Oyunumuz piyasaya ortaçağ savaş simülasyonu adıyla giriyor. Bu da her şeyin gerçeğe uygun olması anlamına geliyor. Başlangıçta feci halde korkmuştum, hem savaşmak isteyeceğiz, hem de gerçeklikle baş edeceğiz diye ama oyunun içine paldır küldür dalınca aslında oyunun gerçekliği savaş mekanikleri yerine daha çok silahlara, zırhlara ve kalkanlara indirgediğini gördüm. E haliyle oyun beklediğim kadar zor olmadı.
Ah , günbatımı ve savaş. Üzgünüm Leyla.
War of The Roses tamamen çoklu oyuncu kısmına dayıyor sırtını ve sizi doğrudan arenanın ortasına atıyor. İki tür oyun şeklimiz var; biri Team Deathmatch diğeri de Conquest. İlk eksimizi buradan yazıyoruz, çünkü her ne kadar pek heyecanlı maçlar geçse de 6-7 saatlik bir oyun süresinden sonra sadece iki oyun türünün sıkıcı olduğunu ister istemez fark ediyorsunuz. Gerçi Paradox oyunun beklenenden kat kat daha fazla ilgi gördüğünü söyledi ve bu oyunun geliştirilmesine devam edilmesi için daimi bir ekip kurdu. Bu da oyunumuz için yeni içeriklerin geleceğinin aşikar habercisi.
Oyunumuz orta çağda geçiyor dedik. 15. yüzyılın sonları... İngiltere'de Taht mücadelesi veren iki soylu ailenin savaşlarında cephe cephe yer alıyoruz. Bu iki aileden birinin amblemi kırmızı diğerinin ki beyaz gül olduğundan bu savaşlara Güllerin Savaşı demişler. Yalnız ben böyle anlatıyorum diye tabii ki size hikayenin anlatılacağını falan sanmayın. Dedim ya, tamamen oyuncuların birbirine kılıç çekip, can aldıkları bir mücadele bizleri bekliyor. Sadece Tutorial bölümünde ufak tefek hikaye kırıntıları mevcut ama yeterli değil.
Aman abi gözünü seveyim fazla bastırma oraya, çok acıyor.
16'ya 16, ya da 20'ye 20 (muhtemelen ilerde artacak) iki takım halinde savaş meydanına indik. Meydanların sayısı az olsa da yüz ölçümü olarak geniş sayılırlar. Haritalara her girdiğinizde gece gündüz farkı ve hava farkları var. Kimi zaman yağmur yağıyor, kimi zaman gece ya da gündüz, yalnız dinamik değil. Yine de haritaların sayısının mutlaka artması lazım. Sanırım Paradox yine nabız yoklamış. Umarım sonradan parayla harita falan satmaya kalkmazlar. Haritaların kimisi doğrudan binaların arasında geçerken, bazı haritalarda da geniş düzlüklere yayılmış irili ufaklı yapılar var. Çeşitli olursa eğer tadından yenmeyecektir.
Elimizde envai çeşit silah var diyemeyeceğim ne yazık ki. Sonuçta bu bir ortaçağ oyunu. Elinize alacağınız nihayetinde ya bir kılıç ya da ok. Ama Fat Shark sınıf ayrımını, perk sistemini, para ve deneyim sınırlamasını da ekleyince silah sınırlılığı bir anda çeşitliliğe dönüyor. Başlangıçta dört sınıfımız var. Zırh ve saldırı olarak orta karar olan Footman, klasik yay kullanan okçu, elinde arbelet olan başka bir okçu ve ağır sınıf Footknight. Bunlar oyunun ilk safhalarında hazır olarak geliyor. Yani tüm perkleri ve zırhları seçilmiş olarak. Level 5'ten sonra kendi sınıfınızı yaratmanıza imkan verecek Custom slotunu açtıktan sonra oyunun asıl keyfi çıkmaya başlıyor.
Çekiyorum beyler poz verin, okçu tamam abartma, o kadar da demedik.
