Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Yazarı: FERİDE ÇİÇEKOĞLU
Konusu
Vatanınız neresidir? Hiçbir daha görmemecesine ayrıldınız mı ondan? Suyun Öte Yanında Ege denizinin ne yanında olduğunuzu zor kestirebileceğiniz bir vatana gideceksiniz.
Feride Çiçekoğlu 80li yıllarda Ayvalıkta Cunda adasında bir araya gelen bir çiftin gözlerinden Egenin acılı yıllarını anlatacak.
Nihalle birlikte çayınızın şekeriniz karıştırdığınızı düşünmeye başladığınızda Giritten Türk topraklarına göç etmek zorunda bırakılan insanları, Ayvalıkı, hem bu kıyıda hem suyun öte yanında kalan insanları, şarkıları, Giriti, özlemivatanı duyacaksınız.
Hem Yunanistanda hem Anadoluda kendilerini yabancı buluveren, tutsak edilen insanların umudunu duyduğunuzda boynunuza iple bağlanmış buluverdiğiniz bir küçük keseciği sanki çekip alıvereceklermiş gibi bastıracaksınız göğsünüze.
Bir çırpıda tanıdığınız ve sanki öykü bittiğinde kopup ayrı kalacakmışsınız gibi hissettiğiniz bir düzine insan. Bir düzine vatan
80 darbesinde tutuklanan ve tahliye edildiğinde sevdiği ile Ayvalıka giden bir devrimciyle ve karşılaştıklarını anlatacak. Kendileri gibi bir insanı tanımalarının öyküsünü
Yalnızca onun belkide acele ile unuttuğu bir kitabı eşiği ve şiiriyle
Modern Odiseuslar ki onlar şarap rengi denize gözyaşlarını kattılar, suyun öte yanına yağmaya gitmediler. Özgürlük, barış ve dostluk istediler. Sevgiliden ayrı düştüler.
Bir kitaptan başlayan ve rüzgar gibi tüm Egeyi dolaşan bir dostluk umut,özlem öyküsü, Suyun Öte Yanı.
Ana Fikri
Vatanınızdan uzak bir yere sürgün edildiğinizde, göç ettiğinizde veya göç ettirildiğinizde çeşitli nedenlerle yurdunuzdan yuvanızdan ayrı tutulduğunuzda onun yokluğunun sizin üzerinizde ne kadar büyük acılar bıraktığını; ama her şeye rağmen vatanınızı yani canınızın bir parçasını ne pahasına olursa olsun onu hiçbir şeye değişemeyeceğiniz anlarsınız ve onun özlemini, onun hasretini; aynı zamanda onun verdiği bu özlem ve acılardan vatan sevgisinden dolayı duyduğunuz mutluluğu tatmamanın huzuru içinde yaşarsınız; Ora benim vatanım dersiniz.
Olay
Ülkesinden Cundaya sürgün edilen iki genç; Nihalle Ertan bu su motoru ile Cundaya giderler ve kalacak bir ev ararlar. Nihayetinde bir ev bulurlar, Sıdıka Hanımın evi burası.
Kadınla adamın gözleri el biçimi tokmağında buluşuyor. Kapıyı çalan kadın oluyor. Metalin metalle öpüşmesi aynaya çarpıp geri dönüyor, içeriden ses gelmiyor. Biraz bekleyip kapının aralık kanadını itiyor kadın. Çekinerek usulca giriyor mermer kaplı loş sofaya.
Çocukluğumun Yeşilköy öğle sonlarına adım atarcasına
Yeşilköydeki çocukluk yılları geliveriyor o an Nihalin hatırına.
Mutfağın avluya açılan kapısında duraklıyor Nihal. Sanki gerçekten çocukluğu
Yaşlı bir hanımı görüyor Nihal. Hemen çocukluğundaki teyzesini komşusunu anımsatıyor. Ama bu yaşlı hanım Sıdıka Hanımdı. 70ini geçkin. Açık renk gözlü, narin, ince hatlı. Yeni farkına varıyor kadınla adamın...
Soruyor Sıdıka Hanım:
- Buyrun iki kişilik kalacak ev mi arıyorsunuz?
Nihal:
- 5-6 gün belki de 1 hafta.
Sıdıka Hanım:
- Aşağıdaki küçük oda boştur yalnızca, ama iki gün sonra bir oda var yukarıda boşalacak.
