Trabzonspor maçından sonra özetle "Psikolojimiz bozuk" dedi Aykut Kocaman. Bu ruh halini bir maça bağlamak ne kadar doğru peki?
Her takım, teknik direktörünün aynasıdır aslında Verilen taktikten, dizilişten çok farklı bir yansımadır bu. Karakteri, duruşu, vücut dili, söyledikleri/söylemedikleri, yaptıkları/yapmadıkları, hayata bakışı yansır takımın ruhuna.
Guardiola'nın çalıştırdığı bir takımın "sistematik sertliğe" başvurduğunu düşünebiliyor musunuz mesela?
Hiç coşkudan, cesaretten uzak, "meydan okumayan" bir Fatih Terim takımı hayal edebiliyor musunuz? 2000'de Avrupa şampiyonluğunu getiren en önemli faktör, sahadaki 11 adamın en az onun kadar inatçı ve hırslı olması değil miydi? Futbolcu saha kenarındaki liderine bakınca hep aynı mesajı alıyordu: "Durmak yok.."
Zaten bu mesaj değil miydi, geçen sezon Süper Final'de, Arena'da 1-1'den sonra, beraberlik fazlasıyla yettiği halde üstelik de, G.Saraylı futbolcuları Fener'in üzerine gitmeye sevk eden? Durmadılar, oyunu tutup beraberlik istemediler. Belki o muharebeyi kaybettiler ama savaşı kazandılar.
José Mourinho'nun her takımına, onun küstahlıkla karışık güç gösterisi yapan edası sinmiyor mu peki? Kimi zaman kazanmamak için hemen her yol mubah diyen, kaybedince hırçınlaşan sadece hocanın kendisi mi?
O meşhur egosundan bir kere saptı usta hoca Barselona'ya karşı inatla Pepe'yi orta sahaya koydu Sırf "durdursun" hatta yeri geldiğinde biraz da "vursun" diye. Ama o mesaj takıma "Onlar sizden çok daha iyi, gücünüz yetmez" olarak ulaştı. Mourinho'nun diğer adı "özgüven" yerini "pısırıklığa" bıraktı sahada. Ne zaman ki normal takımlarla çıkıp 'bildiğini okumaya' başladı, o zaman kırdı makûs talihini Barca karşısında.
Alex Ferguson'un Manchester United'ında hep o bilgelik ve akıl yok mu? Ne yaptığını bilmek... Özgüven Disiplin
Stuart Pearce'ın çalıştırdığı ezeli rakibi Mancherster City için, "Tıpkı Pearce gibiler Kararlı, agresif ve kırılmasız zor" diyen de yine Sir Ferguson'du. Unutulmaz sol bekin "huyu suyu" geçmişti zira gök mavilere.
Aykut Kocaman'ın takımına verdiği mesaj da hep aynı Basına demeçleri, yaptığı-yapmadığı oyuncu değişiklileri, vücut dili Sahaya hep "özgüven eksikliği" yansıtıyor. Kafasındaki soru işaretleri, korkular, çoktan işledi artık takımın hücrelerine.
Örnek mi? Geçen sene ligin 2. yarısındaki maçta 45 bin kişi önünde 20 dakikada 2-0'ı yakalamış, ezeli rakibi neye uğradığını şaşırmış Ama o durumda bile tıpası çekilmiş lastik bot gibi bir anda içine kapandı Fenerbahçe.
Futbolcuların kendilerine ve camiaya yapıldığına inandıkları haksızlığın cevabını verebilecekleri tek maç olan geçen seneki final maçında "coşku patlamasından" yoksun futbolu 12 yıldır yakalanan bariz derbi üstünlüğünün 3 yıldır avuçlardan kayıp gitmesi... Final maçlarının çoğunda yaşanan hayal kırıklıkları Tüm bunlarda sahada 12. adam olarak duruyor "güvensizlik ve korku "
Şu günlerde, takımda pek çok oyuncunun Volkan'ın da ifadesiyle "yeterli inisiyatif" almayışı, toptan kaçışı en net göstergesi bu kırılgan psikolojinin.
Zira Aykut Hoca'nınki "sakin güç" olmaktan uzak "Güç" ayağı hep eksik kalıyor. Ve "sakin" kısmı da soğukkanlılık değil tedirginlik hatta korku halini alıyor.
Korkunun üzerine, 3 yıldır hep güncel kalan nefes yetersizliği de eklenince, biraz başkaldıran bir takım çıkınca karşılarına takım bir anda siniyor köşesine Kocaman'ın hep istediği "transparan olmayan" orta saha için daha iyi bir ikili bulması hemen hemen imkansız. Ama Meireles-Mehmet Topal göbeğine rağmen, oluk oluk kan kaybetmiş üzerine bir dolu da eksikle gelmiş Trabzon'a, 15 dakikada 3 net pozisyon vermesinin tek izahı fiziki yoksunluk olamaz.
