HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
KANUNî SULTAN SÜLEYMANâIN IRAKEYN SEFERİâNDE (1533-1535) DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLUâDAKİ GELİŞMELER
Yard. Doç Dr. Remzi KILIÇ
Niğde Üniversitesi Öğretim Üyesi
ÖZET:
Avrupalıların âMuhteşem Türkâ diye bildikleri Osmanlı Devleti Padişahı Kanuni Sultan Süleymanâın Şii-İran üzerine yapmış olduğu meşhur Irakeyn Seferi sırasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde ortaya çıkan gelişmeler nelerdir? Bu topraklarımızda yüzyıllar önce Şii-İranâın baskı, zulüm, saldırı ve propogandaları nasıl bertaraf edilmiştir? Bölgede yaşayan Türk-Kürt vali ve beylerinin milletimizin birliği için gösterdiği çabalar nelerdir? Osmanlı Devletiânin aldığı tedbirler, bölgede oluşan huzur ve güvenin temininde Osmanlı Ordusuânun faaliyetleri, bu araştırmada ortaya konulmaya çalışılmıştır. Irakeyn Seferi boyunca takip edilen yollar, karşılaşılan güçlükler, elde edilen başarılar ve Erzurum Eyaletiânin teşekkülü açıklanmıştır.
Anahtar Kelimeler:
Kanunî Sultan Süleyman, Osmanlı Devleti, Irakeyn Seferi, Tebriz, Beyler, Ordu.
Avrupalıların âMuhteşem Süleymanâ diye tanıdığı, Kanuni Sultan Süleymanâın onüç defa âSefer-i Hümâyunâa çıktığı ve bunlardan üç tanesini Şii-İran üzerine yapmış olduğu bilinmektedir. Gerek Yavuz Sultan Selimâin Çaldıran Seferi (1514), gerekse Kanuni Sultan Süleymanâın Irakeyn Seferi (1533-1535), başta Doğu ve Güneydoğu Anadoluâda, Osmanlı Devleti ile Şii-Safevî Devletiânin hâkimiyet ve nüfuz mücadelesinin bir tezâhürüdür, diyebiliriz.
Kanuni Sultan Süleyman devrinde Osmanlı Devleti,bir takım sebeplerden dolayı, İran Seferiâne çıkmaya karar vermişti. Bu sefer ile doğu Anadoluâdan İran nüfuz ve hâkimiyetini atarak Basra Körfeziâne inip, Hint Okyanusu siyasetine devam etmek arzusundaydı . Osmanlı- Safevî çatışması şüphesiz sırf dinî-mezhebî değildi. Her ikisi de sahip oldukları siyâsi ve stratejik maslahatlarını kullanarak, İslam alemi üzerinde büyük ve kuvvetli bir saltanat kurmak istiyorlardı .
XVI. Yüzyılda Osmanlı Devleti ile Şii-Safevî(İran) Devleti arasında kıyasıya süren bu çekişme ve mücadele de, Doğu ve Güneydoğu halkının tercih ve teveccühü hangi tarafa ve nasıl olmuştu? Osmanlı Devleti padişahları niçin Şii-Safevî Devleti şahlarına tercih edilmişti? Kanuni Sultan Süleymanâın Irakeyn Seferi esnâsında doğu ve güneydoğu Anadoluâda ne gibi değişiklikler ve gelişmeler olmuştu? Bu bölgelerimizin Türk-Kürt aşiret beyleri ve askerleri, nasıl inanç birliği yaparak, Osmanlı askerleri ile bizzat Tebriz, Hemedan, Bağdat gibi birçok İran şehirlerine akınlar yapmışlardı? İşte bu hususları, tarihi kaynaklar ve vesikalardan yola çıkarak araştırıp ortaya koymaya çalışacağız.
âIrakeyn Seferiâ olarak bilinen ve Kanuni Sultan Süleymanâın Şii-Safevî Devletiâne karşı ilk seferi olan Osmanlı-İran savaşı (940-942/1533-1534) xvı. asır siyasî ve askerî tarihimizin önemli bir hadisesidir. Bu savaşın sebebi olarak; Şii-Sünnî gerginliğinin yanı sıra tarih kaynaklarının hemen hepsi Bağdad ve Bitlis meselesi ve Azerbaycan valisi Ulama Hanâın Osmanlı Devletiâne ilticâsı olayını müttefiken zikretmektedirler . Ancak bunlar zahiri sebepler olup, gerçek sebebin yakın şarkta siyâsi nüfuz ve hâkimiyet kurmak olduğunu söyleyebiliriz.
Irakeyn Seferi öncesi, Güneydoğu Anadoluânun büyük bir kısmı; Kiğı, Arapkir, vs. güneyde
Musulâa kadar uzanan yerler Diyarbakır vilayetine bağlı bulunmaktaydı. Karadenizâde Canik (Samsun) ve Trabzonâdan orta Fırat havalisine kadar devam eden geniş saha, Rûm(Sivas) vilayetine tâbi idi. Kahta, Gerger sancakları ve bütün Suriye, Adana, Tarsus, Sis (Kozan), Antep ve Birecik sancakları Şam vilayetine bağlı idiler. Bunların doğusunda Diyarbakır vilayetine bağlı, Urfa(Ruha), Siverek, Mardin ve Siirt sancakları, Hısn-ı Keyfa kazası ile Cizre hükûmeti bulnmaktaydı . Bağdat başta olmak üzere, Irakâın bir kısmı ile, Kars, Erzurum, Ağrı, Van ve Hakkari çevresi, Safevî Devleti hudutları içerisindeydi .
1533 yılında İran seferine karar verilip, eyalet ve sancaklara hazırlık emri gönderilirken, Diyarbakırâda bulunan Anadolu Beylerbeyisi Fil Yakub Paşa ile resmen Bitlis Beylerbeyisi olan Tekeli Ulama Paşaâya, yeniden varıp Bitlisâi zaptetmeleri buyurulmuş idi. Bunlar Diyarbakırâdan aldıkları top ve asker ile Bitlisâe giderken Hizan yolu üzerindeki Tatik nâhiyesine doğru yönelmişlerdi. 1532 yılı Eylül ayında Şah Tahmasb(1524-1576)âın yardımı ile yeniden Bitlis Emîruâl-Ümerâlığıâna getirilen Şeref Han da, Hizanâı almak üzere Hizanlı Davud Beyâi kalede kuşatma altında tutuyordu. Ulama Paşaânın geldiği haberi duyulunca Şeref Han, Hizan kuşatmasından vazgeçti ve Kürt Beyleri hep birlikte Şeref Hanâdan ayrılarak Ulama Hanâla birleştiler.
Osmanlı Devletiâne -Bitlis Ocaklı Beyi olduğu halde - asi olarak Safevîler tarafına geçmiş bulunan Şeref Han, Safevilerden aldığı asker ve yardım ile Tatik Kalesinin güneyinde 8 Rebiulevvel 940/27 Eylül 1533âde Osmanlı kuvvetleri ile karşı karşıya geldi. Yapılan savaşta Şeref Hanla birlikte binlerce kayıp verilmişti . Ulama Paşa, Şeref Hanâın kesik başını başvezir İbrahim Paşaâya gönderip, asî olan Kürtlerâin de tevbe ederek Şeref Hanâın oğlu III. Şemseddin Beyin başına toplandıklarını bildirmişti. İbrahim Paşa Konyaâya varmadan âÇınarlıâ konağında Ulama Paşaânın zafernâmesini ve IV. Şeref Hanâın kesik başını kendisine getirmişlerdi.
Bitlis Beylerbeyiliği, Ulama Paşaâya başka bir vazife verileceği vâdi ile IV. Şeref Hanâın oğlu III. Şemseddinâe, İbrahim Paşaâya yapılan müracât üzerine verilmişti . Bu durum, Doğu Anadoluânun birlik ve beraberliği için kaydadeğer bir hareket olmuştu. Bu bölgemizdeki Beylerin Kanuni Sultan Süleymanâa ve Osmanlı Devletiâne yürekten fedâkarca bağlanmalarını sağlamıştı. O sıralarda Konyaâdan hareketle yoluna devam eden, âSeraskerâ İbrahim Paşa, 10 Cumadaâl-ahir 940/27 Aralık 1533âde, kışlamak ve toplanarak gelecek olan orduyu beklemek üzere Halep şehrine doğru yönelmişti .
Vezir-i Aâzam İbrahim Paşa, Halepâte kış boyunca boş durmamış, askerleri kışlalara dağıtmış, âPadişahâdan her hususta meâzunâ olduğundan, kış mevsimini Gevaş(Vastan) taraflarında geçiren Ulama Paşa vasıtasıyla birçok altınlar harcayarak, ilkbahar harekâtında fethedilecek yerlerin kale komutanlarıyla temas kurmaya çalışmıştı. Bu arada Bitlisâin 1533 yılı sonbaharında yeniden Osmanlılara geçmesi üzerine, kışı Horasanâda geçiren Şah Tahmasb (1524-1576), Özbekler üzerine yürümekten vazgeçip, Osmanlı Devleti askerleri ile karşılaşmak için hazırlığa girişmişti . 940-941/1533-1534 yılı kışını İran üzerine sefer hazırlıkları ile Halepâte geçiren Vezir-i aâzam İbrahim Paşa, kaynaklarımızın da bildirdiği üzere ilkbaharâda başlayacak olan harekât için tedbirler alıyor ve düşman hakkında alâkadar olanlardan malumât topluyordu. Nitekim, Celâl-zâde; âPâdişah-ı alem penah kıbelinden mecmû efâl-i harekâtta meâzun aleâl-ıtlakâ olan Serdârâın, bazı kalelerin teshiri için tertibât aldığını bildirmektedir .