I harfi yok Sıdıka Hanımın dilinde. Cümleler biraz devrik ve ancak karşısındaki anlamıyorsa arınmış rumcadan
Mutfaktan geçiyorlar yeniden, sonra sofa ve Sıdıka Hanım kapısını açıyor alt odanın Sıdıka Hanım geriye dönüp bakıyor:
- Burayı vermeyiz genelde. Ancak sıkışık durumlarda Beğenmezseniz başka bir yer arayabilirsiniz yinede Ama dedim ya: üstteki balkonlu oda boşalacak 2 gün sonra.
Sonra kenara çekilip yol veriyor. Önce Nihal giriyor sonra Ertan.
Cundada cereyan edip sürüyor olay. Artık onlar birbirinden ayrıldılar. Ertan buradan da Metris Cezaevine sürgün ediliyor. Nihal Sıdıka Hanımın yanında yalnızlığına terk ediliyor. Terk ediliyor terk edilmesine ama; yanında Sıdıka Hanım gibi yumuşak yürekli, sevecen bir yaşlı teyze var. Tabii bu arada Nihal karnında Ertanın bebeğini taşıyor. Aslında Nihal değil ki canım!
Zaman zaman Nihalle dertleşen, ona içini dökmek isteyen Sıdıka Hanımla yaşamaya başlıyor Nihal. Birde nenesiyle kıyaslaması var ya Nihalin Sıdıka Hanımı
Dalıp gidiyor Nihal. Ordaki olup bitenleri Yeşilköydeki çocukluk yılları ile kıyaslıyor. Her şey ona çocukluk yıllarını anımsatıyor. Nihal kendi kendine hayaller kuruyor.
Günler günleri kovalaya dursun; artık Nihal o loş sofalı evde kendi başına yaşamaktadır. Ertanın yokluğu onu iyiden iyiye çıldırtmaktadır. Nihal doğum yapıyor, Ertandan Nazım adında bir oğlu oluyor; Küçük Nazım.
Arasıra Ertanı ziyaret etmek için Metrise gidiyor. Arasıra da onunla telefon konuşması yapıyor ki: birinde telefon yarıda kesilmesin mi? Nihal bekliyor kulübenin başında Ertan bir daha arar diye. Fakat arayan Ertan değil, bir başkası başka bir kişiyi arıyor. Çok özlüyor Nihal Ertanı. Ertanda karısını özlüyor. Çocuğunun sesini duymak istiyor.
Bir telefon görüşmesinde: - Oğlan nasıl? Onuda getir bir kerecik sesini duyayım,çok özledim. deyişi; Ertanın oğluna ve karısına olan özleminin küçük bir bölümü olsa gerek.
Sıdıka Hanımın yokluğu da Nihali üzüyordu doğrusu. Nihal onların yokluğundan bunalmış olmalı ki; her şeyin intikamını onlardan almak istercesine hep onları suçluyor.
- Ertan sen ceza evine düşmesen bunlar başıma gelmezdi. diyerek kendi kendine yakınıyordu. Ancak bütün bu olumsuz durumlara rağmen her ikisi de bütün zorluklardan kurtulmuş, artık kavuşuyorlar ve - İyi ki yaşıyoruz, iyi ki sağlıklıyız, iyi ki varız. Diyorlar ve mutlu sonla roman tamamlanıyor.
Bütün romanların sonunda beklenen sonuç bu olmaz mı? Ancak birçok romanda bu mutlu birliktelik olmaz ve sonu hep acı ve hüsranla biter.
Sonuç Ve Değerlendirme
Romanda aksedilen olayların okuyucuya sezdirilmemesi; içeriği bakımından konuların birbirini takip edemeyişi, okuyucunun romana bakış açısını olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Romanda geçen bazı yabancı dillerdeki kelime ve tertiplerin anlamlarının verilmesi, dil ve anlatımının akıcı bir üslup taşımaması, romanın okuyucu üzerinde fazla derin bir iz bırakmadığı kanısına varabiliriz.
Romanda geçen ana kahramanların vardıkları ana tema verdikleri mesajın okuyucuya sezdirilmemesi Acaba burada ne demek istiyor? sorusunu sorması romanın bir başka olumsuz yanıdır.
