- Katılım
- 3 Ağu 2012
- Konular
- 3,551
- Mesajlar
- 13,282
- Reaksiyon Skoru
- 841
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 10 Ay 18 Gün
- Başarım Puanı
- 300
- MmoLira
- -134
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Yenilmez Armada Vakıfbank ile Avrupa Şampiyonu olan oyunculardan Bahar Toksoy, bu durumu kafalarına takmadıklarını oyunlarını oynadıklarını söylüyor. Toksoy, 2020'de sahada olmayı hedefliyor...
Kadınlarda Şampiyonlar Ligi Şampiyonu, Yenilmez Armada Vakıfbankın ve Milli Takımın başarılı orta oyuncusu Bahar Toksoyla keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Vakıfbank özelinden sporun ve voleybolun farklı hallerini konuştuk. Kadın-bayan tartışması ile ilgili görüşlerini de öğrendiğimiz 1988 doğumlu genç oyuncu, Vakıfbankın yeni salon projesini de bizim aracılığımızla öğrenmiş oldu. İstanbulun 2020 adaylığı da geçen yaz Milli Takımla Londrada olimpiyat deneyiminin bir parçası olan Baharla konuştuğumuz konular arasındaydı. İşte dökümü...
Yenilmez bir takımın parçası olmak, yenilmez olmak nasıl bir duygu?
Bu sene namağlup devam ediyoruz ama takımı etkileyen yada "evet biz yenilmeziz" dediğimiz bir durum yok ortada. Çünkü biz gerçekten her seferinde önümüzdeki maça bakıyoruz. Önümüzdeki 10 maç değil, önümüzdeki ilk maça bakarak, ardından bir sonrakini kazanmak için çalışıyoruz. Takımda "yenilmeziz" hissi yok açıkçası. Elbette çok mutluyuz ama başarıdaki kilit nokta bu: Namağlup havasına hiçbir zaman girmedik.
Şu an tek eksik Dünya Kulüpler Şampiyonluğu kaldı. Aklınıza geldiği oluyor mu?
İnşallah gelmez diye düşünüyoruz! O çok zor bir turnuva çünkü. Çok uzun süren, maçların arasında çok gün olan, evden çok uzak kaldığımız bir turnuva. 2011de Dohaya gittik, çok zordu. Keşke hava şartları olarak daha düzgün bir yerde olsa, biz Katara gittiğimizde neredeyse her gün serum yedik. Dışarı çıkıyorsun çok sıcak, içeri giriyorsun her yerde klima, salona girdiğimizde titriyorduk!
Bu olayın sıcaklığıyla mı söylüyorum bilmiyorum ama Türk spor tarihinin gördüğü en başarılı takım olduğunuzu düşünüyorum. Akıl almaz bir iş yaptığınız. Yıllardır basında "başarı yok, ilgi yok" gibi bahanelerle fazla yer bulamıyordunuz. Fakat şu an ki durum başka. Basının şu oynanan voleybola layık olması gerekiyor. Basın size layık olabiliyor mu? Ne düşünüyorsunuz, memnun musunuz?
Yani, açıkçası çok da değilim. Mesela biz şampiyon olduk, ertesi gün her yerde haberimizi okuduk ama bir sonraki gün Galatasaray tur atladı, Schalkeyi yendi. Ben dört sayfa Galatasaray haberi okudum. Sonrasında bizim haberimizi görmedim. Sonuçta biz onların tur atladığı kupayı kazandık. Bu basketbolda başarılsa da etkileri sürer ama voleybolda olunca biraz daha eksik kalıyor gibi geliyor bana. Ama şunu da belirtmeliyim elbette; eskiye nazaran bu durumlar çok daha iyi bu da bir gerçek.
Bu ilgide ve başarıda taraftarın artan desteğinin bir payı var mı, veya varsa ne kadar?
Başarı yanında ilgi ve alakayı getiriyor. Siz ne kadar başarılı olursanız insanlar o kadar merak ediyor, izlemek istiyor, canlı görmek, o atmosferi tatmak istiyor. Özellikle bu sezon bizi şaşırtan bir seyirci var.
Taraftar grupları da oluşmaya başladı.
Evet, bu Eczacıbaşı ile başladı. Tigers taraftar grubu olarak. Bizim de bandomuz var, çok seviyoruz bandomuzu.