Kanuni Sultan Süleymanâa kişisel yakınlığı ile de bilinen Osmanlı başveziri İbrahim Paşa çok zeki ve akıllı bir devlet adamıydı. Halepâte kaldığı sürece, sefer için bir taraftan askerî hazırlıklar yaparken, diğer taraftanda siyâsî girişimlerini yürütmekteydi. İbrahim Paşa, en kuvvetli rivayetlere göre Yavuz Sultan Selim(1512-1520)âden sonra, Osmanlı nüfuzundan sıyrılıp İran hakimiyetine giren, Türk-Kürt beylerini gizli vaadler, zımnî tehditler ve çok bol ihsanlar ile elde etmeyi başrmıştı. Henüz Halepâte iken, Adilcevaz, Erciş, Ahlat gibi kalelerin anhtarlarını veya bu kalelerin teslim sözlerini almıştı . Serasker ünvanıyla Irakeyn Seferine çıkan İbrahim Paşaâya, müşavir ve kethüda olarak, defterdâr İskender Çelebi, padişahın emriyle sefer esnasında birlikte hareket etmeleri için tayin edilmişti. Zaman zaman aralarında ihtilaf ve çekişme oluyordu. Kanuni Sultan Süleyman, İbrahim Paşaâya İstanbulâda ordunun hareketinden evvel, İskender Çelebi ile daima müşavere etmesini ve sözünden çıkmamasını... emretmişti. Buna rağmen sefer sırasında ikisi arasında bir anlaşmazlık ve çekememezlik başgöstermiş bulunuyordu .
İbrahim Paşa, sefer esnâsında bütün sorumluluğun kendisinde olduğu sebebiyle gayet temkinli hareket ediyordu. İstihbârat için casuslar ve güvendiği kimseler vasıtasıyla haberleşmeyi ihmal etmiyordu. Bu meyanda daha önce Diyarbakır Beylerbeyiliğinde bulunmuş olan, Ramazanoğullarından Süleyman Paşaâdan haber istemişti. İbrahim Paşa ona gönderdiği mektupta: âMusulâda cemiyet eylemesini ve yukaru kızılbaş ahvali ve evzaıâ hakkında sıhhatli malumât elde ederek kendisine bildirmesini emretmişti . Süleyman Paşa cevabında, o sırada Heratâta bulunduğunu haber aldığı Şah Tahmasb hakkında, birbirinden çok farklı rivayetler dolaştığı, Tebrizâde bulunan ve Şahâın kayınbiraderi olan Musa Sultanâın dahi, kendi Şahâı hakkında bilgisi olmadığını, Şah Tahmasbâın kışı Kumâda geçirmesinin kuvvetle muhtemel bulunduğunu, çünkü Özbek Hükümdarı Ubeydullah Hanâın her an Mervâden gelerek hücuma geçebileceği endişesi ile, Horasan hududundan ayrılamayacağının tahmin edildiğini bildirmekteydi. Süleyman Paşa, Bağdat hakkında ise İbrahim Paşaâya şunları yazmaktaydı: Zülfikâr Hanâdan sonra Bağdat hâkimi olan Tekeli Mehmed Han, üç dört senelik zahire tedarik ederek durumunu sağlamlaştırmaya çalışmaktaydı. Bağdatâa mücavir arap kabileleri ile arası iyi olmayıp âzâhiren beru cânibe meyliâ de yoktu. Bütün bu bilgilerin, Musul beyi Seyyid Ahmed Beyâden ve Osmanlı Devletiâne sâdık bir dirliğe mutasarrıf Hüseyin Buşrâ adlı bir araptan aldığı bilgiler olduğunu belirtiyordu. Tekrar Musulâa giderek Bağdat tarafından daha sıhhatli ve yeni bilgiler getireceğini, bununla beraber Bağdatâın âemanlık üzere fethi müyesserâ olmasının lâzım geldiğini açıklıyordu .
Başvezir İbrahim Paşaâya bundan başka, Bağdat hakkında Kaytemiş adında birinden daha rapor gelmişti. âİbrahim Paşa hazretlerinin saadetle teveccühü Bağdad cânibinedür deyû Mehmed Hanâı mezkûr (Bağdat valisi Tekelü Mehmed) lain isatimaâ idüb bu hususdan hayli perişân hâl olub tevehhümden hâli olmadığun bu cânibde şâyi olan ahbâr vukuu üzere arzolunduâ demekteydi
Halepâte kaldığı süre içerisinde askerî ve siyâsî hazırlıklarını tamamlayan İbrahim Paşa, 21 Mart 1534 yılı nevrûz gününde, şehrin önündeki düzlükte bulunan ordugâha geçerek, Anadolu Eyâletleri askerlerinin Diyarbakırâda toplanmalarını emretmişti . Nihayet 22 Ramazan/7Nisan 1534âde Serasker İbrahim Paşa, Halepâten hareket ederek Diyarbakırâa doğru maiyyetiyle beraber İran seferi için yönelmişti. Halepâten Kanuni Sultan Süleymanâa 7 Nisan 1534 tarihli bir arz gönderen İbrahim Paşa burada; Şah Tahmasbâın Horasan taraflarında kışı geçirdiği haberinin alındığını, Kürdistan ümerâsının sadâkatla devlete bağlı olduklarını, Kürdistan Beylerinin işten anlayan adamlarının haberler almak üzere İran içlerine doğru gittiklerini belirtmekte ve Pâdişahın zilkâde gurresinde (14 Mayıs) âAnadolu câniblerine teveccüh buyurmasıânın münâsip olacağını, bütün beylerbeyilere askerleriyle Diyarbakır taraflarına yürümelerini tenbih ettiğini, bildirmekteydi .
Mektubun metni kısaca şöyledir: âSultan-ı Cihangir ve Hz. Sâhib Kırân ... emr-i istiâlâm buyurulur ise bu ramazan-ı mübârekin yirmi ikinci günü mahrûse-i Halebâden kalkılub Diyarbekir câniblerine teveccüh olundu. Kızılbâş-ı evbâş taifesi bu kış Horasan taraflarında olduğu haberleri alınub diyâr-ı şark hâliyâ hâlidir dirler. Edraf ve cevânib de olan Ümerâ-i Kürdistan ki, kadimden ol tarafa tâbiiler idi. Bu bendelerine âdemleri ve haberleri vârid olub külliyen sâhib kırân-ı âlempenâh hazretlerinin atabe-i ulyâlarına izhâr-ı sadâkat ve ihlâs idüb tâbi olmuşlardır... Hz. Sâhib Kırân-ı âlempenâh dahi saadet ve ikbâl ile inşâlluhuâl-azze mübârek zilkâde gurresinde Anadolu câniblerine teveccüh-i humâyun buyursalar münâsibdür...â .
Halepâten Diyarbakırâa doğru hareket eden Serasker İbrahim Paşaâya Doğu ve Güneydoğu Anadolu Beylerinin herbiri verdikleri sözü tutup, kaleleri teslim ettiler. Han-ı Süvarik konağına gelindiğinde; Adilcevaz, Erciş, Ahlat, Umur ve Sultan Kalesi ile bazı kalelerin teslim alındığı haberi başvezire ulaştırılıp, bu sevinçli haberler üzerine büyük tüfenk şenlikleri icrâ olunmuştur. Vanâın fetih haberi üzerine İbrahim Paşa, Vanâın muhafazası için Şam Beylerbeyi Hüsrev Paşaâyı göndermişti . İbrahim Paşa 1 Zilkâde 940/ 14 Mayıs 1534âde âKara Amidâ Diyarbakırâa gelmişti. Yanında altı bölük kapıkulu ve Yeniçeri (tüfenkçi ve topçu sınıfları)âden başka, Anadolu(Kütahya), Karaman(Konya), Rûm(Sivas), Dulkadır(Maraş) ve Diyarbakır Eyaletlerindeki bütün Beylerbeyileri ve askerleri, ayrıca Halep ve Şam Vilayetleri paşaları da askerleriyle gelip Serasker İbrahim Paşaâya katılmaya başlamışlardı .
İbrahim Paşa Diyarbakırâda iken, yeni Bitlis Ocaklıbeği Şemseddin Bey, ağır armağanlar ile gelip, hizmete girerek, taraf etrafı ile birlikte İbrahim Paşaâdan sefer için vazife aldı. İran üzerine yapılacak sefer için, Osmanlı ordusunun toplanması amacıyla Diyarbakırâda kırk elli gün kadar beklenmesi kararlaştırılmıştı. Bu sırada, diğer Ocaklı Kürt Beyleri de; İmadiye, Cizre, Siirt, Hısn-ı Keyfa, Hizan, Palu, Sason, Eğil, Çermik, Şirvan kaleleri beyleri, kuvvetleriyle gelerek hizmete dahil olmuşlardı . Ayrıca, Siyavan kalesi Beyâi Mahmud Emin Bey, birçok hediyeler ile birlikte kalenin anahtarını İbrahim Paşaâya teslim etmişti. Bu arada Ruşenî, Cerem, Bidkâr, Dosi, Tennur ve Hel kalelerinin hâkimleri de bağlılıklarını bildirmişlerdi .