Romanda bazı bölümlerde, bazı dini terimlerin alaycı bir dille anlatılması romana olan ilgiyi çokta olumlu gösterdiğini söyleyemeyiz ki: Ertanın telefon görüşmesi yapacağında Bismillah terkibini alaycı bir dille söyleyerek; Yine de dinden yırttık. ve benzeri ifadeleri üsteleyerek kullanması okuyucuya olumsuz duygular uyandırdığı inancındayım.
Ancak; romanda Ertanla Nihalin ayrı düşmelerine rağmen birbirlerine bağlı kalmaları vatanlarına duydukları, yüce sevgi ve özlemin romanın bazı bölümlerinde aktarılması; her şeyden daha önemlisi hiçbir romanda bulamadığımız mutlu bir birlikteliği ve mutlu bir sonu bu romanda buluşumuz, bu roman üzerinde yapabileceğimiz en güzel ve en olumlu bir eleştiri olsa gerek.
Romanda söyleyeceğimiz bir başka olumlu eleştiri yönü ise; olayın geçtiği yerin özelliklerinin tasvir edilmeye çalışılmış olmasıdır. Ancak bu tasvirler yapılırken akıcı, etkili bir anlatım kullanılmış olsaydı; okuyucunun bu romandan daha çok tadı alacağı kanaatindeyim.
Romanda okuyucuyu olumsuz etkileyen bir başka yönde olayın canlı, akıcı ve etkili cümle, terkip ve tasvirlerin olay ve konuda daha çok mekan üzerine yapılmış olmasıdır.
Romandan çıkaracağımız ders; vartan topraklarından ayrı düşüp suyun öte yanına gitmiş olsak bile vatan sevgisini vatan özlemini vatan kokusunu oradan da hissedebiliriz.
Roman, anlatımında cümlelerin tamamlanmamış olması, gereksiz kelimeler kullanarak cümlelerin uzatılması, gereksiz yerlerde tekrar gruplarının ve tamlamaların aşırı kullanılması romanın konusunun akışını bozduğu yargısına varabiliriz.
Romanda Batı Trakya Türklerinin dil ve kültür özelliklerinin romanın her yanına yayılarak aktarılmış olması roman üzerinde yapacağımız olumlu eleştiri yönlerimizden biridir.
Konusu
Vatanınız neresidir? Hiçbir daha görmemecesine ayrıldınız mı ondan? Suyun Öte Yanında Ege denizinin ne yanında olduğunuzu zor kestirebileceğiniz bir vatana gideceksiniz.
Feride Çiçekoğlu 80li yıllarda Ayvalıkta Cunda adasında bir araya gelen bir çiftin gözlerinden Egenin acılı yıllarını anlatacak.
Nihalle birlikte çayınızın şekeriniz karıştırdığınızı düşünmeye başladığınızda Giritten Türk topraklarına göç etmek zorunda bırakılan insanları, Ayvalıkı, hem bu kıyıda hem suyun öte yanında kalan insanları, şarkıları, Giriti, özlemivatanı duyacaksınız.
Hem Yunanistanda hem Anadoluda kendilerini yabancı buluveren, tutsak edilen insanların umudunu duyduğunuzda boynunuza iple bağlanmış buluverdiğiniz bir küçük keseciği sanki çekip alıvereceklermiş gibi bastıracaksınız göğsünüze.
Bir çırpıda tanıdığınız ve sanki öykü bittiğinde kopup ayrı kalacakmışsınız gibi hissettiğiniz bir düzine insan. Bir düzine vatan
80 darbesinde tutuklanan ve tahliye edildiğinde sevdiği ile Ayvalıka giden bir devrimciyle ve karşılaştıklarını anlatacak. Kendileri gibi bir insanı tanımalarının öyküsünü
Yalnızca onun belkide acele ile unuttuğu bir kitabı eşiği ve şiiriyle
Modern Odiseuslar ki onlar şarap rengi denize gözyaşlarını kattılar, suyun öte yanına yağmaya gitmediler. Özgürlük, barış ve dostluk istediler. Sevgiliden ayrı düştüler.
Bir kitaptan başlayan ve rüzgar gibi tüm Egeyi dolaşan bir dostluk umut,özlem öyküsü, Suyun Öte Yanı.
