Melikşah
Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdârı. Babası Sultan Alparslanâdır. 1055âte doğdu. Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, âEbuâl-Fethâ (fetihlerin babası veya pek çok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan îtibâren devlet idâresi ve orduyu sevk etme husûsunda tecrübe kazandı.
Kendisinden büyük erkek kardeşleri olmasına rağmen cesâreti, idârecilik vasfı gibi meziyetleri, Sultan Alparslan tarafından veliaht seçilmesinde rol oynadı. Hânedânın kurucusu olan Selçuk Bey'in mezarını ziyâretten dönüşte, Horasan yakınındaki Radyanâda veliaht îlân edildi. Melikşahâın veliahtlığı, Halife Kaim bi Emrillahâın tasdikiyle tamâmen resmiyet kazandı. Veliahtlığı sırasında devletin çeşitli cephelerinde vazife yapan Melikşah, Mâverâünnehir Seferi'nde şehit olan Sultan Alparslanâın yerine, Devletin ileri gelenleri tarafından on sekiz yaşında sultan îlân edildi. Melikşah, babasının veziri olan kıymetli devlet adamı Nizamülmülkâü vazifesinde bıraktı. Saltanatının ilk yılları, iç karışıklıkları bastırmakla geçti. 1072âde Mâverâünnehir Seferi'nin intikamını almak isteyen Karahanlı Şemsülmülk Nâsır bin İbrahim, Tirmizâi yağma etti ve Belh şehrinde kendi adına hutbe okuttu. Diğer taraftan Gazneliler de Çigil-kendâde Selçuklu kumandanı Ayazâı esir aldılar.
Bu dış tehlikeler esnâsında, Melikşahâın amcası olan Kirman Meliki Kavurdâun, Sultan Alparslan zamanında olduğu gibi saltanat iddiasında bulunarak isyan etmesi, bu meselenin tamamen halledilmesinin zamanının geldiğini iyice belli etti. İmparatorluğun parçalanmasına sebebiyet verecek bu hareketin bir an önce çözümlenmesi için harekete geçen Sultan Melikşah, Mayıs 1073âte Kerecâde yapılan meydan muharebesinde amcası Kavurdâu mağlup ve esir etti. Birkaç gün sonra Kavurdâun ölümüyle devlet içinde âsayiş yeniden temin edildi. Abbasî Halîfesi Kaim bin Kadir (1031-1075) tarafından hâkimiyet alâmetlerinin gönderilmesi ve devlet adamlarının bağlılıklarını arz etmeleriyle Melikşah, sultanlığını iyice kuvvetlendirdi. Halife tarafından Muizzeddin ve Celâlüddevle lakaplarının lâyık görülmesinin yanısıra, o zamana kadar hiç bir hükümdâra verilmeyen ve âhilâfet makam ve hâkimiyetinin ortağıâ mânâsına gelen âKâsım emirüâl-müâminînâ lakabı da verildi.
İçişlerini halleden Sultan Melikşah, Tirmizâi kurtarmak için harekete geçti. Sefere başladığı sırada Karahanlı Şemsülmülk Nâsırâın mektubunu aldı ve elçisini kabul ettiyse de kararlı hareketinden vazgeçmedi. Tirmizâi muhâsaraya başladı. Emir Savteginâin ikmâl yollarını kesmesi, sultanın başarıya ulaşmasına ve şehrin düşmesine ve Şemsülmülkâün sulhu kabul etmesine sebep oldu. Şemsülmülk özür dileyerek bir daha düşmanca harekete girişmeyeceğine dâir söz vermesiyle yerinde bırakıldı. Gaznelilere karşı, Emir Gümüştegin ve Anuşteginâi gönderdi. Ancak Gazneli hükümdârı İbrahim bin Mesud, Melikşahâın başarılarının artması üzerine itâate mecbûr oldu. Gönderdiği elçilik heyeti ve hediyelerle iyi münasebetler tesis edildi. Sultanın kızı Gevher Hatun'un, Gazneli veliahdı Mesud bin İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önlemiş oldu. Doğu sınırlarını böylelikle garanti altına alan Sultan Melikşah, kendi zamanında en geniş hâle getirdiği imparatorluğunun fetih hareketlerini yapan askerî teşkilatında yeni düzenlemeler yaptı.