Bir de şunu sormak istiyorum: Türkiyede sporda genelde bir kaos ve dramaya rastlanır. Son anda kazanılır, eldeki maç gider gelir veya son saniyede kaybedilir fakat siz dramadan çok uzaksınız. Final-Fourda iki maçınızı da çok net kazandınız. İnanılmaz bir şekilde bu sezon 36 maçta 36 galibiyet aldınız ve yalnızca 17 set verdiniz. Bu konsantrasyon nasıl sağlanıyor takım içinde?
Örneğin ben 36da 36 yaptığımızı, bu rakamı, ertesi gün Twitterdan öğrendim. Biz takip etmiyoruz gerçekten. Bir sonraki maçımızı nasıl kazanacağımızı, hangi taktikle mücadele edeceğimizi düşünüyoruz. Galibiyetler de üst üste gelince de takım olarak kazanmayı öğrendik. Bu galibiyetle gelen bir his. Tıkandığımız noktada ne yapacağımızı, sakin kalıp hangi doğru kararları vereceğimizi çok kolay seçebiliyoruz artık. Kazanmayı öğrenmek diyoruz biz buna takım içinde.
Örnek vermek gerekirse; biz antrenmanları genellikle sayıyla yapıyoruz. İlk 6 çıkacak takım belli bir farktan geliyor ve seti çevirmeye çalışıyor. Doğal olarak bu tarz bir antrenmanın etkileri de sahada görülüyor veya maçın içerisinde oyuncular tıkandığında, ki bu olabilen bir şey, teknik ekibe döndüğümüzde söyledikleri bir kaç şey bizi en doğruya yöneltiyor. Dediğim gibi takım artık kazanmayı biliyor. İnşallah galibiyet serisi sezon sonuna kadar devam eder.
Giovanni Guidettinin bu beşinci sezonu fakat kadro nispeten yeni bir kadro. Naz Aydemir geldi, Joanna Brakoceviç geldi, Saori geldi. Takımdaki arkadaşlık ortamı nasıl?
Herkes birbirini sevmek zorunda değil ama takımda öyle bir havamız var ki, tam bir aile ortamı. Herkes birbirine tahammül ediyor, katlanabiliyor, alttan alabiliyor. Çünkü kadınız sonuçta, dakikamız dakikamızı tutmuyor. Bir gün ben gülerken, ertesi gün delirmiş bir şekilde antrenmana gelebiliyorum. Ama arkadaşlar olarak birbirimizi ne kadar tolere edersek o kadar aile olabileceğimizi anladık. O yüzden çok sorunsuzuz. Çalışmalarımız çok keyifli geçiyor. Tüm teknik ekiple inanılmaz keyifli çalışıyoruz. Hepsi bizim daha iyi konsantre olabilmemiz için çalışıyor. Etrafımızda dört dönüyorlar diyebilirim.
Namağlup olma durumu çok da önemsenmiyor yani takım içinde?
Açıkçası, kaybedip kaybetmemek değil olay. Biz şu an normal sezonu birinci tamamlayıp, Play-Offlara birinci başlayıp, sezon sonunda da kupayı kaldıran takım olmak istiyoruz. Bu arada yeniliriz belki ama hedefimiz sezon sonunda kupayı kaldırmak.
Ufak detaylara dönmek gerekirse; Brakoceviç ile aranda bir oje diyaloğu olduğundan bahsetmiştin. Önemli maçlara çıkmadan önce süreceğin ojeleri o seçiyormuş. Böyle bir uğurunuz vardı. Devam ediyor mu, ediyorsa oldukça başarılı bir uğur olmuş anlaşılan?
Onu biz aştık. Ben tıkanıp tırnağıma sürecek oje bulamadığımda yine ona danışıyorum ama eskisi gibi hep o söylesin ben yapayım diye bir durum yok. Yine de çok fikir verir bana.
Başka ne gibi uğurlarınız oldu?
Saymakla bitmez. Mesela Gözdenin her pozisyonda ritüelleri vardır. Yanındaysam elimi sıkar, Gizeme vurur. Herkesle ayrıdır. Maçtan önce radyo açarız. Mesela finalde herkes, yarı final maçında giydiği kıyafetleri, çoraplardan, formaya, kolumuzdaki bilekliklere kadar, yıkadı kuruttu ve aynı kıyafetlerle çıktık maça. Benim ojelerim her maç değişir, kafama üç yıldır aynı tokayı takarım, diğer arkadaşların da uğurlu tokaları var.
