağmen, Carles Puyol, Gerard Pique, Alexis Sanchez, Xavi Hernandez ve hatta Lionel Messi bile sakatlık ile boğuştu. Bu, Tito ve teknik ekibin planlama fiyaskosundan başka bir şey değildi.
Barça topu presle geri kazanmadıkça rakipler orta alanı çabucak geçtiler ve Xavi ile Iniesta'nın yumuşaklığından faydalanarak, Sergio Busquets ile baş başa kaldılar. Taktik olarak kusursuz bir oyuncu olan Busquets ise, tabii ki, bu büyük görevle tek başına baş etmekte zorlandı. 2011'de gerekli olan yüksek profilli stoper transferi de Rosell tarafından es geçilince, takım mahalle ekibi tandansında goller yemekten kurtulamadı.
Bu yükle başa çıkması zordu
Fakat tüm bu teknik taktik çözümlemeleri Tito'nun yaşadığı kişisel kabustan ayrı değerlendirmek de mümkün olamıyor. Ölüm tehlikesi yaşayan bir insanın saha kenarında ne denli cesur kararlar vermesini bekleyebilirsiniz ki? Tito'nun hastalığının nüksetmesiyle Barcelona'nın daha 'çekingen' ve muhafazakar bir oyun yapısına bürünmeye başlaması kesinlikle tesadüf değil.
İşin daha kötü yanı ise, Tito'nun, sezon içerisinde yaptığı hataların çok daha büyüğünü sezonun sonunda ve bu yaz döneminde yapmış olması. Takım şampiyonluğu garantilemişken dahi başta Thiago Alcantara olmak üzere gençlere şans vermemesi, 100 puanlık rekoru egale etme derdine düşmesi, Sandro Rosell'in bir 'çalışanı' olduğunu ifade ederek sorumluluktan kaçınması ve sonuç olarak La Masia'nın en önemli yeteneklerinden birinin Bayern Münih'e kaptırılması, affedilecek hatalar değildi. Barça, adım adım geriye gitmekteydi ve Tito'yla devam etmek çok da akıl kârı görünmüyordu.
Ama nedeni bu olmamalıydı. Her ne kadar yaptığı hatalar ortada olsa da, Barcelona gibi bir takımı, Pep Guardiola gibi bir figürün ardından yönetmesi, hastalığına rağmen sezon boyunca görevine dört elle sarılması, futbolda geri vitese takmış olsa da ilk yarıdaki muazzam performansla La Liga şampiyonluğu geri alması, 'bir şampiyonun yüreğini asla hafife almamak' klişesi ile açıklanabilir ancak.
Umuyoruz ki Tito Vilanova, yakalandığı bu illet hastalıktan tamamen kurtulur ve futbola geri döner. Kulübü sabote etmekle meşgul olan Sandro Rosell, hafta başında, belki de yaşamının en önemli kararını yeni teknik direktör seçimiyle verecek.