Malazgirt Zaferi'nden sonra, batıya yönelen Selçuklular; buraların fethi için Kutalmışoğulları, Mansur, Süleyman Şah, Alp-ilig, Tutak gibi kıymetli komutanlar vazifelendirmişlerdi. Ayrıca Artuk Bey ve Tutak Bey gibi Türkmen reislerinin harekâtı da Melikşah tarafından desteklendi. Selçuklular Anadoluâya doğru harekete geçtikleri sırada, tam bir keşmekeş içinde bulunan bu ülkenin vaziyeti, fetihleri kolaylaştırdı. Baskı altında bulunan Hıristiyan halk, merkezle irtibatını kesen Bizans derebeylerinin baskısıyla her yönden eziliyordu. Ayrıca paralı askerlerden meydana gelen Frank birliklerinin halka yapmadığı zulüm kalmamıştı. Bizans sarayında dönen entrikalar ve kendini kuvvetli hisseden her komutanın imparatorluğunu îlân etmeye kalkışması, Anadoluâyu dağınık bir hâle getirmişti. Bu durum, Anadoluânun fethine memur olan Selçuklu komutanlarının işine oldukça kolaylık sağladı.
Böylelikle Selçuklu akıncılarının Anadoluâyu fetih hareketi, Bizans başşehrinin karşısına, yâni Boğaziçiâne kadar dayandı. Güneybatıda ise Miletâe kadar uzandı. Neticede Anadoluâda hareket hâlinde Bizans askerî gücü kalmadı. Hattâ general Botaniatesâin Türkmen askerinin ve Selçukluların himâyesinde Bizans tahtına oturması da Anadoluâda Türk gücünün tamâmen yerleştiğini gösteriyordu. Anadoluânun fethine memur Süleyman Şâh, İznikâi de ele geçirerek Boğaziçiâni kontrol altına aldı. Bu fetih, batıda büyük bir heyecan doğurdu. Hattâ Avrupalılar Çinâe elçilik heyeti göndererek, Selçukluların doğudan tazyik edilmesini bile istediler. Ancak bu müracaatları neticesiz kaldı.
1084âte Selçuklu kuvvetleri Fahrüddevle Muhammed bin Cüheyrâin komutasında Diyarbekir bölgesinin fethi için harekete geçtiler. Fahrüddevle yanında Artuk Bey olduğu halde uzun bir muhasaradan sonra 4 Mayıs 1085âte şehre girdiler. Diyarbekirâin düşmesiyle Mervânîler Devleti ortadan kalktı. Ayrıca bölgede bulunan bozuk îtikatlı Karmatîlerin nüfûzuna son verildi. Musulâun fethine memur edilen Aksungur ve diğer büyük Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi müteakip Musulâa gelen Melikşah, büyük bir merâsimle karşılandı. Ancak Belhâte çıkan bir isyanı bastırmak üzere geriye döndü ve liyakatini ispat eden Şerefüddevleâye Musul emirliğini verdi.
Sultan Alparslan zamanından beri Suriye ve daha güneylere doğru seferlerine devâm eden meşhur Selçuklu kumandanlarından Atsız, Melikşah zamanında da seferlerine devam etti. Uzun süre muhâsara ettiği Dımaşk (Şam) şehrini Mart 1076âda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na kattı. Dımaşkâın alınmasından sonra, câmilerde okunan Şiî-Fatimî ezânının okunmasını yasaklayarak Cumâ hutbesini Halife El-Muktedi (1075-1094) ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun temel politikası olan Şiî-Fâtımî Devleti'nin ortadan kaldırılmasına uygun olarak, Mısırâa doğru sefere devam etti. Fakat bu hareket Fâtimîlerin şiddetli mukâvemeti sonucu başarısız kaldı. Başarısızlık, Atsızâın Suriye emirliğinden alınmasına sebep oldu. Emirliğe getirilen Melikşahâın kardeşi Tâcüddevle Tutuş ile Antakyaâya gelen Süleyman Şah'ın arasının açılması, burada bir buhranın doğmasına yol açtı. Süleyman Şâh Halepâe doğru harekete geçmiş ve muhâsara neticesi dış kaleyi ele geçirmişti. Ancak Melikşahâın yaklaştığı haberi muhasarayı kaldırmasına sebep oldu. Süleyman Şâh'ın ölmesiyle Tutuş, Halepâi muhâsara etti. Melikşahâın meşhur Selçuklu kumandanları yanında olduğu halde Suriyeâye gelmesiyle çekildi. Melikşah, bölgede âsayişi yeniden tesis etti. Akdeniz kıyısına kadar gelen sultan Melikşah, dönüşte hilafet merkezi olan Bağdatâı ziyâret etti. Halife El-Muktedi tarafından iki kılıç kuşatıldı. Suriye bölgesinde âsâyiş yeniden tesis edildi.