Diyarbakırâda bu gelişmeler cereyan ederken, Serasker İbrahim Paşa ile, Başdefterdâr İskender Çelebi arasında ordunun harekâtı hususunda ihtilaf başgöstermişti. Serasker İbrahim Paşaâya göre bu harekâtın asıl gayesi, Bağdatâı fethetmek ve Bitlisâte sükûneti sağlamaktır. Bitlis meselesi hallolmuş, artık Musul üzerinden Bağdatâa gidilmelidir. İbrahim Paşaâyı Suriye defterdârı Nakkaş Ali de desteklemektedir. Başdefterdâr İskender Çelebi ise, seferin asıl hedefi İran ordusudur. Herşeyden önce bu ordunun bulunup mağlup edilmesi lazımdır. Bu iş yapılırsa Bağdat kendiliğinden Osmanlı Devletiânin eline geçer. İran ordusu da Bağdatâta değil Tebrizâdedir. Tebriz aynı zamanda Şah Tahmasbâın başkentidir. Burası tehdit edilirse İran ordusu ister-istemez başkentini korumak için gelecektir ve kesin neticeli bir savaş olabilir, fikrini savunmaktadır. İskender Çelebiânin bu fikri Tekeli Ulama Paşa tarafından desteklenmektedir .
İbrahim Paşa ile İskender Çelebiânin başlangıçta araları gayet iken, İskender Çelebiânin daha zengin ve debdebeli olmasından dolayı, bir gün sefer hazırlıkları esnasında, İbrahim Paşa, İskender Çelebiânin muhteşem maiyyetinden yüz on kişinin kendisine bağışlanmasını istemişti. O da otuz kişi göndermiş ve İbrahim Paşa buna gücenmişti. Ayrıca, Padişahın teveccühüne mazhar olan İskender Çelebi, İbrahim Paşaâya Serasker kethüdası olarak bu sefere birlikte çıkarken, Padişah İbrahim Paşaâya İskender Çelebiânin sözünden çıkmamasını emretmişti. Tabî bu İbrahim Paşa için vesâyet anlamına geliyordu. Halepâten itibaren âArab ve Acem defterdârı da denilen, İskender Çelebiânin makamına göz diken Suriye defterdârı Nakkaş Ali her fırsatta, İskender Çelebiâyi İbrahim Paşaâya kötülemekteydi.
Safevîlerin Azerbaycan Valisi iken, Osmanlı Devletiâne sığınan ve Bitlis Beylerbeyiliğine getirilen, daha sonra birtakım siyâsî sebeplerle İbrahim Paşa tarafından başka bir vazifeye getirileceği vaadi ile azledilmiş olan Ulama Paşa, İskender Çelebi ile birlikte hareket etmekteydi.
Bu şekilde oluşan iki guruptan İbrahim Paşa ve Ali Bey tarafı müthiş bir iftira tertibi ile bir gece ordu içerisinde bir gürültü çıkarıp, Defterdâr İskender Çelebiânin Hazine develerini yağma ettirmeye kalkıştığını iddia ederek Çelebiânin adamlarından haksız yere otuz kişiyi idam ettirmişlerdi . Başdefterdâr İskender Çelebi ile Ulama Paşa kesinlikle Osmanlı ordusunun Tebriz tarafına yönelmesinin uygun olacağını, çünkü Şah Tahmasbâın Horasan taraflarında olduğunu, Tebrizâin ele geçirilmesi ile Bağdatâın ve diğer şehirlerin daha kolay fethedileceğini ileri sürerek, İbrahim Paşaâyı Tebriz fatihliğine teşvik etmişlerdi . Bunun üzerine 22Haziran 1534 yılında İbrahim Paşa kendi görüşüne aykırı olarak, İskender Çelebi ve Ulama Paşaânın görüşleri doğrultusunda, Tebriz istikâmetine yürümeye karar vermişti.
â Diyâr-ı Acem hududunda vaki olan Bingöl dimekle mâruf yaylakda durub ol mahalâde Anadolu ve Diyâr-ı Karaman ve Rûm ve Memâlik-i Arab (Şam ve Halep) asâkiri külliyen muşarun ileyhâin yanında cemâ olub ... Azerbaycan Vilayetinden nice memleket ahâlisi, Kızılbaş zulmünden bîzâr olmuş adalet-i padişâhiye ilticâ idüb taze hayat bulmuş idi.â Bingölâde yirmi gün kadar ikâmet edilerek bütün leşkerin toplanması sağlanmış, bu arada ordunun hareketi ile yeniden bizzat âol vilayedde olan kalâaların miftâhların getirüb teslim idüb, Avnik ve Bayezid (Ağrıânın merkezi) ve Eleşgird ve Erciş ve Adilcevaz ve Aktamar(Van Gölüândeki en büyük adaânın kalesi) Kalâaları ve bunun emsali nice kalâalar dahi taht-ı teshîre alınub azîm fütûholduâ.
Serasker İbrahim Paşa, Van gölü çevresindeki kasaba ve kaleleri, Kürt boy ve oymaklarını Osmanlı Devletiâne itaatle bağlamış olan Tekeli Ulama Paşaâyı, Azerbaycan hükûmetine Beylerbeyi olarak 23 Haziran 1534âde tayin etmiş ve Ulama Paşa otuzbin asker, develer ve mevsim boyunca yetecek yiyecekler ile Tebrizâi ele geçirmek üzere bolca ihsanlarla önden gönderilmişti. Irak hükûmeti Bayındıroğlu Murat Beyâe verildi. Irak-ı Acemâe tayinler yapılıp, Akkoyunlu hanedânı mensupları ile beylerine verilip, Nahçıvan sancağı, Ulama Paşaânın kardeşi Veli Beyâe, Merağa sancağı Tekeli Veli Canâa verilmişti .
Burada şunu ifade edelim ki, Tabakâtuâl- Memâlik müellifi Celâlzâdeâden itibaren bazı kaynaklar farklı bilgi vererek, Tebrizâe doğru yöneldiği sırada hayli kaleler fetheden İbrahim Paşaânın askerleri arasında: âŞahâa Şah gerek imiş, mahalli zarurette askere penâh gerekâ diyerek, Padişâhı başlarına istedikten sonra, Başvezir Serasker İbrahim Paşaânın Kanuni Sultan Süleymanâa sefer için mektup yolladığını bildirmektedirler. Halbuki, İbrahim Paşa Halepâten 7 Nisan 1534 tarihli mektubuyla Kanuni Sultan Süleymanâı sefere davet etmişti . İbrahim Paşaânın, Padişâha elimizde bulunan ikinci arzı, 22 Zilhicce 940/ 4 Temmuz 1534 tarihli olup, Doğu Anadoluâdaki fütûhâtı bildirmek üzere yazılmıştı .
Bostân(Ferdî)âın açıkladığı üzere, Serasker İbrahim Paşa Diyarbakırâda kırk-elli gün kadar kalıp, Kürdistan Ümerâsı ile sefer tedbirinde bulunduktan sonra, 1534 yılı haziran sonlarında Tebrizâe müteveccihen hareket etmişti. İbrahim Paşa Doğu Anadoluâda iki hafta içerisinde yapmış olduğu fetihleri, Kürt Beyleri ile Safevîlere karşı birlikte hareket planlarını, yirmi gün kadar Bingöl yaylasında, bütün umerâ ve askeri toplama ve bekleme işlerini bu mektubunda belirtmişti
İbrahim Paşaânın Kanuni Sultan Süleymanâa gönderdiği bu uzunca mektubunda belli başlı şu hususlara yer verilmişti: âDiyâr-ı şark istihlâsına azimet olundukda Azerbaycan eyaleti Beğlerbeğilik tarikiyle Hazret-i Sâhib kırân-ı âlempenâhın kullarından birisine ihsan olunmak vech ve münâsib görüldüğüne binâen Azerbaycan Beğlerbeğiliği Ulama Paşa bendelerine tevcih olunub, umûmen Ümerâ-i Kürdistan ile ve bir bendegân-ı dergâh-ı feth-âşiyân ile Tebriz câniblerine irsâl olunub bu kulları dahi gerû ecnâd-ı nusret-mutad ile Amidâden çıkub diyâr-ı şark ile memâlik-i mahmiye-i hâkânî hududuna karib olan bazı hisarların taife-i evbâş-ı dalâlet-irşad ellerinde olub.... Kalâa-i Bayezid ve Erciş nâm kalâalar feth olunub, cümle-i muzâfat ve mülhâkâtı ve tevâbi ve levâhiki ile eyâdi-i ibâd-ı südde-i zafer mutadda mazbut ve musahhar vâki oldu. Tegayyurât-ı ârâ-i fâside-i mülâhide sebebi ile muattal ve hali olan cevâmi ve mesacidde ehl-i sünnet ve cemaat âyini üzere ezan okunub, ikâmet-i salât-ı mefrûza ve mesnune olunub ve camiinde cuma günü Hz. Sâhib kırân-ı saadet-kârinin ismi şeriflerine kıraat-ı hutbe okunub... â
Adilcevaz Kalesi muhafızları firar edince Sünnî ve Hristiyan ahali kale anahtarlarını İbrahim Paşaâya getirmiş, böylece Adilcevaz, Erciş ve Bayezid kaleleri 23 Haziran1534âde alınmış oluyordu. Han-ı Süvarikâe varınca, Van hâkiminin hem bu kalenin hem de Amük kalesinin anahtarlarını gönderdiği görülmüş, Şam valisi Hüsrev Paşa ise buraların ilhâkı için tertibât almak üzere görevlendirilmişti. 24 Haziran 1534âde Siyâvan kalesi hâkimi, Mahmudlu Türk aşiretinden, Emir Bey bizzat kalenin anahtarlarını getirmiş, Şii-Safevîlerin müstahkem kalelerinden Toprak-kale fetholunmuştu .