Savaşmak ve kazanmak için bedeninizden önce ruhunuzun hazır olması gerekir zira.
Her takım, teknik direktörünün aynasıdır aslında Verilen taktikten, dizilişten çok farklı bir yansımadır bu. Karakteri, duruşu, vücut dili, söyledikleri/söylemedikleri, yaptıkları/yapmadıkları, hayata bakışı yansır takımın ruhuna.
Guardiola'nın çalıştırdığı bir takımın "sistematik sertliğe" başvurduğunu düşünebiliyor musunuz mesela?
Hiç coşkudan, cesaretten uzak, "meydan okumayan" bir Fatih Terim takımı hayal edebiliyor musunuz? 2000'de Avrupa şampiyonluğunu getiren en önemli faktör, sahadaki 11 adamın en az onun kadar inatçı ve hırslı olması değil miydi? Futbolcu saha kenarındaki liderine bakınca hep aynı mesajı alıyordu: "Durmak yok.."
Zaten bu mesaj değil miydi, geçen sezon Süper Final'de, Arena'da 1-1'den sonra, beraberlik fazlasıyla yettiği halde üstelik de, G.Saraylı futbolcuları Fener'in üzerine gitmeye sevk eden? Durmadılar, oyunu tutup beraberlik istemediler. Belki o muharebeyi kaybettiler ama savaşı kazandılar.
José Mourinho'nun her takımına, onun küstahlıkla karışık güç gösterisi yapan edası sinmiyor mu peki? Kimi zaman kazanmamak için hemen her yol mubah diyen, kaybedince hırçınlaşan sadece hocanın kendisi mi?
O meşhur egosundan bir kere saptı usta hoca Barselona'ya karşı inatla Pepe'yi orta sahaya koydu Sırf "durdursun" hatta yeri geldiğinde biraz da "vursun" diye. Ama o mesaj takıma "Onlar sizden çok daha iyi, gücünüz yetmez" olarak ulaştı. Mourinho'nun diğer adı "özgüven" yerini "pısırıklığa" bıraktı sahada. Ne zaman ki normal takımlarla çıkıp 'bildiğini okumaya' başladı, o zaman kırdı makûs talihini Barca karşısında.
Alex Ferguson'un Manchester United'ında hep o bilgelik ve akıl yok mu? Ne yaptığını bilmek... Özgüven Disiplin
Stuart Pearce'ın çalıştırdığı ezeli rakibi Mancherster City için, "Tıpkı Pearce gibiler Kararlı, agresif ve kırılmasız zor" diyen de yine Sir Ferguson'du. Unutulmaz sol bekin "huyu suyu" geçmişti zira gök mavilere.
Aykut Kocaman'ın takımına verdiği mesaj da hep aynı Basına demeçleri, yaptığı-yapmadığı oyuncu değişiklileri, vücut dili Sahaya hep "özgüven eksikliği" yansıtıyor. Kafasındaki soru işaretleri, korkular, çoktan işledi artık takımın hücrelerine.
Örnek mi? Geçen sene ligin 2. yarısındaki maçta 45 bin kişi önünde 20 dakikada 2-0'ı yakalamış, ezeli rakibi neye uğradığını şaşırmış Ama o durumda bile tıpası çekilmiş lastik bot gibi bir anda içine kapandı Fenerbahçe.
Futbolcuların kendilerine ve camiaya yapıldığına inandıkları haksızlığın cevabını verebilecekleri tek maç olan geçen seneki final maçında "coşku patlamasından" yoksun futbolu 12 yıldır yakalanan bariz derbi üstünlüğünün 3 yıldır avuçlardan kayıp gitmesi... Final maçlarının çoğunda yaşanan hayal kırıklıkları Tüm bunlarda sahada 12. adam olarak duruyor "güvensizlik ve korku "
Şu günlerde, takımda pek çok oyuncunun Volkan'ın da ifadesiyle "yeterli inisiyatif" almayışı, toptan kaçışı en net göstergesi bu kırılgan psikolojinin.
Zira Aykut Hoca'nınki "sakin güç" olmaktan uzak "Güç" ayağı hep eksik kalıyor. Ve "sakin" kısmı da soğukkanlılık değil tedirginlik hatta korku halini alıyor.
Korkunun üzerine, 3 yıldır hep güncel kalan nefes yetersizliği de eklenince, biraz başkaldıran bir takım çıkınca karşılarına takım bir anda siniyor köşesine Kocaman'ın hep istediği "transparan olmayan" orta saha için daha iyi bir ikili bulması hemen hemen imkansız. Ama Meireles-Mehmet Topal göbeğine rağmen, oluk oluk kan kaybetmiş üzerine bir dolu da eksikle gelmiş Trabzon'a, 15 dakikada 3 net pozisyon vermesinin tek izahı fiziki yoksunluk olamaz.
Savaşmak ve kazanmak için bedeninizden önce ruhunuzun hazır olması gerekir zira.