Fatshark oyuna perk ve satın alınacak zırhlar/silahlar sistemini getirmiş. Toplamda beş kategori olan perk sisteminde, her perkin altında da farklı özellikler veren mini perkler var. Mesela Offensive perk bölümünde okçum için arbeletini daha hızlı germe ve oku atarken iki katı yakından görebilme özelliğini seçtim. Kendi oyun stilinize göre dilediğiniz şekilde detaylandırabiliyorsunuz askerinizi. Sadece perklerde değil, aynı zamanda yeni silahlar ve zırhlar açmada da bu çeşitlilik mevcut. Ana silah, yan silah, üçüncü silah ve kalkan olarak silahlar değişirken, kuşamımız da Başlık, gövde zırhı, kalkan olarak çeşitlendiriliyor. Kalkanların hızınıza olan etkisini de göz önünde bulundurarak, ister hızlı, çevik fakat dayanıksız bir asker oluşturun, isterseniz de demir gibi ama tank kadar yavaş bir savaşçınız olsun. Hepsi size ve perk seçimlerinize bağlı.
Dam üstünde saksağan, vur beline kılıcı
Oynanış biçimimiz Mount and Blade'den çok farklı değil. O oyunu oynamamış olanlar için kısaca bahsedeyim. Askerler karşı karşıya geldiler ve birbirlerine saldırmaya başladılar. Kılıçlar, kalkanlar her şey mevcut. Her askerin kendine özel bir zırhı ve bu zırhın hem bir dayanıklılık sınırı hem de açık noktaları var. Rakibinize salladığınız kılıcın değdiği yere göre ona zarar veriyorsunuz. Bu da kılıcın nereye hangi şiddetle ve nasıl indiğine göre değişiyor. Kılıçlar sert zırhlara doğrudan hiçbir şekilde işlemiyor, ama olur da tam eklem yerlerine denk getirirseniz, en güçlü zırhın bile keskin bir bıçağa karşı yapacak bir şeyi yok. Yani burada rastgelelilk değil de deneyim öne çıkıyor. Farenizi salladığınız yöne doğru kılıcınızı kaldırıyorsunuz. Mesela fareyi ileri doğru iter ve basılı tutarsanız, adamınız kılıcınızı rakibe tam uç noktası değecek şekilde tutuyor, ya da fareyi geriye doğru çektiniz, kılıç tam kafanız üstünde havaya kalkıyor. Savunma sistemi de aynı şekilde işlediğinden bu fare-yön ilişkisine adam akıllı alışmak lazım. Özellikle zamanlama büyük önem taşıyor. Yalnız burada şöyle bir sıkıntım var benim; üçüncü sahış kamerasından kılıcımı istediğim yere sallayamıyorum hala. 10. saati devirdim, hala bir ağacın arkasında kendi halinde ok sallayan okçunun kafasına tek hamlede vuramıyorum, öldüremiyorum. Gerçi deneyimli oyuncular bir kaç hamlede işinizi bitirebiliyor orası ayrı... Dediğim gibi gerçekten uzun uzun alıştırma yapmak gerekiyor.
Gözüne iki tane ok yiyip de ölmeyen arkadaş bu işte.
Aynı şey, hatta daha fazlası okçuluk içinde geçerli. İki tür okçumuz var demiştim, biri normal yayla, diğeri arbeletle çalışıyor. Normal yayda, belirli bir gerili kalma süremiz var. Oku bir kez tam gerdikten sonra, 3 saniye içinde elinizden çıkarmazsanız kollarınız titremeye başlıyor. Bu yüzden o kolu mecburen bir kaç saniye dinlendirmek zorunda kalıyorsunuz ki ikinci atışınız yapasınız. Başlangıçta bırakın hareket eden hedefleri, sabitleri bile belli bir mesafeden adam akıllı vuramazken, deneyim kazandıkça mesafe tanımaksızın oklar alabildiğince gidiyor. Sanki oyunda okçuluğa daha bir özen gösterilmiş, daha bir eğlenceli olmuş. Özellikle kılıçla biçmekte hayli zorlandığınız o ihtişamlı, ışıl ışıl şövalyelerin kafasına iki tane iyi gerilmiş ok isabet ettiğinde yere düşüp sizin yanınıza gelmenizi bekliyorlar.