Sultan Alparslan zamanında hâkimiyet altına alınan Kafkasya, Melikşahâın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra karışıklıklara sahne oldu. 1078-79âda Kafkasya Seferine çıkan Sultan Melikşah, bölgeyi tamâmen hâkimiyeti altına aldı. Buradaki Hıristiyan halkın mükellefiyetlerini azaltarak, devlete bağlılıklarını arttırdı. Bölgenin idâresini de Kutbeddin İsmailâe verdi. Doğuya yaptığı seferlerle de Mâveraünnehir bölgesini Selçuklu topraklarına kattı. Semerkand Hanı Ahmed bin Hizrâin halka zulmetmesi ve devrin âlimlerinin bu durumu düzeltmesini istemeleri, üzerine çıktığı sefer neticesinde Buhara, Semerkand, Kaşgar gibi mühim şehirleri ele geçirdi. Anadoluâdan Asya içlerine kadar genişleyen Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun esas gâyelerinden birisi de Mekke ve Medine şehirlerini alıp burada hutbenin hilâfet makamı adına okunması ve bir Şiî devleti olan Fâtimîlerin yıkılmasıydı. Hicaz bölgesinin alınması ve hutbenin hâlife adına okunması, halledilmesi mühim meselelerden biriydi. Meselenin halli için, emirlerden Tutuş, Aksungur Bozan ve Gevherayin vazifelendirildi. Gevherayinâin kumandasında yola çıkan ve Törsek, Çubuk Yarınkuş gibi emirlerin de içinde bulunduğu muazzam kuvvetler, Hicazâdan başka Yemen ve Adenâin de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na katılmasını tamamladılar.
Sultan Melikşahâın üzerinde ciddiyetle durduğu meselelerden birisi de Hasan Sabbâhâın Bâtınî faaliyetleriydi. Hasan Sabbâh, Sultan Alparslanâın hâcibliğine kadar yükselmiş fakat onun ölümünden sonra Nizamülmülkâle arasının açılması üzerine Mısırâa kaçmıştı. Burada sapık İsmailiye fırkasının yolunu tuttu. Reyâe döndükten sonra kandırdığı câhilleri etrâfına toplayarak eşkıyalığa başladı. Sonradan Doğu İsmailiye Devleti olarak anılacak devletin temellerini attı. İlk olarak Taberistanâda sapık propagandasına başladı. Sünnîlik aleyhindeki çalışmaları, bilhassa Nizâmülmülk tarafından dikkatle tâkip ediliyordu. Taraftarlarıyla, Alamut Kalesini ele geçirmesi ciddî tedbirler alınmasına yol açtı. Üzerine Emir Yoruntaş gönderildi ve yola getirilmesi istendi. Ancak, Yoruntaşâın âni olarak vefâtı Bâtınî propagandasının artmasına yol açtı. İkinci bir harekâtın başladığı sırada Sultan Melikşahâın vefâtı (1092), seferi yarıda bıraktı.
