Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Özet: Bu bir anı romandır. Sekiz yaşındaki bir çocuğun ağzından yaşadığı şehir, semt, ailesi ve çevresindeki diğer insanlar anlatılmakta, aynı zamanda yaşadığı döneme ayna tutmaktadır.
Ömer anlatıyor:
İstanbulun Saraçhane Semtinde, Çelebi Sokakta oturuyor*duk.. Babamın adı Ali idi. Babam yakışıklı, dolgun vücutlu, gayet güzel giyinen, İslami ahlâk ve terbiyeye sahip, temiz yürekli bir insandı. Kendi dükkânında saraçlık yapardı. Kısacası çalışır, çaba*lar, evine de çok iyi bakardı. Babamın en iyi dostu Behçet Amca idi. Sık sık bir araya gelir, sohbet ederlerdi.
Annemin adı Fatımat-üz-Zehraydı. Çok iyi bir Müslümandı. Varnalı idi. Bir tatil zamanı Varnaya misafirliğe gittik. Bizi çok İyi ağırladılar.
Ağabeyimin adı Mehmettir. Ağabeyimin okuyup yazma yönünde bana çok faydası olmuştur.
Bir de amcam vardı. Adı Mehmet Tahir idi. Babamdan çok farklı idi. Derler ki, babam hep onun borçlarını ödermiş.
Ninemin bir asası vardı. Komşu çocuğu Naille itişip kakışır*ken, sopayı kafasına indirdim. Bir daha da o sopayı görmedim. Meğer, annem kırıp yakmış. Bu bana ders oldu. Bir daha böyle densiz işler yapmadım.
Bir gün, abim kucağında bir oğlakla geldi. Dayım Varnadan bana göndermiş. Çok sevimliydi.
Okulumuz her gün açıktır. Adı Fevziye Mektebidir. Ben orada Kuran ezberlerdim. Sabahları bizi kalfa alır, okula götü*rürdü. Hoca Efendiden pek korkardım. Nasıl korkmayayım? Önünde ileriye doğru uzatılmış olan İki üç arşmlık sopalar, baş ucunda asüı olan kayışlı falakalar dehşetli idi. Beni üç yıl içinde iki defa falakaya yatırdı. Vurduğu yerde gül bittiğim görmedim,
fakat hiç şüphe etmem ki, utanç ve acıdan çehrem kül gibi olmuş*tur.
Babam, bir Kurban Bayramımn ilk günü sabahleyin namaz*dan dönüşünde, kendisiyle annem için hazır bulunan iki kurban*dan birini kesti. Diğerini kesemedi. ..Sıtması varmış. On bir gün sonra vefat etti. Ölümünden bir gün Önce tesadüfen dayım bizde idi. Ona alacaklarını, borçlarını her şeyini bildirmiş. Öldüğü gün beni okula göndermişlerdi. Yemek için öğle vakti eve döndüm. Eve yanaşınca, kalabalığın arasından hayal meyal babamın tabu*tunu gördüm. Dünyaya geleli böyle büyük acı hissetmedim. Komşu bir kadın beni aldı, evine götürdü. Oyalamak için neler yaptı neler. O zaman sekiz yaşında idim.
Bir gün, çok sevdiği dört cepli hırkam sırtımda, evime doğru yürürken, bir köpeğin saldırısına uğradım ve hırkam dört yerin*den yırtıldı, Ağlaya ağlaya eve geldim. Köpeğin saldırmasına üzüldüğüm kadar, orada köpeğin bana saldırmasını seyreden bir adamın bana yardımcı olmamasına da içerledim.
Bu olaydan sonra köpeğin saldırdığı köşebaşını ömrüm bo*yunca hiç unutmadım.
Aziz Efendinin Muhayyelat adlı eserini okuduğum za*man, Ömer olan ismimi Naciye döndürdüm. Naci ile Şehidenin Aşkı adlı bölümü okumamın bunda büyük katkısı oldu. Hikâye beni çok etkilemişti. Çok güzel bir kız olan Şehide, yanına çağır*dığı yiğitlere bazı sorular sorar; ama rüzgârdan açılan peçesinin ardındaki güzelliği gören yiğitlerin iyice dili tutulur ve hepsi Şehidenin karşısında tir tir titremekten sorulara cevap veremez*ler. Güzelliği karşısında herkes deliye döner. Derken Naci, bu kızın ününü duyarak yanma gider ve sorduğu tüm sorulara düz*günce cevap verir. Evlenirler. Ama kız yüzünü açtığı zaman, gör*düğü güzellik karşısında delirmemek için Naci kendini zor tutar.
Hikâyeyi çok beğenmesem de Naci ismini çok beğenmiş ve o günden sonra, Naci ismini takma adım olarak kullanmıştım.
Babamın vefatının ardından dayımı da kaybedince, büyük bir yoksulluk içine düşmüştük. Bu sırada, Rüştiyeye muallim olarak atandım. Varnaya gelen Sait Paşa, okulu denetlerken beni çok beğenmiş ve yanına memur olarak almıştı. Sait Paşayla bera*ber birçok farklı görevde çalışırken, aynı zamanda şiirler yazıyor*dum ve yazdığım gazetelerdeki başarım gün geçtikçe artıyordu. Bu başarılarıma rağmen, halen bazı hocalardan dersler de almayı İhmal etmiyordum.
Bir gün, beni rüyasında hasta gören Ahmet Mithat Efendi, ertesi gün tüm ailesiyle gelmişti. Gayet sağlıklı ve neşeli olduğu*mu görmeleri, hepsinin yüreğine su serpmişti. Ama bir ara, oda*ma bir şeyler almak için çıktığımda fenalaşıp yatağıma uzanmış*tım, Rüya, doğru çıkmıştı. Ölümümüm sebebi, kalp durmasıydı.
