Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Kelebeğin Rüyası, Yılmaz Erdoğanın yıllardır üzerine çalıştığı bir film. Önümüzdeki cuma günü 320 kopyayla gösterime girecek olan yapım, 1940lar Türkiyesinde geçiyor ve ünlü şair Behçet Necatigilin iki öğrencisini merkeze alıyor
Kelebeğin Rüyası, en son yönetmen koltuğuna 2009 yılında Neşeli Hayatla oturan Yılmaz Erdoğanın uzun süredir üzerinde çalıştığı iddialı projesi olarak sinema dünyasının merakla beklediği bir yapım. 22 Şubatta 320 kopyayla, diğer bir deyişle çok geniş bir dağıtımla vizyona girecek film, 1940lar Türkiyesinde geçiyor ve ünlü şair Behçet Necatigilin iki öğrencisini merkeze alıyor. Erdoğanın 7 yılı senaryo olmak üzere yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştığı film, gerçek bir hikayeden yola çıkıyor.
En güzel şiiri kim yazacak?
Dün yapılan basın gösteriminde izleme imkanı bulduğumuz Kelebeğin Rüyası, Zonguldakın maden ocaklarına zorla götürülen insanların yaşadığı zulmün öne çıktığı bir sahneyle açılıyor. Kısa süre içinde iki ana karakterimizle, Necatigilin kol kanat gerdiği iki genç şairle tanışıyoruz: İlk ciddi sinema sınavını veren Kıvanç Tatlıtuğun canlandırdığı Muzaffer Tayyip Uslu ve sinemada tecrübeli bir aktör olan Mert Fıratın canlandırdığı Rüştü Onur...
Memurluk yaparak geçinen ve her ay Varlık Dergisinde şiirleri yayımlanmış mı diye büyük bir heyecanla bekleyen, 20li yaşlarının başlarındaki bu iki şair, Zonguldakın zengin ve nüfuslu adamlarından Zikri Özsoyun (Ahmet Mümtaz Taylan) kızı Suzanı (Belçim Bilgin) gördükleri anda ona vurulurlar.
Bu hal, iki şair arasında ona en güzel şiiri kim yazacak gibi tatlı bir rekabete neden olsa da, Rüştünün tüberküloz yüzünden yataklara düşmesi hayatlarını etkiler. Bu arada Muzaffer de dönemin illeti tüberküloza yakalanıyor, ancak durumu Rüştü kadar ağır değil.
Necatigil, öğrencilerinin yeteneklerine güvenip onlar için elinden geleni yapsa da zor durumdaki ülkede üst sınıftan olmayanların sağlıklarına kavuşma imkanının doğması kolay değil.
Tiryaki yine başarılı
Yılmaz Erdoğanın da Necatigil rolünde, birkaç kilit sahnede karşımıza çıktığı film, Türkiyenin 2. Dünya Savaşı öncesinde geçirdiği zorlu günleri arka plana alıp, izleyicinin onları unutmasına izin vermiyor. Ama filmin merkezinde anlatılan iki erkeğin arkadaşlığı ve şiirle dolu bir dram öyküsü... Filmin stil açısından parlak bir çalışma barındırdığını belirtip, görüntü yönetimine bir parantez açmakta yarar var. Erdoğan, filmin görüntü yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylanla da çalışan, alanının en usta isimlerinden Gökhan Tiryakiye teslim etmiş. Tiryaki, bir kez daha başarılı bir görüntü yönetimi sunuyor.
Erdoğanın şair yanı
Şiirle, diğer bir deyişle dille uğraşan iki ana karakterin dil cambazlığına da yer veren diyaloglarda Erdoğanın şair yanı hissediliyor. Oyuncu performanslarında Mert Fırat ve Yılmaz Erdoğan öne çıksa da, Kıvanç Tatlıtuğ ile diğer oyuncular da rollerine uygun.
Kelebeğin Rüyası, en son yönetmen koltuğuna 2009 yılında Neşeli Hayatla oturan Yılmaz Erdoğanın uzun süredir üzerinde çalıştığı iddialı projesi olarak sinema dünyasının merakla beklediği bir yapım. 22 Şubatta 320 kopyayla, diğer bir deyişle çok geniş bir dağıtımla vizyona girecek film, 1940lar Türkiyesinde geçiyor ve ünlü şair Behçet Necatigilin iki öğrencisini merkeze alıyor. Erdoğanın 7 yılı senaryo olmak üzere yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştığı film, gerçek bir hikayeden yola çıkıyor.
En güzel şiiri kim yazacak?
Dün yapılan basın gösteriminde izleme imkanı bulduğumuz Kelebeğin Rüyası, Zonguldakın maden ocaklarına zorla götürülen insanların yaşadığı zulmün öne çıktığı bir sahneyle açılıyor. Kısa süre içinde iki ana karakterimizle, Necatigilin kol kanat gerdiği iki genç şairle tanışıyoruz: İlk ciddi sinema sınavını veren Kıvanç Tatlıtuğun canlandırdığı Muzaffer Tayyip Uslu ve sinemada tecrübeli bir aktör olan Mert Fıratın canlandırdığı Rüştü Onur...
Memurluk yaparak geçinen ve her ay Varlık Dergisinde şiirleri yayımlanmış mı diye büyük bir heyecanla bekleyen, 20li yaşlarının başlarındaki bu iki şair, Zonguldakın zengin ve nüfuslu adamlarından Zikri Özsoyun (Ahmet Mümtaz Taylan) kızı Suzanı (Belçim Bilgin) gördükleri anda ona vurulurlar.
Bu hal, iki şair arasında ona en güzel şiiri kim yazacak gibi tatlı bir rekabete neden olsa da, Rüştünün tüberküloz yüzünden yataklara düşmesi hayatlarını etkiler. Bu arada Muzaffer de dönemin illeti tüberküloza yakalanıyor, ancak durumu Rüştü kadar ağır değil.
Necatigil, öğrencilerinin yeteneklerine güvenip onlar için elinden geleni yapsa da zor durumdaki ülkede üst sınıftan olmayanların sağlıklarına kavuşma imkanının doğması kolay değil.
Tiryaki yine başarılı
Yılmaz Erdoğanın da Necatigil rolünde, birkaç kilit sahnede karşımıza çıktığı film, Türkiyenin 2. Dünya Savaşı öncesinde geçirdiği zorlu günleri arka plana alıp, izleyicinin onları unutmasına izin vermiyor. Ama filmin merkezinde anlatılan iki erkeğin arkadaşlığı ve şiirle dolu bir dram öyküsü... Filmin stil açısından parlak bir çalışma barındırdığını belirtip, görüntü yönetimine bir parantez açmakta yarar var. Erdoğan, filmin görüntü yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylanla da çalışan, alanının en usta isimlerinden Gökhan Tiryakiye teslim etmiş. Tiryaki, bir kez daha başarılı bir görüntü yönetimi sunuyor.
Erdoğanın şair yanı
Şiirle, diğer bir deyişle dille uğraşan iki ana karakterin dil cambazlığına da yer veren diyaloglarda Erdoğanın şair yanı hissediliyor. Oyuncu performanslarında Mert Fırat ve Yılmaz Erdoğan öne çıksa da, Kıvanç Tatlıtuğ ile diğer oyuncular da rollerine uygun.