Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Allah Teâlânın, dört büyük kitaptan biri olan Tevratı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip, hakim kılması için gönderdiği Ulul-Azm* peygamberlerden biri. Hz. İbrahim (a.s)in soyundan olup, israiloğullarının akidelerini ıslah etmek ve onları Allah Teâlânın dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmişti. Küfürle mücadelesi Kurân-ı Kerimde uzun uzun anlatılmaktadır.Hz. Adem (a.s)den, Resulullah (s.a.s)e kadar pek çok peygamber gelmiştir. Bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah Teâlâya iman etmeye çağırmışlar; bu yolda kâfirlerle savaşmışlar, yaşadıkları diyarlardan çıkarılmışlar; ezilmişler, hor görülmüşler ve hatta öldürülmüşlerdir.Mûsa (a.s) da, Allah Teâlâ tarafından israiloğullarına gönderilmiş bir resul idi. O da tıpkı kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberler gibi kavmini Allaha iman etmeye çağırdı. Kavmine zulmeden ve ilâhlık iddiasında bulunan Firavuna karşı tevhit yolunda mücahede etti. Bu uğurda, bütün peygamberlerin karşısına çıkan güçlükler, onun da karşısına çıktı. Doğup büyüdüğü diyardan çıkarıldı, kâfirler tarafından öldürülmek gayesiyle kovalandı. Allah Teâla Kurân-ı Kerimde bir ayette Hz. Mûsa (a.s)dan söyle bahsediyor: Kurânda Musayı da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israiloğullarına gönderilmiş bir peygamber idi(Meryem, 19/51).Hz. Musa (a.s)nın Firavun ile olan kıssası, Kuranın bazı sûrelerinde çeşitli üslûplarda ve teferruatlı olarak anlatılmıştır. Firavun ve ordusunun Kızıldenizde boğulmaları olayından sonra, israiloğulları ile ilgili kıssasına da genişçe yer verilmiştir.Musa (a.s)nın Firavun ile olan mücadelesi, bir şahsın bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret değildir. Bilâkis bu hak ile bâtılın çatışması, Rahmanın ordusu ile şeytanın ordusunun kaçınılmaz savaşıdır. Aslında hak ile batıl arasındaki bu savaş, insanoğlunun yaratılışından, insanları ıslah etmek üzere nebîler ve resullerin hayat sahnesine çıkmasından beri devam ede gelmektedir.Sapıklık ve batıl, daima iblis ve onun ordusu tarafından temsil edilmiş, imana, tevhide, peygamberliğe, kısaca Hakka sürekli meydan okumuştur. Fakat kazanan daima Hak olmuştur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şahid olacağı günde muzaffer kılacağız (el-Mümin, 40/51).Hz. Musa (a.s)da gönderildiği kavmi cehalet ve sapıklık içerisinde buldu. Onları Hakka davet etti, yurdundan çıkarıldı, savaştı ve sonunda Allah Teâlânın izniyle kazandı.Hz. Musa (a.s)nın Nesebi, Doğumu ve HayatıMusa (a.s)nin babası, imrandır Onun babası Yahser, onun da babası Kahesdir. Nesebi Yakub (a.s)a ulaşır; ki, onun babası Hz. ishak (a.s), onun da babası Hz. İbrahim (a.s)dır. Musa (a.s)nın yanında gördüğümüz Harun (a.s) onun kardeşidir. Allah Teâla, Musa (a.s)yi Firavuna, imana davet için gönderdiğinde, Hz. Harun (a.s)u da ona yardımcı olarak seçmiş ve görevlendirmişti. Hz. Musa (a.s) Allah Teâlaya söyle dua ederek, kardeşi Harun (a.s)u kendisine yardımcı yapmasını istemişti: Bir de bana ehlimden bir vezir, (yardımcı) ver. Kardeşim Harunu (ver) (Tâhâ, 20/29-30).Hz. Musa (a.s), Mısırın çok zor günler yaşadığı bir dönemde doğdu. Bu sırada, ilâhlık iddialarında bulunarak haddi aşan Firavun, israiloğulları halkına dayanılamayacak eziyetlerde bulunuyor, bu insanları zulümle kasıp kavuruyordu. israiloğulları, Kıpt kavminin muamelelerinden ve krallarının ağır baskılarından bıkmışlardı. Mısırda yaşamanın bir tadı kalmadığını biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardı. Ama onlardan her isinde istifade eden Firavun, yakalarını bir türlü bırakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanını yaptı. Nitekim Kurân-ı Kerimde; Biz sana Musa ve Firavunun mühim haberlerinden, iman edecek bir kavim için, gerçek olarak okuyacağız. Çünkü Firavun o yerde (Mısırda) başkaldırmış ve ahalisini parçalara bölüp, kendisine bağlamıştı (el-Kasas, 28/3-4) buyuruluyor.Firavun, saltanatı sırasında israiloğullarına çok kötü eziyetlerde bulundu; onları köle yaptı, en çirkin ve adî islerde çalıstırdı. Allah Teâlâ, israiloğullarını bu sıkıntıdan, azgın Firavunun şerrinden, zulüm ve taşkınlıklarından kurtarmak