Gülü soluncaya seni ölünceye kadar
Yanına gelmek mi? Eveeet, işte işin en büyük, en tatlı, en dişe dokunur yanı. Rakibinize eğer "Instant Kill" yapmadıysanız baygın yere düşüyor. Beş saniye kadar geriye sayıyor oyun. Bu sürede yerde yatan rakibin yanına gidip E tuşuna basarak elinizde artık ne varsa düşmanınıza Mortal Kombat'taki gibi fatality çekiyorsunuz. Aynı şey sizin de başınıza gelebilir tabii. Yere düştükten sonra ya geri sayımın bitip birilerinin gelip sizi kurtarmasını bekleyebilirsiniz (ki bu durumda 300 XP kazanır takım arkadaşınız) ya da doğrudan "Teslim oluyorum, vurmayın, etmeyin" diyebilirsiniz. Bu durumda mevcut puanınızdan biraz kaybetmeyi göze alacaksınız tabii ki. Aslında baya ilginç bu öldürme, öldürülme ekranları. Bir bakıyorsunuz, sizinle birlikte 3-4 takım arkadaşı birden ayrı yerlerde diğer düşmanların tepesine binmiş, öte tarafta sizin tepenize binmiş birisinin kafasına inen kılıcı görüyorsunuz ya da elinizden hiçbir şey gelmiyor ve gözünüze gözünüze gelen kılıcın güneşte son parıltısına şahit oluyorsunuz. Yalnız burada ufak buglar oluyor, özellikle oyuna patch gelmeden önce üç dört kişi üzerinizden geçebiliyordu, şimdi tek tük oluyor aynı anda birden kişinin öldürmesi. Zamanla düzelecektir sanırım. Bazen de yerde yatan adamı artistik bir şekilde öldürmek ya da yanında yatan takım arkadaşınızı kaldırmak arasında karar vermek maçın kaderini belirliyor.
Koşun olm, bedava lokum dağıtıyorlarmış.
Her ne kadar devamlı olarak yeni silah, alet, edevat alsak da asıl belirleyici çoğunlukla sizin yeteneğiniz oluyor. Büyük oranda fizik motorunun yardımıyla ve kıvrak zekanızla, bir okçunun sivrisinek timsali bıçağını kullanarak o kocaman kılıçlara sahip şövalye bozuntularını alaşağı edebilirsiniz. Bakınız kısa bir örnek anlatayım: Bir sundurmanın altında güzel güzel headshot atıyorum insancıklara. Bir anda kafasına kadar kalkmış baltasıyla, ağır zırhlı bir eleman atladı önüme. Tam fatiha ve zammı süreleri okuyordum ki elemanın baltasının yukarıdaki tahtaya çarptığını gördüm. Bu kez yandan sallamayı denedi ama ne fayda. Sürekli olarak etrafımdaki objelere çarpıyordu. Ben bir ressam misali minik dokunuşlarla ordan burdan kese kese bu demir yığını adama en son göz ameliyatı yaparak şovu bitirdim. Yani demem o ki, bu oyunda her an her şey olabiliyor sevgili okur. En komiği de yerdeki adamı rahat öldüreyim diye atından inen adamın atını çalmaları. Nokta
Her gülün bir dikeni var
War of The Roses benim için çok iyi bir multiplayer deneyimi oldu ama bazı büyük eksiklerini unutmamak lazım. Mesela squad sisteminin bir acayip çalışması... Adamı sıkıştırmışsınız teke tek vuruşuyorsunuz. Çaat, tam arkanızda bir adam beliriyor ve tüm avantajınızı kaybediyorsunuz. Buna kesinlikle düzenleme gelmesi lazım. Sonra, elde tutulan tahta kalkanların ayı boğanlarla parçalanamaması ya da çok geç parçalanılması. Kafaya atılan iki okun adamı hiçbir şekilde öldürememesi, at üzerindeki saçma sapan dönme animasyonları, tek kişilik senaryonun olmaması, oyun türlerinin azlığı ve buglar buglar buglar.
Şöyle bir manzarada sevişmek varken savaşmak niye?
Yine de ne olursa olsun, War of the Roses geçmiş dönem oyunlarını seven ve bu tadı online olarak yaşamak isteyen herkese tavsiyem. Özellikle seviye atlama sistemiyle uzun süre oynananmayı hak ediyor. Şimdilik iki oyun türü olsa da "kuşatma" gibi farklı oyun türlerini de ekleyeceğini söyleyen bir Fat Shark var karşımızda ki kendileri Krater'e co-op modunu getirdiler. Sözlerinde duruyorlar yani. Desteği devam ettikçe ömrü de uzayacak olan bu oyun, 30 dolarlık fiyatıyla da kaçmaz.