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki şehirler, kaleler ve topraklar bir bir Osmanlı Devletiâne ilhâk ediliyordu. Başta Van olmak üzere, Amük, Hoşab, Siyâvan, Bîdkâr, Cerem, Eleşgird, Ahtamar, Adilcevaz, Ahlat, Erciş, Vastan, Hel, Tanuza, Rûşenî, Bayezid vs. kaleler alınmıştı. İbrahim Paşaânın arizasında belirttiğine göre, Osmanlı askerlerinden âbir ferd telef olmayubâ Şam Beylerbeyisi Husrev Paşa herbir kalenin ahvâlini tadârik için, buraların dirlik ve düzenliğine memur edilmiş, diğer kethudâ ve muhafızlar da tayin edilmişti . Bu isabetli ve karşılıklı anlayış içerisinde meydana gelen olumlu gelişmeler, yapılan girişimler ve İbrahim Paşaânın yerli yerinde aldığı diğer tedbirlerden sonra Osmanlı Ordusu, Şii-Safevî topraklarına girerek Tebriz yönünde harekete geçmişti.
Serasker İbrahim Paşa, Temmuz 1534âde, Şah Tahmasbâın Horasanâda bulunduğunu, Tebriz şehrini de Şahâın kayınbiraderi Musa Sultan adlı bir kimsenin savunduğunu öğrendikten sonra, Ulama Paşa ve Dulkadırlu Beylerbeyi Ahmed Paşaâyı önden göndererek, kendisi de müteakiben Azerbaycan topraklarına girmişti . Öte yandan Kanuni Sultan Süleyman, henüz Irakeyn Seferiâne çıkmadan bir müddet önce vâlidesi Hafsa Hâtun 19 Mart 1534âde, peşinden 16 Nisan 1534âde âİbn-i Kemalâ adıyla meşhur, Şeyhuâl-İslam Kemalpaşazâde Ahmed Şemsüddin efendi vefât etmişti .
Kanuni Sultan Süleymanâın bu meşhur seferi, kaynaklarımızda âIrakeyn Seferiâ olarak zikredilir. Arapçaâda âİki Irakâ manasına gelen Irakeynâden maksat; âIrak-ı Arabâ denilen Bağdat ve havâlisi ile, âIrak-ı Acemâ denilen kuzey batısı ki, Hemedânâdan Tebriz ve havâlisine kadar olan bölgeyi içine alan coğrafyadır. Haziran 1533âde İstanbulâda Avusturya ile yapılan barış ahdinden sonra, Kanuni Sultan Süleyman, İran üzerine bir doğu seferi yapmaya karar vermişti. Ayrıca, Başvezir İbrahim Paşa, 6 Nisan 1534 âde Halepâten Diyarbakırâa doğru yürürken Padişahâa âZilkâde gurresinde (14 Mayıs 1534) Anadolu câniblerine teveccüh-i hümâyûn buyurmalarıâ uygun olacağını gönderdiği mektubunda bildirmişti. İbrahim Paşa, henüz Diyarbakırâdan Şii-Safevî topraklarına doğru hareket etmeden evvel, Kanuni Sultan Süleyman büyük oğlu Saruhan vâlisi şehzâde Mustafaâyı Defterdâr Mahmud Çelebiâye ısmarlayarak başkentte âKâimmakâmâ olarak bırakmış ve Rumeli ordusunun bir kısmını alarak 11Haziran 1534 yılı perşembe günü Üsküdarâa geçmişti .
İbrahim Paşa, Azerbaycan topraklarına girdikten bir müddet sonra, Şah Tahmasbâın askerleriyle beraber Horasanâdan çıkarak büyük bir ordu ile Tebriz istikâmetine yürüdüğü haberi üzerine, Kanuni Sultan Süleymanâın gelişini hızlandırmak için hemen Oâna bir ariza göndermişti .
Kanuni Sultan Süleyman, zâten 1525 yılı Temmuzunda Şah Tahmasbâa bir tehditnâme göndermiş ve Şii-Safevî Devleti üzerine yürüyeceğini bildirmişti. Hatta, sünnî imam ve alimlerden şiiler aleyhine fetvâlar bile almıştı . Kanuni Sultan Süleyman gereken hazırlıkları, hayli geç de olsa yaparak, İstanbulâdan altıncı Sefer-i Hümâyûnâa çıkmıştı. 10-11 Haziran 1534 yılında İstanbulâdan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman; İstanbul, Galata, Üsküdar, Maltepe, Kıssahan Köprüsü, Gebze, Kala-i Hereke, Çınarlı, İzmit, Sitâre Köprüsü, Derbend-i Kazıklı, Dikilitaş, Kala-i İznik, Yenişehir, Akbıyık, Zincirlikuyu, Derbend-i Ermeni, Bozüyük, İnönü, Ilıca, Kala-i Kütahya, Altuntaş ovası, Çakırsaz menzillerinden sonra Elmadağıânda üç günlük avâdan sonra Afyon-Karahisarâa, müteakiben Akşehirâe vâsıl olmuşlardı.(30 Zilhicce 940/ 12 Temmuz 1534) Kanuni Sultan Süleyman Akşehirâde iken; Van, Vastan ve diğer kalelerin fethini bildiren Serasker İbrahim Paşaânın 4 Temmuz 1534 tarihli ikinci arzını almıştı .
Kanuni Sultan Süleyman âMuhibbiâ mahlasıyla şiirler yazmıştı. Şiirlerinden biri de, Irakeyn Seferi sırasında yazmış olduğu şu hamâsi gazeldir:
âAllah Allah diyelüm; Sancak-ı Şahî çekelüm,
Yürüyüb her yandan Şarkâa sipahî çekelüm,
İki yerden kuşanalım yine gayret kuşağın,
Bulaşub toz ile toprağa, bu râh-ı çekelüm.
Pâyimâl eyliyelüm kişverini Surhserâün
Gözüne, sürme deyû, dûd-i siyahı çekelüm.
Bize farz olmuş iken; olmamuz İslamâa zahîr,
Nice bir oturalum, bunca günâhı çekelüm,
Ey Muhıbbi, yürüyüb Şarkâa sipahi çekelümâ.
Kanuni Sultan Süleyman Akşehirâden itibaren; Arkıt Köprüsü, Ilgın, Pınarbaşı, Hâtun Çayırı(Zengi Gölü), Germükbeli, 8Muharrem 940/20 Temmuz 1534âde Konyaâya girip, Hz. Mevlâna vb. yerleri ziyaret etmişti. Burada ise, İbrahim Paşaâdan ulak gelip, Aras, Murat boyları ile Van Gölü çevresindeki fetholunan kalelerin anahtarları Kanuni Sultan Süleymanâa takdim edilmişti . Konyaâdan hareketle, Kanuni Sultan Süleyman; Hz. Molla Hünkâr, Karapınar, Akçaşar, Düden Gölü, Ereğli, Niğde, Bakauddin Çayırı, Develü Karahisarı, İncekara Köprüsü, Kayseri, Sarımsaklu suyu üstünde Barsama çayırı, Çubûğ ova, Şarkışla, Püsküllü, Latif Gölü, Danışmanluâdan 27 Muharrem940/8 Ağustos 1534âde Sivasâa girmişti .
Bu esnâda, Kanunîâden yardım istemek veya onu İranâa karşı savaşa teşvik etmek amacı ile, Yaşılbaş;/Özbek Hanı) Ubeydullah Han(1533-1539)âdan bir mektup gelmiş, Ubeydullahâın mektubuna Kanuni Sultan Süleymanâın cevabı gayet müsbet olup, gönderilen mektuptan memnun olduğu ve kızılbaşlara açtığı mücadelede muvaffakiyet ümit edildiği ve mücadeleye devam edileceği bildirilmişti .
Kanuni Sultan Süleyman, Sivasâtan yola çıkarak; Koçhisar(Hafik), Kazlıgöl, Koyulhisar önüne varmış ve vaktiyle Fatihâin iki defa, Yavuz Sultan Selimâinde Çaldıran seferinde yürüdüğü anayolu tutarak, doğuya doğru Çeribaşı köyü, Azim çayırı, Gümüştekin, Kabakluca ova, Aktepe, Yassı Çimen, Karaviran yolu ile Erzincanâa (10 Safer 941/20 Ağustos 1534âde) ulaşmıştı . Erzincanâda Sultan Süleymanâa Şirvan Beyi II.Şirvan Şah Halil (1524-1538)âden bir elçi gelmişti .