için Hz. Musa (a.s)yi gönderdi.Salebî, Kısas-ı Enbiyasında imam Suddîden; Firavunun bir rüya gördüğünü, korkup kederlendiğini naklediyor. Rüyasında Kudüs tarafından gelen bir ateş gördü. Bu ateş, Mısıra kadar uzanıp, Firavunun evlerini yaktı. Fakat sadece Kıptilere zarar verdi, israiloğulları ise kurtuldular. Uyanınca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayı tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; israiloğulları içinden bir çocuk dünyaya gelecek, Mısırlıların helâkına ve senin krallığının yok olmasına sebep olacak. Doğacağı zaman da iyice yaklaştı.Bu haber üzerine telâşlanan Firavun, israiloğullarından doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti. Kurân-ı Kerimde bu olay söyle anlatılıyor: Firavun, memleketin başına geçti ve halkı fırkalara ayırdı. içlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi (el-Kasas 28/4).israiloğulları arasında is yapabilecek insanların azalması üzerine Kıptîlerin ileri gelenleri Firavuna giderek, Eğer böyle öldürmeye devam ederseniz, ileride bizim işlerimizi yapacak kimse bulamayacağız dediler. Firavun da erkek çocukların bir sene öldürülmesini, bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocukların öldürülmediği sene Harun (a.s) doğdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s)
Musa (a.s) doğunca, annesi çok üzüldü. Allah Teâlâ ona korkmamasını, üzülmemesini vahyetti. Kalbine bir rahatlık verdi. Bu, Kuranda söyle anlatılıyor: Musanın annesine: Çocuğu emzir, başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nile) bırak. Korkma, üzülme. Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız diye bildirmiştik (el-Kasas, 28/7).Musa (a.s)nın annesi de ilham edileni yaptı ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya bıraktı. Ablasına da, Onu izle dedi. Musa (a.s)yi taşıyan sandık, Allahın izniyle dalgalarla sürüklenerek, Firavunun sarayına ulaştı. Yıkanmakta olan cariyeler, sandığı bulup Firavunun karısına götürdüler. Allah Teâlâ, Firavunun karısı Asiyenin kalbine bu çocuğun sevgisini koydu. Firavun çocuğu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye, çocuğu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocukları olmuyordu. Kuran-ı Kerim, bunu söyle anlatıyor: Firavunun karısı: Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur, yahut onu oğul ediniriz dedi. Aslında işin farkında değillerdi (el-Kasas, 28/9).Hz. Musa (a.s) acıkınca onu emzirmek icab etti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Allah Teâlâ, bunu söyle zikrediyor: Önceden, süt annelerinin memesini kabul etmemesini sağladık. Musanın ablası; size, sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi? dedi. Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler (el-Kasas, 28/12-13).Musa (a.s) böylece annesine dönmüş oldu. Üstelik Firavunun sarayında büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandı. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız (el-Kasas, 28/14).Yetişip delikanlılık çağına gelen Musa (a.s) bir gün şehre indi. Öğle üzeriydi. Dükkanlar kapalıydı ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kurân-ı Kerimde, şehirde geçen hadise söyle anlatılıyor; Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre indi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı dövüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu. Bu şeytanın işidir; çünkü o apaçık saptıran bir düşmandır dedi. Musa, Rabbim! doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir. Musa; Rabbim! Bana verdiğin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım dedi. şehirde, korku içinde, etrafı gözeterek sabahladı. Dün kendisinden yardim isteyen kimse, bağırarak ondan yine yardım istiyordu. Musa ona: Doğrusu sen besbelli bir azgınsın dedi. Musa, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen islah edenlerden değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsundedi (el-Kasas, 28/15-19).israillinin, olayı ağzından kaçırması üzerine, bütün halk Musa (a.s)nın Mısırlıyı öldürmüş olduğunu öğrendi. Daha sonra bir adam koşarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.Musa korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar dedi. Medyen e doğru yöneldiğinde: Rabbim in bana doğru yolu göstereceğini umarım , dedi (el-Kasas; 28/21-22).Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklaştı.. Yanına yiyecek hiç bir şey de almamıştı. Tam sekiz günlük yolu, ağaç yaprakları yiyerek aştı. Mısır ile Medyen arası sekiz günlük bir mesafedir. Allah Teâlânın bu seçkin kulu, aç ve bitap düşmüş olarak bu uzun mesafeyi kat etti ve nihayet Medyene ulaştı. Kurân-i Kerimde kıssa şöyle devam ediyor:Medyen suyuna geldiğinde, davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara: Derdiniz nedir?dedi. Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır (onun için bu işi biz yapıyoruz) dediler. Musa onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi: Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım dedi (el-Kasas, 28/23-24).İbn-i Kesir, El-Bidaye ven-Nihayede bu olayı söyle anlatıyor: Medyen suyunda çobanlar koyunları suladıktan sonra, kuyunun ağzına büyük bir kaya koyarlardı. Bu iki kadın da artan sularla koyunlarını sulamaya çalışırlardı. Musa (a.s), kayayı kuyunun ağzından tek başına kaldırdı, su çekti ve kadınların koyunlarını suladı. Sonra tekrar kayayı yerine koydu. Bu kayayı ancak on kişi kaldırabilirdi. Musa (a.s) ise, on kişinin halledebileceği bu isleri tek basına halletmişti. Kızlar babalarına gidip Hz. Musayı ve yaptığı iyiliği anlattılar. Kuran-ı Kerimde kıssa söyle devam ediyor:O sırada, kadınlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor dedi. Musa ona gelince, başından geçeni anlattı. O: Korkma! Artık zâlim milletten kurtuldundedi. iki kadından biri: Babacığım, onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdır, dedi. Kadınların babası bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek istemem. inşallah beni iyi kimselerden bulacaksın dedi. Musa: Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir dedi (el-Kasas, 28/25-28).Ibn-i Kesir söyle diyor: Kızların babasının kim olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Bunun Şuayb (a.s), olduğu hususunda kanaatler vardır. Ulemanın çoğunluğu da bu görüştedir. Hasan Basri, Malik b. Enesden naklolunan bir rivayeti delil getirerek diyor ki: Hz. Şuayb kavmi helâk olduktan sonra uzun bir ömür yaşamış, tâ ki Musa (a.s)a ulaşmış ve kızını ona nikâhlamıştır.Hz. Şuayb (a.s)in kızıyla nikâhlandıktan sonra Musa (a.s), Medyende kalıp, hanımının mehri olmak üzere on yıl koyun güttü. Bir rivayete göre, Peygamberimize tam olarak ne kadar çalıştığı sorulmuş; o da on sene olduğunu buyurmuştur. Buradan anlaşıldığı üzere, tam on yıl çobanlık yapmıştır.Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliğinin BildirilmesiMusa (a.s) Medyende on sene kalıp mehrini tamamladıktan sonra, Mısıra dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Çakmak tasıyla bir şeyler tutuşturmaya çalıştı, başaramadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Karısı da hamileydi ve doğum zamanı da yaklaşmıştı. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardıma ihtiyacı vardı. Kuran-ı Kerimde, bu olay şöyle anlatılıyor: Musa, süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. Tur tarafından bir ateş gördü. Ailesine: Durunuz, ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber veya tutuşmuş, bir odun getiririm de ısınabilirsiniz dedi. Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: Ey Musa! şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allahım diye seslenildi. Değneğini at!. Musa, değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. Ey Musa! Dön, gel. Korkma. şüphesiz güvende olanlardansın denildi. Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânına karşı Rabbinin iki delîlidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir denildi. Musa: Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harunun dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım dedi, Allah: Seni kardeşinle destekleyeceğiz, ikinize bir kudret vereceğiz ki, onlar size el uzatamayacaklardır. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir dedi (el-Kasas, 28/29-35).Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde, Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasında geçen konuşma, daha ayrıntılı bir şekilde verilir. su ayetler Allah Teâlânın Musa (a.s)yi rasul olarak görevlendirdiği zamanın anlaşılmasında yardımcı oluyor: Ben seni seçtim, artık vahyolunanı dinle. şüphesiz ben Allahım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et, Beni anmak için namaz kıl! (Tâhâ, 20/13-14).Ve daha sonra Allah Teâlâ, Musa (a.s)ya söyle buyuruyor: Firavuna gidin; doğrusu o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar (Tâhâ, 20/43-44).Allah Teâlânın, Musa (a.s)ya bunu emretmesinden sonra, Musa (a.s) ile Firavun arasında amansız bir mücadele de başlamış oluyordu. Hak ile bâtılın amansız savaşı. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras bıraktıkları tevhit mücadelesi
Hz. Musa (a.s), Allah Teâlânın bu emriyle Firavuna gitti. Onu güzellikle Allaha iman etmeye davet etti: Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allaha karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, israiloğullarını benimle beraber salıver (el-Araf, 7/104-105).Firavun: Musa! Rabbiniz kimdir? dedi. Musa: Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir dedi (Tâhâ 20/49-50).Firavun, bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)yi zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)da Firavuna, belki iman eder diyerek, ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasını yere attı, kocaman bir yılan oldu. Elini koynuna sokup çıkardı, gözleri kamaştıran bir güneş parçası oluverdi. Musa (a.s)nın gösterdiği bu mucizeler karşısında Firavun gerçekten korkmuştu. Bunun üzerine o da sihirbazlarını toplayıp, Musayı mağlup etmeyi kararlaştırdı. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazları çağırttı ve onlardan Musa (a.s)nın yaptıklarından daha büyük bir sihir yapmalarını istedi. Onlarda hazırlandılar ve bir gün kararlaştırdılar. O gün gelince de halkın gözleri önünde Musa (a.s) ile yarışmaya başladılar.Sihirbazlar: Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım dediler. Musa: Siz koyundedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca, insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yapılar. Biz de Musaya: Asanı koyuver dedik o da koyuverdi. Hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı. Hak tahakkuk etti. Onların yaptıkları boşa gitti. iste orada yenildiler, küçük düştüler. Sihirbazlar secdeye kapanıp: Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harunun Rabbine inandık dediler (el-Arâf, 7/115-122).Sihirbazların iman etmeleri, Firavunu çok kızdırdı. Onları öldürmekle tehdit etti. iste küfür, acizliğini bu olayla bir kere daha ortaya koymuş oldu.Gelişen bu olaylar, Firavunu yola getireceği yerde, onu daha çok azdırdı. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldırmadıkça rahata kavuşamayacağına inanıp, bu arzusunu yerine getirmeye çalıştı. Musa (a.s), Firavun ve kavmini, imana çağırmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe, Allah Teâlâ onun kavmine tufan, çekirge, haşarat, kurbağa, kan gibi çeşitli azaplar gönderdi. Ancak bunların hiç biri, Firavun ve kavmini yola getirmedi.Firavun, küfür ve inadında, ısrar ve Musa (a.s)nin davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ, Musa (a.s)ya israiloğullarını bir gece Mısırdan çıkarıp Filistin diyarına götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi şehirden çıkıp, Süveyş halici boyunca Kızıldenize yöneldiler. Firavun şehirde israiloğullarından hiç bir iz göremeyince, kaçtıklarını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek, peşlerine düştü. Firavun ordusunun çok kalabalık olduğu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra israiloğullarına yetişti. israiloğullarının önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarında kocaman bir ordu vardı. israiloğulları Yakalandık yâ Musa diye yakınmaya başladılar. Kurân-i Kerimde olay şöyle anlatılıyor: Musa: Hayır, Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektirdedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: Değneğinle denize vur diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi. iste oraya geridekileri de yaklaştırdık. Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık (es-şuara, 26/62-65).Firavun, ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış! (Tâhâ, 20/78).Kuran-ı Kerimde Allah Teâlâ, bir zâlimin, kâfirin sonunu böyle anlatıyor; ve bir kavmi nasıl kurtardığını da. iste Hak, Bâtılın tepesine böyle inip, onu ortadan kaldırabiliyor.Firavun ordusu, bir tek kişi kalmamacasına yok oldu. Firavun ise, ölümün geldiğini anlayınca iman ettiğini açıkladı: Firavun boğulacağı anda: israiloğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben de ona teslim olanlardanım dedi. Ona: şimdi mi (inandın)? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştindendi (Yunus, 10/90, 91).Bu olaydan sonra Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s)ya kavmiyle birlikte Beyti Makdise yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayıp, şiddetli bir susuzluğa kapıldılar. Gelip Musa (a.s.)a sitem ve şikayette bulundular. Allah, Musa (a.s)a, âsâsını taşa vurmasını emretti. Vurunca taşın oniki yerinden su fışkırdı. Her Yahudi kabilesine bir göze düşüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler, susuzluklarını giderdiler. Allah Teâlâ israiloğullarına, gökten kudret helvası ve bıldırcın eti de gönderdi. Fakat israiloğullarının o ikiyüzlülükleri, bütün bu nimetlere rağmen, kendini burada da ortaya çıkardı. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacagız. Bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiği sebze, kabak, sarmısak, mercimek ve soğan yetiştirsin demiştiniz de, hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada şüphesiz istediğiniz vardır demişti (el-Bakara, 2/61).Sonra Allah Teâlâ Hz. Musaya, Filistine gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalıntıları ve Kenanlılardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karşılaştılar. Musa (a.s) kavmine, buraya girip bu zalimlerle savaşmalarını, ve onları bu mukaddes beldeden çıkarmalarını emretti. Fakat, israiloğulları buna cesaret edemedi: Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız demişlerdi (el-Maide, 5/24).Çünkü israiloğulları, Firavun ülkesinde zillet ve adiliğe, aşağılanmaya alışmışlardı. Onlar için bazı değerleri ele geçirmek için savaşmak, bir manâ taşımıyordu. Allahda onları Tih çölüne attı ve yollarını şaşırttı. Kavmine söz geçiremediğinden yakınan Musaya, Allah Teâlâ: Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış bir millet için tasalanma dedi (el-Maide, 5/26).Zamanla, bu zillet içinde yasayan nesil, yerini hürriyetle yetişen ve izzetle yasayan bir nesile terk etti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-i Mukaddese girmeye muvaffak oldular.israiloğulları, bu kırk yıl içinde çok çeşitli sapıklıklarda bulundular. Hz. Musanın Tur dağında kırk gün geçirdiği bir zamanda, Sâmirî isimli bir şahsın imal ettiği ve iste sizin de Musanın da tanrısı dediği altından bir buzağıya tapmaya başladılar. Musa (a.s) döndüğünde onları buzağıya tapınır görünce çok üzüldü. Harun (a.s)a çıkıştı. israiloğullarını buzağıya tapınmaktan vazgeçirmeye çalıştı. israiloğulları ise, her fırsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayı bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s), hayatı boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu uğurda pek çok eziyetle karşılaştı. Yurdundan çıkarıldı, ölümle tehdit edildi ve etrafında kendisiyle beraber, inanan pek az insan bulabildi.Musa (a.s), Tih çölünde, Harun (a.s)dan sonra öldü. israiloğullarını Arz-i Mukaddese sokamadı. Öldüğünde yüz yirmi yaşında idi. Buhârî, onun ölümü ile ilgili olarak şunları rivayet ediyor: Ölüm meleği geldiğinde, Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle baktı. Canını almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardı. Sonra: Yarabbi, beni bir kuluna gönderdin ki, ölmek istemiyor diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ, o hali üzerinden kaldırarak, tekrar Musaya gönderdi: Söyle, sayılı olmak şartıyla istediği kadar yaşasın. Hz. Musa: Yarabbi, sonra ne olacak? dedi. Öleceksin buyuruldu. Öyle ise ölüm simdi gelsin niyazında bulundu. Sonra Allah Teâlâdan, kendisini bir taş atımı Beyti Makdise yaklaştırmasını, orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) söyle diyor: Rasulullah (s.a.s): Eğer ben sizinle beraber orada bulunsaydım, onun yol kenarında ve kızıl bir kum tepesinin yanında bulunan kabrini size gösterirdim buyurdu.