Melikşah, bir insanın en verimli olabileceği bir yaşta, otuz sekiz yaşında vefât etti. Yirmi senelik saltanatı esnasında devleti Kaşgarâdan Batı Anadoluâya, Kafkasyaâdan Yemenâe kadar genişletti. Bağdatâta vefât eden Sultanâın nâşı İsfahanâa nakledilerek kendisi için yaptırdığı medresedeki türbesine defnedildi. Orta boylu, geniş omuzlu ve güzel yüzlüydü. Büyük bir devletin hükümdarı olmasına rağmen yumuşak tabiatlı bir zât idi. Sarayında dâimâ devrin âlimleriyle sohbet ederek onların kıymetli fikirlerini alırdı. Her cins silahı mükemmel kullanır ve iyi ata binerdi. Sultan Melikşâhâın sâhip olduğu unvanlara, kendisinden önce hiçbir sultan kavuşamamıştı. Yaptığı fetihlerde hiç mağlup olmadığı için âEbüâl-fethâ; sâhip olduğu ülkelerin genişliğini belirtmek için âEs-Sultânüâl-âzam, Sultânüâl- âlem, Şehinşâh-i âzamâ; emrindekilere ve halkına âdil davranışından dolayı âEs-Sultânüâl-âdilâ gibi lakapları dâimâ ismiyle beraber söylenmiştir. Nizâmülmülk, onun hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu:
âMelikşah, Alp Er Tunga neslinden olup dindâr, âlimlere hürmet, zâhidlere iyilik, fakirlere şefkat ve halka adâlet gibi dünyada kimsenin hâiz olmadığı yüksek vasıflara sâhip bir cihân hâkimidir.â
Devrinde bütün Selçuklu ülkelerini îmar ettirmiş, halkı refaha kavuşturmuştur. Bağdatâta bir rasathane kurmuş ve 1086 yılında başlayan ve dünyanın güneş etrafında dönmesi esasına dayanan bir takvim inkılabı yapmıştı ki buna âCelalî Takvimiâ adı verilir. Melikşah, yarım milyondan fazla askeri olan bir orduya, mükemmelen idâre edebilecek askerî bir dehâya da sâhipti. Sarayında Türkçe konuşulmakla birlikte edebî dil Farsça idi. Kendisinin pek güzel rubaileri vardır. Celaleddin Melikşahâın Berkyaruk, Sencer, Mehmet adlı üç oğlu vardı ki üçü de hükümdarlık yapmışlardır.
Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümdârı. Babası Sultan Alparslanâdır. 1055âte doğdu. Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, âEbuâl-Fethâ (fetihlerin babası veya pek çok fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan îtibâren devlet idâresi ve orduyu sevk etme husûsunda tecrübe kazandı.
Kendisinden büyük erkek kardeşleri olmasına rağmen cesâreti, idârecilik vasfı gibi meziyetleri, Sultan Alparslan tarafından veliaht seçilmesinde rol oynadı. Hânedânın kurucusu olan Selçuk Bey'in mezarını ziyâretten dönüşte, Horasan yakınındaki Radyanâda veliaht îlân edildi. Melikşahâın veliahtlığı, Halife Kaim bi Emrillahâın tasdikiyle tamâmen resmiyet kazandı. Veliahtlığı sırasında devletin çeşitli cephelerinde vazife yapan Melikşah, Mâverâünnehir Seferi'nde şehit olan Sultan Alparslanâın yerine, Devletin ileri gelenleri tarafından on sekiz yaşında sultan îlân edildi. Melikşah, babasının veziri olan kıymetli devlet adamı Nizamülmülkâü vazifesinde bıraktı. Saltanatının ilk yılları, iç karışıklıkları bastırmakla geçti. 1072âde Mâverâünnehir Seferi'nin intikamını almak isteyen Karahanlı Şemsülmülk Nâsır bin İbrahim, Tirmizâi yağma etti ve Belh şehrinde kendi adına hutbe okuttu. Diğer taraftan Gazneliler de Çigil-kendâde Selçuklu kumandanı Ayazâı esir aldılar.