Guidettiye de bulaştı mı uğur yapma alışkanlığı?
Onun da var uğurları. Mesela her set yeni bir su açardı. Açtığı su o set sonunda bitmese de, bir sonraki sete yeni bir şişeyle başlardı. Ben herkesle maçtan önce çakarım, en sona Guidettiyi bırakırım. Ayrıca sıramız her zaman aynıdır, daha çok var saymamı ister misin! Giovanni (Guidetti) her zaman elindeki dosyayı havaya atıyordu. Şimdi tablet var atamıyor artık. Hatta final maçında elinde tabletle göğsünün üzerinde kayıyordu tablete bir şey olmasın diye!
2011de Avrupa Voleybol Şampiyonasında bir de aynı sene Dünya Kulüpler Şampiyonasında en iyi servis atan oyuncu seçildin. Tahmin edilmesi zor ve riskli bir servis tekniğin var. Bu konuya ne kadar yoğunluk veriyorsun?
Açıkcası çok yoğunluk veriyorum, çok kafamı yoruyorum, o yüzden de istikrarlı bir servisim yok maalesef! Ben daha önce çizgiye yakın atıyordum servisi ve çok dışarı kaçıyordu. Bir Polonya deplasmanında Giovanni, "Git geri, gidebildiğin kadar geri git, vur bakalım oradan ne oluyor" dedi. Denedik ve o maçta çok güzel tuttu, dört-beş sayı aldık.
Servisleri, evet, riskli kullanıyorum ama bu biraz da psikolojik bir iş. Oyun içinde takım arkadaşların var yanında. Bir hata olsa telafi edilebiliyor ama serviste yalnız başınasın. Telafisi olmayan bir şey. Bu durum beni biraz geriyor herhalde. Allah ne verdiyse servisi diyorum hatta kendi servisime!
Her yerde Vakıfbank altyapısında yetiştiğin geçiyor.
Evet, böyle bir hata var. Ben İzmirliyim. Karşıyakada voleybola başladım. Karşıyaka altyapısında yetiştim, oradan Yeşilyurta transfer oldum. Orada da altyapıda oynadım. Bir kere yazıldı öyle gitti. Bir ara da uzun zaman beni Eskişehirli olarak bildiler. Vakıfbankın sitesi Eskişehir yazmış bir şekilde!
Türkiyede profesyonel sporcu olmayı seçmek çok zor bir karar. Bu süreçte 16-17 yaşlarında ben yapamayacağım galiba, üniversite eğitimini mi seçsem şeklinde bir ikilemle karşılaştın mı?
Ben o konuda biraz şanslıydım. Voleybola yetenekliydim. Okul takımında bir şekilde oynuyordum. Karşıyakaya gittiğimde beni tabiri caizse havada kaptılar. Yaşım küçük, boyum uzun, teknik bilmesem de voleybola bir el yatkınlığım vardı. Çok kolay öğreniyordum her şeyi. O yüzden ben hiçbir zaman olacak mı, olmayacak mı sorusunu yaşamadım. Benim en zorlandığım durum İzmiri bırakıp İstanbula transfer olmaktı. Çünkü aile bölünecekti, ev bölünecekti.
Ailem büyük fedakarlıklarda bulundu. Bunlar pek göz önünde olmayan ince detaylar. Benim annem ben İstanbula geldim diye peşimden altı ay İstanbul, altı ay İzmirde kalıyordu. Babam çalışıyordu, emekli oldu geldi. Ablamla birlikte kalıyordum, göçebe hayatı yaşıyorlardı. Ancak, geçen sene İstanbula taşındılar. Onların fedakarlığı anlatmakla bitmez.
Genç yaşında şu an Türkiyenin en önemli orta oyuncularından birisin. Senin saha içi gelişiminde, gözlemlediğin, izlediğin oyuncular oldu mu?