Ömer anlatıyor:
İstanbulun Saraçhane Semtinde, Çelebi Sokakta oturuyor*duk.. Babamın adı Ali idi. Babam yakışıklı, dolgun vücutlu, gayet güzel giyinen, İslami ahlâk ve terbiyeye sahip, temiz yürekli bir insandı. Kendi dükkânında saraçlık yapardı. Kısacası çalışır, çaba*lar, evine de çok iyi bakardı. Babamın en iyi dostu Behçet Amca idi. Sık sık bir araya gelir, sohbet ederlerdi.
Annemin adı Fatımat-üz-Zehraydı. Çok iyi bir Müslümandı. Varnalı idi. Bir tatil zamanı Varnaya misafirliğe gittik. Bizi çok İyi ağırladılar.
Ağabeyimin adı Mehmettir. Ağabeyimin okuyup yazma yönünde bana çok faydası olmuştur.
Bir de amcam vardı. Adı Mehmet Tahir idi. Babamdan çok farklı idi. Derler ki, babam hep onun borçlarını ödermiş.
Ninemin bir asası vardı. Komşu çocuğu Naille itişip kakışır*ken, sopayı kafasına indirdim. Bir daha da o sopayı görmedim. Meğer, annem kırıp yakmış. Bu bana ders oldu. Bir daha böyle densiz işler yapmadım.
Bir gün, abim kucağında bir oğlakla geldi. Dayım Varnadan bana göndermiş. Çok sevimliydi.
Okulumuz her gün açıktır. Adı Fevziye Mektebidir. Ben orada Kuran ezberlerdim. Sabahları bizi kalfa alır, okula götü*rürdü. Hoca Efendiden pek korkardım. Nasıl korkmayayım? Önünde ileriye doğru uzatılmış olan İki üç arşmlık sopalar, baş ucunda asüı olan kayışlı falakalar dehşetli idi. Beni üç yıl içinde iki defa falakaya yatırdı. Vurduğu yerde gül bittiğim görmedim,
fakat hiç şüphe etmem ki, utanç ve acıdan çehrem kül gibi olmuş*tur.
Babam, bir Kurban Bayramımn ilk günü sabahleyin namaz*dan dönüşünde, kendisiyle annem için hazır bulunan iki kurban*dan birini kesti. Diğerini kesemedi. ..Sıtması varmış. On bir gün sonra vefat etti. Ölümünden bir gün Önce tesadüfen dayım bizde idi. Ona alacaklarını, borçlarını her şeyini bildirmiş. Öldüğü gün beni okula göndermişlerdi. Yemek için öğle vakti eve döndüm. Eve yanaşınca, kalabalığın arasından hayal meyal babamın tabu*tunu gördüm. Dünyaya geleli böyle büyük acı hissetmedim. Komşu bir kadın beni aldı, evine götürdü. Oyalamak için neler yaptı neler. O zaman sekiz yaşında idim.
Bir gün, çok sevdiği dört cepli hırkam sırtımda, evime doğru yürürken, bir köpeğin saldırısına uğradım ve hırkam dört yerin*den yırtıldı, Ağlaya ağlaya eve geldim. Köpeğin saldırmasına üzüldüğüm kadar, orada köpeğin bana saldırmasını seyreden bir adamın bana yardımcı olmamasına da içerledim.
Bu olaydan sonra köpeğin saldırdığı köşebaşını ömrüm bo*yunca hiç unutmadım.
Aziz Efendinin Muhayyelat adlı eserini okuduğum za*man, Ömer olan ismimi Naciye döndürdüm. Naci ile Şehidenin Aşkı adlı bölümü okumamın bunda büyük katkısı oldu. Hikâye beni çok etkilemişti. Çok güzel bir kız olan Şehide, yanına çağır*dığı yiğitlere bazı sorular sorar; ama rüzgârdan açılan peçesinin ardındaki güzelliği gören yiğitlerin iyice dili tutulur ve hepsi Şehidenin karşısında tir tir titremekten sorulara cevap veremez*ler. Güzelliği karşısında herkes deliye döner. Derken Naci, bu kızın ününü duyarak yanma gider ve sorduğu tüm sorulara düz*günce cevap verir. Evlenirler. Ama kız yüzünü açtığı zaman, gör*düğü güzellik karşısında delirmemek için Naci kendini zor tutar.
Hikâyeyi çok beğenmesem de Naci ismini çok beğenmiş ve o günden sonra, Naci ismini takma adım olarak kullanmıştım.
Babamın vefatının ardından dayımı da kaybedince, büyük bir yoksulluk içine düşmüştük. Bu sırada, Rüştiyeye muallim olarak atandım. Varnaya gelen Sait Paşa, okulu denetlerken beni çok beğenmiş ve yanına memur olarak almıştı. Sait Paşayla bera*ber birçok farklı görevde çalışırken, aynı zamanda şiirler yazıyor*dum ve yazdığım gazetelerdeki başarım gün geçtikçe artıyordu. Bu başarılarıma rağmen, halen bazı hocalardan dersler de almayı İhmal etmiyordum.
Bir gün, beni rüyasında hasta gören Ahmet Mithat Efendi, ertesi gün tüm ailesiyle gelmişti. Gayet sağlıklı ve neşeli olduğu*mu görmeleri, hepsinin yüreğine su serpmişti. Ama bir ara, oda*ma bir şeyler almak için çıktığımda fenalaşıp yatağıma uzanmış*tım, Rüya, doğru çıkmıştı. Ölümümüm sebebi, kalp durmasıydı.