Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Yazarı: Kemalettin TUĞCU
Özeti
Kırklarelide bir kulede görev yapan askerler lambanın başında mektup yazıyorlardı. Er Mustafa, çavuşun isteği üzerine başından geçenleri anlatmaya başladı. Bu sırada nöbetçi Ali İhsanın sesi duyuldu. Ali İhsan kule önünde iki karartı gördü. Bunları casus sandı. Fakat bu karartılardan biri kulede posta eri olan Fatsalı Ahmet diğeri ise Ahmetin postadan dönerken karşılaştığı bir kaçaktı.
Kaçak, Bulgaristandan kaçan bir Türk ve isminin Celal olduğunu söyledi. Ahmet onu kuleye getirdi. Kulede ilk önce yemek yedirdiler. Sonra da onun anlattıklarının gerçek olup olmadığını anlamak için sabaha kadar onu dinlediler.
Celalin babasının büyük bir çiftliği vardı. Bu çiftlikte çalışan bir Bulgar genci askerden kaçıp Celalere sığındı. Celalin babası da onu Almanlara teslim etmedi. Daha sonra bu genç bu aileyi tehlikeye sokmamamk için kaçtı. Ruslar çiftliği ellerinden aldı. Celali de genç olduğu için yol inşaatına götürdüler. Celal ailesinden bir daha haber alamadı. Celal yol inşaatında çalışırken oradan Türkiyeye kaçmak için yola çıktı.
Bir panayırda kumar oynatan bir adam gördü. Bu adam, askerden kaçıp Celallerin evine sığınan o Bulgar gençti. O da Celali tanımıştı. Onunla konuştu ve ona yardım etti. Kendi bulunduğu cemiyete onu da soktu. Eline ikisi kırmızı., biri beyaz olan fasulyeler verdi. Bunlar teşkilatta bulunanlar için bir parolaydı. Celal de sonra Bulgar gençle birlikte geziyordu. Kilisede yemek yiyor ve büyük bir salonda bir sürü insanla birlikte yatıyordu. Celalin bu teşkilatta adı Dimo idi.
Celal bir süre sonra tek başına gezmeye başladı. Bu sırada Türke benzeyen bir hasta gördü. Onu da alıp teşkilata götürdü. Teşkilat onu da kabul etti. Daha sonra kiliseye baskın yapıldı. Cemiyetin reisleri onları ihbar edenin Türke benzeyen asta adam olduğunu söylediler. Celal ise bu durumda kendisini suçlu hissetti. Bu şekilde şerefini kurtarmalıydı. Mahkeme günü Celal ve hasta adam aynı kelepçeye bağlanmışlardı. Celal mahkeme binasının penceresinden baktı. Kendini aşağı atınca hasta adamda Celalle aynı kelepçede olduğu için düşecekti. Şerefim için diyerek kendini pencereden attı, onun da arkasından yuvarlandığını gördü.
Konusu
Türklerin şerefinden hayatları pahasına bile olsa asla vazgeçmediklerinden söz ediliyor.
Ana Fikri
Yapılan iyiliklerin hiçbir zaman karşılıksız kalmadığı ve insanların şereflerinin her şeyden önemli olduğu anlatılmak istenmiştir.
Özeti
Kırklarelide bir kulede görev yapan askerler lambanın başında mektup yazıyorlardı. Er Mustafa, çavuşun isteği üzerine başından geçenleri anlatmaya başladı. Bu sırada nöbetçi Ali İhsanın sesi duyuldu. Ali İhsan kule önünde iki karartı gördü. Bunları casus sandı. Fakat bu karartılardan biri kulede posta eri olan Fatsalı Ahmet diğeri ise Ahmetin postadan dönerken karşılaştığı bir kaçaktı.
Kaçak, Bulgaristandan kaçan bir Türk ve isminin Celal olduğunu söyledi. Ahmet onu kuleye getirdi. Kulede ilk önce yemek yedirdiler. Sonra da onun anlattıklarının gerçek olup olmadığını anlamak için sabaha kadar onu dinlediler.
Celalin babasının büyük bir çiftliği vardı. Bu çiftlikte çalışan bir Bulgar genci askerden kaçıp Celalere sığındı. Celalin babası da onu Almanlara teslim etmedi. Daha sonra bu genç bu aileyi tehlikeye sokmamamk için kaçtı. Ruslar çiftliği ellerinden aldı. Celali de genç olduğu için yol inşaatına götürdüler. Celal ailesinden bir daha haber alamadı. Celal yol inşaatında çalışırken oradan Türkiyeye kaçmak için yola çıktı.
Bir panayırda kumar oynatan bir adam gördü. Bu adam, askerden kaçıp Celallerin evine sığınan o Bulgar gençti. O da Celali tanımıştı. Onunla konuştu ve ona yardım etti. Kendi bulunduğu cemiyete onu da soktu. Eline ikisi kırmızı., biri beyaz olan fasulyeler verdi. Bunlar teşkilatta bulunanlar için bir parolaydı. Celal de sonra Bulgar gençle birlikte geziyordu. Kilisede yemek yiyor ve büyük bir salonda bir sürü insanla birlikte yatıyordu. Celalin bu teşkilatta adı Dimo idi.
Celal bir süre sonra tek başına gezmeye başladı. Bu sırada Türke benzeyen bir hasta gördü. Onu da alıp teşkilata götürdü. Teşkilat onu da kabul etti. Daha sonra kiliseye baskın yapıldı. Cemiyetin reisleri onları ihbar edenin Türke benzeyen asta adam olduğunu söylediler. Celal ise bu durumda kendisini suçlu hissetti. Bu şekilde şerefini kurtarmalıydı. Mahkeme günü Celal ve hasta adam aynı kelepçeye bağlanmışlardı. Celal mahkeme binasının penceresinden baktı. Kendini aşağı atınca hasta adamda Celalle aynı kelepçede olduğu için düşecekti. Şerefim için diyerek kendini pencereden attı, onun da arkasından yuvarlandığını gördü.
Konusu
Türklerin şerefinden hayatları pahasına bile olsa asla vazgeçmediklerinden söz ediliyor.
Ana Fikri
Yapılan iyiliklerin hiçbir zaman karşılıksız kalmadığı ve insanların şereflerinin her şeyden önemli olduğu anlatılmak istenmiştir.