Ben Vakıfbanka geldiğime ilk 6da oynamıyordum. Çok küçüktüm ama Kinga Maculewicz, Maja Poljak, Christiane Fürst gibi dünyada isim yapmış mevkiimin oyuncularıyla antrenmana çıktım ve bu inanılmaz bir katkı sağladı bana. Onlar belki durup bir şey anlatıp, öğretme durumunda olmadılar ama mesela Maja Poljak vuruyor, ben blok yapmaya çalışıyorum. Bu bile, inanılmaz geliştiriyor, ki beni asıl geliştiren de bu oyuncularla antrenman yapmak oldu.
Öte yandan Giovanni Guidetti, benim için çok önemli bir antrenör. Tek tek oyuncularıyla ilgilenen, onların gelişmesi için kafa yoran bir antrenör, onunla çalışmayı çok seviyorum. Yani bütün bu etkenler, çabalıyorsanız sizi bir yere taşıyor. Umarım daha uzun yıllar bu takımın bir parçası olurum.
Çok merak ettiğim bir konu da hâlâ devam eden bayan mı, kadın mı tartışması hakkındaki düşüncen. Kulüplerin resmi siteleri, federasyon bayan kelimesinde ısrar ediyor. Bu seni rahatsız ediyor mu, yoksa çok da fazla ilgilenmiyor musun?
Açıkcası beni çok da ilgilendirmiyor. Eğer erkekin karşılığı kadınsa bu kullanılmalı lakin voleybol dün icat edilmiş bir spor değil. Böyle bir yanlış varsa ortada, en başından itibaren buna kadın olarak başlanmalıydı. Bu bir yanlışlık değilse de bügüne kadar bayan olarak gelmiş bir şeyi değiştirmek için böyle bir tartışma yaratmak anlamsız. Bize, söylendiğinde kulak aşinalığı olduğu için bayan daha normal geliyor. Kadın kelimesinden nefret ettiğimiz için veya böyle bir kelime kullanılmamalı diye değil. Ben çok da önemsemiyorum bu konuyu.
2020 adaylık süreci ile ilgili ne düşünüyorsun. Güçlü bir adayız. Süreç seni heyecanlandırıyor mu?
Heyecanlanıyorum elbette. 2020 benim voleybol kariyerimin son yıllarına denk gelecek. İnşallah o kadroda olabilirim. Çok isterim öyle bir heyecanı yaşamak. Zira Londrada Britanya takımına olan ilgiyi gördük, aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor. Kendi ülkemde böyle bir şey yaşamayı çok isterim. Ve şuna inanıyorum ki; olimpiyat İstanbulu inanılmaz bir şehir haline getirecek. Bu kupanın da bize bir adım daha attırdığı inancındayım.
Son soru epey gecikmiş bir soru olacak ama sözü açılmışken sormak istiyorum, Londra deneyiminizden bahseder misin biraz?
Londra çok güzeldi. Maçı, antrenmanı, olimpiyat köyünde kalmak muazzam bir deneyim. İlk gün halter antrenmanı yaptık. İçeriye girdiğimizde inanamayacağın kadar çok sporcunun, hep beraber, rakip olsalar bile, sarılmaları, birbirlerine çalışmalarında yardım etmeleri ve aynı çatı altında, aynı amaç için çalışması harika bir şeydi. İnşallah tekrar yaşarız bunu. Önümüzde 2016 Rio var, bayan basketbol da iyi bir grafikte. Umarım diğer takım sporları da, erkekler de bu başarıyı ve deneyimi yaşarlar. Çünkü bu Türkiyede spor potansiyelini artıracak bir şey. Düşünsenize, erkek basketbol takımı olimpiyata gidiyor. Şu anda 12-13 yaşındaki çocuklar onların yerinde olabilmek için canla başla çalışacaklar dolayısıyla sporcu potansiyeli de artacaktır.
Bahara da sürpriz oldu!
Röportaj sırasında bizimle bulunan Vakıfbankın spor iletişiminden sorumlu yöneticisi Levent Evkuran, Vakıfbankın bir salon projesi olduğunu açıkladı. Bir kaç hukuki prosedür sonrasında inşaatına başlanacak CEV standatlarına uygun 7 bin 500 kişilik salonun yeri ise sır gibi saklanırken, bizim vesilemizle gelen bu güzel haber Bahar Toksoya da sürpriz oldu. Bahar "Ben de ilk defa duyuyorum, çok mutluyum" dedi.
Voleybolunsesi