Bu dış tehlikeler esnâsında, Melikşahâın amcası olan Kirman Meliki Kavurdâun, Sultan Alparslan zamanında olduğu gibi saltanat iddiasında bulunarak isyan etmesi, bu meselenin tamamen halledilmesinin zamanının geldiğini iyice belli etti. İmparatorluğun parçalanmasına sebebiyet verecek bu hareketin bir an önce çözümlenmesi için harekete geçen Sultan Melikşah, Mayıs 1073âte Kerecâde yapılan meydan muharebesinde amcası Kavurdâu mağlup ve esir etti. Birkaç gün sonra Kavurdâun ölümüyle devlet içinde âsayiş yeniden temin edildi. Abbasî Halîfesi Kaim bin Kadir (1031-1075) tarafından hâkimiyet alâmetlerinin gönderilmesi ve devlet adamlarının bağlılıklarını arz etmeleriyle Melikşah, sultanlığını iyice kuvvetlendirdi. Halife tarafından Muizzeddin ve Celâlüddevle lakaplarının lâyık görülmesinin yanısıra, o zamana kadar hiç bir hükümdâra verilmeyen ve âhilâfet makam ve hâkimiyetinin ortağıâ mânâsına gelen âKâsım emirüâl-müâminînâ lakabı da verildi.
İçişlerini halleden Sultan Melikşah, Tirmizâi kurtarmak için harekete geçti. Sefere başladığı sırada Karahanlı Şemsülmülk Nâsırâın mektubunu aldı ve elçisini kabul ettiyse de kararlı hareketinden vazgeçmedi. Tirmizâi muhâsaraya başladı. Emir Savteginâin ikmâl yollarını kesmesi, sultanın başarıya ulaşmasına ve şehrin düşmesine ve Şemsülmülkâün sulhu kabul etmesine sebep oldu. Şemsülmülk özür dileyerek bir daha düşmanca harekete girişmeyeceğine dâir söz vermesiyle yerinde bırakıldı. Gaznelilere karşı, Emir Gümüştegin ve Anuşteginâi gönderdi. Ancak Gazneli hükümdârı İbrahim bin Mesud, Melikşahâın başarılarının artması üzerine itâate mecbûr oldu. Gönderdiği elçilik heyeti ve hediyelerle iyi münasebetler tesis edildi. Sultanın kızı Gevher Hatun'un, Gazneli veliahdı Mesud bin İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önlemiş oldu. Doğu sınırlarını böylelikle garanti altına alan Sultan Melikşah, kendi zamanında en geniş hâle getirdiği imparatorluğunun fetih hareketlerini yapan askerî teşkilatında yeni düzenlemeler yaptı.
Malazgirt Zaferi'nden sonra, batıya yönelen Selçuklular; buraların fethi için Kutalmışoğulları, Mansur, Süleyman Şah, Alp-ilig, Tutak gibi kıymetli komutanlar vazifelendirmişlerdi. Ayrıca Artuk Bey ve Tutak Bey gibi Türkmen reislerinin harekâtı da Melikşah tarafından desteklendi. Selçuklular Anadoluâya doğru harekete geçtikleri sırada, tam bir keşmekeş içinde bulunan bu ülkenin vaziyeti, fetihleri kolaylaştırdı. Baskı altında bulunan Hıristiyan halk, merkezle irtibatını kesen Bizans derebeylerinin baskısıyla her yönden eziliyordu. Ayrıca paralı askerlerden meydana gelen Frank birliklerinin halka yapmadığı zulüm kalmamıştı. Bizans sarayında dönen entrikalar ve kendini kuvvetli hisseden her komutanın imparatorluğunu îlân etmeye kalkışması, Anadoluâyu dağınık bir hâle getirmişti. Bu durum, Anadoluânun fethine memur olan Selçuklu komutanlarının işine oldukça kolaylık sağladı.
Böylelikle Selçuklu akıncılarının Anadoluâyu fetih hareketi, Bizans başşehrinin karşısına, yâni Boğaziçiâne kadar dayandı. Güneybatıda ise Miletâe kadar uzandı. Neticede Anadoluâda hareket hâlinde Bizans askerî gücü kalmadı. Hattâ general Botaniatesâin Türkmen askerinin ve Selçukluların himâyesinde Bizans tahtına oturması da Anadoluâda Türk gücünün tamâmen yerleştiğini gösteriyordu. Anadoluânun fethine memur Süleyman Şâh, İznikâi de ele geçirerek Boğaziçiâni kontrol altına aldı. Bu fetih, batıda büyük bir heyecan doğurdu. Hattâ Avrupalılar Çinâe elçilik heyeti göndererek, Selçukluların doğudan tazyik edilmesini bile istediler. Ancak bu müracaatları neticesiz kaldı.
