- Katılım
- 11 Nis 2010
- Konular
- 4,711
- Mesajlar
- 22,761
- Çözüm
- 2
- Online süresi
- 3d 20h
- Reaksiyon Skoru
- 2,830
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 2 Ay 9 Gün
- Başarım Puanı
- 474
- MmoLira
- 7,559
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Türk dünyasının en büyük yazarlarından biri olan ve eserleri yüzlercedile çevrilip milyonlarca kişi tarafından okunduğu hâlde hâlâ Nobel
ödülü alamayan bir Kırgızistan Türkünün, yani Cengiz Aytmatovun 1980 yılında yazmış olduğu Gün Uzar Yüzyıl Olur (Gün Olur Asra Bedel) adlı romanında yer verdiği bir Kırgız efsanesinde mankurt sözcüğü ve mankurtlaştırmak deyimi geçmektedir. Yirminci yüzyılın en büyük romancılarından biri olan Cengiz Aytmatov tarafından bütün dünya dillerine ve edebiyatına olduğu gibi dilimize ve edebiyatımıza da kazandırılan bu sözcük ve deyimin bir öyküsü vardır.
Bizde Avarlar, Avrupada ise Juan-Juan olarak bilinen ve Kırgızistan Türklerinin baş düşmanı olan acımasız bir topluluk vardır. 1
Bu topluluktaki insanlar, çevrelerindeki büyük küçük topluluklara, fırsat buldukları zaman saldırırlar, onların yerleşim yerlerini yakıp
yıkarlar, insanları öldürdükten sonra çevrede ne varsa yağmalarlar ve bazı kişileri de tutsak ederlermiş. Tutsak ettikleri kişileri kendi bölgelerine götürüp incelerlermiş. Güçlü ve dayanıklı olanları 2,mankurtlaştırmak için ayırılarmış. Geri kalan güçsüzleri ise başka yerlere satmaya çalışırlarmış. Satılanlar bir bakıma şanslı sayılırlarmış; çünkü onlar belki bir gün götürüldükleri yerlerden kaçıp yurtlarına dönebileceklerdir. Fakat geride kalanlar, mankurtlaştırılaraksonsuza dek köle olarak yaşayacaklardır.
Mankurtlaştırılacak kişiler belirlendikten sonra bu kişinin önce diridiri kafa derisini yüzer, daha sonra da tek kıl kalmayacak biçimde
bütün saçlarını yolarlarmış. Kişinin kafasını tamamen temizledikten sonra bir deve kesilir ve bu devenin boyun tarafından 3
alınacak bir deriyi, sıcak sıcak genç tutsağın kafasına geçirirlermiş. Zaten kafa derisi yüzülürken kafası kan içinde kalan tutsağın başına
geçirilen deve derisi, hemen tutarmış kafatasını. Tıpkı bugün yüzücülerin saçları ıslanmasın diye taktıkları kauçuk başlıklara
benzermiş bu. Kafatası deve derisiyle tamamen kaplandıktan sonra, hem daha çabuk kurusun hem de tutsağın çığlıkları duyulmasın diye tutsak birçöle götürülürmüş. Kafasını yere sürüp deriyi çıkartmaması içinde, tutsağın boyun kısmına kütüğe benzer bir şey geçirir, ellerini ayaklarını bağlar ve onu yere eğilemeyecek biçimde bir ağaçla sabitlerlermiş.
Normalde tutsağın yakınları onu kurtarmak için bazen yola koyulurmuş;fakat kaçırılan yakının mankurt olacağını / olduğunu duyunca artık onu aramazlarmış. Çünkü mankurtlaştırılan birinin artık anne babasına
bile bir hayrının olmayacağını biliyorlarmış. Fakat yine de tutsakların kaçırılma olasılığına karşı, onların yanına bir iki tane gözcü
dikilirmiş. Neyse, tutsak günlerce kızgın güneşin altında beklediği için, deri kafasında kurumaya başlar, kurudukça büzülür, büzüldükçe de
kafatasını aynen mengene ile sıkar gibi gerermiş. Bunun yanı sıra kökünden kazınan saçlar yeniden çıkmaya başlayınca, kafada kuruyan
deriye çarpıp geri döner ve böylece kıllar üste doğru çıkamayınca alta doğru iner, beyne saplanmaya başlarmış. Hem kafatasının gerilmesi hem dekılların beyne batması tutsağa anlatılması çok güç bir acı yaşatırmış. Eğer tutsak çok güçlü ve dayanıklı değilse acıya dayanamayarak ölürmüş. Hatta mankurtlaştırılmak için çöle bırakılan beş tutsaktan en az biri ölmezse, bunları kaçıranlar kendilerini şanslı görüyorlarmış.