Ah , günbatımı ve savaş. Üzgünüm Leyla.
War of The Roses tamamen çoklu oyuncu kısmına dayıyor sırtını ve sizi doğrudan arenanın ortasına atıyor. İki tür oyun şeklimiz var; biri Team Deathmatch diğeri de Conquest. İlk eksimizi buradan yazıyoruz, çünkü her ne kadar pek heyecanlı maçlar geçse de 6-7 saatlik bir oyun süresinden sonra sadece iki oyun türünün sıkıcı olduğunu ister istemez fark ediyorsunuz. Gerçi Paradox oyunun beklenenden kat kat daha fazla ilgi gördüğünü söyledi ve bu oyunun geliştirilmesine devam edilmesi için daimi bir ekip kurdu. Bu da oyunumuz için yeni içeriklerin geleceğinin aşikar habercisi.
Oyunumuz orta çağda geçiyor dedik. 15. yüzyılın sonları... İngiltere'de Taht mücadelesi veren iki soylu ailenin savaşlarında cephe cephe yer alıyoruz. Bu iki aileden birinin amblemi kırmızı diğerinin ki beyaz gül olduğundan bu savaşlara Güllerin Savaşı demişler. Yalnız ben böyle anlatıyorum diye tabii ki size hikayenin anlatılacağını falan sanmayın. Dedim ya, tamamen oyuncuların birbirine kılıç çekip, can aldıkları bir mücadele bizleri bekliyor. Sadece Tutorial bölümünde ufak tefek hikaye kırıntıları mevcut ama yeterli değil.
Aman abi gözünü seveyim fazla bastırma oraya, çok acıyor.
16'ya 16, ya da 20'ye 20 (muhtemelen ilerde artacak) iki takım halinde savaş meydanına indik. Meydanların sayısı az olsa da yüz ölçümü olarak geniş sayılırlar. Haritalara her girdiğinizde gece gündüz farkı ve hava farkları var. Kimi zaman yağmur yağıyor, kimi zaman gece ya da gündüz, yalnız dinamik değil. Yine de haritaların sayısının mutlaka artması lazım. Sanırım Paradox yine nabız yoklamış. Umarım sonradan parayla harita falan satmaya kalkmazlar. Haritaların kimisi doğrudan binaların arasında geçerken, bazı haritalarda da geniş düzlüklere yayılmış irili ufaklı yapılar var. Çeşitli olursa eğer tadından yenmeyecektir.
Elimizde envai çeşit silah var diyemeyeceğim ne yazık ki. Sonuçta bu bir ortaçağ oyunu. Elinize alacağınız nihayetinde ya bir kılıç ya da ok. Ama Fat Shark sınıf ayrımını, perk sistemini, para ve deneyim sınırlamasını da ekleyince silah sınırlılığı bir anda çeşitliliğe dönüyor. Başlangıçta dört sınıfımız var. Zırh ve saldırı olarak orta karar olan Footman, klasik yay kullanan okçu, elinde arbelet olan başka bir okçu ve ağır sınıf Footknight. Bunlar oyunun ilk safhalarında hazır olarak geliyor. Yani tüm perkleri ve zırhları seçilmiş olarak. Level 5'ten sonra kendi sınıfınızı yaratmanıza imkan verecek Custom slotunu açtıktan sonra oyunun asıl keyfi çıkmaya başlıyor.
Çekiyorum beyler poz verin, okçu tamam abartma, o kadar da demedik.
Fatshark oyuna perk ve satın alınacak zırhlar/silahlar sistemini getirmiş. Toplamda beş kategori olan perk sisteminde, her perkin altında da farklı özellikler veren mini perkler var. Mesela Offensive perk bölümünde okçum için arbeletini daha hızlı germe ve oku atarken iki katı yakından görebilme özelliğini seçtim. Kendi oyun stilinize göre dilediğiniz şekilde detaylandırabiliyorsunuz askerinizi. Sadece perklerde değil, aynı zamanda yeni silahlar ve zırhlar açmada da bu çeşitlilik mevcut. Ana silah, yan silah, üçüncü silah ve kalkan olarak silahlar değişirken, kuşamımız da Başlık, gövde zırhı, kalkan olarak çeşitlendiriliyor. Kalkanların hızınıza olan etkisini de göz önünde bulundurarak, ister hızlı, çevik fakat dayanıksız bir asker oluşturun, isterseniz de demir gibi ama tank kadar yavaş bir savaşçınız olsun. Hepsi size ve perk seçimlerinize bağlı.