Kanuni Sultan Süleyman Erzincanâdan kalkıp, Çubuk boğaz, Derbend-i Subha Hanı, Tercanâı geçip, Kalâa-i Hûbân, Mama Hâtun, Cinis ve Erzurumâa vâsıl olmuştu .
Bu sırada,Ulama Paşa öncü kuvvetlerle, İbrahim Paşaâdan evvel Tebrizâe girmiş, burada şehir eşrafı tarafından karşılanmıştı. Ulama Paşa, şehrin en büyük camisi olan Uzun Hasan Camiiâne giderek, Kanuni Sultan Süleyman adına hutbe okutup, para bastırmıştı. Daha sonra da Tebrizâin anahtarlarını Osmanlı Padişahına göndererek: âİranâı isterseniz yanıma gelin, siz gelinceye kadar tamamını elimde tutacağım, Şah Tahmasb ki, şimdi Türkistan ile Horasanâda Tatarlar ile uğraşıyor, savaşacak kuvvete sahip değildir. Irak ile Azerbaycan sizi bomboş beklemektedir.â demekteydi .
Oysa, sefer Bağdatâı zaptetmek maksadıyla ilan edilmişti. Siyaset ve savaşın hedefi bu olabilir, fakat ordunun harekât hedefi düşman ordusuydu.Seferin asıl hedefi ise yakın şarkta hâkimiyetti . Osmanlı ordusu başlangıçta Halep, Mardin ve Musul yolu ile Bağdatâa yürüyüş hazırlığı yapmış olduğu halde, sonradan Halep, Diyarbakır, Tebriz istikâmetinde İran hududuna doğru yürümeyi kararlaştırmıştı. 20 Haziran 1534 tarihine kadar Diyarbakırâda toplanan Osmanlı askerleri; yeniçeri, sipahi, kapıkulları, Anadolu, Rûm, Karaman, Halep, Şam, Dulkadır, Diyarbakır ve Kürdistan askerlerinden mürekkep yaklaşık ellibin kişi kadardı. Güneydoğu Anadoluânun önemli bir şehri ve Akkoyunlulara başkentlik yapmış olan Diyarbakırâdan 22 Haziran 1534âde hareket eden Osmanlı ordusu, Bingöl yaylağında birçok kale ve şehrin anahtarlarını alarak, iki hafta kadar burada konakladıktan sonra, temmuz ayı başlarında Tebrizâe doğru yürümüşlerdi .
29 Zilhicce 940/11 Temmuz 1534 yılı cumartesi günü İbrahim Paşa, Tebriz civarındaki Saâdâbâdâa gelerek ordu ile burada konaklamıştı. Burada Tebriz ahalisinin seçkin bir heyâeti gelerek, Safevî başkentinin itaat ve inkıyâdını arzetmek suretiyle teslim olmuşlar, şehri yağma ve tahripten kurtarmışlardı. 1 Muharrem 941/ 13 Temmuz 1534 Pazartesi günü İbrahim Paşa, Tebrizâe muhteşem bir alayla girmişti. Böylece daha önce Yavuz Sultan Selim tarafından 1514 yılında ele geçirilen Safevî devleti başkenti, ikinci kez Osmanlılar tarafından fethedilmişti .
Serasker İbrahim Paşa, Tebrizâin idaresi için, bir kadı ile muhtelif memurlar tayin etmiş,Safevî başkenti o zamanki Osmanlı adaletiyle idare nizamı sayesinde hiçbir sarsıntıya uğramamıştı. İbrahim Paşa, gayretlerinin sonucu olarak Ulama Paşaâya Tebriz merkez olmak üzere, Azerbaycan Beylerbeyiliğini vermişti . İbrahim Paşa, Tebrizâde iken, Şirvanşah ailesinden Sultan II. Halil b. İbrahim ile Geylan Hânı Emir Dubaç Muzaffer Han, Osmanlılara itaatlerini arz- eylediler. Hazar Deniziânin batı kıyısında Reştâin merkezi olan bir beyliğe mensup, Muzaffer Han onbin askerle 21 Temmuz 1534âde İbrahim Paşa tarafına geçmişti . Tebrizâde birçok tayinler yapan İbrahim Paşa, birtakım tedbirler almayı da ihmâl etmedi. İran Ordusu henüz ortalıkta gözükmüyordu. İbrahim Paşaâda faaliyetlerini serbestçe yürütmekteydi.
Bu sırada, Kanuni Sultan Süleymanâın komutasındaki, İran üzerine yürüyen ikinci Osmanlı Ordusu, yüzbin kişi civarında olup, 1534 yılı İlkbaharından beri sefer için hazırlanmış, İstanbul, Konya, Kayseri, Sivas ve Erzurum yolu boyunca toplanmış, Padişaha katılarak 26 Safer 941/5 Eylül 1534âte Erzurum önlerinde konaklamıştı . Kanuni, Erzurumâa gelirken geçilmesi dar ve zor bir yer olan Sansa boğazından itibaren; Çubuk yurdu, Zorun Hanı(iki konak bir yapılarak), Mans köyü, Mama Hâtun hanından önce Hoybar isimli harap kale yakınına konmuştu. Burada iki gün kalınmış, o sırada Tercan ovası çevresindeki dağlara kar yağmıştı. Kanuni Sultan Süleyman ve paşalar, bu mevkide atlarına binerek süvari olarak yürümüşlerdi. Cephaneânin Kemah Kalesiâne konulması emrolundu. Eylül ayının ilk günü uzaktaki Penek konağına hareket edildi ve birçok tehlikeli boğazlar aşıldı. Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı Ordusu Aşkaleâden geçerek Cinisâe varmıştı .
Kanuni Sultan Süleyman, Erzurumâa gelmeden önce Cinisâte konaklarken Tebrizâden İbrahim Paşaânın elçisi gelerek, Azerbaycanâın fethedildiğini bu nedenle vilayetlere âZafernâmeâler gönderilmesinin uygun olacağı, Tebrizâde kışlamak güç olacağından, Padişahın Diyarbakırâa varmasının iyi olacağı bildirilmekteydi. Ayrıca, Geylan Şâhâının bir elçi ile başvezirden iltifat gördüğü, Ulama Paşaâya Azerbaycan Beylerbeyiliği ve Akkoyunluâdan Murad Beyâe Irak Beylerbeyiliğinin verildiği beyan edilmekteydi. Bu, İbrahim Paşaânın Kanuni Sultan Süleymanâa 21 Ağustos 1534 tarihli gönderdiği üçüncü mektubu idi . İbrahim Paşa, Serasker ünvanıyla Tebrizâden 10 Safer 941/21 Ağustos 1534âde Kanuni Sultan Süleymanâa gönderdiği arz(mektup)âda, harekât sırasında aldığı tedbirleri, yaptığı askerî ve idarî tayinleri vb. işleri belirtiyordu.
Yine bu mektuptan; Ulama Paşa ile Dulkadırlu Beylerbeyi Ahmed Paşaânın bazı İran kalelerinin ve umerâsının itaatlarını kabul ettiklerini, Tebrizâde Musa Sultan ile küçük bir çarpışmada bulunmuş olduklarını (25Muharrem 941/6 Ağustos 1534) müteakip, Serasker İbrahim Paşa, bütün Beylerbeyileri ve ordu ile 26 Muharrem 941/7 Ağustos 1534 Cuma günü Tebrizâe girerek otuz yıldır muattal kalan, Uzun Hasan Camiiânde, ehl-i sünnet üzere Cuma namazını kıldıklarını öğrenmiş oluyoruz .
İbrahim Paşaânın geniş malumât bulunan üçünü mektubunda; âGiylân ve Şirvan Padişâhları ki kadimden Şâh-ı gümrâh âsitânesine sürfürû idüb ana tâbi olmuşlar idi, lâkin cibillet ve hilkâtleri diyânet ve islam üzere olub, sâbıkda mektubları gelmişdi. Bendeleri berû câniblere azîmet ideliden defâtla mektublar gönderilüb Hz. Sâhib kırân-ı âlempenâh devletinde mezburlar kızılbaş-ı evbaşdan bil külliye rûgerdân olub âsitâne-i adâlet âşiyâna muhlis olmuşlardır... Medine-i Tebrizâe geldikden sonra Vilâyet-i Azerbaycanâa müteallık olan mevâzıın hıfz ve hirâseti içün dergâh-ı mualla cânibinden sancakbeğleri konulmak lâzım ve mühim olduğuna binaen Nahcıvan Sancağı fermân-ı şerifleri muktezâsınca yedi kere yüzbin(700.000) ile muşarun ileyh Ulama Paşa kullarının karındaşı Veli bendelerine ve Merağa Sancağı dahi altı kere yüzbin(600.000) ile mümâ ileyh ile bile gelen Veli Can kullarına ve Müşkin ve Serav ve Erdebil Sancağı dahi altı kere yüzbin(600.000) ile Şah Ali kullarına virilüb ve Azerbaycanâa müteallık Ohkân Ülkesi dahi sâbıkda kızılbaş-ı evbaşâdan nefret eyleyüb âsitâne-i saadet âşiyâna izhâr-ı ihlas iden Üveys Bey kullarına ve Mihrani Sancağı Zirriki Bahaeddin kullarına ve Vastan Sancağı Zahid bey oğlu Seyyid Mehmed Bey kullarına ve Çölmir Kürdistan Beylerinden olub südde-i saadet-bahşe itaat eyleyen Melek Bey bendelerine Medine-i Selmas Nur Ali Bey kullarına ve Livâ-i Saad Çukuru dahi on kere yüzbin(1.000.000) ile tâife-i evbâşâdan yüz döndürüb itaat eyleyen Hamza Sultanâa ve Gümrü Sancağı dahi Şeyhi Bey kullarına ve Livâ-i Rumâu dahi Gazi Kıran Bey bendelerine ve Deryas Sancağı dahi Sarımoğlu Kasım Bey kullarına ve Diyadinli Sancağı Ümmi Bey kullarına ve Curşen ve Çaldıran Sancağı dahi üçyüzbin(300.000) ile Hacı Bey kullarına tevcih olunub, hıfz ve hirâset-i memleket içün yerli yerlerine gönderildiâ .