Ana Fikri
Vatanınızdan uzak bir yere sürgün edildiğinizde, göç ettiğinizde veya göç ettirildiğinizde çeşitli nedenlerle yurdunuzdan yuvanızdan ayrı tutulduğunuzda onun yokluğunun sizin üzerinizde ne kadar büyük acılar bıraktığını; ama her şeye rağmen vatanınızı yani canınızın bir parçasını ne pahasına olursa olsun onu hiçbir şeye değişemeyeceğiniz anlarsınız ve onun özlemini, onun hasretini; aynı zamanda onun verdiği bu özlem ve acılardan vatan sevgisinden dolayı duyduğunuz mutluluğu tatmamanın huzuru içinde yaşarsınız; Ora benim vatanım dersiniz.
Olay
Ülkesinden Cundaya sürgün edilen iki genç; Nihalle Ertan bu su motoru ile Cundaya giderler ve kalacak bir ev ararlar. Nihayetinde bir ev bulurlar, Sıdıka Hanımın evi burası.
Kadınla adamın gözleri el biçimi tokmağında buluşuyor. Kapıyı çalan kadın oluyor. Metalin metalle öpüşmesi aynaya çarpıp geri dönüyor, içeriden ses gelmiyor. Biraz bekleyip kapının aralık kanadını itiyor kadın. Çekinerek usulca giriyor mermer kaplı loş sofaya.
Çocukluğumun Yeşilköy öğle sonlarına adım atarcasına
Yeşilköydeki çocukluk yılları geliveriyor o an Nihalin hatırına.
Mutfağın avluya açılan kapısında duraklıyor Nihal. Sanki gerçekten çocukluğu
Yaşlı bir hanımı görüyor Nihal. Hemen çocukluğundaki teyzesini komşusunu anımsatıyor. Ama bu yaşlı hanım Sıdıka Hanımdı. 70ini geçkin. Açık renk gözlü, narin, ince hatlı. Yeni farkına varıyor kadınla adamın...
Soruyor Sıdıka Hanım:
- Buyrun iki kişilik kalacak ev mi arıyorsunuz?
Nihal:
- 5-6 gün belki de 1 hafta.
Sıdıka Hanım:
- Aşağıdaki küçük oda boştur yalnızca, ama iki gün sonra bir oda var yukarıda boşalacak.
I harfi yok Sıdıka Hanımın dilinde. Cümleler biraz devrik ve ancak karşısındaki anlamıyorsa arınmış rumcadan
Mutfaktan geçiyorlar yeniden, sonra sofa ve Sıdıka Hanım kapısını açıyor alt odanın Sıdıka Hanım geriye dönüp bakıyor:
- Burayı vermeyiz genelde. Ancak sıkışık durumlarda Beğenmezseniz başka bir yer arayabilirsiniz yinede Ama dedim ya: üstteki balkonlu oda boşalacak 2 gün sonra.
Sonra kenara çekilip yol veriyor. Önce Nihal giriyor sonra Ertan.
Cundada cereyan edip sürüyor olay. Artık onlar birbirinden ayrıldılar. Ertan buradan da Metris Cezaevine sürgün ediliyor. Nihal Sıdıka Hanımın yanında yalnızlığına terk ediliyor. Terk ediliyor terk edilmesine ama; yanında Sıdıka Hanım gibi yumuşak yürekli, sevecen bir yaşlı teyze var. Tabii bu arada Nihal karnında Ertanın bebeğini taşıyor. Aslında Nihal değil ki canım!
Zaman zaman Nihalle dertleşen, ona içini dökmek isteyen Sıdıka Hanımla yaşamaya başlıyor Nihal. Birde nenesiyle kıyaslaması var ya Nihalin Sıdıka Hanımı
Dalıp gidiyor Nihal. Ordaki olup bitenleri Yeşilköydeki çocukluk yılları ile kıyaslıyor. Her şey ona çocukluk yıllarını anımsatıyor. Nihal kendi kendine hayaller kuruyor.
Günler günleri kovalaya dursun; artık Nihal o loş sofalı evde kendi başına yaşamaktadır. Ertanın yokluğu onu iyiden iyiye çıldırtmaktadır. Nihal doğum yapıyor, Ertandan Nazım adında bir oğlu oluyor; Küçük Nazım.