Dam üstünde saksağan, vur beline kılıcı
Oynanış biçimimiz Mount and Blade'den çok farklı değil. O oyunu oynamamış olanlar için kısaca bahsedeyim. Askerler karşı karşıya geldiler ve birbirlerine saldırmaya başladılar. Kılıçlar, kalkanlar her şey mevcut. Her askerin kendine özel bir zırhı ve bu zırhın hem bir dayanıklılık sınırı hem de açık noktaları var. Rakibinize salladığınız kılıcın değdiği yere göre ona zarar veriyorsunuz. Bu da kılıcın nereye hangi şiddetle ve nasıl indiğine göre değişiyor. Kılıçlar sert zırhlara doğrudan hiçbir şekilde işlemiyor, ama olur da tam eklem yerlerine denk getirirseniz, en güçlü zırhın bile keskin bir bıçağa karşı yapacak bir şeyi yok. Yani burada rastgelelilk değil de deneyim öne çıkıyor. Farenizi salladığınız yöne doğru kılıcınızı kaldırıyorsunuz. Mesela fareyi ileri doğru iter ve basılı tutarsanız, adamınız kılıcınızı rakibe tam uç noktası değecek şekilde tutuyor, ya da fareyi geriye doğru çektiniz, kılıç tam kafanız üstünde havaya kalkıyor. Savunma sistemi de aynı şekilde işlediğinden bu fare-yön ilişkisine adam akıllı alışmak lazım. Özellikle zamanlama büyük önem taşıyor. Yalnız burada şöyle bir sıkıntım var benim; üçüncü sahış kamerasından kılıcımı istediğim yere sallayamıyorum hala. 10. saati devirdim, hala bir ağacın arkasında kendi halinde ok sallayan okçunun kafasına tek hamlede vuramıyorum, öldüremiyorum. Gerçi deneyimli oyuncular bir kaç hamlede işinizi bitirebiliyor orası ayrı... Dediğim gibi gerçekten uzun uzun alıştırma yapmak gerekiyor.
Gözüne iki tane ok yiyip de ölmeyen arkadaş bu işte.
Aynı şey, hatta daha fazlası okçuluk içinde geçerli. İki tür okçumuz var demiştim, biri normal yayla, diğeri arbeletle çalışıyor. Normal yayda, belirli bir gerili kalma süremiz var. Oku bir kez tam gerdikten sonra, 3 saniye içinde elinizden çıkarmazsanız kollarınız titremeye başlıyor. Bu yüzden o kolu mecburen bir kaç saniye dinlendirmek zorunda kalıyorsunuz ki ikinci atışınız yapasınız. Başlangıçta bırakın hareket eden hedefleri, sabitleri bile belli bir mesafeden adam akıllı vuramazken, deneyim kazandıkça mesafe tanımaksızın oklar alabildiğince gidiyor. Sanki oyunda okçuluğa daha bir özen gösterilmiş, daha bir eğlenceli olmuş. Özellikle kılıçla biçmekte hayli zorlandığınız o ihtişamlı, ışıl ışıl şövalyelerin kafasına iki tane iyi gerilmiş ok isabet ettiğinde yere düşüp sizin yanınıza gelmenizi bekliyorlar.