İbrahim Paşa arzında devamla; â... Hudud-ı Azerbaycan bil külliye daire-i zapta getirilüb Irak-ı Acem câniblerine dahi asker-i zafer rehberden irsâl olunmak mühim ve lâzım olmağın Irak Beylerbeyiliği Bayındurluâdan Murad Bey kullarına münâsib görülüb tevcih olundu. Irak-ı Acemâe tâbi olan Livâ-i Hemedân dokuz yüzbin(900.000) ile Uluğ Bey Mirzaâya ve Kâşan dahi altı kere yüzbin(600.000) ile Bayındurluâdan diğer Murad Beyâe ... müşârun ileyh Ulama Paşa kulları dahi, Erdebil nevâhisinden bâzı müfsidler bir dağa tehassün(sığınmış) eylemişler, anlar üzerine gönderilüb inşaallah cemiyetleri parekende oldukdan sonra anlar dahi, Irak câniblerine varub Murad Paşa bendeleriyle bile ol cânibin feth ve teshiri hususunda olurlar...â .
Burada söz konusu olan, Kızılcadağa sığınmış bulunan Kızılbaş-Safevî askeri ile İbrahim Paşa tarafından,Ulama Paşa komutasında gönderilen Osmanlı askerinin kanlı çarpışmalarından bahsedilmektedir. Bu kayıt Osmanlı kaynaklarının bildirdiği Kızılcadağ sefer heyâetinden söz etmektedir. İbrahim Paşa; Tebrizâin emin bir belde (Dâruâl-Emân) olduğunu münasip bir yerde kale inşaatına başlandığını, belirtmekteydi . Bu â Şenb-i Gazân Kalesiâ nin yapılmaya başlandığının ifadesidir.
İbrahim Paşaânın Tebrizâden göndermiş olduğu üçüncü mektubun son kısımları şöyle bitiyordu: â... Tebrizâde kalâa binâ olunmasını fikr idüb bâzı münâsib mahal tedârik olunub binasına mübâşeret olundu. Medine-i Tebriz Hz. Sâhib-kırân-ı âlempenâhın taht-ı âli-bahtları olmuşdur. ... Devlet ve ikbâl ve saadet ve iclâl ile yürüyüb Azerbaycanâa müteallik olan Erciş nâm mahalle değin gelmek bâbında yümn-i himmet-i Hz. Sâhib kırân-ı mebzul buyurula inşaallahuâl-ızze saadet ile gelindikde geru bendeleri tarafına işaret-i âliyye buyurula ki Bağdat hâkimi olan Mehmed Han şöyle ki, bu kış dergâh-ı saadet destgâh kıbeline itaat etmeye kulları onun üzerine azimet eylemek niyyet olunmuşdur. Hz. Sâhib-i Kırân-ı rubâu meskun dahi saadet ile kışı Diyarbakırâda kışlamak münâsibdir, ana göre tedârik buyurula. Bu mübârek Saferüâl-Muzafferün onuncu gününde bu nâme-i ubûdiyyet-şiâar yazılub aâtebe-i ulyâ kullarından Mustafa ve Mehmed bendeleri irsâl olundu...â .
Kanuni Sultan Süleymanâa gönderilen bu arzâda, İbrahim PaşaTebrizâde neler yapılmakta olduğunu etraflıca bildirmekteydi. Tayinler, terfiler, bazı yerlerin teshiri, Kale inşaatı, yerli bey ve hâkimlerin Osmanlı Devletiâne itaat ve inkıyâdı gibi birçok meseleyle meşgul olunmaktaydı. İbrahim Paşa reâsen bu kadar geniş kararlar alıyor ve haklı olarakta kendisini selâhiyetli görüyordu. Çünkü, bu son arzını Kanuni Sultan Süleymanâa gönderdiği sıralarda Pâdişah da Sivas civarındaki Kasım Çayırı veya Azim Çayırı konağından, İbrahim Paşaânın Seraskerliğini ve selâhiyetlerinin genişliğini belirten bir ferman göndermişti. Pâdişah belki bazı dedi-koduların kulağına kadar gelmesiyle veyahut başvezirin gördüğü lüzum üzerine bu fermanı göndermek ihtiyacını duymuştu .
Elimizde, Kanuni Sultan Süleymanâın, İbrahim Paşaâyı geniş yetkilerle Serasker olarak Iran seferine gönderdiği hakkında 15 Ağustos 1534 tarihli bir ferman vardır .
Kanuni Sultan Süleyman, Erzurum civarında iken bu gelişmeler üzerine, Çermik Ilıcaâya gelinince ordunun Diyarbakırâda kışlamasını kararlaştırmış, bir gün konakladıktan sonra Erzurum önlerine gelinmişti . Bir müddet dinlendikten sonra, Erzurum Kalesini geçerek konak yapmış, Kanuni Sultan Süleyman buradan fetihler ile ilgili fetihnâmeler göndermişti. Padişah burada gömülü olan azizleri ziyaret ve duaâda bulunduktan sonra, kimsenin ileri gitmemesini emredip, âErzurum o gün nazar-ı iltifât-ı pâdişahi ile manzur olub, taâmirine ferman olunmuşturâ . Kanuni Sultan Süleyman ordusu ile Diyarbakırâa çekilmek ve orada kışlamak üzere hareket edip, Erzurumâdan Hasan kalâasıâna iki konak bir edilerek 6 Eylül 1534âde ulaşmıştı. Ertesi gün Çoban Köprüsü ve Aras nehri geçilip, 1 Rebiuâl-evvel 941/10 Eylül 1534 Perşembe günü Eleşgird ovası başındaki Aydın Bey köyü veya Alagöz, Kızlar kalâası, Aydın Beyli yolundan, Tebriz yolunu bırakıp, Erciş yoluna girmişti .
Kanuni Sultan Süleyman, kış mevsiminin de yaklaşmasından dolayı, binbir sıkıntı ile Hazır, Ser-i Ab-ı Gür Hamir, Çubuk, Çakırbeyli, Karye-i Ağı, Kalâa-i Ercişâe güçlükle 16 Eylül 1534âde ulaşırken, geriden topların gelmesini de burada beklemekteydi .
Bu arada, İbrahim Paşa, Tebriz şehrini daima itaat altında tutmak için Tebrizâin güneyinde Cengiz Han neslinden ve İranâın lhânî hükümdarlarından meşhur Gâzan Hanâın âŞenb-i Gâzanâ denilen türbesi civarında bir kale inşaa ettirmiş ve bu kaleyi yaptırabilmek için birçok ağır masraflar yapmak zorunda kalmıştı. Hareket halinde bulunan ordudan bin kadar okçu ve bazı umerâyı da kalenin muhafazası için koymuştu .
Ulama Paşa ve Defterdâr İskender Çelebi, İbrahim Paşaânın huzuruna gelerek, ikisi de aynı ifadeler ile; âBu memlekette eşkiyanın asıl ocağı Kızılcadağ yaylağıdır. Bir miktar asker ile varıp, dağını ocağını yok etmek gerekirâ diyerek, Başvezirâi kandırıp Ulama Paşa komutasına onbin seçkin asker alarak Kızılcadağ yönüne hareket edilmişti. Ulama Paşa emrindeki bu onbin asker, Kızılcadağ da Kızılbaş kılıçlarına yem edilmiş, hepsi sıkıcı dereler ve derbendler içinde telef olmuştu . Bu tedbirsizlik ve başarısız harekât İbrahim Paşaâya muhalifi olan İskender Çelebi ve Ulama Paşa tarafından yaptırılmış, yanlış tavsiye sonucu doğan acı neticelerdi.
Daha sonra, İskender Çelebi ve Ulama Paşa, Kızılcadağ başarısızlığı sebebi ile, İbrahim Paşaâya gelip; âŞahâın birliklerinden çekinmeye gerek yoktur. Hemen bir miktar asker ile varıp, Erdebilâi ve Şahâın oradaki ağırlığını ve barınaklarını çoğa-aza bakmadan talan ve tahrip edelimâ dediler ise de, Şah Tahmasbâın gelmekte olduğu haberi üzerine bundan vazgeçilmişti .