1084âte Selçuklu kuvvetleri Fahrüddevle Muhammed bin Cüheyrâin komutasında Diyarbekir bölgesinin fethi için harekete geçtiler. Fahrüddevle yanında Artuk Bey olduğu halde uzun bir muhasaradan sonra 4 Mayıs 1085âte şehre girdiler. Diyarbekirâin düşmesiyle Mervânîler Devleti ortadan kalktı. Ayrıca bölgede bulunan bozuk îtikatlı Karmatîlerin nüfûzuna son verildi. Musulâun fethine memur edilen Aksungur ve diğer büyük Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi müteakip Musulâa gelen Melikşah, büyük bir merâsimle karşılandı. Ancak Belhâte çıkan bir isyanı bastırmak üzere geriye döndü ve liyakatini ispat eden Şerefüddevleâye Musul emirliğini verdi.
Sultan Alparslan zamanından beri Suriye ve daha güneylere doğru seferlerine devâm eden meşhur Selçuklu kumandanlarından Atsız, Melikşah zamanında da seferlerine devam etti. Uzun süre muhâsara ettiği Dımaşk (Şam) şehrini Mart 1076âda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na kattı. Dımaşkâın alınmasından sonra, câmilerde okunan Şiî-Fatimî ezânının okunmasını yasaklayarak Cumâ hutbesini Halife El-Muktedi (1075-1094) ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun temel politikası olan Şiî-Fâtımî Devleti'nin ortadan kaldırılmasına uygun olarak, Mısırâa doğru sefere devam etti. Fakat bu hareket Fâtimîlerin şiddetli mukâvemeti sonucu başarısız kaldı. Başarısızlık, Atsızâın Suriye emirliğinden alınmasına sebep oldu. Emirliğe getirilen Melikşahâın kardeşi Tâcüddevle Tutuş ile Antakyaâya gelen Süleyman Şah'ın arasının açılması, burada bir buhranın doğmasına yol açtı. Süleyman Şâh Halepâe doğru harekete geçmiş ve muhâsara neticesi dış kaleyi ele geçirmişti. Ancak Melikşahâın yaklaştığı haberi muhasarayı kaldırmasına sebep oldu. Süleyman Şâh'ın ölmesiyle Tutuş, Halepâi muhâsara etti. Melikşahâın meşhur Selçuklu kumandanları yanında olduğu halde Suriyeâye gelmesiyle çekildi. Melikşah, bölgede âsayişi yeniden tesis etti. Akdeniz kıyısına kadar gelen sultan Melikşah, dönüşte hilafet merkezi olan Bağdatâı ziyâret etti. Halife El-Muktedi tarafından iki kılıç kuşatıldı. Suriye bölgesinde âsâyiş yeniden tesis edildi.
Sultan Alparslan zamanında hâkimiyet altına alınan Kafkasya, Melikşahâın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra karışıklıklara sahne oldu. 1078-79âda Kafkasya Seferine çıkan Sultan Melikşah, bölgeyi tamâmen hâkimiyeti altına aldı. Buradaki Hıristiyan halkın mükellefiyetlerini azaltarak, devlete bağlılıklarını arttırdı. Bölgenin idâresini de Kutbeddin İsmailâe verdi. Doğuya yaptığı seferlerle de Mâveraünnehir bölgesini Selçuklu topraklarına kattı. Semerkand Hanı Ahmed bin Hizrâin halka zulmetmesi ve devrin âlimlerinin bu durumu düzeltmesini istemeleri, üzerine çıktığı sefer neticesinde Buhara, Semerkand, Kaşgar gibi mühim şehirleri ele geçirdi. Anadoluâdan Asya içlerine kadar genişleyen Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun esas gâyelerinden birisi de Mekke ve Medine şehirlerini alıp burada hutbenin hilâfet makamı adına okunması ve bir Şiî devleti olan Fâtimîlerin yıkılmasıydı. Hicaz bölgesinin alınması ve hutbenin hâlife adına okunması, halledilmesi mühim meselelerden biriydi. Meselenin halli için, emirlerden Tutuş, Aksungur Bozan ve Gevherayin vazifelendirildi. Gevherayinâin kumandasında yola çıkan ve Törsek, Çubuk Yarınkuş gibi emirlerin de içinde bulunduğu muazzam kuvvetler, Hicazâdan başka Yemen ve Adenâin de Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na katılmasını tamamladılar.