Gülü soluncaya seni ölünceye kadar
Yanına gelmek mi? Eveeet, işte işin en büyük, en tatlı, en dişe dokunur yanı. Rakibinize eğer "Instant Kill" yapmadıysanız baygın yere düşüyor. Beş saniye kadar geriye sayıyor oyun. Bu sürede yerde yatan rakibin yanına gidip E tuşuna basarak elinizde artık ne varsa düşmanınıza Mortal Kombat'taki gibi fatality çekiyorsunuz. Aynı şey sizin de başınıza gelebilir tabii. Yere düştükten sonra ya geri sayımın bitip birilerinin gelip sizi kurtarmasını bekleyebilirsiniz (ki bu durumda 300 XP kazanır takım arkadaşınız) ya da doğrudan "Teslim oluyorum, vurmayın, etmeyin" diyebilirsiniz. Bu durumda mevcut puanınızdan biraz kaybetmeyi göze alacaksınız tabii ki. Aslında baya ilginç bu öldürme, öldürülme ekranları. Bir bakıyorsunuz, sizinle birlikte 3-4 takım arkadaşı birden ayrı yerlerde diğer düşmanların tepesine binmiş, öte tarafta sizin tepenize binmiş birisinin kafasına inen kılıcı görüyorsunuz ya da elinizden hiçbir şey gelmiyor ve gözünüze gözünüze gelen kılıcın güneşte son parıltısına şahit oluyorsunuz. Yalnız burada ufak buglar oluyor, özellikle oyuna patch gelmeden önce üç dört kişi üzerinizden geçebiliyordu, şimdi tek tük oluyor aynı anda birden kişinin öldürmesi. Zamanla düzelecektir sanırım. Bazen de yerde yatan adamı artistik bir şekilde öldürmek ya da yanında yatan takım arkadaşınızı kaldırmak arasında karar vermek maçın kaderini belirliyor.
Koşun olm, bedava lokum dağıtıyorlarmış.
Her ne kadar devamlı olarak yeni silah, alet, edevat alsak da asıl belirleyici çoğunlukla sizin yeteneğiniz oluyor. Büyük oranda fizik motorunun yardımıyla ve kıvrak zekanızla, bir okçunun sivrisinek timsali bıçağını kullanarak o kocaman kılıçlara sahip şövalye bozuntularını alaşağı edebilirsiniz. Bakınız kısa bir örnek anlatayım: Bir sundurmanın altında güzel güzel headshot atıyorum insancıklara. Bir anda kafasına kadar kalkmış baltasıyla, ağır zırhlı bir eleman atladı önüme. Tam fatiha ve zammı süreleri okuyordum ki elemanın baltasının yukarıdaki tahtaya çarptığını gördüm. Bu kez yandan sallamayı denedi ama ne fayda. Sürekli olarak etrafımdaki objelere çarpıyordu. Ben bir ressam misali minik dokunuşlarla ordan burdan kese kese bu demir yığını adama en son göz ameliyatı yaparak şovu bitirdim. Yani demem o ki, bu oyunda her an her şey olabiliyor sevgili okur. En komiği de yerdeki adamı rahat öldüreyim diye atından inen adamın atını çalmaları. Nokta

Her gülün bir dikeni var
War of The Roses benim için çok iyi bir multiplayer deneyimi oldu ama bazı büyük eksiklerini unutmamak lazım. Mesela squad sisteminin bir acayip çalışması... Adamı sıkıştırmışsınız teke tek vuruşuyorsunuz. Çaat, tam arkanızda bir adam beliriyor ve tüm avantajınızı kaybediyorsunuz. Buna kesinlikle düzenleme gelmesi lazım. Sonra, elde tutulan tahta kalkanların ayı boğanlarla parçalanamaması ya da çok geç parçalanılması. Kafaya atılan iki okun adamı hiçbir şekilde öldürememesi, at üzerindeki saçma sapan dönme animasyonları, tek kişilik senaryonun olmaması, oyun türlerinin azlığı ve buglar buglar buglar.
Şöyle bir manzarada sevişmek varken savaşmak niye?
Yine de ne olursa olsun, War of the Roses geçmiş dönem oyunlarını seven ve bu tadı online olarak yaşamak isteyen herkese tavsiyem. Özellikle seviye atlama sistemiyle uzun süre oynananmayı hak ediyor. Şimdilik iki oyun türü olsa da "kuşatma" gibi farklı oyun türlerini de ekleyeceğini söyleyen bir Fat Shark var karşımızda ki kendileri Krater'e co-op modunu getirdiler. Sözlerinde duruyorlar yani. Desteği devam ettikçe ömrü de uzayacak olan bu oyun, 30 dolarlık fiyatıyla da kaçmaz.
​Alıntıdır...
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 25
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 19
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 14
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 29