İbrahim Paşaânın İran umerâsından Menteş Sultanâa gönderdiği mektup önem arzetmektedir. Çünkü, İran Şahı Tahmasb tarafından, bu Menteş Sultan Azerbaycan müdafaasına memur edilmiş bir kimseydi. Safevî Devletiânde askeri ve idarî kadro içinde ileri gelen bir şahıstı.
İbrahim Paşa Tebrizâi zaptettiği sırada ona bir mektup yazmıştı . Menteş Sultanâın da diğer bazı beyler gibi Osmanlı Devletiâne itaat için hazır beklemekte olduğunu, kendisine duyurmuş olmasından duyduğu memnuniyeti belirten İbrahim Paşa, Pâdişahâın da; âasâkir-i deryâ misâl ile diyâr-ı şarka teveccüh-i hümâyûnâ eylediğini, geldiği vakit Tebrizâi taht edineceğini ve bu bölgeyi âmeâvây-ı ehl-i islamâ etmeden başka bir iş ile meşgul olmayacağını, haber veriyor ve hali hazırda Horasanâda olan Şah Tahmasbâın harekete geçirilmesi ve Azerbaycan bölgesine gelmesini temin eylemesini istiyordu . İbrahim Paşaânın atak ve girişken tavrı neticesini vermiştir. Aylardır ortalıkta gözükmeyen Şah Tahmasb ordusuyla Horasanâdan Azerbaycanâa doğru hareket etmişti. Fakat Kızılcadağ muharebesinden sonra, padişahlarını başlarında görmeyen Osmanlı ordusu içinde bir kısmı seslerini ve tenkitlerini artırarak: âŞahâa Şah, askere penâh gerekâ diyerek Kanuni Sultan Süleymanâı başlarında görmek arzularını yüksek sesle dile getirmişlerdi. Bunun üzerine İbrahim Paşa, 11Rebiuâl-evvel 941/21 Eylül 1534âde Padişâhâa ulaşılması için Ercişâe Ferhat çavuşla bir arz göndermişti .
İbrahim Paşa, bu arzında; â11 Rebiuâl-evvelâde Tebriz civarında oturak olunan Sâdâbâd nâm mahalden göçülüb aâdây-ı makruhun üzerine yürünüb bir konak ilerü Avcan(Ucan) nâm mahalle (ertesi gün) nüzûl olundukda düşman tarafından dil alınub adûy-ı makruhun ilerü gelen beğleri askerleriyle Avcanâa karib Miyâne nâm mahalle geldükleri muhakkak olduğı ecilden askeri mansûrdan onbin mikdarı kimesne çıkarılub karavul tarikiyle gönderilüb bilcümle aâdây-ı makruhla gereği gibi ulaşılmışdır. Lain-i mezkûr bunca zamandan berû kaçub uzak memleketlere gitmiş iken âelhamdulillâhâ Hz. Sâhib-kırân-ı âlempenâhın yümn-i himmedleri ile kendü ayağıyla gelmiştir...â . İbrahim Paşaânın bu arzı Kanuni Sultan Süleymanâa Ercişâte ulaşır-ulaşmaz, âKızılbaş içün geliyor deyû haber getürmeğin Tebriz tarafına göçmek içün otağ gitti ve divan olub, vezirler varub içerü girüb müşâvere olunduâ. 21 Eylül 1534âde Ercişâten kalkan Padişah; Bendimâhi, Karadere Ağzı, Seğmen ova, Deste dereyi aşıp, Hoyâa doğru yürümüştü .
Bu sırada İran ordusunun baskın yapmak niyetinde olduğunu haber alan İbrahim Paşa, ordusunu hemen Tebrizâin doğusundaki Avcan (Ucan) yaylasına çekmiş, düşman ordusunu orada beklemeğe başlamıştı. Düşmanla temas mevcut olmadığından ricat muntazaman yapılmış ve Kanuni Sultan Süleymanâın Ercişâten tesrii(hızlı) hareketi- üç merhaleyi bir günde kat edecek tarz üzere- haberi gelmişti . Ancak, Şah Tahmasbâın yakınlara kadar gelmiş olması, orduda bir çaresizlik ve perişanlığa sebep olmuştu. Pâdişâhın gelmekte olduğu, Hoyâa yaklaştığı haberi, İbrahim Paşaâya ulaştığı halde , Serasker yeniden bir ulak göndermiş, Pâdişâhâtan acilen gelmesini istiyordu .
İbrahim Paşaânın kendi el yazısı ile bu sefer esnâsında gönderdiği son mektubu harekeli olup; âFerah çavuş geldi, Sultanım buyurmuşsuz şükür Allahâa bendenüz Sultanım nâmusuna mâlum ola imdi, benim güzel Sultanum,eğer kızılbaş içün hal nedür buyurursanuz bendenüz ki, yürüdüm haber almış dönmüş karavul gönderdim ki, Şahâdan gayri kim var ise buluşsunlar, eğer Şah kendi ise bendenüz buluşuruz erenler himmetiyle Sultanum hayır duaâdan unutman eğer cenk için buyurursanız hergün cenkdür amma hubbullah bize inâyet ider erenler himmeti ile heman Sultanum inâyet eylen Tebrizâe konman geçün bendenüz konağına konun esili vardur...â . Bu vaziyette İbrahim Paşaânın telaşa düştüğü ve gönderdiği son arizâ ile de Padişahın hareketini tââcil etmesi istirhamında bulunduğu gözükmekteydi. Bir tarafta muhalifleri tarafından askerlerin kışkırtıldığını, aleyhine dedi-kodular yapıldığını duyan İbrahim Paşa gerçekten zor durumdaydı. Ama o Şah Tahmasbâla savaşmayı da göze almak cesaretini göstermişti.
Öte yandan, Şah Tahmasb Heratâtan Mâverâünnehrâe yürümeye hazırlanırken, acele ile dönerek, Osmanlı ordusuna karşı mücadele için hazırlıklarını tamamlayıp, önden Behrâm ve Elkâs Mirzâları sevk ederek Irak-ı Acemâe yönelmişti .
Kanuni Sultan Süleyman başvezir İbrahim Paşaânın içinde bulunduğu durumun önemini anlayarak, Ercişâten itibaren üç konağı bir ederek süratli bir şekilde ordusuyla 19 Rebiuâl-evvel 941/ 28 Eylül 1534 Pazartesi günü Tebrizâe ulaşmıştı. âTebriz halkı cümleten çıkub Pâdişâhı istikbâl idüb(yollara) bî nihâye kumaşlar bezler döşedilerâ. Şallar ve kumaşlarla şehri donatan Tebrizâliler Pâdişâhı Sâd-âbâd ovasında karşılamışlardı .
29 Eylül 1534âde Salı günü Kanuni Sultan Süleyman ve Serasker İbrahim Paşa Avcan(Ucan) yaylağında buluşmuşlardı. Bu birleşme tam vaktinde olmuştu. Solakzâde: âPâdişâh hazretleri Avcan sahrasına bedene can dühûl eder gibi nüzûl eyledilerâ cümlesi ile bu meselenin önemini beyan etmişti. İki Osmanlı ordusu burada birleşip, İbrahim Paşa ve askerleri, uğurlu Pâdişâhı istikbâl eylemişlerdi. Bütün asker sevinç ve huzura gark olmuştu .
Kanuni Sultan Süleymanâın Serasker İbrahim Paşa ile, Irakeyn Seferi için, Şah Tahmasbâın yazlık ordugâh-ı olan Ucan Yaylasıânda buluşması, Osmanlı Ordusuânu çok mutlu ederken, öte yandan İran Ordusu ve Şah Tahmasbâı büyük bir telaş, korku ve dehşet içerisine düşürmüştü. Osmanlı Ordusuânun birleşmesi, İran Şahâında taarruz şöyle dursun, savaş kabûlüne bile cesaret bırakmayarak 30 Eylül 1534âden itibaren ricatlarına sebep olmuştu. Şah Tahmasb Çaldıran(1514) hâtıralarının da canlılığını koruduğunu düşünerek selâmeti tekrar doğuya doğru kaçmakta bulmuştu . Bu esnâda Osmanlı Devleti ve Ordusu prestij ve güç kazanmıştı. Çarpışmaya cesareti kalmayan Şah Tahmasb, endişe ve çaresizlik içinde memleketinin iç taraflarına doğru çekilmişti.
Kanuni Sultan Süleyman bütün sorumluluk ve yetkiyi kendisinde toplayarak, itaatını arzeylemiş olan Geylân Hâkimi Muzaffer Sultanâın tekrar ülkesine dönmesine müsade etmiş, Ulama Paşaâyı Azerbaycan valisi olarak tayin etmişti. Hazarâın batı kıyısında Türkleşmiş olan Şirvanşah Hanadânıânın itaatını kabul edip, Şirvanşah II. Halilâin oğlu Mehmed Mirzââyı Tebriz muhafızlığına bırakmıştı. Tebrizâe kadı tayin edilip, Şenb-i Gazân Kalesiâne beyler ve askerler görevlendirilip, Tahran istikâmetine çekilmiş olan Şah Tahmasbâın ordusunun takibine karar verilmişti . Bu sırada Şah Tahmasb başkentini güvenli görmediğinden ve Tebriz şehri Osmanlıların eline geçtiği için, hükûmet merkezini Kazvinâe nakletmişti. Bu da ileride, Fars Kültürüânün hâkim olduğu Kazvinâde, Safevîlerin Türk Kültürüânden uzaklaşmalarına etki edecekti.