Arasıra Ertanı ziyaret etmek için Metrise gidiyor. Arasıra da onunla telefon konuşması yapıyor ki: birinde telefon yarıda kesilmesin mi? Nihal bekliyor kulübenin başında Ertan bir daha arar diye. Fakat arayan Ertan değil, bir başkası başka bir kişiyi arıyor. Çok özlüyor Nihal Ertanı. Ertanda karısını özlüyor. Çocuğunun sesini duymak istiyor.
Bir telefon görüşmesinde: - Oğlan nasıl? Onuda getir bir kerecik sesini duyayım,çok özledim. deyişi; Ertanın oğluna ve karısına olan özleminin küçük bir bölümü olsa gerek.
Sıdıka Hanımın yokluğu da Nihali üzüyordu doğrusu. Nihal onların yokluğundan bunalmış olmalı ki; her şeyin intikamını onlardan almak istercesine hep onları suçluyor.
- Ertan sen ceza evine düşmesen bunlar başıma gelmezdi. diyerek kendi kendine yakınıyordu. Ancak bütün bu olumsuz durumlara rağmen her ikisi de bütün zorluklardan kurtulmuş, artık kavuşuyorlar ve - İyi ki yaşıyoruz, iyi ki sağlıklıyız, iyi ki varız. Diyorlar ve mutlu sonla roman tamamlanıyor.
Bütün romanların sonunda beklenen sonuç bu olmaz mı? Ancak birçok romanda bu mutlu birliktelik olmaz ve sonu hep acı ve hüsranla biter.
Sonuç Ve Değerlendirme
Romanda aksedilen olayların okuyucuya sezdirilmemesi; içeriği bakımından konuların birbirini takip edemeyişi, okuyucunun romana bakış açısını olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Romanda geçen bazı yabancı dillerdeki kelime ve tertiplerin anlamlarının verilmesi, dil ve anlatımının akıcı bir üslup taşımaması, romanın okuyucu üzerinde fazla derin bir iz bırakmadığı kanısına varabiliriz.
Romanda geçen ana kahramanların vardıkları ana tema verdikleri mesajın okuyucuya sezdirilmemesi Acaba burada ne demek istiyor? sorusunu sorması romanın bir başka olumsuz yanıdır.
Romanda bazı bölümlerde, bazı dini terimlerin alaycı bir dille anlatılması romana olan ilgiyi çokta olumlu gösterdiğini söyleyemeyiz ki: Ertanın telefon görüşmesi yapacağında Bismillah terkibini alaycı bir dille söyleyerek; Yine de dinden yırttık. ve benzeri ifadeleri üsteleyerek kullanması okuyucuya olumsuz duygular uyandırdığı inancındayım.
Ancak; romanda Ertanla Nihalin ayrı düşmelerine rağmen birbirlerine bağlı kalmaları vatanlarına duydukları, yüce sevgi ve özlemin romanın bazı bölümlerinde aktarılması; her şeyden daha önemlisi hiçbir romanda bulamadığımız mutlu bir birlikteliği ve mutlu bir sonu bu romanda buluşumuz, bu roman üzerinde yapabileceğimiz en güzel ve en olumlu bir eleştiri olsa gerek.
Romanda söyleyeceğimiz bir başka olumlu eleştiri yönü ise; olayın geçtiği yerin özelliklerinin tasvir edilmeye çalışılmış olmasıdır. Ancak bu tasvirler yapılırken akıcı, etkili bir anlatım kullanılmış olsaydı; okuyucunun bu romandan daha çok tadı alacağı kanaatindeyim.
Romanda okuyucuyu olumsuz etkileyen bir başka yönde olayın canlı, akıcı ve etkili cümle, terkip ve tasvirlerin olay ve konuda daha çok mekan üzerine yapılmış olmasıdır.
Romandan çıkaracağımız ders; vartan topraklarından ayrı düşüp suyun öte yanına gitmiş olsak bile vatan sevgisini vatan özlemini vatan kokusunu oradan da hissedebiliriz.
Roman, anlatımında cümlelerin tamamlanmamış olması, gereksiz kelimeler kullanarak cümlelerin uzatılması, gereksiz yerlerde tekrar gruplarının ve tamlamaların aşırı kullanılması romanın konusunun akışını bozduğu yargısına varabiliriz.
Romanda Batı Trakya Türklerinin dil ve kültür özelliklerinin romanın her yanına yayılarak aktarılmış olması roman üzerinde yapacağımız olumlu eleştiri yönlerimizden biridir.