Tutsak, eğer yaşamayı başarabilirse hem çektiği acılar hem de kılların beyne batması nedeniyle bilincini (hafızasını / şuurunu)
kaybedermiş. Juan-juanlar onu çölden alıp getirir, boynundaki kalıbı çıkarır ve ona yemek verirlermiş. Annesini, babasını, boyunu, doğduğu yeri, adını unutan tutsak, artık kendisini karnını doyurmaya çalışan bir varlık olarak görmeye başlarmış. Tutsağın sahibi olarak gördüğü kişi, ona sıkça yemek verip onu kendine bağlarmış. Artık birmankurt olan bu kişi, sahibinin sözünden çıkamayacak sadık bir köpekten veya emirleri eksiksiz yerine getirecek bir robottan farksızdır. Sahibi ne kadar zorlu, sıkıntı verici işler yapması için ona emir verse de, o onları yapmaktan çekinmezmiş.
O dönemde mankurtlar, normal kölelerden daha değerliymiş. Bir mankurt, güçlü ve dayanıklı on tutsakla eş değermiş. Hatta bir olay
sonucunda bir mankurt öldürülürse bunun için ödenecek bedel, hür bir kişinin ölümü için ödenecek bedelden üç kat fazla olurmuş. Çünkü
Sarı-Özekin kavurucu çöllerindeki sıcaklara, o çölde deve gütmek için günlerce sıcağa dayanabilmeye ancak bir mankurt dayanabilirmiş. Açlıktanölmemesi için yiyeceğini ve suyunu; donmaması için de üzerine yırtık pırtık birkaç parça giysi verince, başta kavurucu çöllerde deve gütmek olmak üzere bütün işleri çekinmeden yaparlarmış. İşte bunun için o
dönemde bu vahşice eziyetler, sıkça görülürmüş.
Mankurtlaştırma ile ilgili Nayman Ana adında bir kadının çocuğunu mankurt olmaktan kurtarması için yaptığı mücadelenin anlatıldığı bir
söylence (efsane) de vardır. Bu söylenceye göre; Nayman Ananın oğlu Juan-Juanlar tarafından kaçırılmıştır. Nayman Ana, yetişkin oğlunu
mankurt olmaktan kurtarabilmek için -diğer birçok annenin aksine- çocuğunun peşine düşmüştür. Araya taraya oğlunu Juan-Juanların
develerini gütmekle görevlendirdikleri bir yerde bulmuş ve gizlice oğlunun yanına kadar sokularak onun karşısına çıkmıştır. Fakat oğlunu
bulduğunda, o çoktan mankurt olmuştur. Annesi oğluna her ne kadar kendi adını, babasının adını falan söylemişse de, artık her şey için
geçtir. Çünkü oğlu, artık eskiye dair her şeyi unutmuş bir mankurttur. Annesi bunu bildiği hâlde bıkmadan, usanmadan oğluna her fırsatta Senin atan (baban) Dönenbaydır. Sen Dönenbayın oğlusun. demiştir.
Bir gün oğlunun efendisi sayılan Juan-Juanlar, bu durumdan kuşkulanmış ve köleye karşısına çıkacak her kim olursa olsun, onu
oklayıp öldürmesini emretmişlerdir. Annesi yine oğlunun yanına gelip Senin atan Dönenbay demek isteyince, köle hiç duraksamadan okunu çekip annesinin göğsüne saplamıştır. Söylenenlere göre zavallı Nayman Ananın ruhu, bir kuş olup havalanmış ve oğlunun başının üstünde dönmeyebaşlamıştır. Havada dönerken bile oğluna Senin atan Dönenbay, senin atan Dönenbay, senin atan diye seslenip durmuştur. Hatta bu olaydan ötürü, o kuşun adına dönenbay kuşu demişlerdir.
Geçen yıl Hazar Şiir Akşamları etkinliği için Elazığa gelen, benimde yakından görüp beraber fotoğraf çekilebilme şansı bulduğum büyük
Türk Cengiz Aytmatov, romanında işlediği bu söylenceyle (efsaneyle), Sovyetler döneminde komünist düşüncenin dogmalar hâlinde Türklerin beynine sokma çalışmalarını vurgulamak istemiştir. Gerçekten bugün de bolca örneğine rastladığımız mankurtlar, ulus bilincinden uzaklaştırılmış birer köle durumuna sokulmuş durumdadırlar. Bilmedikleri bir amaç uğrunda, sırf karınlarını doyurmak için mankurtlaştırılmış binlerce insan, tanımadıkları varlıkların köleliğini yapıyorlar. İşte mankurtluğun en acı tarafı da burada ki, bu bilinçsiz insanlar ne durumda olduklarını bile bilmiyorlar.
Kuşkusuz Aytmatov Ata, romanında yer verdiği bu söylence ile, sadece geçmiş dönemdeki olaylara değil; günümüzdeki olaylara da ışık tutmak istemiştir. Bugün Juan-Juanlar (Avarlar) gibi başka toplumlardan iş görür insanları kaçırıp mankurtlaştıran devletler yok mu dersiniz?