Kanuni Sultan Süleyman, bu safhadan sonra bir yıl kadar, İran topraklarında Şah Tahmasb ve askerlerini tâkip ve kovalamaya koyulmuştu. Tabi olarak pek çok yeri ziyaret, bakım ve onarım faaliyeti ile arazi tahriri de yaptırmıştı. Şah Tahmasb bu süre içerisinde savaşmaya cesaret edemeyip, askerleriyle köşe-bucak kaçmıştı.
Nihâyet, Kanuni Sultan Süleyman sefer dönüşünde, 5 Ekim 1535âde kurulan divanda; Erzurum Eyâletiâni teşekkül ettirerek, buranın Beylerbeyiliğiâne Dulkadırlu Mehmed Beyi tayin etmişti. Mehmed Bey, kardeşleri Mirzâ Ali ve Behrâm beyler ve yeğenleri Şah Mehmedâle beraberinde Dulkadırlu Uruğu yakınları ve Tebrizâden katılan sünni ahaliyle Erzurumâa gönderilmişti. 5 Eylül 1534âde âTürbeleri ziyaretâ sırasında, Kanuni Sultan Süleyman Erzurum şehrinin onarımını emretmişti. Erzurumâun onarımı henüz devam ettiği için, Dulkadırlu Mehmed Hanâın kardeşleri Pasinâin merkezindeki Avnik Kalesiânde Tebrizâden gelen ahali ile geçici olarak yerleşmişti. Mehmed Hanâda Bayburt Kalesiâne, Erzurumâun tamirâtı bitinceye kadar oturmuştu .
Erzurum Eyaletiânin kurulmasıyla birlikte, Erzurum ve Kars havalisindeki, Avşar- Türkmen Beyliğiânede son verilmişti. Çaldıran Seferiânde Yavuz Sultan Selimâe itaat ve inkıyât etmiş olan Avşarlu Sevindik Han Korcu-başı, Yavuz Sultan Selimâin vefâtından sonra tekrar Safevîlere temâyül etmişti. 1534âde Kanuni Sultan Süleyman Erzurumâdan geçerken Avşar Beyliğiâni ilga etmişti. Dulkadırlu Mehmed Hanâın Erzurum Beylerbeyi olmasıyla, Erzurum ve Kars havâlisi artık bir Osmanlı vilâyeti şeklini almıştı . Mehmed Han, üç yıl kadar Bayburtâta oturduktan ve Erzurum şehri de bu süre içerisinde tamir ve onarımı tamamlandıktan sonra, gelerek buraya yerleşmişti .
Sonuç olarak; Irakeyn Seferi ile Osmanlılar; Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Azerbaycanâın Safevîler tarafından işgalini engellemişler. Ayrıca, olumlu gelişmelere,hizmetlere,beraberlik ve kaynaşmaya vesile olmuşlardır.Erzurum, Diyarbakır, Adilcevaz, Erciş, Van, Bingöl vb. şehirlerimiz tamir ve imar faaliyetleriyle daha da güzel ve mamûr hale gelmiştir.
BİBLİYOGRAFYA
Ali, Gelibolulu Mustafa, Kitabuât-Târihi Künhuâl-Ahbâr,nr.920, Raşid Efendi Ktb., Kayseri, 1083h.
Asrar, Ahmet Nihat, Kanuni Sultan Süleyman ve İslam Alemi, 2.Baskı, Hilal Yayınları, İstanbul, tarihsiz.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Fekete Tasnifi, Nr. 121.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Fekete Tasnifi, Nr.129.
Bostan, (Ferdi), Süleymannâme, Ayasofya kitaplığı,nr.3317,(Türkçe Yazma),Süleymaniye ktb, İstanbul.
Celâlzâde, Koca Nişancı Mustafa Çelebi, Tabakâtuâl-Memâlik Fi Deracâtiâl-Mesâlik, Fatih Kitaplığı, nr.4423, (Türkçe Yazma) Süleymâniye Ktb., İstanbul.
Danışman, Zuhri, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I-XIV,Yeni Matbaa, İstanbul, 1965.
Danişmend, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I-IV, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1948.
Feridun Bey, Münşeatuâs-Selâtin, İstanbul, 1274-1275 h.
Gökbilgin, M. Tayyib, âİbrahim Paşaâ, İ.A., M.E.B.,İstanbul,1968,C.V/2, ss.908-915.
Gökbilgin, M. Tayyib, âSüleyman Iâ, İ.A., C.XI., ss. 99-155.
Gökbilgin, M. Tayyib,Kanuni Sultan Süleyman, 2.Baskı, M.E.B.,Yayınları, İstanbul, 1992.
Gökbilgin, M.Tayyib,âArz ve Raporlarına Göre İbrahim Paşaânın Irakeyn Seferindeki İlk Tedbir-leri ve Fütûhâtıâ, Belleten, T.T .K., Basımevi, Ankara, 1957,S.83, C.XXI, ss. 449-483.
Göyünç, Nejat, XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1991.
Hammer, Joseph Pustgall, Devlet-i Osmaniyye Tarihi, Terc. Mehmed Atâ,Selânik Matbaası, İstanbul, 1330 h.
Hilmi, M., Kanuni Sultan Süleyman âın 1533-1535 Bağdad Seferi, Askeri Basımevi, İstanbul, 1932.
Karaçelebizâde, Abduâl-Aziz, Süleymannâme, Hacı Mahmut Kitaplığı, nr.4823, Süleymaniye ktb., (Bulak Matbaası, Mısır), İstanbul, 1248 h.
Karaçelebizâde,Tarih-i Ravzatuâl-Ebrâr, Hüsrev Paşa Kitaplığı, nr.397, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1238h.
Kevserâni, Vecih, El-Fakih veâs-Sultan,(Osmanlı ve Safevilerde Din Devlet İlişkisi), çev. Muhlis Canyürek, Denge Yayınları, İstanbul, 1992.
Kırzıoğlu, Fahrettin, Kars Tarihi I, Işıl Matbaası, İstanbul, 1953.
Kırzıoğlu, Fahrettin, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi,T.T.K. Basımevi, Ankara, 1993.
Konukçu, Enver, Selçuklulardan Cumhuriyete Erzurum, Y.Ö.K. Matbaası, Ankara, 1992.
Kütükoğlu, Bekir, âTahmasp Iâ, İ.A., M.E.B. İstanbul, 1970, C.XI., ss.637-647
Matrakçı, Nâsuh es-Silâhî, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han, Nşr.Hüseyin Gazi Yurdaydın, T.T.K.Basımevi, Ankara, 1976.
Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Sahâifuâl-Ahbâr fi Vekâyiuâl-Aâsâr, Terc. Nedim Ahmed, Hacı Mahmud Kitaplığı, nr.4741, Süleymâniye ktb., İstanbul, 1285h.
Nişancı Mehmed Paşa, Tarihi Nişancı Mehmed, İzmirli İsmail Hakkı Kitaplığı, nr.2375, Süleymaniye ktb., İstanbul, 1290 h.
Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, I-XIV, Ötüken yayınları, İstanbul, 1977
Öztuna, Yılmaz, Kanuni Sultan Süleyman , Kült. Bak. Yayınevi, Ankara, 1989.
Peçevî İbrahim Efendi, Tarih-i Peçevî, Amire Matbaası, İstanbul, 1281-1283h.
Saray, Mehmet, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, T.K.A.E.Yayınları, Ankara, 1990.
Şeref Han, III. Şemseddin b. Şeref Bidlisî, Tarih-i Şerefnâme, (Farsça Yazma),, nr.4539/12, Mehmed Paşa ktb., Darende, 1051h.
Sertoli Salis, Renzo, Muhteşem Süleyman, Çev. Şerafettin Turan, A.Ü.Basımevi, Ankara, 1963.
Solakzâde Mehmed Hemdemî, Solakzâde Tarihi, Mahmud Bey Matbaası, İstanbul, 1297 h.
Süheyli, Ahmet b. Hemdem, Tarih-i Şâhi, Fatih Kitaplığı, nr.4356, (müellif hattı, Türkçe Yazma), Süleymaniye ktb. İstanbul.
Sümer, Faruk, Safevî Devletiânin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, (Şah Tahmasb İsmail ile Halefleri ve Anadolu Türkleri), T.T.K. Basımevi, Ankara, 1992.
T.S.M.A., Ev. nr.11997.
T.S.M.A., Ev. nr.4080/1.
T.S.M.A., Ev. nr.5878.
T.S.M.A., Ev.Nr. 2759.
T.S.M.A., Ev.Nr. 4080/2.
T.S.M.A., Ev.Nr. 5860.
T.S.M.A., Ev.nr. 6550.
T.S.M.A., Ev.nr.6915.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, T.T.K.Basımevi,Ankara,1988.
Yücel, Yaşar, Muhteşem Türk Kanuni ile 46 Yıl, T.T.K.Basımevi, Ankara, 1991.