Sultan Melikşahâın üzerinde ciddiyetle durduğu meselelerden birisi de Hasan Sabbâhâın Bâtınî faaliyetleriydi. Hasan Sabbâh, Sultan Alparslanâın hâcibliğine kadar yükselmiş fakat onun ölümünden sonra Nizamülmülkâle arasının açılması üzerine Mısırâa kaçmıştı. Burada sapık İsmailiye fırkasının yolunu tuttu. Reyâe döndükten sonra kandırdığı câhilleri etrâfına toplayarak eşkıyalığa başladı. Sonradan Doğu İsmailiye Devleti olarak anılacak devletin temellerini attı. İlk olarak Taberistanâda sapık propagandasına başladı. Sünnîlik aleyhindeki çalışmaları, bilhassa Nizâmülmülk tarafından dikkatle tâkip ediliyordu. Taraftarlarıyla, Alamut Kalesini ele geçirmesi ciddî tedbirler alınmasına yol açtı. Üzerine Emir Yoruntaş gönderildi ve yola getirilmesi istendi. Ancak, Yoruntaşâın âni olarak vefâtı Bâtınî propagandasının artmasına yol açtı. İkinci bir harekâtın başladığı sırada Sultan Melikşahâın vefâtı (1092), seferi yarıda bıraktı.
Melikşah, bir insanın en verimli olabileceği bir yaşta, otuz sekiz yaşında vefât etti. Yirmi senelik saltanatı esnasında devleti Kaşgarâdan Batı Anadoluâya, Kafkasyaâdan Yemenâe kadar genişletti. Bağdatâta vefât eden Sultanâın nâşı İsfahanâa nakledilerek kendisi için yaptırdığı medresedeki türbesine defnedildi. Orta boylu, geniş omuzlu ve güzel yüzlüydü. Büyük bir devletin hükümdarı olmasına rağmen yumuşak tabiatlı bir zât idi. Sarayında dâimâ devrin âlimleriyle sohbet ederek onların kıymetli fikirlerini alırdı. Her cins silahı mükemmel kullanır ve iyi ata binerdi. Sultan Melikşâhâın sâhip olduğu unvanlara, kendisinden önce hiçbir sultan kavuşamamıştı. Yaptığı fetihlerde hiç mağlup olmadığı için âEbüâl-fethâ; sâhip olduğu ülkelerin genişliğini belirtmek için âEs-Sultânüâl-âzam, Sultânüâl- âlem, Şehinşâh-i âzamâ; emrindekilere ve halkına âdil davranışından dolayı âEs-Sultânüâl-âdilâ gibi lakapları dâimâ ismiyle beraber söylenmiştir. Nizâmülmülk, onun hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu:
âMelikşah, Alp Er Tunga neslinden olup dindâr, âlimlere hürmet, zâhidlere iyilik, fakirlere şefkat ve halka adâlet gibi dünyada kimsenin hâiz olmadığı yüksek vasıflara sâhip bir cihân hâkimidir.â
Devrinde bütün Selçuklu ülkelerini îmar ettirmiş, halkı refaha kavuşturmuştur. Bağdatâta bir rasathane kurmuş ve 1086 yılında başlayan ve dünyanın güneş etrafında dönmesi esasına dayanan bir takvim inkılabı yapmıştı ki buna âCelalî Takvimiâ adı verilir. Melikşah, yarım milyondan fazla askeri olan bir orduya, mükemmelen idâre edebilecek askerî bir dehâya da sâhipti. Sarayında Türkçe konuşulmakla birlikte edebî dil Farsça idi. Kendisinin pek güzel rubaileri vardır. Celaleddin Melikşahâın Berkyaruk, Sencer, Mehmet adlı üç oğlu vardı ki üçü de hükümdarlık yapmışlardır.